Deyim O
1 . O an için : O belirli zaman dilimine ve içinde bulunulan duruma özgü olarak anlamına gelen bir ifadedir.
2 . O ana kadar beklemek : Karar veya eylemi, zamanı gelene kadar geciktirmek demektir.
3 . O anda çözüm bulmak : Beklenmedik bir durumda hızlı ve etkili çözüm üretmek demektir.
4 . O anda çözüm üretmek : Beklenmedik bir durumda hızlı ve etkili çözüm geliştirmek anlamına gelir.
5 . O anda çözüm üretmeye odaklanmak : Acil durum karşısında hızlı ve etkili çözüm bulmaya yönelmek demektir.
6 . O anda fark etmek : Olayları veya durumu hemen fark etmek ve anlamak demektir.
7 . O anda farkındalık kazanmak : Durum veya olayı anlık olarak fark etmek ve anlamak anlamındadır.
8 . O anda farkındalık sağlamak : Durumu veya olayı anlık olarak fark etmek ve değerlendirmek anlamına gelir.
9 . O anda harekete geçip çözmek : Fırsat veya sorun karşısında hızlı ve etkili çözüm üretmek demektir.
10 . O anda harekete geçmek : Fırsat veya durum ortaya çıkar çıkmaz hemen eyleme geçmek anlamına gelir.
11 . O anda harekete geçmeye hazır olmak : Fırsat veya duruma anında müdahale edebilmek demektir.
12 . O anda karar almak : Ani bir durum karşısında düşünmeden hızlı ve bilinçli seçim yapmak anlamına gelir.
13 . O anda karar verip uygulamak : Ani gelişen duruma hızlı ve etkili şekilde yanıt vermek demektir.
14 . O anda karar vermek : Düşünmeden veya çok kısa sürede bir eylem veya seçim yapmak demektir.
15 . O anda karar vermek ve uygulamak : Ani bir durum karşısında hızlı ve etkili şekilde hareket etmek anlamına gelir.
16 . O anda karar vermek zorunda kalmak : Ani gelişen durum karşısında hızlı ve bilinçli bir seçim yapmak demektir.
17 . O anda karar vermekten çekinmemek : Hızlı ve doğru eylem için kararsız kalmamak demektir.
18 . O anda karar vermeye hazır olmak : Durum ne olursa olsun hızlı ve bilinçli karar alabilmek demektir.
19 . O anda müdahale etmek : Bir olay veya duruma vakit kaybetmeden hızlı şekilde tepki vermek demektir.
20 . O anda tepki göstermek : Durumun gerektirdiği şekilde derhal karşılık vermek demektir.
21 . O anı değerlendirmek : Şu anda yaşanan durumu bilinçli şekilde kullanmak demektir.
22 . O anı fark ederek değerlendirmek : Şu anda yaşanan durumu bilinçli ve etkili şekilde kullanmak demektir.
23 . O anı fark ederek hareket etmek : Şu anda yaşanan durumu bilinçli şekilde değerlendirmek anlamına gelir.
24 . O anı fark ederek yönlendirmek : Şu anda yaşanan durumu değerlendirip uygun şekilde hareket etmek anlamına gelir.
25 . O anı hatırlamak : Geçmişte yaşanan önemli bir durumu akılda tutmak demektir.
26 . O anı hatırlayarak ders almak : Geçmişte yaşanan olaylardan öğrenim ve tecrübe çıkarmak anlamına gelir.
27 . O anı hatırlayarak ders çıkarmak : Geçmiş deneyimlerden öğrenim ve tecrübe almak demektir.
28 . O anı kaçırmamak : Önemli bir fırsat veya zamanı değerlendirmek için zamanında hareket etmek demektir.
29 . O anı kaçırmamak için dikkat etmek : Önemli bir fırsat veya zamanı gözden kaçırmamak anlamına gelir.
30 . O anı paylaşmak : Yaşanan özel veya önemli bir durumu başkalarıyla birlikte deneyimlemek demektir.
31 . O anı yakalamak : Fırsat veya kritik zamanı en iyi şekilde değerlendirmek anlamına gelir.
32 . O anı yaşamak : Geçmişe veya geleceğe odaklanmadan şu anın farkında olarak yaşamak demektir.
33 . O anı yaşamak ve farkında olmak : Şu anda yaşanan durumu bilinçli şekilde deneyimlemek anlamına gelir.
34 . O anın değerini bilmek : Şu anda yaşanan zamanı fark ederek en iyi şekilde değerlendirmek anlamına gelir.
35 . O anın farkında olmak : Şu anda olan biteni bilerek ve bilinçli şekilde değerlendirmek demektir.
36 . O anın tadını çıkarmak : Şu anda yaşanan deneyim veya durumu keyifle yaşamak demektir.
37 . O bardağı taşıran son damla : Zaten gergin ve tahammül edilmesi zor olan bir durumu, yapılan son bir hata veya söylenen son bir sözle artık patlama noktasına getiren olaydır.
38 . O bardağı taşıran son damla olmak : Zaten gergin olan bir durumu, yapılan son bir hata veya söylenen son bir sözle artık sabredilemez ve kontrol edilemez bir hale getirmektir.
39 . O boyda kalmak : Yaşı ilerlemesine rağmen fiziksel olarak boyu uzamamak veya mecazi anlamda bir işte ya da rütbede hiçbir ilerleme kaydedemeden yerinde saymak durumudur.
40 . O dalgalarda dümen kırmak : Çok zor ve karmaşık bir durumun içerisinden kıvrak bir zekayla, akılcı manevralar yaparak ve rotasını değiştirerek kazasız belasız kurtulmayı başarmak eylemidir.
41 . O duruma adapte olmak : Beklenmedik veya değişen koşullara uyum sağlamak anlamına gelir.
42 . O durumdan ders almak : Yaşanan olay veya hatalardan tecrübe ve öğrenim çıkarmak demektir.
43 . O durumdan kaçmak : Zor veya rahatsız edici bir durumdan uzak durmak ve uzaklaşmak demektir.
44 . O durumu analiz etmek : Ortam veya olayı dikkatlice inceleyip değerlendirmek demektir.
45 . O durumu gözlemlemek : Ortamda olup biten olayları dikkatle izlemek anlamına gelir.
46 . O durumu kabullenmek : Zor veya istenmeyen bir durumu değiştirmeye çalışmadan kabul etmek anlamına gelir.
47 . O durumu kontrol altına almak : Zor veya karmaşık bir durumu yönetip düzeni sağlamak demektir.
48 . O durumu kontrol altında tutmak : Zor veya karmaşık bir süreci başarılı şekilde yönetmek anlamına gelir.
49 . O durumu yönetmek : Zor veya kritik bir süreci etkin ve başarılı şekilde kontrol etmek anlamına gelir.
50 . O dünya bu dünya : Bir kimsenin bir yere gittikten veya bir duruma dahil olduktan sonra bir daha asla geri dönmemesi ya da ondan bir haber alınamaması halidir.
51 . O dünyalık olmak : Bir kimsenin artık bu dünya ile bağının kesilmesi, ağır bir hastalığa yakalanması veya ölüm döşeğine düşerek ahirete hazırlanması durumunu ifade eder.
52 . O fırsatı değerlendirmek : Karşıya çıkan şansı en iyi şekilde kullanmak anlamına gelir.
53 . O fırsatı değerlendirmek için hazır bulunmak : Karşıya çıkan şansı en uygun şekilde kullanmak anlamına gelir.
54 . O fırsatı değerlendirmek için strateji kurmak : Şansı en iyi şekilde kullanmak için plan yapmak demektir.
55 . O fırsatı değerlendirmeye almak : Karşıya çıkan şansı planlı şekilde kullanmak demektir.
56 . O fırsatı kaçırmadan değerlendirmek : Önemli bir zamanı veya fırsatı zamanında ve etkili şekilde kullanmak demektir.
57 . O fırsatı kaçırmamak : Karşıya çıkan şansı zamanında değerlendirip kullanmak demektir.
58 . O fırsatı kaçırmamak için çaba göstermek : Önemli bir şansı zamanında ve etkili şekilde değerlendirmek anlamına gelir.
59 . O fırsatı kullanmak : Karşıya çıkan şansı zamanında ve etkili şekilde değerlendirmek anlamına gelir.
60 . O fırsatı kullanmak için beklemek : Karşıya çıkan şansı en uygun zamanda değerlendirmek anlamına gelir.
61 . O fırsatı kullanmak için hazır olmak : Karşıya çıkan şansı değerlendirmek üzere hazır durumda olmak demektir.
62 . O fırsatı yaratmak : Şartlar uygun olmasa bile bilinçli şekilde fırsat oluşturmak demektir.
63 . O fırsatı yaratmak için çalışmak : Şartlar uygun olmasa bile bilinçli şekilde yeni fırsatlar oluşturmak demektir.
64 . O fırsatı yaratmak için düşünmek : Şartlar uygun olmasa bile bilinçli şekilde fırsat oluşturmak demektir.
65 . O fırsatı yaratmaya çalışmak : Şartlar uygun olmasa bile bilinçli şekilde yeni fırsatlar oluşturmak anlamına gelir.
66 . O gün bugün : Belirli bir olayın yaşandığı andan itibaren, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin o durumun veya kararın hiç değişmeden aynı şekilde devam etmesidir.
67 . O gün gibi ortada olmak : Açık ve net bir durumun, şüpheye yer bırakmayacak şekilde belli olması demektir.
68 . O günü görmemek : Beklenen bir olayın gerçekleşeceği zamanı yaşayacak kadar ömrü yetmemek veya çok arzulanan bir sonuca ulaşamadan bu dünyadan göçüp gitmek demektir.
69 . O hesaba bakarsan : Bir konuyu belirli bir bakış açısıyla veya karşı tarafın sunduğu mantıkla değerlendirdiğinde, ortaya çıkan sonucun aslında çok farklı olduğunu ifade etmek için kullanılır.
70 . O iş tamam : Bir görevin veya bir anlaşmanın tüm pürüzlerinin giderildiğini, artık kesinleştiğini ve hiçbir engel kalmadan başarıyla sonuçlandırıldığını belirten güven dolu bir sözdür.
71 . O işi bitirene kadar uğraşmak : Görev veya sorumluluk tamamlanana dek çaba göstermek ve pes etmemek demektir.
72 . O işi doğru şekilde tamamlamak : Plan veya görevi hatasız ve eksiksiz bir biçimde bitirmek anlamına gelir.
73 . O işi eksiksiz yapmak : Yapılan işi tüm detaylarıyla doğru ve titiz bir şekilde tamamlamak demektir.
74 . O işi planlayarak yapmak : Görev veya işi önceden organize edip uygulamak anlamına gelir.
75 . O işi zamanında bitirmek : Plan veya görevleri belirlenen süre içinde tamamlamak demektir.
76 . O işi zamanında ve düzgün yapmak : Görev veya işi belirlenen süre içinde eksiksiz tamamlamak demektir.
77 . O işi zamanında ve eksiksiz yapmak : Görev veya işi belirlenen süre içinde tamamlamak ve eksiksiz gerçekleştirmek anlamına gelir.
