Deyim S

1 . Saadete ermek : Çekilen uzun sıkıntıların ardından nihayet huzurlu, mutlu ve refah dolu bir yaşama kavuşmak anlamına gelen bir deyimdir.
2 . Saat gibi işlemek : Bir sistemin veya işin hiçbir aksama olmadan, tam zamanında ve büyük bir düzen içerisinde kusursuzca yürümesi anlamına gelir.
3 . Saati saatine uymamak : Bir kişinin ruh halinin, kararlarının veya davranışlarının çok kısa süreler içerisinde sürekli değişkenlik göstererek kararsızlık sergilemesi durumudur.
4 . Sabah akşam dememek : Hiç ara vermeden, gece gündüz demeden, sürekli olarak bir işle meşgul olmak demektir.
5 . Sabahı etmek : Gece boyunca yaşanan bir sıkıntı, çalışma veya eğlence nedeniyle hiç uyumadan günün ilk ışıklarına kadar uyanık kalmak demektir.
6 . Sabahı etmek (veya sabah etmek) : Sabahlamak, geceyi uyumadan veya bir yerde geçirerek sabahı beklemek anlamına gelir.
7 . Sabahın köründe : Günün henüz ilk ışıkları bile tam belirmeden, çok erken ve uykunun en tatlı olduğu saatlerde uyanmak veya yola çıkmaktır.
8 . Sabahtan akşama kadar : Günün başlangıcından bitişine dek geçen tüm süreyi, aralıksız bir çalışmayı veya bir durumun tüm gün sürdüğünü ifade eder.
9 . Sabıkası silinmek : Geçmişteki kötü bir kaydının, suçunun veya lekeli geçmişinin temizlenmesi, affedilmesi anlamına gelir.
10 . Sabıkası temiz olmak : Daha önce hiç suç işlememiş, adli kaydında leke bulunmayan kişiler için kullanılır.
11 . Sabır dilemek : Büyük bir acı, kayıp veya zorluk yaşayan kimseye, bu durumla başa çıkabilmesi için manevi güç ve dayanıklılık temennisinde bulunmaktır.
12 . Sabır göstermek : Karşılaşılan zorluklar, acılar veya beklemeyi gerektiren durumlar karşısında öfkeye kapılmadan, metanetle ve sükunetle dayanma erdemini sergilemek anlamına gelir.
13 . Sabır taşı : Çok sabırlı, dayanıklı ve tahammüllü kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
14 . Sabır taşı çatlamak : Çok büyük bir titizlikle gösterilen tahammülün artık son noktasına gelmesi ve kişinin dayanma gücünün tamamen tükenmesi durumudur.
15 . Sabır taşımak : Bir kimsenin kendisine yöneltilen haksızlıklar veya zorluklar karşısında metanetini koruyarak isyan etmeden, sessizce ve olgunlukla bekleme halini ifade eder.
16 . Sabır taşını çatlatmak : En sabırlı insanın bile tahammül edemeyeceği, çok aşırı derecede can sıkıcı ve sinir bozucu davranışlarda bulunmak demektir.
17 . Sabır taşırmak : Bir kişinin tahammül sınırını aşacak davranışlarla onu artık dayanamaz hale getirmek anlamına gelir.
18 . Sabırla beklemek : Sonuç almak için acele etmeden, sakin ve dirençli şekilde süreci sürdürmek demektir.
19 . Sabırlı olmak : Zorluklar ve gecikmeler karşısında soğukkanlılığını koruyabilmek, tahammül gösterebilmek demektir.
20 . Sabırsızlık göstermek : Beklemeye tahammül edememek, aceleci davranmak, hemen olmasını istemek anlamına gelir.
21 . Sabrı taşmak : Bir kimsenin kendisine yapılan haksızlıklara karşı gösterdiği hoşgörünün bitmesi ve artık sert tepki göstermeye başlaması halidir.
22 . Sabrını sınamak : Birini bilerek zor durumda bırakmak veya sınırlarını zorlayarak ne kadar dayanabileceğini, ne zaman öfkeleneceğini ölçmeye çalışmak eylemidir.
23 . Sabrının sonuna gelmek : Uzun süre tahammül edilen bir durumun artık dayanılmaz bir hal alması ve kişinin daha fazla sessiz kalamayacağı noktaya ulaşmasıdır.
24 . Sabun köpüğü : Çabucak sönen, kalıcı olmayan, gelip geçici ve değersiz olan şeyler için kullanılan bir benzetmedir.
25 . Sabun köpüğü gibi : Görünüşte çok büyük ve etkileyici olmasına rağmen aslında hiçbir temeli olmayan ve çok çabuk sönen geçici durumları ifade eder.
26 . Sabun köpüğü gibi sönmek : Çok büyük iddialarla veya heyecanla başlayan bir durumun, hiçbir kalıcı iz bırakmadan çok kısa sürede etkisini tamamen yitirmesidir.
27 . Sabunlayıp köpürtmek : Birini çok ağır bir şekilde azarlamak, paylamak, ağzının payını vermek demektir.
28 . Saç ağartmak : Bir meslekte veya bir iş uğrunda çok uzun yıllar boyunca emek vermek ve o uğurda yaşlanarak tecrübe kazanmak demektir.
29 . Saç ayağı çökmek : Bir işin temel dayanaklarının zayıflayıp dağılmaya başlaması anlamına gelir.
30 . Saç ayak üzerinde durmak : Aşırı korku veya şaşkınlık nedeniyle tüylerinin diken diken olması, ürpermesi anlamına gelir.
31 . Saç bağı çözülmek : Çok eski bir tabir olarak, bir kadının yas tutması veya büyük bir keder içinde darmadağınık bir hale gelmesi durumudur.
32 . Saç baş yolmak : Büyük üzüntü, pişmanlık veya çaresizlik içinde kalmak anlamına gelir.
33 . Saç telini bile oynatmamak : En küçük bir çaba göstermeden tamamen tepkisiz kalmak anlamına gelir.
34 . Saçı başı dağılmak : Çok yorgun, perişan ve bakımsız bir görünüme bürünmek, üstü başı darmadağın olmak demektir.
35 . Saçı bitmedik : Doğalı çok olmamış, henüz yeni doğmuş, çok küçük yaştaki bebekler için kullanılan bir ifadedir.
36 . Saçına ak düşmek : Ömrün geçmesi, yaşlanmak veya hayatın getirdiği ağır dertler ve sorumluluklar nedeniyle saçların beyazlamaya başlaması ve ihtiyarlığın fiziksel belirtisidir.
37 . Saçına başına bakmamak : Görünüşüne, giyim kuşamına hiç özen göstermemek, dağınık ve bakımsız bir halde dolaşmak demektir.
38 . Saçını ağartmak : Bir iş kolunda veya bir sorumluluk üzerinde ömür boyu çalışarak büyük bir tecrübe edinmek ve o yolda yaşlanmaktır.
39 . Saçını başını düzeltmek : Kendine çeki düzen vermek, dış görünüşündeki düzensizlikleri gidererek toplum içine çıkmaya hazır ve bakımlı bir hale gelmektir.
40 . Saçını başını yolmak : Yaşanan çok büyük bir pişmanlık, keder veya çaresizlik karşısında kişinin kendine zarar verecek kadar büyük bir ruhsal çöküntü yaşamasıdır.
41 . Saçını başını yolmamak : Bir olay veya durum karşısında aşırı tepki göstermemek, soğukkanlılığını korumak demektir.
42 . Saçını sakalını ağartmak : Bir işte veya meslekte ömür tüketmek, çok uzun yıllar emek vererek yaşlanmak anlamına gelir.
43 . Saçını süpürge etmek : Bir kişi veya iş için büyük fedakârlıklar yapmayı göze almak demektir.
44 . Saçları diken diken olmak : Yaşanılan ani ve çok şiddetli bir korku, dehşet veya ürperti nedeniyle vücudun verdiği fiziksel tepkiyi anlatan bir deyimdir.
45 . Saçma sapan konuşmak : Konuyla ilgisi olmayan, tutarsız ve anlamsız sözler söylemek anlamına gelir.
46 . Saçmalamak : İçinde bulunduğu durumun gerekliliklerini yerine getiremeyip garip davranışlarda bulunmak veya ne dediğini bilmez halde tutarsız açıklamalar yapmaktır.
47 . Saçmalık savurmak : Anlamsız, tutarsız, akla ve mantığa uymayan saçma sapan sözler söylemek demektir.
48 . Saçmalıktan başka bir şey değil : Son derece anlamsız, gereksiz ve abesle iştigal olan durum veya sözler için kullanılır.
49 . Saçmaya başlamak : Konuşmalarında mantık silsilesini kaybetmek, gerçeklerle ilgisi olmayan tutarsız ve tuhaf şeyler söyleyerek çevresindekileri şaşırtmak halidir.
50 . Sadağından ok atmak : Elindeki tüm imkanları ve kozları kullanmak, bir hedefi vurmak için sahip olduğu son çarelere başvurmak anlamına gelir.
51 . Sadaka gibi vermek : Birine bir şeyi gönülsüzce, küçümseyerek veya çok yetersiz bir miktarda vererek karşı tarafın onurunu zedeleyecek şekilde davranmaktır.
52 . Sadaka niyetine : Yapılan bir işin veya verilen bir şeyin karşılık beklemeden, sırf iyilik olsun diye veya çok az bir değerle sunulmasıdır.
53 . Sadakası tutmak : Bir şeyin hemen arkasından veya tesadüfen, beklenmedik iyi bir şeyle karşılaşmak anlamına gelir.
54 . Sadakat göstermek : Bağlılık, vefa ve güveni asla bozmamak, sözünde durmak ve dürüst davranmak demektir.
55 . Sade suya tirit : Hiçbir derinliği olmayan, özensiz hazırlanmış, içi boş ve faydası dokunmayacak kadar basit olan işler veya sözler için kullanılır.
56 . Sade vatandaş : Yönetimde, siyasette veya özel imtiyaz sahibi olmayan, sıradan, herhangi bir ayrıcalığı bulunmayan insan demektir.
57 . Sadede gelmek : Konuşulan ana konudan uzaklaşıldığında, aradaki gereksiz detayları bırakıp asıl anlatılmak istenen meseleye veya sonuca odaklanmak anlamına gelir.
58 . Sadet harici konuşmak : Üzerinde durulan asıl konuyla hiçbir ilgisi bulunmayan, zaman çalan ve dikkati dağıtan yan meselelerden bahsederek konuyu saptırmaktır.
59 . Sadık dost : Her koşulda yanında olan, güvenilir, vefalı ve sevgisinden asla şüphe duyulmayan yakın arkadaş anlamına gelir.
60 . Sadık kalmak : Verilen bir söze, bir anlaşmaya veya bir dosta her ne şartta olursa olsun bağlılığını sürdürmek ve ihanet etmemektir.
61 . Sadra şifa olmak : İçine düştüğü sıkıntı, dert veya hastalıktan kurtulmak, rahatlamak, ferahlık hissetmek demektir.
62 . Saf dışı bırakmak : Bir yarışta, bir ticari rekabette veya sosyal bir ortamda rakibini etkisiz hale getirerek onu sürecin tamamen dışına itmektir.
63 . Saf kan olmak : Soyu bozulmamış, nitelikleri korunmuş veya mecazi olarak karakteri tertemiz, dürüst ve art niyetsiz olan kişileri tanımlayan bir tabirdir.
64 . Saf tutmak : Bir topluluk içinde belirli bir düşünceye veya kişiye destek vermek amacıyla yan yana gelmek veya tarafını netleştirmektir.
65 . Safa geldiniz (safa getirdiniz) : Bir yere yeni gelen misafir veya kişiyi memnuniyetle karşılamak için söylenen nezaket sözüdür.
66 . Safa gelmek : Bir yere misafir olarak gelmekten duyulan huzuru ifade etmek veya bir ortamın neşelenip keyifli bir hale bürünmesi durumudur.
67 . Safa getirmek : Hoş, keyifli ve neşeli bir zaman geçirmek, eğlenmek anlamına gelir.
68 . Safa sürmek : Hayatın tadını çıkarmak, hiçbir dert ve kederle uğraşmadan huzurlu, keyifli ve rahat bir ömür geçirmek anlamına gelen bir deyimdir.
69 . Saflığından istifade etmek : Birinin iyi niyetini, tecrübesizliğini veya safdilliğini kullanarak onu kandırmak demektir.
70 . Safrası kabarmak : Bir şeyden aşırı derecede tiksinmek, iğrenmek, midesi bulanmak demektir.
71 . Safrasını boşaltmak : İçinde biriken öfkeyi, kızgınlığı veya sıkıntıyı dışarı vurmak, rahatlamak için açıkça söylemek anlamına gelir.
72 . Safsataya başvurmak : Doğruluğu kanıtlanmamış, yanıltıcı ve boş düşüncelerle karşısındakini ikna etmeye çalışmak veya konuyu kasten saptırma yöntemidir.
73 . Saftirik yerine koymak : Birini saf, toy, tecrübesiz ve kolay aldatılabilir biri olarak görmek ve ona göre davranmak demektir.
74 . Sağ eliyle sol kulağını göstermek : Çok basit ve doğrudan çözülebilecek bir meseleyi gereksiz yere karmaşık, dolaylı ve zor yollardan halletmeye çalışmak halidir.
75 . Sağ gösterip sol vurmak : Karşısındakini yanıltarak beklenmedik bir hamle yapmak demektir.
76 . Sağ kolu olmak : Bir kişinin en güvendiği, en çok destek aldığı yardımcı konumunda bulunmak anlamına gelir.
77 . Sağ salim kavuşmak : Çıkılan uzun veya tehlikeli bir yolculuğun sonunda hiçbir kaza veya zarar görmeden sevdiklerine ulaşmak anlamına gelir.
78 . Sağa sola haber salmak : Bir durumu duyurmak veya birini bulmak amacıyla pek çok farklı yere ve kişiye haber göndererek araştırma başlatma eylemidir.
79 . Sağduyu çağrısı yapmak : Olaylara mantıklı ve sakin yaklaşılması gerektiğini vurgulamak anlamına gelir.
80 . Sağını solunu kollamak : Olası tehlikelere karşı dikkatli ve tedbirli davranmak anlamına gelir.
81 . Sağır sultan bile duydu : Çok gizli tutulmaya çalışılan bir haberin artık herkes tarafından bilindiğini ve saklanacak bir tarafının kalmadığını anlatan mübalağalı bir sözdür.
82 . Sağlam ayakkabı değil : Davranışları güven vermeyen, dürüstlüğünden şüphe edilen ve kendisiyle iş yapmanın riskli olduğu düşünülen tekinsiz kişiler için kullanılır.
83 . Sağlam basmak : Riskleri hesaplayarak dikkatli ve temkinli davranmak demektir.
84 . Sağlam durmak : Baskı veya zorluklara rağmen tutumundan vazgeçmemek anlamına gelir.
85 . Sağlam kafaya sahip olmak : Olayları mantıklı, dengeli ve sağduyulu biçimde değerlendirebilmek demektir.
86 . Sağlam kapıya bağlamak : Her ihtimali düşünerek işi güvenli bir noktaya taşımak demektir.
87 . Sağlam kazığa bağlamak : Bir işi şansa bırakmayarak her türlü tedbiri almak ve sonucun kesinleşmesi için tüm hukuki veya fiziksel önlemleri tamamlamaktır.
88 . Sağlam pabuç değil : Davranışları güven vermeyen, her an bir oyun çevirebilecek olan ve dürüstlüğünden şüphe duyulan tekinsiz kimseler için kullanılan bir deyimdir.
89 . Sağlam yere basamamak : Kararsızlık veya güvensizlik nedeniyle net hareket edememek anlamına gelir.
90 . Sağlam yere basmak : Geleceğe yönelik kararları güvenli ve mantıklı temellere dayandırmak anlamına gelir.
91 . Sağlığında yapmak : Bir işi veya vasiyeti henüz hayattayken, gücü ve bilinci yerindeyken gerçekleştirerek sonraya hiçbir belirsizlik bırakmamak eylemidir.
92 . Sağlık olsun : Bir mal kaybı veya başarısızlık karşısında teselli bulmak amacıyla, asıl önemli olanın can sağlığı olduğunu vurgulayan olgunluk sözüdür.
93 . Sahanlara çıkmak : Halkın beğenisine sunulmak, geniş kitleler tarafından izlenir veya tüketilir hale gelmek anlamına gelir.
94 . Sahanlıkta beklemek : Bir işin, terfinin veya sonucun gerçekleşmesi için uygun zamanın gelmesini beklemek demektir.
95 . Sahaya inmek : Bir konuya teoride değil, fiilen ve aktif biçimde dahil olmak demektir.
96 . Sahibi olmadığını göstermek : Bir işte, malda veya sorumlulukta başarısız olmak, onu layıkıyla yönetemediğini kanıtlamak demektir.
97 . Sahibi olmak : Bir şeyin maliki, yöneticisi veya sorumlusu olmak, onun üzerinde tasarruf yetkisine sahip bulunmak demektir.
98 . Sahibinden satılık : Mal veya mülkün ilk ve tek sahibi tarafından doğrudan alıcıya sunulduğunu gösteren bir ifadedir.
99 . Sahibine teslim etmek : Bulunan veya ele geçirilen bir eşyayı gerçek sahibine ulaştırmak, iade etmek demektir.
100 . Sahibini belli etmek : Bir eşyanın veya mekanın, onu kullanan kişinin karakterini, zevkini yansıtması anlamına gelir.
101 . Sahibini bulmak : Kaybolan veya bir yere ait olan bir eşyanın gerçek sahibine ulaşması, kavuşması anlamına gelir.
102 . Sahibini çağırmak : Kaybolan bir eşyanın, onu gerçek sahibine kavuşturacak bir olay veya tesadüf yaşanması demektir.
103 . Sahibini seslemek : Bir şeyin veya durumun, onunla ilgili kişiyi rahatsız edecek, uğraştıracak bir sonuç doğurması demektir.
104 . Sahibini şaşırtmak : Bir hayvanın veya makinenin, normal davranışının dışına çıkarak beklenmedik bir şey yapması anlamına gelir.
105 . Sahip çıkmak : Kendine, değerlerine, sorumluluklarına veya bir başkasına sahiplenerek korumak ve destek olmak anlamına gelir.
106 . Sahip çıkmamak : İlgilenmemek, korumamak, destek olmamak, sorumluluğunu üstlenmemek anlamına gelir.
107 . Sahipsiz bırakmak : Bir kişi veya konuyla ilgilenmeyip desteksiz bırakmak anlamına gelir.
108 . Sahipsiz kalmak : Destek görememek veya korunacak kimseyi bulamamak anlamına gelir.
109 . Sahne almak : Topluluk önünde görünür hale gelmek veya aktif rol üstlenmek anlamına gelir.
110 . Sahne arkasında kalmak : Görünmeden ama etkili biçimde iş yürütmek anlamına gelir.
111 . Sahne kapmak : Başkasının ön plana çıkmasını engelleyerek dikkatleri üzerine çekmek demektir.
112 . Sahneye çıkmak (sahneye koymak) : Topluluk önünde bir performans sergilemek; mecazen bir olayı veya planı uygulamaya geçirmek demektir.
113 . Sahneyi terk etmek : Bir ortamdan, işten veya görevden ayrılmak, çekip gitmek demektir.
114 . Sahte umut vermek : Gerçekleşmesi mümkün olmayan beklentiler oluşturarak oyalamak demektir.
115 . Sakal altından gülmek : Birinin düştüğü zor durumla veya yaptığı komik bir hatayla belli etmeden, gizlice ve alaycı bir şekilde içten içe eğlenmektir.
116 . Sakalı değirmende ağartmak : Çok yaşlanmak, uzun ve tecrübeyle dolu bir ömür geçirmiş olmak demektir.
117 . Sakalı değirmende ağartmamak : Genç ve tecrübesiz olmak, hayatın zorluklarını görmemiş, çekmemiş olmak demektir.
118 . Sakalı ele vermek : Gizli tutulan bir durumun istemeden ortaya çıkması demektir.
119 . Sakalı ele vermemek : Suçunu, kabahatini veya gizli planını belli etmemek, ipucu vermemek demektir.
120 . Sakalına ak düşmek : Kişinin artık yaşlandığının, ömrünün büyük kısmını geride bıraktığının ve olgunluk dönemine girdiğinin fiziksel olarak belirmesi durumudur.
121 . Sakalına göre tarak : Karşısındaki kişinin huyuna, suyuna ve mevkisine uygun davranarak onu memnun etme veya idare etme yöntemini ifade eder.
122 . Sakalına göre tarak vurmak : Karşısındaki kişinin karakterine, zayıf noktalarına veya özel isteklerine uygun şekilde davranarak onu idare etmeyi başarma sanatıdır.
123 . Sakalına tükürmek : Yaşlı ve tecrübeli birine saygısızca ve küstahça davranmak, onu hiçe saymak demektir.
124 . Sakar olmak : Elindeki eşyaları sürekli düşüren, kaza yapmaya meyilli olan ve dikkatsizliği nedeniyle çevresine küçük zararlar veren kişiler için kullanılır.
125 . Sakat iş : Başlangıcından itibaren yanlış kurgulanan, içinde hile barındıran ve sonunun kötü biteceği önceden belli olan riskli ve güvenilmez girişimlerdir.
126 . Sakız gibi uzatmak : Bir konuyu veya tartışmayı asıl amacından saptırarak, gereksiz ayrıntılarla bıktıracak kadar uzun bir süre boyunca devam ettirmek halidir.
127 . Sakız gibi yapışmak : Birinden bir şey istemek veya sürekli beraber olmak için onu rahatsız edecek derecede ısrar etmek ve peşini bırakmamaktır.
128 . Sakız gibi yapışmamak : Israrcı ve rahatsız edici olmamak, birinden veya bir yerden gerektiğinde uzaklaşabilmek demektir.
129 . Sakız olmak : Çok sıkıcı, usandırıcı ve tekrara düşen bir konu veya durum haline gelmek demektir.
130 . Sakin kafayla : Heyecandan, öfkeden veya karmaşadan uzaklaşarak olayları mantıklı ve soğukkanlı bir şekilde değerlendirmek için uygun bir zamanı anlatır.
131 . Sakinleşmek : Öfke, heyecan veya korku gibi yoğun duyguların etkisinden kurtularak yeniden dengeli, huzurlu ve mantıklı düşünebilir bir ruh haline dönmektir.
132 . Sakinleştirici rol oynamak : Gergin ortamda ortamı yumuşatmaya çalışan kişi olmak demektir.
133 . Sakinliğini yitirmek : Normalde kontrollü olan birinin öfke veya panik yaşaması anlamına gelir.
134 . Sakla samanı gelir zamanı : Şu an işe yaramaz, değersiz görünen şeyleri atmamak, ileride bir gün mutlaka lazım olabileceğini ifade eder.
135 . Sakla samanı gelir zamanını : “Sakla samanı gelir zamanı” deyiminin farklı bir söylenişidir, aynı anlamı taşır.
136 . Saklı kapaklı işler : Gizli, şüpheli, başkalarından saklanan ve dürüst olmayan işler, planlar anlamına gelir.
137 . Saklı tutmak : Bir bilgiyi, sırrı veya nesneyi başkalarından gizlemek, kimseye söylememek veya göstermemek demektir.
138 . Saksı gibi oturmak : Bir ortamda hiçbir söze karışmadan, hiçbir işe el atmadan, sadece sessizce ve tepkisizce bir köşede beklemek anlamına gelen bir yergi sözüdür.
139 . Saksıyı çalıştırmak : Karşılaşılan bir sorunu çözmek veya yeni bir fikir üretmek amacıyla zihnini zorlamak, akıllıca ve yaratıcı düşünceler geliştirmek için uğraşmaktır.
140 . Saksıyı çekmek (anlamak) : Üstü örtülü, imalı bir sözün veya durumun gerçek anlamını hemen kavramak demektir.
