Deyim V
1 . Vacip olmak : Bir işin yapılmasının artık kaçınılmaz hale gelmesi, dini veya ahlaki olarak o görevin yerine getirilmesinin zorunlu bir hal alması durumudur.
2 . Vade dolmak : Bir işin yapılması için verilen sürenin sona ermesi veya mecazi olarak bir canlının ömrünün son bulması, ölüm vaktinin gelmesi demektir.
3 . Vadesi dolmak : Bir şeyin ömrünün, süresinin veya geçerliliğinin sona ermesi, artık kullanılamaz veya geçerli olmaz hale gelmesi anlamına gelir.
4 . Vadesi gelmek : Bir borcun ödeme zamanının ulaşması veya yaşanması kaçınılmaz olan bir sonun gerçekleşme vaktinin gelmiş olduğunu ifade eden bir tabirdir.
5 . Vadesini doldurmak : Bir sürenin, anlaşmanın veya ömrün tamamlanması, bitmesi, sona ermesi demektir.
6 . Vadesiz gitmek : Genç yaşta veya hiç beklenmedik bir anda, eceli gelmeden bir kaza ya da haksızlık sonucu hayatını kaybetmeyi anlatan hüzünlü bir deyimdir.
7 . Vah vah etmek : Bir olay veya durum karşısında üzüntü, acıma veya şaşkınlık belirten “vah vah” şeklinde sesler çıkarmak demektir.
8 . Vahalara dalmak : Gerçeklerden uzaklaşarak sadece zihinde kurgulanan güzel ve huzurlu hayallerin içinde kaybolmak, imkansız mutluluklar peşinde koşmak anlamına gelir.
9 . Vahamet arz etmek : Bir durumun çok ciddi, ağır, tehlikeli ve endişe verici bir hal alması, vahimleşmesi demektir.
10 . Vahdet-i vücut bulmak : Birçok farklı parçanın veya düşüncenin tek bir gövdede birleşerek tam bir uyum ve bütünlük içerisinde hareket etmesi durumudur.
11 . Vahim bir hal almak : Başlangıçta basit görünen bir sorunun zamanla büyüyerek içinden çıkılmaz, korkutucu ve tehlikeli bir boyuta ulaşması durumunu ifade eder.
12 . Vahşi kapitalizm : Acımasız, kuralsız, sosyal devlet anlayışından uzak ve güçlünün zayıfı ezip sömürdüğü bir ekonomik sistem demektir.
13 . Vakarını korumak : Yaşadığı zorluklara veya maruz kaldığı saldırılara rağmen ağırbaşlılığını, ciddiyetini ve saygınlığını hiçbir şekilde bozmadan dik durmaya devam etmektir.
14 . Vakit kazanmak : Bir işi geciktirerek düşünmek veya uygun zamanı beklemek anlamına gelir.
15 . Vakit nakittir : Zamanın çok değerli bir kaynak olduğunu, boşa harcanan her saniyenin aslında maddi veya manevi bir kayıp anlamına geldiğini anlatan deyimdir.
16 . Vakit öldürmek : Yapılacak işi olmadan zamanı verimsiz ve amaçsız geçirmek demektir.
17 . Vakit varken : Henüz fırsat kaçmamışken ve şartlar hala uygunken, geç kalmadan yapılması gereken hamleyi gerçekleştirmek gerektiğini hatırlatan bir uyarı sözüdür.
18 . Vakti gelmek : Bir şeyin yapılması, olması veya gerçekleşmesi için uygun, beklenen zamanın nihayet gelip çatması demektir.
19 . Vaktin behrinde : Tam olarak hangi zamanda olduğu bilinmeyen, çok eski zamanlarda veya belirsiz bir tarihte yaşanmış olayları anlatırken kullanılan masalsı ifadedir.
20 . Vaktinden önce : Beklenen veya normal olan süreden daha erken bir zamanda, henüz hazır olunmadan veya hazırlıklar tamamlanmadan bir işin gerçekleşmesi halidir.
21 . Vaktini almak : Bir işin tamamlanması için kişinin çok fazla zaman harcamasına neden olmak ve onu diğer sorumluluklarından geri bırakmak durumudur.
22 . Vaktini beklemek : Bir işe girişmek için şartların tamamen olgunlaşmasını ve en doğru anın gelmesini büyük bir sabırla, acele etmeden gözlemek demektir.
23 . Vaktini boşa harcamak : Fayda sağlamayan uğraşlarla zaman kaybetmek anlamına gelir.
24 . Vaktini doldurmak : Belli bir süreyi tamamlamak, o süre içinde yaşamak veya beklemek demektir.
25 . Vaktini kollamak : Uygun anı sabırla bekleyerek harekete geçmek demektir.
26 . Vaktini öldürmek : Boşuna, anlamsız ve verimsiz işlerle zaman harcamak, zamanı değerlendirmemek demektir.
