Deyim Z

1 . Zahmet çekmek : Bir işi yaparken büyük emek, yorgunluk ve sıkıntıya katlanmak, zorluklarla uğraşmak anlamına gelir.
2 . Zahmet etmek : Birisi için özellikle çaba göstermek, bir işi yapmak üzere harekete geçmek ve emek vermek demektir.
3 . Zahmet vermek : Bir kimseyi kendi işi veya bir ricası için yormak, onun vaktini ve enerjisini kullanarak rahatsızlık vermek anlamında kullanılır.
4 . Zahmete değer : Yapılacak iş veya harcanacak emeğin sonunda alınacak sonucun, çekilen sıkıntıyı karşılayacağını ifade eden bir deyimdir.
5 . Zahmete girmek : Bir işi başarmak için bilinçli şekilde emek ve çaba harcamak anlamına gelir.
6 . Zahmete sokmak : Başkasını gereksiz yere uğraştırmak, ona iş çıkarmak ve onun zamanını ve enerjisini almak anlamındadır.
7 . Zahmeti göze almak : Karşılaşılacak zorlukları bilerek kabul edip işe girişmek demektir.
8 . Zahmeti rahmete dönüşmek : Çekilen büyük sıkıntıların ve zorlukların sonunda çok güzel, hayırlı ve huzur verici bir sonuca ulaşması durumunu ifade eden bir deyimdir.
9 . Zam üstüne zam gelmek : Fiyatların kısa sürede defalarca artması anlamına gelir.
10 . Zaman almak : Bir işin veya sürecin tahmin edilenden daha uzun sürmesi ve bitmesi için beklemek gerektiğini ifade eder.
11 . Zaman aşımına uğramak : Bir hakkın veya yükümlülüğün belirli bir süre içinde kullanılmaması veya yerine getirilmemesi sonucunda hukuki geçerliliğini yitirmesi durumudur.
12 . Zaman çizelgesi : Bir projenin veya sürecin başlangıcından bitişine kadar olan tüm aşamalarını ve zamanlamalarını gösteren plan anlamına gelir.
13 . Zaman dar gelmek : Bir işi yetiştirmek için yeterli vaktin olmaması, sürenin yetersiz kalması ve bunun yarattığı telaş halidir.
14 . Zaman faktörü : Bir kararda veya sonuçta, geçen sürenin ve zamanlamanın ne kadar belirleyici ve önemli olduğunu vurgulayan ifadedir.
15 . Zaman geçtikçe : Bir şeyin, süre ilerledikçe değişmesi, gelişmesi veya eskisi gibi kalmaması anlamında kullanılan bir kalıptır.
16 . Zaman kaybetmek : Boşuna veya verimsiz bir şekilde vakit harcamak, yapılacak işe odaklanmayarak süreyi boşa geçirmektir.
17 . Zaman kaybına uğramak : Beklenmedik bir aksaklık veya engel yüzünden planlanan işin gecikmesi ve vaktin boşa harcanması demektir.
18 . Zaman kazanmak : Bir işi geciktirerek kendine avantajlı bir süre oluşturmak anlamına gelir.
19 . Zaman kollamak : Doğru veya uygun anı beklemek, fırsatın gelmesi için sabırla gözlem yapmak anlamına gelir.
20 . Zaman mefhumu : Kişinin zamanın nasıl geçtiğini algılayamaması, zamanı unutacak kadar bir işe dalması veya zamanla ilgili bir kavramının olmamasıdır.
21 . Zaman öldürmek : Faydasız uğraşlarla boş vakti bilinçsizce geçirmek demektir.
22 . Zaman öldürmeye bakmak : Kasıtlı olarak bir işle uğraşır görünüp aslında amacın sadece vakit geçirmek olduğunu belirten bir deyimdir.
23 . Zaman ruhu : İçinde yaşanılan çağın düşünce yapısını, değerlerini ve genel eğilimlerini ifade eden geniş bir kavramdır.
24 . Zaman sıkışıklığı : Birçok işin aynı döneme denk gelmesi ve hepsini yetiştirmek için yeterli vaktin olmamasından kaynaklanan baskı halidir.
25 . Zaman tanımak : Birine hazırlık yapabilmesi için yeterli süre vermek anlamına gelir.
26 . Zaman tüneli : Geçmişte yaşanan olayların zihinde canlanarak adeta bir film şeridi gibi gözün önünden geçmesi halini anlatır.
27 . Zamana bırakmak : Bir sorunun çözümü için hemen harekete geçmeyip, olayın doğal akışı içerisinde zamanla çözülmesini beklemek anlamına gelen bir deyimdir.
28 . Zamana uymak : İçinde bulunulan dönemin şartlarına, geleneklerine veya modasına göre hareket ederek çevreye ve koşullara uyum sağlamak halidir.
29 . Zamana yaymak : Bir işi aceleye getirmeden, zamana bölerek ve geniş bir süreç içerisinde yavaş yavaş bitirmeyi hedefleyen bir çalışma yöntemini ifade eder.
30 . Zamane çocuğu : Günümüzün değerlerine, alışkanlıklarına ve teknolojisine uygun yetişmiş, farklı bir kuşağa mensup gençleri tanımlar.
31 . Zamane çocuğu olmak : Bulunduğu dönemin alışkanlıklarına göre şekillenmiş kişi olmak demektir.
32 . Zamane olmak : İçinde bulunulan dönemin şartlarına, modasına ve yaşam tarzına uygun davranmak veya o döneme ait olmak demektir.
33 . Zamanı avucuna almak : Vakti o kadar iyi ve planlı kullanmak ki, her işi vaktinde bitirip zamanın kontrolünü tamamen kendi elinde tutmak anlamına gelir.
34 . Zamanı boşa harcamak : Değerli vakti faydasız işlerle tüketmek anlamına gelir.
