Deyim N
1 . Nabız atışı : Hayatın devam ettiğini gösteren fiziksel bir belirti olduğu gibi, mecazi anlamda bir işin canlılığını ve ilerleyişini temsil eden bir ölçüdür.
2 . Nabız atmak : Bir konu veya toplumdaki genel eğilimi, heyecanı veya tepkiyi ölçmek için araştırma yapmak ve hissetmeye çalışmak demektir.
3 . Nabız tutmak : Bir kişinin veya topluluğun ruh halini, eğilimlerini veya tepkilerini anlamak için dikkatle gözlemlemek ve analiz etmek demektir.
4 . Nabız yoklamak : Birinin niyetini, düşüncesini veya bir konu hakkındaki eğilimini önceden anlamak amacıyla ona hissettirmeden dolaylı sorular sormak veya küçük denemeler yapmaktır.
5 . Nabza göre şerbet vermek : Bir kimsenin karakterine, ruh haline veya duymak istediği şeylere göre konuşarak onu memnun etmeye ve kendi tarafına çekmeye çalışmaktır.
6 . Nabzını yoklamak : Birinin düşüncelerini, niyetlerini veya tepkisini anlamak için dolaylı sorular sormak ve konuyu açmaya çalışmak demektir.
7 . Naçar kalmak : Hiçbir çaresi, çıkış yolu veya alternatifi olmayan, tamamen çaresiz bir duruma düşmek anlamına gelen bir deyimdir.
8 . Naçizane fikrim : Kendi düşüncemi mütevazı bir şekilde ifade etmek için kullanılan ve görüş belirtirken alçakgönüllülük bildiren bir nezaket ifadesidir.
9 . Nadanla sohbet etmek : Bilgisiz, görgüsüz ve kaba kişilerle konuşmaya çalışarak vaktini boşa harcamak veya bu kişilerin seviyesiz tutumlarına maruz kalarak huzursuz olmak durumudur.
10 . Nadas yapmak gibi beklemek : Bir iş veya planı bilinçli olarak erteleyip zamanı gelmesini beklemek anlamına gelir.
11 . Nadasa bırakmak : Toprağı bir süre ekim yapmadan dinlendirmek ve verimini artırmak amacıyla bırakmak anlamına gelir.
12 . Nadasa yatırmak : Bir projeyi veya fikri daha sonra daha güçlü bir şekilde ortaya çıkarmak için bir süreliğine nadasa bırakmak ve olgunlaşmasını beklemektir.
13 . Nafaka bağlamak : Boşanma gibi durumlarda bir kişinin geçimini sağlaması için yasal olarak belirli bir miktarda paranın düzenli ödenmesine karar verilmesidir.
14 . Nafakasını çıkarmak : Geçimini sağlamak için gerekli olan en temel ihtiyaçları karşılayacak kadar parayı çok zor şartlar altında çalışarak helal yoldan kazanmaya çalışmaktır.
15 . Nafile nefes tüketmek : Anlatılanın karşı tarafça anlaşılmadığını veya dinlenmediğini görerek, boşuna konuşmak ve enerji harcamak demektir.
16 . Nafile yere : Boşuna, hiçbir sonuç alamayacak şekilde ve gereksiz yere anlamına gelen bir deyimdir.
17 . Nafile yere uğraşmak : Hiçbir sonuç alınamayacağı başından belli olan bir iş için boş yere emek harcamak ve zamanını boşa tüketmek anlamına gelir.
18 . Nail olmak : Çok istediği veya hak ettiği bir şeye kavuşmak, erişmek ve onu elde etmek anlamına gelen bir deyimdir.
19 . Nakış gibi işlemek : Bir işi en küçük ayrıntısına kadar büyük bir sabır, titizlik ve ustalıkla yaparak ortaya mükemmel bir eser çıkarmak eylemidir.
20 . Nakış nakış işlemek : Bir konuyu veya eseri, en ince ayrıntılarına kadar büyük bir sabır ve ustalıkla ele alıp şekillendirmek demektir.
21 . Nal toplamak : Bir yarışta veya herhangi bir rekabet ortamında rakiplerinin çok gerisinde kalmak, başarısız olmak ve hedeflenen sonuca bir türlü ulaşamamak halidir.
22 . Nalına mıhına vurmak : Bir konuyu tartışırken tarafsız görünmeye çalışarak her iki tarafın da hem iyi hem de kötü yönlerini çekinmeden dile getirmek ve eleştirmektir.
23 . Nalıncı keseri gibi : Her durumda olayları kendi menfaatine yoran, sadece kendini düşünen ve paylaşımdan asla hoşlanmayan bencil karakterli insanları tarif eden bir benzetmedir.
24 . Nalıncı keseri gibi kendine yontmak : Yapılan her işte, alınan her kararda sadece kendi çıkarını gözetmek ve tüm imkanları bencilce kendi tarafına çevirmek anlamına gelir.
25 . Nalınlarını çekmek : Bir yerden gizlice ve hızlıca uzaklaşmak veya ölmek anlamına gelen, eski İstanbul ağzında kullanılan argo ve mecazi bir tabirdir.
26 . Nam almak : Yaptığı büyük işler, gösterdiği başarılar veya sahip olduğu erdemli davranışlar sayesinde geniş kitleler tarafından tanınmak ve toplum içinde büyük bir şöhret kazanmaktır.
27 . Nam salmak : Yaptığı bir iş veya sahip olduğu bir özellik sayesinde adını tüm dünyaya duyurmak, şan ve şöhret sahibi olarak her yerde tanınmaktır.
28 . Nam vermek : Bir kişiyi veya şeyi, belirgin bir özelliği ile tanıtmak ve onunla anılmasını sağlamak anlamına gelir.
29 . Namahreme el sürmek : Dinî ve ahlakî kurallar gereği, kendisine yakın olması yasak olan bir kişiyle yakınlık kurmak demektir.
30 . Namert sofrası : Cimri, kötü niyetli veya arkadan iş çeviren insanların ikram ettiği ancak yiyene huzur vermeyen, minnet dolu ve bereketsiz sofradır.
31 . Namert sofrasına oturmak : Kişiliği bozuk, cimri veya kötü niyetli insanların ikramından faydalanmak ve sonradan bu durumun manevi yükü altında ezilmek durumunu ifade eder.
32 . Namertçe davranmak : Korkakça, dürüst olmayan ve arkadan vuran bir tavırla, hiç beklenmedik bir kötülük yapmak demektir.
33 . Namertlik etmek : Kendisine güvenen birini yarı yolda bırakmak, sözünde durmamak veya korkakça davranarak dürüstlük ve mertlik kurallarına aykırı hareketlerde bulunmak anlamına gelmektedir.
34 . Namı değer : Asıl adından çok, lakabı veya bir özelliği ile tanınan kişileri tanıtmak için kullanılan bir ifadedir.
35 . Namı nişanı kalmamak : Bir kişinin veya şeyin izi bile kalmayacak şekilde tamamen unutulup gitmesi ve kaybolması demektir.
36 . Namı yürümek : Bir kişinin şöhretinin her yere yayılması, adının her ortamda saygıyla veya başarıyla anılır hale gelmesi durumunu ifade eder.
37 . Namıdiğer : Bir kişinin asıl adı yerine, daha çok bilinen takma adını veya lakabını söylemek için kullanılır.
38 . Namına leke sürmek : Bir kişinin veya ailenin şerefini, itibarını zedeleyecek bir davranışta bulunmak veya iftira atmak demektir.
39 . Namına yazılmak : Bir başarı veya iyiliğin şerefinin, hak etmediği halde bir kişiye ait sayılması ve onun adına kaydedilmesidir.
40 . Namını kirletmek : Birinin şöhretini, itibarını lekeleyecek dedikodu çıkarmak veya onu utandıracak bir olaya karışması demektir.
41 . Namını vermek : Bir şeyin veya kişinin tanınmasını, bilinmesini sağlayacak kadar ünlü ve belirgin bir özellik taşımak demektir.
42 . Namus borcu : Bir insanın yerine getirmesi kaçınılmaz olan, onurunu ve haysiyetini korumak için mutlaka yapması gereken en temel sorumluluğudur.
43 . Namusu üzerine yemin etmek : Söylediği bir sözün doğruluğunu veya yapacağı bir işi kanıtlamak için en kutsal değerlerini ortaya koyarak söz vermektir.
44 . Namusuna yedirememek : Kendisine yapılan bir teklifi veya içinde bulunduğu bir durumu onuruna, kişiliğine ve ahlak anlayışına aykırı bularak asla kabul etmemek ve tepki göstermektir.
45 . Namusuyla kazanmak : Haksızlığa, hırsızlığa veya hileye başvurmadan, sadece kendi emeği ve dürüstlüğüyle rızkını temin etmek ve alnının akıyla para biriktirmektir.
