Deyim İ

1 . İbadet gizli, kabahat gizli : Kişinin yaptığı iyiliklerin ve işlediği günahların sadece kendisi ile yaratıcı arasında kalması gerektiğini, başkalarına gösteriş yapılmaması gerektiğini ifade eder.
2 . İcabına bakmak : Bir işin gerektirdiği işlemleri eksiksiz yapmak veya olumsuz bir durumu ortadan kaldırmak için gereken en sert önlemleri kararlılıkla ve hızla almaktır.
3 . İcap etmek : Bir işin yapılması için belirli şartların oluşması veya bir durumun zorunlu hale gelerek yerine getirilmesinin mecburi bir hal alması durumunu ifade eder.
4 . İcat çıkarmak : Alışılmışın dışında, gereksiz ve başkalarına yük olacak yeni işler veya yöntemler ortaya atarak mevcut düzeni ve huzuru sebepsizce bozmak anlamına gelir.
5 . İcraat yapmak : Bir konuda sadece sözde kalmayıp somut adımlar atmak, işleri fiiliyata dökerek sonuç alıcı faaliyetlerde bulunmak ve üretken bir tutum sergilemek demektir.
6 . İç acısı olmak : İnsan üzerinde derin üzüntü ve rahatsızlık uyandırmak anlamına gelir.
7 . İç acıtmak : Başkasının durumuna bakınca büyük üzüntü hissettirmek demektir.
8 . İç açıcı gelmek : Bir durumun umut verici ve olumlu görünmesi demektir.
9 . İç açıcı olmak : Görünüşü veya durumu ile insanın içini ferahlatmak demektir.
10 . İç açmak : İnsana ferahlık, rahatlama ve moral veren bir etki oluşturmak anlamına gelir.
11 . İç ağlatmak : Çok derin ve sarsıcı bir üzüntüye sebep olmak anlamına gelir.
12 . İç almak : Yapılan bir davranıştan memnuniyet ve rahatlama duymak anlamına gelir.
13 . İç etmek : Başkasına ait bir şeyi haksız yere almak demektir.
14 . İç geçirmek : İstenilen bir şeye kavuşamamanın verdiği özlemle üzülmek anlamına gelir.
15 . İç gıcıklamak : İnsan üzerinde huzursuz edici bir etki bırakmak demektir.
16 . İç huzuru bulmak : Endişelerden kurtularak rahat bir duruma gelmek anlamına gelir.
17 . İç kapamak : Kendini dış dünyadan soyutlayarak yalnız kalmak demektir.
18 . İç karartmak : Umutsuzluk ve karamsarlık duygusu oluşturmak anlamına gelir.
19 . İç kesilmek : Korku veya üzüntü nedeniyle donup kalmak anlamına gelir.
20 . İç kıymak : Çok sevilmesine rağmen zarar vermeye razı olmak demektir.
21 . İç paralamak : Aşırı derecede üzülmek ve acı çekmek anlamına gelir.
22 . İç sıkıntısı vermek : Ruhsal rahatsızlık ve huzursuzluk oluşturmak demektir.
23 . İç sıkmak : Sürekli aynı davranışla insanı bunaltmak anlamına gelir.
24 . İç sızısı olmak : Sürekli devam eden bir üzüntü kaynağı bulunmak demektir.
25 . İç sürmek : Bir durumu isteksizce kabullenmek anlamına gelir.
26 . İç vermek : Gizli bir bilgiyi istemeden açığa çıkarmak demektir.
27 . İç yakan söz söylemek : Kalp kırıcı ve acı veren ifadeler kullanmak demektir.
28 . İç yakmak : Başkasına büyük üzüntü yaşatmak anlamına gelir.
29 . İç yer etmek : Bir duygu ya da düşüncenin kalıcı hâle gelmesi anlamına gelir.
30 . İç yüzünü göstermek : Gerçek niyet ve karakterini açığa vurmak demektir.
31 . İçerlemek : Kendisine söylenen bir söze veya yapılan bir haksızlığa karşı sessiz kalarak, bu durumu kendi içinde büyük bir kırgınlık ve üzüntü konusu yapmak demektir.
32 . İçi bayılmak : Açlıktan dolayı midesinde büyük bir kazınma hissetmek veya çok sıcak, bunaltıcı bir ortamda kalmaktan ötürü fenalık geçirerek oldukça halsiz ve bitkin düşmektir.
33 . İçi burkulmak : Beklenmedik bir haber veya durum karşısında ansızın büyük bir üzüntü ve acı hissetmek.
34 . İçi cız etmek : Birini veya bir durumu görünce birdenbire derin bir acıma ve sızı duygusu hissetmek.
35 . İçi daralmak : Sıkıntıdan, beklemekten veya ruhsal bir baskıdan dolayı kişinin göğsünde büyük bir huzursuzluk hissetmesi ve iç dünyasının tamamen kararması durumunu ifade eder.
36 . İçi dışı bir olmak : Düşündüklerini olduğu gibi söyleyen, hilesi hurdası olmayan, göründüğü gibi davranan ve dürüstlüğünden asla ödün vermeyen çok güvenilir bir kişi olma durumudur.
37 . İçi dışına çıkmak : Aşırı derecede kusmaktan ya da çok büyük bir sıkıntı ve eziyet çekmekten bitap bir hale gelmek.
38 . İçi ezilmek : Birine ya da bir şeye karşı dayanılmaz bir acıma ve şefkat duygusuyla dolup taşmak.
39 . İçi geçmek : İstem dışı olarak bulunduğu yerde kısa süreliğine uyuyakalmak veya yaşlanarak hayata karşı olan eski hevesini, canlılığını ve enerjisini tamamen yitirmek demektir.
40 . İçi gitmek : Bir şeyi çok fazla arzulamak, ona sahip olmayı çok istemek veya çok sevdiği bir şeyin zarar görmesinden derin bir üzüntü duymak demektir.
41 . İçi hop etmek : Ani bir korku, sevinç veya heyecan nedeniyle kalbi yerinden fırlayacak gibi hızlı hızlı atmaya başlamak.
42 . İçi içine sığmamak : Büyük bir sevinç, coşku veya heyecan nedeniyle yerinde duramaz hale gelmek ve içindeki mutluluk duygusunu kontrol etmekte oldukça zorlanmak halini ifade eder.
43 . İçi kalkmak : Tiksindiği veya iğrendiği bir şeyi görünce ya da düşününce midesi bulanmak ve rahatsız olmak.
44 . İçi kan ağlamak : Dışarıya hiç belli etmemeye çalışsa da ruhunun derinliklerinde çok büyük bir acı, keder ve tarif edilemez bir üzüntü yaşamak anlamına gelmektedir.
45 . İçi parçalanmak : Çok acıklı bir durumla karşılaşınca yüreğinde büyük bir sızı hissetmek, aşırı derecede üzülmek ve karşısındakinin durumuna karşı yoğun bir merhamet duymaktır.
46 . İçi rahat etmek : Bir konu hakkındaki endişeleri ve kuşkuları tamamen ortadan kalkmak ve huzura kavuşmak.