27 . Vaktini şaşmamak : Bir olayın veya durumun her zaman belirlenen saatte, hiçbir gecikme ya da aksama yaşanmadan tam vaktinde gerçekleşmesi halidir.
28 . Vaktini tüketmek : Sahip olduğu zamanı tamamen bitirmek, hiç zamanı kalmamak demektir.
29 . Vaktini yitirmek : Bir iş için ayrılan veya sahip olunan zamanı boşa harcamak, kaybetmek demektir.
30 . Vaktini yiyip bitirmek : Bir kişinin veya işin, başkasının tüm zamanını alarak onu başka şeylerden mahrum bırakması demektir.
31 . Vaktiyle : Geçmişte, eskiden, bir zamanlar, önceden belirli bir zamanda anlamına gelen bir ifadedir.
32 . Valide sultan gibi : Ev içinde veya bir toplulukta sözü dinlenen, otorite sahibi olan ve saygı duyulan yaşlı kadınlar için kullanılan bir benzetmedir.
33 . Vallah demek : Şaşkınlık, hayret veya onaylama durumlarında kullanılan, söylenen bir söze içtenlikle katıldığını ya da çok şaşırdığını belirten bir nidadır.
34 . Vallahi billahi demek : Söylediği sözün doğruluğuna karşı tarafı inandırmak amacıyla kutsal değerler üzerine defalarca yemin ederek kesinlik kazandırmaya çalışmaktır.
35 . Vampir gibi emmek : Birinin emeğini, parasını veya enerjisini insafsızca sömürmek ve onu tükenme noktasına getirecek kadar üzerinden haksız kazanç sağlamaktır.
36 . Vantuz gibi yapışmak : Birinden veya bir yerden ayrılmamakta ısrar etmek, istenmediği halde sürekli peşinde dolanarak o kişiyi rahatsız edecek kadar yakın durmaktır.
37 . Var gücüyle : Tüm fiziksel veya manevi gücünü, enerjisini ortaya koyarak, elinden gelen her türlü çabayı sarf ederek anlamına gelir.
38 . Var gücüyle asılmak : Bir işi başarmak veya bir engeli aşmak için sahip olduğu tüm enerjiyi, maddi ve manevi tüm imkanları sonuna kadar kullanmaktır.
39 . Var olmak : Yaşamak, mevcut bulunmak, hayatta kalmak, bir yerde veya durumda bulunmak demektir.
40 . Vara yoğa karışmak : Her şeye, önemsiz önemli demeden müdahale etmeye, burnunu sokmaya çalışmak demektir.
41 . Varını yoğunu ortaya koymak : Elinde avucunda ne varsa, tüm servetini ve imkanlarını bir amaç uğruna feda etmeyi göze alarak büyük bir risk almaktır.
42 . Varıp varmayacağı : Bir sürecin sonucunun ne olacağının belli olmadığı, sonun nereye dayanacağının kestirilemediği durumlar için kullanılan bir şüphe ve belirsizlik ifadesidir.
43 . Varlık göstermek : Ortamda etkili olup kendini belli etmek anlamına gelir.
44 . Varlık içinde yaşamak : Maddi açıdan hiçbir sıkıntı çekmeden, bolluk ve refah içinde bir hayat sürmek demektir.
45 . Varlıklı aile : Parası, malı mülkü bol olan, maddi durumu çok iyi olan aileler için kullanılan bir ifadedir.
46 . Varmak istenen nokta : Bir çabanın veya tartışmanın sonunda ulaşılması hedeflenen asıl amaç ve elde edilmek istenen temel sonuç anlamına gelir.
47 . Varsa yoksa o : Kişinin dünyasındaki tek odağın belirli bir kişi veya nesne olması, başka hiçbir şeye değer vermeyecek kadar ona tutulmasıdır.
48 . Varsayımda bulunmak : Bir konu hakkında kesin bilgi sahibi olmadan, eldeki verilere dayanarak tahmin yürütmek, farz etmek demektir.
49 . Varyemez olmak : Cimri, eli sıkı, parasını ve malını hiçbir şeye harcamak istemeyen, pinti kişiler için kullanılır.
50 . Varyemezlik etmek : Çok zengin olduğu halde parasına kıyamayıp çok yoksul biri gibi yaşamak ve temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan kaçınmak durumudur.
51 . Vasatın altında kalmak : Bir başarının, ürünün veya performansın beklenen ortalama kaliteye ulaşamaması ve yetersiz görülerek hayal kırıklığı yaratması halidir.
52 . Vasiyet etmek : Ölümünden sonra yapılmasını istediği şeyleri veya mallarının nasıl paylaştırılacağını sevdiklerine kesin bir dille bildirmek ve onlara manevi borç bırakmaktır.
53 . Vaveyla koparmak : Yaşanan bir olay karşısında büyük bir gürültü patırtı çıkarmak, feryat figan ederek herkesin dikkatini çekecek şekilde aşırı tepki göstermektir.
