Deyim K
1 . Kaba etleri kabarmak : Bir başarı veya övgü karşısında aşırı derecede gururlanmak, kibirlenmek ve kendisine çok fazla güvenerek çevresine tepeden bakmaya başlamak durumudur.
2 . Kabak başına patlamak : Birçok kişinin karıştığı kötü bir olayda, tüm sorumluluğun ve cezanın sadece bir kişinin üzerine yıkılması durumunu anlatan bir deyimdir.
3 . Kabak çiçeği gibi açılmak : Önceleri çok çekingen, sessiz ve utangaç olan bir kimsenin, sonradan aşırı derecede serbest davranmaya ve çevresine karşı çok açılmaya başlamasıdır.
4 . Kabak kafasında patlamak : Birçok kişinin karıştığı kötü bir olayın bütün olumsuz sonuçlarının ve cezasının sadece tek bir kişinin üzerine kalması durumunu ifade eder.
5 . Kabak tadı vermek : Bir durumun, bir sözün veya bir davranışın çok sık tekrarlanması sebebiyle artık insanları bıktırması, usandırması ve tadının kaçması anlamına gelmektedir.
6 . Kabasını almak : Bir işin en zor, en ağır veya en karmaşık kısmını bitirmek ve gerisini kolaylaştırmak demektir.
7 . Kabına çekilmek : Yaşanan olaylardan sonra sessizleşip geri planda kalmak.
8 . Kabına sığmamak : Aşırı sevinç, heyecan veya coşkuyu kontrol edememek anlamına gelir.
9 . Kabir azabı çekmek : Çok sıkıntılı, bunaltıcı ve bitmek bilmeyen zor bir durum içerisinde kalarak büyük bir ruhsal ve fiziksel acı içerisinde kıvranmak demektir.
10 . Kabuğuna çekilmek : Dış dünya ile olan her türlü ilişkisini keserek kendi yalnızlığına dönmek, kimseyle görüşmemek ve toplumsal hayattan tamamen uzaklaşarak sessizce yaşamak halidir.
11 . Kabuğunu kırmak : Kişinin kendi içine kapanıklığından kurtulması, yeteneklerini ortaya koymaya başlaması ve önündeki engelleri aşarak daha geniş bir çevreye yayılması durumudur.
12 . Kabul günü : Kadınların belirli zamanlarda arkadaşlarını ve akrabalarını ağırlamak için önceden kararlaştırdıkları, ikramların yapıldığı ve sohbetlerin edildiği özel toplanma günü anlamına gelir.
13 . Kaburgaları sayılmak : Aşırı zayıflık nedeniyle kemiklerin belirgin hâle gelmesi.
14 . Kâbus görmek : Uykuda çok korkutucu hayaller görmek veya gerçek hayatta üst üste gelen felaketler yüzünden çok büyük bir ruhsal çöküntü yaşamak demektir.
15 . Kaçacak delik aramak : İşlediği bir hatadan veya yaptığı bir kötülükten dolayı yakalanacağını anlayınca büyük bir korkuya kapılıp saklanacak güvenli bir yer bulmaya çalışmaktır.
16 . Kaçamak yapmak : Yasak olan bir işi gizlice ve kısa süreliğine gerçekleştirmek veya sorumluluklardan kurtulmak amacıyla küçük ve gizli bir yolculuğa çıkmaktır.
17 . Kaçın kurası : Çok deneyimli, görmüş geçirmiş, kolay kolay aldatılamayan ve her türlü kurnazlığı önceden sezebilen kişiler için kullanılan bir takdir ve uyarı sözüdür.
18 . Kaçın kurası olmak : İstenmeyen, sakınılan ve herkesin uzak durmaya çalıştığı bir kişi veya durum haline gelmek demektir.
19 . Kadarını anlamak : Karşıdaki kişinin anlattığı uzun bir konunun sadece bir kısmını kavramak veya meselenin özünü sınırlı bir ölçüde zihninde canlandırabilmek durumunu ifade eder.
20 . Kadeh tokuşturmak : Bir kutlama veya özel bir an sırasında kadehleri birbirine hafifçe vurarak karşılıklı iyi dileklerde bulunmak ve sevince ortak olmak anlamına gelir.
21 . Kadehi dikmek : İçki bardağındaki içeceği hiç ara vermeden ve tek bir nefeste sonuna kadar içerek bardağı tamamen boşaltmak eylemine verilen isimdir.
22 . Kaderine boyun eğmek : Kendi iradesi dışında gelişen olayları değiştiremeyeceğini kabullenmek ve bu durumu kabul etmek anlamına gelir.
23 . Kaderine küsmek : Başına gelen kötü olaylar karşısında elinden bir şey gelmediğini kabullenerek mutsuzluğa teslim olmak ve talihsizliği için kendi kendine üzülmektir.
24 . Kaderine razı olmak : Başına gelen kötü olaylar karşısında elinden hiçbir şey gelmediğini anlayıp durumu kabullenmek ve şikayet etmeden yaşamaya devam etmek halidir.
25 . Kadim dost olmak : Aralarından uzun yıllar geçmiş, pek çok anı biriktirmiş ve sarsılmaz bir güvene dayanan çok eski bir arkadaşlık bağını sürdürmektir.
26 . Kadir bilir olmak : Kendisine yapılan bir iyiliğin veya emeğin değerini tam olarak anlamak ve o iyiliği yapan kişiye her zaman saygı ve vefa göstermektir.
27 . Kadrosu boşalmak : Bir kurumda veya iş yerinde çalışan bir kişinin işten ayrılması sonucunda, o kişinin yürüttüğü görevin resmi olarak sahipsiz kalması durumudur.
28 . Kafa açmak : Gereksiz konuşarak karşısındakini rahatsız etmek anlamında kullanılır.
29 . Kafa bulmak : Birini ciddiye almadan alaycı sözlerle eğlenmek amacıyla davranmak.
30 . Kafa dağıtmak : Günlük sorunlardan uzaklaşıp zihni rahatlatacak etkinlikler yapmak.
31 . Kafa dengi olmak : Aynı zihniyet seviyesinde, benzer düşünce tarzına sahip ve birbirini anlayabilen kişiler olmak anlamına gelir.
32 . Kafa karıştırıcı olmak : Netliği bozarak konunun anlaşılmasını zorlaştıran etki yaratmak.
33 . Kafa karıştırmak : Bir konuyu bilinçli ya da bilinçsiz biçimde karmaşıklaştırmak demektir.
34 . Kafa patlatmak : Zor bir mesele üzerinde yoğun biçimde düşünmek anlamına gelir.
35 . Kafa tutmak : Birine karşı gelmek veya meydan okur tavır sergilemek demektir.
36 . Kafa yormak : Bir konu veya sorun üzerinde derinlemesine düşünmek, zihnini zorlamak ve çözüm bulmaya çalışmak demektir.
37 . Kafadan atmak : Gerçek dışı, uydurma bilgi veya tahminde bulunmak anlamındadır.
38 . Kafadan kontak : Düşünceleri normal insanlardan farklı olan, saçma sapan hareketler yapan veya akli dengesi tam olarak yerinde olmayan kişiler için söylenir.
39 . Kafadan sakat : Düşünceleri tutarsız olan, mantıklı karar veremeyen veya davranışları normal insanlardan farklı olan kişiler için kullanılan kaba bir aşağılama ifadesidir.
40 . Kafadan silmek : Bir kişiyi veya düşünceyi tamamen unutmaya karar vermek.
41 . Kafası almak : Söylenen bir şeyi anlamak, kavramak veya bir işin nasıl yapılacağını öğrenmek anlamına gelen bir deyimdir.
42 . Kafası almamak : Bir konuyu veya meseleyi tüm anlatılanlara rağmen bir türlü anlayamamak, zihnin o bilgiyi kavrayacak seviyede veya istekte olmaması durumudur.
43 . Kafası atmak : Aniden öfkelenip kontrolsüz tepki göstermek anlamına gelir.
44 . Kafası bozulmak : Beklenmedik olumsuz bir olay karşısında aniden sinirlenmek, morali bozulmak ve keyfinin kaçması sonucunda huzursuz bir ruh haline bürünmek anlamına gelir.
45 . Kafası çalışmak : Bir kişinin olaylar arasında hızlıca bağlantı kurabilmesi, sorunlara pratik çözümler üretebilmesi ve zekasını her zaman aktif olarak kullanabilmesi yeteneğini ifade eder.
46 . Kafası dumanlı : İçtiği alkolün etkisiyle hafifçe sarhoş olmuş, bilinci tam yerinde olmayan ve çevresindeki olayları bulanık bir şekilde algılayan kişiler için kullanılır.
47 . Kafası karışmak : Ne yapacağını bilemez hâle gelmek, zihinsel bulanıklık yaşamak demektir.
48 . Kafası kazan gibi kaynamak : Zihninde pek çok düşünce, soru veya endişenin birbirine girip karmaşa yaratması anlamına gelir.
49 . Kafası kazan gibi olmak : Çok gürültülü bir ortamda kalmaktan veya çok fazla zihinsel çalışma yapmaktan dolayı başında büyük bir ağırlık ve yorgunluk hissetmektir.
50 . Kafası şişmek : Çok fazla gürültülü bir ortamda kalmaktan veya çok uzun süren sıkıcı konuşmaları dinlemekten dolayı zihnen yorulmak ve büyük bir baş ağrısı hissetmektir.
51 . Kafasına dank etmek : Uzun süredir fark edemediği bir gerçeği, başına gelen bir olay sonucunda aniden ve tüm açıklığıyla anlamak, yaptığı hatanın farkına varmaktır.
52 . Kafasına eseni yapmak : Hiç kimseyi umursamadan kendi isteğine göre davranmak demektir.
53 . Kafasına esmek : Ani bir kararla, düşünmeden ve plansız bir şekilde bir işe girişmek anlamına gelen bir deyimdir.
54 . Kafasına koymak : Bir işi yapmaya kesin olarak karar vermek, o hedefi gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapmayı göze alarak büyük bir azim sergilemektir.
55 . Kafasına sığmamak : Edindiği bir bilgi veya yaşadığı bir olay karşısında çok şaşırmak ve inanamamak anlamına gelir.
56 . Kafasına vur, ekmeğini elinden al : Kendisine yapılan haksızlıklara karşı hiçbir tepki vermeyen, aşırı derecede uysal, pısırık ve kendisini savunamayacak kadar saf olan kişiler için söylenir.
57 . Kafasına vurmak : Birine sert davranarak baskı kurmak ve sindirmek anlamına gelir.
58 . Kafasında kurmak : Henüz gerçekleşmemiş bir olayı veya durumu zihninde detaylı bir şekilde hayal etmek ve tasarlamak demektir.
59 . Kafasından atmak : Bir düşünceyi, endişeyi veya planı zihninden çıkarıp, onunla ilgilenmemeye çalışmak demektir.
60 . Kafasını dinlemek : Gürültülü ve yorucu ortamlardan uzaklaşarak sakin bir yere çekilmek, ruhsal olarak dinlenmek ve zihnini tüm dertlerden arındırıp huzur bulmaya çalışmaktır.
61 . Kafasını gözünü yarmak : Bir işi yaparken çok fazla hata yapmak, kuralları çiğnemek veya bir konuşmayı dil bilgisi kurallarına uymadan çok kötü bir şekilde gerçekleştirmektir.
62 . Kafasını toplamak : Dağınık düşüncelerinden sıyrılıp, yeniden odaklanmak ve dikkatini bir konuya vermek anlamına gelir.
63 . Kafasını ütülemek : Bir kimseye sürekli aynı şeyleri anlatarak, boş konuşmalarla onu yormak ve dırdır ederek karşısındakinin sabrını sonuna kadar zorlamak anlamına gelen bir deyimdir.
64 . Kafaya koymak : Bir işi mutlaka gerçekleştirmeye kesin biçimde niyet etmek.
65 . Kafayı bozmak : Sürekli aynı konuya takılıp sağlıklı düşünemez hâle gelmek anlamındadır.
66 . Kafayı bulmak : Aşırı derecede alkol veya uyuşturucu alarak kendinden geçmek ve kontrolü kaybetmek anlamına gelen bir deyimdir.
67 . Kafayı çekmek : Aşırı miktarda alkollü içki içerek sarhoş olmak ve kendini kaybetmek anlamına gelen bir deyimdir.
68 . Kafayı duman almak : Aşırı öfke nedeniyle sağlıklı düşünemez hâle gelmek demektir.
69 . Kafayı sıyırmak : Aşırı baskı veya stres sonucu mantıksız davranmaya başlamak demektir.
70 . Kafayı takmak : Bir meseleye gereğinden fazla odaklanıp saplantı hâline getirmek demektir.
71 . Kafayı toparlamak : Düşüncelerini düzene sokup sağlıklı karar vermeye başlamak anlamına gelir.
72 . Kafayı üşütmek : Akıl sağlığında geçici veya kalıcı bozulma yaşamak.
73 . Kafayı yemek : Aşırı stres veya olaylar nedeniyle sağduyusunu yitirmek anlamındadır.
74 . Kafayı yormak : Çözüm bulmak için zihinsel olarak çok fazla çaba harcamak.
75 . Kafesi kırmak : Kısıtlandığı ortamdan kurtulup özgürlüğünü elde etmek.
76 . Kafeslemek : Birini hileyle veya kandırarak kendi çıkarı doğrultusunda hareket etmeye zorlamak ya da bir kişiyi istemediği bir durumun içine hapsedip etkisizleştirmektir.
77 . Kafeslenmiş gibi hissetmek : Özgürlüğü kısıtlanmış ve baskı altında olmak.
78 . Kağıt üstünde kalmak : Alınan kararların veya verilen sözlerin sadece yazılı belgelerde durması, fiiliyata dökülmemesi ve uygulama aşamasına hiçbir zaman geçilememesi durumudur.
79 . Kağıt üzerinde kalmak : Alınan kararların, hazırlanan projelerin veya verilen sözlerin fiiliyata dökülmemesi, sadece yazılı belgelerde bir niyet olarak durması ve uygulanmaması durumudur.
80 . Kâğıt üzerinde kalmak : Planlanan, tasarlanan veya söz verilen bir şeyin hiçbir zaman uygulamaya geçirilmemesi ve unutulması demektir.
81 . Kağnı gibi gitmek : Bir aracın veya bir iş sürecinin aşırı derecede yavaş ilerlemesi, beklenen hıza bir türlü ulaşamaması ve sabırları zorlayacak kadar ağır hareket etmesidir.
82 . Kahır çekmek : Uzun süreli üzüntü, sıkıntı ve dert içinde yaşamak anlamına gelir.
83 . Kahır yüklenmek : Üst üste gelen dertler nedeniyle ruhsal olarak ezilmek.
84 . Kahır yüzünden gitmek : Yaşadığı büyük üzüntüler, kederler ve haksızlıklar nedeniyle sağlığı bozularak vaktinden önce hayatını kaybetmek veya hayattan tamamen elini eteğini çekmektir.
85 . Kahırdan ölmek : Yoğun üzüntü ve sıkıntı nedeniyle tükenmiş hâle gelmek anlamına gelir.
86 . Kâhinlik etmek : Gelecekte ne olacağını önceden bildiğini iddia etmek veya bir olayın nasıl sonuçlanacağı konusunda kesin ve iddialı tahminlerde bulunmak anlamına gelir.
87 . Kahkaha atmak : Çok komik bir durum karşısında kendini tutamayarak yüksek sesle ve içten gelen bir neşeyle gülmek, etrafındakilere neşe saçacak şekilde sevinç göstermektir.
88 . Kahpe felek : İnsanın her işini tersine döndüren, kötü sürprizler hazırlayan ve kişiyi sürekli talihsizliklerle sınayan dünya düzenine karşı söylenen sitem dolu bir ifadedir.
89 . Kahpece davranmak : Güven sarsan, arkadan iş çeviren tutum sergilemek demektir.
90 . Kahramanlık etmek : Zor ve tehlikeli bir durumda cesaretini toplayarak öne atılmak, başkalarını korumak için kendi hayatını riske atarak üstün bir başarı sergilemektir.
91 . Kahrından çatlamak : Kıskançlık veya öfke nedeniyle içten içe büyük rahatsızlık duymak demektir.
92 . Kahrını çekmek : Birinin sorunlarına uzun süre sabırla katlanmak zorunda kalmak.
93 . Kahrolası durum yaşamak : Kişiyi çaresiz bırakan son derece zor durumla karşılaşmak.
94 . Kahve dövülürken fincan saymak : Henüz ortada olmayan kazancı hesaplamak anlamında kullanılır.
95 . Kaile almamak : Bir kimsenin söylediklerini veya kendisini hiç önemsememek, onu ciddiye almayarak söylediklerine değer vermemek ve sanki o kişi yokmuş gibi davranmaktır.
96 . Kala kalmak : Beklenmedik sarsıcı bir olay veya haber karşısında büyük bir şaşkınlığa düşüp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemeden olduğu yerde donup kalmaktır.
97 . Kalay basmak : Birine karşı çok ağır ve sert hakaretlerde bulunmak, onu herkesin içinde yüksek sesle azarlayarak toplum önünde mahcup duruma düşürmektir.
98 . Kalay çekmek : Birine çok ağır ve sert sözler söylemek, hakaret ederek onu herkesin önünde azarlamak veya yaptığı bir hatadan dolayı onu şiddetle eleştirmektir.
99 . Kalbi çarpmak : Büyük bir heyecan, korku veya aşırı bir sevgi nedeniyle kalbinin normalden çok daha hızlı ve şiddetli bir şekilde vurmaya başlaması halidir.
100 . Kalbi kırılmak : Sevdiği birinden duyduğu kötü bir söz veya gördüğü haksız bir davranış nedeniyle çok derin bir üzüntü ve hayal kırıklığı yaşamak demektir.
101 . Kalbi sıkışmak : Büyük endişe veya korku yüzünden bunalmış hissetmek.
102 . Kalbi temiz : İçinde hiç kötülük barındırmayan, herkes için iyilik düşünen, dürüst ve samimi duygulara sahip olan insanlar için kullanılan güzel bir niteleme sözüdür.
103 . Kalbi yerinden fırlamak : Ani korku veya heyecan nedeniyle aşırı irkilmek.
104 . Kalbinden geçirmek : Bir şeyi yapmayı veya birine yardım etmeyi henüz dile dökmeden, sadece niyet olarak içinden geçirmek ve gizli bir arzu beslemek durumudur.
105 . Kalbinden vurulmak : Beklenmedik olay karşısında derinden etkilenmek.
106 . Kalbine girmek : Bir kişinin sevgisini, güvenini ve dostluğunu samimi davranışlarla kazanmak anlamına gelen bir deyimdir.
107 . Kalbine işlemek : Yaşanan acı veya mutlu bir olayın unutulmayacak kadar derin bir iz bırakması demektir.
108 . Kalbini kazanmak : Birinin sevgisini, güvenini ve gönlünü elde etmek anlamındadır.
109 . Kalbini kırmak : Birini söz veya davranışla duygusal olarak incitmek demektir.
110 . Kalbini okumak : Bir kimsenin hiçbir şey söylemesine gerek kalmadan, onun bakışlarından veya tavırlarından ne hissettiğini ve ne düşündüğünü tam olarak sezmektir.
111 . Kalbur üstü olmak : Toplumda seçkin, saygın ve diğerlerinden üstün bir konuma sahip olan kişiler için kullanılır.
112 . Kalburüstü olmak : Toplum içinde seçkin, saygın ve diğerlerinden çok daha başarılı bir konuma sahip olmak anlamına gelir.
113 . Kaldığı yerden devam etmek : Ara verdikten sonra işi aynı biçimde sürdürmek anlamına gelir.
114 . Kaldıraç etkisi yapmak : Küçük bir hamleyle büyük sonuçlar ortaya çıkarmak.
115 . Kaldırım mühendisi olmak : İşsiz olup zamanını sokaklarda geçirmek anlamında kullanılır.
116 . Kalem oynatmak : Yazı yazmak veya yazılı üretimde bulunmak anlamına gelen deyimdir.
117 . Kalem tutmak : Yazı yazabilecek düzeyde okur yazar olmak.
118 . Kalemini kırmak : Bir kişi hakkında kesin ve olumsuz karar vermek demektir.
119 . Kalemini oynatmak : Yazı yazarak düşünce veya duygu üretiminde bulunmak.
120 . Kaleye almak : Birini ciddiye alarak söylediklerine önem vermek.
121 . Kaleyi boş bırakmak : Önlem almayarak savunmasız ve açık duruma düşmek anlamına gelir.
122 . Kaleyi düşürmek : Zor bir direnci aşarak karşı tarafı teslim almak.
123 . Kaleyi içten fethetmek : Birini ikna ederek kendi isteğiyle tarafına çekmek demektir.
124 . Kalıbına dökmek : Düşünceyi belirli ve net bir biçime sokmak.
125 . Kalıbını basmak : Söylediği bir sözün veya iddia ettiği bir durumun doğruluğuna her türlü kefil olmak, o konuda kendinden çok emin olduğunu vurgulamaktır.