47 . İçi sızlamak : Gördüğü acıklı bir manzara veya duyduğu kederli bir haber karşısında kalbinde derin bir merhamet ve dayanılması zor bir üzüntü hissi uyanmasıdır.
48 . İçi titremek : Birine karşı çok büyük bir sevgi ve bağlılık hissetmek veya sevdiği birinin başına bir kötülük gelmesinden aşırı derecede korkmak ve endişelenmektir.
49 . İçi yağ bağlamak : Duyarsızlaşmak, hissizleşmek ve olup bitenlere karşı kayıtsız ve ilgisiz bir tutum takınmak.
50 . İçi yanmak : Çok büyük bir kayıp veya felaket karşısında tarif edilemez bir acı çekmek veya çok susayarak midesinde bir yanma hissi duymak anlamlarına gelir.
51 . İçin için yanmak : Bir derdi veya sevgiyi kimseye belli etmeden, kendi içinde büyük bir tutkuyla veya acıyla sürekli olarak yaşamaya ve kendi kendini yıpratmaya devam etmektir.
52 . İçinde yüzmek : Bir şeyin bolluğu içinde yaşamak, örneğin para veya imkan bakımından hiçbir eksiklik çekmeden çok lüks ve rahat bir hayat sürmek demektir.
53 . İçinden atmak : Üzüntü veren, sıkıntılı bir düşünceyi veya duyguyu zihninden uzaklaştırıp unutarak rahatlamak.
54 . İçinden geçirmek : Bir sözü söylemeden veya bir işi yapmadan önce zihninde tasarlamak, düşünmek ve değerlendirmek.
55 . İçinden gelmek : Bir şeyi isteyerek, severek ve kendi arzusu ile yapma hissiyatı içinde olmak ve zorunlu hissetmemek.
56 . İçinden gülmek : Bir durum karşısında belli etmeden, gizli gizli sevinmek veya o durumla eğlenmek ve gülmek.
57 . İçinden okumak : Bir yazıyı sessizce, sadece gözleriyle takip ederek ve hiç ses çıkarmadan zihninde okumak.
58 . İçinden pazarlıklı : Niyetini ve gerçek düşüncelerini dışarıya hiç belli etmeyen, sinsi planlar kuran ve her hareketinde kendi gizli çıkarını gözeten güvenilmez kişiler için kullanılır.
59 . İçinden pazarlıklı olmak : Dışarıdan sade ve samimi görünürken aslında her işte bir çıkar hesabı yapmak ve açık olmamak.
60 . İçine ateş düşmek : Çok büyük ve telafisi zor bir felaketle karşılaşmak, bu durum karşısında tarif edilemez, derin bir yürek acısı çekerek tamamen çaresiz ve üzgün kalmaktır.
61 . İçine atmak : Üzüntü, sıkıntı veya öfkesini kimseye belli etmeden ve anlatmadan kendi içinde saklamaya çalışmak.
62 . İçine bir kurt düşmek : Sürekli olarak bir konuda kuşku ve endişe duymaya başlamak, aklına takılan bir şüpheyle yaşamak.
63 . İçine dert olmak : Bir şeyi yapamamış olmaktan veya bir hatadan dolayı sürekli bir pişmanlık duyup bunu zihninden bir türlü atarak rahatlayamama durumunu ifade eder.
64 . İçine doğmak : Bir olayın gerçekleşeceğini henüz o durum meydana gelmeden önce kalbinde hissetmek veya önceden sezgisel olarak tahmin ederek o durumu önceden anlamaktır.
65 . İçine işlemek : Söylenen bir sözün veya yaşanan sarsıcı bir olayın kişinin duyguları üzerinde çok derin, kalıcı ve unutulması imkansız bir etki bırakması durumunu anlatır.
66 . İçine kapanmak : Dış dünya ile olan iletişimini keserek kendi iç dünyasına çekilmek, kimseyle konuşmamak ve dertlerini paylaşmayarak yalnızlığı tercih etmek anlamına gelen bir ruh halidir.
67 . İçine kurt düşmek : Bir durum veya olay hakkında zihninde kuşku belirmesi, kişinin içini huzursuz eden bir şüpheye ve kemiren bir endişeye kapılması durumunu ifade eder.
68 . İçine oturmak : Yapılan bir haksızlığın veya kaçırılan büyük bir fırsatın kişinin yüreğinde çok büyük, unutulmaz ve derin bir sızı, ukde bırakması hali için söylenir.
69 . İçine sindirememek : Bir davranışı veya sözü kabullenememek, hazmedememek ya da yediği bir şeyin midesini rahatsız etmesi.
70 . İçine sindirmek : Yapılan haksız bir davranışı veya ağır bir sözü gururuna yedirebilmek ya da bir durumu tamamen kabullenerek huzursuzluk duymadan yaşamaya devam etmektir.
71 . İçine sokacağı gelmek : Birini çok sevdiği ve şefkat duyduğu için kucaklama ve ona sarılma isteği hissetmek.
72 . İçine su serpilmek : Çok endişeli veya korkulu bir bekleyiş içindeyken işlerin yoluna girmesiyle veya müjdeli bir haber alarak büyük bir ferahlık ve rahatlama yaşamaktır.
73 . İçini açmak : Duygu ve düşüncelerini samimi biçimde anlatmak demektir.
74 . İçini almak : Yapılan bir işten tatmin ve rahatlama duymak anlamına gelir.
75 . İçini bayılmak : Hoş olmayan bir koku veya manzara karşısında midesinin bulanması ve tiksinti hissetmesi.
76 . İçini bayıltmak : Aşırı tekrar veya davranışla insanı bıktırmak demektir.
77 . İçini boşaltmak : İçinde biriken duygu ve düşünceleri dışa vurmak anlamına gelir.
78 . İçini çekmek : Özlem veya üzüntü nedeniyle derin bir nefes almak demektir.
79 . İçini doldurmak : Soyut bir kavramı veya planı somut içeriklerle, detaylarla ve anlamlı örneklerle desteklemek ve zenginleştirmek.
80 . İçini dökmek : Biriktirilen sıkıntıları samimi biçimde anlatmak anlamına gelir.
81 . İçini eritmek : Duygusal davranışlarla karşı tarafı derinden etkilemek demektir.
82 . İçini ferahlatmak : Kişinin kaygılarını azaltarak rahatlamasını sağlamak anlamına gelir.
83 . İçini kaplamak : Bir duygunun kişiyi tamamen etkisi altına alması demektir.
84 . İçini kemirmek : Sürekli rahatsız eden bir düşünceyle huzursuz olmak anlamına gelir.
85 . İçini kurt yemek : Bir durumdan dolayı sürekli şüphe içinde kalmak, bir kuşkudan ötürü içinin hiçbir zaman rahat etmemesi ve sürekli olarak endişelenip kendi kendini yıpratmaktır.
86 . İçini okumak : Bir kimsenin hiçbir şey söylemesine gerek kalmadan, onun bakışlarından veya tavırlarından ne düşündüğünü ve ne hissettiğini sezgisel olarak tam anlamıyla kavramak demektir.
