Deyim P

1 . Pabucu büyük gelmek : Kendisinden beklenen ağır sorumluluğun veya üstlendiği makamın gerektirdiği becerinin altında ezilmek, o iş için henüz yeterli olgunluğa ulaşmamış olmaktır.
2 . Pabucu dama atılmak : Kendisinden daha yetenekli veya yeni birinin gelmesiyle eski önemini, saygınlığını ve popülerliğini tamamen kaybetmek, gözden düşmek demektir.
3 . Pabucu pahalı : Girişilmesi tehlikeli ve sonuçları ağır olabilecek bir iş veya durum karşısında tedbirli olmayı gerektiren bir ifadedir.
4 . Pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım : Genellikle çocuk oyunlarında söylenen ancak mecazi olarak birini bulunduğu güvenli alandan dışarı çıkarmak veya bir durumu basitleştirmek için kullanılan tekerleme niteliğinde bir sözdür.
5 . Pabucunu ters giydirmek : Birini kurnazlıkla veya zekice yapılmış planlarla çok zor duruma düşürmek, onu şaşırtıp ne yapacağını bilemez hale getirmektir.
6 . Pabuç bırakmamak : Karşı taraftan gelen tehditlere veya baskılara boyun eğmemek, korkup geri çekilmemek ve haklarını sonuna kadar cesurca savunmaktır.
7 . Paçaları sıvamak : Bir işi başarmak için bütün hazırlıklarını tamamlayıp büyük bir istekle ve kararlılıkla o işe girişmek anlamına gelir.
8 . Paçası düşük : Giyimine kuşamına özen göstermeyen, hırpani görünen veya davranışlarında bir gevşeklik ve düzensizlik bulunan kişiler için kullanılan bir tabirdir.
9 . Paçasını kurtarmak : İçinde bulunduğu çok zor, tehlikeli veya sıkıntılı bir durumdan bir yolunu bularak zarar görmeden uzaklaşmayı başarmak demektir.
10 . Paçayı kurtarmak : Tehlikeli veya zor bir durumdan son anda kurtulmak anlamına gelir.
11 . Padişah yasağı : Delinmesi veya çiğnenmesi imkansız görünen, çok sert ve kesin bir dille duyurulmuş olan kuralları veya toplumsal yasakları ifade eden bir tabirdir.
12 . Padişahım çok yaşa : Güç sahibi kişilere dalkavukluk yapan, kendi menfaati için her türlü haksızlığa göz yumup sadece alkış tutan kişilerin sergilediği tavrı eleştiren bir deyimdir.
13 . Padişahım çok yaşa demek : Güçlü olanın yanında yer alıp ona dalkavukluk ederek kendi çıkarlarını korumaya çalışmak ve her şeyi onaylamak anlamına gelir.
14 . Paha biçilememek : Maddi değeri ölçülemeyecek kadar kıymetli olan, eşi benzeri bulunmayan ve manevi değeri çok yüksek olan varlıklar için kullanılır.
15 . Paha biçilmez değer : Maddi karşılığı ne kadar yüksek olursa olsun, bir varlığın manevi kıymetinin, eşsizliğinin veya tarihi öneminin ölçülemeyecek kadar büyük olması durumudur.
16 . Pahalıya mal olmak : Alınan yanlış bir kararın, yapılan dikkatsiz bir hatanın veya fevri bir davranışın sonucunda çok ağır bedeller ödemek ve büyük kayıplar yaşamaktır.
17 . Pahalıya patlamak : Yapılan bir hatanın veya alınan yanlış bir kararın sonucunda çok büyük maddi zarara veya telafisi zor manevi kayıplara uğramaktır.
18 . Paket etmek : Birini bir yerden zorla uzaklaştırmak, etkisiz hale getirip götürmek veya bir işi aceleyle, üstünkörü bir şekilde tamamlayıp bitirmek demektir.
19 . Paket program : İçeriği önceden belirlenmiş, üzerinde herhangi bir değişiklik yapma imkanı olmayan ve her şeyiyle bir bütün olarak sunulan hizmetleri veya planları ifade eder.
20 . Paket servisi düzenlemek : Hizmet veya ürünü alıcıya ulaştırmak için organize etmek anlamına gelir.
21 . Paket servisi yapmak : Hizmet veya ürünü alıcıya ulaştırmak için organize etmek demektir.
22 . Paketini düzenlemek : Bir iş veya görevi eksiksiz ve sistemli şekilde organize etmek demektir.
23 . Paketini eksiksiz hazırlamak : Bir iş veya görevi tüm detaylarıyla düzenli şekilde organize etmek demektir.
24 . Paketini hazırlamak : Bir iş veya görevi eksiksiz ve düzenli şekilde organize etmek anlamına gelir.
25 . Paketlemek ve hazırlamak : Bir işi veya görevi düzenli ve eksiksiz şekilde tamamlamak için ön hazırlık yapmak demektir.
26 . Pala sürtmek : Bir yerde uzun süre boş boş dolaşmak, kabadayılık taslayarak çevreye gözdağı vermek veya vaktini gereksiz işlerle ziyan etmek anlamına gelir.
27 . Palas pandıras : Hiçbir hazırlık yapmadan, çok büyük bir aceleyle, telaş içinde ve ne olduğunu anlamadan aniden yola çıkmak veya gitmektir.
28 . Palas pandıras gitmek : Gidilecek yere hazırlanmak için hiç vakit bulamadan, büyük bir telaş, acele ve düzensizlik içerisinde aniden yola koyulmak zorunda kalmaktır.
29 . Palas pandıras gitmek/kalkmak : Oldukça telaşlı, aceleci ve hazırlıksız bir şekilde, adeta toparlanmaya fırsat bulamadan bir yerden ayrılmak anlamına gelir.
30 . Palavra atmak : Gerçek olmayan söz veya hikaye ile başkalarını yanıltmak anlamına gelir.
31 . Palavra savurmak : Gerçekle ilgisi olmayan, abartılı, uydurma ve karşısındakini kandırmaya yönelik boş sözler söyleyerek kendini büyük göstermeye çalışmak eylemidir.
32 . Palavra sıkmak : Ortada hiçbir gerçeklik payı yokken, tamamen hayal ürünü olan başarıları veya yaşanmamış olayları sanki gerçekmiş gibi büyük bir özgüvenle iddia etmektir.
33 . Palazlanıp uçmak : Maddi veya manevi olarak güçlendikten sonra, kendisine destek veren kişilere ihtiyaç duymadan kendi yoluna gitmek veya onlara sırt çevirmek anlamına gelir.
34 . Palazlanmak : Maddi durumunu düzeltip güçlenmek, işlerini yoluna koyarak zenginleşmeye başlamak veya mevkice yükselerek nüfuz sahibi olmak durumunu ifade eder.
35 . Paltosunu çıkarmak : Mecazi olarak zor bir durumdan kurtulmak veya rahatlamak anlamına gelir.
36 . Pamuk eller cebe : Bir harcama yapılması veya para toplanması gerektiğinde çevredekileri ödeme yapmaya teşvik etmek amacıyla söylenen yarı şaka yollu bir sözdür.
37 . Pamuk ipliğine bağlı olmak : Her an kopabilecek kadar dayanıksız, güvensiz ve çok nazik bir temele dayanan durumlar veya ilişkiler için kullanılır.
38 . Pamuk ipliğiyle bağlamak : Bir sorunu kalıcı olarak çözmek yerine, her an bozulabilecek ve kopabilecek kadar zayıf, dayanıksız ve geçici önlemlerle geçiştirmeye çalışmaktır.
39 . Pamuk ipliğiyle bağlı olmak : Çok zayıf, güvenilmez ve en ufak bir etkide kopabilecek bir bağ veya ilişkiyi ifade etmek için kullanılır.
40 . Pancar gibi kızarmak : Utanç, aşırı heyecan veya öfke nedeniyle yüzdeki kan akışının hızlanması sonucu cildin çok belirgin ve koyu bir kırmızı renge bürünmesi halidir.
41 . Paniğe kapılmak : Birdenbire ortaya çıkan bir tehlike veya kötü haber karşısında kontrolünü kaybedip çok büyük bir heyecan ve korku içine düşmektir.
42 . Panik havası esmek : Herkesin telaş, korku ve endişe içinde olduğu, soğukkanlılığın kaybolduğu bir ortamı veya dönemi anlatır.
43 . Panik yapmadan çözüm üretmek : Ani ve stresli durumlarda sakin kalarak etkili çözüm bulmak demektir.
44 . Panik yapmadan çözümlemek : Ani ve stresli durumlarda sakin kalarak doğru çözüm üretmek anlamına gelir.
45 . Panik yapmadan durumu yönetmek : Ani ve stresli durumlarda sakin kalarak etkili çözüm üretmek demektir.
46 . Panik yapmadan düşünmek : Ani durum karşısında sakin kalarak mantıklı çözüm bulmak demektir.
47 . Panik yapmak : Ani bir durum karşısında kontrolsüz ve korkuyla tepki vermek demektir.
48 . Paniklemek : Beklenmedik bir olay karşısında ne yapacağını şaşırıp büyük bir korku ve telaşa kapılarak mantıklı düşünme yeteneğini geçici olarak kaybetmektir.