46 . Namusuyla yaşamak : Hiçbir yasa dışı veya ahlak dışı işe bulaşmadan, alnının akıyla ve toplumun etik değerlerine uygun bir şekilde hayatını dürüstçe sürdürmektir.
47 . Namüsait bir ortam : Uygun olmayan, elverişsiz ve sorun çıkma ihtimali yüksek olan fiziksel veya sosyal çevreyi ifade eder.
48 . Nanay demek : Aranan bir şeyin bulunmadığını, işlerin bittiğini veya elde hiçbir imkanın kalmadığını belirtmek amacıyla kullanılan, yokluk ifade eden argo kökenli bir deyimdir.
49 . Nane molla : Bünyesi çok zayıf olan, sık sık hastalanan veya en küçük bir zorluk karşısında hemen pes eden dayanıksız kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
50 . Nanik yapmak : Birini küçümsemek, onunla alay etmek veya onu kızdırmak amacıyla parmağını burnuna değdirerek yapılan çocuksu ve hafif alaycı bir hareketin adıdır.
51 . Napolyon gibi : Çok kısa boylu olmasına rağmen, otoriter, güçlü ve etkili bir karaktere sahip kişiler için kullanılır.
52 . Nar gibi kızarmak : Aşırı derecede utanmak, sıkılmak veya heyecanlanmak sonucu yüzün kıpkırmızı bir hal alması demektir.
53 . Nara atmak : Çok büyük bir öfke, sevinç veya cesaret gösterisiyle çevredeki herkesin duyabileceği şekilde yüksek sesle bağırmak ve dikkatleri üzerine çekmek eylemidir.
54 . Nara savurmak : Çok büyük bir gürültüyle, çevreye gözdağı verecek şekilde yüksek sesle bağırmak ve etraftakileri korkutmak veya etkilemek için gürlemek eylemidir.
55 . Naradan geçinmek : Hiç çalışmadan, başkalarının sırtından ve onları sömürerek hayatını idame ettirmeye çalışmak demektir.
56 . Nardan darılmak : Çok küçük, önemsiz ve incir çekirdeğini doldurmayacak kadar basit bir meseleden dolayı birine küsmek veya aradaki ilişkiyi aniden koparmak durumudur.
57 . Nargile gibi fokurdamak : İçinden sürekli olarak öfke, kızgınlık veya memnuniyetsizlik kaynamak ve bunu belli etmek demektir.
58 . Narin bir bakış atmak : Hassas ve ince bir şekilde bakarak duygularını veya mesajını iletmek demektir.
59 . Narin bir çiçek gibi : Kırılgan, hassas ve özen gerektiren bir durumu veya kişiyi tanımlar.
60 . Narin bir çiçek gibi açmak : Hassas ve kırılgan bir durumun veya kişinin güzellik ve değerini göstermek anlamındadır.
61 . Narin bir çiçek gibi solmak : Hassas bir varlığın zor koşullarda etkilenip güçsüzleşmesi anlamına gelir.
62 . Narin bir dokunuşla : Hassas bir şekilde yapılan küçük ve özenli bir hareketi anlatır.
63 . Narin bir dokunuşla etkilemek : Hassas ve ince bir hareketle birinin dikkatini veya ilgisini çekmek demektir.
64 . Narin bir duruş sergilemek : Hassas, kırılgan veya özenli bir tavırla davranmak anlamına gelir.
65 . Narin bir hareket yapmak : Hassas bir iş veya eylemi dikkatlice gerçekleştirmek demektir.
66 . Narin bir sesiyle : Hassas ve ince bir tonda konuşmak veya ses çıkarmak anlamına gelir.
67 . Narin bir söz söylemek : Hassas ve ince bir şekilde ifade edilen cümle veya yorum demektir.
68 . Narin bir şekilde dokunmak : Hassas bir şekilde ve özen göstererek bir şeye temas etmek anlamına gelir.
69 . Narin bir şekilde süslemek : Hassas ve özenli dokunuşlarla bir şeyi güzelleştirmek anlamına gelir.
70 . Narin bir şekilde süslenmiş : Hassas ve özenle güzelleştirilmiş bir nesne veya ortamı tanımlar.
71 . Narin bir şekilde yaklaşmak : Hassas veya kırılgan bir duruma karşı çok dikkatli davranmak demektir.
72 . Narin bir tavır sergilemek : Hassas, kırılgan ve özenli bir davranış biçimi göstermek anlamındadır.
73 . Narin bir tebessümle : Hassas ve ince bir şekilde gülümseyerek duygularını ifade etmek anlamına gelir.
74 . Narin bir umut taşımak : Hassas ve kırılgan ama değerli bir beklenti veya arzuyu ifade eder.
75 . Narin bir yüreğe sahip olmak : Hassas, çabuk etkilenebilen ve kırılgan bir ruh haline sahip olmak demektir.
76 . Narin bir yürek taşımak : Hassas, kırılgan ve incinmeye açık bir ruh haline sahip olmak anlamındadır.
77 . Narin davranmak : Hassas bir durum veya kişiye karşı tedbirli ve ince bir şekilde yaklaşmak anlamındadır.
78 . Narkoz etkisi yapmak : Tıpkı bir anestezi gibi, bir kişiyi veya toplumu uyuşturarak tepkisiz ve duyarsız hale getirmek demektir.
79 . Narkozdan çıkmak : Yaşanan şok edici bir olayın etkisinden yavaş yavaş kurtulmak veya gerçekleri tüm çıplaklığıyla fark ederek içinde bulunduğu uyuşuk ruh halinden tamamen sıyrılmaktır.
80 . Narkozdan uyanmak : Uzun süren bir bilgisizlik veya kandırılma döneminden sonra gerçekleri görmeye başlamak ve içinde bulunduğu uyuşukluktan tamamen kurtulmak durumudur.
81 . Narkozun etkisiyle : Gerçekleri tam olarak görememek, içinde bulunduğu durumun ciddiyetini kavrayamamak ve bir uyuşukluk içinde bilinçsizce hareket etmek durumudur.
82 . Nasıl gelmiş nasıl gitmek : Hiçbir şey elde edemeden, eli boş ve olduğu gibi, geldiği şekilde bir yerden ayrılmak demektir.
83 . Nasıl olsa : Her halükârda, ne yapılırsa yapılsın sonucun değişmeyeceğini ifade eden bir kayıtsızlık bildiren sözdür.
84 . Nasıl para kazanılır : Geçim sağlamak veya zengin olmak için gerekli olan yöntem ve becerilerin neler olduğunu ifade eden bir sorudur.
85 . Nasıl yaşıyorsun : Birinin genel hayat koşullarını, sağlık durumunu ve ruh halini sormak için kullanılan bir hatır sorma sözüdür.
86 . Nasırına basmak : Bir kimsenin en hassas olduğu noktaya dokunarak onu çok sinirlendirmek veya birinin gizli kalmış acılarını deşerek onu ruhsal olarak huzursuz etmektir.
87 . Nasibi olmamak : Bir şeyi elde etme konusunda şansı yaver gitmemek, ona kavuşamamak ve talihsizlik yaşamak demektir.
88 . Nasibini almak : Bir olaydan veya durumdan payına düşen kazancı elde etmek ya da yapılan bir eleştiriden, azardan kendisine düşen dersi almak demektir.
89 . Nasibini kesmek : Birinin bir yerden elde ettiği kazanca veya faydaya engel olmak, o kapının kapanmasına neden olarak o kişiyi zarara uğratmaktır.
90 . Nasihat almak : Kendisinden daha büyük veya tecrübeli birinin verdiği hayat derslerinden faydalanmak ve o bilgilere göre hayatındaki yanlışları düzeltmektir.
91 . Nasihat çekmek : Birinden, yaptığı veya yapmayı planladığı bir şey hakkında sürekli ve bıktırıcı öğütler dinlemek demektir.
92 . Nasihat dinlemek : Kendisine verilen öğütleri büyük bir saygıyla takip etmek, anlatılanlardan ders çıkarmak ve hayatını o tecrübeler ışığında düzenlemeye çalışmaktır.
93 . Nasihat etmek : Birine doğru yolu göstermek, hatalarını düzeltmesi için bilgi vermek ve tecrübelerine dayanarak ona yapması gerekenler hakkında yol gösterici öğütlerde bulunmaktır.
94 . Nasihat tutmak : Kendisinden daha tecrübeli veya bilgili birinin verdiği öğütleri dikkate alarak hayatına o doğrultuda yön vermek ve aynı hatalara düşmemektir.
95 . Nasihat vermek : Birine, doğru yolu göstermek veya yanlışlarını düzeltmesi için öğütte bulunmak ve tavsiyelerde bulunmak demektir.
96 . Nasihatini tutmak : Kendisinden daha tecrübeli veya bilgili birinin verdiği öğütlere uygun davranmak, yapılan uyarıları dikkate alarak hayatına o doğrultuda yön vermektir.
97 . Nasip değilmiş : Çok istendiği halde elde edilemeyen bir şeyin kaderde olmadığını kabullenmek için söylenen bir sözdür.