141 . Saksıyı çekmek (saksıyı duymak) : Lafın gelişinden veya ortamdan anlamak, üstü kapalı söyleneni hemen kavramak anlamına gelir.
142 . Saldırgan dile başvurmak : İletişimde sert ve kırıcı ifadeler kullanmak demektir.
143 . Saldırgan tavır almak : Gereksiz sertlik ve gerginlik içeren davranışlar sergilemek anlamına gelir.
144 . Saldırıya geçmek : Savunmayı bırakıp aktif ve sert şekilde harekete geçmek demektir.
145 . Salık verilmek : Birine uzmanlığına güvenilen bir kişi tarafından tavsiye edilmesi veya bir yerin güzel olduğu söylenerek oraya gitmesinin önerilmesidir.
146 . Salık vermek : Birine yapacağı bir iş konusunda tecrübelerine dayanarak tavsiyede bulunmak, yol göstermek veya bir şeyi iyi olduğu düşüncesiyle önermek demektir.
147 . Salına salına gezmek : Kaygısız, tasasız, kendinden emin ve ağırbaşlı bir şekilde dolaşmak, rahat hareket etmek demektir.
148 . Salına salına yürümek : Kaygısız, kendinden emin, ağırbaşlı ve rahat adımlarla yürümek demektir.
149 . Salkım saçak : Bir şeyin düzensiz bir şekilde her tarafa dağılmış olması veya giyimin kuşamın çok perişan ve darmadağınık göründüğü durumları tarif eder.
150 . Salkım salkım : Bir şeyin çok bol, bereketli ve sarkan kümeler halinde bir arada bulunduğu durumları tarif etmek için kullanılan bir tabirdir.
151 . Sallantıda kalmak : Bir kararın veya durumun henüz kesinleşmemesi, belirsizliğini koruması ve her an değişebilecek bir risk ve güvensizlik taşıması anlamına gelir.
152 . Sallantıda olmak : Bir işin veya kararın netleşmemesi, belirsizliğin sürmesi ve her an olumsuz bir yöne evrilme riskinin bulunması durumudur.
153 . Sallayıp durmak : Elinde kesin bir kanıt olmadığı halde sürekli asılsız iddialar ortaya atmak veya birini boş vaatlerle sürekli oyalamaktır.
154 . Saltanat sürmek : Büyük bir rahatlık, bolluk ve debdebe içinde, hiçbir sıkıntı çekmeden keyifle yaşamak anlamına gelir.
155 . Saltanat sürmeye başlamak : Bolluk, rahatlık ve keyif içinde bir yaşam sürmeye başlamak anlamına gelir.
156 . Salya sümük ağlamak : Kendini tutamayarak, hıçkıra hıçkıra, çocuk gibi şiddetli ve kontrolsüz bir şekilde ağlamak demektir.
157 . Salya sümük ağlamaya başlamak : Birden ve kontrolsüz bir şekilde, hıçkırarak ağlamaya başlamak demektir.
158 . Salyası akmak : Bir şeyi çok fazla istemek, bir şeye karşı aşırı iştah duymak veya büyük bir arzuyla bir nesneye bakmak halidir.
159 . Sam altından, üstünden sıyrılmak : Bir işten, sorumluluktan veya tehlikeli bir durumdan kurnazca sıyrılmak, kaytarmak anlamına gelir.
160 . Sam altından, üstünden sıyrılmaya çalışmak : Sorumluluktan veya işten kurnazca kaçınmaya çalışmak demektir.
161 . Saman alevi gibi parlamak : Kısa sürede büyük ilgi görüp aynı hızla etkisini yitirmek anlamına gelir.
162 . Saman altından su yürütmek : Kimseye fark ettirmeden, gizli ve sinsi planlar yaparak işlerini kendi çıkarı doğrultusunda sessizce yürütmek eylemini ifade eden bir deyimdir.
163 . Saman altından yürütmek : Kimseye hissettirmeden, gizli kapaklı işler çevirerek kendi çıkarına olan planları sessizce ve kurnazca uygulamaya koymak demektir.
164 . Saman gibi : Rengi sarı ve soluk, cansız, sağlıksız bir görünüme sahip olan yüz veya ten rengi için kullanılır.
165 . Saman gibi olmak : Çok zayıf, solgun ve sağlıksız bir görünüme sahip olmak demektir.
166 . Saman gibi uçup gitmek : Çok hafif ve değersiz bir şey gibi kaybolup gitmek, yok olmak demektir.
167 . Saman kağıdı : İnce, kalitesiz ve geçirgen bir kağıt türünü ifade eder; mecazen değersiz yazılar için kullanılır.
168 . Saman kağıdından yapılmış gibi : Çok ince, dayanıksız ve kalitesiz olan nesneler için kullanılan bir benzetmedir.
169 . Samanlığı kül etmek : Önemsiz bir şey uğruna çok daha büyük bir zarara yol açmak, her şeyi yakıp yıkmak demektir.
170 . Samanlıkta iğne aramak : Bulunması son derece zor bir şeyi aramak demektir.
171 . Samimi görünmeye çalışmak : İçten olmadığı hâlde sıcak davranışlar sergilemek demektir.
172 . Samimiyet kurmak : İlişkilerde içten ve güvene dayalı bağ oluşturmak anlamına gelir.
173 . Sana mı kaldı? : Bir işe karışmaya hakkı veya yetkisi olmayan birine, “seni ilgilendirmez” anlamında söylenen çıkışma sözüdür.
174 . Sana ne? : “Seni ilgilendirmez, karışma” anlamında sert bir çıkış veya sınır koyma ifadesidir.
175 . Sanal alem : Gerçek hayatta var olmayan, bilgisayar ve internet üzerinden oluşturulan iletişim ortamlarını ve bu ortamlardaki etkileşimleri tanımlayan modern bir tabirdir.
176 . Sanata dökmek : Duygu veya düşünceleri yaratıcı bir üretim yoluyla ifade etmek anlamına gelir.
177 . Sanatına zarar vermemek : Ustalığını, yeteneğini gösterecek şekilde işini en iyi şekilde yapmak demektir.
178 . Sanatını konuşturmak : Yeteneğini, ustalığını ve becerisini en üst düzeyde göstererek harika bir iş çıkarmak anlamına gelir.
179 . Sancısı tutmak : Bir işin yapılma zamanı geldiğinde duyulan aşırı telaş veya bir şeyi yapmak için duyulan dayanılmaz istek halidir.
180 . Sancısını çekmek : Geçmişte yapılan bir hatanın veya eksik bırakılan bir işin getirdiği sıkıntılara ve üzüntülere bugün katlanmak zorunda kalmaktır.
181 . Sandalı devirmek : Yolunda giden bir süreci yapılan büyük bir hata sonucunda tamamen bozmak veya bir ortaklığı, ilişkiyi geri dönülemez şekilde yıkmaktır.
182 . Sandalye kapmaca oynamak : Bir makam veya mevki elde etmek için diğer adaylarla büyük bir rekabet içine girmek ve onları saf dışı bırakmaya çalışmaktır.
183 . Sandığından zor çıkmak : Başta kolay sanılan işin sonradan çok karmaşık hale gelmesi anlamına gelir.
184 . Sanılandan ağır gelmek : Beklenenden daha zor ve yıpratıcı bir durumla karşılaşmak demektir.
185 . Saniyelerle yarışmak : Çok kısıtlı bir zaman diliminde bir işi yetiştirmek için olağanüstü bir süratle ve dikkatle hareket etmek zorunda kalmaktır.
186 . Sanki dünyanın merkezi : Kendini çok önemli ve her şeyin kendi etrafında döndüğünü sanan kişiler için söylenir.
187 . Sanki dünyayı ben yarattım : Kendini çok önemli, her şeye kadir ve sorumlu hisseden kişilerin kullandığı bir sözdür.
188 . Sanki yerinden fırlamış : Çok şaşırmış, heyecanlanmış veya korkmuş birinin ani ve sert tepkisini anlatır.
189 . Sapı silik : Güvenilmez, kaypak, nereye çeksen oraya giden, ilkesiz ve dönek kişiler için kullanılan bir ifadedir.
190 . Sapına kadar : Bir niteliğin veya özelliğin kişide tam anlamıyla, eksiksiz ve en yüksek derecede bulunduğunu vurgulayan kuvvetli bir pekiştirme ifadesidir.
191 . Sapıtmaya başlamak : Normal davranış kalıplarından uzaklaşmak, saçma sapan hareketler yapmak veya ahlaki değerleri hiçe sayarak yanlış yollara sapmak durumudur.
192 . Sapla samanı ayırmak : Birbirine benzeyen şeyleri doğru biçimde ayırt edebilmek demektir.
193 . Sapla samanı karıştırmak : Birbirinden tamamen farklı olan iki durumu, iyi ile kötüyü veya haklı ile haksızı ayırt edemeyip birbirine karıştırma hatasıdır.
194 . Saplantı haline getirmek : Bir fikri veya bir kişiyi zihninde aşırı büyüterek ondan başka bir şey düşünemez hale gelmek ve bu duruma takılıp kalmaktır.
195 . Sapma göstermek : Planlanan yoldan veya karardan istemeden uzaklaşmak demektir.
196 . Sapsarı kesilmek : Korkudan, büyük bir şoktan veya ağır bir hastalıktan dolayı yüzdeki kanın tamamen çekilmesi ve rengin aniden sararması durumunu ifade eder.
197 . Sapsarı olmak : Büyük bir korku, şaşkınlık veya ani bir rahatsızlık nedeniyle yüzdeki kanın tamamen çekilmesi ve kişinin benzinin sararması halidir.
198 . Sararıp solmak : Yaşanılan büyük bir üzüntü, dert veya hastalık nedeniyle kişinin eski canlılığını, neşesini ve fiziksel sağlığını günden güne yitirmesi halidir.
199 . Saray gibi ev : Çok büyük, lüks ve gösterişli bir evi tanımlamak için kullanılan bir benzetmedir.
200 . Saray yavrusu : Çok büyük, gösterişli ve lüks bir evi veya yapıyı tanımlamak için kullanılan bir benzetmedir.
201 . Saray yavrusu gibi : Çok büyük, görkemli, lüks döşenmiş ve dışarıdan bakıldığında hayranlık uyandıran geniş yapılı evler için kullanılan bir benzetmedir.
202 . Saraylara layık : Çok gösterişli, kaliteli ve ancak en üst düzeydeki insanların kullanımına uygun olacak kadar değerli olan her türlü nesne için kullanılır.
203 . Sardım başa : Yapılan bir işin hatalı olması nedeniyle her şeyi iptal edip en baştan, en temel noktadan tekrar başlamak zorunda kalmak demektir.
204 . Sargıya almak : Bir yarayı fiziksel olarak sarmak veya mecazi anlamda bir sorunu geçici çözümlerle örtbas edip kontrol altında tutmaya çalışmaktır.
205 . Sarı çizmeli Mehmet Ağa : Kim olduğu, nerede yaşadığı ve ne iş yaptığı belli olmayan, tanınmayan ve bulunması imkansız olan belirsiz kişiler içindir.
206 . Sarı çizmeli Mehmet Ağa misali : Kimliği, niteliği, nereden geldiği belirsiz, gizemli kişiler için kullanılır.
207 . Sarı çizmeli Mehmet Ağa sanmak : Kimliği veya niteliği belirsiz birini ciddiye almamak anlamına gelir.
208 . Sarı kurdele takmak : Bir şeyi kutlamak, ödüllendirmek veya önemini vurgulamak için sembolik bir hareket yapmak demektir.
209 . Sarığım diye kavuk, kavuğum diye sarık satma : Elindekinin değerini bil, onu küçümseme ve daha iyisi için sahip olduğundan vazgeçme anlamındadır.
210 . Sarılacak dalı kalmamak : Hayatta kendisine yardım edecek, destek olacak veya güvenecek hiçbir kimsesinin veya imkanının kalmaması, tamamen çaresiz ve yalnız düşmektir.
211 . Sarılıp sarmalamak : Birini çok özenle ve sevgiyle korumak, kollamak, her türlü ihtiyacını karşılamak demektir.
212 . Sarılmak : Birine sevgi, şefkat veya teselli vermek amacıyla kollarıyla sıkıca sarılmak, kucaklaşmak demektir.
213 . Sarmaş dolaş olmak : İki kişinin birbirine çok sıkı bir şekilde sarılması veya aralarındaki samimiyetin çok ileri seviyeye ulaşarak birbirlerinden ayrılmamaları durumudur.
214 . Sarmaşığa dolanmak : İçinden çıkılması çok zor olan, karmaşık ve birbirine geçmiş pek çok sorunun tam ortasında kalarak büyük bir sıkıntı yaşamaktır.
215 . Sarmaya başlamak : Bir konunun veya durumun kişiyi etkisi altına alması, ilgisini çekmesi veya bir yarayı kapatmak için harekete geçmektir.
216 . Sarpa saran işi çözmek : Karmaşık ve zorlaşmış bir durumu düzene sokmak demektir.
217 . Sarpa sarılmak : İşlerin beklenmedik bir şekilde çok karışık ve çözülmesi zor bir hale gelmesi demektir.
218 . Sarpa sarmak : İşlerin beklenmedik bir şekilde zorlaşması, karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal alması anlamına gelir.
219 . Sarrafı olmak : Bir işin tüm inceliklerini, hilelerini ve detaylarını çok iyi bilmek, o konuda yanılması imkansız olan bir uzman haline gelmektir.
220 . Sataşmak : Durduk yere laf atarak huzursuzluk çıkarmaya çalışmak demektir.
221 . Sataşmaya yer aramak : Durup dururken kavga çıkarmak veya birini kızdırmak için bahaneler uydurmak, huzursuzluk yaratacak davranışlarda bulunmak eylemidir.
222 . Satıp savmak : Elinde bulunan tüm malı mülkü aceleyle ve bazen değerinin altına satarak nakit paraya çevirmek ve malından tamamen kurtulmaktır.
223 . Satıp savmak (birini) : Birini başından atmak, ondan kurtulmak, ilgisini kesmek demektir.
224 . Satır aralarını okumak : Bir metinde veya konuşmada açıkça yazılıp söylenmeyen, gizli kalmış anlamları sezmek ve anlamak demektir.
225 . Satır arası okumak : Söylenen veya yazılanların içindeki gizli manaları, doğrudan dile getirilmeyen ancak ima edilen asıl niyetleri fark edip anlamaktır.
226 . Satır arasına gizlemek : Asıl anlatmak istediğini açıkça söylememek, üstü kapalı ve imalı bir şekilde ifade etmek demektir.
227 . Satışa çıkarmak : Bir malı elden çıkarmak üzere alıcılara sunmak veya mecazi olarak bir değeri, bir ilişkiyi kendi çıkarı için harcamaya başlamaktır.
228 . Satışa gelmek : Çok güvendiği bir kişi tarafından kendi menfaati uğruna yarı yolda bırakılmak, aldatılmak veya sinsi bir plana kurban edilmek demektir.
229 . Satranç hamlesi yapmak : Uzun vadeli sonuçları düşünerek stratejik karar almak demektir.
230 . Savaş açmak : Birine veya bir şeye karşı mücadele başlatmak, onunla sert bir şekilde uğraşmaya karar vermek anlamına gelir.
231 . Savaş naraları atmak : Çok sert, kavgacı ve meydan okuyan bir şekilde bağırmak, konuşmak demektir.
232 . Savaş vermek : Bir hastalıkla, sorunla veya zorlukla büyük bir mücadele içine girmek, onunla amansızca savaşmak demektir.
233 . Savaşa girmek : Bir hedef uğruna çok büyük ve zorlu bir mücadeleyi göze alarak rakipleriyle aktif bir çatışma sürecini başlatmak anlamına gelir.
234 . Savaşa tutuşmak : Bir tartışma, kavga veya mücadeleye girişmek, şiddetli bir çatışma içine girmek demektir.
235 . Savsaklamak : Bir işi zamanında yapmamak, çeşitli bahanelerle sürekli ertelemek ve gereken önemi vermeyerek o işi üstünkörü geçiştirmek halidir.
236 . Savunma kalkanı oluşturmak : Gelen eleştirilere veya saldırılara karşı kendini korumak amacıyla çeşitli bahaneler, önlemler veya argümanlar geliştirerek direnç göstermektir.
237 . Savunmasız kalmak : Kendini koruyacak hiçbir imkanı, desteği veya argümanı bulunmadan, her türlü saldırıya veya eleştiriye açık bir durumda olmaktır.
238 . Savunmaya geçmek : Kendisine yöneltilen suçlamaları veya ağır eleştirileri reddetmek amacıyla haklılığını kanıtlayacak sözler söyleyerek kendini korumaya çalışmak halidir.
239 . Savurganlık etmek : Elindeki maddi kaynakları veya kıymetli zamanı hiçbir plan yapmadan, gereksiz yere ve düşüncesizce harcayarak boşa tüketme eylemidir.
240 . Say beni sayayım seni : Çıkar ilişkisine dayalı, karşılıklı menfaat gözeten arkadaşlık veya ilişkiler için kullanılır.
241 . Say say bitmez : O kadar çoktur ki, saymaya kalksan bitiremezsin, sayılamayacak kadar çok anlamına gelir.
242 . Saydığım günler geride kaldı : Gençlik, güzel ve hareketli günlerin sona erdiğini ifade eden bir sözdür.
243 . Saydığım sayılı günlerdir : Yaşamının son dönemlerinde olduğunu, ölümünün yaklaştığını düşünen kişilerin kullandığı bir ifadedir.
244 . Sayfa açmak : Yeni bir döneme, yeni bir konuya veya yeni bir hayata başlamak demektir.
245 . Sayfa çevirmek : Geçmişte yaşanan kötü bir olayı, anıyı veya dönemi geride bırakıp yeni bir başlangıç yapmak demektir.
246 . Sayfa sayfa anlatmak : Bir konuyu en küçük ayrıntısına kadar, hiçbir detayı atlamadan ve çok uzun bir şekilde izah etmek anlamına gelir.
247 . Sayfayı kapatmak : Geçmişte yaşanmış kötü bir olayı veya bitmiş bir ilişkiyi artık bir daha açmamak üzere tamamen gündemden çıkarmak ve unutmaktır.
248 . Saygı çerçevesinde : Karşısındaki kişinin haklarına ve onuruna zarar vermeden, nezaket kurallarına uygun bir üslup ve tavırla hareket etme durumudur.
249 . Saygı duruşunda bulunmak : Önemli bir şahsın veya olayın hatırası önünde sessiz kalarak hürmetini sunmak veya bir başarıyı büyük bir sessizlikle takdir etmektir.
250 . Saygı duymak : Birinin kişiliğine, fikirlerine veya başarılarına karşı içten gelen bir hürmet ve takdir hissi beslemek anlamına gelir.
251 . Saygı görmek : Davranışları ve duruşuyla çevresinden değer ve itibar kazanmak demektir.
252 . Saygıda kusur etmemek : Karşısındaki kişiye olan hürmetini ve nezaketini en küçük bir hata yapmadan, her zaman titizlikle ve büyük bir özenle sürdürmektir.
253 . Saygıdeğer : Toplum içinde itibarı, yaşı, konumu veya yaptıkları nedeniyle kendisine saygı duyulması gereken kişi demektir.
254 . Saygılar sunmak (bir yere) : Bir yere veya kuruma duyduğu hürmeti ve bağlılığı ifade etmek anlamına gelir.
255 . Saygılar sunmak (saygılarımı sunarım) : Birine karşı duyulan hürmeti ve saygıyı resmi veya nazik bir dille ifade etmek anlamına gelir.
256 . Saygınlığını yitirmek : Toplum içindeki itibarını, değerini ve saygınlığını kaybetmek demektir.
257 . Saygısını esirgemek : Saygı göstermemek, hürmetsiz davranmak, gereken nezaketi göstermemek anlamına gelir.
258 . Saygısını esirgememek : Birine karşı olan hürmetini ve saygısını göstermekten kaçınmamak, daima saygılı davranmak demektir.
259 . Saygısını kazanmak : Yaptığı dürüst işler ve sergilediği erdemli tavırlar sayesinde çevresindeki insanların kalbinde kalıcı bir takdir ve hürmet hissi uyandırmayı başarmaktır.
260 . Saygısını yitirmek : Birine karşı duyduğu hürmet ve takdir hissini, o kişinin yaptığı yanlış hareketler sonucunda tamamen kaybetmek ve ona artık değer vermemektir.
261 . Saygısızlık etmek : Birine karşı uygun olmayan, kaba, hürmetsizce davranışlarda bulunmak, onu incitmek anlamına gelir.
262 . Saygısızlık yapmak : Kasıtlı olarak karşıdakini incitecek, küçük düşürecek davranışlarda bulunmak demektir.
263 . Saygıyı yitirmek : Yanlış davranışlar sonucu çevresindeki itibarını kaybetmek anlamına gelir.
264 . Sayılı dost : Çok az, sınırlı sayıda olan, gerçekten güvenilir ve samimi olarak görülen yakın arkadaşlar demektir.
265 . Sayılı gün çabuk geçer : Bitiş tarihi belli olan bir bekleme süresinin veya bir sıkıntının sabredildiği takdirde hızla geçip gideceğini hatırlatan bir teselli sözüdür.
266 . Sayılı günleri saymak : Ömrünün son demlerinde olduğunu bilmek, yaşamak için çok az zamanı kaldığını düşünmek demektir.
267 . Sayılı günü dolmak : Ömrünün sonuna yaklaşmak, yaşamak için çok az zamanı kalmak demektir.
268 . Sayılı nefes tükenmek : İnsanın bu dünyadaki ömrünün sona ermesi, ölüm vaktinin gelmesi ve yaşam enerjisinin tamamen bitmesi durumunu ifade eden zarif bir deyimdir.
269 . Sayıp dökmek : Birinin kusurlarını veya geçmişte yaşanmış tüm olumsuzlukları hiçbirini atlamadan, uzun uzun ve öfkeyle birer birer dile getirme eylemidir.
270 . Sayıp sevmek : Bir kimseye hem çok değer vermek hem de onun toplum içindeki mertebesine uygun şekilde büyük bir hürmet ve ilgi göstermektir.
271 . Saymakla bitmez : O kadar çoktur ki, sayarak anlatmak veya bitirmek mümkün değildir anlamına gelen bir ifadedir.
272 . Saz çalmak : Bir müzik aletini icra etmek veya mecazi olarak bir işi büyük bir maharetle, ustalıkla ve keyif verici bir şekilde gerçekleştirmektir.
273 . Sazı eline almak : Bir sohbette veya bir yönetim sürecinde inisiyatifi ele geçirerek konuşmayı veya işleri tek başına yönlendirmeye başlamak durumudur.
274 . Sazına bülbül kondurmak : Güzel ve etkileyici sözler söylemek, konuşmasıyla herkesi kendine hayran bırakmak demektir.
275 . Sebat etmek : Zorluklara rağmen kararlı biçimde yoluna devam etmek demektir.
276 . Sebebi olmak : Bir olayın meydana gelmesine doğrudan veya dolaylı olarak yol açmak, o sonucun doğmasındaki ana etken konumunda bulunmaktır.
277 . Sebep aramak : Bir tartışma başlatmak veya bir ilişkini bitirmek için geçerli olmayan, incir çekirdeğini doldurmayacak kadar küçük bahaneler üretmeye çalışmaktır.
278 . Sebep olmak : Bir olayın gerçekleşmesine yol açmak veya birinin başına gelecek bir iyiliğin ya da kötülüğün ana kaynağı konumunda bulunmaktır.
279 . Sebepsiz çıkış yapmak : Ortada geçerli neden yokken sert tepki vermek demektir.
280 . Sebepsiz yere çıkışmak : Ortada geçerli bir neden yokken sert tepki vermek anlamına gelir.
281 . Sebepsiz yere köpürmek : Ortada ciddi neden yokken aşırı tepki vermek anlamına gelir.