49 . Panikten uzak durmak : Zor veya ani durumlar karşısında sakin ve kontrollü kalmak anlamına gelir.
50 . Pansuman yapmak : Bir sorunu kökten çözmek yerine geçici çözümlerle durumu kurtarmaya çalışmak veya bir acıyı yüzeysel tesellilerle hafifletmeye gayret etmektir.
51 . Papara yemek : Birinden, genellikle üstü veya yaşça büyüğü tarafından azarlanmak, paylanmak ve sert sözler işitmek anlamına gelir.
52 . Papaz her zaman pilav yemez : Sürekli başvurulan bir hilenin veya yöntemin her seferinde aynı başarıyı getirmeyeceğini, şansın bir gün mutlaka döneceğini hatırlatan bir uyarıdır.
53 . Papaz olmak : Birisiyle aradaki güvenin bozulması sonucu tartışmak, kavga etmek veya aradaki dostluk ilişkisinin tamamen koparak düşmanlığa dönüşmesi halidir.
54 . Papaz uçurmak : Gizli kapaklı işler çevirmek, başkalarından habersiz hileli planlar yürütmek veya kurnazca yöntemlerle birilerini aradan çıkarmaya çalışmak anlamına gelir.
55 . Papazı bulmak : Yapılan bir hata veya işlenen bir suç sonucunda kaçınılmaz olan ağır bir cezayla karşılaşmak veya çok sert birine çatarak zor duruma düşmektir.
56 . Papucu dama atılmak : (Pabucu dama atılmak ile aynı anlamda) Birinin yerini, itibarını veya sevgisini bir başkasına kaptırmak anlamına gelir.
57 . Para babası : Çok büyük bir servete sahip olan, maddi gücü sayesinde çevresinde nüfuz sahibi olmuş ve harcamalarında sınır tanımayan çok zengin kişiler için kullanılır.
58 . Para basmak : Bir işten çok kısa sürede ve çok yüksek miktarlarda kazanç elde etmek, adeta makine gibi sürekli para kazanılan kârlı bir duruma gelmektir.
59 . Para biriktirerek tasarruf sağlamak : Gelirleri dikkatli kullanarak birikim yapmak ve geleceğe yatırım yapmak demektir.
60 . Para biriktirerek yatırım yapmak : Tasarruf edilen kaynakları geleceğe yönelik değerlendirmek anlamına gelir.
61 . Para biriktirip yatırım yapmak : Gelecek için tasarruf edilen kaynakları değerlendirmek anlamına gelir.
62 . Para biriktirmek : Gelecek için tasarruf yapmak ve maddi kaynakları dikkatli şekilde kullanmak anlamına gelir.
63 . Para bozmak : Bütün halindeki bir parayı daha küçük birimlere ayırmak veya birikimlerini harcamaya başlayarak elindeki maddi kaynağı yavaş yavaş tüketmek demektir.
64 . Para canlısı : Paraya aşırı değer veren, her şeyi maddi kazanç üzerinden değerlendiren ve çıkarları için her türlü fedakarlığı yapabilen menfaatçi kişilerdir.
65 . Para çekmek : Bankadaki hesabından nakit para almak veya mecazi olarak birinden sürekli maddi çıkar sağlamaya çalışarak o kişiyi ekonomik olarak sömürmektir.
66 . Para dökmek : Bir işe veya bir şeye çok büyük miktarlarda maddi kaynak harcamak, cömertçe ve hesapsızca yüklü miktarda ödeme yapmak anlamına gelir.
67 . Para dönmek : Bir işte, çevrede veya ilişkilerde maddi çıkarın çok önemli bir rol oynadığını, her şeyin para üzerinden döndüğünü ifade eder.
68 . Para etmek : Bir nesnenin veya bir emeğin piyasada değer görmesi, satılabilir olması veya bir durumun önem kazanarak karşılık bulması demektir.
69 . Para etmemek : Bir şeyin değerinin veya itibarının kalmaması, bir işe yaramaz hale gelmesi veya karşılık bulamaması durumunu anlatır.
70 . Para harcamak : Gelir veya kaynakları çeşitli ihtiyaç veya istekler için kullanmak anlamına gelir.
71 . Para harcarken dikkatli olmak : Kaynakları israf etmeden ve bilinçli şekilde kullanmak anlamına gelir.
72 . Para ile değil, sıra ile : Sahip olunan maddi gücün her kapıyı açmaya yetmeyeceğini, bazı işlerin ancak zamanı geldiğinde ve kurallara uyulduğunda gerçekleşebileceğini anlatan bir ikazdır.
73 . Para kazanma çabası göstermek : Gelir elde etmek için planlı ve yoğun bir şekilde çalışmak demektir.
74 . Para kazanma fırsatını değerlendirmek : Karşıya çıkan gelir veya kazanç şansını iyi kullanmak demektir.
75 . Para kazanma fırsatını iyi değerlendirmek : Karşıya çıkan gelir veya kazanç şansını en iyi şekilde kullanmak anlamına gelir.
76 . Para kazanma yolları aramak : Gelir elde etmek için farklı ve etkili yöntemler bulmak anlamına gelir.
77 . Para kazanma yollarını araştırmak : Gelir elde etmek için farklı yöntem ve fırsatları incelemek demektir.
78 . Para kazanmak için çaba göstermek : Gelir veya hedef için düzenli ve planlı bir şekilde çalışmak anlamına gelir.
79 . Para kazanmak için fırsat kollamak : Gelir elde etmek için uygun zamanı ve koşulları değerlendirmek anlamına gelir.
80 . Para kazanmak için sürekli fırsat aramak : Gelir elde etmek için uygun zaman ve koşulları takip etmek anlamına gelir.
81 . Para kazanmak için yeni yöntemler denemek : Gelir sağlamak için farklı ve yaratıcı yollar bulmak anlamına gelir.
82 . Para kesmek : Çok fazla para kazanmak, adeta para kazanmayı mekanik ve bol bir eylemmiş gibi kolayca ve sürekli olarak yapmak demektir.
83 . Para kırmak : Çok kısa bir süre içerisinde, zahmetsizce veya büyük bir fırsatı değerlendirerek çok yüksek miktarlarda kazanç elde etmek ve zenginleşmektir.
84 . Para pul : Çok fazla miktarda para, varlık, servet anlamına gelen ve paranın bolluğunu vurgulayan bir ikilemedir.
85 . Para sıçramak : Bir işten veya ilişkiden beklenmedik ve kolay bir şekilde para kazanmak anlamına gelir.
86 . Para sızdırmak : Birini kandırarak, tehdit ederek veya çeşitli kurnazlıklar kullanarak ondan parça parça para almak ve maddi olarak onu sömürmektir.
87 . Para toplamak : Çeşitli kaynaklardan gelir veya destek sağlamak anlamına gelir.
88 . Para tutmak : Kazandığı parayı savurganlık yapmadan biriktirmek, tutumlu davranarak geleceği için maddi bir güvence oluşturmak ve gereksiz harcamalardan kaçınmaktır.
89 . Para tuzağı : Görünüşte cazip olan ancak kişiyi maddi zarara uğratacak olan yatırım, alışveriş veya fırsatları nitelemek için kullanılır.
90 . Para üstü almak : Yapılan alışverişten sonra ödenen fazla parayı geri almak anlamına gelir.
91 . Para üstü istemek : Alışveriş sonrası ödenen fazla parayı geri talep etmek demektir.
92 . Para üstünü geri almak : Yapılan alışverişte ödenen fazla parayı geri almak anlamına gelir.
93 . Para üstünü geri almak için talepte bulunmak : Yapılan alışveriş sonrası ödenen fazla parayı geri istemek anlamına gelir.
94 . Para yapmak : Kazandığı parayı tutumlu bir şekilde harcayarak biriktirmek ve böylece servetini artırmak anlamına gelir.
95 . Para yedirmek : Bir işin yasa dışı veya hızlı yürümesi için ilgili kişilere rüşvet vermek ya da birini maddi imkanlarla susturmaya çalışmaktır.
96 . Para yönetiminde deneyim kazanmak : Maddi kaynakları kullanmada pratik ve bilgi sahibi olmak demektir.
97 . Para yönetiminde dikkatli olmak : Maddi kaynakları bilinçli ve planlı şekilde kullanmak anlamına gelir.
98 . Para yönetimini öğrenmek : Maddi kaynakları doğru ve planlı şekilde kullanmayı öğrenmek anlamına gelir.
99 . Paralı asker : Bir dava veya inanç uğruna değil, sadece alacağı ücret veya maddi menfaat karşılığında birinin hizmetine giren ve onun adına mücadele eden kimsedir.
100 . Paranın gözü kör olsun : Maddi imkansızlıklar yüzünden yaşanan zorluklara duyulan öfkeyi veya paranın insanlar arasındaki ilişkileri bozmasına karşı hissedilen nefreti ifade eder.
101 . Paranın yüzü sıcaktır : Paranın sahip olduğu çekim gücü sayesinde en katı insanların bile yumuşayabileceğini ve paranın birçok kapıyı kolayca açabildiğini anlatan bir sözdür.