126 . Kalıbını dinlendirmek : Hiçbir iş yapmadan, yan gelip yatarak sadece fiziksel olarak dinlenmek ve bedeni yoran her türlü faaliyetten bir süre tamamen uzak durmaktır.
127 . Kalıbının adamı olmamak : Dış görünüşüyle güçlü, heybetli veya güvenilir görünmesine rağmen sergilediği davranışlarla bu imajı sarsan, korkak veya yetersiz olan kişiler için söylenir.
128 . Kalın kafalı olmak : Olan biteni geç anlayan, algısı zayıf kişi olmak.
129 . Kalıp gibi oturmak : Bir giysinin veya eşyanın tam üzerine uygun boyutta ve şık bir şekilde durması demektir.
130 . Kalıp kıyafet : Bir kişinin genel dış görünüşünü, giydiği elbiseleri ve toplum içindeki duruşunu ifade eden, ilk bakışta görülen fiziksel özelliklerin tamamıdır.
131 . Kalıptan çıkmak : Alışılmış düşünce ve davranış biçimlerini terk etmek anlamına gelir.
132 . Kalıptan çıkmış gibi : Birbirinin aynısı, standart ve özgünlükten uzak olan şeyleri tanımlamak için kullanılır.
133 . Kalite yapmak : Bir işi en iyi şekilde, en yüksek standartlarda ve büyük bir özenle gerçekleştirerek ortaya üstün nitelikli bir sonuç çıkarmak anlamına gelir.
134 . Kalp ağrısı : Genellikle aşk acısı nedeniyle çekilen ruhsal sıkıntıları veya vicdanen rahatsızlık duyulan durumların yarattığı manevi kederi ifade eden duygusal bir deyimdir.
135 . Kalp hırsızı : Kendisini sevdirmeyi başaran, insanların duygularını kolayca kazanan ve başkalarını kendisine aşık eden etkileyici ve cazibeli kişiler için kullanılan bir tabirdir.
136 . Kalp kazanmak : Bir kimsenin sevgisini ve güvenini kazanacak güzel davranışlarda bulunarak onun dostluğunu ve takdirini kalıcı bir şekilde elde etmek demektir.
137 . Kalp kırmak : Bir kimseyi söyledikleriyle veya davranışlarıyla çok fazla incitmek, onu derinden üzmek ve onuruna dokunarak aradaki sevgi bağının zarar görmesine sebep olmaktır.
138 . Kalpten bağlanmak : Birine veya şeye içtenlikle ve samimiyetle bağlanmak demektir.
139 . Kaltak takımı : Toplum tarafından onaylanmayan, ahlaki değerleri zayıf ve düzensiz bir hayat süren kadınları aşağılamak amacıyla kullanılan oldukça kaba bir ifadedir.
140 . Kaltaklık etmek : Toplumun ahlaki değerlerine aykırı davranmak, dürüst olmayan yollara sapmak veya namusuna yakışmayacak işlerle uğraşarak itibarını lekelemek anlamına gelen ağır bir ifadedir.
141 . Kalyon gibi : Çok iri yarı, gösterişli, heybetli ve sağlam yapılı olan gemiler veya bu özellikleri taşıyan büyük yapılar için kullanılan bir benzetmedir.
142 . Kamaşmak : Çok parlak bir ışığa bakmaktan dolayı gözlerin geçici olarak görememesi veya ekşi bir şey yendiğinde dişlerde hissedilen tuhaf sızlama durumudur.
143 . Kamber vazifesi görmek : İki sevgili veya eş arasında mektup, haber taşıyan aracı kişi olmak anlamına gelir.
144 . Kambersiz düğün olmaz : Önemli bir kişi veya unsur olmadan bir işin tamamlanamayacağını ve eksik kalacağını anlatır.
145 . Kambur etmek : Birine ağır sorumluluk yükleyerek zor durumda bırakmak demektir.
146 . Kambur üstüne kambur : Zaten var olan büyük bir sıkıntının veya dertli durumun üzerine yeni ve çok daha ağır bir sorunun daha eklenmesi halidir.
147 . Kambura yatmak : Sorumluluktan kaçmak için durumu görmezden gelmek demektir.
148 . Kamburunu çıkarmak : Üzerindeki yükten veya sorumluluktan kurtulmak anlamına gelir.
149 . Kamburunu sırtlamak : Başkasının yükünü istemeden üstlenmek zorunda kalmak.
150 . Kamçı gibi : Çok etkili, sarsıcı, insanı hemen harekete geçiren veya soğuk hava gibi vücuda sertçe çarpan durumları tarif etmek için kullanılan bir deyimdir.
151 . Kamçı yemek : Bir otorite tarafından fiziksel olarak cezalandırılmak veya bir işin hızlanması için sert bir şekilde uyarılmak, baskı altına alınmak durumunu ifade eder.
152 . Kamçılamak : Bir kimsenin çalışma isteğini, azmini veya duygularını harekete geçirmek için onu çeşitli yollarla sürekli olarak teşvik etmek ve cesaretlendirmektir.
153 . Kamışına su yürümek : Erkek çocukların ergenlik çağına girerek cinsel olgunluğa ulaşmaya başlaması durumunu ifade eden, halk arasında kullanılan eski ve yaygın bir tabirdir.
154 . Kâmil olmak : Bilgi ve ahlak bakımından olgunlaşmak, hayatın gerçeklerini derinlemesine kavramış, saygın ve erdemli bir insan mertebesine ulaşmak durumunu ifade eden bir deyimdir.
155 . Kampana çalmak : Çok önemli bir durumu, tehlikeyi veya bir işin başlama vaktini herkese duyurmak amacıyla yüksek sesli uyarı sinyali vermek anlamına gelmektedir.
156 . Kan ağlamak : Çok büyük acı, üzüntü veya çaresizlik yaşamak demektir.
157 . Kan ağzına gelmek : Çok yorulmak veya aşırı zorlanmak anlamında kullanılır.
158 . Kan akıtmak : Bir canlıyı öldürmek, yaralamak veya bir adak adamak suretiyle kurban keserek dini ya da geleneksel bir töreni yerine getirmek eylemidir.
159 . Kan bağı olmak : Aynı aileden gelmek, aynı soydan olmak ve aralarında biyolojik bir bağ bulunmak anlamına gelir.
160 . Kan beynine hücum etmek : Öfke nedeniyle mantıklı düşünemeyecek duruma gelmek.
161 . Kan beynine sıçramak : Aşırı öfke nedeniyle mantıklı düşünemez hâle gelmek anlamındadır.
162 . Kan çanağına dönmek : Aşırı öfke, uykusuzluk veya hastalık nedeniyle gözlerin çok kızarmış ve yorgun görünmesi demektir.
163 . Kan çıkmak : Bir tartışma veya kavgadan sonra ortada ciddi bir zarar veya kötü sonuç olması demektir.
164 . Kan davası gütmek : Geçmişte yaşanmış bir cinayetin intikamını almak amacıyla, karşı aileden birini öldürmek için yıllarca plan yapmak ve nefreti canlı tutmaktır.
165 . Kan gövdeyi götürmek : Bir yerde çok fazla şiddet olması ve insanların öldürülmesi anlamına gelen acı bir deyimdir.
166 . Kan gütmemek : Kin, intikam veya düşmanlık beslememek, herkese karşı tarafsız ve adil davranmak anlamına gelir.
167 . Kan karışmak : Farklı soylardan veya ailelerden gelen kişilerin evlilik yoluyla akraba olması ve bu yolla genetik bir bağın oluşması durumunu ifade eder.
168 . Kan kusmak : Büyük sıkıntılar çekip bunu dışarıya belli etmemek demektir.
169 . Kan kusturmak : Birine çok büyük eziyetler etmek, onu hayatından bezdirecek kadar ağır şartlar altında çalıştırmak veya ona sürekli manevi baskı ve zulüm yapmaktır.
170 . Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek : Çok büyük acılar ve sıkıntılar çekmesine rağmen, onurunu korumak için dışarıya karşı her şey yolundaymış gibi görünmeye çalışmaktır.
171 . Kan oturmak : Bir darbe veya zorlanma sonucunda vücudun bir yerinde deri altında kan toplanması ve o bölgenin morarıp şişerek ağrı yapması halidir.
172 . Kan revan içinde kalmak : Her tarafı yara bere içinde kalarak vücudunun büyük bir kısmının kanla kaplanması ve feci bir duruma düşmesi halini tarif eder.
173 . Kan ter dökmek : Bir işi başarmak için çok yoğun emek harcamak.
174 . Kan ter içinde kalmak : Aşırı efor harcayıp çok yorulmak anlamına gelir.
175 . Kan tere batmak : Çok ağır bir fiziksel iş yapmaktan veya aşırı heyecanlanmaktan dolayı her tarafının sırılsıklam ter içinde kalması ve çok yorulmasıdır.
176 . Kan tutmak : Kan gördüğünde fenalık geçirmek, bayılacak gibi olmak veya kanın yarattığı o ürpertici görüntüye karşı aşırı derecede hassas ve dayanıksız olmaktır.
177 . Kan uykusu : Kişinin başına gelebilecek tehlikeleri fark edemeyecek kadar derin, ağır ve adeta ölü gibi uyuması durumunu ifade eden mecazi bir deyimdir.
178 . Kan uykusu olmak : Çok ağır ve derin bir uyku uyumak, dışarıdan gelen sesleri duymamak demektir.
179 . Kana bulanmak : Şiddet veya suç içeren olaya karışmış hâle gelmek.
180 . Kanaat getirmek : Uzun düşünme sonunda bir görüşü kabul etmek demektir.
181 . Kanadı altına almak : Birini korumak, himaye etmek ve onu her türlü tehlikeden sakınmak anlamına gelir.
182 . Kanadı kırık olmak : Umutsuz, çaresiz ve kendine güvenini kaybetmiş bir durumda olmak demektir.
183 . Kanat germek : Birine veya bir şeye koruyuculuk yapmak, onu gözetmek ve destek olmak anlamına gelir.
184 . Kanat takmak : Birine büyük bir hareketlilik, hız veya cesaret vermek, onu güçlendirmek demektir.
185 . Kanatları altına almak : Birini koruyup kollayarak desteklemek anlamına gelir.
186 . Kancayı takmak : Birini tuzağa düşürmek, onu zor bir durumda bırakmak veya yakalamak anlamına gelir.
187 . Kanı ağır : Davranışları çok yavaş olan, soğuk kanlı, çevresindeki olaylara geç tepki veren ve genellikle sevimsiz bulunan kişiler için kullanılan bir sıfattır.
188 . Kanı bozuk : Soyu sopu belli olmayan veya karakteri çok zayıf, güvenilmez, sinsi ve kötülük yapmaya eğilimli olan kişiler için kullanılan ağır bir hakarettir.
189 . Kanı bozuk çıkmak : Kendisine çok güvenilen birinin aslında sinsi, hain ve kötü niyetli biri olduğunun sonradan herkes tarafından anlaşılması ve hayal kırıklığı yaratmasıdır.
190 . Kanı çekilmek : Korku veya şok nedeniyle yüzü solgun hâle gelmek demektir.
191 . Kanı donmak : Çok korkunç, dehşet verici veya beklenmedik sarsıcı bir olayla karşılaşınca büyük bir şaşkınlık ve korku içinde kalarak adeta donup kalmaktır.
192 . Kanı ısınmak : Birine karşı kısa sürede yakınlık ve sempati duymak anlamındadır.
193 . Kanı kaynamak : Yerinde duramayacak kadar enerjik ve hareketli olmak veya birine karşı çok güçlü, engel olunamaz bir sevgi ve sempati duymaya başlamaktır.
194 . Kanı kurumak : Çok büyük bir korku, dehşet veya şaşkınlık yaşamak sebebiyle vücudundaki tüm enerjinin çekildiğini hissetmek ve hareket edemeyecek kadar büyük bir şoka girmektir.
195 . Kanı pahasına : Bir işi başarmak veya bir değeri korumak uğruna ölümü bile göze alarak, her türlü tehlikeye karşı büyük bir fedakarlık sergilemek demektir.
196 . Kanı sıcak : İlk bakışta insana güven veren, güler yüzlü, samimi, cana yakın ve herkesle kolayca iletişim kurabilen sevimli kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
197 . Kanıksamak : Sürekli tekrarlandığı için alışmak, olağan karşılamak ve artık şaşırmamak anlamına gelen bir deyimdir.
198 . Kanına dokunmak : Bir sözün veya davranışın kişinin onuruna, haysiyetine aykırı gelmesi sebebiyle onu çok fazla öfkelendirmesi ve ağırına gitmesi durumunu anlatan bir deyimdir.
199 . Kanına girmek : Birini kötü bir yola sevk ederek onun hayatının mahvolmasına sebep olmak veya bir canlıyı haksız yere, acımasızca öldürmek anlamına gelir.
200 . Kanına susamak : Ölüme yol açabilecek kadar tehlikeli işlere girişmek veya birini çok fazla öfkelendirerek onun kendisine zarar vermesine zemin hazırlayacak davranışlarda bulunmaktır susamaktır.
201 . Kanının son damlasına kadar : Bir dava veya insan için var gücüyle, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan mücadele etmek demektir.
202 . Kanlı bıçaklı : Aralarında ölümüne bir düşmanlık bulunan, birbirlerini gördükleri yerde zarar verebilecek kadar büyük bir nefretle dolu olan kişilerin durumunu anlatır.
203 . Kanlı bıçaklı olmak : Aralarında çok büyük bir düşmanlık bulunan, birbirlerini gördükleri yerde zarar verebilecek kadar nefret dolu olan iki kişinin durumunu anlatır.
204 . Kanlı canlı : Sağlık durumu çok yerinde olan, yüzü gülen, enerjik, gürbüz ve fiziksel olarak oldukça dinç görünen kişiler için kullanılan bir deyimdir.
205 . Kanmak : Birinin söylediği yalana veya hileli davranışına inanarak aldanmak veya bir şeye karşı duyulan ihtiyacın tamamen giderilerek doyuma ulaşılması durumudur.
206 . Kantarın topuzunu kaçırmak : Ölçüyü, dengeyi veya ayarı aşmak anlamına gelir.
207 . Kantarla tartmak : Son derece dikkatli ve ölçülü değerlendirme yapmak anlamındadır.
208 . Kapağı atmak : Çok uğraştıktan sonra kendisi için güvenli, rahat ve kazançlı gördüğü bir yere veya işe kapağı yerleşmeyi başarmak anlamına gelmektedir.
209 . Kapalı kapılar ardında konuşmak : Gizli ve dışarıya kapalı görüşmeler yapmak.
210 . Kapalı kutu : Ne düşündüğü, ne yapacağı veya içinde ne tür sırlar sakladığı dışarıdan bakınca asla anlaşılamayan ketum ve gizemli kişiler için söylenir.
211 . Kapalı kutu olmak : İç dünyası, duyguları ve düşünceleri başkaları tarafından bilinmeyen, anlaşılmayan kişi demektir.
212 . Kapalı mevzu olmak : Konuşulması, tartışılması veya hatırlanması istenmeyen, kapatılmış bir konu demektir.
213 . Kapana kısılmak : Kaçış yolu kalmayacak biçimde zor durumda kalmak demektir.
214 . Kapanın elinde kalmak : Çok rağbet gören bir malın veya fırsatın, herkesin ona saldırması sonucu en hızlı davranan kişiler tarafından hemen kapışılması durumunu ifade eder.
215 . Kapı aralamak : Yeni bir ihtimal veya fırsatın doğmasına zemin hazırlamak, önayak olmak anlamına gelir.
216 . Kapı beklemek : Birinden bir şey istemek veya onunla görüşmek için sabırsızlıkla kapısında durmak demektir.
217 . Kapı dışarı edilmek : Bulunduğu evden, iş yerinden veya bir topluluktan sert bir şekilde kovularak oraya bir daha dönmesinin yasaklanması ve tamamen dışlanması halidir.
218 . Kapı dışarı etmek : Bir kimseyi bulunduğu evden, iş yerinden veya topluluktan sert bir şekilde, kovarak ve bir daha gelmemesini isteyerek uzaklaştırmaktır.
219 . Kapı kapı dolaşmak : Bir işi halletmek veya bir şeyi bulmak için pek çok yere uğramak, sürekli yer değiştirerek her imkanı tek tek denemektir.
220 . Kapı komşusu : Evleri birbirine çok yakın olan, aralarında sadece bir duvar veya kısa bir mesafe bulunan en yakın komşuluk ilişkisini anlatan tabirdir.
221 . Kapı komşusu olmak : Çok yakın bir yerde, hemen yanı başında oturan kişi olmak anlamına gelir.
222 . Kapı kulu : Birine veya bir kuruma tamamen bağımlı olan, ondan emir alan ve kendi iradesini kullanamayacak kadar sadık ve boyun eğmiş kişidir.
223 . Kapı yapmak : Bir yere gidip gelirken uğramak, ziyaret etmek veya selam vermek anlamına gelen bir deyimdir.
224 . Kapısına dayanmak : Birinden bir şey istemek veya hesap sormak amacıyla onun evine ya da iş yerine kadar giderek onu rahatsız etmek durumudur.
225 . Kapısında büyümek : Birinin himayesinde, onun yanında ve ona bağımlı olarak yetişmek anlamına gelen bir deyimdir.
226 . Kapısını aşındırmak : Birinden bir şey istemek veya onunla görüşmek için sürekli olarak yanına gitmek demektir.
227 . Kapısını çalmak : Yardım, destek veya görüşme talep etmek anlamında kullanılır.
228 . Kapış kapış gitmek : Bir malın veya ürünün alıcılar tarafından çok büyük bir ilgiyle, hızla ve adeta birbirleriyle yarışırcasına kısa sürede satın alınması halidir.
229 . Kapıyı aralamak : Yeni bir ihtimalin veya gelişmenin önünü açmak.
230 . Kapıyı çarpmak : Öfkeyle bulunduğu yeri terk ederek ilişkiyi germek.
231 . Kapıyı göstermek : Birini sert biçimde işten veya bulunduğu yerden uzaklaştırmak anlamına gelir.
232 . Kapıyı kapatmak : Bir seçenek veya ihtimali tamamen ortadan kaldırmak.
233 . Kapkara kesilmek : Bir şeyin renginin tamamen siyaha dönüşmesi veya bir kişinin aşırı öfke, korku ya da kederden dolayı yüzünün renginin çok koyulaşmasıdır.
234 . Kapris yapmak : Çevresindeki insanlara karşı sebepsiz yere nazlanmak, onlardan sürekli özel ilgi beklemek ve küçük şeyleri büyüterek haksız yere sorun çıkarmaktır.
235 . Kapsama alanına girmek : Bir konunun, bir yasanın veya bir otoritenin ilgi ve yetki sınırları içerisine dahil edilerek onun kurallarına tabi hale gelmektir.
236 . Kaptan köşkünde olmak : Bir işte, organizasyonda veya gemide en üst düzeyde yönetici konumunda bulunmak demektir.
237 . Kaptanlık etmek : Bir gemiyi yönetmek veya bir topluluğa, takıma liderlik ederek onları hedeflerine ulaştırmak için gereken her türlü sorumluluğu üstlenip yönetmek eylemidir.
238 . Kaptıkaçtı : Genellikle yasal olmayan yollarla hızlıca yapılan ticaret veya yolcu taşımacılığında kullanılan, kurallara pek uymayan hızlı ve düzensiz ulaşım yöntemidir.
239 . Kar etmemek : Bir çaba veya girişimden hiçbir olumlu sonuç alınmaması, fayda sağlanmaması anlamına gelir.
240 . Kara baht : Sürekli şanssızlık yaşayan, talihi hiç yaver gitmeyen kişilerin durumunu ifade eden bir deyimdir.
241 . Kara bahtı açılmak : Uzun süren şanssızlıktan sonra olumlu gelişmeler yaşamak.
242 . Kara bahtlı olmak : Sürekli şanssızlık yaşayan kişi için kullanılan bir deyimdir.
243 . Kara cahil : En temel konularda bile hiçbir bilgisi olmayan, çok az eğitim görmüş veya görgüsüz kimseler için kullanılır.
244 . Kara çalıp ak çıkarmak : Birini kötülemeye çalışırken, onun daha da değerlenmesine ve aklanmasına sebep olmak demektir.
245 . Kara çalmak : Bir kişiye asılsız suçlar yüklemek, iftira atmak ve onun şerefini lekelemeye çalışmak demektir.
246 . Kara çarşafa bürünmek : Derin yas ve üzüntü içine girmek.
247 . Kara gün dostu : Refah zamanlarında değil, sadece sıkıntı ve zor anlarda yanında olan gerçek dost anlamına gelir.
248 . Kara gün dostu olmak : Zor zamanlarda destek olan kişi olmak demektir.
249 . Kara haber : Duyulduğunda insanı büyük bir yasa boğan, genellikle ölüm veya felaket gibi çok üzücü olayları bildiren kötü haber anlamına gelmektedir.
250 . Kara haber almak : Üzücü ve olumsuz bir gelişmeyi öğrenmek anlamına gelir.
251 . Kara kaplı defter açmak : Geçmişteki olumsuzlukları yeniden gündeme getirmek.
252 . Kara kara bakmak : Umutsuzluk içinde çaresizce etrafı seyretmek anlamına gelir.