87 . İçini parçalamak : Bir olay veya durum karşısında çok fazla acımak ve bu acıyla adeta yüreğinin parçalandığını hissetmek.
88 . İçini rahatlatmak : Endişe duyulan bir konuda güven ve huzur sağlamak demektir.
89 . İçini sızlatmak : Başkasının durumuna üzülerek acı hissetmek anlamına gelir.
90 . İçini soğutmak : Çok sevdiği serinletici bir yiyecek veya içecekten bolca yiyip içerek büyük bir haz ve serinlik duymak.
91 . İçini titreten olmak : Derin duygusal etki yaratarak sarsmak demektir.
92 . İçini yakmak : Büyük acı ve üzüntü hissettirmek anlamına gelir.
93 . İçini yoklamak : Birinin düşüncesini veya niyetini anlamaya çalışmak demektir.
94 . İçinin yağı erimek : Çok büyük bir heyecan duymak, aşırı derecede korkmak veya bir şeyi çok merak edip sonucu beklerken büyük bir huzursuzluk ve sabırsızlık çekmektir.
95 . İçler acısı : Görüldüğünde veya duyulduğunda insanın yüreğini sızlatan, çok perişan, kötü ve son derece üzüntü verici durumları tanımlamak için kullanılan bir sıfattır.
96 . İçli dışlı : Aralarında hiçbir yabancılık, soğukluk veya resmiyet kalmamış olan, her türlü sırlarını birbirleriyle çekinmeden paylaşabilen çok samimi ve yakın dostluklar için kullanılır.
97 . İçli dışlı olmak : Birisiyle aşırı derecede samimi ilişkiler kurmak anlamına gelir.
98 . İçli olmak : Hassas ve duygusal bir yapıya sahip olmak demektir.
99 . İçten bağlanmak : Birine veya bir şeye samimi duygular beslemek anlamına gelir.
100 . İçten gelmek : Bir davranışı zorlamadan istemek demektir.
101 . İçten içe : Dışarıya hiç belli etmeden, sadece kendi duygu ve düşünce dünyasında sessizce bir şeyler hissetmek veya gizli bir planı zihninde sürekli olarak büyütmektir.
102 . İçten içe sevinmek : Mutluluğunu dışa vurmadan yaşamak anlamına gelir.
103 . İçten içe üzülmek : Acısını kimseye belli etmeden yaşamak demektir.
104 . İçten içe yanmak : Yaşadığı büyük bir aşkı veya derin bir üzüntüyü kimseye belli etmeden, kendi ruhunun derinliklerinde büyük bir sessizlikle yaşamaya devam etmek halidir.
105 . İçten pazarlıklı olmak : Dışarıdan iyi görünürken gizli çıkar hesapları yapmak anlamına gelir.
106 . İçten vurmak : Gizlice zarar vererek etkisiz hâle getirmek demektir.
107 . İçtenlikle bağlanmak : Bir ilişkiye samimi duygularla yönelmek anlamına gelir.
108 . İçtenlikle bağlı olmak : Duygusal olarak güçlü bağ kurmak demektir.
109 . İçtenlikle çabalamak : Samimi bir istekle gayret göstermek anlamına gelir.
110 . İçtenlikle davranış sergilemek : Yapaylıktan uzak duruş göstermek demektir.
111 . İçtenlikle davranmak : Yapmacıklıktan uzak şekilde hareket etmek demektir.
112 . İçtenlikle değer vermek : Birini gerçekten önemsemek demektir.
113 . İçtenlikle destek vermek : Gönüllü şekilde yardımda bulunmak anlamına gelir.
114 . İçtenlikle desteklemek : Karşılık beklemeden yardım etmek anlamına gelir.
115 . İçtenlikle güvenmek : Şüphe duymadan inanmak demektir.
116 . İçtenlikle hareket etmek : Hesap yapmadan doğru bildiğini yapmak anlamına gelir.
117 . İçtenlikle inanmak : Bir düşünceye gönülden bağlanmak anlamına gelir.
118 . İçtenlikle kabul etmek : Bir durumu samimi şekilde onaylamak demektir.
119 . İçtenlikle kabullenip susmak : Durumu gönülden kabul ederek itiraz etmemek demektir.
120 . İçtenlikle kabullenmek : Olanı gönülden benimsemek demektir.
121 . İçtenlikle konuşmak : Duygularını açık ve samimi biçimde ifade etmek anlamına gelir.
122 . İçtenlikle konuşup rahatlamak : Duygularını anlatarak huzur bulmak anlamına gelir.
123 . İçtenlikle paylaşmak : Duyguları açık yüreklilikle aktarmak anlamına gelir.
124 . İçtenlikle sahip çıkmak : Birini samimi biçimde koruyup kollamak demektir.
125 . İçtenlikle sahiplenmek : Bir durumu gönülden benimsemek anlamına gelir.
126 . İçtenlikle sevmek : Karşılıksız ve samimi duygular beslemek demektir.
127 . İçtenlikle söylemek : Sözleri içten ve dürüstçe dile getirmek demektir.
128 . İçtenlikle üzülmek : Başkasının acısını yürekten hissetmek anlamına gelir.
129 . İçtenlikle yaklaşım benimsemek : Samimi ve dürüst yolu tercih etmek demektir.
130 . İçtenlikle yaklaşım göstermek : Samimi ve dürüst tutum sergilemek demektir.
131 . İçtenlikle yaklaşmak : Samimi ve dürüst bir tavır sergilemek anlamına gelir.
132 . İçtenlikle yönelmek : Bir şeye samimi istekle yaklaşmak anlamına gelir.
133 . İçtikleri su ayrı gitmemek : Birbirlerine çok yakın ve dost olan kişilerin neredeyse her şeyi birlikte yapmalarını anlatmak.
134 . İdare etmek : Var olan sınırlı imkânları en verimli şekilde kullanarak geçinmeye veya bir işi yürütmeye çalışmak.
135 . İdare lambası gibi sönmek : Aşırı derecede zayıflamak, güçsüzleşmek ve takati kalmayıp bitkin bir hale gelmek.
136 . İdareyi eline almak : Yönetimi ve kontrolü tamamen ele geçirerek işleri kendi istediği gibi yönlendirmeye başlamak.
137 . İfade vermek : Bir olayla ilgili olarak yetkili mercilere, mahkemeye veya polise bildiklerini resmi bir şekilde anlatmak ve olayın aydınlanması için sözlü beyanda bulunmaktır.
138 . İfadesini almak : Yetkili bir memurun veya amirin, bir olay hakkında bilgi almak veya suç şüphesini değerlendirmek için bir kimseyi resmi olarak sorgulamasıdır.
139 . İffetini korumak : Namusunu, şerefini ve ahlaki değerlerini her türlü kötü durumdan veya saldırıdan uzak tutarak temiz, onurlu ve saygın bir yaşam sürmeye kararlılıkla devam etmektir.
140 . İflah etmemek : Bir türlü düze çıkamamak veya bir şeyden çok bıkıp usanmak ve artık katlanamamak.
141 . İflah olmamak : Düştüğü kötü durumdan, hastalıktan veya ahlaki çöküntüden bir türlü kurtulamamak, ne yapılırsa yapılsın eski sağlığına veya düzenli hayatına bir daha dönememek demektir.