78 . O işi zamanında yetiştirmek : Görev veya planlanan işi belirlenen sürede tamamlamak anlamına gelir.
79 . O işin detayını bilmek : Karmaşık veya önemli bir işin ayrıntılarını ve inceliklerini anlamak anlamına gelir.
80 . O işin detaylarını bilmek : Karmaşık veya önemli bir işin tüm ayrıntılarını anlamak demektir.
81 . O işin hakkını teslim etmek : Yapılan işin emeğine ve kalitesine gereken değeri vermek anlamına gelir.
82 . O işin hakkını vermek : Yapılan işte gerekli özeni ve emeği göstermek demektir.
83 . O işin içinden çıkmak : Zor veya karmaşık bir durumdan başarılı bir şekilde kurtulmak anlamına gelir.
84 . O işin inceliklerini bilmek : Karmaşık veya önemli bir işin detaylarını ve sırlarını anlamak demektir.
85 . O işin inceliklerini fark etmek : Karmaşık veya önemli bir işin kritik noktalarını anlamak anlamına gelir.
86 . O işin inceliklerini öğrenmek : Karmaşık veya detaylı bir işin püf noktalarını anlamak demektir.
87 . O işin kritik noktasını anlamak : Plan veya sürecin en önemli ve belirleyici kısmını fark etmek anlamına gelir.
88 . O işin kritik noktasını bilmek : Plan veya sürecin en önemli ve belirleyici kısmını fark etmek anlamına gelir.
89 . O işin püf noktasını bilmek : Zor veya karmaşık bir işin en kritik ve önemli ayrıntısını anlamak anlamına gelir.
90 . O işin püf noktasını görmek : Karmaşık bir durumun en kritik ve belirleyici kısmını fark etmek demektir.
91 . O işin sorumluluğunu almak : Yapılan işin tüm sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.
92 . O işin sorumluluğunu üstlenmek : Yapılan işin tüm sorumluluğunu kabul etmek ve yerine getirmek anlamına gelir.
93 . O işin üstesinden gelmek : Zor veya karmaşık bir durumu başarıyla tamamlamak anlamına gelir.
94 . O işten anlamak : Belirli bir konuda bilgi ve tecrübeye sahip olmak demektir.
95 . O kadar kusur kadı kızında da bulunur : Çok güzel olan bir şeyin veya genel olarak başarılı bir insanın küçük, önemsiz ve görmezden gelinebilecek hatalarının olabileceğini anlatan bir hoşgörü sözüdür.
96 . O kadarına razı olmak : İdeal veya beklenenden daha azına memnun olmak ve kabullenmek demektir.
97 . O kadarını beklemek : Olabilecek maksimum miktarı veya sonucu tahmin etmek demektir.
98 . O kadarını bilmek : Sadece gerekli ve yeterli bilgiye sahip olmak, fazlasına gerek duymamak anlamına gelir.
99 . O kadarını bilmek yeter : Gereken minimum bilgiye sahip olmak, fazlasına gerek duymamak demektir.
100 . O kadarını tahmin etmek : Gerçekleşebilecek maksimum veya minimum durumu önceden kestirebilmek anlamına gelir.
101 . O kadarını yapmak yeter : Belirli bir amaca ulaşmak için gerekli minimum çabayı göstermek anlamına gelir.
102 . O kafada olmak : Belirli bir düşünce yapısına, dünya görüşüne veya o anki ruh haline sahip olmak; çevresindeki olayları sadece kendi zihin yapısına göre değerlendirmek halidir.
103 . O kapı senin bu kapı benim gezmek : Bir işi halletmek veya bir yardım bulmak amacıyla hiç durmadan, yorulmadan pek çok farklı yere veya kişiye başvuruda bulunmaktır.
104 . O kişiye güvenmek : Birinin yetenek, bilgi veya dürüstlüğüne inanarak ona güvenmek anlamındadır.
105 . O kişiye güvenmek ve dayanmak : Karşı tarafın yetenek veya desteğine inanarak iş veya plan yürütmek demektir.
106 . O kişiye güvenmek ve destek olmak : Karşı tarafın yetenek ve planına inanarak ona yardımcı olmak anlamına gelir.
107 . O kişiye örnek olarak davranmak : Tutum ve davranışıyla başkalarına model olmak demektir.
108 . O kişiye örnek olmak : Davranış veya tutumuyla başkalarına ilham ve örnek teşkil etmek anlamına gelir.
109 . O kişiye örnek teşkil etmek : Davranış ve tutumuyla başkalarına model olmak anlamına gelir.
110 . O kişiyi anlamak : Başkalarının düşünce, duygu ve davranışlarını doğru şekilde kavramak demektir.
111 . O kişiyi anlamaya çalışmak : Başkalarının duygularını ve düşüncelerini kavramak için çaba göstermek anlamına gelir.
112 . O kişiyi anlamaya ve destek olmaya çalışmak : Başkalarının duygu ve düşüncelerini kavrayarak yardımcı olmak anlamına gelir.
113 . O kişiyi cesaretlendirmek : Birine güven ve motivasyon vererek harekete geçmesini sağlamak anlamına gelir.
114 . O kişiyi desteklemek : Bir kişinin iş, plan veya hedeflerinde yardımcı ve güven verici olmak demektir.
115 . O kişiyi destekleyerek güç vermek : Birinin hedef veya planlarında yardımcı ve motive edici olmak demektir.
116 . O kişiyi ikna etmek : Karşı tarafı kendi düşünce veya planına inandırmak anlamına gelir.
117 . O kişiyi motive ederek yönlendirmek : Karşı tarafı harekete geçirecek şekilde cesaret ve destek vermek demektir.
118 . O kişiyi motive edip cesaretlendirmek : Birini harekete geçirecek şekilde güven ve enerji vermek demektir.
119 . O kişiyi motive etmek : Birini harekete geçirecek şekilde güven ve enerji vermek anlamına gelir.
120 . O kişiyi yönlendirmek : Karşı tarafı uygun şekilde bilgilendirerek veya teşvik ederek yönlendirmek demektir.
121 . O kişiyle anlaşmak : Bir kişiyle fikir birliği sağlamak veya uyumlu davranmak demektir.
122 . O kulakla duymaz : Söylenenleri işitmek istemeyen, uyarılara kulak asmayan veya algısı kapalı olduğu için anlatılan gerçekleri bir türlü kavrayamayan kişiler için kullanılan bir tabirdir.
123 . O mahallede sakız çiğnememek : Birinin bulunduğu ortamda veya ilgilendiği konuda o kişiye karşı kurnazlık yapılamayacağını, onun her şeyi bildiğini ve kolayca aldatılamayacağını ifade eder.
124 . O meyve bu ağaçta yetişmez : Beklenen bir davranışın veya sonucun, o kişinin karakterine ya da mevcut şartlara tamamen aykırı olduğunu, ondan böyle bir şeyin çıkmayacağını belirtir.
125 . O noktaya odaklanmak : Plan veya süreçte en kritik ve önemli noktayı öncelik olarak almak anlamına gelir.
126 . O noktaya ulaşmak : Plan veya hedef doğrultusunda kritik ve belirleyici noktaya varmak anlamına gelir.
127 . O noktaya ulaşmak için kararlı olmak : Hedefe varmak için istikrarlı ve dikkatli bir şekilde ilerlemek anlamına gelir.
128 . O noktaya ulaşmak için odaklanmak : Hedefe varmak için dikkat ve çabayı en kritik noktaya yönlendirmek anlamına gelir.
129 . O noktaya ulaşmak için plan yapmak : Hedefe varmak için gerekli adım ve stratejileri oluşturmak demektir.
130 . O noktayı göz önünde bulundurmak : Hedef veya plan için kritik ve önemli unsurları dikkate almak anlamına gelir.
131 . O noktayı gözeterek ilerlemek : Hedefe ulaşmak için kritik ve önemli unsurları dikkate alarak adım atmak demektir.
132 . O noktayı gözetmek : Hedefe ulaşmak için kritik ve önemli unsurları dikkate almak anlamına gelir.
133 . O noktayı hedeflemek : Plan veya süreçte kritik ve önemli noktaya yönelmek anlamına gelir.
134 . O olaya kayıtsız kalmak : Bir duruma veya olaya müdahale etmeden sessiz kalmak demektir.
135 . O ortamda etkili olmak : Bulunduğu yer veya durum üzerinde güçlü bir etki yaratmak anlamına gelir.
136 . O ortamı değiştirmek : Bulunulan yerin havasını, düzenini veya ruh halini olumlu veya olumsuz yönde etkilemek anlamına gelir.
137 . O ortamı etkili şekilde yönetmek : Bulunduğu yer veya durumu başarılı şekilde kontrol etmek demektir.
138 . O ortamı olumlu şekilde değiştirmek : Bulunduğu yerin havasını veya düzenini iyi yönde etkilemek demektir.
139 . O ortamı olumlu şekilde etkilemek : Bulunduğu yer veya durumu iyi yönde değiştirmek ve etki yaratmak anlamına gelir.
140 . O ortamı olumlu şekilde yönlendirmek : Bulunduğu yer veya durumu iyi yönde değiştirerek etkili olmak demektir.
141 . O ortamı olumlu yönde etkilemek : Bulunduğu yer veya durumu iyi yönde değiştirmek ve katkı sağlamak anlamına gelir.
142 . O sesi duymazdan gelmek : Var olan uyarı veya uyarıcı sinyalleri görmezden gelmek anlamına gelir.
143 . O şansa güvenmek : Beklenmedik ve rastgele durumların lehine sonuçlanmasını ummak anlamına gelir.
144 . O taraklarda bezi olmamak : Söz konusu edilen işle veya durumla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, o tip işlere asla karışmadığını ve o çevrelere girmediğini belirtmek için kullanılır.
145 . O tarakta bezi olmamak : Bir iş veya durumla hiçbir ilgisi ve alakası bulunmamak anlamına gelen bir deyimdir.
146 . O yanına kar kaldı : Yaptığı kötü veya yanlış bir davranışın yanına kâr kalması, cezasız kalması anlamına gelir.
147 . O yolda ilerlemek : Hedef veya plan doğrultusunda adım adım ve kararlı şekilde hareket etmek demektir.
148 . O yollardan biz de geçtik : Karşısındakinin yaşadığı tecrübeleri, düştüğü hataları veya geçtiği zorlu aşamaları kendisinin de çok önceden yaşadığını ve bu konuda deneyimli olduğunu bildiren bir ifadedir.
149 . Oba kurmak : Bir yere toplu halde yerleşmek, çadır kurmak veya kalabalık bir grup oluşturarak bir alanı işgal etmek anlamına gelir.
150 . Objektif olmak : Bir konuyu kişisel duygu, düşünce veya çıkarlardan uzak, tarafsız ve adil bir şekilde değerlendirmek demektir.
151 . Obruk gibi çökmek : Ani ve beklenmedik bir şekilde hızla çökme veya başarısızlığa uğramak anlamına gelir.