102 . Parasını sokağa atmak : Bir işe veya nesneye harcanan paranın hiçbir fayda sağlamaması, değerinin çok üzerinde bir bedel ödenmesi veya paranın tamamen boşa gitmesi durumudur.
103 . Parasıyla değil mi : İstediği her şeyi satın alabileceğine inanan, gücünü sadece paradan alan ve her şeyin bir karşılığı olduğunu düşünen kişilerin kullandığı kibirli ifadedir.
104 . Parasız pulsuz : Hiç parası olmayan, son derece fakir ve maddi imkansızlık içinde bulunan kimse için söylenir.
105 . Parasızlıktan kıt kanaat geçinmek : Çok az parayla, zar zor, ancak temel ihtiyaçları karşılayarak yaşamak demektir.
106 . Paraya kıymak : Çok istenen bir şeyi elde etmek için elindeki paradan vazgeçmek, fedakarlık yaparak yüksek bir bedel ödemeyi göze almak demektir.
107 . Paraya para dememek : Kazancın o kadar çok olması ki artık küçük miktarların bir öneminin kalmaması veya parayı hiç önemsemeyecek kadar zengin olmak halidir.
108 . Paraya sıkışmak : Elindeki nakit paranın bitmesi veya acil bir harcama çıkması sonucu maddi olarak çok zor ve darda kalmak durumudur.
109 . Parayı bastırıp çekmek : Bir anlaşmada veya satın alma işleminde pazarlığı uzatmadan, pazarlık payı bırakmadan kesin ve net bir şekilde ödeme yapıp alacağını almaktır.
110 . Parayı bulmak : Beklenmedik bir şekilde, çoğu zaman emek sarf etmeden veya hazır yoldan önemli miktarda para sahibi olmak anlamına gelir.
111 . Parayı çarçur etmek : Kazanılan parayı düşüncesizce, savurgan bir şekilde, değerini bilmeden ve hızla harcayıp tüketmek demektir.
112 . Parayı çekmek : Bir işten veya yatırımdan kâr elde etmek, para kazanmak veya bir finansal operasyonu başarıyla sonlandırmak demektir.
113 . Parayı denize atmak : Kazandığı parayı boş yere, hiçbir getirisi veya faydası olmayacak bir işe yatırmak, israf etmek anlamına gelir.
114 . Parayı görünce değirmen döner : Çıkar sağlanacak bir durum ortaya çıkınca, insanların hemen harekete geçip işbirliği yapmaya başlayacağını ifade eder.
115 . Parayı köpek bile yemez : Kazanma biçimi veya kaynağı ahlaksızca, şerefsizce olan para için kullanılan çok ağır bir ifadedir.
116 . Parayı sokağa saymak : Parayı hiç değer vermeden, bol bol ve savurganca harcamak, adeta sokağa saçmak demektir.
117 . Parayı yakmak : Kazandığı parayı gereksiz, anlamsız veya çabucak tüketilen şeylere harcayarak ziyan etmek anlamına gelir.
118 . Parayı yemek : Birinden alınan veya emanet edilen parayı harcamak, tüketmek ve geri ödeyememek anlamına gelir.
119 . Parayı yönetmek : Maddi kaynakları planlı ve dikkatli bir şekilde kullanmak anlamına gelir.
120 . Parazit yapmak : Bir konuşmanın veya iletişimin akışını gereksiz müdahalelerle bozmak ya da başkalarının sırtından geçinerek onlara yük olmaya devam etmektir.
121 . Parça parça etmek : Bir bütünü küçük parçalara ayırmak veya mecazi anlamda birini çok ağır bir şekilde eleştirerek ruhsal olarak darmadağın etmektir.
122 . Parça pinçik olmak : Dağılmak, parçalanmak, bütünlüğünü kaybetmek, hem fiziksel hem de manevi anlamda paramparça olmak demektir.
123 . Parçaları toplamak : Yaşanan zor bir olay, şok veya hastalık sonrasında kendini yeniden toparlamak, moral ve gücünü tekrar kazanmaya çalışmak demektir.
124 . Parçayı kurtarmak : Büyük bir felaketin, iflasın veya ağır bir yenilginin ardından elinde kalan son varlıkları veya canını bir şekilde koruyup o durumdan uzaklaşmayı başarmaktır.
125 . Parmağında oynatmak : Birini istediği gibi yönlendirmek, kendi çıkarları doğrultusunda ona her istediğini yaptırmak ve o kişiyi tamamen etkisi altına almaktır.
126 . Parmağını basmak : Bir durumu kesin olarak onaylamak, bir konunun üzerine özellikle dikkat çekmek veya bir belgenin doğruluğunu imzasıyla kanıtlamak anlamına gelir.
127 . Parmağını bile oynatmamak : Birine yardım etmek veya bir işi düzeltmek için en küçük bir çaba bile göstermemek, tamamen kayıtsız ve hareketsiz kalmaktır.
128 . Parmağını ısırmak : Görülen olağanüstü bir başarı, güzellik veya şaşırtıcı bir durum karşısında hayranlık duyup büyük bir şaşkınlık içerisinde kalmak demektir.
129 . Parmağını sokmak : Kendi üzerine vazife olmayan bir işe karışmak, bir durumu bozmak veya bir sürece izinsiz müdahale ederek kargaşa çıkarmaktır.
130 . Parmak ısırtmak : Sergilediği üstün performans veya yetenekle çevresindeki herkesin büyük bir takdirini kazanmak ve herkesi kendisine hayran bırakacak işler yapmaktır.
131 . Parmak izi bırakmak : İş veya davranış ile kendine özgü iz veya etki bırakmak anlamına gelir.
132 . Parmakla gösterilmek : Toplum içinde başarısıyla, dürüstlüğüyle veya seçkin özellikleriyle herkes tarafından tanınan, örnek alınan ve saygı duyulan biri olmaktır.
133 . Parmakla göstermek : Örnek olarak bir şeyi işaret etmek veya dikkat çekmek anlamına gelir.
134 . Parmakla sayılacak kadar az : Bir toplulukta veya durumda, nesnelerin veya kişilerin miktarının çok kısıtlı olduğunu ve kolayca fark edilebilecek kadar nadir bulunduğunu ifade eder.
135 . Parmaklarını yemek : Hazırlanan bir yemeğin o kadar lezzetli ve iştah açıcı olduğunu belirtmek için kullanılan, yemeğin tadına doyum olmadığını anlatan mübalağalı bir övgüdür.
136 . Parsayı başkası toplamak : Bir işin bütün zorluğunu, emeğini ve yükünü birileri çekmesine rağmen, sonucundaki kârı, ödülü veya şöhreti başkalarının haksız yere sahiplenmesi durumudur.
137 . Parsayı toplamak : Bir işte asıl emeği başkaları vermesine rağmen, sonuçtaki ödülü, karı veya ünü tek başına elde edip sahiplenmek anlamına gelir.
138 . Partiyi vurmak : Hiç beklenmedik bir anda çok büyük bir kazanç elde etmek, piyangodan para çıkması gibi aniden çok zengin olmak demektir.
139 . Partiyi yönetmek : Grup veya topluluk içinde liderlik ve düzen sağlamak demektir.
140 . Pas etmek : Bir konuyu veya sırayı konuşmadan ya da işlem yapmadan geçmek, sorumluluğu bir başkasına devrederek aradan çekilmek anlamına gelir.
141 . Pas geçmek : Bir fırsatı değerlendirmemek, birine sırasını vermek veya bir konuyu üzerinde durmadan, önemsemeden atlayarak bir sonraki aşamaya geçmektir.
142 . Pas vermek : Birinin kendisiyle ilgilenmesi için ona yeşil ışık yakmak, dolaylı yollardan ilgi göstererek bir iletişim süreci başlatmaya çalışmaktır.
143 . Pasaportunu eline vermek : Birini işten atmak, görevine son vermek, artık onunla çalışılmayacağını kesin bir dille bildirmek anlamına gelir.
144 . Pasif kalmak : Olay veya duruma müdahale etmeden sessiz ve hareketsiz durmak anlamına gelir.
145 . Paslanmak : Uzun süre bir işle uğraşmadığı için yeteneklerini kaybetmek, körelmek veya zihinsel/fiziksel olarak eski çevikliğini ve becerisini yitirmiş olmak halidir.
146 . Paslı çivi paslı tenekeye çalar : Birbirine benzeyen, uyum sağlayan veya aynı karakterdeki insanların genellikle bir araya gelip anlaştığını anlatan bir deyimdir.
147 . Paslı dil : Kötü söz söyleme alışkanlığı olan, ağzı bozuk, küfürbaz kimseler için kullanılan bir deyimdir.
148 . Paslı teneke gibi ses çıkarmak : Şarkı söylerken veya konuşurken kulağı tırmalayan, tınısı bozuk, akortsuz ve dinleyenleri rahatsız eden çok kötü bir sese sahip olmaktır.
149 . Paşa babası gibi : Hiçbir sorumluluk almadan, her şeyi başkalarından bekleyen, rahatına aşırı düşkün ve buyurgan tavırlarla yaşayan kişiler için kullanılan iğneleyici bir benzetmedir.
150 . Paşa gönlü bilir : Birinin verdiği karara karışılmayacağını, ne isterse onu yapabileceğini ve sonucuna kendisinin katlanacağını ifade eden biraz sitemkar bir serbest bırakma sözüdür.