54 . Vay anasını! : Çok şaşırtıcı, beklenmedik veya hayret verici bir durum, olay karşısında söylenen şaşkınlık ifadesidir.
55 . Vay başıma gelenler : Kişinin ardı ardına yaşadığı aksilikler ve felaketler karşısında çaresizliğini dile getirmek için kullandığı bir yakınma ve sitem ifadesidir.
56 . Vay başıma gelenler! : Başından geçen talihsiz, üzücü veya sıkıntılı olayları anlatırken söylenen bir serzeniş ifadesidir.
57 . Vay canına demek : Beklenmedik, şaşırtıcı veya hayranlık uyandırıcı bir durumla karşılaşıldığında duyulan büyük hayreti ve şaşkınlığı ifade etmek için söylenen sözdür.
58 . Vay canına! : Şaşkınlık, hayret veya beğeni ifade etmek için kullanılan bir ünlemdir.
59 . Vay haline : Başına çok kötü işler geleceği belli olan veya yaptığı hatanın bedelini ağır ödeyecek kişiler için kullanılan bir acıma ve uyarı deyimidir.
60 . Vay haline! : Birinin içine düştüğü kötü durumdan dolayı ona acıdığını veya onun başına geleceklerden endişe duyduğunu ifade eder.
61 . Vay vay! : Hafif şaşkınlık, onaylama veya alaycı bir şekilde kullanılan bir ünlemdir.
62 . Vaz geçilmez olmak : Bir şeyin veya kişinin çok gerekli, önemli ve yerine başka bir şeyin konulamayacak kadar değerli olması demektir.
63 . Vazgeçer gibi yapmak : Karşı tarafı etkilemek için geri adım atıyormuş izlenimi vermek demektir.
64 . Vazgeçilmez bir parçası olmak : Bir bütünün onsuz olamayacağı, çok önemli ve ayrılmaz bir bileşeni haline gelmek demektir.
65 . Vazgeçilmez olmak : Bir topluluk veya iş için o kadar önemli ve değerli bir konumda bulunmak ki, yokluğunda işlerin aksayacağının kesin olması durumudur.
66 . Vazgeçmek (bir şeyden) : Daha önce istediği, peşinde koştuğu veya sahip olduğu bir şeyi artık istememek, ondan feragat etmek demektir.
67 . Vazife başında olmak : Görevinin gerektirdiği işi yapmak üzere hazır bulunmak, işinin başında olmak demektir.
68 . Vazife bilmek : Bir işi veya davranışı kendisi için yapılması gereken bir görev, sorumluluk olarak kabul etmek demektir.
69 . Vazife çıkarmak : Kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir konuda sorumluluk üstlenmek veya bir durumdan kendine görev addederek harekete geçmek anlamına gelir.
70 . Vazife şuuru : Yapılan işe ve sorumluluğa karşı derin bir saygı, ciddiyet ve mesuliyet hissiyle hareket etmek demektir.
71 . Vaziyet almak : Bir durum karşısında uygun tutum ve pozisyon belirlemek anlamına gelir.
72 . Vaziyeti idare etmek : Ortamdaki gerginliği yatıştırmak veya eksikleri belli etmeden işlerin bir şekilde yürümesini sağlayarak günü kurtarmaya çalışmak eylemidir.
73 . Vebal almak : Birinin hakkını yiyerek veya ona iftira atarak büyük bir günaha girmek ve bu haksızlığın manevi yükümlülüğünü üstlenmek demektir.
74 . Vebal altında kalmak : Birine yapılan haksızlığın veya verilen zararın manevi sorumluluğunu üzerine almak ve bunun vicdan azabını hayatı boyunca taşımaktır.
75 . Vebali boynuna olmak : Bir kararın veya işin tüm olumsuz sonuçlarının sorumluluğunu o kararı veren kişinin üstlenmesi gerektiğini ifade eden sert bir uyarıdır.
76 . Vebalinden korkmak : Birine haksızlık yapmanın veya kötü bir işe alet olmanın manevi cezasından ve vicdan azabından çekinerek o işten uzak durma halidir.
77 . Vebalini almak : Başkasının hakkına girerek manevi sorumluluk yüklenmek demektir.
78 . Veca çekmek : Bedensel bir ağrıdan veya ruhsal bir sancıdan dolayı büyük bir acı hissetmek ve bu sıkıntının pençesinde kıvranmak durumunu anlatan deyimdir.
79 . Vecde gelmek : Çok güçlü bir dini veya sanatsal duyguyla kendinden geçmek, ruhun en derinliklerinde büyük bir coşku ve hayranlık hissetmek halidir.
80 . Veda busesi : Ayrılık vaktinde sevgi ve hüzünle verilen son öpücük veya bir ilişkinin bitişini simgeleyen dokunaklı son hareket anlamına gelir.