35 . Zamanı geçmek : Bir şeyin artık geçerliliğini yitirmesi, modasının eskimesi veya o işin yapılması gereken en uygun vaktin geride kalmasıdır.
36 . Zamanı gelmek : Bir işin yapılması için en uygun anın oluşması anlamına gelir.
37 . Zamanı kollamak : En uygun anı sabırla beklemek demektir.
38 . Zamanın çarkından geçmek : Hayatın getirdiği pek çok zorlu tecrübeyle olgunlaşmak, yaşanmışlıklarla birlikte hayata karşı çok daha bilge ve hazırlıklı bir duruş sergilemektir.
39 . Zamanın gerisinde kalmak : Gelişmelere ayak uyduramamak demektir.
40 . Zamanın nabzını tutmak : Güncel gelişmeleri yakından takip etmek anlamına gelir.
41 . Zamanın ruhuna uymak : İçinde bulunulan dönemin şartlarına uygun davranmak demektir.
42 . Zamanın ruhunu yakalamak : İçinde bulunulan dönemin gerekliliklerini, eğilimlerini ve ihtiyaçlarını anlayıp ona göre davranmak demektir.
43 . Zamanında yetişmek : Bir işi veya görevi önceden belirlenen süre içinde tamamlamak, son ana kalmadan bitirmek anlamındadır.
44 . Zamanını almak : Bir işin tahmin edilenden daha fazla sürmesi ve kişinin vaktinin büyük kısmını kaplaması anlamına gelir.
45 . Zamanını doldurmak : Bir görevde veya bir yerde belirlenen sürenin sonuna gelmek, artık o pozisyonda kalma vaktinin dolmasıdır.
46 . Zamanını şaşmak : Günün veya saatin kaç olduğunu bilememek, zaman algısını kaybetmek veya yanlış tahmin etmek anlamına gelir.
47 . Zamanla kabullenmek : Başta zor gelen bir durumu alışarak kabul etmek anlamına gelir.
48 . Zamanla yarışmak : Kısıtlı süre içinde bir işi yetiştirmeye çalışmak demektir.
49 . Zamansız açılmak : Uygun olmayan bir anda düşüncelerini veya planlarını ortaya koymak anlamına gelir.
50 . Zamansız öten horoz : Herkesin kabul ettiği kuralların dışına çıkarak, söylenmemesi gereken bir şeyi yanlış zamanda ve ortamda dile getiren kişiler içindir.
51 . Zamansız yakalanmak : Hazırlıksız ve beklenmedik bir durumla karşılaşmak demektir.
52 . Zannetmek : Bir şeyin doğru olup olmadığını tam bilmeden, sadece kendi kişisel tahminlerine veya sınırlı duyumlarına dayanarak bir yargıya varmak demektir.
53 . Zannı galip gelmek : Bir durum hakkında kesin kanıt olmasa da, ihtimallerin yüksekliği nedeniyle o işin öyle olduğuna dair içinde çok güçlü bir inanç beslemektir.
54 . Zapt etmek : Bir yeri veya bir şeyi zor kullanarak ele geçirmek ya da güçlü duyguları kontrol altında tutarak dışarı vurmamaktır.
55 . Zapturapt altına almak : Bir yerdeki veya bir topluluktaki düzensizliği, disiplinsizliği ve karmaşayı sert kurallar uygulayarak tam bir denetim ve kontrol altına alma eylemidir.
56 . Zar atmak : Büyük bir risk alarak sonucu belirsiz bir işe girişmek anlamına gelir.
57 . Zar zor : Çok büyük güçlüklerle, ucu ucuna yetişerek veya binbir emek harcayarak bir işi ancak bitirebilmek anlamında kullanılan bir deyimdir.
58 . Zar zor geçinmek : Maddi imkânsızlıklar içinde hayatını sürdürmek anlamına gelir.
59 . Zarar etmek : Yapılan bir iş veya yatırım sonucunda para veya değer kaybetmek, kar yerine maddi açıdan geriye gitmek anlamındadır.
60 . Zarar görmeden atlatmak : Olumsuz bir durumu kayıp yaşamadan geçmek demektir.
61 . Zarar görmek : Fiziksel, duygusal veya maddi anlamda bir kayba, hasara veya olumsuz etkiye maruz kalmak demektir.
62 . Zarar ziyan hesabı yapmak : Girişilen bir işin sonunda ortaya çıkan kayıpları detaylıca incelemek ve bu durumun gelecekte yaratacağı olumsuz etkileri önceden kestirmeye çalışmaktır.
63 . Zarara girmek : Beklenmedik bir olay sonucunda maddi bir kayba uğramak veya bir işin maliyetinin planlanandan çok daha yüksek çıkmasıdır.
64 . Zarara uğramak : Maddi veya manevi kayıp yaşamak demektir.
65 . Zarardan dönmek : Yanlış giden bir işte veya kötü bir alışkanlıkta daha fazla kayıp yaşamadan, geç de olsa vazgeçmek anlamına gelir.
66 . Zararı yok : Olumsuz gibi görünen bir durumun aslında çok da önemli olmadığını, kabul edilebilir olduğunu ifade etmek için söylenir.
67 . Zararın neresinden dönsen kâr : Yanlıştan erken vazgeçmenin her durumda fayda sağlayacağını anlatır.
68 . Zararın neresinden dönülse kârdır : Yapılan yanlış bir işte veya alınan kötü bir yolda geç de olsa vazgeçmenin faydalı olduğunu anlatır.
69 . Zararın telafisi : Oluşan bir kaybı veya hasarı gidermek, eski haline getirmek veya en azından dengelemek için yapılan çabadır.
70 . Zararına katlanmak : Olumsuz sonuçları bilerek göze almak anlamına gelir.
71 . Zararını telafi etmek : Yaşanan kaybı başka yollarla dengelemek anlamına gelir.
72 . Zarf ve mazruf uyuşmamak : Bir kişinin dış görünüşü ile iç dünyasının, sözleri ile davranışlarının birbiriyle tutarlı olmaması durumudur.