151 . Paşa paşa : İstemeyerek de olsa durumu kabullenip uslu bir şekilde, kuzu kuzu ve itiraz etmeden denileni yerine getirmek demektir.
152 . Paşa paşa ödemek : Bir borcu veya bedeli başta itiraz etse de sonunda çaresiz kalarak, hiçbir sorun çıkarmadan ve uslu bir şekilde teslim etmek zorunda kalmaktır.
153 . Pat damlamak : Bir yere hiç haber vermeden, en beklenmedik zamanda ve genellikle davetsiz bir şekilde aniden gelerek ev sahibini veya ortamdakileri şaşırtmaktır.
154 . Pat diye : Hiç beklenmedik bir anda, aniden, hazırlıksız bir şekilde ve genellikle görgüsüzce ya da düşüncesizce ortaya çıkan durumları tarif eder.
155 . Pat diye cevap vermek : Hiç tereddüt etmeden, hızlı ve net yanıt vermek demektir.
156 . Pat diye karar vermek : Hiç tereddüt etmeden, hızlı ve net şekilde seçim yapmak demektir.
157 . Pat diye müdahale etmek : Ani ve doğrudan bir şekilde olaya dahil olmak anlamına gelir.
158 . Pat küt : Rastgele, sert bir şekilde, incelik gözetmeden ve gürültü çıkararak yapılan hareketleri veya konuşma tarzını ifade eden bir benzetmedir.
159 . Pata kalmak : Bir yarışmada, oyunda veya tartışmada tarafların birbirine üstünlük sağlayamaması ve sonucun beraberlikle, yenişemeden neticelenmesi durumudur.
160 . Patavatsız davranmak : Düşünmeden ve dikkatsizce hareket ederek yanlış izlenim bırakmak anlamına gelir.
161 . Patavatsız konuşmak : Düşünmeden ve dikkatsizce konuşmak anlamına gelir.
162 . Patavatsızca davranarak hata yapmak : Düşüncesiz ve dikkatsizce hareket ederek olumsuz sonuç almak demektir.
163 . Patavatsızca hareket etmek : Düşüncesiz ve dikkatsiz şekilde davranarak olumsuz sonuç almak anlamına gelir.
164 . Patavatsızca konuşarak yanlış izlenim bırakmak : Düşünmeden ve dikkatsizce konuşarak olumsuz etki yaratmak demektir.
165 . Patavatsızca konuşup yanlış izlenim yaratmak : Dikkatsiz ve düşüncesiz şekilde konuşarak olumsuz etki bırakmak demektir.
166 . Paten kaymak : Hafif ve hızlı bir şekilde hareket etmek, mecazi olarak kolay ilerlemek anlamına gelir.
167 . Patırtı çıkarmak : Olay çıkarmak, yüksek sesle tartışarak veya kavga ederek ortamı karıştırmak ve dikkatleri üzerine çekmek demektir.
168 . Patırtıya pabuç bırakmamak : Olay çıkaranlara, gürültücülere, tehditlere boyun eğmemek, korkmamak ve direnmek anlamına gelir.
169 . Patinaj yapmak : Hedefe ulaşamadan boş yere çaba harcamak anlamına gelir.
170 . Patlak vermek : Gizli tutulan bir sorunun veya gerginliğin aniden kontrol edilemez bir şekilde ortaya çıkması ve büyük bir kargaşaya yol açmasıdır.
171 . Patlamak : Yoğun duyguların aniden ortaya çıkması, öfke veya sevinçle tepki vermek demektir.
172 . Patlar mısın : Sabırsızlık gösteren, acele eden veya yerinde duramayan kişilere karşı söylenen, biraz daha beklemesi gerektiğini hatırlatan sitem dolu bir sorudur.
173 . Patlayan balon gibi hayal kırıklığı yaşamak : Umut edilen şeyin aniden başarısız olması anlamına gelir.
174 . Patlayan balon gibi hevesi kırılmak : Büyük beklenti veya umutların boşa çıkması anlamına gelir.
175 . Patlayıcı başarı elde etmek : Ani ve etkili bir şekilde büyük başarı kazanmak anlamına gelir.
176 . Patlayıcı etki oluşturmak : Ani ve güçlü bir şekilde dikkat çekmek veya sonuç almak demektir.
177 . Patlayıcı etki yaratmak : Ani ve güçlü bir etki oluşturarak dikkat çekmek demektir.
178 . Patlayıcı sonuç almak : Ani ve güçlü etkilerle başarılı veya dikkat çekici sonuç elde etmek demektir.
179 . Patlıcan çıkarmak : Birinden sürekli şikayet etmek, onun hatalarını durmadan dile getirmek veya birini canından bezdirecek kadar çok talepte bulunmak demektir.
180 . Patlıcanın içine girmek : Çok dar, sıkışık ve rahatsız edici bir yerde bulunmak veya mecazi olarak çok sıkıntılı bir durumun ortasında kalmaktır.
181 . Patos etmek : Bir şeyi tamamen paramparça etmek, darmadağın etmek veya birini çok ağır bir şekilde eleştirerek rezil rüsvay etmek anlamına gelir.
182 . Patron gibi davranmak : Liderlik ve kontrol yetkisini kullanarak karar vermek anlamına gelir.
183 . Patron kesilmek : Bir ortamda yetkisi olmadığı halde herkese emirler yağdırmak, yönetimi ele almaya çalışmak ve kibirli bir tavır sergilemeye başlamaktır.
184 . Pattadak söylemek : Bir gerçeği veya haberi, karşısındakinin duygularını hiç düşünmeden, hazırlık yapmadan ve aniden, kaba bir şekilde dile getirmektir.
185 . Pavuç kadar dili olmak : Büyüklerine karşı saygısızca konuşan, durmadan cevap veren ve lafını esirgemeyen terbiyesiz veya çok konuşan kişiler için kullanılan bir deyimdir.
186 . Pay biçmek : Bir durumdan yola çıkarak benzer başka durumlar hakkında tahminde bulunmak, mevcut örnekten geleceğe dair bir sonuç çıkarmaktır.
187 . Pay çıkarmak : Yaşanan bir olaydan, başkasının başına gelen bir durumdan kendine ders almak, ibret almak demektir.
188 . Pay etmek : Eldeki bir bütünü, malı veya kazancı ilgililer arasında adaletli veya kararlaştırılan oranlarda bölüştürerek dağıtmak anlamına gelir.
189 . Paydos etmek : Çalışmaya son vermek, iş yerini kapatmak veya bir işe ara vererek dinlenmeye çekilmek anlamına gelen genel bir tabirdir.
190 . Payına düşeni almak : Bir taksimat sonucunda hakkı olanı elde etmek veya mecazi olarak bir olaydan sonra kendisine yöneltilen eleştirilerden nasibini almaktır.
191 . Payına düşmek : Bir bölüşmede, ayırma işleminde bir kimseye ayrılan kısım veya miktar anlamına gelir.
192 . Payını almak : Yapılan bir eleştiriden veya azardan kendine düşen hisseyi almak ya da bir kazançtan hak ettiği parçayı elde etmek demektir.
193 . Payını vermek : Birine haddini bildirmek, yaptığı hatanın karşılığını sert bir şekilde vererek onu susturmak veya hakkı olan cezayı ona iletmektir.
194 . Payidar kalmak : Bir ismin, bir eserin veya bir devletin sonsuza kadar yaşama özelliğini koruması, varlığını her zaman sürdürmesi ve asla yok olmamasıdır.
195 . Pazar ağzı yapmak : Alışverişte, ticarette abartılı övgülerle, yalana kaçan sözlerle müşteri çekmeye çalışan satıcı tavrını ifade eder.
196 . Pazar araştırması yapmak : İş veya ürün için hedef kitlenin ve koşulların analizini yapmak demektir.
197 . Pazar çarşamba : Nadiren, çok seyrek, arada bir, ara sıra anlamına gelen bir deyimdir.
198 . Pazar eylemek : Bir konuda anlaşmaya varmak için görüşmeler yapmak, şartları değerlendirmek veya bir şeyi halkın beğenisine ve satışına sunmak anlamına gelir.
199 . Pazar payı artırmak : Ürün veya hizmetin satış oranını yükseltmek anlamına gelir.
200 . Pazar payını korumak : Ürün veya hizmetin rekabet ortamında değerini kaybetmemesini sağlamak demektir.
201 . Pazar talebini ölçmek : Ürün veya hizmet için hedef kitlenin ihtiyaç ve isteğini analiz etmek demektir.
202 . Pazar taleplerine uygun ürün geliştirmek : Hedef kitlenin ihtiyaç ve isteklerine uygun mal veya hizmet üretmek demektir.
203 . Pazar taleplerini analiz etmek : Ürün veya hizmet için hedef kitlenin ihtiyaç ve eğilimlerini incelemek demektir.
204 . Pazar yerinde dolaşmak : Fırsatları ve seçenekleri değerlendirmek amacıyla ortamı incelemek demektir.
205 . Pazara çevirmek : Ciddi veya resmi bir ortamı, yeri veya toplantıyı gereksiz gürültü, laubalilik ve dağınıklık içeren bir hale getirmek anlamına gelir.