142 . İflahı kesilmek : Çok ağır bir iş yapmaktan veya üst üste gelen dertlerden dolayı dayanma gücünü tamamen yitirmek, artık hareket edemeyecek kadar bitkin düşmektir.
143 . İflahını kesmek : Birinin geçim kaynaklarını yok ederek veya engelleyerek onu çok zor bir durumda bırakmak.
144 . İftihar etmek : Bir kimsenin başarısından veya sahip olduğu üstün bir nitelikten dolayı büyük bir gurur duymak ve bu durumu başkalarına övünerek anlatmak anlamına gelmektedir.
145 . İğne atsan yere düşmez : Bir yerin veya mekanın insanlarla hınca hınç dolu olduğunu, kalabalıktan yürümeye bile imkan bulunmadığını anlatan mübalağalı ve yaygın bir halk deyimidir.
146 . İğne deliğinden geçmek : Çok dar ve zor bir yerden güçlükle geçmek demektir.
147 . İğne ile kuyu kazmak : Yetersiz araçlarla veya çok kısıtlı imkanlarla, büyük bir sabır gerektiren, bitmek bilmeyen, son derece güç ve zahmetli bir işi başarmaya çabalamaktır.
148 . İğne ipliğe dönmek : Yaşadığı ağır bir hastalık veya aşırı zayıflama sonucu vücudunun çok fazla incelmesi, çok zayıf ve sıska bir duruma gelerek fiziksel olarak güçsüzleşmesidir.
149 . İğne oyası gibi işlemek : Bir işi son derece ince ve özenli biçimde yapmak anlamına gelir.
150 . İğne yutmuş maymuna dönmek : Bir durum karşısında ne yapacağını bilemeyip büyük bir şaşkınlık içinde kalmak veya zayıflıktan dolayı çok bitkin ve oldukça tuhaf bir görünüme bürünmektir.
151 . İğneden ipliğe dizmek : Birinin tüm kusur ve hatalarını art arda sıralamak demektir.
152 . İğneli konuşmak : Karşısındaki kişiyi incitecek, onuruna dokunacak, üstü kapalı ve dokunaklı sözler söyleerek birini dolaylı yoldan sertçe eleştirmek ve kırmak amacıyla yapılan konuşma tarzıdır.
153 . İğneli söz : Açıkça söylenmeyen ancak dolaylı yoldan dokunaklı ve incitici mesajlar içeren sözler söylemek.
154 . İğreti durmak : Bulunduğu yere, duruma veya topluluğa uyum sağlayamayıp yabancı ve uygunsuz görünmek.
155 . İhanet etmek : Kendisine güvenen birini aldatmak, sadakat borcu olduğu bir kişiye veya kuruma karşı gizlice kötülük yaparak o kişinin güvenini ve inancını boşa çıkarmaktır.
156 . İhlal etmek : Bir yasayı, bir kuralı veya birinin özel haklarını bilerek ya da bilmeyerek çiğnemek, belirlenmiş olan sınırların dışına çıkarak başkalarına veya düzene zarar vermektir.
157 . İhmal etmek : Yapılması gereken bir işi gereken zamanda yapmamak, ona gereken önemi vermeyerek o işi tamamen savsaklamak veya ilgisiz bırakarak boşlamak durumunu ifade eder.
158 . İhmaline gelmek : Yapılması gereken işi bilerek geri plana atmak demektir.
159 . İhtirasına kapılmak : Aşırı istek ve hırsın etkisi altına girmek demektir.
160 . İhtiyacı olmak : Bir durumun sonuçlanması için belirli bir desteğe veya maddeye gereksinim duyulması, o şey olmadan amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması durumudur.
161 . İhtiyaç duymak : Bir şeye gereksinim hissetmek demektir.
162 . İhtiyaçtan doğmak : Zorunluluk nedeniyle ortaya çıkmak anlamına gelir.
163 . İhtiyatlı davranmak : Olası risklere karşı temkinli hareket etmek anlamına gelir.
164 . İhya etmek : Kötü durumdaki bir yeri veya kişiyi düzelterek canlandırmak anlamına gelir.
165 . İkaz etmek : Birini yaptığı veya yapacağı bir hata konusunda önceden uyarmak, gelecekteki tehlikelere karşı daha dikkatli ve tedbirli olması için ona ciddi bir bildirimde bulunmaktır.
166 . İki arada bir derede kalmak : İki seçenek arasında kararsız kalmak ve ne yapacağını bilemez bir duruma düşmek.
167 . İki ateş arasında kalmak : Çözümü zor iki güçlü baskı veya tehdit arasında sıkışıp kalmak ve çaresiz hissetmek.
168 . İki ayağı bir pabuca girmek : Yapılması gereken işlerin çok kısa bir sürede bitirilmesi zorunluluğu nedeniyle büyük bir telaş, karmaşa ve dayanılması güç bir sıkışıklık yaşamaktır.
169 . İki ayağını bir pabuca sokmak : Birini istemediği bir işi yapmaya zorlamak veya onu sıkıştırarak baskı altına almak.
170 . İki baştan olmak : Bir işin, ilişkinin veya anlaşmanın karşılıklı rıza ve istekle yapılması ve sürdürülmesi.
171 . İki cambaz bir ipte oynamaz : Aynı alanda iki hünerli kişinin birlikte çalışmasının zor olduğu ve çatışabileceği anlamına gelir.
172 . İki cami arasında kalmak : İki seçenekten hangisini seçeceğini bilememek anlamına gelir.
173 . İki cihanda aziz olmak : Hem yaşanılan bu dünyada hem de inançlara göre ahirette yüksek mertebelere ulaşmak, her iki alemde de mutlu ve saygın bir kişi olmaktır.
174 . İki cihanda yüzü ak olmak : Hem bu dünyada hem de öbür dünyada saygın, onurlu ve temiz bir hayat sürmüş olmak.
175 . İki çift laf etmek : Kısa süreli sohbet etmek demektir.
176 . İki dirhem bir çekirdek : Çok şık, özenli ve temiz giyinmiş olmak, üzerindeki her şeyle uyumlu ve dikkat çekici görünmek.
177 . İki el bir baş için : Kişinin ancak kendi geçimini sağlayabildiğini, başkasına yardım edecek veya bakacak kadar maddi gücünün ve fazladan imkanının bulunmadığını anlatan bir kanaat sözüdür.
178 . İki eli kanda olsa : Ne kadar meşgul veya zor durumda olursa olsun, bir yardımı yapmayı kabul etmek ve gelmek.
179 . İki eli kanda olsa gelmek : Her şartta sözünü tutmak demektir.
180 . İki eli yanına gelmek : Ölmek anlamında kullanılan, kişinin artık hiçbir dünya işine karışamaz hale gelip hayata tamamen veda ettiğini belirten oldukça eski ve ağır bir deyimdir.
181 . İki gözü iki çeşme : Durmaksızın, çok fazla ağlamak ve gözyaşlarının sel gibi akmasını ifade etmek.