73 . Zarif bir davranış : İnce düşünülmüş, nazik, kibar ve karşı tarafı incitmekten özenle kaçınan hareketler için kullanılan ifadedir.
74 . Zarif bir şekilde : Bir işi kaba ve düşüncesizce değil, ince, özenli ve hoş bir biçimde yapmak anlamına gelir.
75 . Zart zurt etmek : Birine karşı yetkisi olmadığı halde sert, kaba ve emredici bir üslupla konuşarak baskı kurmaya çalışmak anlamına gelir.
76 . Zaruret olmak : Bir şeyin yapılmasının artık bir lüks değil, zorunluluk ve ihtiyaç haline gelmesi durumunu ifade eder.
77 . Zatına mahsus olmak : Bir davranışın, üslubun veya özelliğin sadece o kişiye özgü olması, başkalarında bulunmayan ve onu farklı kılan bir nitelik taşımasıdır.
78 . Zaval vermek : Birine veya bir şeye istemeden de olsa zarar gelmesine, onun incinmesine veya maddi kayba uğramasına neden olmaktır.
79 . Zayıf anında yakalamak : Karşısındakinin güçsüz olduğu zamanı kollamak demektir.
80 . Zayıf duruma düşmek : Gücünü veya itibarını kaybetmek anlamına gelir.
81 . Zayıf düşmek : Fiziksel veya ruhsal olarak gücünü kaybetmek demektir.
82 . Zayıf düşürmek : Birini fiziken ya da ruhen güçsüz hale getirmek demektir.
83 . Zayıf görünmek : Kararsız veya etkisiz bir izlenim vermek demektir.
84 . Zayıf halka olmak : Bir ekip veya sistem içerisinde performansı en düşük olan, güvenilirliği az ve sistemin kopmasına neden olabilecek en hassas noktayı temsil etmektir.
85 . Zayıf noktasını bulmak : Birinin açık yönünü keşfederek avantaj sağlamak anlamına gelir.
86 . Zayıf tarafını kollamak : Karşısındakinin açıklarını sürekli gözetlemek anlamına gelir.
87 . Zayiat vermek : Bir çatışmada, kazada veya zorlu bir süreçte personel, araç ya da mühimmat gibi değerli varlıkların bir kısmını kaybetmek durumunu ifade eder.
88 . Zehir etmek : Güzel giden bir durumu veya günü, yapılan bir davranışla ya da söylenen acı bir sözle berbat hale getirmektir.
89 . Zehir gibi : Çok acı, kötü, üzücü veya ağır bir durumu anlatmak için kullanılır, aynı zamanda çok hızlı ve etkili olan şeyler için de söylenir.
90 . Zehir gibi olmak : Çok zeki, hızlı kavrayan ve atik olmak demektir.
91 . Zehir hafiye : En küçük ipuçlarını bile değerlendirerek karmaşık olayları çözen, çok zeki, dikkatli ve ayrıntıları asla gözden kaçırmayan araştırmacı kişiler için kullanılan bir deyimdir.
92 . Zehir olmak : Bir şeyin veya durumun kişiye çok sıkıntı vermesi, onu rahatsız etmesi ve içine fenalık hissi getirmesi demektir.
93 . Zehir saçmak : Sözleriyle çevresine sürekli olumsuzluk yaymak demektir.
94 . Zehir zemberek : Söylenen bir sözün veya yazılan bir yazının çok ağır, kırıcı, sert ve insanın içini acıtacak derecede olması durumudur.
95 . Zehir zemberek söz : Çok acı, ağır, kalp kırıcı ve insanın içine işleyen sert ve incitici laflar için kullanılan bir deyimdir.
96 . Zehir zemberek sözler söylemek : Son derece sert ve kırıcı ifadeler kullanmak anlamına gelir.
97 . Zehir zıkkım olmak : Yapılan işin kişiye hiçbir mutluluk vermemesi anlamına gelir.
98 . Zehir zıkkım olsun : Bir şeyden duyulan aşırı nefret ve tiksinme sonucu, onun tamamen yok olması için söylenen bir bedduadır.
99 . Zehiri zembereği içinde : Kötü niyetini ve öfkesini dışarıya belli etmeden kendi içinde saklayan, her an kötülük yapmaya hazır sinsi kişiler için kullanılır.
100 . Zehirlenmiş gibi olmak : Büyük bir huzursuzluk ve sıkıntı içinde bulunmak demektir.
101 . Zekâ parıltısı göstermek : Beklenmedik derecede akıllıca davranış sergilemek anlamına gelir.
102 . Zekâsı parlamak : Birinin bir olay karşısında gösterdiği üstün kavrayış ve çözüm üretme yeteneğiyle çevresindekileri kendine hayran bırakması ve bir anda ön plana çıkmasıdır.
103 . Zekâsıyla parlamak : Akıllı davranışlarıyla kısa sürede dikkat çekmek demektir.
104 . Zekâtını verse doyurur : Bir kişinin çok zengin olduğunu, mal varlığının çok küçük bir kısmının bile başkalarına fazlasıyla yeteceğini anlatan bir benzetmedir.
105 . Zembereği boşalmak : Enerjisi, gücü, heyecanı veya motivasyonu tamamen tükenmek, bitkin ve isteksiz bir hale gelmek anlamına gelir.
106 . Zembereği kurmak : Kendine gelmek, enerji toplamak veya bir işe yeniden motive olmak için güç ve istek bulmak demektir.
107 . Zemheri zürefası : Kışın en şiddetli soğuklarında bile şıklık uğruna incecik kıyafetlerle gezen, sağlığını hiçe sayan insanlar için kullanılan alaycı bir deyimdir.
108 . Zemin hazırlamak : Bir olayın gerçekleşmesi için uygun ortam oluşturmak demektir.
109 . Zemin kaybetmek : Daha önce sahip olunan avantajlı durumu yitirmek anlamına gelir.