206 . Pazara çıkarmak : Gizli tutulan bir sırrı veya ayıbı herkesin duyabileceği şekilde ilan etmek, birini toplum önünde rezil etmek demektir.
207 . Pazara hakim olmak : Bir ürün veya hizmetin satış ve kontrolünü etkin şekilde yönetmek anlamına gelir.
208 . Pazara sunmak : Ürün veya hizmeti satışa çıkarmak anlamına gelir.
209 . Pazara sunulan ürün geliştirmek : Satışa çıkan ürün veya hizmeti iyileştirmek anlamına gelir.
210 . Pazara uygun ürün geliştirmek : Hedef kitlenin ihtiyaç ve taleplerine göre mal veya hizmet tasarlamak demektir.
211 . Pazara uygun ve kaliteli ürün sunmak : Hedef kitlenin ihtiyaçlarını karşılayan mal veya hizmeti piyasaya sunmak demektir.
212 . Pazarda etkin rekabet yapmak : Ürün veya hizmetle rakipler karşısında güçlü ve başarılı olmak anlamına gelir.
213 . Pazarda fark yaratmak : Ürün veya hizmetle rakipler arasında belirgin bir üstünlük sağlamak demektir.
214 . Pazarda rekabet etmek : Ürün veya hizmetle rakipler arasında üstünlük sağlamak anlamına gelir.
215 . Pazarı gitmek : Bir malın veya ürünün alıcı bulamaması, değerini ve popülaritesini yitirerek rağbet görmemesi durumunu ifade eder.
216 . Pazarın nabzını tutmak : Hedef kitlenin eğilim ve taleplerini takip etmek anlamına gelir.
217 . Pazarlığa girişmek : Bir işin sonucunu garantiye almak veya menfaat sağlamak amacıyla tarafların birbirine şartlar sunarak orta yolu arama sürecini başlatmasıdır.
218 . Pazarlığa oturmak : Bir alışveriş veya anlaşmada fiyat ve koşulları görüşmek üzere karşılıklı olarak müzakerelere başlamak demektir.
219 . Pazarlık etmek : Bir alışverişte veya anlaşmada fiyatı ya da şartları kendi lehine çevirmek için karşılıklı olarak konuşup anlaşmaya çalışmaktır.
220 . Pazarlık payı bırakmak : Bir fiyat teklif ederken sonradan indirim yapabileceğini hesaba katarak rakamı yüksek tutmak veya kararında esneklik alanı tanımaktır.
221 . Pazarlık yapmak : Karşı tarafla anlaşmaya varmak için şart veya fiyat üzerinde müzakere etmek demektir.
222 . Pazarlıkta doğru strateji uygulamak : Anlaşma sırasında uygun ve etkili planla hareket etmek anlamına gelir.
223 . Pazarlıkta stratejik adım atmak : Anlaşma sırasında uygun ve mantıklı plan ile hareket etmek demektir.
224 . Pazarlıkta ustaca davranmak : Anlaşma sırasında deneyimli ve becerikli şekilde hareket etmek demektir.
225 . Pazarlıkta ustalaşmak : Karşı tarafla anlaşmaya varırken yetenekli ve deneyimli davranmak demektir.
226 . Pehlivan tefrikası gibi : Bitmek bilmeyen, çok uzun süren, ayrıntılarıyla insanı sıkan ve sonu bir türlü gelmeyen anlatılar veya olaylar için kullanılır.
227 . Pehlivan tefrikası gibi uzamak : Bir hikayenin, bir konuşmanın veya bir olayın sonu gelmeyecekmiş gibi çok uzun sürmesi ve aşırı detaylar yüzünden dinleyiciyi sıkması durumudur.
228 . Pek gözü olmamak : Bir şeyi çok istememek, ona karşı fazla hevesli veya istekli olmamak anlamına gelir.
229 . Pek tutmamak : Bir şeyi çok sevmemek, onaylamamak veya ondan hoşlanmamak, pek rağbet etmemek demektir.
230 . Pek üzerine düşmemek : Bir işi, konuyu veya kişiyi çok ciddiye almamak, gereken özeni ve çabayı göstermemek, ilgisiz kalmak anlamına gelir.
231 . Pek yüzlü : Utanması olmayan, her türlü yüzsüzlüğü yapabilen, kendisine hakaret edilse bile oralı olmayan arsız kişiler için kullanılan bir sıfattır.
232 . Pek yüzlü davranmak : Yapılan bir hata karşısında utanması gerekirken hiçbir şey olmamış gibi hareket etmek, yüzsüzlük yaparak aynı ortama girmeye devam etmektir.
233 . Pekâlâ olmak : Çok iyi, şahane, mükemmel olmak, bir şeyin durumunun harika olduğunu ifade etmek anlamına gelir.
234 . Peki demek : Bir öneriyi, kararı veya emri tartışmadan kabul etmek, rıza göstermek ve onay verdiğini açıkça beyan etmek anlamına gelir.
235 . Peki demek ve kabul etmek : Karşı tarafın önerisine olumlu yanıt vermek demektir.
236 . Pekinden gelmek : Birinin her dediğini onaylamak, ona hiçbir şekilde karşı çıkmamak ve her isteğine “peki” diyerek boyun eğmek halidir.
237 . Pekişmek : Bir duygunun, bir düşüncenin veya bir ilişkinin zamanla daha sağlam, daha sarsılmaz ve daha kuvvetli bir hale gelmesi durumudur.
238 . Pekiştirilmiş başarı elde etmek : Çaba ve çalışmayı tekrar ederek sağlam ve kalıcı başarı kazanmak demektir.
239 . Pekiştirmek : Bilgi, beceri veya davranışı tekrarlayarak daha sağlam hale getirmek demektir.
240 . Pekiştirmek için tekrar yapmak : Bilgi, beceri veya davranışı tekrar ederek güçlendirmek anlamına gelir.
241 . Pekiştirmek için tekrar yapmak ve geliştirmek : Bilgi veya beceriyi tekrar ederek daha sağlam hale getirmek demektir.
242 . Peklik etmek : Bir konuda ayak diremek, bildiğinden veya istediğinden şaşmamak, inatla kararlılık göstermek demektir.
243 . Pelte gibi : Çok yumuşak, gevşek, diriliğini ve formunu kaybetmiş, güçsüz anlamına gelir.
244 . Pelte gibi olmak : Aşırı yorgunluktan veya hastalıktan dolayı vücudun tüm enerjisinin tükenmesi, kolların bacakların tutmaması ve halsizlikten yığılıp kalmaktır.
245 . Pelteğe dönmek : Aşırı heyecan, korku veya yorgunluk gibi sebeplerle fiziksel ve ruhsal olarak güçsüz düşmek, bitkin ve mecalsiz bir hale gelmek anlamına gelir.
246 . Peltekleşmek : Heyecandan, korkudan veya sarhoşluktan dolayı kelimeleri tam telaffuz edememek, konuşurken dili birbirine dolaşmak ve anlaşılmaz sesler çıkarmaktır.
247 . Pencere açmak : Bir konuda yeni bir bakış açısı sunmak, farklı bir perspektif kazandırmak veya tıkanmış bir süreci yeni imkanlarla canlandırmaktır.
248 . Pencereden bakmak : Bir olayı veya durumu sadece kendi bulunduğu noktadan, sınırlı bir bakış açısıyla ve taraflı bir şekilde değerlendirmek demektir.
249 . Pencereyi açmak : Yeni fırsatlar, olasılıklar veya bakış açıları yaratmak; sınırlamaları kaldırarak özgürlük alanı oluşturmak demektir.
250 . Pençe atmak : Birini yaralamak amacıyla saldırmak veya mecazi olarak bir şeyi ele geçirmek için sert ve ani bir hamle yapmaktır.
251 . Pençelerini göstermek : Uysal görünen birinin bir tehdit karşısında aslında ne kadar tehlikeli ve saldırgan olabileceğini ortaya koyması, gücünü sergilemesidir.
252 . Pençesinden kurtulmak : Zarar veren, baskı kuran bir kişinin veya kurumun etkisinden ve kontrolünden kurtulmak demektir.
253 . Pençesine düşmek : Kendisinden kurtulması çok zor olan güçlü, acımasız veya tehlikeli birinin kontrolü altına girmek ve büyük zarar görmektir.
254 . Perçeminden yakalamak : Bir fırsatı tam zamanında ve en kritik noktasından yakalayıp değerlendirmek veya birini en hassas yerinden yakalayıp kontrol altına almaktır.
255 . Perdahtan geçmek : Bir şeyi cilalayıp parlatmak, düzeltmek veya mecazi olarak birini iyice azarlayıp yola getirmek, ona bir ders vermek demektir.
256 . Perde arkası : Bir olayın görünen kısmının ötesinde yatan gerçek nedenler, gizli planlar ve halkın bilmediği asıl senaryoları ifade eden bir tabirdir.
257 . Perde çekmek : Bir hatanın veya üzücü bir olayın üzerini örtüp unutulmasını sağlamak veya bir gerçekle dünya arasına engel koyarak onu gizlemektir.
258 . Perde inmek : Bir gerçeği göremeyecek kadar körleşmek, duyguların mantığın önüne geçmesi sonucu olayları doğru değerlendirememek veya bir sürecin sonuna gelmektir.