81 . Veda etmek : Bir yerden ya da kişiden ayrılırken son kez görüşmek anlamına gelir.
82 . Veda vakti gelmek : Ayrılık, vedalaşma zamanının gelip çatması, artık ayrılmanın gerektiği an demektir.
83 . Vefa borcu : Kendisine geçmişte yapılan büyük bir iyiliğin karşılığını ödeme zorunluluğu hissetmek ve o kişiye olan minnetini her fırsatta göstermek istemektir.
84 . Vefa göstermek : Kendisine iyiliği dokunmuş olanları unutmamak, zor zamanlarında yanlarında olmak ve onlara olan bağlılığını her daim sürdürmek eylemidir.
85 . Vefası olmamak : Minnettarlık, sadakat ve hatır gönül bilmezlik etmek, iyiliğe karşı nankörce davranmak demektir.
86 . Vefasız çıkmak : Kendisine yapılan iyilikleri, gösterilen sevgi ve sadakati unutarak nankörce davranmak demektir.
87 . Vefasızlık etmek : Kendisine yapılan onca iyiliği ve emeği bir kenara iterek, zor zamanında sevdiği insanları yalnız bırakmak ve onlara sırtını dönmektir.
88 . Vefat etmek : Bir canlının biyolojik yaşamının sona ermesi, hayata gözlerini yumması ve bu dünyadaki yolculuğunu tamamlaması anlamına gelen saygılı bir ifadedir.
89 . Vefatını öğrenmek : Birinin öldüğü haberini almak, onun vefat ettiğini duymak demektir.
90 . Vefatının yıl dönümü : Bir kişinin ölüm tarihinin her yıl tekrar eden anma günü, ölüm yıldönümü demektir.
91 . Vefk u tevafuk : İki şeyin birbirine uygun, denk ve yakışır olması, tesadüfen bir araya gelmesi demektir.
92 . Vehme kapılmak : Ortada gerçek bir neden yokken kötü bir şey olacağına dair yersiz korkulara ve kuruntulara düşerek kendi huzurunu bozmak halidir.
93 . Vehmine kapılmak : Asılsız, gerçek dışı ve abartılı korkulara, kuruntulara kapılmak, vesveselenmek demektir.
94 . Vekalet etmek : Birinin yokluğunda onun yerine görev yapmak, onun yetkilerini kullanarak onun adına kararlar vermek ve işleri onun namına yürütmektir.
95 . Vekalet vermek : Birine, kendi adına iş görme, karar alma yetkisi vermek, onu vekili olarak görevlendirmek demektir.
96 . Vekaletname düzenlemek : Bir vekilin yetkilerini ve sorumluluklarını belirten resmi belgeyi hazırlamak demektir.
97 . Vekil tayin etmek : Bir işi veya yetkiyi, geçici veya sürekli olarak başkasına devretmek, onu vekil olarak atamak demektir.
98 . Vekilharçlık yapmak : Bir kurum veya ailenin parasını, bütçesini idare etmek, masraflarını düzenlemek demektir.
99 . Velakin : “Fakat, ama, lakin, ancak” anlamlarına gelen, karşıt bir düşünceyi ifade etmek için kullanılan bağlaçtır.
100 . Velasıl : Sözün özü, kısacası anlamında kullanılan; anlatılanların bir sonuca bağlanacağını bildiren ve gereksiz ayrıntıları kesip atan toparlayıcı bir deyimdir.
101 . Velasıl kelam : Uzun uzadıya anlatılan bir konunun sonunda, sözü toparlayıp özünü söylemek ve asıl meseleyi vurgulamak amacıyla kullanılan bir geçiş tabiridir.
102 . Veli nazarıyla bakmak : Birine koruyucu, şefkatli ve çok özen gösteren bir gözle, baba gibi bakmak demektir.
103 . Velilik mertebesine ulaşmak : Tasavvufta, manevi olgunluğun en yüksek derecelerinden birine erişmiş kimse olmak demektir.
104 . Velinimet bilmek : Kendisine çok büyük iyilik ve yardımı dokunan kişiyi, hayatını değiştiren bir koruyucu olarak görmek demektir.
105 . Velveleye vermek : Küçük bir olayı abartarak büyük bir gürültü çıkarmak, ortalığı telaşa vererek herkesin boş yere heyecanlanmasına veya korkmasına neden olmaktır.
106 . Venedik taciri gibi : Çok kurnaz, açıkgöz ve pazarlıkta çok sert davranan kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
107 . Ver Allah’ım ver : Bolluk ve bereketin çok olduğu, kazancın veya nimetlerin ardı arkasının kesilmediği durumları anlatmak için kullanılan bir şükür ve hayret sözüdür.
108 . Ver coşkuyu : Bir topluluğu heyecanlandırmak, onların moralini yükseltmek veya bir eğlenceyi daha hareketli hale getirmek için yapılan teşvik edici hareketlerdir.