110 . Zemin yoklamak : Bir teklifte bulunmadan veya bir adım atmadan önce, karşı tarafın niyetini ve ortamın uygunluğunu anlamak için gizlice nabız ölçmek, araştırma yapmaktır.
111 . Zemini sağlam tutmak : Olası risklere karşı temeli güçlü hale getirmek demektir.
112 . Zengin göstermek : Olduğundan daha varlıklı görünmeye çalışmak veya bir eşyanın, kıyafetin kalitesiyle kişiye çok daha üst düzey ve prestijli bir hava katmasıdır.
113 . Zengin kalkışı yapmak : Bir mecliste veya misafirlikte otururken, hiçbir ön belirti vermeden aniden ve aceleyle kalkıp gitmek anlamına gelen bir tabirdir.
114 . Zerre kadar : Bir şeyin çok küçük bir parçasını, en ufak miktarını veya o konudaki en ufak bir belirtiyi bile temsil eden ifadedir.
115 . Zerre kadar şüphesi olmamak : Bir konunun doğruluğundan veya bir kişinin dürüstlüğünden en ufak bir tereddüt duymayacak kadar emin olmak, tam bir güven beslemek demektir.
116 . Zevahiri kurtarmak : İçten ve gerçek anlamda olmasa da, dışarıdan görünüşte bir işi veya sorumluluğu yerine getirmiş gibi yapmak demektir.
117 . Zevk almak : Yapılan bir işten veya yaşanan bir durumdan keyif duymak, hoşnut olmak ve mutluluk hissetmek anlamına gelir.
118 . Zevk düşkünü : Hayattan sürekli keyif alma peşinde koşan, eğlenceye ve rahata düşkünlüğü abartılı olan kişiler için kullanılır.
119 . Zevk vermek : Bir şeyin yapılması veya yaşanması sırasında insana hoş duygular hissettirmesi, keyif ve mutluluk sağlamasıdır.
120 . Zevki sefa sürmek : Hayatın keyifli yanlarını yaşamak, eğlenmek, rahatına düşkün bir şekilde vakit geçirmek anlamına gelir.
121 . Zevki selim sahibi : İnce ve doğru bir beğeni, estetik anlayış ve iyi bir yargı yeteneğine sahip olan kişiler için kullanılır.
122 . Zevkine düşkün olmak : Hayatın keyif veren yönlerine aşırı önem vermek demektir.
123 . Zevkine varmak : Bir şeyin tadını çıkarmak, onun güzelliğini veya keyfini derinden hissederek yaşamak, anın hakkını vermek demektir.
124 . Zevkini kaçırmak : Güzel giden bir durumu olumsuz hale getirmek demektir.
125 . Zevkle yapmak : Bir işi isteyerek, severek ve büyük bir keyif alarak yerine getirmek, görevi angarya olarak görmemek demektir.
126 . Zevksizleşmek : Önceden keyif veren şeylerden artık haz almamak demektir.
127 . Zevksizlik etmek : Uygun olmayan, yakışıksız veya tatsız bir davranışta bulunmak, beğenilmeyen bir şey yapmak anlamına gelir.
128 . Zevkten bayılmak : Aşırı mutluluk nedeniyle kendini tutamamak anlamına gelir.
129 . Zevkten dört köşe olmak : Büyük bir mutluluk ve memnuniyet duymak anlamına gelir.
130 . Zevkten uçmak : Aşırı derecede mutlu olmak anlamına gelir.
131 . Zeytin dalı uzatmak : Barışmak veya uzlaşmak için ilk adımı atmak demektir.
132 . Zeytinyağı gibi üste çıkmak : Haksız veya suçlu olduğu halde kurnazca davranıp kendini haklı göstermeyi başarmak demektir.
133 . Zıbardı kaldı : Genellikle istenmeyen veya sevilmeyen birinin bir köşede sızıp kalması ya da kaba bir ifadeyle ölmesi durumunda kullanılan sözdür.
134 . Zıddı gelmek : Birinin davranışlarından veya sözlerinden dolayı içinde büyük bir hoşnutsuzluk ve tepki oluşması, ona karşı ani bir antipati ve öfke duymaya başlamaktır.
135 . Zıddına gitmek : Birinin isteğine bilerek ters davranmak anlamına gelir.
136 . Zıddını bulmak : Bir şeyin tam karşıtı, tersi veya birbirini dengeleyen diğer unsurunu elde etmek veya ona ulaşmak anlamına gelir.
137 . Zılgıt çekmek : Türk kültüründe genellikle sevinç anlarında kadınların dilleriyle çıkardığı tiz sesi ifade etmesinin yanı sıra, mecazen birine çok sert bir ders vermektir.
138 . Zılgıt yemek : Birinden ağır bir azar işitmek, şiddetli bir şekilde paylanmak veya sertçe eleştirilmek demektir.
139 . Zımba gibi : Çok sağlam, güçlü, dayanıklı ve düzgün olan şeyler veya fiziksel olarak çok formda insanlar için kullanılır.
140 . Zımba gibi delikanlı : Fiziksel olarak çok sağlam, güçlü, düzgün fiziğe sahip ve gençlik dolu bir erkek için söylenir.
141 . Zımba gibi delmek : Bir şeyi çok güçlü ve keskin bir şekilde delip geçmek ya da mecazi olarak söylenen bir sözün hedefini tam on ikiden vurmasıdır.
142 . Zımnen anlaşılmak : Açıkça söylenmeden, sözle ifade edilmeden, durum ve davranışlardan kendiliğinden anlaşılır hale gelmek demektir.
143 . Zımnen kabul etmek : Açıkça söylemeden, üstü kapalı bir şekilde, susarak veya davranışlarıyla bir şeyi onaylamak anlamına gelir.
144 . Zıpır fikir : Alışılmadık, sıra dışı, deli dolu ve genellikle eğlenceli olan ancak bazen de uygulanması zor düşünceler için kullanılır.