282 . Sebil etmek : Bir şeyi bol bol, hiç esirgemeden ve karşılıksız olarak dağıtmak, saçıp savurmak anlamına gelir.
283 . Sebil etmek (malını) : Parasını, malını hiç düşünmeden, bol bol ve savurganca harcamak demektir.
284 . Sebze gibi bakmak : Anlamaz, tepkisiz, donuk ve boş bir ifadeyle bir yere bakmak demektir.
285 . Sebze haline gelmek : Çok yorgun ve bitkin düşmek, hiçbir şeye tepki veremez, hareket edemez bir duruma gelmek demektir.
286 . Seçeneği olmamak : Başka bir yol, çare veya imkan bulunmamak, mecbur kalmak anlamına gelir.
287 . Seçici davranmak : Her teklifi kabul etmeyip titizlikle tercih yapmak demektir.
288 . Seçip ayıklamak : Bir grup içinden iyilerini, kalitelilerini veya uygun olanlarını seçmek, ayırmak demektir.
289 . Sedyelik olmak : Hasta veya yaralı birini taşımak için sedyeye ihtiyaç duyulacak kadar kötü bir duruma düşmek anlamına gelir.
290 . Sedyeye ihtiyaç duymak : Çok yorgun, bitkin veya hasta düşmek, ayakta duramayacak hale gelmek demektir.
291 . Sefasını sürmek : Elde edilen imkânların keyfini rahatça çıkarmak anlamına gelir.
292 . Sefer tası : Yolculuklarda veya dışarıda yemek için içine yemek konulan kapaklı kap, genellikle teneke veya plastikten yapılır.
293 . Sefer tasını kapmak : Hemen yola çıkmak üzere hazırlanmak, aceleyle toparlanmak demektir.
294 . Seferber etmek : Bir iş için tüm imkanları, kaynakları veya kişileri harekete geçirmek, topyekün çaba göstermek demektir.
295 . Seferber olmak : Bir amaca ulaşmak veya bir felaketi önlemek için eldeki tüm imkanları, gücü ve insan kaynağını tam kapasiteyle harekete geçirmektir.
296 . Seferberlik ilan etmek : Olağanüstü bir durum karşısında tüm kaynakları ve imkanları harekete geçirmek demektir.
297 . Sefere çıkmak : Uzun ve meşakkatli bir yolculuğa veya önemli bir işe başlamak üzere yola koyulmak anlamına gelir.
298 . Sefil düşmek : Maddi ve manevi açıdan çok kötü bir duruma gelmek, perişan olmak demektir.
299 . Sefil etmek : Birini maddi ve manevi açıdan çok kötü bir duruma sokmak, perişan etmek, yoksul bırakmak demektir.
300 . Sefil hale düşmek : Maddi veya manevi açıdan çok zor bir duruma gelmek anlamına gelir.
301 . Sefil olmak : Maddi ve manevi olarak çok kötü bir duruma düşmek, perişanlık içinde kalmak ve başkalarının yardımına muhtaç bir hale gelmektir.
302 . Sefillik çekmek : Büyük bir yoksulluk, bakımsızlık ve çaresizlik içinde yaşamak, temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak kadar zorlu bir hayat sürmektir.
303 . Seher vaktinde : Günün ağarmaya başladığı, güneşin doğuşundan hemen önceki o çok erken ve sessiz zaman diliminde uyanık olmak veya yola çıkmaktır.
304 . Sekmeye uğratmak : Bir işin planlandığı gibi ilerlemesini engellemek demektir.
305 . Sel gibi gelmek : Yoğun, hızlı ve durdurulması zor biçimde ortaya çıkmak demektir.
306 . Sel gider kum kalır : Geçici şeyler yok olur, ama gerçek değerler ve izler kalır anlamındadır.
307 . Sel olup akmak : İnsanların veya nesnelerin çok büyük kitleler halinde, durdurulamaz bir şekilde ve hızla bir yöne doğru hareket etmesi durumudur.
308 . Sel olup taşmak : Duyguların veya olayların kontrol edilemez hale gelmesi anlamına gelir.
309 . Sel önünden kütük kapmak : Büyük bir fırsatı, riskli ve zor olsa da değerlendirip kazanç sağlamaya çalışmak anlamına gelir.
310 . Sel sularına kapılmak : Olayların kontrolünden çıkmasıyla sürüklenmek anlamına gelir.
311 . Selam çakmak : Kısa, resmi veya arkadaşça bir selam vermek, el veya baş hareketiyle işaret etmek demektir.
312 . Selam durmak : Büyük saygı ve bağlılık göstermek anlamına gelir.
313 . Selam sabah kesmek : Bilerek iletişimi tamamen koparmak anlamına gelir.
314 . Selam sabah kesmek (birini) : Birisiyle bütün ilişkisini, konuşmasını kesmek, selamı sabahı kaldırmak demektir.
315 . Selam sabahı kesmek : Daha önce tanıştığı veya arkadaşlık ettiği bir kişiyle olan tüm iletişimini koparmak ve artık karşılaşınca selam bile vermemektir.
316 . Selâm sabahı kesmek : Birisiyle olan ilişkiyi, konuşmayı, selamlaşmayı tamamen bitirmek, onunla görüşmemek demektir.
317 . Selâm verdim, borçlu çıktı : Birine yaptığım iyiliğe karşılık, bana sanki borçlanmış gibi davrandı anlamında bir ifadedir.
318 . Selam vermek : Birine karşı dostane bir niyetle esenlik dilemek veya mecazi olarak bir konuya yüzeysel olarak değinip geçmek anlamına gelir.
319 . Selam vermek (selamını vermek) : Birinin iyi dileklerini veya haberini bir başkasına iletmek demektir.
320 . Selama durmak : Birinin otoritesini veya üstün başarısını kabul ederek ona büyük bir saygı göstermek veya askeri bir disiplinle hürmetini sunmaktır.
321 . Selametle! : “Güle güle, Allah’a ısmarladık, iyi yolculuklar” anlamlarında kullanılan bir veda sözüdür.
322 . Selamı sabahı kesmek : Bir kişiyle tüm iletişimi bilinçli olarak sonlandırmak demektir.
323 . Selâmı var : Birinden getirilen iyi dilek, hatır sorma veya saygı ifadesini iletmek için kullanılan bir kalıptır.
324 . Selâmın aleyküm : Müslümanlar arasında karşılaşma veya ayrılma sırasında söylenen, “Allah’ın selamı üzerine olsun” anlamına gelen esenleşme sözüdür.
325 . Selamsız geçmek : Tanıdığı birine karşı nezaket göstermemek, onu görmezden gelmek veya toplumsal kuralları hiçe sayarak birinin yanından ilgisizce uzaklaşmaktır.
326 . Selamsız sabahsız : Kimseye nezaket göstermeden, selam vermeden ve çevresindekileri hiç önemsemeden kaba bir şekilde bir yere girip çıkma halidir.
327 . Selâmün aleyküm : “Selâmın aleyküm” ifadesinin daha yaygın ve doğru kullanımıdır, aynı anlamı taşır.
328 . Sele kapılmak : Gelişen olayların veya bir toplumsal akımın etkisine karşı koyamayarak sürüklenmek, iradesini o güçlü akıntıya teslim etmek durumudur.
329 . Sele vermek : Elindeki varlığı koruyamayıp bir felakete veya dikkatsizliğe kurban etmek ya da bir şeyi tamamen gözden çıkarıp harcamaktır.
330 . Seli arkasına almak : Büyük bir toplumsal desteği veya rüzgarı arkasına alarak hedefine doğru çok güçlü ve durdurulamaz bir şekilde ilerleme halidir.
331 . Selmeye çevirmek : Bir yeri veya ortamı dağınık, karmakarışık ve düzensiz bir hale getirmek, her şeyi altüst etmek demektir.
332 . Selmeye döndürmek : Bir yeri veya durumu tamamen dağıtmak, altüst etmek, karmakarışık hale getirmek demektir.
333 . Selsiz gün geçmemek : Bir yerin veya bir kişinin sürekli olarak sorunlarla, felaketlerle veya kargaşalarla uğraşmak zorunda kalması halini ifade eder.
334 . Semaver gibi kaynamak : Bir yerin, topluluğun veya kalabalığın çok kalabalık, hareketli ve gürültülü olması anlamına gelir.
335 . Semaveri kaynatmak : Çay demlemek için semaveri hazır hale getirmek; mecazen bir ortamı hareketlendirmek demektir.
336 . Semere vermek : Verilen emeklerin, yapılan yatırımların sonuç vermesi, karşılığını almak, ürün vermek demektir.
337 . Semere vermeye başlamak : Emeklerin, yatırımların sonuç vermeye, karşılığını göstermeye başlaması demektir.
338 . Semerini yemek : Bir işten elde edilen asıl kârı veya yararı başkasına kaptırıp kendisine sadece zahmetin ve yorgunluğun kalması durumunu ifade eder.
339 . Semizletmek : Birini fiziksel olarak şişmanlatmak; mecazen bir şirketi veya serveti büyütmek, güçlendirmek anlamına gelir.
340 . Semizletmek (birini) : Birini fiziksel olarak şişmanlatmak; mecazen bir işletmeyi büyütüp kâr ettirmek demektir.
341 . Sen ağa ben ağa inekleri kim sağacak? : “Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?” deyiminin bir başka söylenişidir.
342 . Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa? : Herkes kendini yönetici veya sorumlu görürse, işi yapacak kimse kalmaz anlamındadır.
343 . Sen bilirsin : Söylediğine veya yapacağına karışmayacağım, sonucuna katlanacak olan sensin, istediğini yap anlamında bir ifadedir.
344 . Sen bilirsin (ama…) : Kararına saygı duyduğunu ama aynı fikirde olmadığını ima eden bir ifadedir.
345 . Sen de mi Brütüs demek : En yakınlarının bile ihanetine uğramak anlamında kullanılan tarihsel bir ifadedir.
346 . Sen de mi Brütüs? : En çok güvendiği, sevdiği birinin ihanetine uğrayan kişilerin duyduğu derin hayal kırıklığını ifade eder.
347 . Sen giderken ben geliyordum : Karşısındakinden daha tecrübeli ve bilgili olduğunu, onun yollarından geçtiğini ima etmek için söylenir.
348 . Sen giderken ben geliyordum dünyaya : Karşındakinden çok daha tecrübeli ve bilgili olduğunu vurgulamak için söylenir.
349 . Sen her haltı yersin! : Yapılan her yanlış, kabul edilemez veya densizce davranıştan sorumlu tutulan kişiye söylenen bir sitemdir.
350 . Sen her şeye burnunu sokarsın : Her işe karışan, müdahale eden, sınır tanımayan kişilere söylenen bir serzeniştir.
351 . Seninki (tatlı) can da benimki patlıcan mı? : Herkesin eşit, aynı değerde veya aynı haklara sahip olduğunu vurgulamak için söylenir.
352 . Seninki can da benimki elma mı? : “Seninki (tatlı) can da benimki patlıcan mı?” deyimine benzer bir eşitlik vurgusudur.
353 . Senli benli olmak : Çok samimi, laubali, aradaki mesafeyi kaldıracak kadar yakın ve içli dışlı bir ilişki kurmak demektir.
354 . Senli benli olmamak : Aralarında resmiyet veya mesafe bulunmak, fazla samimiyet kurmamak demektir.
355 . Ser verip sır vermemek : Çok zor şartlar altında bile gizli bilgileri açıklamamak demektir.
356 . Serden geçmek : Bir amaç uğruna her türlü fedakârlığı göze almak anlamına gelir.
357 . Seri adımlar atmak : Hızlı ve kararlı biçimde ilerlemek demektir.
358 . Sermayesi olmak : Bir işe girişmek için gerekli olan temel para, bilgi, yetenek veya deneyime sahip olmak demektir.
359 . Sermayesi tükenmek : Parası, gücü, sabrı veya dayanacak gücü kalmamak, bitmek demektir.
360 . Sermayesini tüketmek : Elindeki maddi veya manevi birikimleri tamamen harcamak demektir.
361 . Sermayeyi kediye yüklemek : Ticarette elindeki tüm ana parayı batırmak, iflas etmek veya elindeki tüm kaynakları bilinçsizce harcayarak tüketip bitirmektir.
362 . Sermayeyi kediye yüklemeye kalkmak : Tüm birikimini riskli ve akıl almaz bir işte kaybetmeye yeltenmek demektir.
363 . Sermayeyi riske atmak : Kazanımları tehlikeye sokacak kararlar almak demektir.
364 . Sermayeyi tüketmek : Maddi veya manevi birikimleri tamamen harcamak anlamına gelir.
365 . Sersefil kalmak : Evsiz, parasız ve tamamen yardıma muhtaç bir şekilde, hayatın getirdiği zorluklar altında perişan bir yaşam sürmek zorunda kalmaktır.
366 . Sersefil olmak : Hiçbir imkanı kalmadan, perişan bir halde, aç ve açıkta kalarak yardıma muhtaç bir yaşam seviyesine düşmek demektir.
367 . Sersem sersem bakmak : Anlam verememiş, şaşkın, donuk ve tepkisiz bir ifadeyle boş boş etrafa veya bir yere bakmak demektir.
368 . Sersem sersem dolaşmak : Amaçsızca, şaşkın ve anlamsız bir halde bir aşağı bir yukarı gezinmek demektir.
369 . Serseri mayın gibi : Nereye gideceği ve kime zarar vereceği belli olmayan, dengesiz ve her an tehlike yaratabilecek kişiler için kullanılır.
370 . Serseri mayın gibi dolaşmak : Amaçsızca, başıboş, nereye gideceği belli olmadan ve sorumsuzca bir yerden bir yere gitmek anlamına gelir.
371 . Serseri mayın gibi olmak : Başıboş, sorumsuz, nereye gideceği ve ne yapacağı belli olmayan kişi olmak demektir.
372 . Sert bir üslup kullanmak : Kırıcı, kaba, yumuşaklıktan uzak ve otoriter bir dil kullanmak demektir.
373 . Sert çıkış yapmak : Birine karşı çok katı, tepkili, kırıcı ve otoriter bir şekilde konuşmak veya davranmak demektir.
374 . Sert çıkmak : Konuşurken veya davranırken beklenenden daha agresif olmak anlamına gelir.
375 . Sert davranmak : Yumuşak huylu olmamak, katı ve tavizsiz bir tutum sergilemek demektir.
376 . Sert kayaya çarpmak : Kendisinden çok daha güçlü, dişli ve geri adım atmayan birine çatıp çok zor duruma düşmek ve büyük bir ders almaktır.
377 . Sert muamele etmek : Bir kişiye karşı nazik davranmak yerine kaba, kırıcı, katı ve disiplinli bir tavır takınarak onu baskı altına almaktır.
378 . Sert olmak : Davranış ve tutumlarında katı, yumuşaklık göstermeyen, taviz vermeyen bir karaktere sahip olmak anlamına gelir.
379 . Sert perdeden konuşmak : Bir tartışma sırasında uzlaşmacı bir dil yerine çok keskin, ödün vermez ve karşı tarafı bastıran bir üslupla konuşmaktır.
380 . Sert rüzgarlar esmek : İki taraf arasındaki ilişkilerin aniden gerilmesi, araya öfkenin girmesi ve barış ortamının yerini soğuk bir savaşın alması durumudur.
381 . Ses bayrağı olmak : Bir dilin güzelliğini, zenginliğini ve ahengini en iyi şekilde temsil eden eserler veya sanatçılar için kullanılan onurlandırıcı bir ifadedir.
382 . Ses çıkarmak (itiraz etmek) : Bir duruma karşı gelmek, hoşnutsuzluğunu bildirmek, protesto etmek demektir.
383 . Ses çıkarmamak : Olan bitene itiraz etmeyerek sessiz kalmayı tercih etmek anlamına gelir.
384 . Ses etmek : Bir şey söylemek, konuşmak, tepki vermek, varlığını veya fikrini belli etmek demektir.
385 . Ses etmemek : Hiçbir şey söylememek, tepki vermemek, suskun kalmak, olanlara kayıtsız kalmak anlamına gelir.
386 . Ses getirecek iş yapmak : Çok konuşulacak, yankı uyandıracak ve dikkat çekecek önemli bir iş başarmak demektir.
387 . Ses getirmek : Yapılan işin geniş çevrede dikkat ve ilgi uyandırması demektir.
388 . Ses kesilmek : Gürültü, konuşma veya her türlü sesin aniden durması, ortamın sessizliğe bürünmesi anlamına gelir.
389 . Ses kesmek : Birini zorla susturmak, onun fikirlerini söylemesine engel olacak baskılar kurmak veya bir tartışmayı zor kullanarak sona erdirmektir.
390 . Ses kesmek (susmak) : Konuşmayı bırakmak, sessiz kalmak, artık bir şey söylememek demektir.
391 . Ses seda çıkmamak : Kendisinden haber alınmamak, ortada görünmemek, hiçbir iz ve işaret bırakmamak demektir.
392 . Ses seda kesilmek : Haber alınamaz olmak, ortadan kaybolmak, iz bırakmamak demektir.
393 . Ses tonunu yükseltmek : Tartışmada baskı kurmak için sesini bilerek sertleştirmek demektir.
394 . Ses vermek : Bir çağrıya veya soruya cevap vermek ya da bir konuda niyetini, varlığını belli edecek küçük bir işaret göstermek demektir.
395 . Ses vermek (cevap vermek) : Bir çağrıya, mesaja veya soruya karşılık vermek demektir.
396 . Ses vermemek : Bir çağrıya, soruya veya isteğe hiçbir şekilde karşılık vermemek, cevapsız bırakmak anlamına gelir.
397 . Sesini çıkarmak : İtirazını, onayını veya varlığını belli etmek için konuşmak demektir.
398 . Sesini çıkarmamak : İtiraz etmemek, hoşnutsuzluğunu veya onayını belli etmemek, susarak kabullenmek demektir.
399 . Sesini duyurmak : Haklı bir talebi veya bir düşünceyi yetkili mercilere ulaştırmak, toplumun dikkatini belirli bir konuya çekmeyi başarmak anlamına gelen bir deyimdir.
400 . Sesini kesmek : Birini zorla susturmak veya birinin itiraz etmesine engel olacak şekilde bir baskı kurarak onu tamamen pasifize etmektir.
401 . Sesini kesmek (birinin) : Birinin konuşmasını engellemek, susturmak demektir.
402 . Sesini kısmak : Bilinçli olarak geri planda durmak veya tartışmadan kaçınmak anlamına gelir.
403 . Sesini yükseltmek : Bir haksızlık karşısında tepki göstermek için daha yüksek sesle konuşmak veya bir tartışmada baskın gelmeye çalışmak demektir.
404 . Sesini yükseltmeye başlamak : Öfkelendiği veya heyecanlandığı için bağırarak konuşmaya başlamak demektir.
405 . Sesinin tonunu ayarlamak : Konuşurken karşı tarafa uygun, saygılı, yumuşak veya sert bir ses tonu kullanmak anlamına gelir.
406 . Sesinin tonunu yükseltmek : Daha sert, daha vurgulu ve daha yüksek perdeden konuşmak demektir.
407 . Seslenip durmak : Birini sürekli olarak yüksek sesle çağırmak, onunla ilgilenmesini istemek demektir.
408 . Seslenmek : Birinin dikkatini çekmek, onunla konuşmak veya ona hitap etmek için yüksek sesle adını söylemek demektir.
409 . Sessiz çoğunluğu temsil etmek : Tepki göstermeyen ama sayıca fazla olan kesimi ifade etmek anlamına gelir.
410 . Sessiz gemi : Hayatın sonuna gelmiş, ölümü bekleyen veya büyük bir gizem içinde kimseye haber vermeden yoluna devam eden varlıklar için kullanılan mecazi bir tabirdir.
411 . Sessiz kalmak : Tepki vermemeyi bilinçli olarak tercih etmek anlamına gelir.
412 . Sessiz sedasız : Hiç kimsenin haberi olmadan, gürültü çıkarmadan ve büyük bir gizlilik içinde bir işi sessizce halledip bitirmek anlamına gelir.
413 . Sessiz sedasız çekilmek : Kimseye belli etmeden ortamdan uzaklaşmak anlamına gelir.
414 . Sessiz sedasız gitmek : Kimseye haber vermeden, gürültü çıkarmadan ve dikkat çekmeden bulunduğu ortamı gizlice terk etmek veya bir görevi sessizce bitirmektir.
415 . Sessiz sedasız yapmak : Kimseye fark ettirmeden bir işi tamamlamak demektir.
416 . Sessizliğe bürünmek : Bir olay karşısında hiçbir tepki vermemek, konuşmayı tamamen bırakmak veya bir ortamın tamamen ıssız ve sükunet dolu hale gelmesidir.
417 . Sessizliğin sesini dinlemek : Dış dünyadan gelen tüm gürültüyü kesip kendi iç dünyasına yönelmek veya ortamdaki derin sessizliğin verdiği mesajı anlamaya çalışmaktır.
418 . Set çekmek : Bir durumun veya ilişkinin önünü kesin biçimde kapatmak demektir.
419 . Set çekmeye çalışmak : Bir süreci durdurmak veya önünü kapatmak istemek demektir.
420 . Sevaba girmek : İyilik, hayır ve güzel bir iş yapmış olmanın manevi karşılığını almak demektir.
421 . Sevabına yapmak : Bir işi maddi hiçbir karşılık beklemeden, sadece iyilik olsun diye veya insani duygularla gerçekleştirmek anlamına gelen gönüllü bir eylemdir.
422 . Sevaptır : Hayırlı, iyi ve güzel bir iş yapıldığında, bunun karşılığının Allah katında verileceğini belirtmek için söylenir.
423 . Sevda çekmek : Birine karşı çok derin, yakıcı ve bazen de hüzünlü bir aşk besleyerek bu duygunun getirdiği tüm zorluklara ve hasrete katlanmaktır.
424 . Sevdalanmak : Birine karşı derin bir aşk ve tutku beslemeye başlamak demektir.
425 . Sevdalı olmak : Birine karşı derin ve tutkulu bir aşk beslemek, ona karşı yoğun duygusal bağlılık hissetmek demektir.
426 . Seve seve : Hiçbir zorlama olmadan, gönülden ve büyük bir istekle, memnuniyetle yapılan işleri anlatır.
427 . Seve seve yapmak : İsteyerek, gönülden ve hiç tereddüt etmeden bir işi üstlenmek demektir.
428 . Sevgi beslemek : Birine veya bir şeye karşı içinde yakınlık, şefkat ve muhabbet duyguları taşımak, onu sevmek demektir.
429 . Sevgi beslemek (bir şeye) : Bir şeye karşı da derin bir ilgi ve bağlılık hissetmek demektir.
430 . Sevgi seli : Birine gösterilen yoğun, coşkulu ve sınırsız sevgiyi ifade etmek için kullanılan bir benzetmedir.
431 . Sevgi seliyle karşılanmak : Çok büyük bir coşku, sıcaklık ve sevgi gösterisiyle karşılanmak demektir.
432 . Sevgiden geçilmek : Her yanı sevgi dolu olmak, içi sevgiyle dolup taşmak, çok sevecen ve şefkatli bir halde olmak demektir.
433 . Sevgiden mahrum kalmak : Sevgiyi, şefkati ve ilgiyi yeterince görememek, hissetmemek demektir.
434 . Sevgiye boğulmak : Aşırı derecede sevgi, ilgi ve şefkat görmek, bunlardan bunalmak demektir.
435 . Sevgiye doymak : Gösterilen ilgi, şefkat ve sevgiden son derece memnun olmak, mutlu olmak, ihtiyacı karşılanmak anlamına gelir.
436 . Sevinci kursağında kalmak : Tam mutlu olduğu sırada gelişen olumsuz bir olay nedeniyle sevincinin yarım kalması ve hayal kırıklığına uğraması durumudur.
437 . Sevinç gözyaşı dökmek : Yaşanılan çok büyük bir mutluluk veya kazanılan bir zafer sonucunda insanın hissettiği yoğun duyguların dışa vurumu olarak ağlaması durumudur.