109 . Ver elini : Ardından başka bir yere veya duruma geçiş yapmak anlamına gelir.
110 . Ver elini öpeyim! : Yapılan bir iyilik, güzel bir davranış veya hoş bir söz karşısında duyulan memnuniyeti ifade eden bir teşekkür sözüdür.
111 . Ver yansın etmek : Hiçbir şeyi sakınmadan, acımasızca eleştirmek veya elindeki tüm imkanları düşüncesizce, bol keseden ve hızlıca harcayıp tüketmek eylemidir.
112 . Verdiği sözü tutmak : Birine karşı girdiği taahhüdü yerine getirmek, söylediği lafın arkasında durarak güvenilirliğini ve dürüstlüğünü kanıtlamak anlamına gelir.
113 . Vereceği cevabı düşünmek : Karşısındakinin sözlerine veya davranışlarına nasıl bir karşılık vereceğini zihninde tasarlamak demektir.
114 . Verecek hesabı olmak : Yapılan yanlışlar nedeniyle sorgulanma endişesi taşımak anlamına gelir.
115 . Veren el alan elden üstündür : Yardım yapan, cömert davranan kişinin; başkasından yardım bekleyen kişiden manevi olarak daha yüce ve saygın olduğunu anlatan deyimdir.
116 . Veresiye bağlamak : Borcun ödenmesini ileri bir tarihe bırakmak demektir.
117 . Veresiye defteri açmak : Bir müşteriye veya tanıdığa, aldığı mal veya hizmetin parasını daha sonra ödemek üzere borç kaydı başlatmak demektir.
118 . Veresiye satış yapmak : Mal veya hizmeti peşin para almadan, borç kaydı ile satmak, parasını sonra almak üzere anlaşmak demektir.
119 . Veresiye yaşamak : Sürekli borçlanarak veya gelecekteki belirsiz kazançlara güvenerek gününü geçirmek, maddi olarak hiçbir zaman dengede olamamak durumudur.
120 . Vergiye bağlamak : Birinden sürekli ve düzenli olarak, zorla veya hileyle para sızdırmak ya da bir kazanç kapısını kendine tahsis etmek demektir.
121 . Verilen sözde durmak : Daha önce taahhüt edilen şeyi yerine getirmek anlamına gelir.
122 . Verilmiş sadakası olmak : Başına gelmesi muhtemel olan büyük bir felaketten veya kazadan kıl payı, çok küçük bir şansla yara almadan kurtulmaktır.
123 . Verim almak : Yapılan bir yatırımdan, çalışmadan veya kullanılan bir aletten beklenen faydayı ve sonucu en iyi şekilde elde etmeyi başarmaktır.
124 . Verimli bir çalışma : Bol ve değerli sonuçlar getiren, etkili ve üretken olan bir çalışma dönemi demektir.
125 . Verimli olmak : Yapılan işten beklenenden daha fazla fayda sağlamak demektir.
126 . Verip kurtulmak : Bir yükten hızlıca sıyrılmak için bedel ödemeyi kabul etmek anlamına gelir.
127 . Verip veriştirmek : Öfkeyle ve aralıksız biçimde sert sözler söylemek demektir.
128 . Verist vermek (argo) : Birini aldatarak veya zor durumda bırakarak zarara uğratmak, kandırmak demektir.
129 . Vesaitine bakmak : Bir işi gerçekleştirmek için gerekli olan araç gereci hazırlamak veya o işin teknik detaylarını ve imkanlarını gözden geçirmek demektir.
130 . Vesile olmak : Bir hayra veya bir şerre aracılık etmek, bir olayın gerçekleşmesi için gereken şartların oluşmasına katkıda bulunmak ve kapı açmaktır.
131 . Vesvese vermek : Birinin içine yersiz şüpheler, korkular ve huzursuzluklar sokarak onun doğru karar vermesini engellemek ve zihnini bulandırmaya çalışmaktır.
132 . Veto etmek : Bir öneriyi, kararı veya kişiyi kesin bir dille reddetmek, onun gerçekleşmesine veya katılmasına en üst makam yetkisiyle engel olmaktır.
133 . Vezir etmek : Birini bulunduğu konumdan çok daha üstün, saygın ve yetkili bir mevkiye getirerek ona büyük bir itibar kazandırmak anlamına gelir.
134 . Vıcık vıcık çamur : İçine basıldığında ayakları içine gömülen, çok sulu ve yapışkan bir çamur türü demektir.
135 . Vıdı vıdı etmek : Anlamsız, sürekli ve sıkıcı bir şekilde konuşmak, gevezelik etmek, mızmızlanmak demektir.
136 . Vız gelip tırıs gitmek : Kendisine yapılan tehditlerin, söylenen kötü sözlerin veya karşılaşılan zorlukların kişi üzerinde hiçbir etkisinin olmaması ve bunları hiç önemsememesidir.