145 . Zıpır gibi : Çok hareketli, yerinde duramayan, enerjisi yüksek ve coşkulu bir şekilde davranan kişiler için söylenir.
146 . Zıpkın gibi : Çok çevik, hareketli, atak ve yerinde duramayan, aynı zamanda vücut yapısı düzgün olan gençler için kullanılan bir nitelemedir.
147 . Zıptıçıktı : Hiç beklenmedik bir anda, nereden geldiği belli olmadan ortaya çıkan ve genellikle ortalığı karıştıran görgüsüz veya türedi kişiler içindir.
148 . Zır deli : Davranışları tamamen mantık dışı olan, akıl dengesi ciddi ölçüde bozulmuş veya aşırı çılgınca hareketler sergileyen kişiler için kullanılır.
149 . Zırh gibi giyinmek : Duygusal olarak kendini korumaya almak, dış etkilere karşı kalın bir savunma geliştirmek anlamına gelir.
150 . Zırhını giymek : Duygusal olarak kendini korumak, incinmemek için kalın bir kabuk oluşturmak ve dış etkilere kapatmak demektir.
151 . Zırnık koklatmamak : Birine en küçük bir yardımda bulunmamak, elindeki imkanlardan veya paradan en ufak bir parçayı bile başkasına kesinlikle vermemektir.
152 . Zırva tevil götürmez : Söylenen söz o kadar anlamsız ve saçmadır ki, onu mantıklı bir kalıba sokmaya veya açıklmaya çalışmanın imkansız olduğunu anlatır.
153 . Zıtlaşmak : İki kişinin birbirinin fikirlerine sürekli karşı çıkması, hiçbir konuda anlaşamayarak boş yere inatlaşması ve sürekli sürtüşme içinde olmasıdır.
154 . Zıvanadan çıkmak : Çıldırmak, aşırı öfkelenmek, kontrolünü tamamen kaybetmek veya normal sınırların dışına taşmak demektir.
155 . Zıvanasından çıkmak : Aşırı sinirlenip kontrolünü tamamen kaybetmek, çıldırmak ve normal davranış sınırlarının dışına taşmak anlamına gelir.
156 . Zifir gibi : Çok koyu, kesif ve içinden çıkılması zor bir durumu veya rengi anlatmak için kullanılan bir benzetmedir.
157 . Zifiri karanlık : Etrafı hiçbir şekilde görmenin mümkün olmadığı, tamamen ışıksız ve kapkaranlık olan ortamları tanımlar.
158 . Zihin açıklığı : Kafanın karışık olmaması, düşüncelerin net ve berrak olması, bir konuya kolayca odaklanabilme halidir.
159 . Zihin açmak : Yeni bakış açıları kazandırarak düşünceyi geliştirmek demektir.
160 . Zihin dağınıklığı : Bir konuya yoğunlaşamama, dikkatin çabuk dağılması ve düşüncelerin bir türlü toparlanamaması durumudur.
161 . Zihin jimnastiği : Beyni çalıştıran, düşünme yeteneğini geliştiren karmaşık sorular veya problemlerle uğraşmak anlamına gelir.
162 . Zihin yormak : Bir konu üzerinde derinlemesine ve uzun süre düşünmek, beyin gücü harcayarak çözüm aramak demektir.
163 . Zihinde canlandırmak : Anlatılan veya hayal edilen bir şeyi gözünün önüne getirmek, onu düşüncede şekillendirmek demektir.
164 . Zihinde yer etmek : Unutulmayacak kadar güçlü bir iz bırakmak, hafızada kalıcı olarak yerleşmek ve sık sık hatırlanmak anlamına gelir.
165 . Zihinden geçirmek : Bir şeyi kısaca ve hızlıca düşünmek, aklından bir an için geçirmek, kısa bir değerlendirme yapmak demektir.
166 . Zihini bulandırmak : Birinin kafasını karıştırmak, onu şüpheye düşürmek veya düşüncelerini netleştirmesine engel olmak anlamına gelir.
167 . Zihini kurcalamak : Bir konu üzerinde sürekli ve tedirgin bir şekilde düşünmek, aklına takılmak ve rahatsız etmek demektir.
168 . Zihinlerde soru işareti : Bir konu hakkında kafalarda netlik olmaması, herkesin kuşku ve belirsizlik içinde olması durumudur.
169 . Zihinsel engel : Öğrenmeyi, düşünmeyi veya iletişimi zorlaştıran doğuştan veya sonradan oluşan beyin fonksiyonlarındaki kısıtlılıktır.
170 . Zihni açılmak : Kavrama yeteneğinin artması, karışık görünen meseleleri bir anda çözebilecek kadar berrak bir düşünce yapısına ve yüksek bir konsantrasyona kavuşma halidir.
171 . Zihnine kazınmak : Unutulmayacak şekilde hafızada yer etmek anlamına gelir.
172 . Zihnine takılmak : Bir düşüncenin uzun süre akıldan çıkmaması demektir.
173 . Zihnini açmak : Bir konuya odaklanmayı ve anlamayı kolaylaştırmak, düşünceyi berraklaştırmak ve öğrenmeyi hızlandırmak anlamına gelir.
174 . Zihnini boşaltmak : Kafayı meşgul eden düşüncelerden arınmak demektir.
175 . Zihnini bulandırmak : Birinin kafasını karıştırmak, ona şüphe verecek sözler söyleyerek doğru düşünmesini engellemek ve onu tereddüde düşürmek anlamına gelir.
176 . Zihnini kurcalamak : Sürekli aynı düşünceyle meşgul olmak anlamına gelir.
177 . Zihnini meşgul etmek : Sürekli düşünmeye sebep olan bir konu oluşturmak anlamına gelir.
178 . Zihnini oynatmak : Aşırı stres, üzüntü veya şok nedeniyle akli dengesini kaybetmek, delirmek veya gerçeklik algısını yitirmek demektir.