152 . Obur dünya : İnsanoğlunun sahip olduğu her şeyi, eninde sonunda toprağa gömen ve her canlıyı bir gün yutan ölümü veya mezarı temsil eden mecazi bir tabirdir.
153 . Ocağı batmak : Bir ailenin veya bir iş yerinin maddi olarak tamamen çökmesi, servetini kaybetmesi ve tüm varlığının yok olarak perişan bir duruma düşmesi demektir.
154 . Ocağı belirsiz : Soyu sopu, nereden geldiği veya aile kökleri belli olmayan, kimliği şüpheli kişiler için kullanılır.
155 . Ocağı sönmek : Bir ailenin soyunun tükenmesi, evladının olmaması veya aile ocağının kalıcı olarak terk edilmesi demektir.
156 . Ocağı sönmüşe dönmek : Büyük bir felaket veya yıkım sonrası tüm neşesini, umudunu ve yaşama sevincini kaybederek tamamen perişan ve bitkin bir ruh haline bürünmek durumudur.
157 . Ocağı tütmek : Bir ailenin varlığını sürdürmesi, evinde dirlik ve düzenin devam etmesi, geçim sıkıntısı çekmeden huzurlu bir yaşamın süregitmesi anlamına gelen güzel bir deyimdir.
158 . Ocağına düşmek : Çok çaresiz ve zor bir durumda kalarak birinden kendisine yardım etmesi, kendisini koruması veya bir sıkıntıdan kurtarması için büyük bir acizlikle yalvarmaktır.
159 . Ocağına incir ağacı dikmek : Birinin evini barkını, yuvasını ve düzenini tamamen bozmak, onu yerle bir etmek anlamına gelen bir deyimdir.
160 . Ocağına incir dikmek : Bir kimsenin evini, barkını veya işini bilinçli bir şekilde yapılan kötülüklerle dağıtmak, onun düzenini tamamen bozarak geri dönülemez bir zarara uğratmaktır.
161 . Ocağına körük tutmak : Zaten var olan bir kavga, anlaşmazlık veya öfkeyi daha da şiddetlendirecek sözler söylemek demektir.
162 . Ocağını söndürmek : Bir aileyi dağıtmak, o evin birliğini bozmak veya evin reisini ortadan kaldırarak o hanenin devamlılığına son verecek kadar ağır bir kötülük yapmaktır.
163 . Ocağını tüttürmek : Bir ailenin geçimini sağlamaya devam etmek, evdeki düzeni korumak ve o hanenin varlığını her türlü zorluğa rağmen sürdürmek için çabalamak demektir.
164 . Ocağını yakmak : Bir kimsenin evlenip aile kurmasına yardımcı olmak veya sönmek üzere olan bir yuvanın maddi ve manevi desteklerle yeniden canlanmasını sağlamaktır.
165 . Ocak açmak : Bir gelenek gereği şifa dağıtan bir merkez kurmak veya yardıma muhtaç insanların sığınabileceği, karnını doyurabileceği sürekli ve güvenilir bir yer oluşturmaktır.
166 . Ocak başına geçmek : Genellikle lokantalarda veya kebapçılarda yemek pişirilen yerin idaresini üstlenmek ya da mecazi olarak bir işin mutfağında, yani üretim merkezinde görev almaktır.
167 . Ocak çekirgeye kalmak : Bir ailenin veya bir kurumun başında bulunan yetkin ve güçlü kişilerin yok olması sebebiyle, yönetimin işe yaramaz ve beceriksiz kişilerin eline geçmesi halidir.
168 . Ocak dışı etmek : Bir kimseyi bağlı bulunduğu topluluktan, meslek grubundan veya aile birliğinden kurallara aykırı davrandığı gerekçesiyle tamamen uzaklaştırmak ve ilişkisini kesmektir.
169 . Ocakçılık etmek : Genellikle kahvehanelerde veya iş yerlerinde çay, kahve gibi içecekleri hazırlayıp sunma işini sürekli bir meslek olarak yerine getirmek anlamına gelir.
170 . Od basmak : Geceleyin, insanın üzerine birdenbire bir ağırlık ve uyku çökmesi, halk inanışındaki bir çeşit karabasan halidir.
171 . Od kaza, su kaza : Başımıza gelebilecek her türlü felakete, yangına, sele veya görünmez kazalara karşı hazırlıklı olunması gerektiğini hatırlatan, korunma arzusu içeren bir tabirdir.
172 . Od kırmak : Çok sert olan bir tutumu yumuşatmak, birinin öfkesini dindirmek veya zorlu bir engeli sabırla ve kararlı bir çabayla aşarak etkisiz hale getirmektir.
173 . Oda hapsi vermek : Birini cezalandırmak amacıyla bulunduğu kapalı mekandan dışarı çıkmasını bir süreliğine yasaklamak ve onu dış dünyadan tamamen soyutlayarak kontrol altında tutmaktır.
174 . Oda hapsine çarptırılmak : Disiplin kurallarına aykırı davranan birinin ceza olarak belirli bir süre boyunca bulunduğu odadan dışarı çıkmasının yasaklanması ve kimseyle görüştürülmemesi durumudur.
175 . Odak noktası olmak : Bir konuşma, tartışma veya faaliyetin en çok ilgi gören ve üzerinde durulan merkezi unsuru haline gelmek demektir.
176 . Odamıza girmek gibi rahat olmak : Bir ortamda kendini tamamen özgür ve rahat hissetmek anlamına gelir.
177 . Odanın havasını değiştirmek : Bulunduğu ortamın ruhunu veya atmosferini etkileyerek olumlu veya olumsuz değiştirmek demektir.
178 . Odun gibi biri : Duyguları gelişmemiş, incelikten ve nezaketten anlamayan, çevresindeki insanlara karşı kaba ve anlayışsız davranan sert karakterli kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
179 . Odun kırmak : Bir tartışmada karşısındakini kıracak, incitecek ve nezaket kurallarına tamamen aykırı olan çok kaba ve düşüncesizce sözler sarf etmek eylemidir.
180 . Odun yükü ile dayak yemek : Çok şiddetli bir şekilde, vücudunda morluklar ve yaralar oluşacak derecede acımasızca dövülmek ve bu sebeple büyük bir fiziksel acı çekmek anlamına gelir.
181 . Odunu yemek : Haksız yere veya fazladan ceza, azar veya sitem ile karşılaşmak anlamına gelen bir deyimdir.
182 . Of çekmek : İçinde bulunduğu büyük bir kederi, sıkıntıyı veya yorgunluğu dışarı vurmak amacıyla derinden ve sesli bir şekilde soluk vererek rahatlamaya çalışmaktır.
183 . Oflaya puflaya : Bir işi isteksizce, söylenerek ve zoraki bir şekilde yapmak anlamına gelen bir deyimdir.
184 . Oflayıp puflamak : Bir işi yaparken sürekli şikayet ederek, söylenerek ve isteksizce çalışmak anlamına gelen bir deyimdir.
185 . Ofsayta düşmek : Planladığı bir işte zamanlama hatası yaparak zor durumda kalmak veya bir tartışmada savunmasız yakalanarak haksız duruma düşmek anlamına gelen mecazi bir deyimdir.
186 . Oğul balı gibi : Çok tatlı, lezzetli ve ağızda hoş bir tat bırakan yiyecekleri tanımlamak için kullanılan bir benzetmedir.
187 . Oğul ballı, torun kaymak : İnsanların kendi çocuklarını çok sevdiklerini ancak çocuklarının çocukları olan torunlarını onlardan daha fazla, çok daha derin bir sevgiyle benimsediklerini anlatan bir deyimdir.
188 . Oğul gibi davranmak : Saygılı, sorumluluk sahibi ve olgun bir şekilde hareket etmek anlamındadır.
189 . Oğul uşak sahibi olmak : Evlenip çoluk çocuğa karışmak, geniş bir aile kurmak ve evinin sorumluluğunu taşıyan, çocuklarının geleceğiyle ilgilenen bir aile reisi konumuna gelmektir.
190 . Oğul vermek : Bir yerin veya ortamın aşırı kalabalık ve sıkışık bir hale gelmesi, insan kaynaması anlamına gelen bir deyimdir.
191 . Ok atmak : Bir amaca ulaşmak için girişimde bulunmak veya mecazi anlamda birine dokunaklı, iğneleyici ve hedefi tam on ikiden vuran sert sözler söylemektir.
192 . Ok gibi fırlamak : Bulunduğu yerden çok büyük bir hızla, çeviklikle ve aniden hareket ederek uzaklaşmak veya bir hedefe doğru hızla yol almak durumudur.
193 . Ok gibi saplanmak : Söylenen iğneleyici bir sözün veya acı bir gerçeğin insanın kalbine ya da zihnine derin bir üzüntü verecek şekilde aniden ve sertçe yerleşmesidir.
194 . Ok gibi yerinde durmak : Hiç kıpırdamadan, dimdik ve disiplinli bir şekilde olduğu yerde sabit durmak demektir.
195 . Ok yaydan çıkmak : Bir sürecin geri dönülemez bir noktaya gelmesi, alınan kararın uygulanmaya başlanması ve artık sonucu değiştirmek için yapılacak hiçbir şeyin kalmaması halidir.
196 . Ok yaydan çıktı : Yapılmasından vazgeçilemeyecek bir iş için artık geri dönüşün olmadığını ifade eden bir deyimdir.
197 . Okka altına gitmek : Hiçbir suçu veya günahı olmadığı halde, başkalarının yaptığı bir hata ya da karışıklık yüzünden büyük bir zarara uğramak veya ağır bir ceza almaktır.
198 . Okka çekmek : Bir nesnenin veya durumun ağırlığını, önemini tartmak veya mecazi anlamda bir olayın ne kadar ciddi sonuçlar doğuracağını derinlemesine hesap etmek demektir.
199 . Okka her zaman dört yüz dirhem etmez : Şartların her zaman beklendiği gibi gitmeyeceğini, hayatta her an sürprizlerin ve değişikliklerin olabileceğini anlatan temkinli bir uyarı sözüdür.
200 . Okkanın altına girmek : Bir şeyin ağır bedelini veya sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmak anlamına gelen bir deyimdir.
201 . Okların hedefi olmak : Bir sebeple herkesin eleştiri, suçlama ve saldırı oklarını üzerine çekmek anlamına gelen bir deyimdir.
202 . Oksijen çadırına almak : Bir kişiyi veya konuyu, dış etkenlerden tamamen izole edip korumaya almak anlamına gelir.
203 . Okumak yazmaktan anlamamak : Hiç eğitim görmemiş, cahil ve temel bilgilerden yoksun olmak anlamına gelen bir deyimdir.
204 . Okumuş canavar : Çok fazla eğitim almasına ve yüksek mevkilerde bulunmasına rağmen, ahlaki değerlerden yoksun olan ve bilgisini başkalarına zarar vermek için kullanan kimsedir.
205 . Okumuşu okumuşa : Aynı eğitim ve kültür seviyesine sahip kişilerin birbirini daha iyi anladığını ifade eden bir sözdür.