137 . Vız gelip tırıs gitmek (bir şey) : Hiç önemsememek, aldırış etmemek, umursamamak anlamına gelen bir deyimdir.
138 . Vız gelmek (bir şey) : Bir şeyin hiç önemli olmadığını, umursanmadığını ifade etmek için kullanılır.
139 . Vızıldayıp durmak : Sürekli olarak küçük şeylerden şikayet etmek, mızmızlanmak, sürekli söylenmek demektir.
140 . Vızıltı çıkarmak : Ortada dolaşan, kaynağı tam belli olmayan söylenti, dedikodu veya şikayetlerin olması demektir.
141 . Vızır vızır işlemek : Bir yerin veya sistemin çok yoğun, hareketli ve canlı bir şekilde çalışması demektir.
142 . Vicdan azabı çekmek : Yapılan bir davranıştan dolayı içsel rahatsızlık duymak demektir.
143 . Vicdan mahkemesi : Kişinin kendi içinde yaptığı ahlaki hesaplaşma, toplumun görmediği ancak ruhunun derinliklerinde kendini yargıladığı o büyük içsel süreçtir.
144 . Vicdanen rahat olmak : Yaptığı işin doğruluğuna inanmak, hiçbir şekilde kendini suçlu hissetmemek, içi huzur dolu olmak demektir.
145 . Vicdanı el vermemek : Merhameti ve ahlaki değerleri nedeniyle bir kötülüğe ortak olmayı veya haksız bir işi yapmayı içine sindirememek durumudur.
146 . Vicdanı kararmış : Hiçbir acıma duygusu kalmamış, kötülük yapmaktan çekinmeyen ve başkalarının yaşadığı acılar karşısında tamamen hissizleşmiş olan zalim kişiler içindir.
147 . Vicdanı rahat olmak : Elinden gelenin en iyisini yaptığına ve kimseye haksızlık etmediğine inanarak iç huzuruyla yaşamak ve gönlü ferah olmak demektir.
148 . Vicdanı sızım sızım sızlamak : Yapılan bir haksızlık veya görülen bir zulüm karşısında kalbinin en derinlerinde tarif edilemez bir acı ve pişmanlık hissetmek durumudur.
149 . Vicdanı sızlamak : Çok acıklı bir durum karşısında büyük bir üzüntü ve merhamet duymak ya da yapılan bir haksızlığın verdiği içsel acıyı hissetmektir.
150 . Vicdanına danışmak : Bir karar vermeden önce ahlaki değerlerini ve merhametini sorgulamak, doğru olanın ne olduğunu kendi iç sesinden duymaya çalışmaktır.
151 . Vicdanına havale etmek : Bir konuda karar verme veya yargılama yetkisini, kişinin kendi ahlaki değerlerine ve iç sesine bırakmak demektir.
152 . Vicdanına sığmamak : Ahlaki olarak kabul edilemeyecek bir durum oluşturmak anlamına gelir.
153 . Vicdanını rahatlatmak : Yaptığı bir hata veya eksiklik için özür dilemek, tazminat ödemek gibi bir şey yaparak suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışmak demektir.
154 . Vicdanının el vermemesi : Bir şeyi yapmaya ahlaki olarak izin verememek, içinde bir engel hissetmek, yapmaya gönlü razı olmamak demektir.
155 . Vicdanının sesini dinlemek : Doğruyu, yanlışı ayırt eden içsel sese, ahlaki değerlere göre hareket etmek demektir.
156 . Vidalanmak (argo) : Hapse girmek, tutuklanmak, hapse atılmak anlamına gelen argo bir ifadedir.
157 . Vidaları gevşemek : Bir makinenin vidalarının çözülmesi; mecazen birinin kontrolünü, dengesini kaybetmeye başlaması demektir.
158 . Vidaları sıkılmak : Bir makinenin vidalarını sıkıştırmak; mecazen birinin disipline edilmesi, kontrol altına alınması demektir.
159 . Vira bismillah : Bir işe başlarken başarı ve bereket dilemek amacıyla söylenen, özellikle denizcilikten gelen ve hareketlenmeyi simgeleyen şevkli bir başlangıç sözüdür.
160 . Vira etmek : Geminin demirini yukarı çekmek veya bir işi durmaksızın, sürekli ve kararlı bir şekilde sürdürmeye devam etmek anlamına gelir.
161 . Virajlı yollardan geçmek : Hayatta zorlu ve karmaşık süreçler yaşamak demektir.
162 . Viran kalmak : Eskiden neşeli ve kalabalık olan bir evin veya yerin, artık kimsesiz kalması ve sessizliğe bürünerek terk edilmiş bir imaja bürünmesidir.
163 . Viran olmak : Bir düzenin bozulması, bir yuvanın dağılması veya kişinin ruhsal olarak tamamen yıkıma uğrayarak perişan bir hale gelmesi demektir.