438 . Sevinçten uçmak : Çok büyük ve beklenmedik müjdeli bir haber karşısında kişinin yerinde duramayacak kadar mutlu olması ve büyük bir coşku yaşamasıdır.
439 . Seviye atlamak : Bilgi, beceri veya statü açısından daha üst bir seviyeye yükselmek demektir.
440 . Seviye kaybetmek : Kalite, değer veya prestij açısından eski durumundan daha aşağı bir konuma düşmek demektir.
441 . Seviyesini bulmak : Bir şeyin asıl, doğal ve olması gereken düzeye ulaşması, oturması, dengeye kavuşması anlamına gelir.
442 . Seviyesini korumak : Kalite ve standartları düşürmemek, hep aynı yüksek düzeyde tutmak demektir.
443 . Seyirci kalmak : Olup bitenlere müdahale etmemek, sadece dışarıdan izlemek, tarafsız ve tepkisiz davranmak demektir.
444 . Seyirci kalmak (izlemek) : Olanlara müdahale etmeden, sadece dışarıdan izlemekle yetinmek demektir.
445 . Seyran etmek : Gezip görmek, dolaşmak, gezinti yaparak eğlenmek ve vakit geçirmek anlamına gelir.
446 . Seyran etmek (göz) : Göz gezdirerek bakmak, şöyle bir incelemek, dikkatli bakmak demektir.
447 . Seyre çıkmak : Gezip görmek, etrafı incelemek veya önemli bir töreni izlemek amacıyla sokağa çıkmak ya da bir yere gitmek anlamına gelen bir deyimdir.
448 . Seyre dalmak : Bir manzarayı, olayı veya durumu uzun uzun ve dikkatle izlemek, ona kendini kaptırmak demektir.
449 . Seyre dalmak (hayale) : Hayallere dalmak, etrafındaki gerçeklerden uzaklaşmak demektir.
450 . Seyrek gitmek (seyrek görüşmek) : Bir yere veya birine nadiren gitmek, ara sıra uğramak, sık görüşmemek anlamına gelir.
451 . Seyrek görüşmek : Ara sıra, nadiren bir araya gelmek, sık sık görüşmemek demektir.
452 . Seyreylemek : Bir durumu, bir manzarayı veya gelişen olayları dikkatle, merakla ve bazen de hayranlıkla uzun uzun izlemek anlamına gelir.
453 . Sıcacık bir yuva : İçinde sevgi, huzur, güven ve mutluluğun bulunduğu, aile bireylerinin birbirine bağlı olduğu ev demektir.
454 . Sıcağı sıcağına : Bir olay gerçekleştikten hemen sonra, aradan zaman geçip etkisi dağılmadan ve konu tazeyken harekete geçmek veya konuyu konuşmaktır.
455 . Sıcağı sıcağına söylemek : Bir olay gerçekleştikten hemen sonra, üzerinden vakit geçmeden ve konu tazeliğini korurken düşüncesini anında dile getirmektir.
456 . Sıcağı sıcağına yapmak : Bir işi vakit kaybetmeden hemen gerçekleştirmek demektir.
457 . Sıcağına getirmek : Bir işin yapılması için en uygun ve en heyecanlı zamanı yakalayıp fırsatı kaçırmadan o an içerisinde harekete geçmek demektir.
458 . Sıcak bakmak : Bir fikri, öneriyi veya gelen teklifi olumlu bulmak, ona karşı sempati duymak ve gerçekleşmesi için onay vermeye hazır olmaktır.
459 . Sıcak bakmamak : Bir fikre, öneriye veya kişiye olumsuz yaklaşmak, soğuk davranmak demektir.
460 . Sıcak basmak : Havanın çok bunaltıcı olması veya yaşanan bir heyecan/utanç nedeniyle vücut ısısının aniden yükseldiğini hissetmek ve terlemek durumudur.
461 . Sıcak bir karşılama : Samimi, içten, dostça ve sevgi dolu bir şekilde ağırlama veya hoş geldin deme anlamına gelir.
462 . Sıcak bir ortam : Samimi, dostane, güven veren ve insanı rahatlatan bir ortam demektir.
463 . Sıcak çatışma : Taraflar arasında fiili, silahlı veya çok şiddetli bir mücadelenin, kavganın yaşanması demektir.
464 . Sıcak gelişme yaşanmak : Ani ve önemli bir olayın ortaya çıkması demektir.
465 . Sıcak kanlı : Samimi, cana yakın, sevecen, duygularını kolayca gösteren ve insanlarla çabuk kaynaşan kişi demektir.
466 . Sıcak kucak açmak : Birini büyük bir sevgi, şefkat ve samimiyetle karşılamak, ona kendini güvende ve değerli hissettirecek kadar yakın davranmaktır.
467 . Sıcak para : Kısa vadeli, spekülatif amaçlı ve piyasa koşullarına göre hızla bir ülkeden çıkabilen uluslararası sermayedir.
468 . Sıcak para girişi : Kısa vadeli yabancı sermayenin bir ülke piyasasına akın etmesi demektir.
469 . Sıcak tavırlar sergilemek : Samimi, içten, sevecen ve dostça davranışlarda bulunmak demektir.
470 . Sıcak temas kurmak : Samimi ve yakın bir iletişim, diyalog içine girmek demektir.
471 . Sıcak tutmak : İlişkiyi veya konuyu koparmadan canlı şekilde sürdürmek demektir.
472 . Sıcak yatak : İnsanın kendini en huzurlu, güvenli ve rahat hissettiği evi veya barınağı için kullanılan sıcak ve samimi bir benzetmedir.
473 . Sıcak yürekli olmak : İnsanlara karşı sevecen, şefkatli ve içten davranan kişi olmak demektir.
474 . Sıcak yüz göstermek : Birine karşı samimi, sevecen ve dostane bir tavır sergileyerek onunla yakınlık kurmaya ve onu rahat ettirmeye çalışmaktır.
475 . Sıcak yüzlü : Güler yüzlü, samimi, insanın içini ısıtan ve kendine çeken bir dış görünüşe sahip olan kişi demektir.
476 . Sıcaklığını hissettirmek : Birine karşı sevgi, şefkat ve yakınlık duygularını açıkça belli etmek, ona değer verdiğini göstermek demektir.
477 . Sıcaklığını kaybetmek : Samimiyetini, içtenliğini yitirmek, soğuk ve mesafeli hale gelmek demektir.
478 . Sıçramak : Aniden ve hızla yerinden fırlamak, ürkmek, korkudan veya heyecandan zıplamak anlamına gelir.
479 . Sıdkı sıyrılmak : Bir şeye karşı olan ilgisini, sevgisini veya bağlılığını tamamen kaybetmek, soğumak, usanmak anlamına gelir.
480 . Sıdkı sıyrılmak (birinden) : Birinden soğumak, ona karşı olan sevgi ve bağlılığını yitirmek demektir.
481 . Sıfır çekmek : Sınavdan veya bir değerlendirmeden hiç puan alamamak, tam not kaybetmek demektir.
482 . Sıfır noktası : En alt seviye, başlangıç noktası, hiçbir şeyin olmadığı, sıfırlandığı durum veya yer demektir.
483 . Sıfır noktasına gelmek : En başa dönmek, elinde hiçbir şey kalmamak, tükenmek demektir.
484 . Sıfır numara : Hiçbir kusuru olmayan, en üst kalitede olan veya bir sıralamada en başta yer alan mükemmel durumları tarif etmek için kullanılır.
485 . Sıfıra sıfır, elde var sıfır : Yapılan her şeyin boşa gittiği, elinde hiçbir şeyin kalmadığı, tam bir kayıp durumunu anlatır.
486 . Sıfırdan başlamak : Her şeyini kaybettikten veya yeni bir yola girdikten sonra geçmişe bakmadan, en baştan büyük bir azimle tekrar kurmaya başlamaktır.
487 . Sıfırı tüketmek : Maddi veya manevi kaynakları tamamen bitirmek anlamına gelir.
488 . Sıfırı tüketmeye ramak kalmak : Parasının, sabrının veya imkanlarının bitmek üzere olması demektir.
489 . Sığınak aramak : Tehlikeden, zorluktan veya sorumluluktan kaçıp kendini güvende hissedeceği bir yer veya kişi aramak demektir.
490 . Sığınmak : Korunmak, barınmak veya yardım almak için bir yere veya birine başvurmak, ona sığınmak demektir.
491 . Sığır önde, öküz arkada : İşlerin ters gittiği, düzensiz ve karmaşık bir durumda anlamsız bir sıralama olduğunu ifade eder.
492 . Sıhhatler olsun : Yeni kesilmiş saç, tıraş veya banyo sonrasında söylenen, “sağlıklı olsun” anlamına gelen bir iyi dilek sözüdür.
493 . Sık boğaz etmek : Birini zorlamak, isteği dışında bir şey yapmaya mecbur bırakmak, baskı yapmak demektir.
494 . Sık dişini : Zorluklara dayanmayı öğütleyen bir uyarı ifadesi olarak kullanılır.
495 . Sık dişini dayanmak : Zorluklara katlanarak geçici olarak sabretmek demektir.
496 . Sık fıkı görüşmek : Çok sık aralıklarla, neredeyse her gün veya hafta bir araya gelip konuşmak, hasret gidermek demektir.
497 . Sıkan sıyana : Bir işi veya sorumluluğu, onunla ilgilenene, üstlenene bırakmak, ilgisi olmayanı alakadar etmemek anlamındadır.
498 . Sıkboğaz etmek : Birini baskı altına alarak rahatsız edecek şekilde zorlamak anlamına gelir.
499 . Sıkboğaz etmeye kalkmak : Karşısındakini bunaltacak derecede baskı uygulamak demektir.
500 . Sıkı bir ders vermek : Birinin yaptığı hatayı veya saygısızlığı ona çok sert bir yöntemle hatırlatıp bir daha yapmamasını sağlayacak şekilde cezalandırmaktır.
501 . Sıkı durmak : Gelecek kötü bir habere veya zorlu bir duruma karşı hazırlıklı olmak, metanetini korumak ve sarsılmadan ayakta kalmaya gayret etmektir.
502 . Sıkı fıkı fıstık gibi : İki kişi arasındaki dostluğun ve yakınlığın çok samimi, eğlenceli ve kusursuz olduğunu anlatan pekiştirmeli bir halk deyimidir.
503 . Sıkı fıkı olmak : İki kişinin arasından su sızmayacak kadar çok yakın olması, her şeylerini birbirleriyle paylaşan çok samimi bir dostluk kurmalarıdır.
504 . Sıkı sarılmak : Birine sevgi, şefkat veya destek amacıyla sıkıca sarılmak; mecazen bir işe sıkı çalışmak demektir.
505 . Sıkı tutmak : Bir şeyi veya birini sıkıca, gevşetmeden elinde tutmak; disiplini ve kontrolü elden bırakmamak anlamına gelir.
506 . Sıkı yönetim : Olağanüstü hallerde, asayişi ve düzeni sağlamak için sivil yönetimin askeri makamlara devredilmesi durumudur.
507 . Sıkı yönetim ilan etmek : Bir kurumda veya evde kuralları çok sertleştirmek, disiplini en üst seviyeye çıkararak her hareketi denetim altına almaktır.
508 . Sıkıcı olmak : Can sıkıntısı veren, monoton, heyecansız, ilgi çekici olmayan bir niteliğe sahip olmak demektir.
509 . Sıkılınca kaçmak : Zorluklarla yüzleşmek yerine, baskı altında kaldığı ilk anda sorumluluklarını bırakıp ortamdan uzaklaşmayı alışkanlık haline getiren kişilerin tavrıdır.
510 . Sıkılmak : Bir yerden, durumdan veya kişiden bunalmak, usanmak, rahatsız olmak; utandığı için çekinmek anlamına gelir.
511 . Sıkılmak (bir yerden) : Utandığı veya çekindiği için bir ortamdan ayrılmak, orada durmaktan rahatsız olmak demektir.
512 . Sıkılmış limon gibi : Yüz ifadesi asık, neşesiz, cansız ve mutsuz bir halde olan kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
513 . Sıkın dişini : Zor, sıkıntılı veya sabır gerektiren bir durumda dayanmayı, sabretmeyi öğütleyen bir ifadedir.
514 . Sıkıntı basmak : İçinde bulunduğu boğucu durumdan dolayı bunalmak, ruhsal bir daralma yaşamak ve kendini çok huzursuz, gergin hissetmek demektir.
515 . Sıkıntı çekmek : Maddi veya manevi açıdan zorluklar yaşamak, darlık içinde olmak, eziyet ve zahmete katlanmak demektir.
516 . Sıkıntıdan patlamak : Çok bunalmak, yapacak hiçbir şey bulamamaktan veya monotonluktan aşırı derecede sıkılmak anlamına gelir.
517 . Sıkıntıya düşmek : Beklenmedik bir problemle karşılaşmak, zor bir durumda kalmak, çıkmaza girmek demektir.
518 . Sıkıntıya gelmemek : Zor işlerden, sorumluluklardan veya sabır gerektiren durumlardan hemen kaçmak, sadece kolay ve keyifli işlerle uğraşmak istemek durumudur.
519 . Sıkıntıya sokmak : Birini zor ve üzücü bir durumla karşı karşıya bırakmak, onu darda bırakmak anlamına gelir.
520 . Sıkıntıyı gidermek : Bir sorunu çözmek, rahatsız edici durumu ortadan kaldırmak, ferahlık sağlamak demektir.
521 . Sıkıntıyı içine atmak : Yaşadığı sorunları kimseyle paylaşmadan kendine saklamak anlamına gelir.
522 . Sıkışık vaziyette : Zaman, mekan veya maddi açıdan çok dar ve zorlanılan bir durumda olmak, darlık içinde bulunmak demektir.
523 . Sıkışıp kalmak : Bir yerde hareket edemez, çıkamaz veya ilerleyemez bir duruma düşmek, çaresiz kalmak anlamına gelir.
524 . Sıkıştırmak : Birini zor durumda bırakmak, üzerine gitmek, cevap vermeye veya bir şey yapmaya mecbur etmek demektir.
525 . Sımsıkı sarılmak : Çok sıkı, kopmayacak şekilde ve derin bir sevgiyle birine sarılmak, kucaklaşmak demektir.
526 . Sınav vermek : Hayatın veya bir olayın getirdiği zorlu bir durumla başa çıkmaya çalışmak, bir testten geçmek anlamına gelir.
527 . Sınavdan çakmak : Bir sınavı geçememek, başarısız olmak, istenen puanı veya notu alamamak demektir.
528 . Sınavdan geçmek : Zor bir deneme, test veya mücadele sürecini başarıyla atlatmak, dayanıklılık göstermek demektir.
529 . Sınıf atlamak : Bulunduğu seviyeden daha üst, daha kaliteli ve daha prestijli bir konuma yükselmek, terfi etmek demektir.
530 . Sınıfını geçmek : Eğitimde bir üst sınıfa yükselmek; mecazen olgunlaşmak, seviye atlamak anlamına gelir.
531 . Sınıfta kalmak : Bir sınavda başarısız olmak veya mecazi olarak üstlendiği bir görevde yetersiz kalarak beklentileri hiçbir şekilde karşılayamama durumudur.
532 . Sınır çizmek : Ne yapılabileceğini ve yapılamayacağını açıkça belirlemek demektir.
533 . Sınır ihlali yapmak : Kabul edilebilir çizgileri aşan davranışlarda bulunmak demektir.
534 . Sınır koymak : Bir ilişkide veya bir iş sürecinde yapılacakların çerçevesini belirleyerek karşı tarafın haddini aşmasına veya gereksiz müdahalelerine engel olmaktır.
535 . Sınır tanımamak : Bir konuda hiçbir engel, kural veya limit kabul etmeden en uç noktaya kadar gitmek, olağanüstü bir hırs ve azimle hareket etmektir.
536 . Sınırdışı etmek : Bir ülkeden yabancı bir uyrukluyu, yasalar gereği zorla çıkarmak, ülkesine geri göndermek demektir.
537 . Sınırı aşmak : Belirlenen kuralların veya nezaket sınırlarının dışına çıkarak haddini aşan davranışlarda bulunmak ve başkalarının hakkına tecavüz etmektir.
538 . Sır gibi saklamak : Bir bilgiyi kimseye söylememek, çok iyi gizlemek, ağzından kaçırmamaya özen göstermek demektir.
539 . Sır küpü : Hiçbir gizli bilgiyi dışarı sızdırmayan, kendisine anlatılan tüm sırları büyük bir sadakatle saklayan ve çok ketum olan kişiler içindir.
540 . Sır küpü gibi : İçinde pek çok gizemli bilgi barındıran ancak bunları asla dışarıya sızdırmayan, ketum ve güvenilir kişiler için kullanılan pekiştirmeli bir tabirdir.
541 . Sır küpü olmak : Kendisine anlatılan en önemli ve tehlikeli gizli bilgileri bile büyük bir sadakatle saklayan, asla dışarı sızdırmayan çok güvenilir kişi olmaktır.
542 . Sır olmak : Gizli kalmak, nereye gittiği veya ne olduğu bilinmemek, kaybolup gitmek, ortadan yok olmak anlamına gelir.
543 . Sır saklamak : Kendisine emanet edilen gizli bir bilgiyi, her ne pahasına olursa olsun başkalarına anlatmayarak büyük bir sadakat ve dürüstlük sergilemektir.
544 . Sıra dayağı : Bir grubun veya sıraya dizilmiş kişilerin teker teker, sırayla dövülmesi veya cezalandırılması demektir.
545 . Sıra dayağı yemek : Bir grup içinde, sırayla herkese vurulan dayak veya cezadan nasibini almak anlamına gelir.
546 . Sıra dışı : Alışılmışın, normalin, olağanın dışında olan, farklı ve dikkat çekici özelliklere sahip olan demektir.
547 . Sıra kapmak : Bir yere veya hizmete girmek, almak için bekleyenlerin arasına girmek, sıraya girmek anlamına gelir.
548 . Sıra sende : Sıranın kendisine geldiğini hatırlatmak, onun da aynı şeyi yapması veya yaşaması gerektiğini ima etmek için söylenir.
549 . Sıradan çıkmak : Olağan, basit ve sıradan olmaktan kurtulmak, farklılaşmak, dikkat çekici bir hale gelmek demektir.
550 . Sırası gelmişken : Konuşulan konuyla ilgili bir şey söylemek için uygun anın geldiğini belirtmek için kullanılır.
551 . Sırası mı? : “Şu anda bunu yapmanın, söylemenin uygun zamanı mı?” anlamında bir karşı çıkma veya uyarma ifadesidir.
552 . Sırasıyla : Bir düzen içinde, belirli bir sıraya göre, ardışık olarak, nizami bir şekilde yapılan işleri anlatır.
553 . Sırdaş olmak : İki kişinin en gizli düşüncelerini ve dertlerini birbirlerine hiç çekinmeden anlatacak kadar derin ve sarsılmaz bir güven ilişkisi kurmasıdır.
554 . Sırf kelam : Boş söz, laf olsun diye söylenmiş, bir anlamı ve değeri olmayan konuşma demektir.
555 . Sırnaşık olmak : Yapışkan, ısrarcı, istenmediği halde yakınlık kurmaya çalışan, rahatsız edici bir tutum sergilemek demektir.
556 . Sırra kadem basmak : Hiçbir iz bırakmadan aniden ortadan kaybolmak, nerede olduğu bilinmeyecek şekilde gizlenmek veya kaçmak anlamına gelen bir deyimdir.
557 . Sırt çevirmek : Yardım etmeyi veya ilgilenmeyi bilinçli olarak reddetmek anlamına gelir.
558 . Sırt gezdirmek (sırtta gezdirmek) : Bir çocuğu sırtında taşıyarak dolaştırmak, eğlendirmek veya sakinleştirmek demektir.
559 . Sırt sırta vermek : Zor bir durumda birbirine destek olmak, güçlerini birleştirmek, dayanışma içine girmek demektir.
560 . Sırt sıvazlamak : Birini yaptığı bir işten dolayı tebrik etmek, ona moral vermek veya göstermelik bir takdirle onu geçiştirip kendi yanına çekmektir.
561 . Sırtı kaşınmak : Cezayı hak edecek kadar ileri gitmek, birini çok fazla öfkelendirmek veya dayak yemeye niyetliymiş gibi kışkırtıcı davranışlarda bulunmak halidir.
562 . Sırtı pek olmak : Maddi imkanları yerinde olduğu için yiyecek ve giyecek sıkıntısı çekmemek, hayatını huzur ve güven içinde sürdürebilecek durumda olmaktır.
563 . Sırtı yere gelmek : Bir mücadelede mağlup olmak, işlerinin bozulması sonucu gücünü yitirmek veya büyük bir sarsıntı yaşayarak etkisiz hale gelmektir.
564 . Sırtı yere gelmemek : Her zaman başarılı olmak, girdiği her mücadeleden galibiyetle çıkmak ve hiçbir zaman zor duruma düşmemek, sarsılmamak demektir.
565 . Sırtında kambur olmak : Geçmişten gelen, kişiyi rahatsız eden ve kurtulamadığı bir sorun, suçluluk veya yük taşımak anlamına gelir.
566 . Sırtında taşımak : Birine karşı duyduğu büyük bir minnet veya sorumluluk nedeniyle onun tüm yükünü, masraflarını ve dertlerini karşılıksız olarak üstlenmek demektir.
567 . Sırtındaki yükten kurtulmak : Üzerinde uzun süredir baskı yaratan ağır bir sorumluluğu, borcu veya dert verici bir işi nihayet tamamlayıp rahatlamaktır.
568 . Sırtından atmak : Üzerindeki yük veya sorumluluktan kurtulmak demektir.
569 . Sırtından bıçaklamak : En çok güvenilen birinin, hiç beklenmedik bir anda ve gizlice ihanet etmesi, kötülük yapması demektir.
570 . Sırtından geçinmek : Başkasının emeğini kullanarak kendi çıkarını sağlamak anlamına gelir.
571 . Sırtından ter boşanmak : Çok ağır bir fiziksel iş yaparken veya yaşanılan çok şiddetli bir korku ve panik anında vücudun sırılsıklam terlemesidir.
572 . Sırtından vurmak : Kendisine en çok güvenen birine gizlice ve kalleşçe bir kötülük yapmak, ona en beklemediği anda büyük bir ihanet etmektir.
573 . Sırtından yük almak : Birinin sorumluluğunu hafifletmek veya yardım etmek demektir.
574 . Sırtını dayamak : Güçlü bir kişi veya kaynaktan destek almak demektir.
575 . Sırtını dayayacak yer aramak : Güçlü bir destek veya güvence bulmaya çalışmak anlamına gelir.
576 . Sırtını dönmek : Birine ilgisiz, kayıtsız kalmak, onunla ilişkisini kesmek, artık ona bakmak bile istememek anlamına gelir.
577 . Sırtını kaşımak : Bir işi yapmamak için bahaneler üretmek, tembellik etmek, işten kaçmaya çalışmak demektir.
578 . Sırtını sıvazlamak : Birini övmek, onun gururunu okşamak, yaptığı işi takdir ederek moral vermek anlamına gelir.
579 . Sırtını yere getirmek : Bir rakibi tamamen etkisiz hale getirmek demektir.
580 . Sıvı gibi akmak : Bir topluluğun veya bir sürecin çok akıcı, engelsiz ve doğal bir ritim içerisinde yer değiştirerek ilerlemesi durumunu ifade eder.
581 . Sıvışıp gitmek : Kimseye fark ettirmeden, sessizce ve genellikle sorumluluktan kaçmak amacıyla bulunduğu ortamdan gizlice uzaklaşıp kaçma eylemidir.
582 . Sıvışmak : Sorumluluktan kaçmak veya yakalanacağını anlamak gibi nedenlerle, kimseye bir şey demeden bulunduğu ortamdan gizlice ve sessizce uzaklaşmaktır.