182 . İki kitaba uymamak : Hiçbir kurala, prensibe veya ahlaki değere uymayan, güven vermeyen davranışlar sergilemek.
183 . İki lafı bir araya getirememek : Düşüncelerini düzgün ve akıcı cümlelerle ifade edememek, konuşma yeteneği zayıf olmak veya heyecandan dolayı meramını bir türlü tam olarak anlatamamak durumudur.
184 . İki lafın belini kırmak : Kısa ama samimi bir sohbet yapmak anlamına gelir.
185 . İki paralık etmek : Birinin veya bir şeyin değerini, itibarını düşürmek ve rezil bir duruma sokmak.
186 . İki sözü bir araya getirememek : Şaşkınlık, heyecan veya korkudan dolayı düzgün cümleler kuramamak ve kekeleşmek.
187 . İki ucu boklu değnek : Hangi tarafı seçilirse seçilsin sonu kötü olan, içinden çıkılması neredeyse imkansız ve her türlü sonucun zarar vereceği çok zor durumları ifade eder.
188 . İki yakası bir araya gelmemek : Sürekli geçim sıkıntısı çekmek, borç içinde yaşamak ve bir türlü düze çıkamamak.
189 . İki yüzlü davranmak : Samimi olmayan, çıkarcı tavırlar sergilemek anlamına gelir.
190 . İkide bir : Çok sık aralıklarla, sürekli olarak ve durmadan tekrarlanan bir eylemi veya durumu anlatmak.
191 . İkili oynamak : Aynı anda iki farklı tarafı da idare etmeye çalışarak gizli ve düzenbazca planlar yapmak.
192 . İkircikli davranmak : Kararsız ve tutarsız tavırlar sergilemek demektir.
193 . İkna etmek : Karşı tarafı düşüncesine inandırmak demektir.
194 . İkna olmak : Sunulan bir düşünceyi, fikri veya öneriyi mantıklı bularak kabul etmek ve ona inanmak.
195 . İkna yumruğu yemek : Çok etkileyici ve baskın bir ikna gücü ile karşılaşmak ve direncinin kırılması.
196 . İkrah etmek : Bir şeyden veya bir kimseden aşırı derecede tiksinmek, o durumdan nefret ederek bir daha asla karşılaşmak istemeyecek kadar büyük bir iğrenme duygusu hissetmektir.
197 . İkramda bulunmak : Birine yiyecek veya içecek sunmak anlamına gelir.
198 . İkrardan gelmek : Bir şeyi bildiği veya yaptığı hâlde, bunu gizlemek yerine dürüstçe itiraf etmek ve gerçeği olduğu gibi kabul ederek açık yüreklilikle beyan etmek demektir.
199 . İktidar sahibi olmak : Belirli bir alanda veya yönetimde söz söyleme, karar verme ve uygulama gücünü elinde bulundurarak başkalarını yönlendirebilecek bir konuma gelmiş olmak demektir.
200 . İktisat etmek : Elindeki parayı veya kaynakları gereksiz yere harcamadan, tutumlu bir şekilde kullanmak ve geleceği düşünerek her zaman bir miktar birikim yapmaya özen göstermektir.
201 . İlâcını vermek : Cezasını vermek, hakkından gelmek veya bir hastalığı tedavi etmek için ilaç uygulamak.
202 . İlaç gibi gelmek : Çok zor ve sıkıntılı bir zamanda gelen yardımın veya bir çözümün kişiyi çok büyük bir dertten kurtararak ona can suyu olması durumudur.
203 . İlâç olmak : Bir şeyin kişiye çok iyi gelmesi, onu ferahlatması ve rahatlatması anlamına gelmek.
204 . İlahi adalet yerini bulmak : Haksızlık yapanın cezasını çekmesi demektir.
205 . İlanıaşk etmek : Bir kimseye karşı duyulan sevgi ve aşk duygularını o kişiye açıkça söylemek, duygularını gizlemeden karşı tarafa tüm samimiyetiyle ilk kez itiraf etmek eylemidir.
206 . İler tutar yeri olmamak : Hiçbir değeri, geçerliliği veya yararı bulunmamak, tamamen işe yaramaz bir halde olmak.
207 . İleri geri konuşmak : Düşüncesizce, saygısızca ve karşısındakini kıracak şekilde laflar etmek ve konuşmak.
208 . İleri gitmek : Söz, davranış veya istekte aşırıya kaçmak, haddini aşmak veya meslekte yükselmek anlamına gelir.
209 . İleri sürmek : Bir fikri, bir iddiayı veya bir öneriyi tartışılmak üzere ortaya koymak, bir düşüncenin doğruluğunu kanıtlamak amacıyla onu başkalarının dikkatine ve bilgisine sunmaktır.
210 . İleri vurmak : Bir sözün, olayın veya tarihin zamanını olduğundan daha sonraya almak ve geciktirmek.
211 . İleriye dönük : Gelecekte gerçekleşmesi planlanan, önümüzdeki zamanlar için tasarlanmış ve hazırlanmış olan.
212 . İletişim kopukluğu : Karşılıklı anlaşmayı ve sağlıklı bilgi alışverişini engelleyen durum ve anlaşamama hali.
213 . İlgi çekmek : Dikkatleri üzerine toplamak anlamına gelir.
214 . İlgi görmek : Başkaları tarafından fark edilmek, üzerinde durulmak, önemsenmek ve kendisine karşı bir yakınlık, sevgi veya merakla yaklaşılması durumunu ifade eden bir deyimdir.
215 . İlgi odağı olmak : Herkesin dikkatini üzerinde toplamak demektir.
216 . İlgisi kesilmek : Bir kimse veya bir konuyla olan bağların tamamen kopması, artık o meseleyle hiçbir şekilde ilgilenmemek ve aradaki iletişimi, alakayı tamamen sona erdirmek demektir.
217 . İlgisiz kalmak : Bir konuya karşı duyarsız davranmak anlamına gelir.
218 . İliği kurumak : Çok zayıf, bitkin ve güçsüz düşmek, adeta enerjisi ve yaşam gücü tamamen tükenmek.
219 . İliğine işlemek : Çok derinden etkilemek ve kişide unutulmaz bir iz veya acı bırakmak anlamına gelir.
220 . İliğine kemiğine işlemek : Bir duygunun, çok şiddetli bir soğuğun veya bir fikrin kişinin ruhuna ve bedenine en derin noktasından nüfuz ederek onu tamamen etkisi altına almasıdır.
221 . İliğini kemiğini satmak : Çok büyük fedakârlıkta bulunmak demektir.
222 . İliklerine kadar bir şey olmak : Tamamen, bütünüyle ve her yanıyla o özelliği taşımak ve onunla özdeşleşmek.
223 . İliklerine kadar ıslanmak : Baştan aşağı, tamamen ve her yanı çok ıslak bir hale gelmek.
224 . İliklerine kadar işlemek : Soğuk veya bir duygunun bütün vücudu sarması ve çok derinlemesine hissedilmesi.
225 . İliklerine kadar titremek : Çok aşırı derecede soğukta kalmak veya çok büyük bir korku, dehşet yaşamak sebebiyle tüm vücudunun kontrolsüzce, şiddetle ve uzun süre sarsılması halidir.