253 . Kara kara düşünmek : İçinden çıkılması zor bir sorun hakkında derin ve üzüntülü bir şekilde düşünmek demektir.
254 . Kara kedi girmek : İki kişi arasındaki ilişkinin bozulması durumu.
255 . Kara kuruş : Maddi değeri çok düşük olan, harcanması bile değmeyen veya çok zor şartlar altında kazanılmış küçük miktardaki parayı ifade etmek için kullanılır.
256 . Kara leke sürmek : Birinin itibarını zedeleyecek davranışta bulunmak.
257 . Kara liste : İstenmeyen, güvenilmeyen veya cezalandırılması gereken kişilerin yazılı olduğu gizli veya açık liste demektir.
258 . Kara listeye almak : Güvenilmeyen kişi olarak dışlamak veya ilişkiyi kesmek anlamına gelir.
259 . Kara mizah : Acı, korku veya trajik olayları komik ve alaycı bir dille anlatan mizah türünü ifade eder.
260 . Kara sevda : Karşılıksız, umutsuz ve derin acı veren aşk hali için kullanılan bir deyimdir.
261 . Kara sevdaya düşmek : Karşılıksız ve derin bir aşka kapılmak.
262 . Kara sulara gömülmek : Bir şeyin veya kişinin tamamen kaybolması, ortadan kalkması ve unutulması anlamına gelir.
263 . Kara toprağa girmek : Ölmek veya mezara konulmak anlamında mecazi kullanılır.
264 . Kara yazı yazılmak : Kötü bir kaderin yaşanması kaçınılmaz hâle gelmek.
265 . Karaborsa : Bir malın piyasada bulunmadığı zamanlarda, gizli yollarla ve normal fiyatının çok üzerinde fahiş bir bedelle yasa dışı olarak satılmasıdır.
266 . Karaborsa yapmak : Piyasada az bulunan bir malı saklayarak, ihtiyacı olanlara normal fiyatının çok üzerinde ve yasa dışı yollarla fahiş fiyattan satarak haksız kazanç sağlamaktır.
267 . Karada ölüm yok : Kendine çok güvenen birinin, bulunduğu güvenli ortamda başına hiçbir kötülük gelmeyeceğine olan sarsılmaz inancını ve rahatlığını ifade eden bir sözdür.
268 . Karakolda ayna var : İşlerin polise intikal ettiğini veya bir meselenin resmi makamlarca incelenmeye başlandığını anlatan, genellikle argo ve eski bir halk ifadesidir.
269 . Karalar bağlamak : Büyük bir üzüntü nedeniyle umutsuzluğa kapılmak demektir.
270 . Karalara boyanmak : Çok büyük bir utanç yaşamak veya başına gelen kara bir leke yüzünden toplum içine çıkamaz hale gelerek büyük bir keder duymaktır.
271 . Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu : Başlangıçta zararsız veya basit görünen bir işin veya kişinin, zaman geçtikçe aslında ne kadar hileli ve karmaşık olduğu anlaşılır demektir.
272 . Karambole getirmek : Bir işi üstünkörü, gelişigüzel ve düzensiz bir şekilde yapıp bitirmek demektir.
273 . Karamsar olmak : Geleceğe dair hiçbir umut taşımamak, olayların hep kötü yanını görmek ve her zaman olumsuz sonuçlar çıkacağına dair bir inanç beslemektir.
274 . Karar kılmak : Birçok seçenek veya düşünce arasından bir tanesini kesin olarak seçmek ve o konuda tam bir mutabakata vararak seçimi netleştirmektir.
275 . Karar vermek : Yapılması gereken bir iş hakkında zihinsel bir süzgeçten geçerek kesin bir sonuca varmak ve o eylemi gerçekleştirmek için irade beyan etmektir.
276 . Karara bağlamak : Uzun süredir tartışılan veya belirsizliğini koruyan bir meseleyi, kesin ve net bir sonuca ulaştırarak artık üzerinde konuşulmayacak hale getirmek demektir.
277 . Karargahta olmak : Bir hareketin veya örgütlenmenin planlarının yapıldığı merkezi yerde bulunmak demektir.
278 . Karavana atmak : Hedeflenen noktayı vuramamak, yapılan tahminde tamamen yanılmak veya ele geçen büyük bir fırsatı dikkatsizlik yüzünden boş yere harcamak demektir.
279 . Karavana çıkmak : Askerlikte hazırlanan yemeğin kalitesiz ve yenmez durumda olması anlamına gelen bir deyimdir.
280 . Karda kayıp izini bulmak : Zor şartlar altında çözüm üretmek anlamına gelir.
281 . Karda yürüyüp izini belli etmemek : Çok gizli ve kurnazca işler çevirmek, yaptığı hataları veya çevirdiği dolapları hiç kimseye fark ettirmeden büyük bir ustalıkla saklamaktır.
282 . Kârda yürüyüp izini belli etmemek : Çok gizli, kurnazca ve sinsi işler çevirip arkasında hiçbir kanıt bırakmadan her şeyi ustalıkla saklamayı başarmak anlamına gelen bir deyimdir.
283 . Kardeş payı : Bir şeyi bölüştürürken taraflar arasında en küçük bir haksızlık yapmadan, her şeyi tam olarak eşit ve adaletli bir şekilde paylaştırma eylemidir.
284 . Kardeş payı yapmak : Elde bulunan bir şeyi, taraflar arasında hiçbir haksızlık yapmadan, en adaletli ve eşit şekilde bölüştürmek anlamına gelen güzel bir deyimdir.
285 . Karekökünü bilmek : Bir konunun en temelinden en ince detayına kadar her şeye hakim olmak ve o işi uzmanlık derecesinde çok iyi tanımaktır.
286 . Karga kahvaltısını yapmadan : Sabahın çok erken saatlerinde, henüz güneş yeni doğarken veya ortalık tam aydınlanmadan yola çıkmak ya da bir işe başlamak durumudur.
287 . Karga tulumba : Bir kişiyi kollarından ve bacaklarından birkaç kişinin birden tutarak havaya kaldırması ve zorla bir yere taşıması veya dışarı atması durumudur.
288 . Karga tulumba etmek : Bir kişiyi birkaç kişinin birden kollarından ve bacaklarından tutarak havaya kaldırması ve zorla bir yere götürmesi veya dışarı atmasıdır.
289 . Kargacık burgacık : Okunması çok zor olan, harfleri eğri büğrü yazılmış, düzensiz ve çirkin bir el yazısını tarif etmek amacıyla kullanılan bir tabirdir.
290 . Kargacık burgacık yazmak : Okunması çok zor, karışık ve çirkin bir şekilde yazı yazmak anlamına gelir.
291 . Kargaşa çıkarmak : Bir yerde düzeni bozmak, huzursuzluk yaratmak ve insanların paniğe kapılmasına neden olmak demektir.
292 . Kârı olmamak : Yapılan bir işten veya girilen bir riskten hiçbir maddi ya da manevi kazanç elde edememek, verilen emeğin karşılığını alamamak demektir.
293 . Karın ağrısı : Gerçek bir hastalık dışında, bir kimsenin gizli tuttuğu bir derdi, çekememezliği veya birine karşı duyduğu açıklayamadığı sinsi bir nefreti ifade eder.
294 . Karın ağrısı olmak : Bir kimsenin başkalarının başarılarını çekememesi, kıskançlık yapması veya içinde sakladığı sinsi bir düşmanlığı dışa vurması durumunu ifade eden bir deyimdir.
295 . Karın doyurmamak : Getirisi çok az olan, kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen veya bir meseleyi çözmekte hiçbir fayda sağlamayan yetersiz işler için kullanılır.
296 . Karınca duası gibi : Çok küçük, okunaksız ve birbirine girmiş bir şekilde yazılmış yazılar için kullanılan bir deyimdir.
297 . Karınca ezmez olmak : Aşırı yumuşak huylu ve zararsız görünmek demektir.
298 . Karınca gibi çalışmak : Hiç durmadan, büyük bir sabırla, disiplinle ve azimle, küçük ama sürekli adımlarla büyük işler başarmaya çalışmak eylemine verilen isimdir.
299 . Karınca kararınca : Gücü yettiği ölçüde, elinden geldiği kadar yapmak anlamındadır.
300 . Karınca kararınca yapmak : Gücü yettiği ölçüde mütevazı katkı sağlamak.
301 . Karıncalar gibi çalışmak : Sessiz ama sürekli biçimde emek vermek.
302 . Karından konuşmak : Düşüncelerini açıkça söylemek yerine, üstü kapalı, anlaşılmaz ve sinsi bir şekilde ima ederek başkalarının zihnini karıştırmaya çalışmak anlamına gelmektedir.
303 . Karış karış bilmek : Bir yeri veya bir konuyu en küçük ayrıntısına, en ücra köşesine kadar çok iyi tanımak ve hiçbir noktasını atlamadan bilmektir.
304 . Karışıklık çıkarmak : Var olan düzeni bozmak, insanlar arasında huzursuzluk yaratmak veya bir işin yürütülmesini zorlaştıracak engelleyici ve karmaşık durumlar yaratmak eylemidir.
305 . Karışmamak : Bir olayda taraf olmamak, başkalarının işine müdahale etmemek veya kendisine verilen yetki sınırlarının dışına çıkarak başkasının sorumluluğuna girmemek durumudur.
306 . Karıştırmak : Bir şeyin düzenini, tertibini bozmak veya içindekileri bulmak için karıştırma eylemi yapmak demektir.
307 . Karizmayı çizdirmek : Bir topluluk önünde küçük düşmek, daha önce sahip olduğu saygınlığı ve etkileyici imajı yaptığı yanlış bir hareketle bir anda zedelemek demektir.
308 . Karma karışık etmek : Bir şeyin düzenini, ahenk veya tertibini tamamen bozmak ve altüst etmek demektir.
309 . Karnı burnunda olmak : Hamile bir kadının doğum yapmak üzere olması ve çok ağırlaşması anlamına gelir.
310 . Karnı tok gözü aç olmak : Sahip olduklarıyla yetinmeyip sürekli daha fazlasını istemek.
311 . Karnı tok olmak : Bir şeye ihtiyaç duymamak, ondan bıkmak veya ondan faydalanmak istememek anlamına gelir.
312 . Karnı tok sırtı pek olmak : Maddi sıkıntısı olmadan rahat yaşamak.
313 . Karnı zil çalmak : Çok acıkmış olmak durumunu abartılı biçimde anlatır.
314 . Karnından konuşmak : Sesini yeterince çıkarmadan, mırıltı halinde ve anlaşılmaz bir şekilde konuşmak demektir.
315 . Karnından pazarlıklı çıkmak : Düşüncelerini gizleyip hesaplı davranan kişi olmak.
316 . Karnından söylemek : Bir konu hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığı halde, kendi uydurduğu şeyleri söylemek demektir.
317 . Karşı cephe almak : Açıkça muhalif tutum benimseyip karşı durmak.
318 . Karşı çıkmak : Bir fikre, davranışa veya eyleme itiraz etmek, onu kabul etmemek ve mücadele etmek demektir.
319 . Karşı karşıya gelmek : İki kişinin veya tarafın beklenmedik bir şekilde buluşması ya da bir fikir ayrılığı nedeniyle birbiriyle yüzleşmek, çatışmak zorunda kalmasıdır.
320 . Karşı konulmaz olmak : Önüne geçilemeyecek, engellenemeyecek kadar güçlü ve etkili bir hal almak demektir.
321 . Karşı koymak : Kendisine dayatılan bir fikri veya bir gücü kabul etmeyerek ona direnmek, engellemeye çalışmak ve kendi iradesini kararlılıkla savunmaya devam etmektir.
322 . Karşılık beklemek : Yapılan bir iyilik veya yardımın aynı şekilde geri dönmesini ummak anlamına gelir.
323 . Karşılık vermek : Sözlü veya fiziksel bir saldırıya aynı şekilde cevap vermek, mukabele etmek demektir.
324 . Karşısına almak : Birine açıkça cephe alıp muhalefet etmek anlamına gelir.
325 . Karşısına dikilmek : Cesaretle birinin karşısında durup itiraz etmek demektir.
326 . Kart horoz : Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen hala gençmiş gibi davranan, gösteriş meraklısı ve çevresindeki kadınların ilgisini çekmeye çalışan yaşlı erkekler için kullanılır.
327 . Kasaba politikası : Dar bir çevrede yapılan, sadece küçük bir grubun çıkarını gözeten, vizyondan yoksun ve genellikle dedikoduya dayanan basit siyasi manevralardır.
328 . Kasap et derdinde koyun can derdinde : Tarafların beklentilerinin tamamen farklı olması durumu.
329 . Kasap eti gibi : Çok sert, çiğnenmesi zor ve kalitesiz et anlamına gelen, beğenilmeyen şeyler için kullanılır.
330 . Kâselesmek : Bir şeyi kapışmak, büyük bir hırsla üzerine atılmak veya bir nimetten faydalanmak için başkalarıyla yarışarak onu elde etmeye çalışmak demektir.
331 . Kaset sarmak : Geçmişte yaşanan olayları sürekli tekrar ederek anlatmak veya bir konuya takılıp kalarak aynı düşünceler etrafında sürekli dönüp dolaşmak halidir.
332 . Kasım kasım kasılmak : Kendisini başkalarından çok üstün görerek aşırı bir gurur ve kibirle hareket etmek, vücut dilini büyüklük taslayacak şekilde kullanmaktır.
333 . Kasımpatı gibi açılmak : Birdenbire ve gösterişli bir şekilde gülümsemek veya sevinçten parlamak anlamına gelir.
334 . Kaskatı durmak : Şaşkınlıkla hiçbir tepki vermeden öylece beklemek.
335 . Kaskatı kesilmek : Korku veya şaşkınlık nedeniyle hareketsiz kalmak demektir.
336 . Kasvet çökmek : Ortama ağır bir sıkıntı ve bunaltı hâlinin yayılması.
337 . Kaş çatmak : Öfkelendiğini, sinirlendiğini veya bir durumdan memnun olmadığını yüz ifadesiyle, kaşlarını birbirine yaklaştırarak belirgin bir şekilde dışarıya vurmak eylemidir.
338 . Kaş yapayım derken göz çıkarmak : İyilik yaparken daha büyük zarara yol açmak demektir.
339 . Kaşla göz arasında : Kimsenin fark edemeyeceği kadar kısa bir zaman diliminde, çok hızlı ve çevik bir şekilde bir işi gizlice halledivermektir.
340 . Kat kat olmak : Bir şeyin üst üste yığılarak veya bükülerek çok sayıda tabaka haline gelmesi anlamına gelir.
341 . Katakulleye gelmek : Kurnazca hazırlanmış bir hilenin veya oyunun kurbanı olmak, başkasının dolandırıcılığı sonucunda zarara uğramak ve aldatılmak anlamına gelen bir deyimdir.
342 . Katakulli çevirmek : Gizli ve hileli işler yapmak anlamında kullanılan deyimdir.
343 . Katar katar gelmek : Bir şeyin arka arkaya, toplu şekilde gelmesini anlatır.
344 . Katarakt gibi çökmek : Görüşü veya algıyı ciddi biçimde engelleyen durum oluşmak.
345 . Katerine eklemek : Var olan bir şeyin üzerine yenilerini ekleyerek onu büyütmek veya bir süreci daha karmaşık hale getirecek yeni unsurlar ilave etmektir.
346 . Katı kesilmek : Şaşkınlık veya korku nedeniyle tamamen hareketsiz kalmak.
347 . Katı yürekli : Başkalarının acılarına ve dertlerine karşı hiçbir merhamet duymayan, duygusuz, sert ve acımasız davranan kişiler için kullanılan bir niteleme sözüdür.
348 . Katıksız dost : Menfaatsiz, samimi ve her koşulda yanında olan gerçek ve saf dost anlamına gelir.
349 . Katıla katıla gülmek : Son derece komik bir durum karşısında kendini tutamayarak çok fazla gülmek demektir.
350 . Katır gibi : İnatçı, dediğinden dönmeyen ve söz dinlemeyen kişiler için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
351 . Kâtiplik etmek : Birinin söylediklerini aynen yazıya dökmek veya büro işlerinde yazı ve dosyalama görevlerini profesyonel olarak yerine getirmek eylemi için kullanılır.
352 . Katlanmak : Hoş olmayan bir durumu veya kişiyi sabırla ve tahammülle karşılamak anlamına gelen bir deyimdir.
353 . Katmer katmer olmak : Bir sorun veya durumun giderek büyümesi, artması ve içinden çıkılmaz hale gelmesi demektir.
354 . Katmerli olmak : Bir durumun, genellikle olumsuz bir özelliğin, normalden çok daha şiddetli, yoğun veya üst üste gelmiş şekilde etkisini göstermesi halidir.
355 . Katranı kaynatmak : Kötü bir durumu daha da içinden çıkılmaz yapmak.
356 . Kavga çıkarmak : Söylenen veya yapılan bir şey yüzünden bir tartışma veya fiziksel kavgaya sebep olmak demektir.
357 . Kavga gürültü olmamak : Bir ortamda hiçbir anlaşmazlık, tartışma veya huzursuzluk olmaması anlamına gelir.
358 . Kavun değil ki koklayasın : Bir insanın iç yüzünün, karakterinin veya niyetinin dışarıdan bakınca veya yüzeysel bir incelemeyle hemen anlaşılamayacağını ifade eden bir sözdür.
359 . Kayaya çarpmak : Güçlü bir engelle karşılaşıp başarısız olmak anlamına gelir.
360 . Kaygan zemine basmak : Riskli ve dengesiz bir durumda hareket etmek.
361 . Kayıp gitmek : Bir şeyin veya kişinin bir daha bulunamayacak şekilde ortadan kaybolması anlamına gelir.
362 . Kayıplara karışmak : Ortadan ansızın ve iz bırakmadan kaybolmak, bir daha haber alınamamak anlamına gelir.
363 . Kayış koparmak : Kontrolünü tamamen kaybedip aşırı tepki vermek anlamına gelir.
364 . Kayıtsız kalmak : Çevresinde olup biten olaylara karşı hiçbir ilgi göstermemek, tepki vermemek ve sanki o olay kendisini hiç ilgilendirmiyormuş gibi davranmaktır.
365 . Kaymak bağlamak : Bir işin en verimli, en kârlı ve en güzel aşamasına gelmesi veya bir sıvının yüzeyinde yoğun bir tabaka oluşmasıdır.
366 . Kaynar sular dökülmek : Utanç veya korku nedeniyle büyük şaşkınlık yaşamak.
367 . Kaynatmak : Bir konuyu ciddiyetinden uzaklaştırarak şakaya vurmak veya bir işi asıl amacından saptırarak araya ilgisiz meseleler sokup vakit geçirmek demektir.
368 . Kaypak davranmak : Güven vermeyen, sürekli fikir değiştiren tutum sergilemek demektir.
369 . Kaypak zemin olmak : Güven vermeyen, istikrarsız durum barındırmak.
370 . Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez : Gelecekte daha büyük bir çıkar veya kâr elde edileceği biliniyorsa, bu uğurda küçük fedakarlıklar yapmaktan kaçınılmaması gerektiğini anlatan bir deyimdir.
371 . Kaz kazın ayağını bilmek : Bir işin veya bir durumun aslında söylenenden çok daha derin ve gizli yönleri olduğunu fark ederek meseleyi tam kavramaktır.
372 . Kaza geçirmek : Beklenmedik bir anda, istem dışı meydana gelen ve yaralanmaya veya maddi hasara yol açan olumsuz bir olayla karşı karşıya kalmaktır.
373 . Kaza kurşunu : Hiçbir kasıt olmaksızın, tamamen şanssızlık sonucu meydana gelen bir olayda zarar görmek veya hayatını kaybetmek durumunu ifade eden bir deyimdir.
374 . Kazan dibi tutmak : İşlerin içinden çıkılmaz hâle gelmeye başlaması.
375 . Kazan dibi yalamak : Bir işin veya bir nimetin en son, en dipte kalan kırıntılarından faydalanmaya çalışmak veya yokluk içinde son imkanları zorlamak anlamına gelir.
376 . Kazan kaldırmak : Toplu biçimde yönetime veya düzene karşı çıkmak anlamındadır.
377 . Kazan kaynamak : Bir yerde yoğun hareketlilik ve huzursuzluk yaşanmak demektir.
378 . Kazancına bakmak : Başkalarının ne yaptığıyla ilgilenmek yerine sadece kendi işine odaklanarak ne kadar kâr elde ettiğini ve geçimini nasıl sağlayacağını düşünmektir.
379 . Kazandığı parayı yiyememek : Çok çalışıp çok para kazanmasına rağmen, hastalık veya başka bir engel nedeniyle o paranın tadını çıkaramamak ve harcayamamak durumudur.
380 . Kazanılmış deneyim olmak : Yaşanmışlık sonucu elde edilen kalıcı bilgi oluşmak.
381 . Kazanılmış hak olmak : Geri alınamayacak biçimde elde edilmiş durum anlamına gelir.
382 . Kazaya kurban gitmek : Kendi hatası olmamasına rağmen, beklenmedik ve önlenemez bir olumsuzluk sonucunda büyük bir zarar görmek veya hayatını yitirmektir.