259 . Perdeleri kapamak : Dış dünya ile ilişkisini tamamen kesmek, içine kapanmak veya bir konuyu artık tartışmaya tamamen kapatarak son noktayı koymaktır.
260 . Perdesi aralanmak : Gizli kalmış, bilinmeyen bir gerçeğin veya durumun yavaş yavaş anlaşılmaya başlaması anlamına gelir.
261 . Perdesi yırtık : Utanma, sıkılma duygusunu kaybetmiş, edepsizce davranışlarda bulunmaktan çekinmeyen kişiler için kullanılır.
262 . Perende atmak : Çok büyük bir sevinç yaşamak veya bir işi başarmak için binbir türlü kurnazlık ve çeviklik yaparak şekilden şekle girmektir.
263 . Pergel gibi açılmak : Çok büyük adımlarla hızlıca yürümek veya bir işe çok geniş kapsamlı, büyük hedeflerle ve yayılıcı bir şekilde girişmektir.
264 . Peri masalı gibi : Gerçekle bağlantısı olmayan, hayali ve aşırı iyimser senaryolar veya anlatılanlar için kullanılan bir ifadedir.
265 . Perişan etmek : Birini çok kötü bir duruma düşürmek, darmadağın etmek, malını mülkünü elinden alıp onu çaresiz bırakmak anlamına gelir.
266 . Perişan halde : Çok kötü, dağınık, bakımsız ve düzensiz bir durumda olmak, halinden şikayet etmek demektir.
267 . Perişanlık içinde : Hem maddi hem manevi olarak çok zor, sıkıntılı ve darmadağın bir hayat sürmek anlamına gelir.
268 . Pervane gibi dönmek : Birine karşı duyulan aşırı sevgi veya minnet nedeniyle onun etrafında sürekli dolaşmak, her isteğini anında yerine getirmek için canla başla çalışmaktır.
269 . Pervane olmak : Birinin etrafında ona hizmet etmek, onu memnun etmek veya sevgisini kazanmak için sürekli dönüp durmak, her istediğini canla başla yapmaktır.
270 . Pervasızca davranmak : Hiç kimseden çekinmeden, korkmadan, sonuçlarını düşünmeden ve toplum kurallarını hiçe sayarak bildiği gibi hareket etmektir.
271 . Pervasızca hareket etmek : Hiç kimseden çekinmeden, kuralları ve yasakları hiçe sayarak, sonuçlarının ne olacağını hiç umursamadan başına buyruk bir şekilde davranmaktır.
272 . Pes demek : Bir zorluk karşısında artık dayanamayacağını anlayıp teslim olmak, yenilgiyi kabul etmek ve mücadeleyi tamamen bırakmak halidir.
273 . Pes etmek : Uzun süren bir çaba veya dirençten sonra gücünün tükendiğini fark ederek pes etmek, havlu atmak ve geri çekilmektir.
274 . Pes etmemek : Zorluklara rağmen mücadeleye devam etmek anlamına gelir.
275 . Pestil gibi olmak : Çok yorgun, bitkin ve halsiz düşmek, adeta tüm enerjisi tükenmiş bir duruma gelmek demektir.
276 . Pestili çıkmak : Çok ağır çalışmaktan veya dayak yemekten dolayı aşırı derecede yorulmak, ezilmek, kollarını kaldıracak hali bile kalmamak durumudur.
277 . Pestiline dönmek : (Pestil gibi olmak ile aynı anlamda) Aşırı yorgunluk, hastalık veya üzüntüden bitkin bir hale gelmek demektir.
278 . Pestilini çıkarmak : Birini aşırı derecede çalıştırarak, üzerek veya eziyet ederek çok yıpratmak ve bitap düşürmek anlamına gelir.
279 . Peş peşe adım atmak : İş veya eylemleri birbirini takip edecek şekilde düzenli olarak yapmak demektir.
280 . Peş peşe avantaj sağlamak : Ardışık olarak önemli fırsatları değerlendirerek kazanç elde etmek anlamına gelir.
281 . Peş peşe fırsat yakalamak : Ardışık olarak önemli şans veya imkanları değerlendirmek anlamına gelir.
282 . Peş peşe gelmek : Olay veya durumların birbirini takip ederek yaşanması demektir.
283 . Peşin adım atmak : Önceden düşünerek ve hızlı karar vererek hareket etmek demektir.
284 . Peşin adımlarla ilerlemek : Önceden plan yaparak hızlı ve kararlı şekilde yol almak demektir.
285 . Peşin adımlarla kararlı ilerlemek : Önceden planlayıp hızlı ve istikrarlı şekilde yol almak anlamına gelir.
286 . Peşin atıp sonra düşünmek : Bir konuda önce aceleyle harekete geçip, sonra yaptığının doğruluğunu veya sonuçlarını düşünmek anlamına gelir.
287 . Peşin fikir : Önceden edinilmiş, değişmesi zor, katı ve sorgulanmayan düşünce, önyargı demektir.
288 . Peşin hareket etmek : Önceden düşünerek ve hızlı karar vererek iş yapmak anlamına gelir.
289 . Peşin hükümlü olmak : Bir kişi veya olay hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan, ön yargılarla ve kalıplaşmış düşüncelerle erkenden bir yargıya varmaktır.
290 . Peşin peşin söylemek : Olacakları veya şartları daha işin en başında, herhangi bir sorun çıkmadan önce açık ve net bir şekilde dile getirmektir.
291 . Peşinden gitmek : Hedef veya kişiye ulaşmak için ısrarla ve kararlılıkla ilerlemek anlamına gelir.
292 . Peşinden koşmak : Çok arzuladığı bir şeyi elde etmek veya birinin sevgisini kazanmak için büyük bir çaba ve zaman harcayarak onu takip etmektir.
293 . Peşinden koşturmak : Bir şeyi elde etmek veya birine sahip olmak için çok çaba sarf etmek, uğraşmak demektir.
294 . Peşine düşmek : Birini takip etmek, bir işin peçini bırakmamak veya bir hedefe ulaşmak için ısrarla ve kararlılıkla onun arkasından gitmektir.
295 . Peşini bırakmadan hedefe ulaşmak : Kararlı şekilde devam ederek amaç veya kişiye ulaşmak demektir.
296 . Peşini bırakmadan kararlı olmak : Hedef veya kişiye ulaşmak için vazgeçmeden devam etmek anlamına gelir.
297 . Peşini bırakmak : Bir iş veya kişiyle artık ilgilenmemek, takip etmeyi, aramayı veya uğraşmayı bırakmak anlamına gelir.
298 . Peşini bırakmamak : Bir işin sonucunu alana kadar ısrar etmek, birinin yakasından düşmemek ve hedeflediği sonuca ulaşmak için durmadan uğraşmaya devam etmektir.
299 . Peşkeş çekmek : Kendisine ait olmayan veya sorumluluğu altındaki bir malı, imkanı ya da makamı çıkar sağlamak amacıyla birine usulsüzce ve bol keseden sunmaktır.
300 . Peşkeş vermek : (Peşkeş çekmek ile aynı anlamda) Kendi malı olmayan bir şeyi bir çıkar karşılığı başkasına vermek, hediye etmek demektir.
301 . Peştemal kuşatmak : Bir mesleğe resmen adım atmak, çıraklıktan ustalığa geçiş törenini yapmak veya bir zanaatı profesyonelce yapmaya başlamak demektir.
302 . Pey sürmek : Bir açık artırmada veya pazarlıkta bir mal için fiyat artırmak, teklifini yükselterek rakiplerini geride bırakmaya çalışmaktır.
303 . Peyda olmak : Hiç yokken aniden ortaya çıkmak, nereden geldiği belli olmayan bir durumun veya nesnenin görünür hale gelmesi demektir.
304 . Peyderpey ilerlemek : Adım adım, acele etmeden ve dikkatli şekilde ilerlemek demektir.
305 . Peyderpey ödemek : Bir borcu veya miktarı bir seferde değil, parça parça, belirli aralıklarla ve zaman yayarak yavaş yavaş geri vermektir.
306 . Peygamber sabrı göstermek : İnsanın tahammül sınırlarını zorlayan çok büyük dertler ve sıkıntılar karşısında bile isyan etmeden, sükunetle ve sonsuz bir sabırla beklemektir.
307 . Peynir ekmek gibi satılmak : Bir ürünün veya hizmetin piyasada çok büyük bir ilgi görmesi, çok hızlı bir şekilde alıcı bulması ve adeta kapış kapış tüketilmesi durumudur.
308 . Pıhtılaşmak : Akışkan bir durumun katılaşması veya mecazi olarak bir fikrin, bir planın netleşerek uygulanabilir ve sarsılmaz bir hale gelmesi durumunu ifade eder.
309 . Pılı pırtı : Kişisel, ufak tefek, önemsiz eşyaların hepsine birden verilen addır; toplu haldeki ufak eşyalar anlamına gelir.
310 . Pılını pırtını toplamak : Aceleyle ve düzensizce de olsa tüm kişisel eşyalarını toparlayıp bir yere gitmek üzere hazırlanmak anlamına gelir.