164 . Viraneye çevirmek : Bir yeri harabeye, yıkıntıya dönüştürmek, kullanılamaz hale getirmek demektir.
165 . Viraneye dönmek : Eskiden bakımlı olan bir yerin zamanla terk edilerek bakımsız kalması, yıkılıp dökülmesi ve harabe bir hale gelmesi durumunu anlatır.
166 . Virgülüne dokunmamak : Bir yazıyı, sözü veya kararı hiçbir değişikliğe uğratmadan, en küçük ayrıntısına kadar olduğu gibi kabul etmek ve muhafaza etmektir.
167 . Vişne çürüğü rengi : Koyu kırmızı ile mor arasında, vişneye benzeyen bir renk tonu demektir.
168 . Vites büyütmek : Yapılan bir işte hızı artırmak, daha iddialı hedefler belirleyerek çalışmaları yoğunlaştırmak ve daha üst bir seviyeye geçmek anlamına gelir.
169 . Vites değiştirmek : Araçta vitesi değiştirmek; mecazen tutum, davranış veya konuyu değiştirmek demektir.
170 . Vites küçültmek : Araç kullanırken daha düşük bir vitese geçmek; mecazen daha yavaş ve temkinli bir tempo benimsemek demektir.
171 . Vitesi boşa almak : Yapılan işi durdurmak, boşa vakit geçirmek veya bir süreçten desteğini çekerek durumu kendi akışına ve belirsizliğe bırakmak demektir.
172 . Vitrin süsü olmak : Sadece gösteriş amacıyla bulunup işlevsiz kalmak anlamına gelir.
173 . Vitrine çıkmak : Bir ürünün satışa sunulmak üzere mağaza vitrinine konulması; mecazen birinin göz önüne çıkarılması demektir.
174 . Viyak viyak bağırmak : Özellikle küçük çocukların veya bazı hayvanların çok ince ve rahatsız edici bir sesle, sürekli ve yüksek tonda ağlaması durumudur.
175 . Vizesi bitmek : Bir ülkede kalma izninin süresinin dolması, artık yasal olarak kalamaz hale gelmek demektir.
176 . Vizesi olmak (bir şeye) : Bir şeyi yapmak veya bir yere girmek için gerekli resmi izne, onaya sahip olmak demektir.
177 . Vizesiz giriş yapmak : Bir ülkeye, vize alma zorunluluğu olmadan, pasaportla giriş yapabilmek demektir.
178 . Voli vurmak (argo) : Beklenmedik bir şekilde, genellikle hile veya şans eseri para veya menfaat elde etmek demektir.
179 . Volta atmak : Bir aşağı bir yukarı, endişeli veya düşünceli bir şekilde yürümek, gidip gelmek demektir.
180 . Voyvoda kesilmek : Zalim, acımasız ve zorbaca davranan, insafsız bir yönetici gibi hareket etmek demektir.
181 . Vuku bulmak : Beklenen veya beklenmeyen bir olayın gerçekleşmesi, meydana gelmesi ve tarihe bir vaka olarak geçmesi anlamına gelen resmi ve ağır bir deyimdir.
182 . Vukuat çıkarmak : Bulunduğu ortamda kavga, gürültü veya kanun dışı bir olay başlatarak huzuru bozmak ve polisin ya da yetkililerin müdahalesine neden olmaktır.
183 . Vukuatlı sicil : Geçmişinde pek çok suç, hata veya kavga kaydı bulunan, güvenilirliği sarsılmış ve toplum gözünde sabıkalı olan kişiler için kullanılan bir tabirdir.
184 . Vukufu olmak : Bir konuda derinlemesine bilgi sahibi olmak, o alanda uzmanlık derecesinde bilgisi bulunmak demektir.
185 . Vur abalıya : Gücü ve hakkı olmayan, sessiz ve zayıf kişilere zulmetmek, onları ezmek anlamına gelir.
186 . Vur dediysek öldür demedik : Birine verilen yetkinin veya yapılan ricanın çok aşırıya kaçılarak uygulandığını ve ortaya çıkan zararın kabul edilemez olduğunu belirten sitemdir.
187 . Vur deyince öldürmek : Basit bir isteği aşırı sert biçimde uygulamak anlamına gelir.
188 . Vur kaç yapmak : Rakibini aniden ve beklenmedik bir şekilde vurup hemen oradan uzaklaşarak karşı saldırıya imkan vermemek üzerine kurulu olan savaş veya iş taktiğidir.
189 . Vur patlasın çal oynasın : Aşırı eğlence ve savurganlık içinde yaşamak demektir.
190 . Vurduğu yerden ses getirmek : Yaptığı işin çok etkili olması, sözünün dinlenmesi veya fiziksel olarak çok güçlü olup her hamlesinin büyük bir yankı uyandırmasıdır.
191 . Vurdukça vurmak : Rakibinin zayıf anını yakalayıp ona üst üste darbeler indirmek veya birine karşı eleştirilerini acımasızca ve hiç durmadan sürdürmek eylemidir.