98 . Nasip etmek : Bir şeyin olmasına veya birine verilmesine izin vermek, ona kısmet etmek anlamına gelen bir deyimdir.
99 . Nasip kısmet olmak : Bir şeyin olmasının veya elde edilmesinin kişinin kaderinde ve talihinde yazılı olması anlamına gelir.
100 . Natürel hali : Bir şeyin doğal, işlenmemiş, olduğu gibi ve saf halini ifade etmek için kullanılan bir tabirdir.
101 . Naza çekilmek : Bir teklifi kabul etmeye hazır olsa da, ilgi odağı olmak ve değerini artırmak için hemen “evet” demeyip süreci kasten uzatmaktır.
102 . Naza çekmek : Bir isteği veya teklifi kabul etmeye niyetli olduğu halde, daha değerli görünmek amacıyla isteksizmiş gibi davranarak karşı tarafın ısrar etmesini beklemektir.
103 . Nazar boncuğu : Nazar değmesini önlediğine inanılan ve genellikle mavi renkli, göz şeklinde olan boncuklara verilen addır.
104 . Nazar değmek : Kötü niyetli veya kıskanç bakışların, bir kişiye veya nesneye olumsuz etki ettiğine dair yaygın bir inanıştır.
105 . Nazar etmek : Bir şeye veya bir kimseye büyük bir dikkatle, hayranlıkla veya bazen kıskançlık duygusuyla bakarak onu derinlemesine incelemek ve o durumu değerlendirmek anlamına gelir.
106 . Nazara gelmek : Kötü niyetli veya kıskanç bakışların olumsuz etkisine maruz kalmak ve bundan zarar görmek demektir.
107 . Nazarı değmek : Birine veya bir şeye hayranlıkla ya da kıskançlıkla bakarak, o kişinin veya nesnenin başına kötü bir iş gelmesine neden olduğu düşünülen manevi etkidir.
108 . Nazarı değmesin : Çok güzel veya başarılı bir durum karşısında kötü niyetlerin veya aşırı hayranlığın o şeye zarar vermemesi için söylenen bir dua sözüdür.
109 . Nazarı dikkati çekmek : Sergilediği farklı tavırlar, kıyafetler veya yaptığı işlerle çevresindeki insanların tüm ilgisini ve bakışlarını bir anda kendi üzerinde toplamayı başarmaktır.
110 . Nazarı dikkatini celbetmek : Bir durumun veya nesnenin, bir kişinin tüm ilgisini ve odağını aniden üzerine çekerek onu derin bir merak içine sokmasıdır.
111 . Nazarında büyütmek : Bir konuyu veya sorunu olduğundan daha önemli, daha büyük ve daha karmaşık gibi göstermek demektir.
112 . Nazı çekilmek : Bir kimsenin huysuzluklarına, kaprislerine veya şımarıklıklarına karşı sabır göstererek ona sevgiyle katlanmak ve onu kırmadan idare etmektir.
113 . Nazı geçmek : Bir kimse üzerinde sahip olduğu sevgi ve saygınlık sayesinde, ondan istediği bir şeyi kolayca yaptırabilme ve ricalarının geri çevrilmemesi durumunu ifade eder.
114 . Nazına çekmek : Birinin kaprislerine, huysuzluklarına veya geçici isteklerine boyun eğmek ve onları yerine getirmek demektir.
115 . Nazını çekmek : Karşısındakinin isteğini yerine getirerek hoşnut olmasını sağlamak veya onu mutlu etmek anlamındadır.
116 . Nazik bir durum : Hata yapıldığında büyük sonuçlar doğurabilecek, çok ince düşünülmesi gereken ve dengelerin çok hassas olduğu kritik bir süreci ifade eder.
117 . Nazik bir mesele : Çok dikkatli konuşulması gereken, yanlış anlaşıldığında büyük sorunlara yol açabilecek olan hassas ve önemli bir konuyu ifade eder.
118 . Nazik bir tavır : Kibar, incelikli ve başkalarının duygularını önemseyen bir davranış biçimini ifade eden bir deyimdir.
119 . Nazik davranmak : Çevresindeki insanları kırmamak için söz ve hareketlerine çok dikkat etmek, kibar, zarif ve ince düşünceli bir tavırla iletişim kurmaktır.
120 . Nazikçe uyarmak : Karşısındakini kırmadan, incitmeden ve kibarca potansiyel bir hata veya tehlikeden haberdar etmek demektir.
121 . Nazikten anlamamak : Kendisine yapılan kibarca ikazları, yumuşak uyarıları dikkate almamak ve daha sert tepkiyi hak etmek demektir.
122 . Nazlanarak iş yapmak : Bir görevi yapmaya gönüllü olsa bile, karşı taraftan daha fazla ilgi ve rica bekleyerek süreci kasten ağırlaştırmak eylemidir.
123 . Nazlanarak kabul etmek : Bir teklifi çok istediği halde, hemen kabul etmeyip karşı tarafın biraz daha ısrar etmesini ve kendisine değer vermesini sağlamaktır.
124 . Nazlanmak : Bir işi yapmaya gönüllü olsa bile, şımartılmak veya daha fazla ilgi görmek amacıyla isteksiz gibi görünerek başkalarının kendisine yalvarmasını beklemektir.
125 . Nazlı nazlı yaklaşmak : İnsan veya bir durum karşısında aşırı titiz ve temkinli bir şekilde yaklaşmak demektir.
126 . Ne çıkarsa bahtımıza : Sonucun ne olacağını bilmeden, olasılıklara razı bir şekilde olaylara yaklaşmak anlamını taşır.
127 . Ne çıkarsa karşıma : Gelecek olaylar veya durumlar karşısında hazırlıksız olmayı ifade eder.
128 . Ne edip ne yapıp : Ne pahasına olursa olsun, her türlü zorluğu göze alarak ve mutlaka bir şekilde anlamına gelir.
129 . Ne fayda : Artık çok geç olduğu veya bir şeyin yarar sağlamayacağını ifade eden bir üzüntü veya pişmanlık bildiren sözdür.
130 . Ne günlere kaldık : Toplumdaki bozulmaları, ahlaki çöküntüyü veya şaşırtıcı derecede kötü gelişmeleri görünce duyulan hayret ve üzüntüyü ifade eden sitem dolu bir sözdür.
131 . Ne hali varsa görsün : Bir kimseden tamamen ümidi kesmek, onunla ilgilenmeyi bırakmak ve başına gelecek her türlü olumsuzluğa karşı artık duyarsız kalmak anlamına gelen bir sitem sözüdür.
132 . Ne hikmetse : Sebebi bilinmeyen veya açıklanamayan bir şekilde, ilginçtir ki anlamına gelen bir ifadedir.
133 . Ne idüğü belirsiz : Nereden geldiği, kim olduğu veya ne tür bir amaca hizmet ettiği bilinmeyen, güven vermeyen ve şüpheli görünen kişiler veya nesneler için söylenir.
134 . Ne kabahati var : Birinin suçsuz ve masum olduğunu, yapılan eleştirinin veya suçlamanın haksız olduğunu savunmak için söylenir.
135 . Ne kadar bilirsen bil : Sahip olunan bilgi veya tecrübeye rağmen her zaman öğrenilecek yeni şeyler olacağını ifade eder.
136 . Ne kadar sabırlı olursan : Sabır göstermekle başarı veya olumlu sonuçların geleceğini ifade eder.
137 . Ne karın ağrısı : Gereksiz yere çıkarılan ve büyütülen anlamsız bir sorun veya tartışmayı ifade etmek için kullanılır.
138 . Ne kaybedersin : Bir şeyi yapmaman veya denememen halinde hiçbir şey kaybetmeyeceğini vurgulamak için söylenen bir sözdür.
139 . Ne kerte : Ne kadar, hangi dereceye kadar ve ne seviyede olduğunu sormak veya vurgulamak için kullanılır.
140 . Ne kokar ne bulaşır : Hiçbir risk taşımayan, zararsız ve tamamen masum bir durum veya kişiyi tanımlamak için kullanılır.
141 . Ne mal olduğunu anlamak : Bir kişinin gerçek karakterini, niyetlerini veya değerini zamanla ve yaşanan olaylarla öğrenmek demektir.
142 . Ne münasebet : Söylenen bir şeyin kesinlikle doğru olmadığını, ilgisiz ve yakışıksız bulduğunu belirtmek için kullanılır.
143 . Ne od var ne ocak : Büyük bir yoksulluk ve sefalet içinde olmak, evinde yiyecek bir şey ve yakacak ateş bile bulunmamak demektir.
144 . Ne olacağı belli değil : Gelecek hakkında kesin bir bilgi olmamasını ve belirsiz bir durumu anlatır.
145 . Ne olacağını kestiremeyen : Gelecekte olacakları önceden tahmin edemeyen kişi veya durum anlamındadır.