383 . Kazaya rıza göstermek : Başına gelen kötü bir olayı kaderin bir cilvesi olarak görüp isyan etmeden sükunetle kabullenmek ve sonuca razı olmak durumunu ifade eder.
384 . Kazık atmak : Birine karşı hile yaparak onu büyük ölçüde zarara uğratmak ve kandırmak anlamına gelen bir deyimdir.
385 . Kazık kadar : Uzun boylu ve iri yapılı kişileri betimlemek için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
386 . Kazın ayağı öyle değil : İşin gerçek yüzünün, sanıldığı veya söylendiği gibi olmadığını ortaya koymak için söylenir.
387 . Kazma kürek yürümek : Bir yere gitmek için çok yavaş, ağır ve isteksiz adımlarla ilerlemek demektir.
388 . Kebap etmek : Bir şeyi çok fazla ısıtmak, yakmak veya birini zor bir durumda bırakarak onun çok bunalmasına ve terlemesine neden olacak işler yapmaktır.
389 . Kebap olmak : Sıcak havalarda veya güneşin altında çok kalarak aşırı derecede yanmak, hararetten dolayı büyük bir rahatsızlık ve yorgunluk hissetmek anlamına gelmektedir.
390 . Kebaplık etmek : Çok fazla güneşte kalmaktan dolayı yanmak ve kavrulmak anlamına gelen bir deyimdir.
391 . Keçe külah olmak : Bir kimsenin rütbesini veya itibarını kaybederek toplum içinde eski saygınlığını yitirmesi ve daha düşük bir konuma gerilemesi durumunu ifade eder.
392 . Keçeyi sudan çıkarmak : Karşılaşılan çok büyük bir zorluğu veya tehlikeyi büyük bir çaba sarf ederek aşmak ve işleri tekrar yoluna koymayı başarmaktır.
393 . Keçi gibi inat etmek : Mantıklı gerekçelere rağmen dirençli davranmak.
394 . Keçi peyniri gibi inatçı : Hiçbir şekilde söz dinlemeyen, kendi bildiğinden asla dönmeyen ve ikna edilmesi imkansız olan çok inatçı kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
395 . Keçiboynuzu çiğnemek : Büyük emek verip çok az sonuç almak.
396 . Keçileri kaçırmak : Akıl sağlığı yerinde olmayan birisi gibi davranmak, çok saçma işler yapmak veya aşırı sinir yüzünden kontrolünü tamamen kaybederek delirmek demektir.
397 . Kedi gibi dört ayak üstüne düşmek : Karşılaşılan çok tehlikeli veya zor bir durumdan hiçbir zarar görmeden, büyük bir şans eseri başarıyla ve kolayca kurtulmak halidir.
398 . Kedi gibi sokulmak : Birine karşı sevgi göstermek veya bir çıkar sağlamak amacıyla çok nazik, uysal ve cana yakın tavırlarla yanına yaklaşmak anlamına gelir.
399 . Kedi olalı bir fare tutmak : Hayatı boyunca pek bir başarısı olmayan bir kişinin, uzun zaman sonra ilk kez işe yarar, faydalı ve takdir edilecek bir iş yapmasıdır.
400 . Kedi ulaşamadığı ciğere murdar der : Kişinin sahip olmayı çok istediği ancak elde edemediği bir şeyi, kendini teselli etmek için kötülemesi ve değersiz görmesi durumudur.
401 . Kedinin ciğere baktığı gibi bakmak : Kendisinin sahip olamadığı çok değerli veya lezzetli bir şeye karşı büyük bir arzu, imrenme ve iştahla, uzun uzun bakmaktır.
402 . Kedinin fareyle oynadığı gibi oynamak : Güçsüz bir rakibi hemen yok etmek yerine, onunla alay ederek ve onu çaresiz bırakarak bir süre eğlenmek ve hırpalamaktır.
403 . Kefaleti olmak : Birinin borcunu veya yükümlülüğünü ödemeyi garanti altına almak anlamına gelen bir deyimdir.
404 . Kefaret etmek : İşlediği bir hatayı veya günahı telafi etmek amacıyla bir iyilik yapmak, sadaka vermek veya o hatanın yarattığı zararı bizzat karşılamaktır.
405 . Kefaret ödemek : İşlenen bir hatanın, günahın veya suçun karşılığı olarak bir bedel ödemek veya o durumu telafi edecek iyiliklerde bulunmak demektir.
406 . Kefaretini ödemek : İşlediği bir günah veya suçun karşılığı olarak bir bedel ödemek demektir.
407 . Kefeni yırtmak : Ölümle burun buruna geldiği bir tehlikeden son anda kurtulmak ve hayata dönmek demektir.
408 . Kefenin cebi yok : Ölümden sonra hiçbir mal varlığının götürülemeyeceğini, dünyaya bağlanmamak gerektiğini anlatır.
409 . Kefenini yırtmak : Ölümden veya çok büyük bir tehlikeden son anda kurtulmak anlamına gelir.
410 . Kefil defterinden silinmek : Birinin artık güvenilmez biri olarak kabul edilmesi veya bir borç yükümlülüğünden yasal yollarla tamamen kurtulması anlamına gelen bir deyimdir.
411 . Kefil olmak : Bir kimsenin borcunu ödeyeceğine veya verdiği sözü tutacağına dair kendi şerefini ve malını ortaya koyarak o kişiye resmi olarak güven vermektir.
412 . Kekeme olmak : Bir olay karşısında duyulan aşırı heyecan veya korku sebebiyle düzgün konuşamamak, kelimeleri sürekli tekrarlayarak meramını anlatmakta çok büyük güçlük çekmek durumudur.
413 . Keklik gibi avlanmak : Hiçbir şeyden haberi yokken kurnazca hazırlanmış bir tuzağa kolayca düşmek ve başkalarının oyununa gelerek büyük bir zarara uğramak anlamına gelir.
414 . Keklik gibi sekmek : Çok neşeli, sağlıklı ve çevik bir şekilde yürümek veya bir işi büyük bir keyifle, yerinde duramayarak hızlıca yerine getirmek halidir.
415 . Kel başa şimşir tarak : Eldeki imkanlar veya durum çok kötüyken, o duruma hiç uymayan lüks ve gereksiz harcamalar yapmayı eleştiren alaycı bir ifadedir.
416 . Kel kör, ayvaz manav : Bir topluluktaki kişilerin hepsinin niteliksiz, yetersiz veya kusurlu olduğunu anlatmak için kullanılan aşağılayıcı ve genelleyici bir deyimdir.
417 . Kelepçe vurmak : Bir kimsenin özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla ellerini bağlamak veya bir işin ilerlemesini engelleyecek çok ağır şartlar ve kurallar koyarak o süreci durdurmaktır.
418 . Kelepir bulmak : Değeri çok yüksek olan bir malı veya eşyayı, çeşitli sebeplerle piyasa fiyatının çok altında, oldukça ucuz bir bedelle satın alma fırsatı yakalamaktır.
419 . Kelepir düşürmek : Değeri çok yüksek olan bir malı veya eşyayı, piyasa fiyatının çok altında bir bedelle ve tesadüf eseri ucuza satın alma fırsatı bulmaktır.
420 . Kelle koltukta : Her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bilerek çok riskli, cesaret isteyen ve büyük sorumluluk gerektiren zorlu bir görevi yürütmek durumudur.
421 . Kelle koltukta gezmek : Her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğu çok riskli ve tehlikeli işleri yapmayı göze alarak büyük bir cesaretle yaşamak demektir.
422 . Kellesi koltuğunda olmak : Yaptığı iş veya bulunduğu durum nedeniyle her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olmak anlamına gelir.
423 . Kellesi uçurulmak : İdam edilmek veya öldürülmek anlamına gelen eski bir deyimdir.
424 . Kellesini ortaya koymak : Çok büyük bir risk alarak ciddi bir sorumluluğu üstlenmek demektir.
425 . Kelli felli : Giyimi kuşamı yerinde olan, ağırbaşlı, toplumda saygı uyandıran ve olgun bir görünüme sahip olan orta yaşlı kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
426 . Kem gözden sakınmak : Değerli bir şeyi veya bir kimseyi kıskanç bakışlardan, nazardan ve art niyetli insanların kötülüklerinden korumak için büyük bir titizlik göstermektir.
427 . Kem gözle bakmak : Bir kimseye veya bir şeye karşı kıskançlık, haset ve kötü niyetle bakarak onun başına bir kötülük gelmesini istemek veya nazar değdirmektir.
428 . Kem küm etmek : Net konuşamamak, çekinerek ve dolambaçlı ifadeler kullanmak anlamına gelir.
429 . Kemal bulmak : Olgunlaşmak, gelişmek ve en ideal haline ulaşmak anlamına gelen bir deyimdir.
430 . Kemer sıkmak : Maddi olarak zor bir dönemden geçerken harcamaları en düşük seviyeye indirmek, çok tasarruflu davranmak ve zorunlu olmayan tüm masraflardan tamamen kaçınmaktır.
431 . Kemerleri bağlamak : Yaklaşan zor bir duruma veya büyük bir sarsıntıya karşı hazırlıklı olmak ve tüm önlemleri alarak beklemeye başlamak anlamına gelir.
432 . Kemik gibi soğuk olmak : Ortamın rahatsız edici derecede soğuk olması.
433 . Kemik kadro oluşturmak : Değişmeyen, sürekli aynı kişilerden oluşan yapı kurmak.
434 . Kemikleri sızlamak : Ölmüş bir kişinin, arkasından yapılan kötü işler veya vasiyetine aykırı davranışlar nedeniyle mezarında rahatsızlık duyacağına inanılan manevi ve kederli bir durumdur.
435 . Kemikleşmiş sorun olmak : Uzun süredir çözülemeyen, kronikleşmiş problem hâline gelmek demektir.
436 . Kenar mahalle dilberi : Giyinişi ve tavırları biraz kaba veya rüküş olan ancak buna rağmen kendisini çok zarif ve şehirli göstermeye çalışan kadınlar için söylenir.
437 . Kendi ayağına sıkmak : Kişinin kendi çıkarlarına aykırı hareket ederek, farkında olmadan veya öfkeyle kendisine büyük bir zarar vermesi ve kendi geleceğini baltalamasıdır.
438 . Kendi ayağıyla gelmek : Birinin hiçbir zorlama veya davet olmadan, tamamen kendi isteğiyle bir yere varması veya bir fırsatın kişinin karşısına kendiliğinden çıkmasıdır.
439 . Kendi bacağından asılmak : Her insanın yaptığı hataların veya işlediği günahların sorumluluğunu sadece kendisinin taşıyacağını, başkasının bu cezayı üstlenmeyeceğini ifade eden bir adalet sözüdür.
440 . Kendi başına buyruk : Kimseden izin almadan, hiçbir kurala veya otoriteye boyun eğmeden, sadece kendi istekleri ve kararları doğrultusunda özgürce ve sorumsuzca hareket eden kişidir.
441 . Kendi bindiği dalı kesmek : Farkında olmadan veya öfkesine yenik düşerek, kendisine fayda sağlayan bir durumu veya desteği kendi elleriyle yok edip zarara uğramaktır.
442 . Kendi çalıp kendi oynamak : Çevresindeki insanların ilgi veya desteğini almadan, sadece kendi bildiği gibi hareket etmek ve kimseyi dikkate almadan tek başına eğlenmektir.
443 . Kendi derdine düşmek : Başkalarını umursamadan sadece kendi sorunuyla ilgilenmek.
444 . Kendi dünyasında yaşamak : Çevresinde olup biten olaylara karşı ilgisiz kalıp sadece kendi hayalleri, düşünceleri ve içsel meseleleriyle ilgilenerek toplumdan kopuk bir hayat sürmektir.
445 . Kendi göbeğini kendi kesmek : Dışarıdan hiçbir yardım veya destek beklemeden, karşılaştığı zorlukları sadece kendi çabası, zekası ve emeğiyle çözüme kavuşturmak, kimseye muhtaç olmamaktır.
446 . Kendi halinde olmak : Sessiz, sakin, iddiasız ve kimseye zararı dokunmayan bir yaşam sürmek demektir.
447 . Kendi kabuğuna çekilmek : Sosyal hayattan ve insanlardan uzaklaşarak sadece kendi iç dünyasında yaşamaya başlamak, kimseyle görüşmeyerek yalnızlığı ve sessizliği tercih etmek durumunu ifade eder.
448 . Kendi kendine gelin güvey olmak : Bir konuda tek taraflı karar alıp sevinmek, ama başkalarının fikrini sormamak demektir.
449 . Kendi kendine gelmek : Baygınlık veya dalgınlıktan sonra bilinci toparlamak demektir.
450 . Kendi kendine yetmek : Başkasına ihtiyaç duymadan hayatını sürdürebilmek.
451 . Kendi kendini bitirmek : Yanlış davranışlarla durumunu giderek kötüleştirmek anlamına gelir.
452 . Kendi kendini gaza getirmek : Yapacağı iş için kendini aşırı motive etmek.
453 . Kendi kendini yemek : Bir sorun hakkında sürekli endişelenerek, gizli bir üzüntü veya kıskançlık duyarak içten içe yıpranmak ve kendi ruh sağlığını bozacak kadar dertlenmektir.
454 . Kendi kuyusunu kazmak : Kendi hatalarıyla kendine zarar verecek durum oluşturmak anlamındadır.
455 . Kendi söküğünü dikememek : Başkalarının sorunlarına çok pratik ve akıllıca çözümler getiren birinin, kendi benzer sorunlarını bir türlü çözüme kavuşturamaması durumunu anlatan bir sözdür.
456 . Kendi yağında kavrulmak : Başkasına muhtaç olmadan, imkânlarıyla geçinmek demektir.
457 . Kendi yağıyla kavrulmak : Kimseden yardım veya destek almadan, yalnızca kendi imkanlarıyla hayatını idame ettirmek anlamına gelir.
458 . Kendi yolunu çizmek : Başkalarına bağlı kalmadan hayat planı oluşturmak.
459 . Kendinden geçmek : Aşırı duygu, heyecan veya yorgunluk nedeniyle bilincini yitirmek anlamındadır.
460 . Kendine gelmek : Baygınlık veya şok gibi bir durumdan sonra ayılmak, bilincini yeniden kazanmak anlamına gelir.
461 . Kendine yedirememek : Bir davranışı, düşünceyi veya durumu onaylayamamak, içine sindirememek ve kabullenememek demektir.
462 . Kendini ağır satmak : Kibirli davranarak, kendini değerli göstermeye çalışmak ve isteksiz görünmek demektir.
463 . Kendini alamamak : Bir şeyi yapmaktan veya bir duyguya kapılmaktan kendini geri çekememek anlamına gelir.
464 . Kendini arayıp bulmak : Kişinin gerçek benliğini, yeteneklerini ve hayattaki amacını fark etmesi ve anlaması sürecini ifade eder.
465 . Kendini ateşe atmak : Bildiği halde büyük bir tehlikeye doğru gitmek veya kendini riske sokmak demektir.
466 . Kendini bulmak : Kişiliğini, gerçek amacını veya hayattaki yerini fark etmek ve anlamak anlamına gelen bir deyimdir.
467 . Kendini dev aynasında görmek : Gerçek değerinden çok daha üstün olduğunu sanmak demektir.
468 . Kendini dinlemek : Vücudundaki rahatsızlıkları veya hisleri aşırı derecede dikkate alıp, hastalık hastası olmak demektir.
469 . Kendini gerçekleştirmek : Tüm potansiyelini ve yeteneklerini ortaya koyarak, kişisel hedeflerine ve ideallerine ulaşmak anlamına gelir.
470 . Kendini göstermek : Yeteneklerini veya varlığını başkalarına kanıtlamak için çaba harcamak anlamına gelir.
471 . Kendini kaptırmak : Bir işe, düşünceye veya duyguya bütünüyle odaklanmak ve ondan kopamamak anlamına gelir.
472 . Kendini kaybetmek : Aşırı öfke, heyecan veya şaşkınlık gibi bir duygu nedeniyle kontrolünü yitirmek demektir.
473 . Kendini naza çekmek : Bir teklifi veya işi aslında kabul etmek istemesine rağmen, karşı tarafın ısrar etmesini bekleyerek sanki isteksizmiş gibi bir tavır sergileyip değerini artırmaya çalışmaktır.
474 . Kendini paralama : Bir iş için çok büyük emek ve çaba harcamak, adeta yıpranmak anlamına gelen bir deyimdir.
475 . Kendini paralamak : Bir işi başarmak veya birine yardım etmek için kendi sağlığını ve huzurunu hiçe sayarak aşırı derecede yorulmak, var gücüyle büyük bir çaba göstermektir.
476 . Kendini paralayıp durmak : Bir iş için aşırı çaba harcayıp kendini fazlasıyla yormak anlamına gelir.
477 . Kendini peynir ekmekle yemek : Çok sevimli, cana yakın ve insanı kendine hayran bırakan bir davranış içinde olmak anlamına gelen bir deyimdir.
478 . Kendini savunmak : Bir saldırı veya suçlama karşısında, kendi haklılığını ve masumiyetini ortaya koymaya çalışmak demektir.
479 . Kendini sevdirmek : Davranışları ve kibarlığı ile başkalarının sempatisini, ilgisini ve sevgisini kazanmayı başarmak demektir.
480 . Kendini sınamak : Bilgi, beceri veya gücünün seviyesini anlamak için kendini test etmek veya denemek anlamına gelir.
481 . Kendini toparlamak : Dağınık ruh hâlinden çıkıp yeniden düzen kazanmak demektir.
482 . Kendini tutamamak : Herhangi bir duygu veya dürtü karşısında tepkisini kontrol edememek ve engelleyememek anlamına gelir.
483 . Kendini vurmak : Kasıtsız olarak kendi silahıyla yaralanmak veya kendi eyleminin zararını görmek demektir.
484 . Kendini yemek : Aşırı derecede üzüntü, tasa veya pişmanlık duymak, bunları içine atmak anlamına gelen bir deyimdir.
485 . Kendini zorlamak : Kapasitesinin üzerinde bir çaba göstermek veya istemeyerek de olsa bir işi yapmaya uğraşmak demektir.
486 . Kendisinden geçmek : Çok büyük bir mutluluk, acı veya dini bir vecd haliyle bilincini yitirecek kadar derin duygular içine girmek ve dünyayı unutmaktır.
487 . Kene gibi yapışmak : Birinden sürekli bir şeyler koparmaya çalışmak veya birini rahatsız edecek kadar peşini bırakmamak, istenmediği halde birinin yanından bir türlü ayrılmamaktır.
488 . Kepaze olmak : Yaptığı utanç verici bir hareket veya düştüğü gülünç bir durum yüzünden herkesin önünde rezil olmak ve itibarını tamamen kaybetmektir.
489 . Kepçe gibi kulakları olmak : Dışarıya doğru çok fazla çıkıntılı ve normalden büyük olan kulak yapısını tarif etmek için kullanılan biraz alaycı bir fiziksel benzetmedir.
490 . Kepçe kulak : Kulakları normalden daha büyük ve öne doğru açık olan kişiler için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
491 . Kepenk kapatmak : Bir iş yerinin veya ticari işletmenin kalıcı olarak faaliyetlerine son vermesi, iflas etmesi veya dükkanını tamamen boşaltarak piyasadan çekilmesi durumudur.
492 . Keramet kendinden menkul : Sahip olduğu iddia edilen üstün vasıfların veya mucizelerin hiçbir kanıtı olmayan, sadece kişinin kendi iddiasına dayanan durumlar için kullanılır.
493 . Kerameti kendinden menkul : Yetenekleri veya başarıları hakkında abartılı iddialarda bulunan, kendini öven kişiler için söylenir.
494 . Kerevetine çıkmak : Masalların sonunda söylenen bir tabir olup, çok mutlu bir sona ulaşmak veya muradına ererek huzurlu bir hayata kavuşmak anlamına gelir.
495 . Keriz silkmek : Kandırarak veya hileyle birisinin parasını, malını almak ve onu soygun kurbanı haline getirmek demektir.
496 . Kerpetenle ağzından laf almak : Hiç konuşmak istemeyen, ketum ve sessiz bir kişiyi konuşturmak için sürekli sorular sormak ve büyük bir çaba sarf etmek zorunda kalmaktır.
497 . Kertiğe atmak : Bir şeyi veya birini unutmak, önemsememek ve bir kenara itmek anlamına gelen bir deyimdir.
498 . Kervan yolda düzülür : Bir işe başlarken her şeyi en ince detayına kadar planlamaya çalışmak yerine, eksiklerin iş ilerledikçe zamanla giderileceğini anlatan bir deyimdir.
499 . Kesat gitmek : Ticari hayatta işlerin durgunlaşması, satışların azalması ve kazancın beklenen seviyenin çok altında kalarak piyasanın cansız bir hale gelmesi durumunu ifade eder.
500 . Kese kağıdı gibi buruşmak : Yaşlılık, yorgunluk veya hastalık nedeniyle cildin çok fazla kırışması veya bir nesnenin aşırı derecede ezilip formunu tamamen kaybederek şeklinin bozulmasıdır.