206 . Okunmuş üflenmiş gibi : Bir işin hiçbir engel çıkmadan, kendiliğinden ve mucizevi bir şekilde hızla hallolması veya birinin aniden iyileşmesi durumunda kullanılan bir benzetmedir.
207 . Okuryazar olmak : Sadece okuma ve yazma bilmek değil, aynı zamanda kültürel konularda fikir sahibi olmak ve dünyadaki gelişmeleri takip edebilecek bir birikime ulaşmaktır.
208 . Okuryazar takımı : Toplum içinde eğitim almış, belirli bir kültürel seviyeye ulaşmış ancak bazen halkın değerlerinden kopuk hareket eden aydın kesimi ifade etmek için kullanılan bir tabirdir.
209 . Okuyup üflemek : Bir sorunu veya hastalığı, büyü ve muska gibi geleneksel yöntemlerle iyileştirmeye çalışmak demektir.
210 . Okyanus gibi derin düşünmek : Çok derin ve kapsamlı şekilde düşünmek veya fikir üretmek anlamına gelir.
211 . Okyanus ötesi : Çok uzak, denizlerin ötesinde kalan ülkeler ve coğrafyalar için kullanılan bir ifadedir.
212 . Okyanusu geçip derede boğulmak : Çok büyük ve zorlu engelleri başarıyla aştıktan sonra, işin sonuna gelindiğinde çok küçük ve önemsiz bir ayrıntı yüzünden başarısızlığa uğramaktır.
213 . Ola ki : Belki, ihtimal dahilinde ve ne olur ne olmaz anlamlarını taşıyan bir ihtiyat ifadesidir.
214 . Olabildiğince dikkatli olmak : Mevcut şartlar içinde maksimum özen ve dikkat göstermek anlamına gelir.
215 . Olabildiğince hızlı ilerlemek : Mevcut koşullar dahilinde maksimum hız ve performans göstermek demektir.
216 . Olabildiğince hızlı olmak : Mevcut koşullar dahilinde en yüksek hızda hareket etmek anlamına gelir.
217 . Olabilecek en iyi sonucu almak : Çabalar sonucunda elde edilebilecek maksimum faydayı sağlamak anlamındadır.
218 . Olabilecek en iyi sonucu elde etmek : Çaba veya süreç sonucunda en yüksek verimi sağlamak anlamına gelir.
219 . Olabilecek en iyisini yapmak : Mevcut şartlarda en yüksek kalite ve performansı ortaya koymak anlamındadır.
220 . Olacağına varmak : Tüm çabalara ve alınan önlemlere rağmen, bir işin kaçınılmaz olan sonucuna ulaşması ve alın yazısının gerçekleşmesi durumunu ifade eden bir kabulleniş sözüdür.
221 . Olacak şey değil : İnanılması güç, akıl almaz ve beklenmedik bir durum karşısında söylenen şaşkınlık ifadesidir.
222 . Olağan akışında : Normal seyrinde, beklenildiği gibi ve herhangi bir sürpriz olmadan ilerleyen süreçleri ifade eder.
223 . Olağan dışı bir durum : Normal kabul edilenin dışına çıkan, sıra dışı ve beklenmedik olayları tanımlamak için kullanılır.
224 . Olağan şüpheliler : Bir olay olduğunda, geçmişleri nedeniyle ilk akla gelen ve sorgulanan kişileri ifade eder.
225 . Olağanüstü bir hızla ilerlemek : Çok hızlı ve etkileyici bir şekilde bir iş veya süreç içinde yol almak demektir.
226 . Olağanüstü bir sabır göstermek : Zorlu şartlar karşısında tahammül ve direnç göstermek anlamına gelir.
227 . Olağanüstü hal : Normal yönetim ve hukuk kurallarının askıya alındığı, olağan dışı yetkilerin kullanıldığı olağan dışı dönemdir.
228 . Olan biten : Meydana gelen tüm olayların, yaşanan süreçlerin ve o ana kadar gerçekleşmiş olan her şeyin genelini ifade eden kapsamlı bir tabirdir.
229 . Olan bitene razı olmak : Yaşanan olayların sonucunu değiştiremeyeceğini anlamak ve mevcut durumu şikayet etmeden, kaderine boyun eğerek olduğu gibi kabullenmek ve sessizce beklemek durumudur.
230 . Olan biteni anlamak : Bir durum veya olaylar dizisi hakkında gerçekleri kavramak, neler olduğunu çözmek demektir.
231 . Olan biteni dikkatle izlemek : Ortamda olup biten olayları titiz bir şekilde gözlemlemek demektir.
232 . Olan biteni gözlemlemek : Ortamda olup biten olayları dikkatlice izlemek ve anlamlandırmak demektir.
233 . Olan dört başı mamur : Her şeyi tam ve eksiksiz, kusursuz ve mükemmel bir şekilde olan durumlar için kullanılır.
234 . Olan oldu : Geri dönüşü olmayan, artık düzeltilmesi mümkün olmayan bir durumun yaşandığını ve bu sonuçla yüzleşmekten başka çare kalmadığını belirten bir ifadedir.
235 . Olanca gücüyle çalışmak : Tüm fiziksel ve zihinsel kapasitesini kullanarak bir iş yapmak anlamına gelir.
236 . Olanda hayır vardır : Başımıza gelen olumsuz veya istenmeyen olayların bile ileride bizim için iyi sonuçlar doğurabileceğine inanarak teselli bulma ve kadere rıza gösterme halidir.
237 . Olanı biteni anlamak : Çevrede gelişen gizli kalmış olayların gerisindeki asıl nedeni kavramak ve karmaşık durumların iç yüzünü tüm detaylarıyla doğru bir şekilde analiz etmektir.
238 . Olanı biteni süzmek : Çevrede gelişen tüm olayları, konuşulan sözleri ve insanların tavırlarını büyük bir dikkatle inceleyerek arka plandaki gizli niyetleri anlamaya çalışmak ve analiz etmektir.
239 . Olanı kabullenmek : Gerçekleşmiş durumu değiştirmeye çalışmadan kabul etmek ve buna göre hareket etmek demektir.
240 . Olanı olduğu gibi kabul etmek : Gerçekleşmiş durumu değiştirmeye çalışmadan kabul etmek ve buna göre davranmak demektir.
241 . Olanları hazmetmek : Yaşanan şok veya sürpriz bir olayı kabullenmek, onun etkisinden kurtulup normale dönmek demektir.
242 . Olap bitap düşmek : Aşırı derecede çalışmaktan, yorulmaktan veya hastalıktan dolayı vücudundaki tüm enerjinin tükenmesi ve hareket edemeyecek kadar dermansız kalmak durumudur.
243 . Olasılığı değerlendirmek : Gelecekteki tüm olasılıkları göz önünde bulundurarak karar vermek anlamına gelir.
244 . Olasılığı en iyi şekilde kullanmak : Mevcut fırsat ve durumları maksimum verimle değerlendirmek demektir.
245 . Olasılığı en üst düzeyde görmek : Tüm ihtimalleri ve sonuçları kapsamlı şekilde değerlendirmek anlamına gelir.
246 . Olasılığı görmek : Gelecekteki ihtimalleri ve olası sonuçları önceden tahmin etmek demektir.
247 . Olasılığı maksimum düzeyde kullanmak : Mevcut fırsat ve koşullardan en yüksek faydayı sağlamak anlamına gelir.
248 . Olasılığı önceden hesaplamak : Gelecekteki tüm olası sonuçları dikkatlice değerlendirip plan yapmak anlamına gelir.
249 . Olasılığı zorlamak : Normal şartlarda mümkün görünmeyen seçenekleri denemek ve risk alarak ilerlemek anlamındadır.
250 . Olasılıkları değerlendirmek : Gelecekteki seçenekleri ve sonuçları dikkatlice gözden geçirmek demektir.
251 . Olasılıkları hesaplamak : Gelecekte olabilecek sonuçları önceden değerlendirmek demektir.
252 . Olasılıkları zorlamak : Normal şartlarda mümkün görünmeyen seçenekleri denemek ve risk almak anlamına gelir.
253 . Olasılıkları zorlayarak denemek : Normal şartlarda mümkün görünmeyen seçenekleri risk alarak denemek anlamına gelir.
254 . Olay çıkarmak : Gereksiz yere veya kasıtlı olarak kavga, gürültü veya tartışma başlatmak anlamına gelen bir deyimdir.
255 . Olay mahalline gitmek : Bir kaza, suç veya önemli bir olayın gerçekleştiği yere ulaşmak ve incelemek demektir.
256 . Olay yaratmak : Toplumda veya bir çevrede büyük yankı uyandıracak, konuşulacak bir davranışta bulunmak demektir.
257 . Olayı büyütmeden çözmek : Küçük bir sorunu abartmadan ve gereksiz karmaşaya girmeden halletmek demektir.
258 . Olayı büyütmek : Küçük veya önemsiz bir durumu gereğinden fazla abartmak anlamındadır.
259 . Olayı büyütmemek : Küçük veya önemsiz bir durumu gereğinden fazla abartmamak demektir.
260 . Olayı etkili şekilde yönetmek : Ortamda olup biten durumu başarılı ve verimli şekilde kontrol etmek demektir.
261 . Olayı kontrol etmek : Ortamda olup biten durumları yönetmek ve yönlendirmek demektir.
262 . Olayı sakin karşılamak : Beklenmedik durum veya problemi panik yapmadan değerlendirmek anlamındadır.
263 . Olayın iç yüzü : Bir olayın herkesçe bilinmeyen, gizli kalmış ve asıl sebep olan gerçeklerini ifade eder.
264 . Olayları etkili şekilde yönetmek : Ortamda olup biten durumu başarılı ve verimli şekilde kontrol etmek anlamına gelir.
265 . Olayları sakin karşılamak : Beklenmedik durum veya sıkıntıları panik yapmadan ve soğukkanlılıkla ele almak demektir.
266 . Oldu bittiye getirmek : Bir işi başkalarına danışmadan veya yeterince düşünülmesine fırsat vermeden aceleyle karara bağlayıp, karşı çıkılmasını engelleyecek şekilde hızla sonuçlandırmaktır.
267 . Oldu olacak : Madem bir işe başlandı veya madem bu noktaya gelindi, bari geri kalan eksiklikler de tamamlansın anlamında kullanılan teşvik edici bir sözdür.
268 . Oldum bittim : Kendini bildi bileli, geçmişten günümüze kadar her zaman aynı şekilde devam eden alışkanlıkları veya durumları belirtmek için kullanılan bir zaman zarfıdır.
269 . Olgun bir karar vermek : Acele etmeden, mantıklı ve sorumluluk sahibi bir seçim yapmak anlamına gelir.
270 . Olgun bir şekilde karar vermek : Mantıklı, sorumluluk sahibi ve dengeli bir şekilde seçim yapmak demektir.
271 . Olgun bir tavır göstermek : Sabırlı, mantıklı ve sorumluluk sahibi bir şekilde davranmak demektir.
272 . Olgun bir tavır takınmak : Sabırlı, mantıklı ve sorumluluk sahibi davranışlar sergileyerek durumu yönetmek demektir.