146 . Ne olacağını kestiremeyen kişi : Gelecekte olacakları önceden tahmin edemeyen, hazırlıksız olan kişi anlamındadır.
147 . Ne oldum delisi : Sonradan gördüğü bir zenginlik veya makam karşısında karakteri bozulan, aşırı şımaran ve geçmişini unutarak başkalarını küçümseyen kişiler için kullanılan bir deyimdir.
148 . Ne oldum delisi olmak : Fakirlikten zenginliğe veya düşük bir makamdan yüksek bir yere gelince aşırı derecede şımarmak ve eski halini unutarak kibirlenmektir.
149 . Ne olur ne olmaz : İhtiyatlı davranmak, olası kötü ihtimallere karşı tedbirli olmak için kullanılan bir temkin ifadesidir.
150 . Ne olursa olsun denemek : Sonuç ne olursa olsun çaba göstermek ve pes etmemek demektir.
151 . Ne pahasına olursa olsun : Karşılaşılacak tüm zorlukları, tehlikeleri ve kayıpları göze alarak bir hedefi mutlaka gerçekleştirmeye kararlı olduğunu belirten bir ifadedir.
152 . Ne şiş yansın ne kebap : İki tarafı da memnun edecek, kimsenin gücenmeyeceği bir çözüm bulmaya çalışmak anlamına gelir.
153 . Ne tadı kaldı ne tuzu : Bir işin veya durumun eskisi kadar keyif vermemesi, huzurunun kaçması ve içindeki tüm cazibeyi kaybederek sıkıcı bir hale gelmesi durumudur.
154 . Ne var ne yok dökmek : Sahip olunan her şeyi açıkça ve çekinmeden ortaya koymak anlamına gelir.
155 . Ne varsa dökmek : Sahip olunan her şeyi açıkça ve çekinmeden ortaya koymak demektir.
156 . Ne varsa ortaya koymak : Sahip olunan tüm yetenek, güç veya imkânları tamamen göstermek demektir.
157 . Ne varsa söylemek : Gizli veya önemli bilgileri çekinmeden açıkça ifade etmek demektir.
158 . Ne yapacağını şaşırmak : Karşılaşılan bir durum karşısında karar verememek ve ne yapacağını bilememek demektir.
159 . Ne yapıp ne edip : Her ne şekilde olursa olsun, mutlaka bir yolunu bulup, kesinlikle başararak anlamına gelen bir deyimdir.
160 . Ne yardan geçer ne serden : İki önemli ve değerli seçenek arasında kararsız kalmak, her ikisini de kaybetmek istemediği için bir türlü net bir seçim yapamamak halidir.
161 . Ne yazık ki : Üzülerek belirtmek gerekir ki, maalesef anlamına gelen ve olumsuz bir durumu ifade etmek için kullanılan bir sözdür.
162 . Nebati hayat yaşamak : Bitkiler gibi hareketsiz, tepkisiz ve sadece temel ihtiyaçları gidermekle yetinen bir yaşam sürmek demektir.
163 . Nebze : Çok küçük, azıcık ve ufacık bir miktar anlamına gelen ve genellikle olumsuz cümlelerde kullanılan bir kelimedir.
164 . Nebze kadar : Bir şeyin miktarının çok az, önemsenmeyecek kadar küçük veya oldukça sınırlı olduğunu belirtmek amacıyla kullanılan ölçü bildiren bir deyimdir.
165 . Necasetten taharet : Maddi veya manevi her türlü pislikten arınmak, temizlenmek ve dürüst bir insan olarak hayatına devam etmek amacıyla kötü alışkanlıkları terk etmektir.
166 . Nedamet getirmek : İşlediği bir hatadan veya yaptığı bir günahtan dolayı pişmanlık duyarak tövbe etmek ve bir daha aynı yanlışı yapmamaya dair kendi kendine söz vermektir.
167 . Nedamet içinde olmak : Yapılan yanlışlar ve kaçırılan fırsatlar için derin bir pişmanlık ve üzüntü duymak halidir.
168 . Neden niçin : Bir olayın veya durumun sebeplerini ve amaçlarını araştırmak için sorulan soruları ifade eden bir ikilemedir.
169 . Nedensiz yere : Herhangi bir açıklanabilir sebep olmadan, anlamsız bir şekilde ve ortada neden yokken anlamına gelir.
170 . Nedir bu hal : Birinin garip, üzüntülü veya beklenmedik durumunu görünce şaşkınlıkla sorulan bir sorudur.
171 . Nefes alamamak : İşlerin aşırı yoğunluğu veya büyük bir baskı altında kalmak nedeniyle kişinin kendine ayıracak tek bir saniyesinin bile kalmaması halidir.
172 . Nefes alamayacak kadar : Yoğunluktan veya stresten dolayı kişinin kendine vakit ayıramaması, sürekli bir baskı ve tempo altında ezilmesi durumunu anlatan bir ifadedir.
173 . Nefes aldırmamak : Birini sürekli işlerle meşgul ederek dinlenmesine fırsat vermemek veya birine o kadar baskı yapmak ki hareket edemeyecek hale getirmektir.
174 . Nefes aldırmayan iş : Hiç boş vakit bırakmayan, aşırı yoğunluk içeren ve kişinin dinlenmesine asla izin vermeyen çok yorucu ve tempolu çalışma sürecidir.
175 . Nefes almak : Zorlu ve stresli bir dönemin ardından rahatlamak, biraz olsun dinlenmek ve kendine vakit ayırmak demektir.
176 . Nefes almak gibi rahatlamak : Zor ve yoğun bir işten sonra kendini özgür ve rahat hissetmek demektir.
177 . Nefes almak için durmak : Fiziksel veya zihinsel olarak bir süre durup rahatlamak anlamındadır.
178 . Nefes almakta zorlanacak kadar çalışmak : Yoğun iş veya zorluk nedeniyle rahat nefes alamamak anlamına gelir.
179 . Nefes almakta zorlanmak : Yoğun stres, endişe veya fiziksel zorluk nedeniyle rahat nefes alamamak anlamındadır.
180 . Nefes kesen : Çok heyecan verici, etkileyici ve insanı şaşkına çeviren bir olay veya durumu tanımlamak için kullanılır.
181 . Nefes kesen bir mücadele : Çok heyecanlı ve zorlu geçen, izleyeni etkileyen bir mücadele anlamındadır.
182 . Nefes kesici bir an yaşamak : Çok heyecan verici veya etkileyici bir deneyim yaşamak anlamına gelir.
183 . Nefes kesici bir güzellik görmek : Olağanüstü ve etkileyici bir manzara veya görüntü ile karşılaşmak demektir.
184 . Nefes kesici bir hızla ilerlemek : Olağanüstü hızlı ve heyecan verici bir şekilde ilerlemek demektir.
185 . Nefes kesici bir manzara : Olağanüstü güzellikte ve etkileyici bir doğa veya görüntü anlamına gelir.
186 . Nefes kesici bir manzara görmek : Olağanüstü etkileyici ve büyüleyici bir görüntü ile karşılaşmak demektir.
187 . Nefes kesici güzellikte : Olağanüstü çekici, etkileyici ve büyüleyici bir güzelliğe sahip olmak anlamındadır.
188 . Nefes kesici hızda : Olağanüstü hızlı ve heyecan verici şekilde gerçekleşmek anlamında kullanılır.
189 . Nefes nefese kalmak : Çok hızlı koşmak, ağır bir yük taşımak veya heyecanlanmak gibi nedenlerle soluk alıp vermekte zorlanacak kadar yorulmak ve tıkanmak halidir.
190 . Nefes tüketmek : Birine bir şeyi anlatmak veya ikna etmek için çok uzun süre boyunca boş yere konuşmak ve gösterdiği tüm çabanın sonucunda hiçbir başarı elde edememektir.
191 . Nefesi daralmak : Stres, korku veya fiziksel bir rahatsızlık nedeniyle rahat nefes alamamak ve sıkışıklık hissetmek demektir.
192 . Nefesi kesilmek : Yaşanan çok büyük bir korku, şaşkınlık veya fiziksel bir zorlanma sonucunda bir an için soluk alamayacak duruma gelmek veya hayatını kaybetmektir.
193 . Nefesi kokmak : Ağzından hoş olmayan bir koku gelmesi, genellikle sindirim veya ağız sağlığı sorunlarına işaret eder.
194 . Nefesi püf püf olmak : Çok yorulmak, bitkin düşmek ve nefes nefese kalmaktan dolayı zorlukla nefes alıp vermek demektir.
195 . Nefesi tükenmek : Artık dayanacak gücü, sabrı veya ömrü kalmamak, bitmek üzere olmak anlamına gelen bir deyimdir.
196 . Nefesi yetişmek : Bir işi yapabilecek güce, zamana veya imkana sahip olmak, ona muktedir olmak anlamına gelir.