311 . Pılıyı pırtıyı toplamak : Tüm eşyalarını, kişisel eşyalarını toplayıp hazırlamak, genellikle o yerden ayrılmak üzere olduğunu gösterir.
312 . Pır pır etmek : Kalbin aşırı heyecan, sevinç veya korku nedeniyle çok hızlı çarpması veya bir ışığın ya da motorun düzensiz bir şekilde çalışmasıdır.
313 . Pırlanta gibi parlamak : Olağanüstü başarı veya kalite ile dikkat çekmek anlamına gelir.
314 . Pırpır etmek : Bir kuşun kanat çırpması gibi sürekli hareket halinde olmak veya yerinde duramayan, çok canlı ve hareketli bir ruh haline sahip olmaktır.
315 . Pırpırı söndürmek : Birinin sahip olduğu umudu, neşeyi veya heyecanı yapılan bir kötülük ya da söylenen acı bir sözle tamamen yok etmek demektir.
316 . Pırtık çıkmak : Beklenmedik bir zamanda ve genellikle istenmeyen bir şekilde ortaya çıkmak, zuhur etmek demektir.
317 . Pırtlak gibi : Her yerden fışkıran, sayıca çok fazla olan veya kontrolsüz bir şekilde her tarafta görülen nesneleri veya durumları tanımlamak için kullanılır.
318 . Pırtlamak : Birdenbire öfkelenmek, sinirinden patlamak, çok kızıp bağırmaya başlamak anlamına gelir.
319 . Pısırık davranmak : Cesaret gösterilmesi gereken durumlarda korkaklık yapmak, çekingen kalmak ve kendi hakkını savunamayacak kadar silik hareket etmektir.
320 . Pısırıklaşmak : Yaşanılan bir baskı veya korku sonucunda kişinin cesaretini tamamen kaybetmesi, kendi haklarını savunamaz hale gelmesi ve içine kapanarak etkisizleşmesi durumudur.
321 . Pıstırmak : Birini korkutarak sindirmek, sesini çıkaramaz hale getirmek veya tehdit yoluyla onu tamamen pasifize ederek kontrol altına almaktır.
322 . Pıt pıt etmek : Çok küçük adımlarla, hızlı hızlı ve seke seke yürümek, genellikle çocuklar veya kısa boylular için kullanılır.
323 . Pıtrak gibi : Her tarafta çok sayıda, sık ve bereketli bir şekilde bulunan veya aniden her yerden bitiveren şeyler için kullanılan bir benzetmedir.
324 . Pıtrak gibi bitmek : Hiç hesapta yokken, bir yerin her tarafında aniden ve çok sayıda aynı türden şeylerin veya insanların ortaya çıkması halidir.
325 . Picameyle karşılamak : Misafirini çok samimi bulduğu için resmiyete gerek duymadan ev haliyle ağırlamak veya mecazi olarak bir duruma hazırlıksız yakalanmaktır.
326 . Piç etmek : Bir işi dikkatsizlik veya beceriksizlik yüzünden berbat etmek, değerini düşürmek ve amacından saptırarak kullanılamaz hale getirmek demektir.
327 . Pif demek : Bir şeyi çok kolayca halletmek, bir engeli bir çırpıda aşmak veya bir durumu hiç önemsemediğini belirten bir ses çıkarmaktır.
328 . Pilav pişirmek gibi iş yapmak : İşleri yavaş, sabırlı ve titiz bir şekilde yapmak demektir.
329 . Pire için yorgan yakmak : Çok küçük bir zarardan veya rahatsızlıktan kurtulmak amacıyla, elindeki çok daha büyük ve değerli varlıkları feda ederek büyük bir zarar etmektir.
330 . Pirelenmek : Bir durumdan veya birinin davranışından dolayı içine bir şüphe düşmesi, huzursuz olması ve gizli kapaklı işler döndüğünden kuşkulanmaya başlamasıdır.
331 . Pireyi deve yapmak : Çok küçük ve önemsiz bir sorunu aşırı büyüterek büyük bir mesele haline getirmek ve çevresindekileri boş yere telaşlandırmak anlamına gelir.
332 . Pireyi gözünden vurmak : Çok keskin nişancı, isabetli veya usta olmak; en küçük ve zor hedefi bile kolayca vurabilmek demektir.
333 . Pirincin taşını ayıklamak : Bir işin en zahmetli, en ince ve en uğraştırıcı detaylarıyla uğraşmak, ayıklama yapmak anlamına gelir.
334 . Pirinç ayıklar gibi : Karmaşık ve zor bir konuyu en ince ayrıntısına kadar, büyük bir sabır ve dikkatle inceleyerek hatalardan veya fazlalıklardan arındırma sürecidir.
335 . Pirinç gibi temiz olmak : Duruşu, davranışı veya niyeti saf ve dürüst olmak anlamına gelir.
336 . Pisi pisine : Boş yere, sebepsiz yere, yanlışlıkla, hiç gereği yokken anlamına gelen bir deyimdir.
337 . Pişkinliğe vurmak : Yaptığı bir hatadan dolayı utanması gerekirken hiçbir şey olmamış gibi davranmak, suçu başkasına atmak veya umursamaz bir tavır takınmaktır.
338 . Pişman olmamak için önlem almak : Gelecekte üzüntü yaşamamak için tedbirli davranmak anlamına gelir.
339 . Pişmanlık duymak : Yapılan bir hatanın veya söylenen bir sözün yanlış olduğunu sonradan fark edip büyük bir üzüntü ve vicdan azabı çekmek halidir.
340 . Pişmemiş aş : Henüz hazır olmayan, sonuçlanmamış, üzerinde çalışılması gereken iş veya durum için söylenir.
341 . Pişmiş aş : Üzerinde çalışılmaya, uğraşılmaya gerek kalmamış, hazır ve kolayca elde edilebilecek durumdaki fırsat veya kazanç anlamına gelir.
342 . Pişmiş aşa su katmak : Tam sonuca ulaşmak üzere olan veya yolunda giden güzel bir işi gereksiz müdahalelerle bozmak ve her şeyi altüst etmektir.
343 . Pişmiş et : Çok tecrübeli, olgun, işini çok iyi bilen, her türlü oyuna ve tuzağa gelmeyecek kimse için kullanılır.
344 . Pişmiş kelle gibi sırıtmak : Yersiz, anlamsız ve karşısındakini rahatsız edecek derecede yayık bir şekilde, utanç duyulması gereken bir durumda bile gülümsemektir.
345 . Pişmiş tavuk : Sıkıntısız, rahat, hazır bir durumda olan; mücadele gerektirmeyen kolay hedef anlamına gelir.
346 . Pişti olmak : Birisiyle çok samimi, içli dışlı olmak, aralarında gizli bir anlaşma varmış gibi davranmak demektir.
347 . Pişti pişti dolaşmak : Gizli gizli, sessizce, kimseye görünmeden ve belli etmeden bir yerde dolaşmak veya bir şeyler yapmaya çalışmak demektir.
348 . Piyango vurmak : Hiç beklenmedik bir anda, şans eseri çok büyük bir maddi kazanca veya hayati bir fırsata zahmetsizce sahip olmak demektir.
349 . Piyasa yapmak : Bir yerde kendini göstermek, ilgi çekmek için dolaşmak veya ticari bir malın değerini ve alıcısını araştırmak üzere harekete geçmektir.
350 . Piyasaya çıkmak : Yeni bir ürünün satışa sunulması veya bir kişinin toplum önüne ilk kez çıkarak kendini tanıtması, görünür olması anlamına gelir.
351 . Piyona dönmek : Birinin elinde oyuncak olmak, kendi iradesi dışında başkaları tarafından istenildiği gibi yönlendirilmek ve kullanılmak durumudur.
352 . Plan yapmak : Gelecek için gerekli adımları ve stratejileri belirlemek anlamına gelir.
353 . Plana sadık kalmak : Önceden belirlenen programa veya stratejiye uymak anlamına gelir.
354 . Planı uygulamak : Hazırlanan adımlar ve strateji doğrultusunda hareket etmek demektir.
355 . Planlı hareket etmek : Hedef doğrultusunda organize ve sistemli bir şekilde ilerlemek anlamına gelir.
356 . Pof poflamak : Birini dalkavukluk yaparak aşırı derecede övmek, gururunu okşayarak onu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmaktır.
357 . Pohpohlamak : Bir kimsenin yeteneklerini veya özelliklerini abartarak anlatmak, onu sürekli methederek pohpohlamak ve bu yolla sempatisini kazanmaya çalışmaktır.
358 . Polis eskortu gibi : Birinin peşinden hiç ayrılmayan, her gittiği yerde ona eşlik eden ve adeta onu koruyormuş gibi sürekli yanında duran kişiler için kullanılır.
359 . Polisiye önlemler : Suçu veya olayı önlemek, soruşturmak için alınan sıkı güvenlik tedbirleri, soruşturma yöntemleri anlamına gelir.
360 . Politika yapmak : Bir amaca ulaşmak için kurnazca yollar denemek, insanları etkileyecek şekilde konuşmak ve durumun şartlarına göre stratejik davranmaktır.
361 . Pompa yapmak : Bir şeyi abartarak yaymak, bir durumu sürekli gündemde tutmak veya bir süreci sürekli enerji ve kaynak sağlayarak canlı tutmaya çalışmaktır.