226 . İlim irfan sahibi : Çok geniş bir genel kültüre, derin bir bilgi birikimine ve toplumsal olayları analiz edebilecek üstün bir bilgeliğe sahip olan saygın kişiler için kullanılır.
227 . İlişki kurmak : İnsanlarla bağ ve iletişim oluşturmak anlamına gelir.
228 . İlle de : Israrla, her şartta, kesinlikle ve mutlaka yapılmasını istemek veya kendisi yapmak.
229 . İlmeği boynuna geçirmek : İntihar etmek amacıyla kendini asmak için gerekli düzeneği hazırlamak.
230 . İlmeği boynunda gezip durmak : Sürekli büyük bir tehlike veya ölüm riski altında yaşamak ve dolaşmak.
231 . İlmek ilmek işlemek : Büyük sabır ve titizlikle çalışmak demektir.
232 . İlmik atmak : Bir ipin ucunu sağlam bir düğümle bir yere bağlamak veya bir işi sağlam bir zemine oturtup artık geri dönülemez ve kalıcı bir hale getirmektir.
233 . İltimas geçmek : Birine haksız ayrıcalık tanımak anlamına gelir.
234 . İma etmek : Bir düşünceyi açıkça söylemeden anlatmak demektir.
235 . İmana gelmek : Direnmekten vazgeçip boyun eğmek, teslim olmak veya gerçekten inanmaya başlamak.
236 . İmana getirmek : Zor kullanarak veya ikna ederek direnen birini pes ettirmek ve boyun eğdirmek.
237 . İmanım tazelenmek : Çok güzel, huzur verici veya mucizevi bir olayla karşılaşınca kişinin içindeki inanç, umut ve huzur duygusunun yeniden güçlenmesi ve manen canlanması halidir.
238 . İmdada yetişmek : Zor durumda olana zamanında yardım etmek anlamına gelir.
239 . İmdadına yetişmek : Çok zor veya tehlikeli bir anda yardım ederek o kişiyi kurtarmak ve zor durumdan çıkarmak.
240 . İmdat dilemek : Zor bir durumda kurtulmak için yardım istemek ve yetişmesi için yalvarırcasına çağırmak.
241 . İmkân tanımak : Bir şeyi yapabilmesi için gerekli fırsat veya olanağı sağlamak ve yolunu açmak.
242 . İmkanı zorlamak : Normal şartların ötesine geçmeye çalışmak demektir.
243 . İmkânlarını zorlamak : Elindeki tüm olanakları sonuna kadar kullanmak ve büyük çaba sarf etmek.
244 . İmkânsıza yakın : Gerçekleşme ihtimali çok düşük olan, neredeyse olanaksız sayılan durumlar için kullanılır.
245 . İmkansızı başarmak : Herkesin yapılamaz dediği, çok zor görünen ve gerçekleşme ihtimali olmayan bir işi büyük bir azim göstererek sonuçlandırmak ve adeta mucize yaratmaktır.
246 . İmrenerek bakmak : Başkasında olana özentiyle bakmak anlamına gelir.
247 . İmrenip bakmak : Başkasına ait olan güzel bir şeyi veya bir başarıyı çok beğenerek, kendisinin de öyle olmasını dileyerek sevgi, gıpta ve arzuyla o şeye odaklanmaktır.
248 . İmtihan vermek : Zor bir durum karşısında sınanmak demektir.
249 . İmzasını atmak : Önemli bir işi başarıyla sonuçlandırmak veya bir yapıtın, olayın altına kendi kişisel mührünü, etkisini ve kalitesini belirgin şekilde koyarak farkını göstermektir.
250 . İn cin top oynamak : Ortamın tamamen ıssız ve sessiz olması anlamına gelir.
251 . İnandırıcı olmak : Söylenen sözlerin güven vermesi demektir.
252 . İnanılır gibi olmamak : Çok şaşırtıcı, olağanüstü veya abartılı olmak ve akla mantığa sığmamak.
253 . İnce eleyip sık dokumak : Bir işi titizlikle ve dikkatle yapmak anlamına gelir.
254 . İnce hesap yapmak : En küçük ayrıntıyı bile düşünmek demektir.
255 . İnce hesaplar yapmak : Bir konuda kendi çıkarını korumak için en küçük detayları bile hesaplamak, planlı ve kurnazca adımlar atarak geleceğini garanti altına almaya çalışmaktır.
256 . İnceleme altına almak : Bir konuyu ayrıntılı biçimde değerlendirmek anlamına gelir.
257 . İnci gibi dizmek : Düzenli ve estetik biçimde sıralamak demektir.
258 . İncinmek : Bir söz veya davranıştan gücenmek, alınmak ve kalbinin kırılması veya fiziksel zarar görmek.
259 . İncir çekirdeğini doldurmamak : Önemsiz, değersiz ve ufak tefek meseleler olmak, büyütülecek yanı bulunmamak.
260 . İncir çekirdeğini doldurmaz : Üzerinde durulmaya bile değmeyecek kadar küçük, önemsiz, boş ve hiçbir ciddi değeri bulunmayan, sonuç getirmeyecek çok basit meseleler için kullanılan bir tabirdir.
261 . İncir kabuğunu doldurmamak : Çok küçük bir sebep sayılmak anlamına gelir.
262 . İncirlik etmek : Gereksiz ve anlamsız bir işle vakit öldürmek, oyalanmak ve boş işlerle meşgul olmak.
263 . İndirime girmek : Fiyat düşüşü yaşamak anlamına gelir.
264 . İndirmek : Yüksek bir yerden aşağıya almak, fiyatını azaltmak, çok yemek içmek veya vurmak dövmek anlamına gelir.
265 . İneğin altında buzağı aramak : Olmayacak, asılsız sebepler ve bahaneler uydurmak ve gerçek dışı iddialarda bulunmak.
266 . İnfiale gelmek : Birdenbire çok öfkelenmek, tepesi atmak ve kontrolünü kaybederek öfke patlaması yaşamak.
267 . İnile inile inlemek : Çok büyük bir acı, ağrı veya üzüntüden dolayı sürekli ve yakınarak sesler çıkarmak.
268 . İnip çıkmamak : Bir yerden hiç ayrılmamak, sürekli orada bulunmak ve başka yere gitmemek.
269 . İnip kalkmak : Birinin yanına sık sık gidip gelerek saygı göstermek veya namaz kılmak anlamına gelir.
270 . İnişe geçmek : Bir uçağın alçalmaya başlaması veya bir durumun kötüleşmeye, gerilemeye başlaması.
271 . İnişli çıkışlı : Yollar için engebeli olmak veya hayatın sürekli değişken, düzensiz ve dalgalı olması.
272 . İnmeden inme inmek : Hiç beklenmedik bir anda büyük bir felaketle veya kötü bir olayla karşılaşmak.
273 . İnsafa gelmek : Sert tutumundan vazgeçip yumuşamak anlamına gelir.
274 . İnsan içine çıkmak : Toplumla iletişim kurabilecek duruma gelmek demektir.