192 . Vurdumduymaz davranmak : Olan bitene aldırış etmeden ilgisiz kalmak anlamına gelir.
193 . Vurdumduymaz olmak : Hiçbir şeye aldırış etmeyen, duyarsız, kayıtsız ve umursamaz bir tavır içinde olmak demektir.
194 . Vurgulu konuşmak : Söylenen sözlerin özellikle anlaşılması için tonlama yapmak demektir.
195 . Vurgun vurmak : Kısa sürede ve haksız yollardan çok büyük miktarda para kazanmak veya bir fırsatı kurnazca kullanarak büyük bir kazanç elde etmektir.
196 . Vurgun yemek : Büyük maddi veya manevi kayıp yaşamak demektir.
197 . Vurgun yemiş gibi : Yaşadığı çok büyük bir acı veya şok edici bir olay karşısında serseme dönmüş, ne yapacağını bilemez halde kalmış kişiler için kullanılan benzetmedir.
198 . Vurguncu : Kısa yoldan ve genellikle dürüst olmayan yöntemlerle büyük paralar kazanan, piyasadaki boşlukları etik dışı kullanan çıkarcı kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
199 . Vurucu darbe : Bir tartışmayı veya rekabeti kesin olarak sonlandıracak, rakibi nakavt edecek olan en güçlü ve en etkili son hamle anlamına gelir.
200 . Vurucu güç : Bir ordunun, ekibin veya grubun en etkili, en saldırgan ve sonucu belirleyen en önemli parçasını ifade etmek için kullanılan bir terimdir.
201 . Vurucu güç olmak : Bir ekip veya organizasyonda asıl saldırıyı, etkili darbeyi vuran, sonuca götüren temel unsur olmak demektir.
202 . Vurulmak (aşık olmak) : Birine karşı aniden, şiddetli ve tutkulu bir aşk duymaya başlamak, ona vurulmak demektir.
203 . Vurup kaçmak : Sonuçlarını düşünmeden ani ve sorumsuz davranmak anlamına gelir.
204 . Vuruşmak (kavga etmek) : Birbiriyle dövüşmek, kavga etmek, fiziksel olarak birbirine saldırmak demektir.
205 . Vuslata ermek : Çok uzun süredir özlemi çekilen sevgiliye, vatana veya hayal edilen bir hedefe nihayet kavuşmak ve o büyük hasreti dindirmektir.
206 . Vuslatı beklemek : Sevgiliye veya özlenen bir duruma kavuşma anının özlemiyle yanıp tutuşmak ve o mutlu günün gelmesi için sabırla gün saymak durumudur.
207 . Vuslatına ermek : Çok özlediği, kavuşmak istediği bir kişi veya yere nihayet kavuşmak, onunla birleşmek demektir.
208 . Vuzuh bulmak : Bir meselenin üzerindeki sis perdesinin kalkması, gerçeklerin ortaya çıkması ve her şeyin herkes tarafından kolayca anlaşılır bir duruma gelmesidir.
209 . Vuzuh kazandırmak : Karışık veya anlaşılması zor olan bir konuyu açıklamalarla netleştirmek, akıllardaki soru işaretlerini gidererek her şeyin apaçık görünmesini sağlamaktır.
210 . Vücuda getirmek : Bir şeyi oluşturmak, meydana getirmek, var etmek, gerçekleştirmek demektir.
211 . Vücuduna güvenmek : Fiziksel olarak çok güçlü ve dayanıklı olduğuna inanarak zor işlere girmekten veya kavgadan çekinmemek, gücüne aşırı itimat etmek halidir.
212 . Vücuduna işlemek : Bir alışkanlığın, hastalığın veya duygunun kişinin bedenini tamamen etkilemesi, onunla bütünleşmesi demektir.
213 . Vücudunu ortadan kaldırmak : Birini öldürmek, cinayet işlemek anlamına gelen ağır ve resmi bir ifadedir.
214 . Vücudunu siper etmek : Sevdiği birini veya kutsal bir değeri korumak için kendi canını tehlikeye atmak, tehlikenin önüne kendini koyarak fedakarlık yapmaktır.
215 . Vücut bulmak : Bir düşüncenin, planın veya hayalin somutlaşarak gerçeğe dönüşmesi, bir varlık kazanarak elle tutulur, gözle görülür bir hale gelmesi durumudur.
216 . Vücut dilini okumak : Birinin beden hareketlerinden, jest ve mimiklerinden onun gerçek duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmak demektir.
217 . Vücut vermek : Bir şeyin oluşmasına yardımcı olmak, onu var etmek veya bir fikrin hayata geçmesi için gereken zemini ve imkanları bizzat sağlamaktır.
218 . Vücut vermek (bir şeye) : Bir düşünceye, harekete veya oluşuma destek olmak, katılmak, güç vermek demektir.