583 . Sıyrılıp çıkmak : Karmaşık bir durumun, kavganın veya zorlu bir sorunun içinden hiçbir zarar görmeden veya etkilenmeden akıllıca bir manevrayla kurtulmayı başarmaktır.
584 . Sıyrılıp gitmek : Karmaşık bir olayın veya büyük bir tartışmanın içinden akıllıca manevralar yaparak hiçbir zarar görmeden ve dikkat çekmeden kurtulmaktır.
585 . Sızım sızım sızlamak : İçten içe, derinden ve sürekli bir acı, üzüntü veya özlem duymak, çok sızlamak anlamına gelir.
586 . Sızıntı yapmak : Gizli tutulması gereken bir bilginin, kasıtlı veya kasıtsız olarak dışarı sızması, ifşa olması demektir.
587 . Sızlanıp durmak : Sürekli olarak şikayet etmek, dert yanmak, yapılan iyilikleri görmezden gelerek mızmızlanmak demektir.
588 . Sızlayan yer : Geçmişte yaşanmış ve unutulmayan, hatırlandıkça acı ve üzüntü veren olay veya duygu demektir.
589 . Sidik yarışı : İki veya daha fazla kişi arasında, kimin daha üstün veya daha yetenekli olduğunu göstermek için yapılan anlamsız ve çocukça çekişme anlamına gelir.
590 . Sidikliğe tükürmek : Küçük, değersiz veya önemsiz bir şeye zarar vermek, onu hiçe saymak veya hakaret etmek demektir.
591 . Siftah etmek : Günün ilk satışını yapmak, iş yerinin o günkü ilk müşterisinden para kazanmaya başlamak anlamına gelir.
592 . Sigarayı bırakmak : Sağlığa zararlı bir alışkanlığa son vermek veya mecazi olarak bir tutkudan, bağımlılıktan büyük bir irade göstererek tamamen vazgeçmek demektir.
593 . Sigaya çekmek : Birini sorgulamak, hesap vermeye zorlamak, yaptıklarından ötürü onu yargılamak veya cezalandırmak demektir.
594 . Sihirbaz gibi : Çok hünerli, becerikli, el çabukluğu ile harika işler yapabilen kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
595 . Sihirli dokunuş : Beklenmedik ve harika bir şekilde iyileştiren, düzelten veya güzelleştiren küçük ama etkili müdahale anlamına gelir.
596 . Sikke numarası : Bir şeyin gerçek olup olmadığını, kalitesini veya orijinalliğini gösteren işaret veya belge demektir.
597 . Sikke sikke düşünmek : Bir konuyu çok derinlemesine, en ince ayrıntısına kadar ve defalarca düşünmek, kafa yormak demektir.
598 . Sil baştan : Yapılan her şeyi iptal edip en başa dönmek, tüm planları yeniden yapmak, sıfırdan başlamak demektir.
599 . Sil baştan yapmak : Tüm çalışmayı iptal edip en baştan, sıfırdan yeniden başlamak, hiçbir şey olmamış gibi davranmak demektir.
600 . Silah çekmek : Kavga veya tehdit anında üzerindeki silahı çıkarıp kullanmaya hazır hale getirmek, doğrultmak demektir.
601 . Silahını çekmek : Bir kavgada veya tehdit anında üzerindeki silahı çıkararak kullanmaya hazır hale getirmek demektir.
602 . Silahşor olmak : Her konuda tartışmaya, kavgaya hazır, atak, sert mizaçlı ve kavgacı bir kişilik sergilemek demektir.
603 . Silik bir kişilik : Belirgin bir özelliği, dik duruşu veya etkileyici bir yanı olmayan, sıradan ve soluk kişi demektir.
604 . Silik kalmak : Başkalarının yanında veya bir ortamda yeterince dikkat çekmemek, önemsiz ve etkisiz görünmek demektir.
605 . Silip atmak : Geçmişteki tüm hataları, kötü anıları veya bir kişiyi zihninden ve hayatından bir daha asla dönmemek üzere tamamen çıkarmaktır.
606 . Silip süpürmek : Önüne çıkan her şeyi yiyip bitirmek, tamamen tüketmek, hiçbir şey bırakmamak demektir.
607 . Silip süpürmek (bir yeri) : Bir yerdeki tüm yiyecek, içecek veya eşyaları hiç artmayacak şekilde tüketmek, temizlemek demektir.
608 . Silivri soğuktur : Yapılan yanlış bir işin bedelinin ağır olacağını, hapse girme riskini hatırlatan bir uyarı ifadesidir.
609 . Sille tokat girişmek : Birbirlerine karşı çok sert ve acımasızca vurmak, şiddetli bir kavga etmek demektir.
610 . Sillesini yemek : Hayatın getirdiği ağır bir darbeyle sarsılmak, büyük bir talihsizlik yaşamak veya yapılan bir hatanın çok ağır bedelini ödemek zorunda kalmaktır.
611 . Silme dolu : Bir kabın, mekanın veya aracın içine tek bir kişi veya nesne dahi sığmayacak kadar tamamen ve taşacak derecede dolmuş olmasıdır.
612 . Silsile yoluyla : Belirli bir hiyerarşiyi takip ederek, sırayla ve birbirine bağlı bir düzen içerisinde bir yerden bir yere aktarılma durumudur.
613 . Simit gibi kurulmak : Kendini çok beğenmiş, ukala bir tavırla oturmak veya davranmak, çalım satmak demektir.
614 . Simsiyah kesilmek : Korkudan, öfkeden veya bir haberden dolayı yüzünün rengi tamamen solup sararmak, beti benzi atmak demektir.
615 . Sinek avlamak : Bir dükkanın veya iş yerinin hiç müşterisinin olmaması, ticaretin durması ve boş boş oturup beklemek zorunda kalmaktır.
616 . Sinek avlamak (bir yerde) : İş yeri veya dükkanda hiç müşteri olmamak, işlerin çok durgun ve cansız olduğunu ifade eder.
617 . Sinek kaydı tıraş : Sakalların çok derinden ve pürüzsüzce kesilmesi sonucunda yüzün bebek teni gibi yumuşak ve parlak görünmesini sağlayan tıraş biçimidir.
618 . Sinek külahı : Çok küçük ve daracık, içine girmenin neredeyse imkansız olduğu mekanlar için kullanılan bir ifadedir.
619 . Sinek külahı kadar yer : Çok dar, ufacık, içinde zor hareket edilen küçük bir mekan için kullanılır.
620 . Sinek pekmezciyi tanır : Çıkarı olan kimsenin, kendisine menfaat sağlayacak olan kişiyi nerede olsa bulacağını ve ona yaklaşacağını anlatan bir deyimdir.
621 . Sinekten yağ çıkarmak : En küçük fırsatlardan bile çıkar sağlamaya çalışmak demektir.
622 . Sineye çekmek : Karşılaşılan bir haksızlığa, hakarete veya kötü duruma elinden bir şey gelmediği için ses çıkarmadan, sabırla katlanmak zorunda kalmaktır.
623 . Sini gibi : Çok geniş, düz ve yuvarlak olan nesneleri veya mekanları tarif etmek için kullanılan geleneksel bir benzetme sıfatıdır.
624 . Sinir bozmak : Birinin moralini kasten bozacak hareketler yapmak, onu huzursuz etmek ve sabrını zorlayarak kontrolünü kaybetmesine neden olacak şekilde davranmaktır.
625 . Sinir küpü : En küçük bir şeye bile aşırı tepki veren, sürekli gergin, öfkeli ve her an patlamaya hazır olan çok asabi kişiler için kullanılır.
626 . Sinir sistemini çökertmek : Birine yapılan sürekli baskı veya yaşatılan büyük acılar sonucunda o kişinin ruhsal dengesini ve dayanma gücünü tamamen yitirmesine sebep olmaktır.
627 . Sinirine dokunmak : Bir sözün veya bir davranışın kişiyi çok rahatsız etmesi, onu içten içe öfkelendirmesi ve huzurunu kaçırarak tepki vermesine yol açmasıdır.
628 . Sinirleri laçka olmak : Uzun süren stres ve yorgunluk nedeniyle kişinin artık duygularını kontrol edememesi, her şeye gülmesi veya ağlaması gibi dengesizleşme halidir.
629 . Sinsice davranmak : Açıkça belli etmeden gizli ve hesaplı hareket etmek anlamına gelir.
630 . Sinsice yaklaşmak : Amacını belli etmeden, gizlice ve kötü niyetle birine veya bir şeye yanaşmak demektir.
631 . Sipariş vermek : Bir malın veya hizmetin üretilmesi için talepte bulunmak veya mecazi olarak bir durumun kendi isteğine göre şekillenmesini beklemektir.
632 . Siper almak : Gelecek bir tehlikeden korunmak için güvenli bir yere sığınmak veya kendisini savunmak amacıyla uygun bir pozisyon alma halidir.
633 . Sipsivri kalmak : Bir topluluk içinde fikirleri veya görünüşüyle tamamen aykırı düşmek veya her şeyini kaybedip tek başına, çaresiz kalmak durumudur.
634 . Sirkati kebir yapmak (büyük çalıntı yapmak) : Açıkça ve büyük ölçekte bir şeyi çalmak, hırsızlık yapmak demektir.
635 . Sirke gibi : Çok ekşi, asitli; mecazen huysuz, aksi ve geçimsiz kişiler için kullanılır.
636 . Sirke satmak : Yüzü asık olmak, çevresindekilere karşı çok huysuz ve ters davranarak ortamdaki tüm neşeyi kaçıran kişiler için kullanılan bir deyimdir.
637 . Sitem etmek : Birinin yaptığı bir hatadan veya ilgisizliğinden dolayı duyulan kırgınlığı onu kırmadan ama üzüntüsünü belli ederek dile getirmektir.
638 . Sivilceli dönem : Gençlik yıllarındaki o fırtınalı, kararsız ve fiziksel değişimlerin yoğun olduğu ergenlik sürecini tarif etmek amacıyla kullanılan bir tabirdir.
639 . Sivri akıllı : Herkesten farklı ve uygunsuz fikirler öne süren, zekasını ukalaca kullanan kişiler için kullanılır.
640 . Sivri akıllı olmak : Herkesten farklı ve genellikle uygunsuz fikirler öne sürerek ukalalık yapmak demektir.
641 . Sivri dil kullanmak : Kırıcı ve sert ifadelerle konuşmak anlamına gelir.
642 . Sivri dili olmak : İğneleyici, kırıcı ve incitici bir şekilde konuşma alışkanlığı olan kişiler için söylenir.
643 . Sivri dilli olmak : Konuşurken kırıcı ve sert ifadeler kullanmak anlamına gelir.
644 . Sivri sinek avcılığı yapmak : Önemsiz, değersiz ve ufak tefek işlerle uğraşarak vakit öldürmek demektir.
645 . Sivrilip öne çıkmak : Diğerlerinden farklı özellikleriyle dikkat çekmek anlamına gelir.
646 . Sivrilmek : Benzerleri arasından yeteneğiyle, zekasıyla veya başarısıyla ön plana çıkmak, herkesin dikkatini çekecek bir üstünlük sergileyerek tanınma durumudur.
647 . Siyah beyaz : Bir konunun, olayın veya durumun sadece iyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi keskin ayrımlarla ele alınması demektir.
648 . Siyah beyaz ayrımı yapmak : Bir konuyu sadece iyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi keskin ve basit kategorilere ayırmak demektir.
649 . Siyah listede olmak : İstenmeyen, güvenilmeyen veya cezalandırılması gereken kişiler arasında yer almak demektir.
650 . Siyahla beyaz gibi : Birbirinden tamamen farklı olan, hiçbir ortak noktası bulunmayan ve zıt kutupları temsil eden durumları veya kişileri tarif eder.
651 . Siyahla beyaz kadar farklı : İki durum veya karakter arasında hiçbir ortak nokta bulunmadığını, birbirlerine tamamen zıt ve karşıt olduklarını vurgulayan kuvvetli bir benzetmedir.
652 . Siyaset yapmak : Bir amaca ulaşmak için insanları ikna etmeye çalışmak, stratejik davranmak veya toplumsal meselelerde söz sahibi olmak için girişimlerde bulunmaktır.
653 . Siyasi manevra : Güç dengelerini kendi lehine çevirmek amacıyla yapılan, içinde kurnazlık ve strateji barındıran ani ve zekice planlanmış hareketleri ifade eder.
654 . Sizden iyi olmasın : Söylenen bir övgüye veya iyi dileğe karşı, alçakgönüllülük veya şaka yollu söylenen bir cevaptır.
655 . Sizden iyi olmasın demek : Bir övgü veya iyi dileğe karşı alçakgönüllülükle veya şaka yollu söylenen bir cevaptır.
656 . Skandal boyutlara ulaşmak : Bir olayın, yolsuzluğun veya rezaletin çok büyüyüp herkesin diline düşmesi, yayılması demektir.
657 . Skandal patlamak : Çok büyük ve utanç verici bir olayın ortaya çıkması, herkesin diline düşmesi demektir.
658 . Sofra başına geçmek : Yemek yemek için masaya oturmak, yemeğe başlamak üzere hazır bulunmak demektir.
659 . Sofra başına! : Yemek hazır olduğunda, herkesin sofraya oturması için söylenen çağrı sözüdür.
660 . Sofra dayağı yemek : Evde, aile içinde yenen dayak veya azar için kullanılan bir ifadedir.
661 . Sofra kurmak : Misafirleri ağırlamak veya yemek yemek amacıyla masayı tüm kap kacak ve yemeklerle donatarak hazır bir hale getirmek eylemidir.
662 . Sofrada gözü olmak : Birinin evine veya yemeğine sürekli gelmeyi alışkanlık haline getirmiş, misafirperverliği kötüye kullanan kişi demektir.
663 . Sofradan aç kalkmak : Sunulan yemeğin yetersiz olması veya iştahsızlık nedeniyle karnını tam doyurmadan masadan ayrılmak zorunda kalmak durumudur.
664 . Sofrası açık olmak : Misafirperver, cömert, her geleni sofrasına buyur eden ve ikram etmekten kaçınmayan kişi demektir.
665 . Soğuk almak : Üşütmek, hava akımına maruz kalarak hastalanmak, nezle veya grip olmak demektir.
666 . Soğuk almak (hasta olmak) : Üşütmek, hava akımına maruz kalarak hastalanmak, nezle veya grip olmak demektir.
667 . Soğuk bakmak : Birine veya bir fikre karşı mesafeli, ilgisiz ve olumsuz bir tavır takınmak, hoş karşılamamak demektir.
668 . Soğuk bakmak (bir şeye) : Birine veya bir fikre karşı mesafeli, ilgisiz ve olumsuz bir tavır takınmak, hoş karşılamamak demektir.
669 . Soğuk davranmak : Samimiyetten uzak, resmi, mesafeli ve içten olmayan bir tutum sergilemek demektir.
670 . Soğuk davranmak (birine) : Samimiyetten uzak, resmi, mesafeli ve içten olmayan bir tutum sergilemek demektir.
671 . Soğuk duş etkisi : Hiç beklenmedik ve sarsıcı bir haber karşısında kişinin bir anda neye uğradığını şaşırması ve büyük bir şok yaşamasıdır.
672 . Soğuk duş etkisi yapmak : Beklenmedik, şoke edici ve üzücü bir haber veya olay karşısında sarsılmak, ayılmak demektir.
673 . Soğuk duş etkisi yaratmak : Hiç beklenmedik ve sarsıcı bir haberin, bir ortamda büyük bir şok dalgası oluşturması ve insanları aniden sessizliğe büründürmesidir.
674 . Soğuk kanlı : Telaşlanmayan, heyecana kapılmayan, sakin ve dengeli bir şekilde hareket eden kişi demektir.
675 . Soğuk kanlı olmak : Tehlikeli veya heyecan verici durumlar karşısında paniğe kapılmadan sakinliğini ve mantığını koruyarak doğru kararlar verebilme yeteneğidir.
676 . Soğuk kanlılığını korumak : En tehlikeli ve kritik anlarda bile paniğe kapılmadan, sükunetle hareket ederek mantıklı kararlar vermeye devam edebilme yeteneğini sergilemektir.
677 . Soğuk mu soğuk : Çok soğuk, buz gibi, insanın içini ürperten bir soğukluğu ifade eden bir pekiştirme sözüdür.
678 . Soğuk mu soğuk bir hava : Çok soğuk, buz gibi, insanın içini ürperten bir soğukluğu ifade eder.
679 . Soğuk rüzgarlar esmek : İki kişi veya grup arasındaki ilişkilerin bozulması, araya bir mesafe girmesi ve eski samimiyetin tamamen kaybolması durumunu ifade eder.
680 . Soğuk savaş : Taraflar arasında fiili çatışma olmadan, siyasi, ekonomik ve propaganda yoluyla yürütülen mücadele dönemidir.
681 . Soğuk savaş dönemi : Taraflar arasında fiili çatışma olmadan, siyasi, ekonomik ve propaganda yoluyla yürütülen mücadele dönemidir.
682 . Soğuk su içmek : Elinden çıkan bir malın veya kaybedilen bir paranın ardından, artık onun geri gelmeyeceğini kabullenip üzerine bir bardak soğuk su içmektir.
683 . Soğuk terler dökmek : Korkudan, endişeden veya aşırı stresten dolayı vücudun soğuk soğuk terlemesi demektir.
684 . Soğukkanlı kalmak : Kriz anlarında bile panik yapmadan mantıklı davranmak anlamına gelir.
685 . Soğukkanlılığını korumak : Zor veya telaşlı bir durumda bile sakinliğini kaybetmemek, paniğe kapılmamak demektir.
686 . Soğukkanlılığını korumak (zor durumda) : Zor veya telaşlı bir durumda bile sakinliğini kaybetmemek, paniğe kapılmamak demektir.
687 . Sokak çocuğu : Ailesi olmayan veya evinden kaçmış, sokaklarda yaşayan, bakımsız ve korunmasız çocuk demektir.
688 . Sokak çocuğu gibi : Bakımsız, terbiyesiz ve başıboş bir şekilde davranan kişiler için kullanılır.
689 . Sokak süpürgesi : Sürekli sokaklarda dolaşan, başıboş, işe yaramaz ve aylak kişiler için kullanılan aşağılayıcı bir ifadedir.
690 . Sokak süpürgesi olmak : Sürekli sokaklarda dolaşan, işsiz güçsüz, başıboş bir hayat sürmek demektir.
691 . Sokaklar onun olmak : Bir dönemde çok popüler hale gelmek, her yerde ondan bahsedilmek, moda olmak demektir.
692 . Sokaklar onundu : Bir dönemde çok popüler olan, herkesin dilinde olan, moda haline gelen şeyler için söylenir.
693 . Sokma akıl! : Başkasından alınan, genellikle işe yaramayan veya zarar veren öğüt ve fikirlere karşı söylenen bir uyarıdır.
694 . Sokma akıl, akıl olmaz : Başkalarının, özellikle de deneyimsiz kişilerin önerilerinin genellikle işe yaramayacağını belirtir.
695 . Sol ayak : Uğursuzluk getiren, işlerin ters gitmesine neden olduğuna inanılan talihsiz gün veya durum demektir.
696 . Sol ayakla kalkmak : Günün kötü başlaması, uğursuzluk getireceğine inanılan bir durum olarak görülür.
697 . Sol bırakmak : Bir yaranın veya hastalığın tedavi edilmeden, ihmal edilerek daha da kötüleşmesine izin vermek demektir.
698 . Sol bırakmak (bir yarayı) : Bir yarayı veya hastalığı ihmal edip tedavi ettirmemek, daha da kötüleşmesine sebep olmak demektir.
699 . Sol kesmek : Çok üzmek, incitmek, kalbini kırmak, gücünü ve neşesini yok etmek anlamına gelir.
700 . Sol kesmek (birini) : Birini çok üzmek, kalbini kırmak, onu derinden incitmek ve moralini bozmak demektir.
701 . Sol kulvardan gelmek : Kimsenin beklemediği bir anda, farklı bir yöntemle veya sürpriz bir şekilde öne geçerek rakiplerini şaşırtmak ve başarıya ulaşmaktır.
702 . Sol kupkuru : Elinde avucunda hiçbir şey kalmamak, tamamen parasız pulsuz olmak, beş parasız kalmak demektir.
703 . Sol kupkuru kalmak : Hiç parası, malı mülkü kalmamak, tamamen fakirleşmek, beş parasız olmak demektir.
704 . Solda sıfır kalmak : Bir başkasının başarısı, güzelliği veya zenginliği karşısında kendi durumunun çok önemsiz, sönük ve değersiz kalması durumunu ifade eder.
705 . Soluğu kesilmek : Çok hızlı koşmaktan veya aşırı heyecandan dolayı nefes alamaz hale gelmek veya mecazi olarak bir işin sonuna gelip tükenmektir.
706 . Soluğu yanında almak : Bir yere çok büyük bir aceleyle, hiç vakit kaybetmeden ve hızla gitmek, birinin yanına hemen varmak demektir.
707 . Soluk aldırmamak : Birine dinlenme, nefes alma fırsatı vermemek, sürekli olarak baskı yapmak ve rahatsız etmek demektir.
708 . Soluk aldırmamak (birine) : Birine dinlenme, nefes alma fırsatı vermemek, sürekli olarak baskı yapmak demektir.
709 . Soluk benizli : Hastalıklı, sağlıksız, yüzü sararmış ve cansız bir görünüme sahip olan kişiler için kullanılır.
710 . Soluk benizli olmak : Hastalıklı, sağlıksız, yüzü sararmış ve cansız bir görünüme sahip olmak demektir.
711 . Soluk kesen : Çok heyecan verici, nefesleri tutan, gerilim dolu ve sürükleyici bir olay veya durum demektir.
712 . Soluk kesici bir manzara : İnsanın nefesini kesecek kadar güzel, etkileyici ve heyecan verici bir görüntü demektir.
713 . Soluk soluğa gelmek : Koşarak, telaşla ve nefes nefese bir yere ulaşmak, çok acele etmek demektir.
714 . Soluk soluğa kalmak : Koşmak, heyecanlanmak veya telaşlanmak nedeniyle nefes nefese kalmak, zor nefes almak demektir.
715 . Soluklanmak : Yorucu bir iş veya yolculuk sonrası dinlenmek, nefes almak, biraz olsun rahatlamak demektir.
716 . Soluklanmak (dinlenmek) : Yorucu bir iş veya yolculuktan sonra biraz durup dinlenmek, nefes almak demektir.
717 . Soluksuz bırakmak : Yoğun tempo nedeniyle kişiyi hem fiziksel hem zihinsel yormak demektir.
718 . Somurtmak : Yüzünü asmak, suratını ekşitmek, memnuniyetsiz ve kızgın bir ifade takınmak demektir.
719 . Somurtup durmak : Sürekli olarak surat asmak, somurtmak, kaşlarını çatıp huysuz bir ifade takınmak demektir.
720 . Son ana kadar direnmek : Tüm zorluklara rağmen vazgeçmemek anlamına gelir.
721 . Son anda yetişmek : Bir işi varmak üzereyken, tam zamanında yetişmek, gecikmeden varmak anlamına gelir.
722 . Son çareye başvurmak : Başka seçenek kalmadığında son yolu denemek demektir.
723 . Son damla : Dayanma gücünün, sabrın veya bir şeyin tükenmek üzere olduğunu gösteren en ufak ilave durum demektir.
724 . Son damlayı taşıran : Sabrı tüketen, artık dayanılmaz hale getiren en ufak ve son olay veya söz demektir.
725 . Son darbeyi vurmak : Uzun süredir zayıflatılan bir rakibi veya bitmek üzere olan bir işi kesin bir hareketle tamamen sonuçlandırmak ve bitirmektir.
726 . Son demlerini yaşamak : Bir şeyin bitişine çok az kalması, ömrünün veya etkisinin son günlerine gelmiş olması durumunu anlatan hüzünlü bir tabirdir.