197 . Nefesi yetişmemek : Bir işi tamamlamak için gereken gücü veya zamanı bulamamak, hedefe ulaşmaya çok az kala enerjisinin tamamen tükenmesi nedeniyle başarısızlığa uğramaktır.
198 . Nefesinden anlamak : Bir kişinin sadece konuşma tarzından veya ses tonundan o anki ruh halini, ne hissettiğini ve ne düşündüğünü çok iyi kavrayabilmektir.
199 . Nefesine güvenmek : Yapacağı zorlu bir işte veya uzun sürecek bir mücadelede kendi gücüne, dayanıklılığına ve azmine tam olarak inanarak yola çıkmak anlamına gelir.
200 . Nefesini içine çekmek : Bir şeyden etkilenip sessizce beklemek veya büyük bir sabırla sırasını beklerken tepki vermeden içsel bir hazırlık yapmak anlamına gelir.
201 . Nefesini kesmek : Bir şeyin güzelliği, heyecanı veya şaşırtıcılığı karşısında şok olmak ve nefes alamayacak hale gelmek demektir.
202 . Nefesini toparlamak : Yoğun aktivite veya stres sonrasında kendini yeniden toparlamak anlamına gelir.
203 . Nefesini toplamak : Yaşadığı büyük bir yorgunluktan veya heyecandan sonra biraz dinlenerek sakinleşmek ve vücudunun normal dengesine kavuşmasını sağlamak amacıyla durup beklemektir.
204 . Nefesini tutarak beklemek : Heyecan veya korku nedeniyle geçici olarak nefesini durdurmak anlamındadır.
205 . Nefesini tutmak : Heyecan, korku veya merak nedeniyle geçici olarak durmak ya da beklemek demektir.
206 . Nefesini tüketmek : Birine bir şeyi anlatabilmek için çok fazla dil dökmek ancak buna rağmen karşı tarafı bir türlü ikna edemeyerek boşa yorulmaktır.
207 . Nefis bir yemek : Lezzeti, görüntüsü ve sunumuyla olağanüstü derecede beğenilen ve iştah açan yiyecekleri tanımlamak için kullanılır.
208 . Nefis köreltmek : Bir şeye duyulan aşırı isteği veya tutkuyu az bir miktarla yetinerek geçiştirmek, aç gözlülüğü dizginlemek ve o arzunun baskısını hafifletmektir.
209 . Nefis muhasebesi yapmak : Kişinin kendi davranışlarını, hatalarını ve günahlarını dürüstçe gözden geçirmesi, kendi vicdanıyla hesaplaşarak kendini düzeltmeye çalışmasıdır.
210 . Nefis mücadelesi : İnsanın kendi içindeki kötü isteklere, harama veya aşırı hırslara karşı verdiği büyük içsel savaş ve ahlaklı kalma çabasını ifade eder.
211 . Nefis terbiyesi : İnsanın kendi bencil isteklerini dizginlemesi, iradesini güçlendirmesi ve ahlaki olarak daha olgun bir seviyeye gelmek için çaba sarf etmesidir.
212 . Nefret duygusunu bastırmak : Yoğun olumsuz hisleri kontrol altında tutmak ve dışa vurmamak anlamına gelir.
213 . Nefret duygusunu gizlemek : Yoğun olumsuz hisleri kontrol altında tutmak ve göstermemek anlamına gelir.
214 . Nefret duygusunu taşımak : Bir kişi veya duruma karşı yoğun hoşnutsuzluk ve olumsuz his beslemek anlamındadır.
215 . Nefret etmek : Bir kimseden veya bir durumdan dolayı aşırı derecede tiksinti duymak, ona karşı büyük bir soğukluk ve düşmanlık hissi beslemektir.
216 . Nefret kusmak : Birine karşı duyduğu çok derin kini, öfkeyi ve düşmanlığı çok sert, kırıcı ve hakaret dolu sözlerle açıkça dile getirerek içini boşaltmaktır.
217 . Nefret tohumları ekmek : İnsanlar arasına kin ve düşmanlık sokacak sözler söyleyerek onları birbirine karşı kışkırtmak ve toplumun huzurunu kasten bozmaya çalışmaktır.
218 . Nefret uyandırmak : Sergilediği kötü davranışlar veya söylediği çirkin sözler nedeniyle çevresindeki insanların kendisinden tiksinmesine ve uzaklaşmasına yol açacak bir etki yaratmaktır.
219 . Nefretle bakış atmak : Yoğun olumsuz duygu ve hoşnutsuzlukla birine bakmak anlamındadır.
220 . Nefretle bakmak : Bir duruma veya kişiye karşı yoğun olumsuz duygu ve hoşnutsuzluk taşımak anlamındadır.
221 . Nefsi temsil etmek : Bir grup veya kurum adına konuşma, karar alma ve hareket etme yetkisine sahip olmak demektir.
222 . Nefsine ağır gelmek : Yapılması gereken bir işin veya söylenen bir sözün kişinin gururunu incitmesi, kibrine dokunması ve onu kabullenmekte çok zorlanması halidir.
223 . Nefsine hakim olmak : Kişinin canının çok istediği bir şeyi iradesini kullanarak yapmaması, sabır göstermesi ve duygularını aklıyla kontrol ederek yanlış yollara sapmaması durumudur.
224 . Nefsine uymak : Aklından çok, arzularına, iştahına veya tembellik duygusuna yenik düşerek hareket etmek demektir.
225 . Nefsine yedirememek : Kendisine yapılan bir haksızlığı, küçük düşürücü hareketi veya teklifi gururuna aykırı bularak asla kabul etmemek ve bu durumu hazmedememektir.
226 . Nefsine yenik düşmek : İradesini kullanamayıp canının istediği yanlış bir şeyi yapmak, harama veya kötü bir alışkanlığa karşı koyamayarak hata işlemektir.
227 . Nefsini köreltmek : Dünyevi arzuları, istekleri ve ihtirasları azaltmak, onlara karşı ilgisizleşmeye çalışmak demektir.
228 . Nefsini körletmek : Çok istediği bir şeyi az bir miktarla tadarak o isteğin baskısından kurtulmak ve iradesine hakim olarak aşırılıktan kaçınmak demektir.
229 . Nefsini terbiye etmek : İstek ve tutkularını kontrol altına alarak, daha disiplinli ve ahlaklı bir hayat sürmeye çalışmak demektir.
230 . Nefyü infaz etmek : Sürgün etmek ve öldürmek anlamına gelen, otoritenin en ağır cezalarını uygulamayı ifade eden bir tabirdir.
231 . Nejatını bozmak : Bir şeyin doğal halini, aslını veya saflığını bozmak ve onu değiştirmek anlamına gelen bir deyimdir.
232 . Neler neler : Çok fazla ve çeşitli şeyler, akla hayale gelmeyecek olaylar anlamına gelen bir şaşkınlık ifadesidir.
233 . Neler olacağını görmek : Gelecek olayları veya gelişmeleri önceden tahmin etmek veya gözlemlemek anlamındadır.
234 . Neler olacağını kestirmek : Gelecekteki olası durumları önceden tahmin etmek ve hazırlıklı olmak anlamına gelir.
235 . Nem kapmak : Çok alıngan olmak, en küçük bir sözden veya olaydan kendisine pay çıkararak üzülmek veya durumdan şüphelenerek hemen huzursuz bir ruh haline bürünmektir.
236 . Neme lazım : Bana ne, beni ilgilendirmez anlamına gelen ve sorumluluktan kaçmak için kullanılan bir kayıtsızlık ifadesidir.
237 . Neme lazım deme : İlgisiz ve duyarsız kalınmaması, sorumluluk alınması gerektiğini hatırlatan bir uyarı ifadesidir.
238 . Nemelazımcı olmak : Çevresinde olup biten olaylara karşı tamamen ilgisiz kalmak, toplumsal sorunlara duyarsızlık göstererek sadece kendi rahatını düşünmek ve sorumluluktan kaçınmak durumudur.
239 . Nemelazımcılık etmek : Yapılması gereken bir iş veya sorumluluk karşısında, ilgisiz ve kayıtsız kalıp sorumluluk almamak demektir.
240 . Nemli gözlerle bakmak : İçinde bulunduğu derin üzüntü, keder veya aşırı duygulanma sebebiyle gözleri yaşarmış bir şekilde etrafını izlemek ve bu hüznü dışa vurmaktır.
241 . Nerede akşam orada sabah : Belli bir evi veya düzenli bir planı olmadan, gününü nerede bitirirse orada konaklayan, sorumsuz ve gezgin bir hayat tarzını benimseyen kişiler için söylenir.
242 . Nerede ise : Neredeyse, az kalsın ve hemen hemen anlamına gelen ve bir olayın gerçekleşmek üzere olduğunu belirten bir ifadedir.
243 . Nerede o eski günler : Geçmişteki samimiyetin, huzurun ve güzel adetlerin artık kalmadığını belirterek duyulan büyük özlemi ve günümüzdeki bozulmayı ifade eden sözdür.