501 . Kese kâğıdı gibi buruşmak : Büyük korku veya baskı altında ezilmek anlamına gelir.
502 . Kesene bereket : Kendisine bir ikramda bulunan veya iyilik yapan kişiye karşı söylenen, parasının artmasını ve hayırlı olmasını dileyen bir teşekkür sözüdür.
503 . Kesenin ağzını açmak : Harcamalarda cömert davranmaya başlamak anlamında kullanılır.
504 . Kesenin ağzını bağlamak : Harcamaları tamamen durdurmak, çok sıkı bir tasarruf dönemine girmek ve para çıkışını engellemek için her türlü masraftan kaçınmak demektir.
505 . Kesenin ağzını sıkı tutmak : Çok fazla para harcamamak, tutumlu davranmak ve israftan kaçınmak anlamına gelir.
506 . Kesenin ipini kaçırmak : Harcamalarda ölçüyü tamamen kaybetmek anlamına gelir.
507 . Kesin çizgilerle ayırmak : Konular arasında net ve tartışmasız sınırlar koymak demektir.
508 . Kesin tavır almak : Kararından dönmeyecek şekilde net duruş sergilemek.
509 . Kesip atmak : Bir ilişkiyi veya bağı ani ve kesin bir şekilde sonlandırmak, tüm teması kesmek demektir.
510 . Keskin köşeleri törpülemek : Sert davranışları daha yumuşak hâle getirmek.
511 . Keskin sirke küpüne zarar : Aşırı öfkenin sahibine zarar vermesini anlatmak için kullanılır.
512 . Keskin sirke olmak : Aşırı sert ve zarar verici davranışlar sergilemek.
513 . Keskin viraj almak : Hayatta ani ve köklü yön değişikliği yapmak.
514 . Kesme şeker gibi : Çok tatlı, sevimli ve beğenilen kişiler için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
515 . Kesmece davranmak : İlişkiyi veya konuşmayı aniden ve sert biçimde bitirmek demektir.
516 . Kestirip atmak : Uzun uzadıya tartışmaya gerek duymadan, kesin ve net bir dille son sözü söyleyerek bir konuyu veya ilişkiyi tamamen sona erdirmektir.
517 . Keşfetmek : Gizli kalmış bir şeyi ortaya çıkarmak, bilinmeyen bir yeri veya bir gerçeği araştırarak bulmak ve onu herkesin bilgisine sunmak eylemidir.
518 . Keyfi kaçmak : Bir durum nedeniyle neşesini ve moralini kaybetmek anlamına gelir.
519 . Keyfi yerine gelmek : Daha önce bozuk olan moralinin, güzel bir haber veya olay sonucunda düzelmesi ve kişinin tekrar neşeli, mutlu bir ruh haline bürünmesidir.
520 . Keyfine bakmak : Sorumlulukları bir kenara bırakıp rahat yaşamayı seçmek anlamındadır.
521 . Keyfini çıkarmak : Bir durumun veya anın tadını doyasıya yaşamak, ondan en üst düzeyde zevk almak anlamına gelir.
522 . Keyfini kaçırmak : Birinin neşesini bozmak, onu üzmek veya sevincine gölge düşürmek anlamına gelen bir deyimdir.
523 . Keyfinin kahyası mısın? : Birinin özel hayatına veya kararlarına karışan kişilere karşı söylenen, o kişinin özgürlüğünü ve sınırlarını savunan sert bir uyarı sözüdür.
524 . Keyif bağışlamak : Bir kimseye huzur vermek, onun neşelenmesini sağlamak veya birinin içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtularak rahatlamasına vesile olmak anlamına gelmektedir.
525 . Keyif çatmak : Hiçbir derdi ve tasayı düşünmeden, rahat ve huzurlu bir ortamda gününü gün etmek, tadını çıkararak doyasıya eğlenmek ve dinlenmek anlamına gelir.
526 . Keyif sürmek : Bolluk, rahatlık ve huzur içinde olmanın tadını çıkarmak anlamına gelen bir deyimdir.
527 . Keyiften dört köşe olmak : Bir olay veya durum karşısında çok sevinmek, aşırı mutlu olmak ve neşelenmek demektir.
528 . Kıblesi şaşmak : İnandığı değerlerden sapmak, ne yapacağını bilemez hale gelerek şaşkınlık içinde kalmak veya ahlaki olarak doğru yoldan tamamen ayrılmaktır.
529 . Kıbleyi şaşırmak : Doğru yol ve yön duygusunu kaybedip yanlış kararlar almak demektir.
530 . Kıçı kırık : Hiçbir değeri olmayan, kalitesiz, derme çatma veya kendisine güvenilmeyen, basit ve önemsiz şeyler ya da kişiler için kullanılan aşağılayıcı bir deyimdir.
531 . Kıçına tekmeyi vurmak : Birini bulunduğu yerden veya işten kovmak, uzaklaştırmak anlamına gelen kaba bir deyimdir.
532 . Kıçını kaldırmamak : Çok tembellik etmek, hiç hareket etmemek ve yerinden kalkmamak anlamına gelen argo bir deyimdir.
533 . Kıdem tazminatı : İş kanununa göre, belirli bir süre çalışan işçiye işten ayrılırken ödenen para anlamına gelir.
534 . Kıl payı : Çok küçük bir farkla, neredeyse imkansız denilecek kadar az bir mesafe veya zaman dilimiyle bir olayın gerçekleşmesi veya engellenmesi durumudur.
535 . Kıl payı kurtulmak : Çok küçük bir farkla tehlikeden veya zarardan kaçınmak demektir.
536 . Kılcal damarlarına kadar bilmek : Bir konuyu en ince ayrıntısına kadar öğrenmiş olmak anlamındadır.
537 . Kılı kırk yarmak : Aşırı titiz davranarak en küçük ayrıntıyı bile hesaba katmak anlamındadır.
538 . Kılıbık olmak : Eşinin veya partnerinin her dediğini yapan, ona karşı gelemeyen erkekler için kullanılan bir deyimdir.
539 . Kılıcı tersinden çekmek : Bir meseleyi çözmek için çok yanlış ve tehlikeli bir yöntem seçmek veya kavgaya hazır olduğunu belli edecek sert bir tutum sergilemektir.
540 . Kılıç artığı olmak : Büyük bir felaketten geriye kalan az sayıda kişi için kullanılır.
541 . Kılıçlar çekilmek : Taraflar arasında düşmanlığın ve gerilimin son derece artarak savaşın eşiğine gelinmesi demektir.
542 . Kılıçları çekmek : Açık bir mücadele veya tartışmaya girmeye hazır olmak.
543 . Kılıçtan geçirmek : Toplu şekilde yok etmek veya çok sert davranmak anlamına gelir.
544 . Kılıçtan keskin : Çok zeki, anlayışlı, keskin görüşlü ve olayları hemen kavrayabilen kişiler için kullanılan bir deyimdir.
545 . Kılıfına uydurmak : Aslında uygunsuz, yanlış veya yasa dışı olan bir şeyi, sözde geçerli bir nedene bağlamak demektir.
546 . Kılıktan kılığa girmek : Tanınmamak için sürekli dış görünüşünü değiştirmek veya bir çıkar uğruna farklı karakterlere bürünerek dürüst olmayan, değişken tavırlar sergilemek demektir.
547 . Kılına dokunmamak : En ufak zarar vermemek veya müdahale etmemek anlamına gelir.
548 . Kılına zarar gelmemek : En ufak bir olumsuzluk yaşamadan durumdan çıkmak demektir.
549 . Kılını kıpırdatmamak : Hiçbir çaba göstermemek veya sorumluluk almamak anlamına gelir.
550 . Kımıldamamak : Hiç hareket etmemek, olduğu yerde sabit durmak ve yerinden oynamamak anlamına gelen bir deyimdir.
551 . Kına yakmak : Önemli bir olayı kutlamak veya uğurlamak için ellerine kına yakmak anlamına gelen bir deyimdir.
552 . Kınalar yakmak : Büyük ve mutlu bir olayı, özellikle de asker uğurlamayı kutlamak ve şenlik yapmak anlamına gelir.
553 . Kınından çıkmak : Bir kılıcın veya kesici aletin kullanılmak üzere yerinden çıkarılması ya da bir kişinin aniden çok büyük bir öfkeyle saldırıya hazır hale gelmesidir.
554 . Kıpırdamak : Çok az da olsa hareket etmek, yerinden oynamak ve kımıldamak anlamına gelen bir deyimdir.
555 . Kıran girmek : Bir yere hastalık, ölüm veya yıkımın yaygın bir şekilde gelmesi anlamına gelen bir deyimdir.
556 . Kıran kırana geçmek : Çok çekişmeli ve sert mücadele yaşanmak anlamına gelir.
557 . Kıratı düşmek : Değerini, kalitesini veya itibarını yitirmek, eski gücünde olmamak anlamına gelen bir deyimdir.
558 . Kırık plak gibi konuşmak : Sürekli aynı şeyleri tekrar edip durmak anlamına gelir.
559 . Kırılma noktasına gelmek : Dayanma gücünün tamamen tükenmeye yaklaşması.
560 . Kırk bir buçuk : Bir şeyin en iyi, en kaliteli veya en üstün derecesini ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.
561 . Kırk bir kere maşallah : Çok beğenilen, güzel ve kusursuz olan bir şeyi överken nazar değmesin diye söylenen sözdür.
562 . Kırk dereden su getirmek : Birini kandırmak veya bir işi yapmamak için pek çok bahane üretmek, asılsız ve karmaşık gerekçelerle karşı tarafı oyalamaya çalışmak anlamına gelir.
563 . Kırk fırın ekmek yemesi gerek : Bir kimsenin belirli bir uzmanlığa veya olgunluğa erişmesi için daha çok çalışması, tecrübe kazanması ve uzun bir zaman geçirmesi gerektiğini anlatan bir sözdür.
564 . Kırk takla atmak : Bir işi başarmak için aşırı çaba sarf etmek anlamındadır.
565 . Kırk yılda bir : Neredeyse hiç olmayan, çok nadir gerçekleşen ve rastlanan durumlar için kullanılan bir deyimdir.
566 . Kırk yılın başı : Çok nadir olarak, neredeyse hiç yapılmayan bir şeyin yapılması anlamına gelen bir deyimdir.
567 . Kırk yıllık : Çok eski, köklü ve uzun süredir devam eden durumlar için kullanılan bir sıfat tamlamasıdır.
568 . Kırk yıllık dost olmak : Çok uzun süredir devam eden, köklü ve sağlam bir dostluğa sahip olmak demektir.
569 . Kırk yıllık Kani olur mu Yani : Uzun yıllardır tanınan birinin beklenmedik bir davranışı karşısındaki şaşkınlığı ifade eder.
570 . Kırk yıllık ömründe : Hayatı boyunca, hiçbir zaman görülmemiş veya yaşanmamış bir şeyi ifade etmek için söylenir.
571 . Kırkı çıkmak : Doğum, ölüm veya bir olayın üzerinden kırk gün geçmiş olmak anlamına gelen bir deyimdir.
572 . Kırkından sonra : İleri bir yaşta, gençlik dönemi geçtikten sonra yapılan şeyler için kullanılan bir ifadedir.
573 . Kırmızı alarm vermek : Acil ve tehlikeli duruma işaret etmek.
574 . Kırmızı bülten : Uluslararası düzeyde aranan suçluların yakalanması için çıkarılan genelge anlamına gelir.
575 . Kırmızı çizgi : Asla taviz verilmeyecek, aşılamayacak ve kesin olarak belirlenmiş sınır veya ilke demektir.
576 . Kırmızı çizgi çekmek : Asla taviz verilmeyecek sınır belirlemek anlamına gelir.
577 . Kırmızı halı sermek : Birini çok büyük ilgi ve saygıyla karşılamak.
578 . Kırmızı ışık : Trafikte dur anlamına gelen, aynı zamanda bir engel veya yasaklamayı simgeleyen işarettir.
579 . Kırmızı kar yağınca : Gerçekleşmesi asla mümkün olmayan bir işin, hiçbir zaman yapılmayacağını esprili ve kesin bir dille ifade etmek amacıyla kullanılan bir tabirdir.
580 . Kırmızı kart görmek : Futbolda oyundan atılmak, genel anlamda ise bir hak veya imkandan yoksun bırakılmak demektir.
581 . Kırmızı pasaport almak : Devlet adına yurt dışına çıkan yetkili kişilere verilen özel haklara sahip olmak veya üst düzey bir ayrıcalığa kavuşmak anlamına gelir.
582 . Kısa devre yapmak : Elektrik sisteminde olan arızayı ifade etmekle birlikte, birinin aniden sinirlenmesi için de kullanılır.
583 . Kısa kesmek : Konuşmayı veya bir işi gereksiz uzatmadan, öz ve çabuk bir şekilde bitirmek anlamına gelir.
584 . Kısa yoldan gitmek : Bir işi en kolay, en az emek ve en hızlı şekilde halletmeye çalışmak demektir.
585 . Kısık sesle konuşmak : Başkalarının duymasını istemediği sırları paylaşmak veya saygısından dolayı ses tonunu iyice alçaltarak çok sessiz bir şekilde derdini anlatmaya çalışmaktır.
586 . Kısır döngüye girmek : Çözüm üretmeden aynı sorunları tekrar yaşamak demektir.
587 . Kıskaca almak : Birini baskı altına alarak hareket alanını daraltmak anlamına gelir.
588 . Kıskançlık krizine girmek : Sevdiği birini başkasından aşırı derecede sakınmak nedeniyle kontrolünü kaybetmek, öfke patlaması yaşamak ve mantıksız hareketler sergileyerek çevresini rahatsız etmektir.
589 . Kısmet kapısı kapanmak : Şanssızlık nedeniyle fırsatların ardı ardına kaçması demektir.
590 . Kısmeti açılmak : Şansının dönmesiyle olumlu gelişmeler yaşamaya başlamak demektir.
591 . Kısmeti bağlı olmak : Evlenme veya bir şey elde etme konusunda şanssız olmak, nasip olmaması anlamına gelir.
592 . Kısmetinde olmak : Bir şeyin bir kişiye nasip olması, onun alın yazısında veya kaderinde bulunması anlamına gelir.
593 . Kısmetini ayağında bulmak : Hiç beklemediği bir anda fırsat yakalamak anlamındadır.
594 . Kısmetini ayağıyla tepmek : Kendi elinde olan bir fırsatı veya şansı, aptalca davranarak kaçırmak demektir.
595 . Kısmetini tepmek : Ayağına kadar gelen çok güzel bir fırsatı, düşüncesizlik veya gurur yüzünden değerlendirmeyerek elinin tersiyle itmek ve sonradan bu duruma pişman olmaktır.
596 . Kıssadan hisse almak : Bir hikayeden, olaydan veya durumdan ders çıkarmak ve ibret almak anlamına gelir.
597 . Kış uykusuna yatmak : Kış mevsimini uyuyarak geçiren hayvanlar gibi, bir süreliğine hareketsiz ve verimsiz kalmak demektir.
598 . Kıt kanaat geçinmek : Geliri çok sınırlı olup zor şartlar altında yaşamını sürdürmek demektir.
599 . Kıtır kıtır kesmek : Bir şeyi çok kolay, hızlı ve becerikli bir şekilde kesmek veya parçalara ayırmak demektir.
600 . Kıtlıktan çıkmış gibi : Uzun süredir hasret kaldığı bir şeyi aşırı derecede ve açgözlüce tüketmek anlamına gelir.
601 . Kıvama gelmek : Bir işin, nesnenin veya kişinin istenilen en uygun, en verimli ve en güzel olgunluk seviyesine tam zamanında ulaşması anlamına gelmektedir.
602 . Kıvamına gelmek : Bir işin veya bir maddenin istenilen en uygun, en verimli ve en güzel duruma ulaşması, tam yapılması gereken zamana ve şekle erişmesidir.
603 . Kıvılcım saçmak : Gözlerinden büyük bir öfke fışkırmak veya çok zeki ve yaratıcı fikirlerle çevresindeki insanları etkileyip onları büyük bir heyecana sürüklemek durumudur.
604 . Kıvırcık kıvırcık düşünmek : Bir konu üzerinde derinlemesine, kıvrımlı ve karmaşık bir şekilde düşünmek demektir.
605 . Kıvrak zekalı olmak : Çabuk anlayan, hızlı düşünen ve pratik çözümler üretebilen bir zekaya sahip olmak demektir.
606 . Kıvranıp durmak : Büyük bir fiziksel acı nedeniyle yatağın içinde sürekli hareket etmek veya bir kararsızlık içinde kalarak ne yapacağını bilemez halde huzursuzluk çekmektir.
607 . Kıyamamak : Bir kimseyi veya bir şeyi çok sevdiği, değer verdiği için ona zarar gelmesini istememek anlamına gelir.
608 . Kıyamet koparmak : Bir olay karşısında çok büyük bir gürültü patırtı çıkarmak, aşırı derecede öfkelenerek her tarafı birbirine katmak ve büyük bir kargaşaya sebep olmaktır.
609 . Kıyameti koparmak : Aşırı öfkelenerek veya bir olayı bahane ederek büyük bir gürültü, patırtı ve karmaşa çıkarmak demektir.
610 . Kıyıda köşede kalmak : Önemsenmeyen, unutulan ve ana gelişmelerin dışında kalan durumları ifade eder.
611 . Kıyıp kıyamamak : Çok sevdiği veya değer verdiği bir şeyden ayrılmaya gönlü razı olmamak anlamına gelir.
612 . Kıymet bilmek : Bir şeyin veya kişinin değerini anlamak, ona göre davranmak ve takdir etmek demektir.
613 . Kıymetini bilmemek : Sahip olduğu bir şeyin veya kişinin değerini anlamamak ve ona layıkıyla davranmamak demektir.
614 . Kıymetini takdir etmek : Bir şeyin veya kişinin gerçek değerini anlamak ve bunu söz veya davranışla göstermek demektir.
615 . Kız alıp vermek : Aileler arasında karşılıklı olarak evlilik bağı kurmak, akraba olmak anlamına gelen bir deyimdir.
616 . Kız almak : Evlenmek üzere bir kız ile ailesinden izin alarak söz kesmek ve nişanlamak anlamına gelen bir deyimdir.
617 . Kız çocuğu gibi ağlamak : Sebepsiz yere veya çok kolay bir şekilde, aşırı derecede gözyaşı dökmek demektir.
618 . Kız evi naz evi : Evlilik hazırlıkları sırasında kız tarafının daha çekingen, seçici ve ağırbaşlı davranmasının doğal karşılanması gerektiğini anlatan bir sözdür.
619 . Kız evlat : Ailesine bağlı, sadık ve vefalı olan, özellikle ebeveynlerine bakmayı görev bilen kız çocuğu demektir.
620 . Kız gibi : Çok temiz, bakımlı, narin, hiç kullanılmamış veya çok titiz bir şekilde korunmuş olan eşyalar için kullanılan bir benzetmedir.
621 . Kız vermek : Evlenmek üzere kızını bir erkeğe ailesinin izin vererek nikahlamak anlamına gelen bir deyimdir.
622 . Kıza kızan olmamak : Bir ilişkide veya evlilikte sorun yaşamamak, uyum içinde olmak anlamına gelen bir deyimdir.
623 . Kızağa çekmek : Bir kişiyi yetkili olduğu görevden almak veya etkisiz hale getirerek kenara itmek anlamına gelir.
624 . Kızgınlığını çıkarmak : Birine duyduğu öfkeyi, başka bir kimseye veya nesneye zarar vererek gidermeye çalışmak demektir.
625 . Kızılca kıyamet : Çok büyük bir gürültü, tartışma, kavga ve karmaşanın çıktığı, herkesin birbirine girdiği son derece huzursuz ve gürültülü bir ortamı tarif eder.
626 . Kızılca kıyamet kopmak : Bir yerde çok büyük bir gürültü, telaş, heyecan ve karmaşanın yaşanması anlamına gelir.
627 . Kızıştırmak : Bir tartışmayı veya kavgayı daha da alevlendirmek, tarafları tahrik etmek anlamına gelen bir deyimdir.
628 . Kibar budalası : Sonradan görme bir şekilde aşırı nazik ve görgülü davranmaya çalışan ancak bu tavırlarıyla gülünç duruma düşen, yapmacık kişileri tanımlar.
629 . Kibarlık budalası : Gereksiz ve aşırı derecede nazik davranmaya çalışan, yapay tavırlar sergileyen kişiler için söylenir.
630 . Kibir abidesi : Kendini çok beğenen, burnu havada ve kibirli davranışlarıyla dikkat çeken kişiler için kullanılır.
631 . Kibrit suyu dökmek : Bir işin veya bir ilişkinin tamamen bitmesine, yok olmasına ve bir daha düzelmeyecek şekilde bozulmasına neden olacak kesin hamleyi yapmaktır.
632 . Kikir kikir gülmek : Genellikle gizli saklı bir şeye veya birinin düştüğü komik duruma karşı, alaycı ve sinir bozucu şekilde sürekli kıs kıs gülmektir.
633 . Kilit nokta : Bir sorunun çözümünde veya bir işin gerçekleşmesinde en önemli ve belirleyici olan unsur anlamına gelir.