727 . Son durak : Bir yolculuğun nihai varış noktası veya hayatın, bir kariyerin artık daha ötesine gidilemeyecek olan en son aşaması demektir.
728 . Son fırsat : Elde edilebilecek en son şans, başka bir imkanın kalmadığı durum, artık sonuncu fırsat demektir.
729 . Son fırsatını değerlendirmek : Elindeki en son şansı iyi kullanmak, onu kaçırmamak için çaba göstermek demektir.
730 . Son kozunu oynamak : Elindeki bütün imkanlar tükendiğinde, başarıya ulaşmak veya kurtulmak için elinde kalan son ve en güçlü çareye başvurmaktır.
731 . Son noktaya gelmek : Artık ilerleyecek yol kalmayan aşamaya ulaşmak anlamına gelir.
732 . Son noktayı koymak : Uzun süren bir tartışmayı, bir işi veya bir süreci artık geri dönülemez bir kararla kesin olarak bitirmek ve sonuçlandırmaktır.
733 . Son noktayı koymak (bir işe) : Uzun süren bir işi, tartışmayı veya konuyu kesin olarak bitirmek demektir.
734 . Son pişmanlık fayda etmez : Yapılan bir hatanın veya yanlışın ardından duyulan pişmanlığın, geri dönüşü olmadığı için bir işe yaramayacağını anlatır.
735 . Son pişmanlık fayda vermez : Yapılan bir yanlışın ardından duyulan pişmanlığın, geri dönüşü olmadığı için bir işe yaramayacağını ifade eder.
736 . Son sözü başkasına bırakmak : Karar verme yetkisini bilerek devretmek demektir.
737 . Son sözü söylemek : Nihai ve belirleyici kararı vermek demektir.
738 . Son sözünü söylemek : Bir konu hakkında kesin ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde görüşünü belirtmek, noktayı koymak demektir.
739 . Son sürat : Bir aracın veya bir işin yapılabilecek en yüksek hız seviyesinde, hiçbir yavaşlama olmadan çok seri bir şekilde gerçekleştirilmesi durumudur.
740 . Son taşı koymak : Uzun süren bir işi, yapıyı veya eseri tamamlamak, bitirmek, artık işin bittiğini göstermek demektir.
741 . Son telefon : Bir konu veya ilişki hakkında yapılan son görüşme, artık iletişimin kesileceğini belirten son çağrı demektir.
742 . Son telefonu açmak : Birisiyle yapılan en son görüşme, artık iletişimin kesileceğini belirten son konuşma demektir.
743 . Son umudunu kaybetmemek : En zor durumda bile, işlerin düzeleceğine dair inancını ve ümidini korumak demektir.
744 . Son umut : Başka hiçbir çaresi kalmamışken sarıldığı, güvendiği en son kişi, fikir veya çözüm yolu demektir.
745 . Son umut ışığı : Her şeyin bittiği sanılan karanlık bir durumda, hala bir kurtuluş ihtimalinin bulunduğunu gösteren o küçük ve kıymetli beklentidir.
746 . Son uyarı : Daha önce yapılan uyarılar dikkate alınmadığında verilen, artık ciddi yaptırımların geleceğini bildiren en son ikaz demektir.
747 . Son uyarısını yapmak : Daha önce yapılan uyarıları dikkate almayan birine, artık ciddi yaptırımların geleceğini bildirmek demektir.
748 . Sona erdirmek : Bir şeyi bitirmek, tamamlamak, artık devam etmemesini sağlamak demektir.
749 . Sona ermek : Bitmek, tükenmek, artık devam etmemek, son bulmak, nihayete ermek anlamına gelir.
750 . Sona kalmak : Bir yarışta veya bir iş sırasında diğerlerinden daha yavaş davranarak en arkada yer almak ve genellikle dezavantajlı duruma düşmektir.
751 . Sonbahar rüzgarı gibi : Hüzünlü, etkileyici ve biraz da kasvetli bir havayı ifade etmek için kullanılır.
752 . Sonbahar yaprağı gibi : Çok zayıf, bitkin, güçsüz, rüzgarda savrulacak kadar hassas ve naif kişiler için kullanılır.
753 . Sondaj yapmak : Birinin görüşlerini, niyetlerini veya bilgisini, üstü kapalı sorular sorarak anlamaya çalışmak demektir.
754 . Sondaj yapmak (birinde) : Birinin görüşlerini, niyetlerini veya bilgisini, dolaylı sorular sorarak anlamaya çalışmak demektir.
755 . Sonradan akıl etmek : Bir işi yaparken veya yaptıktan sonra, aslında daha iyi bir yol olduğunu geç fark etmek demektir.
756 . Sonradan aklı başına gelmek : Yaptığı yanlışın farkına geç varmak, pişman olmak, keşke yapmasaydım demek anlamına gelir.
757 . Sonradan görmek : Yoksulken veya sıradan bir hayat sürerken sonradan zenginleşip, bu duruma alışamayan ve ukalalık yapan kişi demektir.
758 . Sonradan görmüş olmak : Yoksulken veya sıradan bir hayat sürerken sonradan zenginleşip, bu duruma uyum sağlayamayan kişi olmak demektir.
759 . Sonradan kapılmak : Başlangıçta ilgisi yokken, bir süre sonra bir işe, duyguya veya heyecana kendini kaptırmak demektir.
760 . Sonradan kapılmak (bir şeye) : Başlangıçta ilgisi yokken, bir süre sonra bir işe, duyguya veya heyecana kendini kaptırmak demektir.
761 . Sonu alınamamak : Bir şeyin etkisi, sonucu veya bitiş noktası bir türlü belirlenememek, sürekli devam etmek demektir.
762 . Sonu gelmek bilmemek : Çok uzun sürmek, bitmek tükenmek bilmemek, süreklilik arz etmek demektir.
763 . Sonu gelmemek : Bir işin, olayın veya konuşmanın bir türlü bitmemesi, sürekli uzayıp gitmesi anlamına gelir.
764 . Sonu gelmeyen tartışma : Bir türlü çözülemeyen ve uzayıp giden anlaşmazlık anlamına gelir.
765 . Sonu olmamak : Bir şeyin sınırı, haddi hududu bulunmamak, sonsuz ve bitmek bilmez bir nitelik taşımak demektir.
766 . Sonu olmamak (bir şeyin) : Bir şeyin sınırı, haddi hududu bulunmamak, sonsuz ve bitmek bilmez bir nitelik taşımak demektir.
767 . Sonuç almak : Yapılan bir girişim, çaba veya tedavinin olumlu bir netice vermesi, istediğini elde etmek demektir.
768 . Sonuç almak (bir işten) : Yapılan bir girişim, çaba veya tedavinin olumlu bir netice vermesi, istediğini elde etmek demektir.
769 . Sonuçlandırmak : Bir işi veya süreci nihayete erdirmek, bitirmek, artık geriye bir şey kalmayacak şekilde tamamlamak demektir.
770 . Sonuçlandırmak (bir işi) : Bir işi veya süreci nihayete erdirmek, bitirmek, tamamlamak demektir.
771 . Sonunda patlak vermek : Uzun süre gizlenen bir sorunun aniden ortaya çıkması anlamına gelir.
772 . Sonunu düşünmek : Yapılan bir eylemin gelecekte ne gibi zararlar veya sonuçlar doğuracağını hesaba katarak tedbirli ve dikkatli davranmak halidir.
773 . Sonunu getirmek : Başlanan bir işi her türlü zorluğa rağmen yarım bırakmadan tamamlamak ve hedeflenen sonuca ulaştırmak için sonuna kadar mücadele etmektir.
774 . Sonunun nereye varacağı belli olmamak : Yapılan bir işin veya gidilen yolun nasıl biteceği, ne gibi riskler taşıdığı öngörülemez anlamındadır.
775 . Sopa yemek : Dayak yemek, fiziksel şiddete maruz kalmak, dövülmek anlamına gelir.
776 . Sopayı yutmak : Çok ağır ve sert bir cezaya çarptırılmak, dayak yemek veya büyük bir zarara uğramak demektir.
777 . Sorgu sual etmek : Birine yaptığı bir iş hakkında detaylı sorular sorarak onu denetlemek veya bir durumun nedenlerini en ince ayrıntısına kadar araştırmak demektir.
778 . Sorgusuz sualsiz : Hiçbir soru sormadan, nedenini araştırmadan ve hiçbir itirazda bulunmadan bir emri yerine getirmek veya bir durumu olduğu gibi kabul etmektir.
779 . Sorguya çekilmek : Bir suç veya bir hata şüphesiyle yetkili bir kişi tarafından çapraz sorularla sıkıştırılmak ve gerçeği anlatmaya zorlanmak durumudur.
780 . Sorguya çekmek : Birini bir olay hakkında bilgi almak amacıyla üst üste ve sıkıştırarak sorular yağmuruna tutmak ve onu terletmektir.
781 . Sorguya çekmek (birini) : Birini bir olay veya suçla ilgili olarak ayrıntılı ve sıkı bir şekilde sorular sorarak hesaba çekmek demektir.
782 . Sorsan suçlu benim : Her şeyden, her hatadan kendini sorumlu tutan veya öyle görülen kişilerin içinde bulunduğu durumu ifade eder.
783 . Soru işareti bırakmak : Bir konunun tam olarak açıklığa kavuşmaması nedeniyle akıllarda şüphe uyandırmak ve belirsizliklerin devam etmesine yol açma halidir.
784 . Soru yağmuruna tutmak : Birine aralıksız bir şekilde, cevap vermesine bile fırsat tanımadan üst üste pek çok soru sorarak onu bunaltmak ve köşeye sıkıştırmaktır.
785 . Sorumluluğu paylaşmak : Yükün tamamını tek kişiye bırakmayıp ortak üstlenmek demektir.
786 . Sorumluluğu üstüne almak : Bir işin sonucunu kabul ederek sahiplenmek demektir.
787 . Sorumluluk almak : Bir işin veya durumun sonuçlarıyla ilgili olarak üzerine düşen görevi ve yükümlülüğü kabul etmek demektir.
788 . Sorumluluk almak (bir işte) : Bir işin veya durumun sonuçlarıyla ilgili olarak üzerine düşen görevi ve yükümlülüğü kabul etmek demektir.
789 . Sorumluluk bilinci taşımak : Yapılan işin sonuçlarını düşünerek hareket etmek anlamına gelir.
790 . Sorumluluk duymak : Yapması gereken bir iş veya taşıması gereken bir yük için kendini mesul hissetmek demektir.
791 . Sorumluluk duymak (bir şeye karşı) : Yapması gereken bir iş veya taşıması gereken bir yük için kendini mesul hissetmek demektir.
792 . Sorumluluktan kaçmak : Üstlenmesi gereken görev ve yükümlülüklerden kurtulmaya çalışmak, kaytarmak demektir.
793 . Sorumluluktan sıyrılmak : Üzerine düşen görevden kaçmak anlamına gelir.
794 . Sorun çıkarmak : Mevcut düzeni veya huzuru bozacak bir davranışta bulunmak, problem yaratmak demektir.
795 . Sorun çıkarmak (bir yerde) : Mevcut düzeni veya huzuru bozacak bir davranışta bulunmak, problem yaratmak demektir.
796 . Sorun etmek : Bir şeyi dert edinmek, onu problem haline getirip üzerinde düşünmek ve endişelenmek anlamına gelir.
797 . Sorun etmek (bir şeyi) : Bir şeyi dert edinmek, onu problem haline getirip üzerinde düşünmek ve endişelenmek anlamına gelir.
798 . Sorun olmamak : Bir şeyin engel teşkil etmemesi, problem yaratmaması, kolayca halledilebilir olması demektir.
799 . Sorun olmamak (bir şey) : Bir şeyin engel teşkil etmemesi, problem yaratmaması, kolayca halledilebilir olması demektir.
800 . Sorun teşkil etmek : Bir durumun problem haline gelmesi, zorluk yaratması, engel oluşturması anlamına gelir.
801 . Sorup soruşturmak : Bir konu hakkında etraftaki kişilere ayrıntılı sorular sorarak bilgi toplamak, araştırmak demektir.
802 . Sorup soruşturmak (bir konuyu) : Bir konu hakkında etraftaki kişilere ayrıntılı sorular sorarak bilgi toplamak, araştırmak demektir.
803 . Sosyete gibi yaşamak : Çok lüks, rahat ve gösterişli bir hayat sürmek, hiçbir maddi sıkıntı çekmemek demektir.
804 . Soyguna uğramak : Parası, malı veya değerli eşyaları zorla ve şiddet kullanılarak çalınmak, talan edilmek demektir.
805 . Soyu sopu belli : Ailesinin kökeni, geçmişi ve toplumdaki yeri herkes tarafından bilinen, saygın ve dürüst bir geçmişe sahip olan kişiler için kullanılır.
806 . Soyunu kurutmak : Bir canlı türünü tamamen yok etmek veya bir ailenin devamını engelleyecek şekilde bütün fertlerini ortadan kaldırmak anlamına gelen dehşet verici bir deyimdir.
807 . Soyunup dökünmek : Üzerindeki kıyafetleri çıkarmak; mecazen tüm varlığını, parasını harcamak veya ortaya koymak demektir.
808 . Soyunup dökünmek (bir iş için) : Bir işi yapmak için tüm gücünü, imkanlarını veya varlığını ortaya koymak demektir.
809 . Soyup soğana çevirmek : Birinin elindeki tüm parayı ve değerli eşyaları hileyle veya zorla alarak onu tam bir yoksulluğa ve çaresizliğe sürüklemektir.
810 . Soyup soğana çevirmek (birini) : Birinin üzerindeki tüm değerli eşyaları, parasını almak, onu tamamen parasız pulsuz bırakmak demektir.
811 . Söke söke almak : Bir hakkı veya bir şeyi karşı tarafın rızası olmamasına rağmen zor kullanarak ve ısrarla elde etmeyi başarmaktır.
812 . Söktürmek : Bir metni zorlanarak da olsa okumayı başarmak veya mecazi olarak karmaşık bir durumu nihayet anlayıp çözüme kavuşturmak demektir.
813 . Sökük dikmek : Yırtılan veya sökülen bir kıyafeti, eşyayı dikmek, onarmak; araları bozulanları barıştırmak demektir.
814 . Sökük dikmek (bir şeyi) : Yırtılan veya sökülen bir kıyafeti, eşyayı dikmek, onarmak; araları bozulanları barıştırmak demektir.
815 . Sökülüp atmak : Bir şeyi bulunduğu yerden güç kullanarak çıkarıp atmak, kökünden sökmek demektir.
816 . Sökülüp atmak (bir şeyi) : Bir şeyi bulunduğu yerden güç kullanarak çıkarıp atmak, kökünden sökmek demektir.
817 . Söküm etmek : Bir aleti, makineyi veya yapıyı parçalarına ayırmak, sökmek, demonte etmek demektir.
818 . Söküm etmek (bir makineyi) : Bir aleti, makineyi veya yapıyı parçalarına ayırmak, sökmek, demonte etmek demektir.
819 . Sömürü düzeni : Bir grubun veya sınıfın, diğerlerinin emeğini ve kaynaklarını adil olmayan şekilde kullandığı sistem demektir.
820 . Sömürü düzeni kurmak : Bir grubun veya sınıfın, diğerlerinin emeğini ve kaynaklarını adil olmayan şekilde kullandığı bir sistem oluşturmak demektir.
821 . Sönük kalmak : Başkalarının yanında veya bir ortamda parlak, dikkat çekici olamamak, silik kalmak demektir.
822 . Sönük kalmak (bir ortamda) : Başkalarının yanında veya bir ortamda parlak, dikkat çekici olamamak, silik kalmak demektir.
823 . Sönüp gitmek : Büyük bir heyecanla başlayan bir durumun veya bir şöhretin zamanla etkisini tamamen yitirmesi ve sessizce yok olup unutulmasıdır.
824 . Sövmek : Küfür etmek, ağır ve hakaret içeren kötü sözler söylemek, birine veya bir şeye sövgüler yağdırmak demektir.
825 . Sövmek (birine) : Küfür etmek, ağır ve hakaret içeren kötü sözler söylemek, birine veya bir şeye sövgüler yağdırmak demektir.
826 . Söylediğini yapmak, yaptığını söylememek : Doğru ve erdemli insanların, sözlerinde durduğunu ancak yaptığı iyilikleri dile getirmediğini ifade eder.
827 . Söylemesi ayıp : Söylenmesi ayıp, çirkin veya yakışıksız olan, ancak doğruluğu kabul edilen bir durumu anlatırken kullanılır.
828 . Söylemesi ayıp (ama) : Söylenmesi ayıp, çirkin veya yakışıksız olan, ancak doğruluğu kabul edilen bir durumu anlatırken kullanılır.
829 . Söylemez olaydım : Söylediği bir şeyden dolayı pişmanlık duymak, keşke hiç ağzımdan çıkmasaydı anlamında bir ifadedir.
830 . Söylemez olaydım (keşke) : Söylediği bir şeyden dolayı pişmanlık duymak, keşke hiç ağzımdan çıkmasaydı anlamında bir ifadedir.
831 . Söz almak : Bir toplantıda veya konuşmada sıranın kendisine geldiğini belirterek konuşma hakkını elde etmek demektir.
832 . Söz almak (toplantıda) : Bir toplantıda veya konuşmada sıranın kendisine geldiğini belirterek konuşma hakkını elde etmek demektir.
833 . Söz altında kalmamak : Kendisine söylenen sert sözlere karşılık vermek demektir.
834 . Söz ayağa düşmek : Bir konunun herkesin diline düşmesi, ehli olmayanlar tarafından da konuşulur hale gelmesi demektir.
835 . Söz bir, Allah bir : Verilen sözün kesinlikle tutulacağını, sözünden dönülmeyeceğini vurgulamak için kullanılır.
836 . Söz birliği etmek : Önceden anlaşarak aynı doğrultuda konuşmak veya davranmak anlamına gelir.
837 . Söz cambazlığı yapmak : Anlamı çarpıtarak karşısındakini etkilemeye çalışmak demektir.
838 . Söz dalaşına girmek : Karşılıklı sert ve kırıcı konuşmalara başlamak anlamına gelir.
839 . Söz dinlemek : Kendisine söylenen öğütlere, kurallara veya emirlere uymak, itaat etmek demektir.
840 . Söz dinlemek (birinden) : Kendisine söylenen öğütlere, kurallara veya emirlere uymak, itaat etmek demektir.
841 . Söz düellosu : İki kişinin karşılıklı olarak birbirlerine çok sert, zekice ve iğneleyici sözlerle saldırması sonucunda oluşan şiddetli tartışma ortamıdır.
842 . Söz etmek : Bir konudan, kişiden veya olaydan bahsetmek, onun hakkında konuşmak demektir.
843 . Söz etmek (bir şeyden) : Bir konudan, kişiden veya olaydan bahsetmek, onun hakkında konuşmak demektir.
844 . Söz geçirmek : Birine istediği her şeyi yaptırabilecek bir otoriteye veya etkiye sahip olmak, emirlerinin dinlenmesini ve uygulanmasını sağlamaktır.
845 . Söz gelişi : Örnek vermek amacıyla söylenen, “farz et ki, mesela” anlamına gelen bir ifadedir.
846 . Söz gelişi söylemek : Örnek vermek amacıyla söylenen, “farz et ki, mesela” anlamına gelen bir ifadedir.
847 . Söz götürmez : Tartışmaya, itiraza yer bırakmayacak kadar açık, kesin ve net olan durumlar için kullanılır.
848 . Söz götürmez bir gerçek : Tartışmaya, itiraza yer bırakmayacak kadar açık, kesin ve net olan durumlar için kullanılır.
849 . Söz gümüşse sükut altındır : Konuşmanın bazen yararlı olabileceğini ancak doğru yerde susmanın çok daha değerli ve hikmetli bir davranış olduğunu anlatan bir öğüttür.
850 . Söz hakkı tanımak : Bir konuda fikri sorulması gereken kişiye konuşması ve düşüncelerini özgürce dile getirmesi için fırsat ve zaman vermektir.
851 . Söz işitmek : Bir hatasından dolayı büyüklerinden veya amirlerinden azar işitmek, eleştirilmek ve bu durumdan dolayı üzüntü veya mahcubiyet duymaktır.
852 . Söz kesmek : Evlenmek üzere olan çiftlerin aileleri arasında nişan veya düğün kararı almak, anlaşmaya varmak demektir.
853 . Söz kesmek (evlilik için) : Evlenmek üzere olan çiftlerin aileleri arasında nişan veya düğün kararı almak, anlaşmaya varmak demektir.
854 . Söz kesmek zorunda kalmak : Konuşmayı istemeden yarıda bırakmak demektir.
855 . Söz konusu etmek : Bir şeyi tartışmaya açmak, onu gündeme getirip konuşulmasını sağlamak demektir.
856 . Söz konusu etmek (bir şeyi) : Bir şeyi tartışmaya açmak, onu gündeme getirip konuşulmasını sağlamak demektir.
857 . Söz konusu olmak : Bir şeyin bahsi geçmek, o şeyle ilgili olmak, sözü edilen şey olmak anlamına gelir.
858 . Söz konusu olmak (bir şey) : Bir şeyin bahsi geçmek, o şeyle ilgili olmak, sözü edilen şey olmak anlamına gelir.
859 . Söz olmak : Dedikodu konusu olmak, hakkında insanların olumsuz şeyler konuşması, kötü anılması demektir.
860 . Söz olmak (dedikodu konusu) : Dedikodu konusu olmak, hakkında insanların olumsuz şeyler konuşması, kötü anılması demektir.
861 . Söz sahibi olmak : Bir konuda yetki ve etkisi bulunmak demektir.
862 . Söz sahibi olmak (bir konuda) : Bir konuda bilgisi, tecrübesi veya yetkisi nedeniyle söz söyleme hakkı ve yetkisi olmak demektir.
863 . Söz salı vermek : Birine bir mesaj, haber veya teklif iletmek, ona bir söz bırakmak demektir.
864 . Söz salı vermek (birine) : Birine bir mesaj, haber veya teklif iletmek, ona bir söz bırakmak demektir.
865 . Söz söylemek : Bir konu hakkında fikrini açıklamak, konuşmak, görüş belirtmek demektir.
866 . Söz söylemek (bir konuda) : Bir konu hakkında fikrini açıklamak, konuşmak, görüş belirtmek demektir.
867 . Söz taşımak : Birinin söylediği bir şeyi, genellikle karıştırıp çarpıtarak bir başkasına iletmek, laf götürüp getirmek demektir.
868 . Söz taşımak (birinden birine) : Birinin söylediği bir şeyi, genellikle karıştırıp çarpıtarak bir başkasına iletmek, laf götürüp getirmek demektir.
869 . Söz taşıyıcılığı yapmak : Başkalarının söylediklerini ileterek fitneye neden olmak anlamına gelir.
870 . Söz taşıyıcılığına soyunmak : Dedikodu yaparak huzursuzluk çıkarmak anlamına gelir.
871 . Söz tutmak : Kendisine verilen öğüdü, nasihati dinleyip ona göre hareket etmek, söz dinlemek demektir.
872 . Söz tutmak (birinin) : Kendisine verilen öğüdü, nasihati dinleyip ona göre hareket etmek, söz dinlemek demektir.
873 . Söz var iş bitirir : Doğru ve etkili konuşmanın işleri kolaylaştırabileceğini ifade eder.
874 . Söz varlığı geniş olmak : Kendini ifade ederken zengin kelime haznesi kullanmak demektir.
875 . Söz varlığını zenginleştirmek : Kelime dağarcığını bilinçli olarak geliştirmek demektir.
876 . Söz yetirememek : Çok konuşan veya baskın kişiye karşı kendini ifade edememek anlamına gelir.
877 . Söz yetmez hale gelmek : Anlatılmak istenenin kelimelerle ifade edilememesi demektir.