244 . Nereden nereye : Büyük bir değişimi, gelişmeyi veya farklılığı vurgulamak için kullanılan bir şaşkınlık ve hayret ifadesidir.
245 . Neredeyse her şey hazır : Çoğu işin tamamlandığını ve sona yaklaşıldığını ifade eder.
246 . Neredeyse hiç fark etmemek : Var olan bir şeyi fark etmeme veya gözden kaçırmak anlamındadır.
247 . Neredeyse hiç yok : Var olan şeyin çok az miktarda olduğunu belirtmek için kullanılır.
248 . Neredeyse pes etmek : Büyük bir zorluk karşısında neredeyse vazgeçmek üzere olmak demektir.
249 . Neredeyse tamamen bitmek : Bir iş veya süreçte neredeyse her şeyin tamamlandığını ifade eder.
250 . Neredeyse tamamen unutmak : Hatırlanması gereken şeyi neredeyse tamamen hafızadan silmek demektir.
251 . Neredeyse tamamen unutmak üzere olmak : Hatırlanması gereken şeyi hafızadan silmek üzere olmak demektir.
252 . Neredeyse unutmak : Çok az bir farkla hatırlamamak veya hafızadan silinmek anlamındadır.
253 . Neredeyse unutmak üzere olmak : Hatırlanması gereken bir şeyi hafızadan silmek üzere bulunmak anlamındadır.
254 . Neredeyse unutulmak : Hatırlanması gereken bir şeyin veya kişinin unutulmak üzere olması anlamına gelir.
255 . Neresi olursa olsun : Yer gözetmeksizin, her türlü mekana veya duruma razı olduğunu ve asıl amacının sadece oradan kurtulmak veya bir yere varmak olduğunu anlatır.
256 . Neresinden baksan : Bir durumu hangi açıdan değerlendirirsen değerlendir, sonucun değişmeyeceğini veya o şeyin her yönden aynı niteliğe sahip olduğunu belirtir.
257 . Nereye çeksen oraya gider : Söylenen bir sözün net olmadığını, birden fazla anlama gelebildiğini veya bir durumun her türlü yoruma açık olduğunu ifade eden bir deyimdir.
258 . Nereye gittiğini bilmemek : Bir işte veya hayatta amaçsızca, plansız ve hedefsiz bir şekilde hareket etmek demektir.
259 . Nereye kadar : Bir durumun, sabrın veya tahammülün sınırlarını sorgulamak için kullanılan bir tepki ve uyarı ifadesidir.
260 . Nesli tükenmek : Bir türün veya bir geleneğin artık kalmaması, yeryüzünden silinmesi veya o şeyi temsil edenlerin sayısının yok denecek kadar azalmasıdır.
261 . Neslini devam ettirmek : Kendi soyundan gelenlerin sayısını artırmak, çocuk sahibi olarak ismini ve genlerini geleceğe taşımak amacıyla yapılan eylemlerin bütünüdür.
262 . Neslini kurutmak : Bir canlı türünün veya bir soyun devam etmesini engelleyecek şekilde hepsini yok etmek veya mecazi anlamda bir şeyi kökten bitirmektir.
263 . Nesneleri dikkatle incelemek : Eşyaları veya konuları titiz bir şekilde gözden geçirmek demektir.
264 . Nesneleri özenle yerleştirmek : Düzen sağlamak ve eşyaları dikkatlice konumlandırmak anlamındadır.
265 . Nesneleri yerli yerine koymak : Düzen sağlamak ve eşyaları uygun konumlarına yerleştirmek anlamına gelir.
266 . Neşe dolu olmak : İçi içine sığmamak, çok mutlu ve enerjik bir ruh halinde bulunmak anlamına gelen bir deyimdir.
267 . Neşe saçmak : Bulunduğu ortamda insanları mutlu etmek ve ortamı canlandırmak anlamına gelir.
268 . Neşesi kaçmak : Keyifli bir ortamdayken duyulan kötü bir haber veya yaşanan olumsuz bir durum yüzünden bir anda mutsuzlaşmak ve bütün neşesini tamamen yitirmek halidir.
269 . Neşesini bulmak : Keyifsiz veya durgun bir ruh halinden sıyrılıp yeniden mutlu, hareketli ve hayata karşı enerjik bir tavır sergilemeye başlamak anlamına gelmektedir.
270 . Neşesini kaçırmak : Birinin keyfini, mutluluğunu bozacak bir söz söylemek veya olumsuz bir davranışta bulunmak demektir.
271 . Neşesini kursağında bırakmak : Birinin tam mutlu olduğu ve sevindiği bir anda, ona kötü bir haber vererek sevincini yarıda kesmek ve onu üzmektir.
272 . Neşeyle coşmak : İçten gelen mutluluk ve sevinçle kendini ifade etmek anlamındadır.
273 . Neşeyle dolmak : İçten gelen mutluluk ve sevinçle coşmak anlamına gelir.
274 . Neşeyle dolup taşmak : İçten gelen mutluluk ve sevinçle coşmak anlamına gelir.
275 . Neşeyle karışık üzüntü : Aynı anda hem mutlu hem de hüzünlü bir ruh hali yaşamak demektir.
276 . Neşter vurmak : Uzun süredir devam eden ve çözülemeyen bir sorunu en köklü ve en sert yöntemlerle çözüme kavuşturmak için kesin müdahalede bulunmak demektir.
277 . Neta bir ifade : Açık, net, anlaşılır ve karmaşık olmayan bir şekilde dile getirilmiş söz veya düşünceyi ifade eder.
278 . Netice almak : Girişilen bir işin veya yürütülen bir projenin sonunda somut bir başarıya ulaşmak ve gösterilen çabaların meyvesini nihayet toplamaktır.
279 . Neticelendirmek : Yapılan çalışmaları, tartışmaları veya olayları bir sonuca bağlamak ve özetlemek demektir.
280 . Neye uğradığını şaşırmak : Beklenmedik ve ani bir olay karşısında büyük bir şaşkınlık yaşamak ve ne yapacağını bilememek demektir.
281 . Neyi var neyi yok : Elindeki tüm varlığı, parası ve malı mülkü ne varsa hepsini anlamına gelen bir deyimdir.
282 . Neyin nesi olduğunu anlamak : Bir şeyin veya kişinin gerçek mahiyetini, niteliğini ve değerini kavramak demektir.
283 . Neyle karşılaşacağını bilmemek : Gelecekte ne gibi zorluklar, sürprizler veya olaylarla karşılaşacağı konusunda belirsizlik yaşamak demektir.
284 . Neymiş efendim : Söylenen veya iddia edilen şeye inanmadığını, küçümsediğini veya alay ettiğini belirtmek için kullanılır.
285 . Nezaket göstermek : İnsanlara saygı ve incelik göstererek uygun davranışlarda bulunmak demektir.
286 . Nezaket kuralları : Toplum içinde insanların birbirine karşı göstermesi gereken saygılı, ölçülü ve zarif davranışların tamamını kapsayan ahlaki ilkeler bütünüdür.
287 . Nezaret etmek : Bir işin başında durarak o işin kurallara uygun şekilde yapılıp yapılmadığını kontrol etmek ve süreci dikkatle takip ederek yönetmektir.
288 . Nezaretinde bulunmak : Bir görevlinin veya yetkili bir kişinin gözetimi ve kontrolü altında tutulmak, serbestçe hareket edemeyecek şekilde denetlenmek halidir.
289 . Neze dönmek : Çok zayıflamak, bir deri bir kemik kalmak ve sağlıksız bir görünüme bürünmek anlamına gelen bir deyimdir.
290 . Nezih bir ortam : Gürültüden, kabalıktan ve her türlü çirkinlikten uzak, saygın insanların bulunduğu, huzur verici ve kaliteli mekanı tanımlamak için kullanılır.
291 . Nezih bir ortam sağlamak : Temiz, düzenli ve saygılı bir ortam yaratmak anlamındadır.
292 . Nısfı nehare : Gün ortası, öğle vakti anlamına gelen ve günün en sıcak zamanını ifade eden eski bir tabirdir.
293 . Nısfıye defteri : Osmanlı döneminde devlet dairelerinde tutulan ve günlük işlerin kaydedildiği resmi deftere verilen addır.
294 . Nifak sokmak : Birbirine bağlı olan insanlar veya topluluklar arasına dedikodu ve yalanlar yayarak onların arasını bozmak ve büyük huzursuzluklar çıkarmaktır.
295 . Nifak tohumu ekmek : İnsanlar arasına fitne sokmak, onları birbirine düşman edecek yalanlar söyleyerek aradaki bağları koparmak ve karmaşa yaratmaya çalışmaktır.
296 . Nihai aşamaya gelmek : Bir sürecin en son ve kritik aşamasına ulaşmak demektir.
297 . Nihai aşamaya gelmek üzere olmak : Uzun süren bir sürecin sonuna yaklaşmak anlamına gelir.