634 . Kilit noktaya gelmek : Bir işin en önemli ve belirleyici aşamasına ulaşmak anlamına gelir.
635 . Kilit rol oynamak : Bir sürecin sonucunu belirleyen önemli görev üstlenmek.
636 . Kilit taşı : Bir sistemin, yapının veya organizasyonun ayakta durmasını sağlayan en önemli ve vazgeçilmez unsur demektir.
637 . Kilit taşı olmak : Bir yapının veya sistemin vazgeçilmez unsuru olmak.
638 . Kilit vurmak : Bir yeri veya şeyi güvenlik amacıyla kilit ile kilitlemek ve kimsenin girmesine izin vermemek demektir.
639 . Kilitlenip kalmak : Beklenmedik durum karşısında hareket edemez hâle gelmek demektir.
640 . Kilitlenmek : Bir konu üzerinde yoğunlaşmak veya bir sorunu çözmek için tüm dikkatini vermek anlamına gelir.
641 . Killi toprak gibi : Birine çok sıkı yapışan, ondan bir türlü ayrılmayan veya şekil verilmesi zor, inatçı karakterli kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
642 . Kilometre taşı : Bir gelişim sürecinde ulaşılan önemli bir aşama veya dönüm noktası anlamına gelen bir deyimdir.
643 . Kilovat saat : Elektrik enerjisi tüketimini ölçmek için kullanılan birim anlamına gelir.
644 . Kim bilir : Belirsizliği ve bilinmezliği ifade eden, cevabı olmayan sorular için kullanılan bir kalıp ifadedir.
645 . Kim ne derse desin : Başkalarının söylediği olumsuz sözlere aldırmadan, kendi bildiği gibi davranmak anlamına gelir.
646 . Kim vurduya gitmek : Bir olayın failinin bulunamaması, sorumlusunun belli olmaması ve cezasız kalması demektir.
647 . Kimi zaman : Bazı durumlarda, ara sıra ve belli olmayan zamanlarda anlamına gelen bir ifadedir.
648 . Kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırmak : Kendi fikri olmayan, hangi güçlü taraftan çıkar sağlıyorsa o tarafın görüşlerini savunan ve onlara yaranmaya çalışan kişiler için söylenir.
649 . Kimliğini bulmak : Kişiliğini, amacını veya yönünü net biçimde belirlemek anlamına gelir.
650 . Kimseye eyvallah etmemek : Kimseye minnet duymadan bağımsız yaşamak anlamındadır.
651 . Kimseye eyvallahı olmamak : Hiç kimseden borç almamak, yardım istememek ve kimseye minnet duymamak anlamına gelir.
652 . Kin bağlamak : Birine karşı derin bir nefret ve düşmanlık beslemek, ondan intikam almayı düşünmek demektir.
653 . Kin tutmak : Birine karşı beslenen nefret ve düşmanlık duygusunu içinde saklamak ve unutmamak anlamına gelir.
654 . Kipini kaçırmak : Ölçüsüz davranarak uygunluk sınırlarını aşmak anlamında kullanılır.
655 . Kir pas içinde kalmak : Yoğun çalışma veya ihmal nedeniyle aşırı derecede kirlenmek demektir.
656 . Kiralık katil gibi : Para karşılığında her türlü kötü işi yapmaya hazır olan vicdansız kişiler için kullanılır.
657 . Kireç gibi olmak : Korku veya hastalık nedeniyle yüzü bembeyaz kesilmek demektir.
658 . Kireç tutmak : Uzun süre hareketsiz kalıp işlevini yitirmek.
659 . Kirişi kırmak : Bulunduğu yerden kimseye haber vermeden, gizlice ve hızla kaçıp gitmek veya bir sorumluluktan kurtulmak için orayı aniden terk etmek anlamına gelir.
660 . Kirli çamaşırları ortaya dökmek : Bir kişi veya gruba ait gizli kalmış, ayıp ve utanç verici şeyleri herkese açıklamak demektir.
661 . Kirli çamaşırlarını ortaya dökmek : Bir kimsenin gizli kalmış kötü işlerini, ayıplarını ve geçmişteki tüm hatalarını herkesin bileceği şekilde açıkça anlatarak onu rezil etmektir.
662 . Kirli çıkın : Dışarıdan bakıldığında fakir veya sade görünen ancak gizlice çok miktarda para veya altın biriktirmiş olan tutumlu kişiler için kullanılır.
663 . Kirli işlere bulaşmak : Yasa dışı, ahlaksız ve şerefsiz olan işlerin içinde yer almak anlamına gelen bir deyimdir.
664 . Kispet giymek : Güreşçilerin giydiği deriden yapılmış giysiyi giymek ve güreşmeye hazır olmak anlamına gelir.
665 . Kişi kendinden bilir işi : İnsanların başkalarını kendi niyetlerine göre değerlendirmesi anlamına gelir.
666 . Kişisel algılamak : Söylenen sözleri kendine yönelik sanıp alınmak anlamına gelir.
667 . Kişisel cephe almak : Bir durumu doğrudan kendine yönelik algılamak.
668 . Kitaba uydurmak : Aslında yasal veya etik olmayan bir işi, çeşitli hileler ve bahanelerle sanki kurallara uygunmuş gibi göstererek kılıfına uydurma eylemidir.
669 . Kitabı kapamak : Üzerinde çalışılan bir konuyu, bir tartışmayı veya bir ilişkiyi artık geri dönmemek üzere tamamen bitirmek ve o defteri kapatmak demektir.
670 . Kitabın ortasından konuşmak : Hiçbir şeyi gizlemeden, dolandırmadan, en net ve en gerçekçi haliyle doğrudan doğruya meselenin özünü söyleyerek açık sözlü davranmaktır.
671 . Kitabına uydurmak : Kurallara veya gerçeklere aykırı olan bir işi, sanki uygunmuş gibi göstermek için çaba harcamak demektir.
672 . Kitap gibi adam : Dürüst, çalışkan, bilgili ve her yönden kusursuz olarak görülen kişiler için kullanılır.
673 . Kitap gibi konuşmak : Çok düzgün, kurallı, etkileyici ve sanki önceden hazırlanmış bir metni okuyormuşçasına akıcı bir şekilde meramını anlatan kişiler için söylenir.
674 . Kitap kurdu olmak : Çok fazla kitap okuyan, kitaplara düşkün ve okumayı seven kişiler için kullanılan bir deyimdir.
675 . Klişe sözler söylemek : Herkesin kullandığı, özgünlüğü olmayan ve basmakalıp ifadeler kullanmak anlamına gelir.
676 . Koç yumurtası : Çok iri yarı, güçlü, heybetli ve sağlıklı görünen genç erkekler için kullanılan, halk ağzında yaygın bir benzetme ve takdir sözüdür.
677 . Kod adı olmak : Bir kişinin gizli kimliğini veya bir operasyondaki takma adını ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.
678 . Kof çıkmak : Dışarıdan bakıldığında değerli, dolu veya yetenekli görünen birinin, aslında hiçbir bilgisinin veya işe yarar tarafının olmadığının anlaşılması durumudur.
679 . Kokusu alınmak : Henüz gerçleşmemiş veya açığa çıkmamış bir olayın belirtilerinin hissedilmesi ve sezilmesi demektir.
680 . Kokusu çıkmak : Gizli tutulmaya çalışılan kötü bir işin veya bir sırrın, zamanla belirtilerinin görülmesiyle herkes tarafından anlaşılır ve duyulur hale gelmesi durumudur.
681 . Kokusunu almak : Bir olayın veya bir durumun nasıl sonuçlanacağını, henüz gerçekleşmeden önce sahip olduğu tecrübe ve sezgileriyle önceden fark edip anlamaktır.
682 . Kol kanat germek : Birini koruyup kollamak ve desteklemek anlamına gelir.
683 . Kolay lokma olmamak : Kandırılması, aldatılması veya yenilmesi zor olan, uyanık ve becerikli kişiler için söylenir.
684 . Kolayına gelmek : Bir işi veya durumu zahmetsizce, uğraşmadan ve rahat bir şekilde halletmeyi tercih etmek anlamına gelir.
685 . Koldan çıkarmak : Birini bir işten, görevden veya gruptan uzaklaştırmak ve onunla ilişkiyi kesmek demektir.
686 . Kolları kopmak : Çok yorulmak nedeniyle güçten tamamen düşmek.
687 . Kolları sıvamak : Bir işe büyük bir istekle, azimle ve hazırlıklı bir şekilde, hiç vakit kaybetmeden girişmek ve çalışmaya başlamak anlamına gelen bir deyimdir.
688 . Koltuğu kabarmak : Kendisiyle veya bir yakınıyla ilgili duyduğu övgü dolu sözler karşısında çok büyük bir gurur, sevinç ve kıvanç hissetmek halidir.
689 . Koltuk altı edebiyatı : Kalitesiz, basit ve derinlikten yoksun olan yazınsal çalışmalar için kullanılan bir deyimdir.
690 . Koltuk çıkmak : Zor durumda olan birine maddi veya manevi destek vererek onun ayağa kalkmasına, işini halletmesine veya mevkisini korumasına yardımcı olmaktır.
691 . Koltuk değneği gibi : Birine sürekli ihtiyaç duyulan, onsuz hareket edilemeyen ve tamamlayıcı nitelikteki şey veya kişi demektir.
692 . Koltuk kabartmak : Sahip olduğu makamla gereksiz gurur ve böbürlenme yaşamak demektir.
693 . Koltuk kapmak : Bir makamı başkalarından önce ele geçirmek.
694 . Koltuk sevdasına düşmek : Makam ve mevkiye aşırı bağlılık göstermek anlamındadır.
695 . Koltukları kabarmak : Övgü, iltifat veya başarı nedeniyle aşırı derecede gururlanmak ve kendini beğenmek anlamına gelir.
696 . Koltukta kalmak : Görev veya makamını korumayı başarmak anlamına gelir.
697 . Kolundan tutmak : Bir kişiye yardım etmek, ona yol göstermek veya onu korumak için fiziksel veya manevi destek sağlamak demektir.
698 . Kolunu kanadını kırmak : Birinin hareket etme ve direnme gücünü zayıflatmak anlamına gelir.
699 . Komaya girmek : Tıbbi bir tabir olarak bilincini tamamen kaybetmek ve dış uyaranlara tepki verememek anlamına gelir.
700 . Komedi dükkanı : Olayların veya bir ortamın son derece gülünç, abartılı ve düzensiz bir hal almasını anlatan bir deyimdir.
701 . Kompleks yapmak : Bir konuda gereksiz yere aşırı duyarlı ve takıntılı davranarak kendini veya başkasını küçük görmek demektir.
702 . Komşu hakkı : Komşuluk ilişkilerinde gözetilmesi gereken saygı, fedakarlık ve yardımlaşma gibi değerleri ifade eder.
703 . Komşuda pişer bize de düşer : Yakın çevredeki birinin elde ettiği güzel bir imkandan veya kazançtan kendisinin de bir şekilde faydalanacağını ummak durumunu anlatır.
704 . Komşuda pişer, bize de düşer : Yakın çevredeki birinin elde ettiği güzel bir imkandan veya kazançtan kendisinin de bir şekilde faydalanacağını ummak anlamına gelen bir sözdür.
705 . Kontrolü kaybetmek : Bir durum veya duygu karşısında kendi iradesini kullanamaz hale gelmek ve paniğe kapılmak anlamına gelir.
706 . Konu komşu : Bir kimsenin oturduğu evin çevresinde bulunan tüm komşuları ve o mahalledeki insan ilişkilerinin tamamını ifade eden genel bir tabirdir.
707 . Konya’da koz olmamak : Bir yerde veya konuda yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmamak anlamına gelen bir deyimdir.
708 . Koparıp atmak : Bir alışkanlığı veya bağı kesin biçimde sona erdirmek demektir.
709 . Kopma noktasına gelmek : Sabır veya dayanma gücünün tükenmeye yaklaşması demektir.
710 . Kopuk takımı : Belirli bir işi gücü olmayan, serserice yaşayan, toplum kurallarına uymayan ve güven vermeyen başıboş insanlar topluluğu için kullanılan aşağılayıcı bir ifadedir.
711 . Kopuz çalmak : Çok eski zamanlardan beri bilinen ve herkesçe kabul görmüş bir konudan sürekli bahsetmek demektir.
712 . Kopya çekmek : Bir sınav veya ödevde, başkasının çalışmasını veya cevaplarını izinsiz olarak kullanmak anlamına gelir.
713 . Korktuğu başına gelmek : Kişinin gerçekleşmesinden çok endişe duyduğu ve çekindiği kötü bir durumun, sonunda aynen tahmin ettiği gibi gerçekleşmesi durumunu ifade eder.
714 . Korku filmi gibi : Çok ürkütücü, gerilim dolu ve insanı tedirgin eden olayların yaşandığı durumları anlatır.
715 . Korku salmak : Çevresindeki insanları veya düşmanlarını dehşete düşürecek kadar sert ve acımasız davranarak herkeste büyük bir çekince ve ürperti oluşturmaktır.
716 . Korku tüneli : Çok korkulu, ürkütücü ve endişe verici olayların yaşandığı bir dönemi ifade eder.
717 . Korkudan tir tir titremek : Aşırı derecede korkmak, ödü kopmak ve heyecandan titremek anlamına gelen bir deyimdir.
718 . Korkuluk olmak : Bir şeyi korumak veya korkutmak için dikilen, aslında işe yaramayan nesne gibi olmak demektir.
719 . Korkunun ecele faydası yok : Korkarak bir tehlikeden kaçmanın mümkün olmadığını, kaderden kaçılamayacağını anlatır.
720 . Korkusuzca hareket etmek : Hiçbir çekince veya endişe duymadan, cesur bir şekilde davranmak anlamına gelir.
721 . Korkuyla karışık saygı : Bir otorite figürüne karşı hem onun gücünden çekindiği hem de yeteneklerini takdir ettiği için duyulan karmaşık ve mesafeli bir duygudur.
722 . Koro halinde söylemek : Bir grup insanın aynı anda ve aynı sözleri söylemesi, hep bir ağızdan konuşması demektir.
723 . Kovanda arı gibi çalışmak : Çok kalabalık bir grup içinde, herkesin büyük bir uyum, disiplin ve yoğun bir tempo ile durmaksızın emek sarf etmesi durumudur.
724 . Kovaya su dökmek : Emeklerin boşa gitmesine sebep olacak davranışta bulunmak demektir.
725 . Kovaya su taşımak : Sonuç vermeyecek boş bir çaba içinde olmak.
726 . Kovulmuş mülteci gibi : Gittiği hiçbir yerde kabul görmeyen, perişan, kimsesiz, boynu bükük ve sığınacak güvenli bir liman arayan kişilerin acıklı durumunu tarif eder.
727 . Koynunda beslemek : Kendine zarar verecek kişiyi yakınında tutmak.
728 . Koynunda yılan beslemek : Kendine zarar verecek kişiyi koruyup kollamak anlamındadır.
729 . Koyun kaval dinler gibi : Kendisine anlatılanları hiçbir şey anlamadan, sadece boş gözlerle bakarak ve hiçbir tepki vermeden öylece dinlemek durumunu anlatan bir benzetmedir.
730 . Koyun kaval dinler gibi dinlemek : Kendisine anlatılan çok önemli bir konuyu hiçbir şey anlamadan, sadece boş gözlerle bakarak ve hiçbir tepki vermeden öylece izlemektir.
731 . Koyun pazarlığı : Hiçbir kurala veya sisteme dayanmadan, tamamen gelişigüzel ve kaba bir şekilde fiyat üzerinde inatlaşarak anlaşmaya çalışılan ilkel bir pazarlık türüdür.
732 . Koyun pazarlığı yapmak : Bir alışveriş sırasında hiçbir kurala veya sisteme dayanmadan, tamamen gelişigüzel ve kaba bir şekilde fiyat üzerinde çekişerek anlaşmaya çalışmaktır.
733 . Koyup kaçmak : Kendisine verilmiş olan bir sorumluluğu veya bir emaneti yarıda bırakarak, hiç kimseye haber vermeden oradan uzaklaşmak ve insanları mağdur etmektir.
734 . Koz paylaşmak : Rekabet halindeki tarafların, sahip oldukları avantajları veya güçleri birbirlerine karşı kullanması demektir.
735 . Kozunu paylaşmak : Elinde bulundurduğu avantajı veya gücü karşısındakine karşı kullanarak üstünlük sağlamak anlamına gelir.
736 . Köçek gibi oynamak : Bir çıkar sağlamak için başkalarının önünde eğilip bükülmek, onlara yaranmak amacıyla haysiyetini hiçe sayarak her istenileni yapan kişileri aşağılamak için söylenir.
737 . Kök salmak : Bir yerde veya bir kurumda çok uzun süre kalarak oranın ayrılmaz bir parçası haline gelmek, yerini iyice sağlamlaştırmak demektir.
738 . Kök söktürmek : Bir kimseye bir işi yaptırırken çok büyük zorluklar çıkarmak, onu canından bezdirmek ve işi başarması için aşırı derecede yormak durumudur.
739 . Kömür gibi yanmak : Çok büyük bir dert veya karşılıksız bir aşk yüzünden içten içe çok büyük acılar çekmek ve ruhsal olarak tamamen tükenmektir.
740 . Köpek gibi çalışmak : İnsanüstü bir çabayla, çok ağır şartlar altında ve yıpranarak son derece fazla emek vermek demektir.
741 . Köpek gibi havlamak : Anlamsız, gereksiz ve yersiz bir şekilde bağırıp çağırmak, yüksek sesle konuşmak demektir.
742 . Köpek sudan çıkmış gibi sallanmak : İlgisiz, kayıtsız ve hiçbir şey umurunda değilmiş gibi davranmak anlamına gelir.
743 . Köpek yavrusu gibi sevilmek : Çok sevilmek, ilgi görmek ve şefkatle kucaklanmak anlamına gelen bir deyimdir.
744 . Köprü altından çok sular akmak : Zamanla pek çok değişiklik yaşanmak.
745 . Köprüden geçene kadar ayıya dayı demek : Geçici çıkar için taviz vermek anlamında kullanılır.
746 . Köprüden önce son çıkış : Son anda doğru karar verme fırsatını ifade etmek için kullanılır.
747 . Köprüleri atmak : Geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde bir ilişkiyi veya iletişimi tamamen kesmek demektir.
748 . Köprüleri yakmak : Geri dönüş ihtimalini tamamen ortadan kaldıran davranış yapmak.
749 . Köprünün altından çok sular aktı : İki olay veya durum arasında çok uzun bir zaman geçtiğini ifade etmek için söylenir.
750 . Kör atış yapmak : Bilgiye dayanmadan tamamen tahmine göre hareket etmek.
751 . Kör bakışlı olmak : Etrafındaki olayları veya detayları fark edemeyecek kadar dikkatsiz ve dalgın olmak demektir.
752 . Kör bıçakla kesmek : Etkisiz ve zor bir yöntemle iş yapmaya çalışmak.
753 . Kör değneğini beller gibi : Bir işi hep aynı şekilde, hiç değiştirmeden, yeni yöntemler aramadan ve düşünmeden yapmak demektir.
754 . Kör dövüşü : Tarafların ne için mücadele ettiklerini bile tam bilmeden, anlamsız ve sonuçsuz bir kavga içinde olmasıdır.
755 . Kör dövüşü yapmak : Plansız ve bilinçsiz şekilde mücadele etmek.
756 . Kör düğüm olmak : İçinden çıkılması çok zor, karmaşık ve anlaşılmaz bir hal alan sorun veya durum demektir.
757 . Kör inat etmek : Mantık dinlemeden gereksiz biçimde diretmek.
758 . Kör kurşun : Hedefini bulmayan, masum insanlara isabet eden ve kimin attığı belli olmayan serseri bir mermi demektir.
759 . Kör noktaya saplanmak : Sorunun çözümünde ilerleyemeyip takılı kalmak anlamına gelir.
760 . Kör olası : Bir olaya veya kişiye duyulan büyük öfke ve kızgınlığı ifade etmek için kullanılan beddua içerikli bir sözdür.
761 . Kör ölür badem gözlü olur : Hayattayken değeri bilinmeyen veya sevilmeyen kişilerin, öldükten sonra sanki çok mükemmel birilermiş gibi övülmesi ve yüceltilmesi durumunu eleştiren bir sözdür.
762 . Kör parmağım gözüne : Yapılan bir hatanın veya bir gerçeğin herkesin görebileceği kadar açık, net ve gizlenemez bir şekilde ortada durması durumunu ifade eder.
763 . Kör şeytan : Özellikle kumar ve şans oyunlarında talihi hiç yaver gitmeyen, sürekli kaybeden kimseler için söylenir.
764 . Kör talih : Sürekli olarak şanssızlık yaşayan, talihi bir türlü dönmeyen kişilerin durumunu ifade eden bir deyimdir.
765 . Kör talih yaşamak : Sürekli olumsuzluklarla karşılaşmak.
766 . Kör topal gitmek : Bir işin çok zor ve aksayarak ilerlemesini anlatır.