273 . Olgun bir yaklaşım sergilemek : Durum veya kişilere karşı mantıklı, sabırlı ve sorumlu davranmak anlamındadır.
274 . Olgun davranmak : Durumlar karşısında mantıklı, sabırlı ve sorumlu hareket etmek demektir.
275 . Olmadı baştan : Yapılan bir işin istenilen nitelikte olmaması nedeniyle her şeyi iptal edip, en başa dönerek süreci yeniden başlatma kararı almaktır.
276 . Olmayacak duaya amin demek : Gerçekleşmesi imkansız, boş bir hayalin veya plansız bir girişimin peşinden gitmek demektir.
277 . Olmayacak iş : Gerçekleşmesi mümkün olmayan, imkansız ve boş hayal olan girişimleri tanımlamak için kullanılır.
278 . Olmazı istemek : Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şeyin peşinden gitmek veya talep etmek demektir.
279 . Olmazı mümkün kılmak : Zor veya imkânsız gibi görünen bir durumu başarıyla gerçekleştirmek anlamına gelir.
280 . Olmazı oldurmak : Zor veya imkânsız gibi görünen bir durumu başarıyla gerçekleştirmek demektir.
281 . Olmazı oldurmak için çaba göstermek : Zor veya imkânsız gibi görünen bir durumu başarmak için çalışmak demektir.
282 . Olmazı oldurmak için çabalamak : Zor veya imkânsız gibi görünen bir şeyi başarmak için çalışmak anlamındadır.
283 . Olmazı oldurmak için plan yapmak : Zor veya imkânsız görünen bir şeyi başarmak için önceden strateji kurmak demektir.
284 . Olmazı oldurmak için uğraşmak : İmkânsız gibi görünen bir durumu başarıyla gerçekleştirmek için çabalamak demektir.
285 . Olmuş armut gibi : Bir işin veya durumun artık sonuçlanmış, değiştirilemez ve kabullenilmiş hali için kullanılır.
286 . Olmuyor demekle olmuyor : Sadece şikayet ederek veya imkansızlıkları dile getirerek bir sonuca varılamayacağını, mutlaka eyleme geçmek ve çaba sarf etmek gerektiğini anlatan bir sözdür.
287 . Olsa olsa : Bir tahminin veya bir ihtimalin en fazla ulaşabileceği sınırı belirtmek amacıyla kullanılan, kesinlikten uzak bir olasılık bildiren ifadedir.
288 . Olta atmak : Birinden bilgi sızdırmak veya birinin niyetini anlamak için ona hissettirmeden dolaylı sorular sormak veya yem niteliğinde bir teklif sunmaktır.
289 . Oltaya takılmak : Birinin hazırladığı sinsi bir tuzağa veya hileli bir plana fark etmeden düşmek ve bu durumun sonucunda maddi ya da manevi zarara uğramaktır.
290 . Olumlu sonuç almak : Yapılan iş veya çabanın beklenen şekilde başarılı sonuçlanması anlamındadır.
291 . Olumsuzlukları bertaraf etmek : Karşılaşılan engel, sorun veya sıkıntıları etkili bir şekilde ortadan kaldırmak demektir.
292 . Olup biteni seyretmek : Bir olay karşısında hiçbir müdahalede bulunmadan, pasif bir şekilde izlemek demektir.
293 . Olup olacağı : Elde olan, mevcut imkanlar ve koşullar çerçevesinde ulaşılabilecek en iyi durumu ifade eder.
294 . Olur gözüyle bakmak : Bir işin veya bir isteğin gerçekleşme ihtimalini yüksek görmek, o duruma sıcak bakmak ve onay verici bir tavır sergilemektir.
295 . Olur olmaz : Gereksiz, zamansız ve uygunsuz bir şekilde, düşünmeden yapılan davranışlar için kullanılır.
296 . Olur şey değil : Kabul edilemez, mantığa aykırı ve asla onaylanamayacak bir durumu reddetmek için söylenir.
297 . Oluruna bırakmak : Bir işin sonucuna müdahale etmemek, onun kendi seyrinde gelişmesine izin vermek demektir.
298 . Oluruna gitmek : Bir işi veya durumu zorlamadan, olduğu gibi kabullenerek ve akışına bırakarak yaşamak demektir.
299 . Olurunda gitmek : İşlerin hiçbir engel veya pürüz çıkmadan, planlandığı gibi ve normal akışında sorunsuz bir şekilde ilerleme göstermesi durumudur.
300 . Omlet yapmak için yumurta kırmak : Bir hedefe ulaşmak için bazı küçük kayıpları veya zorlukları göze almak gerektiğini anlatır.
301 . Omurgasız davranmak : Belirli bir prensibi veya duruşu olmayan, çıkarlarına göre sürekli taraf değiştiren ve güçlü olanın yanında yer alan karakter yoksunu kişileri eleştiren bir deyimdir.
302 . Omuz omuza vermek : Zor bir iş veya mücadele sırasında dayanışma içinde birbirine destek olarak kenetlenmek demektir.
303 . Omuz silkip geçmek : Kendisine yönelik yapılan bir eleştiriyi, uyarıyı veya önemli bir olayı hiç ciddiye almadığını göstermek amacıyla umursamaz bir tavır sergilemektir.
304 . Omuz silkmek : Kayıtsız, ilgisiz ve umursamaz bir tavırla, konuya değer vermediğini göstermek anlamına gelir.
305 . Omuz vermek : Bir işte veya zorlukta birine yardım etmek, onu desteklemek ve yükünü hafifletmek demektir.
306 . Omuzda taşımak : Bir kişiye veya değere büyük saygı duymak, onu yüceltmek anlamına gelen bir deyimdir.
307 . Omuzları çökmek : Büyük bir üzüntü, yorgunluk veya umutsuzluk nedeniyle fiziksel ve ruhsal olarak güçsüz düşmek demektir.
308 . Omuzlarına yüklenmek : Bir işin veya sorumluluğun ağırlığını tek başına taşımak zorunda kalmak anlamına gelir.
309 . Omzuna basmak : Bir başkasının emeğini, başarısını veya yetkisini kullanarak kendisini yükseltmeye çalışmak ve o kişiyi basamak olarak kullanmak anlamına gelen bir yergi sözüdür.
310 . Omzunda taşımak : Birine karşı duyulan çok büyük minneti ve saygıyı belirtmek amacıyla, o kişiyi her zaman en üstün mertebede tutmak ve her ihtiyacına koşmaktır.
311 . Omzunu silkmek : Bir durumla ilgilenmediğini, o konuyu önemsemediğini veya kendisine söylenenleri umursamadığını göstermek amacıyla yapılan kayıtsızlık işaretidir.
312 . On ayak üstünde : Çok sağlıklı, dinç ve zinde bir durumda olmak anlamına gelen bir deyimdir.
313 . On dakika ara : Kısa bir süreliğine durmak, mola vermek veya bir konuşmaya ara vermek anlamına gelir.
314 . On dördünde ay gibi : Genellikle genç kızların güzelliğini tarif etmek için kullanılan, ayın en parlak ve en yuvarlak hali gibi kusursuz bir güzelliğe sahip olmayı anlatan benzetmedir.
315 . On numara : Çok iyi, kaliteli ve mükemmel olmak anlamına gelen bir deyimdir.
316 . On numara olmak : Çok iyi, kaliteli ve mükemmel olmak anlamına gelen bir deyimdir.
317 . On paralık etmek : Birinin şerefini, haysiyetini veya toplum içindeki saygınlığını yaptığı hakaretlerle ya da iftiralarla yerle bir etmek, onu küçük düşürmektir.
318 . On paralık kıymeti olmamak : Bir kişinin veya nesnenin toplum gözünde hiçbir değerinin kalmaması, itibarını tamamen kaybetmesi ve ciddiye alınmayacak bir duruma düşmesi halidir.
319 . On parmağında on kara : Bir kişinin geçmişinde, şerefini lekeleyecek utanç verici işler yapmış olduğunu ifade eder.
320 . On parmağında on marifet : Çok becerikli, her işten anlayan ve elinden her iş gelen yetenekli kişiler için söylenir.
321 . On parmağını ısırmak : Birinin yaptığı büyük bir iş veya gösterdiği üstün yetenek karşısında aşırı derecede şaşırmak ve hayranlık duygusunu gizleyememek halidir.
322 . On parmağını yalamak : Yediği yemekten veya tadına baktığı şeyden çok memnun kalmak, aşırı beğenmek demektir.
323 . On parmakta on kara : Bir kimsenin her yaptığı işin altında bir hile, bir kötülük veya şaibeli bir durum olduğunu ifade eden olumsuz bir nitelemedir.
324 . Ona buna el açmak : Hiçbir iş yapmadan veya kazancı yetmediği için sürekli başkalarından para, yardım veya sadaka isteyerek onurunu zedelemek durumudur.
325 . Ona göre : Bir durumun şartlarına uygun olarak hareket edilmesini hatırlatan veya söylenen sözün sonuçlarının ağır olabileceğine dair karşı tarafı uyaran bir ifadedir.
326 . Ona göre davranmak : Karşıdaki kişinin durumu, isteği veya ruh haline uygun şekilde hareket etmek anlamına gelir.
327 . Ona güvenmek : Bir kişinin yetenek, bilgi veya dürüstlüğüne inanmak ve destek vermek anlamındadır.
328 . Ona uygun davranmak : Karşı tarafın durumu veya isteğine göre hareket etmek anlamına gelir.
329 . Onay alamamak : Bir fikir, proje veya isteğin kabul görmemesi ve reddedilmesi anlamına gelen bir deyimdir.
330 . Onay almak : Yapılacak bir iş için yetkili birinden veya ilgili merciden geçerli ve resmi bir izin ya da destek belgesi temin etmektir.
331 . Onay mekanizması : Bir kararın veya işlemin resmi olarak geçerli sayılması için gereken onay sürecini ifade eder.
332 . Onayını almak : Yapılacak bir işin veya projenin yürürlüğe girmesi için yetkili olan asıl kişiden resmi veya sözlü kesin bir izin temin etmektir.
333 . Onaylamamak : Bir düşünceyi, davranışı veya kararı uygun bulmamak ve ona katılmadığını açıkça belirtmek demektir.
334 . Onbeşli olmak : Çok genç yaşta büyük sorumluluklar almak veya askere gitmek durumunu ifade eden, tarihi kökeni Çanakkale Savaşı’na dayanan hüzünlü bir tabirdir.
335 . Onca şeyden sonra : Yaşanan birçok olayın, tecrübenin veya zorluğun ardından anlamına gelen bir ifadedir.
336 . Ondan bundan : Belli bir konuya odaklanmadan, rastgele ve her şeyden biraz bahsederek konuşmak anlamına gelir.
337 . Ongun görünmek : Sağlıklı, bakımlı ve mutlu bir görünüme sahip olmak anlamına gelen bir deyimdir.
338 . Onmadık : Talihsiz, şanssız ve hayır getirmeyen, sürekli sorun çıkaran işleri tanımlamak için kullanılır.