878 . Sözden çıkmamak : Birinin uyarı veya talimatlarına uymayı tercih etmek anlamına gelir.
879 . Söze karışmak : Başkasının konuşmasına izinsiz müdahale etmek anlamına gelir.
880 . Sözle çözüm aramak : Fiziksel müdahale yerine iletişimi tercih etmek anlamına gelir.
881 . Sözle ikna etmek : Fiziksel güç kullanmadan mantık ve anlatımla kabul ettirmek anlamına gelir.
882 . Sözle ikna etmeye çalışmak : Zor kullanmadan mantıklı açıklamalarla etkilemek anlamına gelir.
883 . Sözle kandırmak : Gerçeği çarpıtarak veya abartarak karşısındakini ikna etmek anlamına gelir.
884 . Sözle yaralamak : Fiziksel değil, duygusal olarak incitmek anlamına gelir.
885 . Sözle yatıştırmak : Öfkeyi konuşarak azaltmak demektir.
886 . Sözsüz anlaşmak : Konuşmaya gerek kalmadan, bir bakışla veya jestle birbirini anlamak, uyum sağlamak demektir.
887 . Sözsüz anlaşmak (biriyle) : Konuşmaya gerek kalmadan, bir bakışla veya jestle birbirini anlamak, uyum sağlamak demektir.
888 . Sözsüz mesaj vermek : Jest ve mimiklerle anlatımda bulunmak anlamına gelir.
889 . Sözü açılmak : Konuşma sırasında bir konudan bahsedilmesi, o konunun gündeme gelmesi demektir.
890 . Sözü açılmak (bir konunun) : Konuşma sırasında bir konudan bahsedilmesi, o konunun gündeme gelmesi demektir.
891 . Sözü ağzına tıkamak : Birinin konuşmasına izin vermemek, susturmak, itiraz etmesini engellemek demektir.
892 . Sözü ağzına tıkamak (birinin) : Birinin konuşmasına izin vermemek, susturmak, itiraz etmesini engellemek demektir.
893 . Sözü ağzında bırakmak : Birinin konuşmasını beklenmedik biçimde kesmek anlamına gelir.
894 . Sözü ağzında bırakmak (birinin) : Birinin henüz sözünü bitirmeden söze girip onun konuşmasını engellemek demektir.
895 . Sözü ağzında gevelemek : Söylemek istediği şeyi bir türlü açıkça ve net bir şekilde dile getirememek, çekinerek veya suçluluk duyarak karmaşık konuşma halidir.
896 . Sözü bağlamak : Uzun süren bir konuşmayı veya tartışmayı genel bir sonuca ulaştırarak bitirmek ve konuyu nihayete erdirme eylemidir.
897 . Sözü bağlamak (konuşmayı) : Konuşmasını bir sonuca, özetle veya noktalayıcı bir ifadeyle bitirmek demektir.
898 . Sözü bile olmamak : Bir şeyin kesinlikle mümkün olmadığını, akla bile gelmemesi gerektiğini vurgulamak için kullanılır.
899 . Sözü bile olmamak (bir şeyin) : Bir şeyin kesinlikle mümkün olmadığını, akla bile gelmemesi gerektiğini vurgulamak için kullanılır.
900 . Sözü çevirmek : Konuşulan konuyu başka bir yöne çekmek, asıl mevzuyu değiştirmek demektir.
901 . Sözü çevirmek (başka yöne) : Konuşulan konuyu başka bir yöne çekmek, asıl mevzuyu değiştirmek demektir.
902 . Sözü daldan dala kondurmak : Bir konudan öbürüne sürekli atlayarak konuşmak, ana meseleden kopmak ve anlatımda bir bütünlük sağlayamamak durumudur.
903 . Sözü dinlenmek : Söylediği şeylere itibar edilmek, onun fikirlerine değer verilip uyulmak demektir.
904 . Sözü dinlenmek (birinin) : Söylediği şeylere itibar edilmek, onun fikirlerine değer verilip uyulmak demektir.
905 . Sözü dolandırmak : Asıl konuya doğrudan girmeden dolaylı ve belirsiz ifadeler kullanmak demektir.
906 . Sözü döndürüp dolaştırmak : Asıl söylenmesi gereken can alıcı noktaya bir türlü gelemeyip konunun etrafında gereksiz yere vakit kaybederek dolaylı konuşmalar yapmaktır.
907 . Sözü eğreti durmak : Söylenen ifadenin ortama veya duruma uymaması demektir.
908 . Sözü evirip çevirmek : Anlamı değiştirecek şekilde farklı yorumlarla konuşmak anlamına gelir.
909 . Sözü geçmek : Bir konuda söyledikleri etkili olmak, dediği olmak, itibar sahibi olmak demektir.
910 . Sözü geçmek (bir yerde) : Bir konuda söyledikleri etkili olmak, dediği olmak, itibar sahibi olmak demektir.
911 . Sözü gediğine koymak : Söylenmesi gereken bir lafı tam zamanında, çok etkili, zekice ve karşısındakini susturacak bir biçimde dile getirmek demektir.
912 . Sözü kesmek : Konuşan birinin sözünü bitirmeden araya girip onu susturmak veya konuyu değiştirmek demektir.
913 . Sözü kesmek (birinin) : Konuşan birinin sözünü bitirmeden araya girip onu susturmak veya konuyu değiştirmek demektir.
914 . Sözü kısa kesmek : Uzun uzun anlatmaya gerek duymadan, konunun özünü söyleyip konuşmayı bitirmek ve vakit kaybetmemek anlamına gelen bir deyimdir.
915 . Sözü lafı olmamak : Birbirleriyle çok samimi ve içten oldukları için aralarında kırgınlık, küskünlük bulunmamak demektir.
916 . Sözü lafı olmamak (birileriyle) : Birbirleriyle çok samimi ve içten oldukları için aralarında kırgınlık, küskünlük bulunmamak demektir.
917 . Sözü monologa dönmek : Konuşmanın tek taraflı hale gelmesi, bir kişinin uzun uzun konuşup diğerlerinin dinlemek zorunda kalması demektir.
918 . Sözü pişirip söylemek : Bir düşünceyi dile getirmeden önce üzerinde uzun uzun düşünmek, sonuçlarını hesap etmek ve en uygun üslupla ifade etmektir.
919 . Sözü uzatmak : Bir konuyu kısa ve öz bir şekilde anlatmak yerine gereksiz detaylara girerek çok uzun süre konuşmak ve dinleyiciyi yormaktır.
920 . Sözü yabana atmamak : Birinin verdiği tavsiyeyi veya yaptığı uyarıyı çok ciddiye almak, ona hak vererek üzerinde önemle durmak durumudur.
921 . Sözü yanlış yere çekmek : Söyleneni kasıtlı veya yanlış biçimde yorumlamak anlamına gelir.
922 . Sözü yerinde söylemek : Doğru zamanda, doğru ifadelerle konuşmak demektir.
923 . Sözüm meclisten dışarı : Söylenen kaba veya çirkin bir sözün, o an ortamda bulunan kişileri hedef almadığını belirtmek için kullanılan bir nezaket ifadesidir.
924 . Sözüm ona : Görünüşte öyleymiş gibi, öyle sanılan, aslında tam olarak o nitelikte olmayan şeyler için kullanılır.
925 . Sözüm ona bir şey : Görünüşte öyleymiş gibi, öyle sanılan, aslında tam olarak o nitelikte olmayan şeyler için kullanılır.
926 . Sözün arkasında durmak : Söylenenleri savunup sahiplenmek anlamına gelir.
927 . Sözün bittiği yer : Artık konuşarak çözüm bulunamayan durumları ifade eder.
928 . Sözün gücüne inanmak : İletişimin etkili olduğuna güvenmek anlamına gelir.
929 . Sözün kısası : Uzun uzadıya anlatılan bir konuyu özetlemek ve ana fikri en kısa yoldan ifade etmek amacıyla kullanılan bir geçiş tabiridir.
930 . Sözünde durmak : Verdiği sözü tutmak, vadettiği şeyi yapmak, sözünden dönmemek demektir.
931 . Sözünden dışarı çıkmamak : Birinin verdiği emirleri, tavsiyeleri veya kararları harfiyen uygulamak ve o kişiye tam bir sadakatle bağlı kalmaktır.
932 . Sözünden dönmek : Daha önce verdiği bir karardan veya kesin olarak yaptığı bir vaatten sonradan vazgeçerek güven sarsan bir tutum sergilemektir.
933 . Sözünden dönmemek : Verilen karar veya vaatte ısrarcı olmak anlamına gelir.
934 . Sözüne değer vermek : Bir kişinin söylediği şeyleri ciddiye almak ve önemsemek anlamına gelir.
935 . Sözüne gelmek : Başlangıçta inanmadığı bir fikrin veya bir uyarının zamanla doğru olduğunu anlayarak o görüşe hak vermek ve onu kabul etmektir.
936 . Sözüne gem vurmak : Konuşurken kendini tutmak ve aşırıya kaçmamak demektir.
937 . Sözüne güvenmek : Bir kişinin verdiği sözleri mutlaka yerine getireceğine inanmak demektir.
938 . Sözüne kulak vermek : Birinin söylediklerini ciddiye alıp dikkate almak demektir.
939 . Sözüne sadık kalmak : Verilen sözden dönmeyerek güvenilir davranmak demektir.
940 . Sözünü balla kesmek : Birinin söylediği olumsuz veya sert bir sözü, tatlı dille ve yumuşak bir ifadeyle kesmeye çalışmak demektir.
941 . Sözünü balla kesmek (birinin) : Birinin söylediği olumsuz veya sert bir sözü, tatlı dille ve yumuşak bir ifadeyle kesmeye çalışmak demektir.
942 . Sözünü balla kestim : Birinin konuşmasını çok önemli bir ekleme yapmak veya bir soru sormak amacıyla nazikçe bölmek için kullanılan bir nezaket tabiridir.
943 . Sözünü başkasına bırakmak : Tartışmayı sürdürmekten bilinçli olarak vazgeçmek demektir.
944 . Sözünü desteklemek : Söylenenleri örnek ve kanıtlarla güçlendirmek demektir.
945 . Sözünü eğip bükmek : Net konuşmaktan kaçınarak dolaylı ifadeler kullanmak anlamına gelir.
946 . Sözünü esirgememek : Düşündüklerini açık ve çekinmeden ifade etmek demektir.
947 . Sözünü esirgememek (bir şeyden) : Düşündüğünü, eleştirisini veya hoşnutsuzluğunu çekinmeden, açıkça söylemek demektir.
948 . Sözünü geçirmek : İstediği bir kararı veya düşünceyi başkalarına kabul ettirebilecek kadar büyük bir otoriteye, etkiye ve saygınlığa sahip olmak halidir.
949 . Sözünü geri almak : Daha önce söylenen bir ifadeden vazgeçmek demektir.
950 . Sözünü geri yutmak : Büyük bir iddiayla söylediği bir sözün aksini yapmak zorunda kalmak veya söylediğinden dolayı çok büyük bir mahcubiyet yaşayarak geri adım atmaktır.
951 . Sözünü kesmek : Birisi konuşurken araya girerek onun cümlesini bitirmesine engel olmak ve kendi fikrini söylemeye başlamak anlamına gelen nezaketsiz bir eylemdir.
952 . Sözünü kesmek (birinin) : (Sözü kesmek ile aynı anlamda) Birinin konuşmasını yarıda kesmek, sözünü bitirmesine izin vermemek demektir.
953 . Sözünü kesmeye kalkmak : Konuşan kişiyi bilerek susturmaya çalışmak anlamına gelir.
954 . Sözünü ölçüp biçmek : Konuşmadan önce dikkatlice düşünmek demektir.
955 . Sözünü sakınarak konuşmak : Kırıcı olmamak için ifadeleri dikkatle seçmek demektir.
956 . Sözünü sakınmamak : Düşüncelerini açık ve sert şekilde ifade etmek anlamına gelir.
957 . Sözünü tartarak söylemek : Kırıcı olmamak için dikkatli konuşmak demektir.
958 . Sözünü tartmadan söylemek : Düşünmeden konuşarak kırıcı olmak demektir.
959 . Sözünü toparlamak : Dağınık anlatımı düzenleyerek netleştirmek anlamına gelir.
960 . Sözünü tutmak : Verilen sözü yerine getirerek güvenilir davranmak anlamına gelir.
961 . Sözünü tutmak (birinin) : (Sözünde durmak ile aynı anlamda) Verdiği sözü yerine getirmek, vadettiği şeyi yapmak demektir.
962 . Sözünü tutmakta zorlanmak : İyi niyetle verilmiş sözü yerine getirmekte güçlük çekmek demektir.
963 . Sözünü tutmamakta ısrar etmek : Sürekli vaat verip yerine getirmemek demektir.
964 . Sözünü yabana atmak : Birinin verdiği değerli bir öğüdü veya önemli bir uyarıyı hiç dikkate almamak, ona değer vermeyerek üstünde durmamaktır.
965 . Sözünü yabana atmamak : Birinin söylediklerini dikkate almak, hafife almamak, önemseyip dinlemek demektir.
966 . Sözünü yabana atmamak (birinin) : Birinin söylediklerini dikkate almak, hafife almamak, önemseyip dinlemek demektir.
967 . Sözünü yere düşürmek : Verilen sözleri yerine getirmeyerek güven kaybettirmek anlamına gelir.
968 . Sözünü yere düşürmemek : Verdiği sözleri mutlaka yerine getirmek demektir.
969 . Sözünü yumuşatmak : Sert ifadeleri daha kabul edilebilir hale getirmek anlamına gelir.
970 . Sözünü yutmak : Daha önce söylenen iddialı veya kesin ifadelerden geri adım atmak anlamına gelir.
971 . Sözünün eri : Verdiği her sözü mutlaka tutan, karakteri sağlam, dürüst ve güvenilirliği herkes tarafından takdir edilen mert kişiler için kullanılan bir övgüdür.
972 . Sözünün eri olmak : Verdiği her sözü mutlaka tutan, vaatlerini yerine getiren ve güvenilirliğini asla sarsmayan dürüst ve mert kişiler için kullanılır.
973 . Sözünün üstüne söz söylememek : Birinin verdiği karara veya söylediği söze karşı çıkmamak, onun otoritesini kabul ederek tartışmayı sonlandırmak demektir.
974 . Stepne gibi kullanmak : Bir kişiyi veya imkanı sadece asıl olan işe yaramadığında, yedek bir çare olarak ve geçici süreliğine değerlendirmek demektir.
975 . Strateji gütmek : Bir amaca ulaşmak için önceden belirlenmiş bir plan dahilinde, akıllıca ve sistemli adımlar atarak hedefi kovalamak halidir.
976 . Su almak : Bir işin veya planın yavaş yavaş bozulmaya başlaması anlamına gelir.
977 . Su basmak : Bir yerin aşırı yağış veya tesisat arızası gibi nedenlerle tamamen su altında kalarak kullanılamaz ve zarar görmüş bir hale gelmesidir.
978 . Su dökemez : Birinin yeteneği veya başarısı karşısında başkasının çok geride kaldığını ve onunla asla kıyaslanamayacak kadar zayıf olduğunu anlatan bir tabirdir.
979 . Su gibi akıp gitmek : Zamanın veya paranın ne kadar hızlı harcandığını anlamadan, büyük bir süratle geçip bitmesi durumunu ifade eden bir deyimdir.
980 . Su gibi akmak : İşlerin çok kolay ve sorunsuz ilerlemesi anlamına gelir.
981 . Su gibi aziz ol : Kendisine su getiren veya bir iyilik yapan kimseye teşekkür etmek amacıyla söylenen, ömrünün su gibi temiz olmasını dileyen duadır.
982 . Su gibi bilmek : Bir konuyu veya bir metni hiçbir hata yapmadan, en küçük ayrıntısına kadar çok iyi ve ezbere biliyor olmak demektir.
983 . Su gibi ezberlemek : Bir bilgiyi hiç takılmadan çok iyi öğrenmek demektir.
984 . Su gibi gitmek : Paranın veya bir kaynağın çok hızlı, farkına varılmadan ve bolca harcanarak bir anda tükenmesi durumunu ifade eden bir deyimdir.
985 . Su gibi okumak : Bir yazıyı veya kitabı hiç takılmadan, duraksamadan, son derece akıcı ve düzgün bir tonlamayla sesli olarak dile getirmektir.
986 . Su götürmez gerçek : Tartışmaya kapalı, açık ve net bir durumu ifade eder.
987 . Su içinde kalmak : Aşırı terlemekten veya yağmur altında yürümekten dolayı elbiselerin vücuda yapışacak kadar sırılsıklam olması durumunu anlatır.
988 . Su katmak : Yolunda giden bir işe gereksiz müdahalelerde bulunarak o işin ciddiyetini bozmak veya bir karışımın özelliğini değiştirmek anlamına gelir.
989 . Su katmamış : Bir şeyin tamamen saf, doğal ve içine hiçbir yabancı madde veya hile karıştırılmamış olduğunu belirtmek için kullanılan bir tabirdir.
990 . Su koyuvermek : Ciddiyetle başlanan bir işi sonradan gevşetmek, ciddiyetini bozmak veya verilen bir sözden cayarak işi yarıda bırakma halidir.
991 . Su sızdırmamak : İki kişi arasındaki dostluğun veya bir yapının bütünlüğünün hiçbir şekilde bozulmayacak kadar sağlam, sıkı ve güvenli olması durumudur.
992 . Su testisi su yolunda kırılır : Kişinin alışkanlıklarının sonunda ona zarar vereceğini anlatır.
993 . Su uyur düşman uyumaz : Tehlikenin her an mevcut olduğunu, hiçbir zaman rehavete kapılmadan her zaman uyanık ve dikkatli olunması gerektiğini hatırlatan bir uyarıdır.
994 . Su yakasından geçmek : Bir tehlikeyi veya zor bir dönemi hiçbir zarar görmeden geride bırakmak ve sonunda güvenli, huzurlu bir alana çıkmaktır.
995 . Su yolunda kırılır : Bir şeyin veya bir kimsenin, en çok uğraştığı veya uzmanı olduğu işin başında bir kazaya uğrayacağını anlatan deyimdir.
996 . Su yolunu bulur : Olayların kendi doğal akışı içerisinde, zamanla olması gereken en doğru ve uygun sonuca kendiliğinden ulaşacağını anlatan bir deyimdir.
997 . Su yüzü görmemiş : Çok kirli olan nesneler veya daha önce hiç uygulanmamış, dile getirilmemiş orijinal fikirler ve durumlar için kullanılan bir tabirdir.
998 . Su yüzüne çıkarmak : Gizli kalan bir durumu ortaya çıkarmak anlamına gelir.
999 . Su yüzüne çıkmak : Gizli kalmış bir gerçeğin, bir sırrın veya bir suçun zamanla herkes tarafından bilinecek şekilde gün ışığına çıkmasıdır.
1000 . Sual sormak : Bir konu hakkında bilgi edinmek veya birinin niyetini anlamak amacıyla doğrudan soru yöneltmek ve cevap beklemek anlamına gelir.
1001 . Suç duyurusunda bulunmak : Bir kişinin işlediği iddia edilen bir suç hakkında resmi makamlara bilgi vererek yasal işlem başlatılması için başvuruda bulunmaktır.
1002 . Suç işlemek : Yasaların veya toplumsal ahlak kurallarının yasakladığı bir eylemi bilerek veya bilmeyerek gerçekleştirerek hukuki bir sorumluluk altına girmektir.
1003 . Suç ortağı olmak : Bir kişinin işlediği suça bilerek yardım etmek, ona imkan sağlamak veya yapılan kötü eyleme doğrudan dahil olmak durumudur.
1004 . Suç üstü yakalanmak : Kötü bir işi veya suçu tam yaparken, henüz eylem halindeyken yetkililer veya başkaları tarafından o an görülüp yakalanmaktır.
1005 . Suçu başkasına atmak : Kendi yaptığı bir hatanın veya işlediği bir suçun sorumluluğunu kabul etmeyerek suçu haksız yere başka birinin üzerine yıkmaktır.
1006 . Suçunu kabul etmek : Yaptığı bir yanlışı veya işlediği bir suçu inkar etmeyerek, dürüstçe kendi hatası olduğunu itiraf etmek ve sonucuna razı olmaktır.
1007 . Suda balık gibi olmak : Bir ortama çok kolay uyum sağlamak demektir.
1008 . Suda pişmişe dönmek : Çok sıcak bir havada kalmaktan veya çok yorulmaktan dolayı vücudun tüm enerjisinin çekilmesi ve pelte gibi halsiz kalmaktır.
1009 . Sudan çıkmış balığa dönmek : Alışık olduğu ortamdan aniden uzaklaşan birinin, yeni girdiği yerde ne yapacağını bilemeyerek büyük bir şaşkınlık ve çaresizlik yaşamasıdır.
1010 . Sudan sebepler : Hiçbir geçerliliği olmayan, çok zayıf, basit ve ciddiye alınmayacak kadar önemsiz bahaneleri ifade etmek amacıyla kullanılan bir tabirdir.
1011 . Sufle vermek : Birine konuşması sırasında ne söyleyeceğini unuttuğunda alçak sesle hatırlatmak veya mecazi olarak birine gizlice akıl hocalığı yapmaktır.
1012 . Sular durulmak : Karışıklık ve gerginliğin sona ermesi anlamına gelir.
1013 . Sular seller gibi ezberlemek : Bir metni veya bilgiyi hiç hata yapmadan, duraksamadan ve çok akıcı bir şekilde anlatabilecek kadar mükemmel öğrenmektir.
1014 . Suları bulandırmak : Ortamı gereksiz yere karıştırarak sorun çıkarmak anlamına gelir.
1015 . Suların durulmasını beklemek : Gerginlik geçmeden harekete geçmemeyi tercih etmek demektir.
1016 . Sulu boya gibi : Kalıcılığı olmayan, yüzeysel, derinlikten yoksun ve her an bozulabilecek kadar zayıf olan işleri veya düşünceleri anlatan bir deyimdir.
1017 . Sulukule gibi : Çok gürültülü, şenlikli, kargaşanın hakim olduğu ancak bir o kadar da hareketli ve karmaşık ortamları tarif etmek için kullanılır.
1018 . Sululuk etmek : Ciddi olunması gereken bir ortamda yersiz şakalar yaparak, cıvık tavırlar sergileyerek çevresindeki insanları rahatsız etmek ve ortamın ciddiyetini bozmaktır.
1019 . Sunturlu küfür etmek : Çok ağır, kaba, işiteni sarsacak derecede şiddetli ve son derece çirkin sözlerle birine hakaret etmek eylemini ifade eder.
1020 . Surat asmak : Bir duruma öfkelendiğini veya birinden memnun kalmadığını belli etmek amacıyla yüzünü ekşitmek, konuşmamak ve somurtarak tepki göstermek halidir.
1021 . Surat etmek : Karşısındaki kişiye olan kızgınlığını konuşarak değil, yüzündeki memnuniyetsiz ifadeyi koruyarak ve ilgisini keserek dışa vurması durumudur.
1022 . Suratı bir karış : Çok fazla canı sıkılmış, morali bozulmuş veya derin bir öfke içinde olduğu her halinden belli olan kişiler için kullanılır.
1023 . Suratı mahkeme duvarı gibi : Hiç gülmeyen, ifadesiz, soğuk, sert ve insana yaklaşma cesareti vermeyen asık suratlı kişileri tarif eden bir deyimdir.
1024 . Suratına çarpmak : Birinin hatasını veya yüzleşmek istemediği bir gerçeği, hiç çekinmeden ve sert bir tavırla doğrudan yüzüne karşı söylemektir.
1025 . Sureti haktan görünmek : Aslında kötü niyetli olduğu halde, dışarıya karşı çok dürüst, iyi ve adaletliymiş gibi görünerek insanları kandırmaya çalışmaktır.
1026 . Sus payı vermek : Birinin bildiği bir sırrı veya gördüğü bir yanlışı başkalarına anlatmaması için ona gizlice para veya menfaat sağlamaktır.