767 . Kör topal ilerlemek : Bir işin çok büyük eksikliklerle, aksaklıklarla ve çok yavaş bir tempoda, binbir güçlükle de olsa bir şekilde yürütülmeye çalışılmasıdır.
768 . Körle yatan şaşı kalkar : Kötü çevrenin insanı olumsuz etkilemesini anlatmak için kullanılır.
769 . Körlemesine davranmak : Sonuçlarını düşünmeden bilinçsizce hareket etmek.
770 . Körlemesine gitmek : Sonuçlarını düşünmeden, bilinçsizce hareket etmek demektir.
771 . Körü körüne bağlanmak : Bir fikre, ideolojiye veya kişiye hiç sorgulamadan, eleştirmeden ve düşünmeden inanmak demektir.
772 . Körükle beslemek : Olumsuz durumu daha da büyütmek.
773 . Körükle gitmek : Bir tartışmayı veya olayı daha da büyütmek anlamına gelir.
774 . Köstebek gibi : Yeraltında veya gizlice, kimseye görünmeden ve sürekli kazarak ilerlemek anlamına gelen bir deyimdir.
775 . Köstek olmak : Bir kişinin ilerlemesine, gelişmesine veya bir işi yapmasına bilerek veya bilmeyerek engel çıkarmak demektir.
776 . Köstek vurmak : Bilinçli biçimde ilerlemeyi durdurmak.
777 . Kösteklenmiş gibi olmak : Engellenmiş hissederek ilerleyememek.
778 . Köstekli saat gibi kalmak : Eski alışkanlıklarla zamana ayak uyduramamak demektir.
779 . Köşe başlarını tutmak : Önemli yerleri önceden kontrol altına almak anlamına gelir.
780 . Köşe bucak kaçmak : Birinden veya bir şeyden saklanmak için her türlü gizli yere sığınmak ve görünmemeye çalışmak demektir.
781 . Köşe kapmaca oynamak : Çıkar elde etmek için fırsat kollamak.
782 . Köşeye atılmak : Önemsiz görülerek göz ardı edilmek.
783 . Köşeye sıkışmak : Çıkış yolu kalmadan zor durumda kalmak anlamına gelir.
784 . Köşeye sıkıştırmak : Birine savunma veya kaçış imkânı bırakmamak demektir.
785 . Köşeyi dönmek : Kısa sürede büyük kazanç elde ederek rahat yaşama kavuşmak anlamına gelir.
786 . Kötü gözle bakmak : Birine karşı cinsel bir art niyet taşımak veya onun başarısını, malını kıskanarak başına bir kötülük gelmesini dileyecek kadar haset etmek durumudur.
787 . Kötü komşu insanı mal sahibi eder : Komşunun kötülüğü ve hırsızlığı, insanı daha tedbirli olmaya ve malını korumaya iter anlamına gelir.
788 . Kötü yola düşmek : Toplumun ahlak dışı kabul ettiği işlere bulaşmak veya namusunu hiçe sayarak karanlık, düzensiz ve suç dolu bir hayat yaşamaya başlamaktır.
789 . Kötüye kullanmak : Bir imkanı, yetkiyi veya güveni olması gerektiği gibi değil, zarar verici veya haksız şekilde kullanmak demektir.
790 . Köz üstünde oturmak : Çok heyecanlı, endişeli veya korkulu bir bekleyiş içinde olup bir an bile huzur bulamadan sabırsızlıkla bir sonucu beklemek halidir.
791 . Kraldan çok kralcı olmak : Bir dava veya kişiyi, asıl taraftarlarından bile daha fazla ve aşırı bir şekilde savunmak demektir.
792 . Kraldan fazla kralcı olmak : Yetkisi olmayandan daha aşırı savunucu davranmak.
793 . Kredi vermemek : Bir kişinin söylediği sözlere veya vaatlerine inanmamak ve onu güvenilir bulmamak anlamına gelir.
794 . Kripto para : Şifreleme teknolojisi kullanılarak oluşturulan, merkezi olmayan dijital para birimini ifade eden bir terimdir.
795 . Kritik eşik : Bir durumun artık geri dönülemez bir noktaya geldiği ve karar verilmesi gereken son an demektir.
796 . Kritik viraj almak : Bir sürecin en zor, en tehlikeli veya en belirleyici aşamasına gelmek anlamına gelen bir deyimdir.
797 . Krizi fırsata çevirmek : Olumsuz durumu kendi lehine kullanmak demektir.
798 . Kul hakkı yemek : Bir insanın maddi veya manevi hakkını gaspetmek, ona haksızlık etmek ve zulümde bulunmak demektir.
799 . Kul köle olmak : Birine karşı çok büyük bir sevgi, saygı veya hayranlık duyarak onun her isteğini emir kabul etmek ve ona gönüllüce hizmet etmektir.
800 . Kulağı delik : Çevresinde olup biten gizli olaylardan, dedikodulardan ve haberlerden çok çabuk haberdar olan, her şeyi anında duyan uyanık kişiler için kullanılır.
801 . Kulağı delik olmak : Gizli veya yeni bilgileri çabuk öğrenen kişi olmak demektir.
802 . Kulağına çalınmak : Bir haberi veya bir meseleyi doğrudan değil de başkaları konuşurken tesadüfen duymak, konu hakkında tam olmasa da yüzeysel bir bilgi edinmektir.
803 . Kulağına fısıldamak : Bir bilgiyi gizlice ve başkalarına duyurmadan söylemek anlamındadır.
804 . Kulağına kar suyu kaçmak : Şüphelenmeye veya kuşku duymaya başlamak anlamındadır.
805 . Kulağına küpe olmak : Başından geçen kötü bir olaydan veya aldığı bir nasihatten ders çıkarıp bunu hayatı boyunca hiç unutmamak ve bir daha aynı hatayı yapmamaktır.
806 . Kulağını bükmek : Bir kimseyi yaptığı hata veya yanlış için uyarmak ve ona ders vermek anlamına gelen bir deyimdir.
807 . Kulağını çekmek : Birini yaptığı küçük bir kabahat için cezalandırmak veya uyarmak amacıyla hafif bir fiziksel eylemde bulunmak demektir.
808 . Kulağını tıkamak : Hoşuna gitmeyen sözleri duymamak için direnmek veya konuyu değiştirmeye çalışmak anlamına gelir.
809 . Kulak ardı etmek : Söylenenleri bilerek dikkate almamak anlamına gelir.
810 . Kulak asmamak : Söylenen sözlere, verilen öğütlere veya uyarılara hiç önem vermemek ve onları dikkate almamak demektir.
811 . Kulak çınlatmak : Bir kişi hakkında konuşulmasına sebep olmak.
812 . Kulak kabartmak : Konuşulanları duymak ve anlamak için sessizce ve dikkatlice dinlemeye çalışmak anlamına gelir.
813 . Kulak kesilmek : Büyük bir dikkatle dinlemeye başlamak demektir.
814 . Kulak misafiri olmak : İstemeden başkalarının konuşmasını duymak anlamındadır.
815 . Kulak tıkamak : Söylenenleri bilerek duymamayı tercih etmek.
816 . Kulakları çınlamak : Birisi kendisinden uzaktayken onu andığında veya konuştuğunda kulaklarının ısındığını hissetmek inancıdır.
817 . Kulakları çınlasın : Şu an yanımızda olmayan birinden sevgiyle bahsederken, onun da bizi hissetmesini veya hatırlanmaktan mutlu olmasını dileyen nezaket dolu bir sözdür.
818 . Kulakları kirişte olmak : Beklenen bir haber, ses veya gelişme için son derece dikkatli ve tetikte bir şekilde beklemek demektir.
819 . Kulakları paslanmak : Uzun bir süre müzik dinlememekten veya güzel sesler duymamaktan dolayı bir eksiklik hissetmek demektir.
820 . Kulaklarını çınlatmak : Bir kişi hakkında onun yokluğunda konuşmak anlamında kullanılır.
821 . Kulaklarını dikmek : Söylenenleri kaçırmamak için dikkatle dinlemek.
822 . Kulaklarını kapamak : Gerçeği duymamak için bilerek kaçınmak.
823 . Kulaklarının pasını silmek : Uzun süredir dinlemediği güzel bir müzik veya sesi duyarak adeta kendine gelmek demektir.
824 . Kulaktan dolma : Doğruluğu araştırılmamış, başkalarından duyularak edinilmiş ve güvenilir olmayan bilgi anlamına gelir.
825 . Kulp takmak : Bir işi engellemek için bahane üretmek anlamına gelir.
826 . Kulpunu bulmak : Bir işi yapmamak için uygun bahane yakalamak anlamına gelir.
827 . Kuluçkaya yatmak : Bir fikrin olgunlaşması için sessizce beklemek veya bir işi gerçekleştirmek için en uygun zamanın gelmesini büyük bir sabırla kollamak durumudur.
828 . Kulübesi var sarayda oturr : Kendi mevcut imkanlarının çok üzerinde, lüks ve savurgan bir hayat tarzı sürdürmek demektir.
829 . Kulübesi var sarayda oturur : Kendi mevcut imkanlarının çok üzerinde, lüks ve savurgan bir hayat tarzı sürdürmek demektir.
830 . Kulvar değiştirmek : Hayatta veya kariyerde yön ve alan değiştirmek demektir.
831 . Kum gibi : Sayılamayacak kadar çok, aşırı derecede kalabalık veya bir şeyin miktar olarak çok fazla olduğunu anlatmak amacıyla kullanılan abartılı bir nitelemedir.
832 . Kum gibi dağılmak : Düzenin tamamen bozulup kontrolün kaybedilmesini anlatır.
833 . Kum gibi kaynamak : Bir yerin veya bir mekanın insanlarla, hayvanlarla ya da hareketli nesnelerle aşırı derecede kalabalık, hareketli ve çok yoğun olmasıdır.
834 . Kuma getirmek : Evli bir erkeğin, ilk eşinin rızası olmadan ikinci bir kadınla evlenmesi anlamına gelen bir deyimdir.
835 . Kumarbaz titremesi : Büyük bir risk aldıktan veya kumar oynadıktan sonra hissedilen heyecan ve stres halini ifade eder.
836 . Kumarda kaybetmek : Şans oyunlarında elindeki parayı yitirmek veya hayatta girdiği riskli bir işte büyük bir başarısızlığa uğrayarak maddi zarara uğramak anlamına gelir.
837 . Kumaşı bozuk : Karakteri zayıf olan, ahlaki değerlerden yoksun, sinsi ve güvenilmez kişiler için kullanılan, kişinin özündeki kötülüğü ifade eden bir deyimdir.
838 . Kumda oynamak : Boşuna ve sonuçsuz bir uğraş içinde olmak, vakit öldürmek anlamına gelen bir deyimdir.
839 . Kumpas kurmak : Birine zarar vermek için planlı tuzak hazırlamak anlamına gelir.
840 . Kumpasa düşürmek : Birini planlı tuzağa çekerek zarar vermek.
841 . Kumpasa gelmek : Başkasının hazırladığı tuzağa farkında olmadan düşmek.
842 . Kumru gibi : Birbirine çok aşık olan, sürekli bir arada bulunan ve etrafa huzur veren çiftler için kullanılan sevgi dolu bir benzetmedir.
843 . Kundağa girmek : Henüz çok küçük bir bebekken bezlere sarılmak veya mecazi anlamda bir işin en başlangıç, en ham aşamasında bulunmak demektir.
844 . Kurabiye gibi : Çok tatlı, şirin, sevimli veya fiziksel olarak çok narin ve güzel olan şeyler ya da kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
845 . Kuralları esnetmek : Kesin hükümleri duruma göre daha yumuşak uygulamak demektir.
846 . Kurban olayım : Çok sevdiği bir kimse için büyük bir fedakarlık yapmaya hazır olduğunu ifade etmek için kullanılır.
847 . Kurban seçmek : Haksız yere veya kolay olduğu için birini cezalandırmak, zarar vermek üzere hedef olarak belirlemek demektir.
848 . Kurbanlık koyun gibi : Kendini kaderine razı etmek, boyun eğmek veya bir kötülüğe sessizce teslim olmak anlamına gelir.
849 . Kurda bak dumanı seç : Tehlikeli bir kişinin niyetini anlamak için çevresindeki belirtileri iyi izlemek gerektiğini anlatan, uyanık olmayı öğütleyen mecazi bir halk deyimidir.
850 . Kurda kuşa yem olmak : Savunmasız hâlde tehlikeye açık duruma düşmek demektir.
851 . Kurda kuzu teslim etmek : Güvenilmemesi gereken birine çok değerli bir şeyi veya korumasız birini emanet ederek büyük bir hata yapmak ve zarara zemin hazırlamaktır.
852 . Kurda saldırmak : Göze alınmayacak kadar güçlü ve tehlikeli bir düşmana karşı mücadeleye girişmek demektir.
853 . Kurşun atmak : Çok uzak bir mesafeden bile olsa, bir yeri vurmak için ateşli silah kullanmak anlamına gelir.
854 . Kurşun dökmek : Nazardan korunmak veya üzerindeki kötü enerjiyi atmak amacıyla, erimiş kurşunun soğuk suya dökülmesiyle yapılan geleneksel ve batıl bir uygulamadır.
855 . Kurşun geçirmez olmak : Zarar görmeyecek kadar güçlü veya dayanıklı olmak.
856 . Kurşun gibi ağır : Taşınması çok zor olan fiziksel yükler veya insanın ruhuna çöken, dert veren, dayanılması güç ve çok sıkıntılı durumlar için kullanılır.
857 . Kurşun gibi ağır gelmek : Söylenen sözlerin çok sert ve sarsıcı etkisi olması anlamındadır.
858 . Kurşun gibi ağır olmak : Çok yorgun, bitkin veya ağırlık çökmüş gibi hareket edememek anlamına gelen bir deyimdir.
859 . Kurşun gibi yağmak : Yoğun ve aralıksız bir şekilde, sanki mermi yağmuru altında kalmak anlamına gelen bir deyimdir.
860 . Kurşun işlememek : Bir şeyin çok sağlam, dayanıklı ve yıkılması güç olduğunu ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.
861 . Kurşun kalem : Yazı yazmak veya çizmek için kullanılan, içi kurşun uçla dolu olan yazma aracı demektir.
862 . Kurşun yağmuruna tutmak : Bir yeri veya kişiyi aralıksız ve yoğun bir şekilde ateşli silahlarla taramak anlamına gelir.
863 . Kurşuna dizilmek : Askeri bir ceza olarak veya idam maksadıyla bir kişinin ateşli silahlarla öldürülmesi demektir.
864 . Kurşunu dökmek : Korku veya nazarı gidermek amacıyla geleneksel uygulama yapmak anlamındadır.
865 . Kurt dumanı yemiş : Hayat tecrübesi yüksek, kurnaz ve uyanık kişiler için kullanılır.
866 . Kurt dumanı yemiş olmak : Hayat tecrübesi yüksek, uyanık ve kurnaz olmak.
867 . Kurt dumanlı havayı sever : Kötü niyetli ve çıkarcı kişilerin, toplumda karışıklık veya kaos çıktığı zamanlarda kendi kirli emellerini gerçekleştirmek için fırsat kolladığını anlatır.
868 . Kurt gibi acıkmak : Uzun süre aç kalmış gibi çok şiddetli açlık hissetmek demektir.
869 . Kurt gibi çalışmak : Çok yoğun ve durmaksızın emek harcamak anlamına gelir.
870 . Kurt kapanı : İçinden çıkılması zor, tehlikeli ve tuzaklarla dolu olan bir durum veya mekan anlamına gelir.
871 . Kurt kapanı kurmak : Karşı tarafı yakalamak için planlı tuzak hazırlamak.
872 . Kurt kapanına düşmek : Tehlikeli bir tuzağa farkında olmadan yakalanmak.
873 . Kurt kapanına girmek : Tehlikeli bir durumun içine fark etmeden düşmek demektir.
874 . Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz : Yaşanan sıkıntıların iz bırakmasını anlatır.
875 . Kurt masalı okumak : Karşısındakini kandırmak amacıyla uydurma, inandırıcı olmayan ve içinde pek çok yalan barındıran hikayeler anlatarak insanları oyalamaya çalışmak eylemidir.
876 . Kurt masasına oturmak : Çok tehlikeli kişilerle muhatap olmak.
877 . Kurtarmak günü : Zor bir zamanı geçici çözümlerle atlatmak.
878 . Kurtarmak paçasını : Zor veya tehlikeli bir durumdan sıyrılıp uzaklaşmak anlamına gelir.
879 . Kurtarmaya çalışmak : Zor durumdaki birini veya şeyi korumak için çabalamak anlamına gelir.
880 . Kurtlar sofrası : Çıkar çatışmalarının yoğun olduğu, acımasız ve kimsenin birbirine güvenmediği ortamları tanımlar.
881 . Kurtlarını dökmek : Uzun zamandır için için yaşadığı öfke, sıkıntı ve üzüntüleri birine anlatarak rahatlamak demektir.
882 . Kurtlu elma gibi olmak : Bir topluluk içinde huzursuzluk yaratan kişi olmak demektir.
883 . Kurtlu elma olmak : Bulunduğu ortamda huzursuzluk ve sorun yaratan kişi olmak.
884 . Kurtsuz elma olmaz : Her güzel şeyin veya her başarılı insanın mutlaka küçük de olsa bir kusurunun veya bir düşmanının bulunacağını ifade eden bir sözdür.
885 . Kuru gürültü yapmak : Sonuç getirmeyen tehdit veya boş konuşmalarla ortamı germek anlamındadır.
886 . Kuru gürültüye pabuç bırakmamak : Aslı astarı olmayan tehditlerden, boş sözlerden veya korkutma amaçlı yapılan gösterişli hareketlerden asla etkilenmemek ve yoluna kararlılıkla devam etmektir.
887 . Kuru iftira : Hiçbir gerçekliği, dayanağı veya kanıtı olmayan, tamamen uydurma ve kötü niyetli suçlama demektir.
888 . Kuru iftira atmak : Hiçbir dayanağı olmayan suçlamalarda bulunmak demektir.
889 . Kuru kalabalık : Sayıca çok fazla olmalarına rağmen nitelik, beceri ve etki bakımından hiçbir değeri olmayan topluluktur.
890 . Kuru kalabalık yapmak : Niteliği olmayan insan topluluğu oluşturmak.
891 . Kuru kuruya : Bir işi herhangi bir karşılık veya çıkar beklemeden, sadece içinden geldiği için yapmak anlamına gelir.
892 . Kuru kuruya gitmek : Emek veya çaba karşılığı olmadan boşa harcanmak anlamına gelir.
893 . Kuru sıkı : Ciddiye alınmayan, içi boş, gösterişten ibaret olan ve tehdit unsuru taşımayan sözler veya davranışlardır.
894 . Kuru sıkı atmak : Etkisiz tehdit veya sonucu olmayan hamle yapmak demektir.
895 . Kuru sıkmak : Etkisi olmayan söz veya girişimde bulunmak.
896 . Kuru soğuk : Nem oranı düşük olan, havayı daha keskin ve hissedilir kılan soğuk hava türünü ifade eder.
897 . Kuru tehdit savurmak : Gerçekleşmeyecek korkutmalar yapmak.
898 . Kuru temizleme : Su kullanmadan, özel kimyasallar ve makinelerle giysileri temizleme işlemi anlamına gelir.
899 . Kuruluk etmek : İlişkilerde samimiyetsiz, resmi ve soğuk bir tavır sergilemek anlamına gelen bir deyimdir.
900 . Kurunun yanında yanmak : Suçsuzken başkalarının hatası yüzünden zarar görmek.
901 . Kurunun yanında yaş da yanmak : Suçsuzların da olumsuz sonuçlardan etkilenmesi anlamındadır.
902 . Kurunun yanında yaş yanmak : Masumların da olumsuz sonuçlardan etkilenmesi durumu.
903 . Kurusıkı atmak : Hiçbir dayanağı olmayan, gerçekleşmesi imkansız ve sadece korkutma amacı güden boş tehditlerde bulunmak veya tamamen asılsız iddialar ortaya atmaktır.
904 . Kuruşu kuruşuna : Bir ödemeyi veya hesabı en küçük birimine kadar eksiksiz, tam vaktinde ve hiçbir miktar atlamadan büyük bir titizlikle yerine getirmek demektir.
905 . Kurutmak : Bir kimseyi uzun süre bekletmek, onunla ilgilenmemek veya ona değer vermemek anlamına gelen bir deyimdir.
906 . Kuş beyinli : Çok unutkan, düşüncesiz, basit ve derinlikten yoksun olan kişiler için kullanılan hakaret içeren bir deyimdir.
907 . Kuş gibi hafiflemek : Üzerindeki büyük bir yükten kurtulup rahatlamak anlamına gelir.
908 . Kuş kadar aklı olmak : Yeterli düşünme ve muhakeme yeteneğine sahip olmamak anlamındadır.
909 . Kuş kadar canı olmak : Çok zayıf, narin, dayanıksız ve küçük bir bünyeye sahip olmak anlamına gelen bir deyimdir.
910 . Kuş kondurmak : Yapılan bir işi olağanüstü, mucizevi ve herkesin yapamayacağı kadar mükemmel bir hale getirmek veya bir şeyi gereğinden fazla süslemektir.