339 . Onmadık iş : Talihsiz, şanssız ve hayır getirmeyen, sürekli sorun çıkaran işleri tanımlamak için kullanılır.
340 . Onmaz dert : Çaresi olmayan, iyileşmesi mümkün görünmeyen kronik bir hastalık veya sorunu ifade eder.
341 . Onmaz hesap : Hiçbir zaman kapanmayan, bitmek bilmeyen ve içinden çıkılamaz derecede karmaşık bir sorundur.
342 . Ontoloji sorusu : Varlığın, var oluşun özü ve anlamı üzerine sorulan temel ve derin felsefi sorulardır.
343 . Onu bunu bilmem : Hiçbir mazereti veya açıklamayı kabul etmediğini, sadece kendi belirlediği kuralın veya sonucun geçerli olduğunu kesin bir dille belirtmektir.
344 . Onulmaz yara : Telafisi mümkün olmayan, kalıcı ve derin bir manevi acı veya zararı ifade eder.
345 . Onun bunun çocuğu : Kimin çocuğu olduğu belli olmayan, sorumsuz ve terbiyesiz kişiler için kullanılan hakaret içerikli bir sözdür.
346 . Onun ipiyle kuyuya inilmez : Güvenilmez, sözünde durmayan ve yarım yamalak iş yapan birinin rehberliğinde yola çıkılamayacağını, onunla iş yapmanın tehlikeli olduğunu anlatır.
347 . Onurlu bir şekilde çekilmek : Başarısızlık veya zorluk karşısında gururunu koruyarak geri çekilmek anlamındadır.
348 . Onuruna dokunmak : Bir sözün veya davranışın kişinin haysiyetini yaralaması, kendisini aşağılanmış hissetmesine neden olması ve bu durumu gururuna yedirememesi halidir.
349 . Onurunu ayaklar altına almak : Bir kimseyi toplum içinde aşağılayarak, gururunu ve şerefini hiçe sayacak şekilde çok ağır ve kırıcı hareketlerde bulunmak anlamına gelmektedir.
350 . Onurunu kırmak : Bir kimseyi başkalarının önünde küçük düşürecek hareketlerde bulunmak ve onun kendine olan güvenini ve saygınlığını kasten zedelemektir.
351 . Op. Dr. olmak : Tıp fakültesini bitirip uzmanlık eğitimini tamamlayarak operatör doktor unvanını almak demektir.
352 . Orada burada : Belli bir yer olmaksızın, çeşitli yerlerde anlamına gelen bir ifadedir.
353 . Oralı olmamak : Kendisine söylenen bir sözü veya çevresinde gelişen bir olayı kasten duymazlıktan gelmek, hiç ilgilenmiyormuş gibi davranarak tepkisiz kalmaktır.
354 . Orası ayrı mesele : Asıl konudan farklı, başka bir bağlamda değerlendirilmesi gereken ikincil bir meseledir.
355 . Orası bilinmez : Bir konunun gelecekte nasıl sonuçlanacağının veya detaylarının belirsiz olduğunu ifade eder.
356 . Orası burası : Bir konuşmada konudan konuya atlamak, tutarsız ve dağınık bir şekilde anlatmak anlamına gelir.
357 . Orası öyle ama : Söyleneni kısmen kabul etmekle birlikte, asıl önemli olan başka bir noktayı vurgulamak için kullanılır.
358 . Orda dur : Birinin haddini aştığını, yanlış yolda olduğunu veya daha fazla ileri gitmemesi gerektiğini sert bir şekilde bildiren ikaz dolu bir ünlemdir.
359 . Orda dur bakalım : Birinin konuşmasında veya davranışında sınırı aştığını, haddini bildirmek amacıyla söylenen, karşı tarafı durdurmaya yönelik sert bir ikaz ünlemidir.
360 . Ordan burdan konuşmak : Belirli bir konu üzerinde durmadan, daldan dala atlayarak, önemsiz ve sıradan meseleler hakkında vakit geçirmek amacıyla yapılan yüzeysel sohbettir.
361 . Ordu bozmak : Çok büyük ve güçlü bir yapıyı, birliği veya düzeni tek başına ya da yaptığı büyük bir hatayla darmadağın etmek anlamına gelen mecazi bir anlatımdır.
362 . Ordu millet el ele : Zor zamanlarda asker ve sivillerin birlik içinde, dayanışma gösterdiğini ifade eden bir sözdür.
363 . Orijinal fikir : Daha önce benzeri olmayan, yaratıcı ve özgün düşünceyi ifade eden bir deyimdir.
364 . Orkestra şefi gibi : Bir grubu veya projeyi mükemmel bir uyum ve zamanlama ile yöneten kişiler için kullanılır.
365 . Orman kanunları : Acımasız, güçlünün zayıfı ezdiği ve insani değerlerin geçerli olmadığı kuralsız ortamları ifade eder.
366 . Orta direk : Gelir düzeyi ne çok yüksek ne de çok düşük olan, toplumun orta sınıfını temsil eden kesimdir.
367 . Orta malı olmak : Herkesin üzerinde hak iddia ettiği, sahipsiz ve korunmasız kalmış şeyler için kullanılır.
368 . Orta yolu bulmak : İki zıt görüşün veya çatışan tarafın arasında uzlaşma sağlamak amacıyla her iki tarafın da kabul edebileceği makul bir çözüm üretmektir.
369 . Ortada bırakmak : Birine yardım sözü verip işin en kritik anında onu yalnız başına, çaresiz ve desteksiz bir şekilde kendi kaderine terk etmektir.
370 . Ortada kalmak : Kalacak yeri, gidecek kapısı veya sığınacak bir yakını olmadığı için tamamen sahipsiz ve yardıma muhtaç bir duruma düşmek halidir.
371 . Ortak akıl : Bir grup insanın bilgi, deneyim ve görüşlerini birleştirerek oluşturduğu daha doğru ve sağlam karar mekanizmasıdır.
372 . Ortak payda : Farklı görüşteki kişilerin veya konuların birleştiği, uzlaştığı temel noktayı ifade eden bir deyimdir.
373 . Ortalama bir insan : Olağanüstü özellikleri olmayan, sıradan ve genel toplum normlarına uyan kişileri ifade eder.
374 . Ortalarda görünmemek : Bir sorumluluktan kaçmak için veya bilerek kendisini gizleyerek insanların arasına çıkmamak, göz önünde bulunmaktan kasten uzak durmaktır.
375 . Ortalığı ayağa kaldırmak : Çok küçük bir meseleyi büyüterek feryat figan etmek, herkesin dikkatini çekecek kadar büyük bir gürültü ve telaş çıkarmaktır.
376 . Ortalığı ayaklandırmak : Bir haberi veya olayı abartarak herkesi heyecanlandırmak ve telaşa sevk etmek demektir.
377 . Ortalığı birbirine katmak : Bir yerde büyük bir kargaşa, gürültü ve düzensizlik çıkarmak anlamına gelen bir deyimdir.
378 . Ortalığı karıştırmak : Gizli kapaklı işler çevirerek insanların birbirine düşman olmasına zemin hazırlamak ve güven ortamını sinsi bir şekilde zedeleyerek kaos yaratmaktır.
379 . Ortalığı toz duman etmek : Bir yeri altüst ederek büyük bir karışıklık, gürültü ve kaos ortamı yaratmak demektir.
380 . Ortalığı velveleye vermek : Yaşanan bir olay karşısında aşırı tepki göstererek, gereksiz bir panik ve gürültü çıkarıp çevredeki herkesi tedirgin ve rahatsız etmektir.
381 . Ortalık ağarmak : Gecenin bitip şafağın sökmesiyle birlikte çevrenin yavaş yavaş aydınlanmaya başlaması ve günün ilk ışıklarının yeryüzüne düşmesi durumudur.
382 . Ortalık durulmak : Yaşanan büyük bir kargaşanın, tartışmanın veya fırtınanın sona ermesiyle birlikte her şeyin yeniden sakin, huzurlu ve normal düzenine dönmesidir.
383 . Ortalık kaynamak : Bir yerde heyecan, telaş ve karmaşanın hat safhaya ulaşması, herkesin hareketlendiği bir hal almasıdır.
384 . Ortalık süpürmek : Bir yeri temizlemek amacıyla yeri süpürmek veya mecazi olarak bir ortamdaki tüm rakipleri yenerek meydanı tamamen kendine bırakmaktır.
385 . Ortalık süt liman olmak : Her şeyin yolunda, sakin ve huzurlu olduğu, sorunsuz bir dönemi ifade eder.
386 . Ortalık toz dumandı : Bir yerde büyük bir karışıklık, kavga veya hareketlilik olduğunu anlatmak için kullanılır.
387 . Ortalıkta dolanmak : Bir amaç veya iş olmadan, boş boş ve anlamsızca bir yerde sürekli gezmek anlamına gelir.
388 . Ortalıkta görünmemek : Belli bir süre boyunca hiçbir yere çıkmamak, kimseyle görüşmemek ve saklanmak demektir.
389 . Ortalıkta kalmak : Hiçbir koruyucusu veya desteği olmadan, toplum içinde kimsesiz ve yardıma muhtaç bir şekilde yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmaktır.
390 . Ortam yapmak : Bir amaca ulaşmak veya birini etkilemek için gerekli olan fiziksel ve sosyal şartları, atmosferi planlı bir şekilde hazırlayıp organize etmektir.
391 . Ortamı yumuşatmak : Gergin bir havayı, nazik sözler veya davranışlarla daha sıcak ve rahat hale getirmek demektir.
392 . Ortasını bulmak : Tarafların uzlaşmasını sağlayacak, herkesi memnun edecek bir çözüm yolu bulmak demektir.
393 . Ortaya atılmak : Bir iddia, fikir veya haber ileri sürmek, onu herkesin bilgisine sunmak anlamına gelir.
394 . Ortaya dökmek : Gizli tutulan şeyleri, düşünceleri veya duyguları açıkça ifade etmek ve herkese söylemek demektir.
395 . Ortaya karışık : Tek bir tür veya konu yerine, birbirinden farklı pek çok şeyin bir arada olduğu durumdur.
396 . Oruç bozmak : Başlanmış olan bir ibadeti kasten veya hata yoluyla vaktinden önce sonlandırmak ya da mecazi olarak bir perhizi, kararı yarıda kesmektir.
397 . Oruçlu ağzıyla : Kişinin ibadet halindeyken yalan söylemeyeceğine, kötü söz etmeyeceğine inanıldığı için söylediği sözün doğruluğunu pekiştirmek amacıyla kullanılan bir tabirdir.
398 . Osmanlı tokadı : Beklenmedik bir anda, çok sert ve sarsıcı bir şekilde vurulan tokat veya mecazi olarak rakibi sersemletecek kadar ağır bir darbe indirmektir.
399 . Osuruğuyla tanımak : Birini çok iyi tanımak, onun en küçük hareketinden bile ne yapacağını anlamak demektir.
400 . Ot gibi yaşamak : Sessiz, tepkisiz ve amaçsız bir şekilde, bitkiler gibi sadece var olarak hayat sürmek demektir.