298 . Nihai çözüm bulmak : Sorun veya problem karşısında kesin ve tatmin edici çözümü ortaya koymak demektir.
299 . Nihai çözüm üretmek : Sorun veya problem karşısında kesin ve tatmin edici çözümü bulmak demektir.
300 . Nihai değerlendirme yapmak : Yapılan işlerin veya olayların son ve kesin analizini yapmak demektir.
301 . Nihai değerlendirmeyi yapmak : Yapılan iş veya olayların son ve kesin analizini gerçekleştirmek demektir.
302 . Nihai hedef : Ulaşılmak istenen en son ve en önemli amaç, varılacak nokta anlamına gelen bir deyimdir.
303 . Nihai hedefe ulaşmak : Uzun süren çabaların sonunda amaçlanan noktaya varmak demektir.
304 . Nihai hedefi belirlemek : Uzun vadeli plan veya amaç için son hedefi tespit etmek demektir.
305 . Nihai karar : Artık değiştirilemeyecek, son ve kesin olarak verilmiş olan kararı ifade eden bir tabirdir.
306 . Nihai karar vermek : Tartışmalar veya değerlendirmeler sonunda son ve kesin kararı almak anlamına gelir.
307 . Nihai karara varmak : Tartışmalar veya değerlendirmeler sonunda son ve kesin karar almak anlamındadır.
308 . Nihai kararını vermek : Tartışmalar veya değerlendirmeler sonunda kesin ve son kararı almak anlamındadır.
309 . Nihai sonuca odaklanmak : Uzun süren çaba veya sürecin sonunda amaçlanan noktaya varmak anlamına gelir.
310 . Nihai sonuca ulaşmak : Uzun çaba veya süreçlerin ardından kesin ve tatmin edici sonuca varmak demektir.
311 . Nihai sonuç almak : Yapılan çalışmaların veya çabaların sonunda kesin ve tatmin edici sonuca ulaşmak demektir.
312 . Nihai sonuç almak için çalışmak : Çabaların sonunda kesin ve tatmin edici sonuca ulaşmak demektir.
313 . Nihayet beklenen an : Uzun süren bir bekleyişin sonunda gelen önemli ve kritik anı ifade eder.
314 . Nihayet bulmak : Uzun süren bir çabanın veya bekleyişin sonunda sonuca ulaşmak anlamındadır.
315 . Nihayet ermek : Uzun süren bir sürecin veya çabanın sona ermesi demektir.
316 . Nihayet vermek : Bir işe, tartışmaya veya beklemeye son noktayı koymak ve onu bitirmek anlamına gelen bir deyimdir.
317 . Nikahta keramet var : Evlilik bağının, ilişkileri düzeltip sağlamlaştıran sihirli bir gücü olduğunu ifade eden bir sözdür.
318 . Nikbin bir insan : Her zaman iyimser, umut dolu ve geleceğe güvenle bakan bir kişiliğe sahip olan kişiler için kullanılır.
319 . Nimet saymak : Sahip olunan bir şeyi değerli ve kıymetli görmek, şükretmek demektir.
320 . Nispet etmek : Yaptığı veya sahip olduğu bir şeyi, başkasına karşı üstünlük taslamak amacıyla göstermek ve onu kızdırmak demektir.
321 . Nispet yapmak : Birine üstünlük göstermek veya onu küçük düşürmek amacıyla davranmak demektir.
322 . Nispeten daha iyi : Kıyaslandığı diğer şeylere göre biraz daha iyi durumda olmak anlamına gelen bir ifadedir.
323 . Nişan almak : Ateşli bir silahla hedefi tam isabetle vurabilmek için dikkatle odaklanmak veya mecazi olarak bir şeyi elde etmek için tüm dikkatini oraya yöneltmektir.
324 . Nişan tahtası olmak : Herkesin hedefi haline gelmek, sürekli eleştirilmek veya bir saldırının doğrudan odak noktası durumuna düşerek zor durumda kalmaktır.
325 . Nişan tahtasına dönmek : Herkesin eleştiri oklarına hedef olmak, sürekli saldırıya uğramak veya tüm olumsuzlukların odak noktası haline gelerek yıpranmak anlamına gelir.
326 . Nitelik farkı göstermek : Kalite, yetenek veya değer açısından diğerlerinden farklı olmak anlamındadır.
327 . Nitelikli bir adım atmak : İş veya süreçte kalite ve önem gözeterek ilerlemek demektir.
328 . Nitelikli bir iş çıkarmak : Yapılan işin yüksek kalite ve titizlikle yapılmış olduğunu ifade eder.
329 . Nitelikli bir iş ortaya koymak : Yapılan işin kalitesi yüksek, değerli ve özenli olduğunu belirtir.
330 . Nitelikli bir iş yapmak : Yapılan işin kalitesi yüksek ve değerli olduğunu ifade eder.
331 . Nitelikli bir iş yapmak için çabalamak : Yapılacak işin yüksek kalite ve titizlikle yapılmasını sağlamak anlamındadır.
332 . Nitelikli bir şekilde ilerlemek : İşleri veya süreçleri yüksek kalite ve titizlikle yürütmek demektir.
333 . Nitelikli bir şekilde ilerlemek için uğraşmak : İş veya süreçte yüksek kalite ve titizlikle yol almak anlamındadır.
334 . Nitelikli bir şekilde organize etmek : İş veya süreci yüksek kalite ve titizlikle planlamak demektir.
335 . Nitelikli bir şekilde yönetmek : İş veya süreci yüksek kalite ve özenle yürütmek anlamına gelir.
336 . Nitelikli bir şekilde yürütmek : İş veya süreci yüksek kalite ve titizlikle sürdürmek demektir.
337 . Niyaz etmek : Çok samimi ve içten bir şekilde yalvarmak, dua etmek veya birinden bir şeyi büyük bir hürmetle istemek durumunu ifade eder.
338 . Niyet etmek : Bir şeyi yapmak için bilinçli olarak karar vermek ve planlamak anlamındadır.
339 . Niyet etmek ve başlamak : Bir işi yapmak için bilinçli olarak karar vermek ve ilk adımı atmak demektir.
340 . Niyet okumak : Karşındakinin düşünce ve planlarını anlamaya çalışmak veya tahmin etmek anlamındadır.
341 . Niyete bakmak : Bir kişinin yaptığı işin sonucundan ziyade, o işi hangi temel amaçla ve hangi duygularla gerçekleştirdiğini anlamaya çalışarak değerlendirme yapmaktır.
342 . Niyeti bozmak : Başlangıçta dürüst olan bir düşünceden vazgeçip kötü, hileli veya ahlaka aykırı bir yola sapmaya karar vermek anlamına gelen bir deyimdir.
343 . Niyeti bozuk olmak : Kötü bir amacı, gizli bir planı veya başkasına zarar verme düşüncesi olmak anlamına gelir.
344 . Niyeti halis olmak : Bir işi sadece iyilik ve doğruluk için, içten ve samimi bir şekilde yapmayı istemek demektir.
345 . Niyetine yazık olmak : Temiz ve iyi bir niyetle yola çıkıp da sonunda kötü bir sonuçla karşılaşmak anlamına gelir.
346 . Niyetini açıkça belli etmek : Plan veya düşüncelerini karşı tarafa anlaşılır şekilde göstermek anlamına gelir.
347 . Niyetini açıkça göstermek : Plan veya düşüncelerini karşı tarafa anlaşılır şekilde ifade etmek demektir.
348 . Niyetini belli etmek : Düşünce veya planlarını açıkça göstermek, anlaşılır kılmak anlamındadır.
349 . Niyetini gizlemek : Gerçek düşünce veya planlarını başkalarından saklamak anlamındadır.
350 . Niyetini gizlice yürütmek : Plan veya düşünceleri başkalarına belli etmeden sürdürmek anlamına gelir.
351 . Niyetini okumak : Birinin aklından geçenleri, gizli düşüncelerini veya planlarını tahmin etmeyi başarmak demektir.
352 . Niyetini saklamak : Gerçek düşünce veya planlarını gizli tutmak anlamına gelir.
353 . Niyetlenmek : Bir şeyi yapmaya karar vermek, bunu zihninde tasarlamak ve ona yönelik bir amaç belirlemek demektir.
354 . Niza çıkarmak : Huzurlu bir ortamda durduk yere tartışma başlatmak, insanlar arasında kavga çıkmasına neden olacak huzursuzluklar yaratarak düzeni bozmaya çalışmaktır.
355 . Nizam bulmak : Dağınıklıktan kurtulup düzenli bir hale gelmek, intizama girmek anlamına gelen bir deyimdir.
356 . Nizam vermek : Bir şeye düzen vermek, onu tertip ve disiplin içine sokmak anlamına gelen bir deyimdir.
357 . Nizama girmek : Karışık ve düzensiz olan bir durumun belirli kurallar çerçevesinde düzelmesi, her şeyin yerli yerine oturması ve disiplinli bir hale gelmesidir.