911 . Kuş kuşatmak : Bir avı veya düşmanı her taraftan sararak kaçacak yer bırakmamak ya da birine karşı gizli ve çok yönlü bir plan hazırlamaktır.
912 . Kuş sütü eksik : Bir şeyin mükemmel ve eksiksiz olduğunu, başka hiçbir şeye ihtiyaç duyulmadığını anlatmak için söylenir.
913 . Kuş sütüyle beslemek : Bir kimseye çok büyük bir özen göstermek, ona en nadide ve en kıymetli yiyecekleri sunarak onu büyük bir bolluk içinde ağırlamaktır.
914 . Kuş uçmaz kervan geçmez : Çok ıssız, tenha, uzak ve ulaşılması zor olan yerleri tanımlamak için kullanılan bir deyimdir.
915 . Kuş uçurtmamak : Bir yerin güvenliğini o kadar sıkı tutmak ki en küçük bir canlının bile izinsiz girmesine veya çıkmasına asla izin vermemektir.
916 . Kuş yuvası gibi : Çok küçük, dar ama içinde yaşayanlar için çok sıcak, samimi, huzurlu ve güvenli hissettiren evleri veya mekanları tanımlayan bir deyimdir.
917 . Kuşbakışı bakmak : Bir yere veya konuya yüksekten, geniş bir açıdan ve bütünsel olarak bakmak demektir.
918 . Kuşbaşı doğramak : Et veya sebzeleri küp küp ve yenilebilecek boyutta kesmek anlamına gelen bir deyimdir.
919 . Kuşku uyandırmak : Bir konu, durum veya kişi hakkında şüphelerin oluşmasına neden olmak anlamına gelen bir deyimdir.
920 . Kuşkuları üzerinde toplamak : Bir olay hakkında en çok şüphelenilen kişi olmak ve dikkatleri üzerine çekmek anlamına gelir.
921 . Kuşkulu bakmak : Bir durumu güven duymadan ve temkinli biçimde değerlendirmek.
922 . Kuşkulu duruma düşmek : Yapılan davranış nedeniyle şüphe uyandıran konuma gelmek demektir.
923 . Kuşkuya düşmek : Bir konu hakkında emin olamamak, tereddüt etmek ve zihninde soru işaretleri oluşmak demektir.
924 . Kuşkuyla bakmak : Bir durumu veya kişiyi güven duymadan değerlendirmek anlamına gelir.
925 . Kuşluk vakti : Sabah ile öğle arası zamanı ifade etmek için kullanılan deyimdir.
926 . Kuşluk vakti olmak : Sabah ile öğle arasındaki zamanı ifade etmek için kullanılır.
927 . Kutsal ittifak : Birbirine zıt görüşte olsalar bile, çok hayati bir amaç veya ortak bir değer uğruna güçlerini birleştiren grupların kurduğu birliği ifade eder.
928 . Kutu gibi ev : Çok küçük, dar ve sıkışık olan konutları tanımlamak için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
929 . Kuvvetten düşmek : Fiziksel ya da zihinsel gücünü yitirmeye başlamak anlamına gelir.
930 . Kuyruğu ateşe değmek : Tehlikeli duruma çok yaklaşmak.
931 . Kuyruğu dik tutmak : Moralini bozmadan güçlü ve dirençli görünmek anlamına gelir.
932 . Kuyruğu dikmek : Bir kişinin umutlanmasına, kendine güvenmesine veya şımarık davranmasına neden olmak demektir.
933 . Kuyruğu ele almak : Bir işin asıl sorunlu yanını fark edip üzerine gitmek demektir.
934 . Kuyruğu ele vermek : Gizli bir işin açığa çıkmasına sebep olacak iz bırakmak.
935 . Kuyruğu kapana kısılmak : İstenmeyen ve tehlikeli bir durumdan kurtulamayacak hale gelmek ve çaresiz kalmak demektir.
936 . Kuyruğu kaptırmak : İstemeden zor bir duruma girip çıkamaz hâle gelmek demektir.
937 . Kuyruğu kısmak : Daha önce kibirli davranan birinin yenilgi veya başarısızlık karşısında küçülmesi anlamına gelir.
938 . Kuyruğu yere değmemek : Aşırı sevinç ve mutluluk hâlinde olmak anlamına gelir.
939 . Kuyruğuna basmak : Birini kızdıracak veya harekete geçirecek davranışta bulunmak demektir.
940 . Kuyruğuna teneke bağlamak : Birini rezil ederek, topluma karşı mahcup duruma düşürerek ve herkesin önünde alay ederek bulunduğu yerden kovmak veya uzaklaştırmaktır.
941 . Kuyruğunu ele vermek : Gizli bir işin açığa çıkmasına sebep olacak iz bırakmak demektir.
942 . Kuyruğunu kaptırmak : Girdiği işten kolayca çıkamayacak duruma düşmek.
943 . Kuyruğunu kısmak : Yenilgiyi kabul edip geri adım atmak anlamındadır.
944 . Kuyruk acısı : Geçmişte yaşanan büyük bir yenilginin, haksızlığın veya zararın yarattığı ve intikam alma duygusunu sürekli canlı tutan derin bir kırgınlıktır.
945 . Kuyruk acısı olmak : Geçmişte yaşanan bir olayın hâlâ rahatsızlık vermesi anlamına gelir.
946 . Kuyruk sallamak : Çıkar sağlamak amacıyla birine aşırı derecede yaltaklanmak ve dalkavukluk yapmak demektir.
947 . Kuyruk taşımak : Bir işin veya sorunun bitmeyen, sürekli rahatsız eden ve zorlayan yanı olmak demektir.
948 . Kuyruklu yalan : Çok büyük, abartılı ve inandırıcılığı olmayan, arkası uzun sürecek yalanlar için kullanılır.
949 . Kuyrukluyıldız gibi parlamak : Kısa bir süre için çok ünlü veya başarılı olup sonra kaybolmak anlamına gelir.
950 . Kuytu köşe aramak : Gözlerden uzak, sakin ve sessiz yer bulmaya çalışmak anlamındadır.
951 . Kuyumcu titizliği : Bir işi çok ince, dikkatli ve kusursuz bir şekilde yapma hassasiyetini ifade eden bir deyimdir.
952 . Kuyusunu eşmek : Birini zor duruma sokmak için sürekli kışkırtmak anlamındadır.
953 . Kuyusunu kazmak : Birinin zarar görmesi için gizlice plan yapmak anlamına gelir.
954 . Kuzey rüzgârı gibi esmek : Ortamı aniden sert biçimde etkilemek.
955 . Kuzguna yavrusu şahin görünmek : Kişinin kendi yakınına taraflı bakmasını anlatır.
956 . Kuzu kuzu gelmek : Daha önce itiraz ettiği veya kaçtığı bir işe, sonunda çaresiz kalarak ve hiçbir direnç göstermeden, uysal bir şekilde boyun eğerek gelmektir.
957 . Kuzu postuna bürünmek : Kötü niyetini gizleyip masum görünmeye çalışmak demektir.
958 . Küçük dağları ben yarattım demek : Kendisini herkesten üstün gören, aşırı derecede kibirli, gururlu ve dünyayı sadece kendisinin yönettiğini sanan egosu yüksek kişiler için kullanılır.
959 . Küçük dilini yutmak : Beklenmedik bir olay veya durum karşısında çok şaşırmak ve hayrete düşmek anlamına gelir.
960 . Küçük düşmek : Toplum içinde itibarını, saygınlığını yitirmek ve utanç verici bir duruma gelmek demektir.
961 . Küçük düşürmek : Bir kişiyi toplum içinde rezil etmek, onurunu kırmak ve itibarını zedeleme amacı gütmek demektir.
962 . Küçük görmek : Bir kimseyi veya bir şeyi değersiz, önemsiz ve aşağılık olarak değerlendirmek anlamına gelir.
963 . Küçük hesaplar peşinde koşmak : Önemsiz ve değersiz meselelerle uğraşarak büyük fırsatları kaçırmak anlamına gelir.
964 . Küçük hesaplar yapmak : Büyük resmi görmeyip ayrıntılara takılmak.
965 . Küçük oynamak : Risk almayı gerektiren işlerde çok düşük miktarlarla ve tedbirli bir şekilde hareket etmek demektir.
966 . Küçümsemek : Bir şeyin veya kişinin değerini, önemini az görmek ve hafife almak anlamına gelen bir deyimdir.
967 . Küfelik olmak : Durumu veya hali çok kötüleşmiş, toplum içinde barınamayacak duruma gelmiş olmak demektir.
968 . Küfran-ı nimet : Sahip olunan nimetlerin ve iyiliklerin kıymetini bilmeyip nankörlük etmek anlamına gelir.
969 . Kükrek gibi : Çok gürültülü, sert ve öfkeli bir ses tonuyla konuşan kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
970 . Kükremek : Çok öfkelenerek yüksek sesle ve heybetli bir şekilde bağırmak anlamına gelen bir deyimdir.
971 . Kül bastırmak : Bir anlaşmazlığı, tartışmayı veya skandalı geçici olarak örtbas etmeye çalışmak demektir.
972 . Kül bırakmamak : Çok öfkeli şekilde her şeyi yerle bir etmek anlamına gelir.
973 . Kül etmek : Bir şeyi tamamen yok etmek veya geri dönüşsüz hâle getirmek anlamına gelir.
974 . Kül kedisi gibi : Sürekli temizlik ve ev işleriyle uğraşan, arka planda kalan ancak çok çalışan veya şansı aniden dönen kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
975 . Kül olmak : Bir yangın veya felaket sonucunda tamamen yanıp yok olmak, enkaz haline gelmek anlamına gelir.
976 . Kül yığınına dönmek : Büyük bir yıkım sonucu tamamen harap olmak anlamındadır.
977 . Kül yutmak : Birisi tarafından aldatılmak, kandırılmak ve oyuna getirilmek anlamına gelen bir deyimdir.
978 . Kül yutmamak : Kendisine kurulan tuzaklara düşmemek, söylenen yalanları hemen fark etmek ve kurnazca yapılan hileleri önceden sezerek aldanmayacak kadar uyanık olmaktır.
979 . Kül yutmaz : Kolay kandırılmayan, uyanık ve deneyimli kişi için kullanılır.
980 . Kül yutmaz çıkmak : Kolay kandırılamayan, uyanık biri olduğu anlaşılmak.
981 . Külah giydirmek : Birini kandırmak veya aldatmak için hile yapmak demektir.
982 . Külahıma anlat : Söylenen sözün inandırıcı olmadığını ve anlatılanın kabul edilemez olduğunu ifade etmek için söylenir.
983 . Külahını önüne koymak : Bir işin veya durumun ciddiyetini anlayıp düşünmek ve tedbir almak anlamına gelir.
984 . Külahını önüne koyup düşünmek : Yapılan bir hata veya girilen bir çıkmaz karşısında tarafsız bir şekilde kendi durumunu değerlendirmek ve derinlemesine bir iç hesaplaşma yapmaktır.
985 . Külahını ters giydirmek : Birini aldatmak, kandırmak veya ona oyun oynamak anlamına gelen bir deyimdir.
986 . Külahları değişmek : İki kişinin başkalarına karşı gizli bir amaç için anlaşması ve işbirliği yapması anlamına gelir.
987 . Külçe gibi durmak : Olduğu yerde hareketsiz, ağır ve sessiz şekilde beklemek anlamına gelir.
988 . Külçe gibi oturmak : Yenen ağır bir yemekten sonra hissedilen şişkinlik ve hareketsizlik halini anlatmak için kullanılır.
989 . Külçe gibi susmak : Hiç konuşmadan ağır ve sessiz kalmak.
990 . Külçe gibi yığılmak : Çok yorgunluktan hareket edemeyecek hale gelmek ve olduğu yere yığılıp kalmak demektir.
991 . Külfetin altına girmek : Zor ve ağır bir sorumluluğu üstlenmek zorunda kalmak.
992 . Külhani bir laf : Kaba, argo ve terbiyesizce söylenmiş olan sözleri ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.
993 . Külkedisi gibi : Hakkı yenilen, hor görülen, itilip kakılan ve değeri anlaşılmayan kişiler için kullanılır.
994 . Külliye olmak : Bir şeyin tamamen, bütünüyle ve hepsi birden yok olması veya bitmesi anlamına gelir.
995 . Külliye yapmak : Bir işi toptan, tamamen ve kökten halletmek anlamına gelen bir deyimdir.
996 . Külünü savurmak : Elindeki tüm varlığı, parayı veya imkanları sorumsuzca ve çarçur ederek bitirmek anlamına gelir.
997 . Külüstür olmak : Bir eşyanın veya aracın çok eskimesi, yıpranması, artık iş göremez ve döküntü bir hale gelerek değerini tamamen yitirmesi durumudur.
998 . Küme atlamak : Bir üst seviyeye veya gruba yükselmek, terfi etmek anlamına gelen bir deyimdir.
999 . Küme düşmek : Bir spor takımının veya bir kişinin bulunduğu başarılı mevkiden daha alt bir seviyeye, sınıfa veya gruba gerilemesi durumunu ifade eder.
1000 . Künye çıkarmak : Bir kişi hakkında ayrıntılı bilgi toplayıp geçmişini öğrenmek demektir.
1001 . Künyesini okumak : Bir kişinin veya şeyin geçmişini, özelliklerini ve durumunu sayıp dökmek demektir.
1002 . Künyesini silmek : Birini tamamen unutmak, onunla olan tüm bağları koparmak anlamına gelen bir deyimdir.
1003 . Küplere binmek : Çok şiddetli biçimde öfkelenmek ve sinirlenmek demektir.
1004 . Küpüne zarar vermek : Kendi çıkarına veya düzenine zarar verecek davranışta bulunmak anlamındadır.
1005 . Kürdan gibi zayıf : Vücut yapısı aşırı derecede ince olan, çok zayıf ve sıska görünen kişiler için kullanılan abartılı ve biraz da alaycı bir benzetmedir.
1006 . Küreği çekmek : Sandal veya kayık gibi deniz araçlarını ilerletmek için kas gücünü kullanarak aracı hareket ettirmek veya bir işi yürütmek için emek sarf etmektir.
1007 . Kürek çekmek : Bir işin ilerlemesi için sürekli emek vermek anlamına gelir.
1008 . Kürek kadar dili olmak : Kendisinden büyüklere veya amirlerine karşı çok saygısızca, kaba ve haddini aşan sözler söyleyerek sürekli karşılık veren kişiler için söylenir.
1009 . Kürek mahkumu : Ağır ve zorlu işlerde çalıştırılan, özgürlüğü elinden alınmış ve sürekli gözetim altında olan kişi demektir.
1010 . Kürek mahkûmu gibi çalışmak : Çok ağır şartlarda, aralıksız ve zorlayıcı biçimde çalışmak demektir.
1011 . Kürek sallamak : Kürek çekerek bir tekneyi ilerletmek, mecazi olarak ise boşuna ve sonuçsuz çaba harcamak demektir.
1012 . Küreksiz mahkum : Bir yere veya bir işe zorunlu olarak bağlı kalan, oradan ayrılamayan ve adeta bir köle gibi sürekli çalışmak zorunda olan kişileri tanımlar.
1013 . Kürkçü dükkanı : Bir yerde sürekli olarak kavga, gürültü ve anlaşmazlık olmasını ifade eden bir deyimdir.
1014 . Kürkçü dükkanına dönmek : Kişinin çeşitli maceralar veya işler peşinde koştuktan sonra, sonunda başladığı yere veya eski düzenine çaresizce geri gelmesi durumunu ifade eder.
1015 . Kürsüye çıkmak : Bir konuşma yapmak, ders vermek veya görüşlerini açıklamak için konuşmacı platformuna geçmek demektir.
1016 . Küs oturmak : Birine karşı kırgınlık nedeniyle konuşmadan uzak durmak anlamına gelir.
1017 . Küskün kalmak : Yaşanan olay nedeniyle uzun süre kırgınlık hissetmek anlamına gelir.
1018 . Küskün oturmak : Birine veya bir duruma içerlemiş, gücenmiş ve konuşmadan uzak durmak anlamına gelir.
1019 . Küskünlüğü büyütmek : Küçük bir kırgınlığı zamanla daha derin hâle getirmek anlamındadır.
1020 . Küskünlük beslemek : Birine karşı duyduğu kırgınlığı ve gücenmeyi içinde tutmak ve sürdürmek demektir.
1021 . Küsmek : Birine darılarak onunla olan tüm iletişimini kesmek, artık onunla konuşmamak ve ona karşı içinde soğuk bir mesafe oluşturarak uzak durmaktır.
1022 . Küsmekle karın doymaz : Birine darılarak veya küserek hiçbir sorunun çözülmeyeceğini, bu davranışın kişiye maddi veya manevi bir fayda sağlamayacağını hatırlatan bir sözdür.
1023 . Küstah tavır almak : Saygısız ve ölçüsüz davranışlar sergilemeye başlamak.
1024 . Küstah tavır takınmak : Saygısız, umursamaz ve haddini aşan davranışlar sergilemek demektir.
1025 . Küstahça davranmak : Saygısız ve haddini aşan tutum sergilemek demektir.
1026 . Küstahlaşmak : Zamanla saygısız ve ölçüsüz davranışlar sergilemek.
1027 . Küstahlık sınırını aşmak : Saygısızlıkta ileri gitmek.
1028 . Küstüm yastığı gibi : Çok alıngan olan, en küçük bir söze veya harekete darılan ve hemen kendi içine kapanan kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
1029 . Küsurat kalmak : Bir hesaplaşma veya bölüştürme işleminden sonra artan, tam sayıya uymayan ve genellikle önemsiz görülen küçük miktardaki artığı ifade eden bir deyimdir.
1030 . Küsüp barışmak : İlişkide geçici kırgınlıklar yaşayıp yeniden anlaşmak demektir.
1031 . Küsüp oturmak : İstediği bir şey gerçekleşmeyince veya birine darılınca hiçbir iş yapmadan, çevresiyle iletişimi keserek sessizce bir kenarda beklemek ve tepki göstermektir.
1032 . Küsüratıyla birlikte : Tam ve eksiksiz olarak, fazlasıyla ve hesaplı bir şekilde ifade etmek için kullanılır.
1033 . Küt diye düşmek : Aniden, hiçbir hareket yapmadan ve cansız bir cisim gibi olduğu yere yığılmak demektir.
1034 . Küt diye gitmek : Hiç beklenmedik bir anda, aniden kalp krizi geçirerek ölmek veya bir aracın ya da nesnenin aniden durarak bozulması durumudur.
1035 . Küt diye söylemek : Düşünmeden, patavatsızca ve sert biçimde konuşmak demektir.
1036 . Küt gibi kalmak : Anlayamadığı veya şaşırdığı bir durum karşısında aptallaşmış gibi hareketsiz durmak demektir.
1037 . Küt küt atmak : Heyecan, korku veya aşırı fiziksel yorgunluk nedeniyle kalbin göğüs kafesine vuruyormuş gibi çok şiddetli ve gürültülü bir şekilde çarpması halidir.
1038 . Küt küt yürek atmak : Aşırı heyecan veya korku nedeniyle kalbin şiddetli ve sert bir şekilde çarpması demektir.
1039 . Kütle hâlinde gelmek : Bir grubun topluca ve birlikte hareket etmesini anlatmak için kullanılır.
1040 . Kütle psikolojisine kapılmak : Kalabalığın etkisiyle bilinçsiz davranmak.
1041 . Kütüğe geçirmek : Resmî olarak kayıt altına almak anlamına gelen deyimdir.
1042 . Kütüğe yazılmak : Resmi bir kayda girmek, nüfus kütüğüne kaydedilmek veya bir topluluğa, kuruma resmen üye olarak adının defterlere geçmesi durumunu ifade eder.
1043 . Kütüğü kurutmak : Bir ailenin veya sülalenin tüm erkek üyelerinin ölmesi sonucu o soyadının ve neslin tamamen sona ermesi durumunu anlatan acı bir ifadedir.
1044 . Kütük gibi : Çok sert, hareketsiz ve duyarsız bir şekilde duran veya uyuyan kişiler için kullanılır.
1045 . Kütük gibi durmak : Hareketsiz, tepkisiz ve donuk biçimde beklemek anlamında kullanılır.
1046 . Kütükten tomruk olmaz : Doğuştan yeteneksiz veya kabiliyetsiz olan bir kişiden verim alınamayacağını anlatır.
1047 . Kütüphanelik olmak : Çok kalın, hacimli ve okunması uzun zaman alan kitaplar için kullanılan bir deyimdir.
1048 . Kütüphaneyi yutmuş gibi konuşmak : Bilgili görünmek için aşırı akademik konuşmak anlamındadır.
1049 . Kütür kütür : Taze meyvelerin yenirken çıkardığı sesi veya bir şeyin çok diri, canlı ve iştah açıcı olduğunu tarif etmek amacıyla kullanılan bir deyimdir.
1050 . Küvete girmek : Temizlenmek veya dinlenmek amacıyla su dolu bir bölmenin içine boylu boyunca uzanarak banyo yapmak ve suyun içinde bir süre kalmaktır.