275 . İnsan sarrafı olmak : İnsanları iyi tanıyıp değerlendirebilmek anlamına gelir.
276 . İnsanlıktan çıkmak : Çok kötü ve acımasız davranmak demektir.
277 . İnşaat yapmak : Bir binayı veya yapıyı temelinden çatısına kadar inşa etmek ve kurmak anlamına gelir.
278 . İnşallah : “Allah’ın izniyle” anlamında, bir şeyin olmasını dilemek veya umut etmek için kullanılan söz.
279 . İntikam almak : Yapılan kötülüğün karşılığını vermek anlamına gelir.
280 . İp üstünde oynamak : Çok tehlikeli, her an kötü sonuçlanabilecek riskli bir işi yapmaya çalışmak ve büyük bir dikkatle adeta uçurumun kenarında dengede durmaya çalışmaktır.
281 . İpe çekmek : Asarak idam etmek, birini ipin ucunda sallandırarak öldürmek anlamına gelir.
282 . İpe sapa gelmez : Tutarsız, anlamsız, esaslı bir dayanağı olmayan ve saçma sapan şeyler için kullanılır.
283 . İpe un sermek : Bir işi yapmamak için çeşitli bahaneler uydurarak oyalamak ve ağırdan almak.
284 . İpek gibi : Çok yumuşak, düzgün ve pürüzsüz bir hale veya kıvama sahip olmak.
285 . İpi kaptırmak : Yarış veya mücadelede öndeki konumunu kaybedip geride kalmak ve öncülüğü başkasına kaptırmak.
286 . İpi koparmak : Bir ilişkiyi veya bağı tamamen kesmek ve aradaki bütün bağlantıları sonlandırmak.
287 . İpi ucundan tutmak : Bir işin başlangıcını yapmak demektir.
288 . İpin ucunu kaçırmak : Bir işin veya durumun kontrolünü kaybetmek ve artık yönetemez bir hale gelmek.
289 . İpin ucunu tutmak : Bir işi veya durumu kontrol altında bulundurmak, yönetmek ve dizginlerini elinde tutmak.
290 . İpini çekmek : Birinin görevine son vermek, onun etkinliğini tamamen bitirmek veya bir kimsenin sonunu hazırlayacak kararlı ve bitirici hamleyi yaparak onu tamamen saf dışı bırakmaktır.
291 . İpini koparmak : Bağlı bulunduğu yerden veya disiplinden tamamen kurtularak hiçbir kural tanımamak, denetimden çıkıp başına buyruk ve sorumsuzca hareket ederek kuralları hiçe saymaktır.
292 . İpiyle kuyuya inilmez : Güvenilmeyecek, kendisine güven duyulmayacak kadar kötü ve hain kimse anlamına gelir.
293 . İple çekmek : Sabırsızlıkla ve büyük bir istekle beklemek, gelmesini veya olmasını dört gözle gözlemek.
294 . İplemek : Önem vermek, aldırış etmek, umursamak anlamına gelir (genellikle olumsuz cümlelerde kullanılır).
295 . İplik iplik olmak : Çok fazla yıpranıp eskimek, dağılmak ve paramparça bir hale gelmek.
296 . İplik olmak : Bir yerden çok hızlı bir şekilde kaçmak, uzaklaşmak ve gözden kaybolmak.
297 . İpsiz sapsız konuşmak : Hiçbir dayanağı olmayan, mantık dışı, tutarsız, saçma sapan ve ciddiye alınmayacak sözler söyleyerek insanların vaktini boş yere harcamak ve kafa karıştırmaktır.
298 . İpten kazıktan kurtulmuş : Hiçbir kural, yasa veya otorite tanımayan, başıboş ve sorumsuz kimse için söylenir.
299 . İpucu vermek : Bir sorunu çözmeye veya gizli kalmış bir gerçeği ortaya çıkarmaya yarayacak küçük bir belirti, kanıt veya işaret sunarak araştırmacıya yol göstermektir.
300 . İpuçları : Bir sorunun çözümüne veya bir olayın anlaşmasına yardım edecek küçük belirtiler ve işaretler.
301 . İrade göstermek : Kararlı ve güçlü bir tutum sergilemek anlamına gelir.
302 . İri konuşmak : Yapılması zor vaatlerde bulunmak demektir.
303 . İrili ufaklı : Büyüklü küçüklü, çeşitli boyutlarda olan şeyleri tanımlamak için kullanılan bir ifade.
304 . İrine topuğuna kadar : Bir şeyden çok bıkmak, usanmak ve artık katlanamaz bir hale gelmek.
305 . İrine yürümek : Bir işi veya durumu daha da kötüleştirmek ve içinden çıkılmaz bir hale getirmek.
306 . İrkilmeye gelmemek : En ufak şakaya veya söze tahammül edememek anlamına gelir.
307 . İrkinti gelmek : Bir şeyden dolayı aniden duyulan bir iğrenme, korku veya tiksinti hissiyle vücudun ürpermesi ve kişinin o durumdan hızla uzaklaşmak istemesi halidir.
308 . İsabet etmek : Bir şeye tam olarak vurmak, hedefi bulmak veya bir kararın çok uygun olması.
309 . İsabet kaydetmek : Doğru bir karar vermek veya başarılı bir iş yapmak ve olumlu sonuç elde etmek.
310 . İskele almak : Bir geminin yanaşması için kıyıda bulunan yapı ve gemi bağlama yeri anlamına gelir.
311 . İskele kurmak : Bir inşaat işinde çalışabilmek için gerekli geçici yapıyı ve platformu hazırlamak.
312 . İskele vermek : Bir şeyi desteklemek için dayanak yapmak veya bir geminin yanaşmasına izin vermek.
313 . İskelet kadro : Bir kuruluşun asıl ve vazgeçilmez çekirdek personeli ve temel ekip anlamına gelir.
314 . İskelet sistemini kurmak : Bir yapının veya projenin ana hatlarını ve temelini oluşturmak.
315 . İskeletini çıkarmak : Bir şeyin özünü, esasını veya kabasını meydana getirmek ve şekillendirmek.
316 . İskonto etmek : Bir şeyin fiyatını indirmek, tenzilat yapmak veya bir ihtimali önceden hesaba katmak.
317 . İslam’ın şartı beş, altıncısı insaf demişler : Yapılması zorunlu görülen işlerin sayısının aslında daha fazla olduğunu anlatır.
318 . İsmi var cismi yok : Adı anılan ama kendisi pek görünmeyen veya etkisi hissedilmeyen şeyler için kullanılır.
319 . İsminden söz ettirmek : Yaptığı başarılı işler, kazandığı zaferler veya sahip olduğu üstün yetenekler sayesinde pek çok kişi tarafından takdirle ve sıkça konuşulur, tanınır hale gelmektir.
320 . İsmini vermek : Kimliğini ve adını söylemek, kendisinin kim olduğunu açıkça ifade etmek.
321 . İsmiyle müsemma : İsmiyle tam uyumlu olan, adı neyse kendisi de o özellikte olan kişi veya şey.
322 . İspat etmek : Bir iddianın doğruluğunu kanıtlamak ve belgeler veya mantık yoluyla göstermek anlamına gelir.