179 . Zihnini toparlamak : Dağınık düşünceleri düzenleyerek netleşmek demektir.
180 . Zikir çekmek : Allah’ın isimlerini veya kutsal sözleri belli bir sayı ve düzen içerisinde sürekli tekrarlayarak ibadet etmek eylemini ifade eder.
181 . Zil çalmak : Bir şeyin çok hoşa gitmesi, beğenilmesi veya kişiye büyük mutluluk vermesi sonucu içinin neşeyle dolmasıdır.
182 . Zil takıp oynamak : Aşırı derecede sevinç ve coşku yaşamak demektir.
183 . Zil takıp oynamaya az kalmak : Çok sevindirici bir haberin eşiğinde olmak veya büyük bir mutluluğu kutlamak için sabırsızlanmak anlamına gelen neşeli bir deyimdir.
184 . Zil takıp oynatmak : Birini aşırı mutlu etmek, ona büyük bir sevinç yaşatmak ve ne yapacağını şaşırtmak anlamına gelir.
185 . Zil zurna : Aşırı derecede sarhoş olmak veya mecazi olarak çok kötü bir duruma düşmek anlamında kullanılan bir deyimdir.
186 . Zil zurna sarhoş : İçtiği içkinin etkisiyle ne yaptığını ve ne söylediğini bilemeyecek kadar kendinden geçmiş, ayakta durmakta zorlanan kişiler için kullanılır.
187 . Zil zurna sarhoş olmak : Aşırı derecede alkol alıp kendinden geçmek, ayakta duramayacak kadar çok içmek anlamına gelir.
188 . Zili takmamak : Durumu anlamamak, olayın ciddiyetini kavrayamamak veya bir şeye gereken önemi vermemek demektir.
189 . Zilleri takıp oynamak : Büyük bir sevinç veya başarı sonrası coşku içinde olmak, aşırı derecede mutlu ve heyecanlı davranmak demektir.
190 . Zilleri takıp oynasın : Birinin çok sevineceği, aşırı mutlu olacağı bir haber veya durum için söylenen esprili bir ifadedir.
191 . Zillet içinde yaşamak : Onurunu ve saygınlığını kaybederek, başkalarının aşağılamalarına maruz kalarak çok kötü ve aşağılık şartlar altında hayatını sürdürmektir.
192 . Zilletin dibine vurmak : Utanç verici, rezil ve aşağılık bir durumun en aşırı ve dayanılmaz noktasına ulaşmasını anlatır.
193 . Zimmet çıkarmak : Bir kurumda yapılan denetim sonucunda, bir kişinin kendine emanet edilen para veya malı eksik bıraktığının resmi olarak tespit edilmesi durumudur.
194 . Zimmetine geçirmek : Kendisine korunması veya yönetilmesi için emanet edilen bir malı veya parayı yasa dışı yollarla kendi malıymış gibi sahiplenmektir.
195 . Zincir bozmak : Yapılagelen bir düzeni, alışkanlığı veya rutini bilerek veya istemeyerek bozmak, sekteye uğratmak demektir.
196 . Zincire vurmak : Birinin özgürlüğünü tamamen kısıtlamak, onu hapse atmak veya mecazi olarak hareket etmesini engelleyecek çok ağır şartlar dayatmaktır.
197 . Zincirinden boşanmış gibi : Kontrolden çıkmış, dizginlenemez bir şekilde hareket eden, öfke veya coşkuyla kendini kaybetmiş hal.
198 . Zincirleme kaza : Birbiri ardına ve birbirini tetikleyerek meydana gelen, çok sayıda aracın karıştığı trafik kazasıdır.
199 . Zincirleme reaksiyon : Bir olayın bir diğerini tetiklemesi ve birbirini izleyen bir dizi gelişmenin başlaması durumunu ifade eder.
200 . Zincirleme tepki oluşturmak : Bir olayın ardı ardına başka sonuçlar doğurması demektir.
201 . Zincirleri kırmak : Bağımlılıklardan veya engellerden kurtulmak anlamına gelir.
202 . Zindan bekçisi : Çok sert, acımasız ve insanlara eziyet etmekten zevk alan, otoritesini kötüye kullanan kişiler için kullanılır.
203 . Zindan etmek : Bir yeri veya durumu yaşanmaz, çok sıkıcı, kasvetli ve bunaltıcı bir hale getirmek anlamına gelir.
204 . Zindan gibi : Çok karanlık, havasız, kasvetli ve içinde bulunması son derece sıkıcı ve bunaltıcı olan yerleri tanımlar.
205 . Zindan hayatı yaşamak : Büyük sıkıntılar, baskılar ve zorluklar içinde, özgürlüğü kısıtlanmış bir şekilde yaşamak demektir.
206 . Zindan karanlığı : Hiç ışığın sızmadığı, kapkaranlık, bunaltıcı ve içinden çıkılması imkansız gibi görünen ortamları tarif eder.
207 . Zindana çevirmek : Yaşanılan ortamı baskı ve huzursuzlukla doldurmak anlamına gelir.
208 . Zingil zingil titremek : Vücudun çok şiddetli bir soğuktan, büyük bir korkudan ya da aşırı bir heyecandan dolayı kontrol edilemez şekilde sarsılması ve titremesi halidir.
209 . Zirveden düşmek : En üst noktadayken büyük bir başarısızlık yaşamak demektir.
210 . Zirveye oynamak : En üst başarıyı hedefleyerek mücadele etmek demektir.
211 . Ziyadesiyle : “Gereğinden fazla”, “oldukça çok” anlamında, bir şeyin miktar veya derecesinin yüksek olduğunu belirtir.
212 . Ziyadesiyle memnun olmak : Yapılan bir işten veya karşılaştığı bir durumdan dolayı gereğinden fazla, çok büyük bir mutluluk ve tatmin duymak demektir.