1027 . Sus pus olmak : Bir korku, şaşkınlık veya suçluluk duygusu nedeniyle sesi soluğu kesilmek ve konuşamaz hale gelip sessizce beklemek halidir.
1028 . Sustalı gibi açılmak : Çok kısa bir sürede, aniden ve büyük bir hızla harekete geçmek veya bir gizli durumun aniden ortaya çıkmasıdır.
1029 . Susuz götürüp susuz getirmek : Çok kurnaz davranarak karşısındakini hiçbir şeyin farkına vardırmadan kandırmak ve onu istediği gibi yönlendirip yönetebilmek demektir.
1030 . Susuza götürüp susuz getirmek : Çok kurnaz ve zeki birinin karşısındakini kandırarak ona istediği her şeyi yaptırabilecek kadar maharetli olması durumudur.
1031 . Suya düşen plan : Gerçekleşme ihtimali kalmayan düşünce veya projeyi ifade eder.
1032 . Suya düşmek : Büyük umutlarla planlanan bir işin gerçekleşmemesi, hayallerin boşa çıkması ve beklenen sonucun alınamaması durumunu ifade eder.
1033 . Suya götürür susuz getirir : Bir kişinin çok zeki, kurnaz ve ikna kabiliyetinin çok yüksek olduğunu, her türlü hileli işi becerebileceğini anlatan bir deyimdir.
1034 . Suya sabuna dokunmamak : Hiçbir sorumluluk almamak, riskli işlere karışmamak ve kimseyi kızdırmadan tarafsız kalarak aradan sıyrılmaya çalışmaktır.
1035 . Suya yazı yazmak : Sonucu olmayacak, hiçbir iz bırakmayacak ve tamamen boşa gidecek işlerle uğraşarak vaktini beyhude harcamak anlamına gelir.
1036 . Suyun akıntısına gitmek : Hiçbir kişisel çaba göstermeden veya itiraz etmeden, olayların ve toplumun genel gidişatına kendini kaptırıp sürüklenmek halidir.
1037 . Suyun akışına bırakmak : Olaylara fazla müdahale etmeden doğal seyrine izin vermek demektir.
1038 . Suyun başını tutmak : Güç ve çıkar sağlayan önemli bir konumu ele geçirmek anlamına gelir.
1039 . Suyuna gitmek : Karşısındakini kızdırmamak için onun istediği gibi davranmak demektir.
1040 . Suyuna gitmeyi seçmek : Tartışmadan kaçınmak için karşı tarafı memnun etmek demektir.
1041 . Suyunu çekmek : Bir işin veya kaynağın tükenme noktasına gelmesi anlamına gelir.
1042 . Suyunu çıkarmak : Bir konuyu aşırıya götürerek tadını kaçırmak anlamına gelir.
1043 . Süklüm püklüm : Suçlu, mahcup veya korkmuş bir halde, başı öne eğik, ürkek ve çekingen bir tavırla demektir.
1044 . Süklüm püklüm dolaşmak : Suçlu, mahcup veya korkmuş bir halde, başı öne eğik, ürkek ve çekingen bir tavırla gezmek demektir.
1045 . Sükûnetini korumak : Zor durumlarda bile sakinliğini kaybetmemek demektir.
1046 . Sükûnetle yaklaşmak : Olayları acele etmeden, serinkanlı biçimde değerlendirmek anlamına gelir.
1047 . Sükut etmek : Konuşması gereken yerde susmayı tercih etmek veya bir tartışmada ortamı yatıştırmak amacıyla sessiz kalarak tepki vermemek demektir.
1048 . Sükûta bürünmek : Bilinçli olarak sessiz kalmayı tercih etmek anlamına gelir.
1049 . Sükutu hayale uğramak : Büyük bir umutla beklediği bir şeyin gerçekleşmemesi üzerine çok derin bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaşamak durumudur.
1050 . Sülalesine sövmek : Birine çok ağır ve hakaretamiz küfürler etmek, onun bütün ailesini aşağılamak demektir.
1051 . Sülalesine sövmek (birinin) : Birine çok ağır ve hakaretamiz küfürler etmek, onun bütün ailesini aşağılamak demektir.
1052 . Sülük gibi yapışmak : Birinden sürekli maddi veya manevi çıkar sağlamak amacıyla onu hiç bırakmamak, her gittiği yerde peşine takılıp rahatsız etmektir.
1053 . Sümen altı etmek : Bilinçli şekilde bir konuyu gündemden düşürmek anlamına gelir.
1054 . Sünger çekmek : Bir şeyi silmek, yok etmek, üzerini çizmek veya unutmak demektir.
1055 . Sünger çekmek (bir şeye) : Bir şeyi silmek, yok etmek, üzerini çizmek veya unutmak demektir.
1056 . Süngüsü düşük : Neşesiz, moralsiz, üzgün, isteksiz ve bitkin bir halde olan kişiler için kullanılır.
1057 . Süngüsü düşük olmak : Neşesiz, moralsiz, üzgün, isteksiz ve bitkin bir halde olmak demektir.
1058 . Süper bir iş çıkarmak : Çok iyi, mükemmel, harika, fevkalade bir iş başarmak anlamına gelir.
1059 . Süper olmak : Çok iyi, mükemmel, harika, fevkalade bir nitelik veya durumda olmak anlamına gelir.
1060 . Süprüntü gibi atmak : Bir şeyi veya birini değersiz ve işe yaramaz bir eşya gibi çöpe atmak, önemsememek demektir.
1061 . Süprüntü gibi atmak (bir şeyi) : Bir şeyi veya birini değersiz ve işe yaramaz bir eşya gibi çöpe atmak, önemsememek demektir.
1062 . Süpürge etmek : Elindeki tüm imkanları bir iş için harcamak veya bir yeri tertemiz yapacak şekilde köşe bucak temizlik yapmak anlamına gelir.
1063 . Sürat kazanmak : Bir işin giderek daha hızlı ilerlemeye başlaması anlamına gelir.
1064 . Sürat yapmak : Bir aracı veya bir işi normal hızının çok üzerine çıkarak büyük bir ivmeyle ve aceleyle gerçekleştirmek eylemidir.
1065 . Sürçülisan etmek : İstemeden kırıcı veya yanlış bir söz söylemek demektir.
1066 . Süre tanımak : Bir işin yapılması veya bir kararın verilmesi için karşı tarafa belirli bir zaman dilimi vererek bekleme listesine almaktır.
1067 . Süreci yönetmek : Olayların akışını planlı şekilde kontrol etmek anlamına gelir.
1068 . Süreyi iyi kullanmak : Zamanı verimli ve planlı değerlendirmek demektir.
1069 . Sürme çekmek : Gözlerine estetik amaçlı boya sürmek veya mecazi olarak bir şeyi daha güzel ve gösterişli hale getirmek için küçük dokunuşlar yapmaktır.
1070 . Sürpriz çıkış yapmak : Beklenmedik bir şekilde farklı davranmak anlamına gelir.
1071 . Sürpriz yapmak : Beklenmedik ve şaşırtıcı bir davranışta bulunmak anlamına gelir.
1072 . Sürüden ayrılmak : Herkesin gittiği yolu bırakıp kendi inandığı farklı bir yolu seçmek veya içinde bulunduğu topluluğun kurallarına uymayarak tek başına hareket etmektir.
1073 . Sürüklemek : Birini veya bir şeyi peşinden çekerek götürmek; mecazen birini kötü bir duruma sokmak demektir.
1074 . Sürüklemek (birini) : Birini veya bir şeyi peşinden çekerek götürmek; mecazen birini kötü bir duruma sokmak demektir.
1075 . Sürüklenip gitmek : Hayat veya olaylar karşısında yönsüz şekilde ilerlemek anlamına gelir.
1076 . Sürüm sürüm sürünmek : Hayat boyunca bir türlü işlerini yoluna koyamayıp büyük bir yoksulluk, hastalık veya perişanlık içinde çok acı çekerek yaşamaktır.
1077 . Sürüm sürüm sürünmek (bir durumda) : Çok acı çekmek, zor durumda kalmak, büyük sıkıntılar içinde perişan olmak demektir.
1078 . Sürümden kazanmak : Az miktarda kar etse bile, satışı çok olduğu için toplamda büyük kazanç sağlamak demektir.
1079 . Sürümden kazanmak (bir işten) : Az miktarda kar etse bile, satışı çok olduğu için toplamda büyük kazanç sağlamak demektir.
1080 . Sürüncemede bırakmak : Bir işi bilerek uzatıp sonuçlandırmamak demektir.
1081 . Sürüncemede bırakmak (bir işi) : Bir işi veya kararı gereksiz yere uzatmak, ertelemek, sonuçlandırmamak demektir.
1082 . Sürüncemede kalmak : Bir işin bir türlü sonuçlanmaması, sürekli ertelenip askıda kalması anlamına gelir.
1083 . Sürüncemede kalmak (bir iş) : Bir işin bir türlü sonuçlanmaması, sürekli ertelenip askıda kalması anlamına gelir.
1084 . Sürünmek : Çok zor şartlar altında, güçlükle yaşamını sürdürmek demektir.
1085 . Sürüp gitmek : Aynı şekilde, değişmeden, kesintisiz olarak devam etmek, süregelmek demektir.
1086 . Sürüp gitmek (bir şekilde) : Aynı şekilde, değişmeden, kesintisiz olarak devam etmek, süregelmek demektir.
1087 . Sürüsüne bereket : Bir yerde aynı türden şeylerin veya insanların sayılamayacak kadar çok, bol ve karmaşık bir halde bulunduğunu ifade eden bir tabirdir.
1088 . Sürüş olsun : Araba ile yola çıkan birine söylenen, güvenli ve kazasız bir yolculuk dileğini ifade eden sözdür.
1089 . Sürüş olsun (dileği) : Araba ile yola çıkan birine söylenen, güvenli ve kazasız bir yolculuk dileğini ifade eden sözdür.
1090 . Süs verip satmak : Bir durumu olduğundan iyi göstererek pazarlamak anlamına gelir.
1091 . Süslü laflar etmek : İçeriği zayıf ama kulağa hoş gelen sözler söylemek demektir.
1092 . Süsü püsü : Gereksiz, aşırı ve gösteriş için yapılan süslemeler, abartılı giyim veya makyaj için kullanılır.
1093 . Süsü püsü takmak : Gereksiz, aşırı ve gösteriş için yapılan süslemeler, abartılı giyim veya makyaj yapmak demektir.
1094 . Süt dökmüş kedi gibi : Yaptığı bir hatadan dolayı büyük bir suçluluk ve utanç duyarak sessizce, çekinerek ve boynu bükük bir şekilde durmaktır.
1095 . Süt dökmüş kedi gibi olmak : Suçluluk veya utanç nedeniyle sessiz ve uysal davranmak demektir.
1096 . Süt dökmüş kedi gibi oturmak : Yaptığı yaramazlıktan veya kabalıktan sonra masum ve uslu bir tavırla oturmak demektir.
1097 . Süt dökmüş kediye dönmek : Suçluluk hissiyle sessiz ve çekingen davranmak anlamına gelir.
1098 . Süt kuzusu : Annesine çok bağlı, henüz çok küçük ve deneyimsiz, toy kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
1099 . Süt kuzusu gibi korumak : Birini çok fazla koruyup kollamak, ona hiçbir şey yaptırmamak, aşırı himaye etmek demektir.
1100 . Süt liman hale gelmek : Ortamın tamamen sakin ve huzurlu olması demektir.
1101 . Süt liman olmak : Ortamın tamamen sakin ve huzurlu hale gelmesi anlamına gelir.
1102 . Süt liman olmak (her şey) : Her şeyin yolunda, sakin, huzurlu ve problemsiz bir hal alması, dinginleşmek demektir.
1103 . Süte su katmak : Bir işin içine hile karıştırmak, orijinal halini bozarak değerini düşürmek ve insanları aldatarak haksız kazanç elde etmeye çalışmaktır.
1104 . Sütre gerisine çekilmek : Bir tartışmadan veya tehlikeli bir durumdan kendini korumak amacıyla geri planda durmak ve olayları uzaktan sessizce izlemeyi tercih etmektir.
1105 . Sütten ağzı yanan : Daha önce kötü deneyim yaşamış, bu yüzden temkinli davranan kişi anlamına gelir.
1106 . Sütten ağzı yanmak : Bir işten büyük bir zarar gördüğü için sonraki benzer durumlarda aşırı temkinli, şüpheci ve korkak davranmak anlamına gelir.
1107 . Sütü bozuk : Karakteri, soydan gelen huyu kötü, ahlaksız ve güvenilmez olan kişiler için kullanılan ağır bir ifadedir.
1108 . Sütü bozuk çıkmak : Karakteri, soydan gelen huyu kötü, ahlaksız ve güvenilmez olduğu anlaşılmak demektir.
1109 . Sütün içinde yağı görünmek : Bir şeyin iyi, kaliteli ve değerli olduğunun dışarıdan anlaşılması, belli olması demektir.
1110 . Sütün içinde yağı görünmek (bir şeyde) : Bir şeyin iyi, kaliteli ve değerli olduğunun dışarıdan anlaşılması, belli olması demektir.
1111 . Sütünden ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemek : Daha önce zarar gören kişinin temkinli davranması demektir.
1112 . Sütyüzü görmemiş : Hiç eğitim almamış, terbiye görmemiş veya medeniyetten uzak kalmış kişiler için kullanılan kaba bir tabirdir.
1113 . Süyahat etmek : Yolculuk yapmak, seyahate çıkmak, bir yerden başka bir yere gitmek demektir.
1114 . Süyahat etmek (bir yere) : Yolculuk yapmak, seyahate çıkmak, bir yerden başka bir yere gitmek demektir.
1115 . Süyüm süyüm süymek : Çok sevmek, okşamak, şefkat göstermek, sevgiyle ve nazikçe davranmak demektir.
1116 . Süyüm süyüm süymek (birine) : Çok sevmek, okşamak, şefkat göstermek, sevgiyle ve nazikçe davranmak demektir.
1117 . Süyüm süyüm süzülmek : Bir yerden çok zarif, yavaş ve nazlı bir şekilde geçmek veya mecazi olarak bir durumdan dolayı aşırı gururlanıp kendini beğenmektir.
1118 . Süzgeçten geçirmek : Bir bilgiyi veya durumu dikkatle inceleyip içindeki hataları, gereksiz kısımları ayıklayarak sadece doğru ve işe yarar olanları seçip ayırmaktır.
1119 . Süzüm süzüm süzülmek : Çok nazlı, edalı ve gösterişli bir şekilde yavaşça yürümek veya mecazi olarak bir durumdan dolayı çok fazla gururlanma halidir.
1120 . Şad etmek : Ölmüş birinin ruhunu huzura kavuşturacak bir iyilik yapmak veya birini çok büyük bir sevince boğarak mutlu etmektir.
1121 . Şad olmak : Yaşanılan büyük bir başarı veya güzel bir haber sonucunda ruhun huzura kavuşması, çok mutlu ve sevinçli bir ruh haline bürünmektir.
1122 . Şafak atmak : Beklenmedik çok kötü bir durumla karşılaşınca bir anda ne yapacağını şaşırıp büyük bir korku, heyecan ve telaş içerisine düşmek demektir.
1123 . Şah damarına basmak : Birinin en hassas olduğu konuya değinmek, onu en zayıf yerinden yakalayıp etkisiz hale getirmek veya onu çok fazla sinirlendirmektir.
1124 . Şaha kalkmak : Bir hayvanın ön ayaklarını havaya kaldırması gibi, bir topluluğun veya durumun aniden büyük bir coşkuyla harekete geçmesi ve yükselişe geçmesidir.
1125 . Şahane olmak : Her yönüyle eksiksiz, mükemmel, çok kaliteli ve gören herkesin büyük bir hayranlık duyacağı kadar üstün bir niteliğe sahip olmak durumudur.
1126 . Şahitlik etmek : Bir olayı kendi gözleriyle görüp doğruluğuna dair beyanda bulunmak veya bir durumun gerçekliğine dair kanıt teşkil edecek şekilde orada bulunmaktır.
1127 . Şaka gibi : Gerçekleşen bir olayın o kadar inanılmaz veya saçma olmasıdır ki, insanın bunun gerçek olduğuna inanmakta zorluk çekmesi halidir.
1128 . Şaka maka derken : Başlangıçta ciddiye alınmayan bir durumun zamanla gerçeğe dönüşmesi ve beklenmedik bir şekilde ciddi bir sonuç doğurması anlamına gelen bir ifadedir.
1129 . Şakası yok : Durumun çok ciddi olduğunu, en küçük bir hatanın büyük zararlar doğurabileceğini ve asla hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan bir uyarı sözüdür.
1130 . Şakasız konuşmak : Hiçbir alay veya espri katmadan, konunun önemine uygun bir şekilde son derece ciddi ve dürüst bir tavırla açıklama yapmaktır.
1131 . Şamar oğlanına dönmek : Herkesin öfkesini üzerinde topladığı, sürekli azarlanan, hırpalanan ve her kötü olayda suçlanan günah keçisi durumuna düşmek halini ifade eder.
1132 . Şamarı yemek : Yapılan bir hatanın ardından gelen sert bir karşılıkla sarsılmak veya mecazi olarak hayatın getirdiği ağır bir darbeyle karşılaşmaktır.
1133 . Şanına yakışmak : Bir kişinin sahip olduğu yüksek makama, şöhrete veya saygın kişiliğine uygun düşecek kadar asil, cömert ve güzel davranışlar sergilemesi durumudur.
1134 . Şansına küsmek : Ele geçen büyük bir fırsatı değerlendiremediği için veya talihi ters gittiği için kaderine razı olup üzülmek durumudur.
1135 . Şansını denemek : Sonucunun ne olacağı belli olmayan bir işe, sadece bir ihtimal üzerine cesaretle girişmek ve sonucun iyi olması için uğraşmaktır.
1136 . Şansını zorlamak : Elindeki imkanlar tükenmiş olsa da, daha fazlasını elde etmek veya imkansız bir işi başarmak için risk alarak ısrarla devam etmektir.
1137 . Şapka çıkarmak : Birinin sergilediği üstün başarı, yetenek veya erdemli davranış karşısında duyulan büyük saygıyı ve hayranlığı açıkça ifade etmek amacıyla kullanılan bir deyimdir.
1138 . Şapur şupur : Yemek yerken veya öperken çıkarılan, çevresindekileri rahatsız edebilecek kadar belirgin ve yüksek sesli yeme/öperken çıkan sesleri tarif eder.
1139 . Şatafatlı yaşamak : Gösterişe, lükse ve aşırı harcamaya dayalı, dışarıdan bakıldığında çok parlak ve zengin görünen bir hayat tarzı sürdürmektir.
1140 . Şeddeli söylemek : Bir sözü çok vurgulu, üzerine basa basa, önemini artırarak ve bazen de sert bir üslupla ifade etmek anlamına gelir.
1141 . Şehir efsanesi : Halk arasında kulaktan kulağa yayılan ancak gerçekliği hiçbir zaman kanıtlanmamış olan uydurma ve abartılı hikayeler için kullanılan tabirdir.
1142 . Şehit düşmek : Vatan, millet veya kutsal bir değer uğruna savaşırken veya görev başındayken canını feda ederek en yüksek mertebeye ulaşmaktır.
1143 . Şekil vermek : Bir maddeye el yordamıyla biçim kazandırmak veya mecazi olarak bir düşünceyi, planı net bir yapıya kavuşturup somutlaştırmaktır.
1144 . Şemsiye açmak : Kendisini gelecek zararlardan korumak için önlem almak veya birinin himayesi altına girerek güvenliğini sağlamaya çalışmak demektir.
1145 . Şen şakrak : Her zaman neşeli olan, etrafına gülücükler saçan, konuşkan ve hayata pozitif bakan, hayat dolu kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
1146 . Şerbetli olmak : Kötü olaylara, hakaretlere veya zorluklara karşı zamanla alışkanlık kazanmış olmak ve artık bu olumsuz durumlardan hiçbir şekilde etkilenmemek halidir.
1147 . Şeref sözü vermek : Bir sözün tutulacağına dair kişinin kendi onurunu, haysiyetini ve namusunu ortaya koyarak yemin etmesi ve kesin teminat vermesidir.
1148 . Şerefine içmek : Bir kutlama sırasında, birinin başarısı veya sağlığı için kadeh kaldırarak iyi dileklerde bulunmak ve o anı onurlandırmaktır.
1149 . Şerh koymak : Bir karara veya bir belgeye tamamen katılmadığını, bazı çekinceleri veya itirazları olduğunu yazılı veya sözlü olarak belirtmektir.
1150 . Şeytan dürttü : İnsanın aklında hiç yokken aniden yanlış bir işe kalkışması veya durup dururken bir hata yapmasına neden olan ani isteği ifade eder.
1151 . Şeytan kulağına kurşun : Güzel bir durumdan bahsederken nazar değmemesi veya bu iyi halin bozulmaması için söylenen geleneksel bir koruma sözüdür.
1152 . Şeytan tüyü olmak : Bir kişinin hiçbir özel çaba sarf etmemesine rağmen çevresindeki insanlar tarafından çok sevilmesi ve herkes üzerinde garip bir çekim gücü oluşturmasıdır.
1153 . Şeytana pabucunu ters giydirmek : Çok kurnaz, hilebaz ve zeki planlar yaparak en usta dolandırıcıları bile şaşırtacak kadar büyük aldatmacalar düzenleyebilecek kapasitede olmaktır.
1154 . Şeytanın bacağını kırmak : Uzun süredir devam eden şanssızlıkları yenmek, bir türlü gerçekleşmeyen bir işi nihayet başarmak ve talihsiz gidişata son noktayı koymak demektir.
1155 . Şık düşmek : Bir davranışın veya sözün bulunulan ortama, zamana ve duruma tam olarak uyması, yakışması ve genel kabul görmesi halidir.
1156 . Şiddet göstermek : Birine karşı kaba kuvvet kullanmak, fiziksel veya psikolojik olarak zarar vererek onu korkutmak ve baskı altına almaya çalışmak anlamına gelen kötü bir eylemdir.
1157 . Şifayı kapmak : Hava şartları veya dikkatsizlik nedeniyle hastalanmak, yatağa düşmek ve vücut direncinin kırılması sonucunda tedaviye muhtaç bir hale gelmek demektir.
1158 . Şimşekleri üzerine çekmek : Sergilediği bir davranış veya söylediği bir söz nedeniyle pek çok kişinin sert tepkisini, öfkesini ve ağır eleştirilerini üzerine toplamaktır.
1159 . Şirazeden çıkmak : Bir durumun düzeninin tamamen bozulması, kontrol edilemez bir karmaşaya sürüklenmesi veya birinin davranışlarında ölçüyü kaçırıp delice hareketler sergilemeye başlamasıdır.
1160 . Şişinmek : Sahip olduğu imkanlarla veya başarılarla başkalarına karşı büyük bir kibirle övünmek, kendini olduğundan çok daha önemli ve büyük göstermeye çalışmaktır.
1161 . Şom ağızlı : Sürekli kötü ihtimallerden bahseden ve söyledikleri olumsuz durumlar genellikle gerçekleşen, insanın içini karartan konuşmalar yapan kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
1162 . Şuursuzca hareket etmek : Yaptığı işin sonuçlarını düşünmeden, mantık süzgecinden geçirmeden ve ne yaptığının bilincinde olmadan kontrolsüz bir şekilde davranmak halini ifade eder.
1163 . Şükürler olsun : Beklenen güzel bir haberin gelmesi veya büyük bir dertten kurtulunması üzerine duyulan derin memnuniyeti ve minnet duygusunu ifade etmek için söylenen sözdür.
1164 . Şüphe duymak : Bir durumun veya bir kişinin doğruluğundan emin olamamak, içini kemiren bir güvensizlik hissiyle olaylara kuşkuyla yaklaşmak ve tereddüt etmektir.