401 . Ot kökü gibi : Bir yere çok sağlam bir şekilde tutunmuş, oradan ayrılması çok zor olan kişiler için kullanılır.
402 . Ot yoldaşı : Yolculukta veya bir işte birlikte bulunan, geçici ve samimiyetsiz arkadaşlık kuran kişiler için kullanılır.
403 . Oturaklı bir şekilde ilerlemek : Dengeli, kararlı ve istikrarlı bir şekilde bir süreç içinde hareket etmek demektir.
404 . Oturduğu dalı kesmek : Kendi çıkarına veya konforuna hizmet eden şartları, bilmeyerek yok etmek anlamına gelir.
405 . Oturduğu yerden : Hiçbir emek ve çaba harcamadan, kolayca ve rahat bir şekilde bir işi yapmak demektir.
406 . Oturduğu yerden fark yaratmak : Sadece konumu veya varlığı ile çevresinde etki ve değişim sağlamak anlamına gelir.
407 . Oturduğu yerden herkesi etkileyebilmek : Sadece varlığıyla çevresine etki ve güç göstermek anlamına gelir.
408 . Oturduğu yerden ses çıkarmamak : Sessiz kalmak, olaylara müdahale etmemek veya pasif davranmak demektir.
409 . Oturduğu yeri beğenmemek : Sahip olduğu imkanlarla yetinmeyen, sürekli daha fazlasını isteyen ve içinde bulunduğu durumdan her zaman şikayet eden tatminsiz kişileri tarif eder.
410 . Oturduğu yeri güvence altına almak : Statü veya alanını sağlamlaştırmak ve korumak demektir.
411 . Oturduğu yeri güvenceye almak : Konum veya statüsünü sağlamlaştırmak ve korumak anlamına gelir.
412 . Oturduğu yeri kaybetmemek : Mevki, alan veya statüsünü korumak için özen göstermek demektir.
413 . Oturduğu yeri korumak : Kendi alanını, mevkiini veya statüsünü kaybetmeden sürdürmek demektir.
414 . Oturduğu yeri korumak ve savunmak : Mevki, statü veya alanını kaybetmemek için dikkat ve çaba göstermek anlamına gelir.
415 . Oturduğu yeri sağlamlaştırmak : Mevki, alan veya konumunu güvence altına almak anlamına gelir.
416 . Oturduğu yeri sağlamlaştırmak ve korumak : Statü, alan veya konumunu güvence altına almak demektir.
417 . Oturduğu yeri sarsmak : Bir kişinin bulunduğu ortamda büyük etki yaratması veya değişime yol açması anlamındadır.
418 . Oturduğu yeri savunmak : Statü, mevki veya alanını korumak için mücadele etmek demektir.
419 . Oturduğu yeri terk etmemek : Statü, konum veya alanından vazgeçmemek anlamına gelir.
420 . Oturduğu yerin adamı olmak : Bulunduğu makamın, mevkinin ve sorumlulukların gerektirdiği ağırlığı, vakarı ve ciddiyeti başarıyla temsil edebilen, o koltuğu hak eden kişidir.
421 . Oturup kalkmak : Bir kimseyle sürekli vakit geçirmek, onunla yakın arkadaşlık kurmak ve onun yaşam tarzını, alışkanlıklarını yakından tanıyıp paylaşmak demektir.
422 . Oturup kalkmasını bilmek : Toplum içinde nasıl davranılacağını, görgü ve nezaket kurallarına uymayı bilmek demektir.
423 . Oturup konuşmak : Bir sorunu çözmek veya bir konuyu detaylandırmak amacıyla karşılıklı gelerek medeni bir şekilde fikir alışverişinde bulunmak ve anlaşmaya çalışmaktır.
424 . Oturup tartışmak : Bir konunun artılarını ve eksilerini, farklı görüşleri ortaya koyarak derinlemesine incelemek ve doğru sonuca ulaşmak için zihinsel bir mücadele vermektir.
425 . Otuz iki dişini göstermek : Yaşadığı büyük bir sevinç veya mutluluk nedeniyle ağzı kulaklarına varacak kadar geniş ve samimi bir şekilde gülümsemek halidir.
426 . Otuz iki kısım tekmili birden : Bir olayın veya bir durumun başlangıcından sonuna kadar tüm ayrıntılarıyla, hiçbir eksiği kalmadan tam ve eksiksiz bir şekilde sunulmasıdır.
427 . Otuzuna gelmek : Kişinin çocukluk ve gençlik dönemini geride bırakıp artık olgunluk çağına adım atması, hayatında daha ciddi kararlar alması gereken yaşa ulaşmasıdır.
428 . Ova gibi : Çok geniş, dümdüz, hiçbir engebesi bulunmayan ve göz alabildiğine uzanan ferah alanları veya bu özellikleri taşıyan geniş mekanları tanımlar.
429 . Oy birliği ile : Bir topluluğun tamamının aynı yönde, hiçbir karşı oy olmadan verdiği kararı ifade eder.
430 . Oy çokluğu ile : Bir toplantı veya seçimde, katılanların çoğunluğunun verdiği kararı ifade eden bir tabirdir.
431 . Oy toplamak : Bir seçim sürecinde insanların desteğini ve güvenini kazanmak amacıyla propaganda yapmak ve kendisini destekleyecek kişi sayısını artırmaya çalışmaktır.
432 . Oya gibi işlemek : Bir çalışmayı en ince detayına kadar büyük bir sabır, zarafet, titizlik ve sanatçı ruhuyla güzelleştirerek ortaya mükemmel bir eser çıkarmaktır.
433 . Oyalama taktiği : Asıl niyetini belli etmeden karşı tarafı önemsiz detaylarla meşgul ederek zaman kazanmaya çalışmak ve süreci bilinçli olarak yavaşlatmak eylemidir.
434 . Oyalama taktiği uygulamak : Asıl niyetini gizleyerek karşı tarafı önemsiz detaylarla meşgul etmek ve zaman kazanmak amacıyla süreci kasten yavaşlatma eylemidir.
435 . Oybirliğine varmak : Bir konuda tüm tarafların hemfikir olması ve tek bir görüş etrafında uzlaşması demektir.
436 . Oyla geçmek : Bir öneri veya kararın, katılanların oy çoğunluğu ile kabul edilmesi anlamına gelen bir deyimdir.
437 . Oynamak gelmek : Bir şeyi yapmak için içinden çok büyük bir istek ve heyecan duymak anlamına gelen bir deyimdir.
438 . Oynayıp oynayıp gelmek : Bir işi veya görevi sürekli olarak aksatmak, savsaklamak ve ihmal etmek demektir.
439 . Oyun alanında avantaj sağlamak : Stratejik olarak üstünlük elde etmek ve kontrolü elinde tutmak anlamına gelir.
440 . Oyun alanında üstünlük sağlamak : Stratejik şekilde kontrol ve avantaj elde etmek anlamına gelir.
441 . Oyun alanını kontrol etmek : Stratejik olarak bir ortam veya durumu yönetmek demektir.
442 . Oyun bozanlık etmek : Bir planı, eğlenceyi veya toplantıyı keyifsiz hale getirecek davranışlarda bulunmak demektir.
443 . Oyun bozmadan ilerlemek : Strateji veya düzeni koruyarak hareket etmek demektir.
444 . Oyun etmek : Birine karşı hile, tuzak veya aldatma içeren bir plan yaparak onu kandırmaya çalışmak demektir.
445 . Oyun gibi davranmak : Durumu eğlenceli veya hafif bir şekilde sürdürmek anlamına gelir.
446 . Oyun gibi görmek : Ciddi bir durumu hafife almak veya eğlenceli bir şekilde yaklaşmak anlamındadır.
447 . Oyun gibi yaklaşmak : Ciddi bir durumu hafife alarak veya eğlenceli bir perspektifle değerlendirmek anlamına gelir.
448 . Oyun gibi yaşamak : Hayatı hafif, keyifli ve eğlenceli bir şekilde sürdürmek demektir.
449 . Oyun içinde kural koymak : Stratejik şekilde süreç veya oyunun işleyişini yönetmek anlamındadır.
450 . Oyun içinde üstünlük kazanmak : Stratejik hamlelerle süreci veya ortamı kontrol etmek demektir.
451 . Oyun içinde üstünlük sağlamak : Stratejik hamlelerle süreç veya ortamda avantaj kazanmak demektir.
452 . Oyun kurmak : Planlı ve stratejik şekilde bir iş veya durumu yönetmek anlamına gelir.
453 . Oyun kurmak ve yönetmek : Stratejik planlarla ortamı kontrol etmek ve süreçleri yönlendirmek anlamına gelir.
454 . Oyun olmamak : Yapılan bir şeyin ciddiye alınacak bir yanının bulunmaması, saçma ve anlamsız olması demektir.
455 . Oyuna dönüşmek : Ciddi bir konunun veya çabanın, ciddiyetini yitirip eğlence veya alay konusu haline gelmesidir.
456 . Oyuna gelmek : Birinin tuzağına düşmek, kandırılmak veya bir dalavereyi geç fark etmek anlamına gelir.
457 . Oyuna getirmek : Birini kandırmak, ona tuzak kurmak veya bir düzenekle onu istediği gibi yönlendirmek demektir.
458 . Oyuna katılmak : Bir faaliyete, plana veya etkinliğe dahil olarak onun bir parçası haline gelmek demektir.
459 . Oyunbozan gibi davranmak : Plan veya düzeni bozacak şekilde bilinçli müdahalede bulunmak anlamına gelir.
460 . Oyunbozan hareketler yapmak : Grup veya topluluk düzenini bozacak eylemlerde bulunmak demektir.
461 . Oyunbozan tavır sergilemek : Plan veya düzeni kasıtlı olarak bozacak şekilde davranmak demektir.
462 . Oyunbozanlık etmek : Bir oyunu, planı veya eğlenceyi keyifsiz hale getirecek davranışlarda bulunmak demektir.
463 . Oyuncak etmek : Bir insanı veya değerli bir şeyi, eğlence ve alay konusu haline getirerek küçük düşürmek demektir.
464 . Oyuncak gibi görünmek : Çok küçük, narin ve sevimli görünmek anlamına gelen bir deyimdir.
465 . Oyuncak olmak : Birinin elinde istediği gibi yönlendirilen, hiçbir söz hakkı olmayan ve güçsüz duruma düşmek demektir.
466 . Oyunu bozmak : Yürürlükte olan bir planı, düzeni veya alışılmış işleyişi bilerek engellemek ve sekteye uğratmak demektir.
467 . Oyunun dışında kalmak : Bir faaliyet, yarışma veya sürece dahil olmamak, onun bir parçası olmamak demektir.
468 . Oyunun kuralı : Bir faaliyet, ilişki veya sistemde genel kabul görmüş ve uyulması beklenen davranış biçimidir.
469 . Oyunun kuralı bu : Bir sistemin veya bir işin doğasında var olan, kaçınılmaz olarak kabul edilmesi gereken zorlukları ve şartları ifade eden gerçekçi bir sözdür.