213 . Ziyafet çekmek : Birine veya bir topluluğa çok zengin ve özenle hazırlanmış yemekler sunmak, onları en iyi şekilde ağırlayarak yedirip içirmektir.
214 . Ziyafet sofrasına oturmak : Önüne çok çeşitli, özenle hazırlanmış ve lezzetli yemeklerin bulunduğu büyük bir sofranın gelmesi ve keyifle yemek yemeğe başlamaktır.
215 . Ziyan etmek : Bir şeyi boşa harcamak, değerli bir kaynağı veya fırsatı israf etmek, yok yere tüketmek anlamına gelir.
216 . Ziyan olup gitmek : Emek verilmiş, değerli bir şeyin boşa gitmesi, heba olması ve hiçbir işe yaramaması durumudur.
217 . Ziyanı yok : “Önemli değil”, “bir şey olmaz” anlamında, küçük bir kayıp veya hatanın çok büyütülmemesi gerektiğini ifade eder.
218 . Ziyaret defterini imzalamak : Bir yeri resmi olarak ziyaret etmek ve bu ziyareti bir deftere kaydettirerek belgelemek anlamına gelir.
219 . Ziyaretçi akınına uğramak : Bir yere çok sayıda ve beklenmedik bir şekilde misafir gelmesi, yoğun bir ziyaretçi trafiği oluşmasıdır.
220 . Zoka yutmaya niyetli olmak : Bile bile bir tuzağa düşmek veya birinin yalanlarına, çıkarları uğruna kanıyormuş gibi görünerek o durumu kabullenmek anlamına gelen ironik bir deyimdir.
221 . Zokayı yutmak : Kendisine kurulan bir tuzağa fark etmeden düşmek veya birinin hilesine kanarak sonunda büyük bir zarara uğramak anlamına gelir.
222 . Zor başa gelmek : Bir şeyin ancak çok fazla emek ve mücadele sonucunda elde edilebileceğini, kolay olmadığını anlatır.
223 . Zor bela : Büyük güçlüklerle, ancak zar zor ve son anda başararak bir işin üstesinden gelmek anlamına gelir.
224 . Zor bela başarmak : Büyük güçlüklerle bir işi tamamlamak anlamına gelir.
225 . Zor duruma düşürmek : Birini sıkıntılı, çaresiz ve üzücü bir vaziyete sokmak, onu güç bir anda yalnız bırakmak demektir.
226 . Zor duruma sokmak : Birini bilinçli şekilde sıkıntıya düşürmek anlamına gelir.
227 . Zor durumda bırakmak : Birini sıkıntılı, çaresiz veya utanılacak bir pozisyona sokmak, ona güç bir an yaşatmak demektir.
228 . Zor durumda kalmak : Çıkış yolu bulamayacak kadar sıkıntıya girmek demektir.
229 . Zor elde etmek : Bir şeye kolayca değil, büyük emek, mücadele ve çaba sonucunda ulaşmak veya onu kazanmak anlamına gelir.
230 . Zor geçinmek : Yaşamını sürdürmekte, geçimini sağlamakta veya birileriyle anlaşmakta güçlük çekmek ve sıkıntı yaşamak demektir.
231 . Zor gelmek : Bir işi yapmakta zorlanmak, onu ağır veya yapılması güç bir görev olarak algılamak anlamına gelir.
232 . Zor gün dostu olmak : Sıkıntılı zamanda destek olan kişi olmak anlamına gelir.
233 . Zor günler geçirmek : Hayatında maddi veya manevi anlamda sıkıntılı, üzücü ve çetin dönemler yaşamak demektir.
234 . Zor iş çıkarmak : Yapılması güç, karmaşık ve emek isteyen bir görevi başarıyla tamamlamak anlamına gelir.
235 . Zor işlere kalkışmak : Yapılması güç girişimlerde bulunmak anlamına gelir.
236 . Zor kapı : Ulaşılması, ikna edilmesi veya bir işin halledilmesi çok güç olan makamlar ve kişiler için kullanılan, aşılması zor engelleri tarif eden bir nitelemedir.
237 . Zor karar vermek : Her seçeneği riskli olan bir durumda tercih yapmak anlamına gelir.
238 . Zor koşullar : Hayatı veya işi yapmayı güçleştiren, dayanılması ve üstesinden gelinmesi emek isteyen ağır şartlardır.
239 . Zor kullanmak : Bir şeyi yaptırmak veya bir direnci kırmak için baskı, tehdit veya fiziksel güç uygulamak demektir.
240 . Zor oyunu bozar : Ortada çok büyük bir güç veya zorunluluk varsa, önceden planlanmış tüm hilelerin ve düzenlerin bir anda bozulacağını anlatan bir sözdür.
241 . Zor yoldan geçmek : Hayatta büyük sıkıntılar ve engeller yaşamak demektir.
242 . Zora dayanmak : Baskı ve sıkıntılara rağmen ayakta kalmak demektir.
243 . Zora düşmek : Beklenmedik bir sıkıntıyla karşılaşmak anlamına gelir.
244 . Zora gelmemek : Baskıya veya zorluğa tahammül edememek demektir.
245 . Zora koşmak : Bilerek bir işi daha güç hale getirmek demektir.
246 . Zora sokmak : İşleri gereksiz şekilde karmaşık hale getirmek anlamına gelir.
247 . Zora talip olmak : Bilerek zor bir sorumluluğu üstlenmek demektir.
248 . Zoraki gülümsemek : İçten gelmediği halde mutluymuş gibi davranmak demektir.
249 . Zoraki kabul görmek : İsteği dışında benimsenmek anlamına gelir.
250 . Zoraki kabullenmek : İstemediği halde bir durumu kabul etmek anlamına gelir.
251 . Zoraki katlanmak : İstemediği halde bir duruma tahammül etmek anlamına gelir.
252 . Zoraki sevinmek : Gerçek mutluluk duymadan sevinmiş gibi davranmak demektir.