362 . Porselen gibi : Çok pürüzsüz, beyaz, parlak ve narin bir cildi veya çok zarif ama kırılgan olan nesneleri ve durumları tarif etmek için kullanılır.
363 . Porselen gibi cilt : Çok pürüzsüz, beyaz, parlak ve narin görünen, kusursuz bir güzelliğe sahip olan ten yapısını tarif etmek için kullanılan estetik bir benzetmedir.
364 . Portakal kabuğu gibi soyulmak : Vücuttaki derinin, özellikle güneş yanığı sonrası, ince katmanlar halinde soyulup dökülmesi durumunu anlatır.
365 . Portakalın sarısı : Bir şeyin en değerli, en seçkin, en kaliteli kısmı için kullanılan bir benzetmedir.
366 . Post elden gitmek : Sahip olunan makam, mevki veya liderlik konumunu kaybetmek anlamına gelir.
367 . Posta koymak : Birine sert bir şekilde gözdağı vermek, tehdit etmek veya meydan okuyarak ona haddini bildiren bir konuşma yapmaktır.
368 . Postal yalamak : Birine, özellikle de üstüne veya güç sahibine aşırı derecede yaltaklanmak, dalkavukluk yapmak anlamına gelir.
369 . Postu kurtarmak : Çok tehlikeli bir durumdan, ölümden veya büyük bir zarardan canını son anda kurtararak sağ salim çıkmayı başarmaktır.
370 . Postu sermek : Bir yere yerleşmek, oradan uzun süre gitmemeye niyetlenmek ve bulunduğu mekanı tamamen sahiplenerek yayılmak anlamına gelir.
371 . Postunu sermek : (Postu sermek ile aynı anlamda) Bir yere yerleşip kalmak, orayı kendine yurt edinmek demektir.
372 . Pot kırmak : Bir toplulukta söylenmemesi gereken bir şeyi farkında olmadan söyleyerek birini incitmek veya mahcup duruma düşmek, gaf yapmaktır.
373 . Pot üstüne pot kırmak : Bir gafın, hatanın üstüne bir yenisini eklemek, durumu daha da kötüleştiren sözler söylemek veya davranışlarda bulunmak demektir.
374 . Poyraz gibi esmek : Çok sert, etkili ve önüne çıkan her şeyi savuran bir güçle hareket etmek veya aniden gelip ortalığı hareketlendirmek demektir.
375 . Poyraz var, estikçe estik! : Bir konuda sözünün geçtiğini, istediğini yapabilecek güçte olduğunu gururla ve meydan okuyarak ifade etmek demektir.
376 . Poyrazda yelken şişirmek : Zor koşullarda, risk alarak ve cesaretle iş yapmaya çalışmak anlamına gelen bir deyimdir.
377 . Poz vermek : Bir fotoğraf için duruşunu ayarlamak veya mecazi olarak gerçekte olmadığı bir kişilikteymiş gibi görünerek başkalarını etkilemeye çalışmaktır.
378 . Pörşümek : Tazeliğini, diriliğini kaybetmek, buruşmak veya mecazi olarak eski hevesini ve canlılığını yitirerek ruhsal olarak çökmek durumudur.
379 . Pösteki saymak : Bir konuda gereksiz ve işe yaramaz detaylara takılıp kalmak, asıl konudan uzaklaşarak vakit öldürmek demektir.
380 . Puan kaybetmek : Çaba veya davranış sonucunda elde edilen değeri veya kazanımı yitirmek demektir.
381 . Puan kazanmak : Bir yarışma, değerlendirme veya insanların gözünde olumlu izlenim bırakarak değerini artırmak demektir.
382 . Puan toplamak : Yaptığı güzel işlerle başkalarının gözünde değer kazanmak, beğeni toplamak ve itibarını günden güne artırarak sempati kazanmaktır.
383 . Pul etmemek : Çok az veya hiç değeri olmamak, bir işe yaramamak, karşılığında neredeyse hiçbir şey alınamayacak durumda olmak demektir.
384 . Pul kadar : Çok küçük, ufacık, neredeyse bir pul boyutunda anlamına gelen ve genellikle çocuklar için kullanılan bir sevgi ifadesidir.
385 . Pul kadar olmak : Çok küçük olmak, henüz gelişmemiş, ufacık kalmak, genellikle sevimlilik ifade etmek için kullanılır.
386 . Pulu bitmek : Parası, gücü, şansı veya sabrı tükenmek, artık dayanacak hali kalmamak anlamına gelir.
387 . Punduna getirememek : Uygun zamanı veya fırsatı bir türlü yakalayamamak, harekete geçmek için doğru anı kaçırmak demektir.
388 . Punduna getirmek : Uygun zamanı veya fırsatı kollayarak beklemek ve tam o zaman geldiğinde harekete geçmek anlamına gelir.
389 . Pusu kurmak : Birini tuzağa düşürmek amacıyla önceden gizli bir plan yapmak ve hazırlık yaparak hedefindeki kişinin gelmesini beklemektir.
390 . Pusuda beklemek : Bir fırsat veya avantaj ortaya çıkana kadar hareketsiz şekilde beklemek anlamına gelir.
391 . Pusulayı şaşırmak : Ne yapacağını bilemez hale gelmek, doğru yolu kaybetmek, şaşkınlıktan dolayı yanlış kararlar vermek veya ahlaki dengesini yitirmektir.
392 . Pusuya düşmek : Birinin önceden hazırladığı gizli bir tuzağa farkında olmadan girmek ve bunun sonucunda hazırlıksız yakalanarak zarar görmektir.
393 . Pusuya yatmak : Birine zarar vermek veya bir fırsatı yakalamak için gizli bir yerde sessizce beklemek, uygun zamanın gelmesini kollamaktır.
394 . Püf demek : Küçük bir üfleme hareketiyle bir şeyi yıkmak, yok etmek; mecazen çok kolayca alt etmek, bertaraf etmek anlamına gelir.
395 . Püf demekle sönmek : Çok zayıf bir temele dayanan, dayanıksız olan veya etkisi çok az olan bir durumun en küçük bir müdahaleyle yok olup gitmesidir.
396 . Püf noktaları kaçırmamak : Karmaşık veya kritik işlerde önemli detayları gözden kaçırmamak demektir.
397 . Püf noktalarını iyi bilmek : Karmaşık iş veya durumlarda en kritik detayları anlamak demektir.
398 . Püf noktalarını kaçırmamak : Kritik detay veya unsurları gözden kaçırmadan iş yapmak anlamına gelir.
399 . Püf noktası : Bir işin en ince, en önemli ve başarılması için mutlaka bilinmesi gereken en kritik detayını ifade eden bir tabirdir.
400 . Püf noktasını bilmek : Karmaşık bir işin veya durumun en kritik kısmını anlamak demektir.
401 . Püf noktasını kaçırmak : Bir işin en kritik, en önemli detayını gözden kaçırmak veya o aşamada hata yapmak demektir.
402 . Püf noktasını yakalayarak ilerlemek : Zor veya karmaşık işin kritik kısmını fark ederek hareket etmek demektir.
403 . Püf noktaya dikkat etmek : Karmaşık iş veya durumun en kritik ayrıntısını göz önünde bulundurmak demektir.
404 . Püf noktayı bilmeden iş yapmak : Detayları anlamadan veya analiz etmeden harekete geçmek anlamına gelir.
405 . Püf noktayı yakalamak : Karmaşık bir işin en kritik ve belirleyici kısmını anlamak demektir.
406 . Pür dikkat kesilmek : Çevrede olup bitenleri veya bir anlatıyı kaçırmamak için bütün algılarını sonuna kadar açarak aşırı bir odaklanma ile izlemek ve dinlemektir.
407 . Pürmüzlemek : Bir şeyi ateşe tutarak yüzeysel olarak yakmak veya mecazi anlamda birini çok sert bir eleştiri yağmuruna tutarak onu perişan etmektir.
408 . Pürüz çıkarmak : Yolunda giden bir işin aksamasına neden olacak küçük engeller üretmek veya anlaşmaya varmak üzereyken yeni şartlar sunarak işi zorlaştırmaktır.
409 . Püskülleri toplamak : Dağınıklığı veya karmaşayı düzenlemek anlamında mecazi olarak kullanılır.
410 . Püsküllü : Görünüşü çok gösterişli, süslü olan veya mecazi olarak başa gelen derdin çok katmerli ve karmaşık olduğunu anlatan bir nitelemedir.
411 . Püsküllü bela : Çözülmesi çok zor olan, sürekli yeni sorunlar çıkaran ve insanı canından bezdirecek kadar uğraştı dertli ve karmaşık meselelerdir.
412 . Püskürtmek : Üzerine gelen bir saldırıyı veya düşmanı geri çekilmeye zorlamak, bir baskıyı etkili bir savunma ile bertaraf ederek uzaklaştırmak demektir.
413 . Püskürüp saçmak : Öfkeyle, kızgınlıkla ve kontrolsüz bir şekilde, düşünmeden ağzına gelen her şeyi söylemek anlamına gelir.
414 . Püsür : Önemsiz, değersiz, ufak tefek şeyler, ıvır zıvır anlamına gelen bir kelimedir.