470 . Oyunun kurallarını değiştirmek : Mevcut sistemi ve işleyişi kökten değiştirerek, yeni bir yol ve yöntem belirlemek demektir.
471 . Oyununu bozmak : Rakibin veya karşı tarafın planlarını aksatmak veya engellemek anlamına gelir.
472 . Oyununu geliştirmek : Stratejisini ve planını daha etkili hale getirmek demektir.
473 . Oyununu geliştirmek için çalışmak : Strateji ve planını daha etkili ve verimli hale getirmek anlamına gelir.
474 . Oyununu geliştirmek için strateji kurmak : Plan ve stratejisini daha etkili hale getirmek için çalışmak demektir.
475 . Ozan gibi söylemek : Duygu ve düşüncelerini çok etkileyici, akıcı, derin ve şiirsel bir dille ifade ederek dinleyenleri mest etmek ve hayranlık uyandırmaktır.
476 . Ozanca bir hayat : Sade, doğal ve gösterişten uzak, kendi halinde bir yaşam tarzını ifade eden bir deyimdir.
477 . Ozanca yaşamak : Sade, mütevazı ve doğal bir hayat sürmek, gösterişten uzak durmak anlamına gelen bir deyimdir.
478 . Öbür dünyaya gitmek : Hayatın sona ermesi, ölmek ve inanışa göre ahiret hayatına göç etmek anlamına gelen dinsel ve hüzünlü bir tabirdir.
479 . Öcü gibi korkmak : Bir kimseden veya bir durumdan hiçbir mantıklı açıklaması olmaksızın, aşırı derecede, çocuksu ve büyük bir panik içerisinde çekinmektir.
480 . Öç almak : Kendisine yapılan bir kötülüğün veya haksızlığın karşılığını aynı sertlikte vererek ödeşmek ve içindeki intikam duygusunu tatmin etmeye çalışmaktır.
481 . Ödeşmek : Karşılıklı olarak yapılan iyiliklerin veya kötülüklerin birbirini dengelemesi sonucunda aradaki alacak verecek davasının tamamen sonlanması ve tarafların rahatlamasıdır.
482 . Ödü kopmak : Beklenmedik ve çok korkutucu bir olay karşısında aşırı derecede dehşete kapılmak, yüreği ağzına gelmek ve büyük bir panik yaşamak halidir.
483 . Ödün vermek : Bir anlaşmaya varmak veya bir çatışmayı önlemek amacıyla kendi isteklerinden, haklarından veya prensiplerinden bir kısmını karşı taraf lehine feda etmektir.
484 . Ödünç almak : Birine geri vermek şartıyla bir eşyayı, parayı veya bir imkanı geçici bir süreliğine kullanmak üzere teslim almaktır.
485 . Öfke baldan tatlıdır : İnsanın sinirlendiği anda hissettiği o patlama duygusunun kişiye kısa süreli bir rahatlama ve güç hissi verdiğini anlatan, ancak zararlarına dikkat çeken bir sözdür.
486 . Öfke ile kalkan zararla oturur : Sinirliyken düşünmeden hareket edenlerin, aldıkları yanlış kararlar ve yaptıkları fevri davranışlar sonucunda mutlaka kendilerine zarar vereceklerini hatırlatan bir uyarıdır.
487 . Öfkesi burnunda : Her an sinirlenmeye hazır olan, çok çabuk öfkelenen ve tepkilerini kontrol etmekte zorlanan çok barut gibi, sinirli kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
488 . Öfkesini dindirmek : Kızgın olan birini yumuşak sözlerle sakinleştirmek veya birinin içindeki hırsın geçmesini sağlayarak onu makul bir seviyeye çekmektir.
489 . Öfkesini kusmak : İçinde biriktirdiği tüm kızgınlığı, kırgınlığı ve nefreti çok sert, ağır ve acımasız sözlerle karşısındakine haykırarak kendisini rahatlatmaya çalışmaktır.
490 . Öğle uykusuna yatmak : Günün tam ortasında, yorgunluğu atmak ve zihni dinlendirmek amacıyla kısa bir süreliğine uyumak, siesta yapmak anlamına gelen bir dinlenme eylemidir.
491 . Öğüt vermek : Bir kimseye doğruyu bulması, hatalarından dönmesi veya gelecekte başarılı olması için tecrübelere dayanan yol gösterici, bilgece tavsiyelerde bulunmaktır.
492 . Öksüz kalmak : Bir çocuğun annesini kaybetmesi veya mecazi olarak bir işin, bir projenin en büyük destekçisini kaybederek sahipsiz ve ilgisiz bırakılması durumudur.
493 . Öküz altında buzağı aramak : Olmayan bir kusuru bulmak için gereksiz bir çaba içine girmek, dürüst ve açık durumların altında bile sinsi bir niyet veya hile arayarak şüphelenmektir.
494 . Öküz gibi bakmak : Çevresindeki olaylara hiçbir ilgi göstermeden, anlamadan, boş ve anlamsız gözlerle uzun süre bakmak anlamına gelen kaba bir yergi sözüdür.
495 . Öl de ölelim : Bir lidere, bir sevgiliye veya çok değer verilen birine karşı duyulan mutlak sadakati ve onun için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olmayı ifade eden bir bağlılık sözüdür.
496 . Ölçek tutmak : Bir işin miktarını veya değerini ölçmek için belirli bir standardı temel almak veya mecazi olarak durumun büyüklüğünü hesap etmeye çalışmaktır.
497 . Öldü mü öldü : Bir durumun artık kesinleştiğini, geri dönüşünün olmadığını ve üzerinde daha fazla konuşmanın hiçbir fayda sağlamayacağını belirten kesin bir hükümdür.
498 . Öldüm bittim demek : Çok ağır bir yorgunluktan, hastalıktan veya yaşadığı büyük bir sıkıntıdan dolayı dayanma gücünün kalmadığını ve artık tükendiğini feryat ederek dile getirmektir.
499 . Ölenle ölünmez : Yaşanan bir kayıp karşısında ne kadar üzülünse de hayatın devam ettiğini, insanın kendisine bakması ve yaşamına kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini anlatan bir teselli sözüdür.
500 . Öler misin öldürür müsün : İnsanı çileden çıkaran, mantık sınırlarını zorlayan ve ne tepki vereceğini şaşırtacak kadar saçma veya sinir bozucu olan durumlar için kullanılan bir sitemdir.
501 . Ölme eşeğim ölme : Gerçekleşmesi çok uzun sürecek olan veya imkansız görünen bir vaadin gerçekleşmesini beklerken sabrın tükendiğini ifade eden alaycı bir sitem sözüdür.
502 . Ölmek var dönmek yok : Çıkılan bir yoldan veya verilen bir karardan, karşılaşılacak tehlike ne kadar büyük olursa olsun asla vazgeçilmeyeceğini belirten sarsılmaz bir kararlılık yeminidir.
503 . Ölü gibi yatmak : Hiç kıpırdamadan, çok derin bir uykuda olmak veya aşırı yorgunluktan dolayı cansız bir beden gibi saatlerce yerinden kalkmadan uzanmak halidir.
504 . Ölü yatırımı : Hiçbir kar getirmeyen, harcanan paranın veya emeğin geri dönüşünün olmayacağı, başlangıçtan itibaren verimsizliği belli olan hatalı iş girişimleridir.
505 . Ölüm acısı gibi : Dayanılması çok zor olan, insanın kalbini derinden yaralayan ve etkisinden uzun süre kurtulamayacağı kadar ağır ve yakıcı bir kederi tarif eder.
506 . Ölüm kalım savaşı : Hayatta kalmak için verilen en büyük mücadeleyi veya bir işin ya var olacağı ya da yok olacağı o çok kritik, geri dönüşü olmayan aşamayı ifade eder.
507 . Ölüm uykusu : Hiçbir sese veya müdahaleye tepki vermeyecek kadar derin uykuyu veya mecazi olarak bir toplumun çevresindeki tehlikelere karşı gösterdiği büyük duyarsızlığı anlatır.
508 . Ölüme susamak : Kendi hayatını tehlikeye atacak kadar çılgınca ve riskli hareketlerde bulunmak veya bile bile felakete davetiye çıkaracak işlere girişmek demektir.
509 . Ölümsüzleşmek : Yaptığı büyük eserler, kazandığı zaferler veya bıraktığı kültürel miras sayesinde fiziksel bedeni ölse bile adının sonsuza kadar saygıyla anılması durumudur.
510 . Ölümü göze almak : İnandığı bir dava veya sevdiği bir kişi uğruna her türlü tehlikeyi, hatta hayatını kaybetmeyi bile peşinen kabul ederek büyük bir cesaret göstermektir.
511 . Ölüsünü öpmek : Bir işin yapılması veya bir sözün tutulması için en ağır yeminleri ederek karşısındakini ikna etmeye çalışmak veya birine olan sitemini en uç noktada dile getirmektir.
512 . Ömre bedel : Çok değerli, eşi benzeri az bulunan, insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği en güzel ve en unutulmaz şeyleri tarif etmek için kullanılan bir övgü sözüdür.
513 . Ömrü vefâ etmemek : Başladığı bir işi bitirmeye veya hayal ettiği bir sonuca ulaşmaya ömrünün yetmemesi, arzularını gerçekleştiremeden hayata gözlerini yumması durumudur.
514 . Ömür boyu : Bir insanın hayatının başlangıcından sonuna kadar olan süreyi veya bir durumun kişinin ölene dek süreceğini ifade eden bir zaman dilimidir.
515 . Ömür çürütmek : Değerli olan zamanını bir iş, bir kişi veya bir amaç uğruna yıllarca harcamak, hayatının en verimli yıllarını o uğurda feda ederek yaşlanmaktır.
516 . Ömür törpüsü : Sürekli dert veren, insanı ruhen ve bedenen yıpratan, neşesini çalan ve yaşam enerjisini yavaş yavaş tüketen sıkıntılı işler veya zor insanlar için kullanılır.
517 . Ön ayak olmak : Bir işin yapılması için ilk adımı atmak, çevresindekileri teşvik ederek o süreci başlatmak ve diğer insanlara bu konuda öncülük ve liderlik etmektir.
518 . Önüne arkasına bakmamak : Hiçbir tehlikeyi veya sonucu düşünmeden, büyük bir aceleyle ve düşüncesizce sadece hedefe odaklanarak hesapsız bir şekilde harekete geçmektir.
519 . Önüne geleni devirmek : Önünde duran her türlü engeli, rakibi veya zorluğu büyük bir güç ve kararlılıkla etkisiz hale getirerek durdurulamaz bir şekilde yoluna devam etmektir.
520 . Önünü ardını düşünmek : Bir karar almadan önce o işin getireceği sonuçları, doğuracağı riskleri ve etkilerini en ince ayrıntısına kadar derinlemesine analiz edip hesaplamaktır.
521 . Önünü kesmek : Birinin ilerlemesine, başarılı olmasına veya bir işi gerçekleştirmesine engel olmak amacıyla karşısına çeşitli engeller çıkarmak ve onu durdurmaya çalışmaktır.