253 . Zoraki susmak : Konuşmak istediği halde baskı nedeniyle sessiz kalmak anlamına gelir.
254 . Zorbalığa maruz kalmak : Sürekli baskı ve tehdit altında yaşamak demektir.
255 . Zorbalık etmek : Gücünü kullanarak başkalarını ezmek anlamına gelir.
256 . Zorla güzellik olmaz : Baskıyla bir işin başarılamayacağını anlatmak demektir.
257 . Zorla kabul ettirmek : Bir düşünceyi baskı yoluyla benimsetmek demektir.
258 . Zorla yönlendirmek : Kişiyi istemediği bir yola sevk etmek anlamına gelir.
259 . Zorlama bir gülümseme : İçten gelmeyen, yapmacık ve samimiyetsiz bir şekilde dudaklara yapıştırılmış neşe ifadesi anlamına gelir.
260 . Zorlama yorum : Gerçekte olmayan bir anlamı çıkarmaya çalışan, abartılı ve temelsiz şekilde yapılmış açıklama demektir.
261 . Zorlanarak kabul etmek : İçine sinmese de mecburen onaylamak demektir.
262 . Zorlaştırmak : Bir işi veya süreci bilerek veya farkında olmadan daha karmaşık ve yapılması güç bir hale getirmek demektir.
263 . Zorlayıcı olmak : Karşısındakini baskı altında tutan davranışlar sergilemek demektir.
264 . Zorlayıcı şartlara girmek : Ağır koşullar altında çalışmak veya yaşamak demektir.
265 . Zorluk çıkarmak : Bir işin yapılmasını veya bir amaca ulaşılmasını bilerek güçleştirmek, engeller oluşturmak anlamına gelir.
266 . Zorluklara katlanmak : Hayatın getirdiği sıkıntıları sabırla ve metanetle karşılamak, onlardan yılmamak ve dayanmak anlamına gelir.
267 . Zorlukları göğüslemek : Karşılaşılan engellere rağmen mücadeleyi sürdürmek demektir.
268 . Zorluklarla boğuşmak : Hayatın getirdiği sıkıntılar, engeller ve problemlerle sürekli mücadele etmek durumunda olmak demektir.
269 . Zoru başarmak : İmkansız gibi görünen veya çok zor olan bir işi büyük çaba sonucu gerçekleştirmek, üstesinden gelmek anlamına gelir.
270 . Zoru kolaylaştırmak : Zor bir işin üstesinden gelmek için akıllıca yöntemler bulmak, onu basite indirgemek ve hafifletmek demektir.
271 . Zorun altına girmek : Baş edilemeyecek kadar büyük bir yük üstlenmek anlamına gelir.
272 . Zoruna dokunmak : Kişinin onurunu inciten bir durum yaşamak anlamına gelir.
273 . Zoruna gitmek : Bir durumu gururuna yedirememek anlamına gelir.
274 . Zoruna gitmemek : Eleştiri veya durumu olgunlukla karşılamak anlamına gelir.
275 . Zorunlu hissetmek : Bir şeyi yapmak için kendini içten gelen bir mecburiyet altında hissetmek, onu yapmazsa rahat edememek.
276 . Zorunlu kalmak : İstemediği halde bir durumu kabul etmek zorunda olmak demektir.
277 . Zulme karşı durmak : Haksızlığa boyun eğmeyerek tepki göstermek anlamına gelir.
278 . Zulme uğramak : Haksızlık ve baskı görmek anlamına gelir.
279 . Zulmetmek : Birine karşı haksızlık yapmak, ona acı çektirmek veya yetkisi altındakilere karşı çok acımasız ve merhametsizce davranmak anlamına gelir.
280 . Zulüm altında yaşamak : Baskı ve adaletsizlik içinde hayat sürmek demektir.
281 . Zulüm etmek : Birine haksız yere eziyet ve baskı uygulamak demektir.
282 . Zulüm gibi gelmek : Çok ağır ve dayanılmaz bir durum olarak algılanmak anlamına gelir.
283 . Zulüm görmek : Sürekli haksız muameleye maruz kalmak anlamına gelir.
284 . Zulüm saymak : Yapılan bir davranışı aşırı ve haksız bulmak anlamına gelir.
285 . Zurnacının karşısında limon yemek : Uygunsuz, zamansız ve anlamsız bir davranışta bulunarak herkesi şaşırtmak ve tuhaf duruma düşmek demektir.
286 . Zurnanın son deliği olmak : Önemsiz veya yetkisiz konumda bulunmak anlamına gelir.
287 . Zurnanın zırt dediği yer : İşlerin en kritik ve sorunlu noktaya gelmesi demektir.
288 . Zurnayı ele almak : Bir işin kontrolünü tamamen kendi eline geçirmek demektir.
289 . Züğürt ağası : Görünüşte varlıklı ve hatırı sayılır gibi duran ama aslında parasız pulsuz ve sıkıntı içinde olan kişilere denir.
290 . Züğürt tesellisi : Durumu düzeltmeyen, sadece avutucu nitelikte olan ve gerçek bir çözüm sunmayan boş teselli anlamına gelir.
291 . Züğürtleşmek : Elindeki parayı ve maddi imkanları tamamen kaybederek yoksul bir duruma düşmek, eski refahını yitirip geçim derdine düşmek halidir.
292 . Zülfüyâre dokunmak : Yapılan bir eleştirinin veya söylenen bir sözün, hatırlı ve nüfuzlu birini incitmesi ya da hassas bir konuya temas etmesidir.
293 . Zümrüt bakışlı : Gözleri çok güzel, yeşil ve derin bakışlara sahip olan kişiler için kullanılan edebi bir tanımlamadır.
294 . Zümrüt gibi : Çok yeşil, parlak, değerli ve göz alıcı bir güzelliğe sahip olan şeyler için kullanılan bir benzetmedir.