358 . Nizama sokmak : Dağınık, düzensiz ve başıboş ilerleyen bir işi belirli bir sistem ve kural içerisine alarak daha verimli hale getirmektir.
359 . Nizamı bozmak : Mevcut olan düzeni, kuralları ve sistemi kasten veya hata yaparak karıştırmak, her şeyi birbirine katarak bir düzensizlik ortamı yaratmaktır.
360 . Nizamını bozmak : Düzeni, tertibi veya planı bozmaya yönelik bir eylem yapmak demektir.
361 . Nizam-intizam sağlamak : Düzeni, tertibi ve kurallara uygunluğu yerine getirmek demektir.
362 . Nohut oda bakla sofa : Çok küçük, dar ve sadece temel ihtiyaçları karşılayacak kadar alanı olan ancak içinde huzur bulunan mütevazı evleri tanımlayan bir deyimdir.
363 . Nokta atışı yapmak : Tam hedefe uygun ve etkili bir eylem veya söz söylemek demektir.
364 . Nokta atmak : Bir tartışmada veya satrançta olduğu gibi, karşı tarafı susturacak ve çaresiz bırakacak son sözü söylemek demektir.
365 . Nokta koymak : Uzun süredir devam eden bir tartışmayı, bir işi veya bir ilişkiyi kesin bir kararla tamamen bitirmek ve o konuyu kapatmaktır.
366 . Noktası noktasına : Tıpatıp, tam tamına, hiçbir şeyi eksiksiz ve hatasız bir şekilde anlamına gelen bir ifadedir.
367 . Noktasına kadar bilmek : Bir konuyu en ince ayrıntısına kadar öğrenmiş veya hakim olmak demektir.
368 . Noktayı koymak : Tartışma veya işin sonlandırılması gereken noktada kesin bir karar vermek demektir.
369 . Noktayı koymak zorunda kalmak : Tartışma veya işin bitirilmesi gerektiğinde kesin karar almak demektir.
370 . Noktayı taşırmak : Sabır, dayanma gücü veya toleransın son noktaya ulaşması anlamına gelir.
371 . Normale dönmek : Olağanüstü veya olağan dışı bir durumun ardından, eski bildik ve sıradan haline geri gelmek demektir.
372 . Not düşmek : Önemli bir bilgiyi, hatırlatmayı veya itirazı yazılı olarak kaydetmek ve belgelemek demektir.
373 . Not etmek : Unutmamak için bir bilgiyi veya görevi yazıya dökmek, kaydetmek anlamına gelen bir deyimdir.
374 . Notunu vermek : Bir kişi veya iş hakkındaki değerlendirmeyi, performans puanını veya görüşü bildirmek demektir.
375 . Nöbet beklemek : Kendisine verilen bir görevin sırasının gelmesi için dikkatle durmak veya bir yeri korumak amacıyla sürekli tetikte kalarak zaman geçirmektir.
376 . Nöbet şekeri gibi : Görünüşü çok tatlı, sevimli ve insanın içini ısıtan şeyler veya kişiler için kullanılan eski ve zarif bir benzetmedir.
377 . Nöbeti devralmak : Bir görevin veya sorumluluğun sorumluluğunu başkasından almak ve o andan itibaren işin idaresini kendi üzerine geçirmek anlamına gelir.
378 . Nöbeti devretmek : Kendi sorumluluk süresi dolduğunda, işi veya görevi sıradaki kişiye teslim ederek görev yerinden huzurla ayrılmak eylemini ifade eder.
379 . Nuh der peygamber demez : Kendi düşüncesinde aşırı derecede inat eden, hiçbir mantıklı açıklamayı kabul etmeyen ve fikrinden asla dönmeyen çok katı yürekli kişiler için söylenir.
380 . Nuh gemisi : Her çeşit insanın, hayvanın veya nesnenin bir arada bulunduğu kalabalık ve karışık yerleri tanımlar.
381 . Nuh nebiden kalma : Çok eski, modası geçmiş ve artık kullanılmayan eşyalar veya yöntemler için kullanılır.
382 . Nuh Nebi’den kalma : Çok eski zamanlardan kalmış, günümüz şartlarına göre modası tamamen geçmiş, antika sayılacak kadar yaşlı veya yıpranmış eşyalar ve fikirler için kullanılır.
383 . Numara çekmek : Birini kandırmak, ona oyun oynamak veya rol yaparak bir durumdan sıyrılmaya çalışmak demektir.
384 . Numara yapmak : Birini kandırmak veya gerçek niyetini gizlemek amacıyla yalandan tavırlar sergilemek, rol yapmak ve karşısındakini yanıltmaya çalışmaktır.
385 . Numarası belli olmak : Bir kişinin gerçek niyeti, karakteri veya yetersizliği ortaya çıkmak anlamına gelen bir deyimdir.
386 . Numarasını vermek : Bir şeyin veya kişinin gerçek değerini, niteliğini göstermek ve onu deşifre etmek demektir.
387 . Nur topu gibi : Genellikle yeni doğmuş, çok sağlıklı ve güzel görünen bebekler için kullanılan, sevgi ve hayranlık belirten geleneksel bir deyimdir.
388 . Nura ermek : Gerçeği, doğru yolu veya manevi bir huzuru bulmak, aydınlanmak anlamına gelen bir deyimdir.
389 . Nurlandırmak : Bir yeri veya ortamı manevi bir huzur, bereket ve aydınlık ile doldurmak anlamına gelir.
390 . Nuru aynım : Çok sevilen ve değer verilen birine hitap ederken kullanılan “gözümün nuru” anlamına gelen, derin bir sevgi ve şefkat ifade eden eski bir sözdür.
391 . Nuru görmek : Gerçek durumu, hakikati ya da önemli bilgiyi fark etmek ve anlamak anlamını taşır.
392 . Nutfesi bozuk : Soyu veya karakteri temiz olmayan, ahlaki değerlerden yoksun ve kötülük yapmaya meyilli olan kişiler için kullanılan oldukça ağır bir yergi sözüdür.
393 . Nutku tutulmak : Büyük bir şaşkınlık, korku veya sevinç karşısında ne diyeceğini bilemeyerek bir süre konuşamaz hale gelmek ve dili damağı kurumak durumudur.
394 . Nutuk atmak : Bir konuda çevresindekilere bilgi vermek veya onları etkilemek amacıyla çok uzun, süslü ve gösterişli cümlelerle konuşma yapmaktır.
395 . Nutuk çekmek : Bir topluluğa karşı uzun, etkili ve genellikle nasihat içeren bir konuşma yapmak veya birini bıktıracak kadar uzun süre öğüt vermektir.
396 . Nüfus cüzdanı : Kişinin kimlik bilgilerinin yazılı olduğu, resmi kimlik belgesini ifade eden bir tabirdir.
397 . Nüfus kâğıdı düşmemek : Bir yerde yaşayan insanların çok kalabalık olması nedeniyle, adeta kimliklerinin karışması demektir.
398 . Nüfuz alanı : Bir kişinin veya bir kurumun gücünün, sözünün ve otoritesinin geçerli olduğu sınırı ifade eden sosyal veya siyasi bir terimdir.
399 . Nüfuz etmek : Bir şeyin içine iyice işlemek, derinlerine kadar girmek veya bir toplum üzerinde büyük bir güç ve otorite kurarak onları etkilemektir.
400 . Nüfuz sahibi olmak : Bir çevrede veya konuda sözü geçen, etkili ve saygın bir kişi olmak anlamına gelir.
401 . Nüfuzunu kullanmak : Sahip olduğu mevkii, rütbeyi veya tanıdığı önemli kişileri kullanarak bir işi kendi lehine kolayca halletmeye çalışmak eylemidir.
402 . Nükte yapmak : Bir konuyu ince bir zeka ürünü olan esprilerle anlatmak, sözü hem düşündürücü hem de güldürücü bir şekilde dile getirerek dikkat çekmektir.
403 . Nüktedan biri : Konuşmalarıyla insanları güldüren, ince zekasıyla espriler yapan ve en ciddi konuları bile neşeli bir dille anlatabilen yetenekli kimsedir.
404 . Nükten anlamak : İnce esprileri, kapalı göndermeleri ve derin anlamlı sözleri hemen kavrayabilmek demektir.
405 . Nümayiş yapmak : Bir düşünceyi veya tepkiyi göstermek amacıyla topluca ve gösterişli bir şekilde yürüyüş yapmak demektir.
406 . Nüsha çıkarmak : Bir belgenin veya yazının aynısını, kopyasını çıkarmak anlamına gelen bir deyimdir.
407 . Nüshası yok : Benzeri olmayan, eşi bulunmayan ve tek olan şeyler için kullanılan bir deyimdir.
408 . Nüzul olmak : Felç gelmek, inme inmek anlamına gelen ve kişinin hareket yetisini kaybetmesini ifade eden bir deyimdir.