323 . İspinoz gibi şakımak : Çok neşeli ve güzel bir şekilde konuşmak ya da şarkı söylemek ve ötmek.
324 . İstemedik cümle kapısından girmek : Hiç beklemediği, istemediği bir yere veya duruma düşmek ve girmek.
325 . İstemem yan cebime koy : Açgözlülüğü ve doyumsuzluğu ifade eden, verileni yeterli bulmayan bir sözdür.
326 . İstenildiği gibi : Tam olarak arzu edildiği biçimde, beklenen şekilde ve kusursuz bir biçimde anlamına gelir.
327 . İstif etmek : Eşyayı düzgünce üst üste koymak veya bir görevden almak ve işten çıkarmak.
328 . İstifa etmek : Bir görevden veya işten kendi isteğiyle ayrıldığını yazılı veya sözlü olarak bildirmek.
329 . İstifade etmek : Bir şeyden yararlanmak, faydalanmak ve onun avantajlarını kullanmak anlamına gelir.
330 . İstifini bozmak : Çevresinde gelişen olumsuz durumlara veya kendisine yöneltilen sert eleştirilere karşı hiçbir tepki vermemek, soğukkanlılığını ve rahatlığını asla değiştirmeden durmaya devam etmektir.
331 . İstifini bozmamak : Hiçbir şey olmamış gibi, aldırış etmeden ve kayıtsızca durmaya devam etmek.
332 . İstim üzerinde olmak : Çok heyecanlı, telaşlı veya öfkeli bir halde bulunmak ve kaynamak.
333 . İstimlak etmek : Kamu yararı için özel mülkiyete el koymak ve o mülkü kamulaştırmak.
334 . İstisna teşkil etmek : Genel kuralın dışında kalmak, ayrıcalıklı veya farklı bir durum oluşturmak.
335 . İş açmak : Yeni bir iş kurmak veya sorun çıkararak başına dert açmak anlamında kullanılan bir deyimdir.
336 . İş ayağa düşmek : Bir işin ehli olmayan kişilerin eline geçmesi ve kalitesinin düşmesi anlamına gelir.
337 . İş başa düşmek : Yardım edecek kimse kalmayınca kişinin kendi işini kendisinin yapmak zorunda kalması.
338 . İş başında : Çalışır durumda olmak, görevinin başında bulunmak ve meşgul bir halde olmak.
339 . İş bilmek : Tecrübeli ve becerikli olmak veya iş yapmayı ve çalışmayı bilmek anlamına gelir.
340 . İş çatallanmak : İşin karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal alması ve dallanıp budaklanması.
341 . İş çevirmek : Düzenbazlıkla ve hileyle bir işi kendi çıkarına sonuçlandırmak ve yönlendirmek.
342 . İş çıkarmak : Bir işi bitirmek ve tamamlamak veya sorun çıkararak zorluk oluşturmak anlamına gelir.
343 . İş düşmek : Bir işi yapması için birine görev vermek ve ondan bir şey istemek zorunda kalmak.
344 . İş güç sahibi olmak : Meşguliyeti olmak, yapacak işi bulunmak ve uğraşacak bir şeylerinin olması.
345 . İş işten geçmek : Artık yapılacak bir şey kalmamak, fırsatı kaçırmak ve çok geç kalmak.
346 . İş killenmek : Bir işin yolunda gitmemeye ve aksamaya başlaması veya şüpheli bir hal alması.
347 . İş killi : Şüpheli, kuşkulu ve içinde bir bit yeniği olan iş veya durumları tanımlamak için kullanılır.
348 . İş olacağına varmak : Ne kadar engel çıkarılırsa çıkarılsın, bir iş mutlaka olacaksa olur anlamına gelir.
349 . İş öğrenmek : Bir mesleğin veya işin inceliklerini ve yapılış şeklini tecrübeyle öğrenmek.
350 . İş sarpa sarmak : İşin çok karışık ve zor bir hale gelmesi ve çözülmesinin güçleşmesi.
351 . İş sıkışmak : İşlerin çok yoğunlaşması ve zaman darlığı yaşanmaya başlaması anlamına gelir.
352 . İş tatlıya bağlamak : Bir anlaşmazlığı veya sorunu kavgaya dökmeden ve uzlaşarak çözmek.
353 . İş yapmak : Çalışarak gelir elde etmek veya bir şeyler üretmek ve bir işi tamamlamak anlamına gelir.
354 . İşaret etmek : El, göz gibi organlarla bir şeyi göstermek veya bir şeyin belirtisi olmak.
355 . İşaret parmağı : Elin başparmağın yanındaki, en çok işaret için kullanılan parmak anlamına gelir.
356 . İşaret vermek : Bir hareketle veya sesle bir şeyi anlatmaya ve bildirmeye çalışmak anlamına gelir.
357 . İşbaşı yapmak : Çalışmaya başlamak, görevinin başına geçmek ve işe koyulmak anlamına gelir.
358 . İşbaşından kalkmak : Çalışmayı bırakmak, iş yerinden ayrılmak ve işini bitirmek anlamına gelir.
359 . İşçi çıkarmak : Bir iş yerinde çalışan personelin sayısını azaltmak ve işten çıkarmak.
360 . İşe almak : Birini çalıştırmak üzere iş yerine kaydetmek, kadrosuna katmak ve işe başlatmak.
361 . İşe bak! : Şaşkınlık, hayret veya onay ifade etmek için kullanılan bir ünlem ve tepki sözüdür.
362 . İşe burnunu sokmak : Kendisini ilgilendirmeyen bir işe karışmak ve müdahale etmek anlamına gelir.
363 . İşe gelmez : İşe yaramaz, faydasız ve bir iş için uygun olmayan şeyler için söylenir.
364 . İşe girişmek : Bir işi yapmaya başlamak, koyulmak ve o işe el atmak anlamına gelir.
365 . İşe koşulmak : Bir işi yapmakla görevlendirilmek, iş için kullanılmak ve o işe sevk edilmek.
366 . İşe koyulmak : Bir işi yapmaya başlamak, çalışmaya girişmek ve harekete geçmek.
367 . İşe yaramak : Bir iş için faydalı olmak, iş görmek ve bir amaca hizmet etmek anlamına gelir.
368 . İşe yarar : Faydalı, kullanışlı ve iş görür nitelikte olan şeyleri tanımlamak için kullanılır.
369 . İşe yarar hale getirmek : Bir şeyi kullanılabilir, faydalı ve işlevsel bir duruma sokmak ve dönüştürmek.
370 . İşi ağırdan almak : Bir işi yapmakta isteksiz davranmak ve yavaş yavaş yapmak anlamına gelir.
371 . İşi Allah’a kalmak : Yapılabilecek hiçbir şey kalmamak ve sonucu beklemekten başka çare olmamak.
372 . İşi başından aşkın olmak : Çok fazla işi bulunmak demektir.
373 . İşi başından aşmak : İşin kişinin kapasitesini ve kontrolünü aşacak kadar büyümesi veya çoğalması.
374 . İşi bitirmek : Bir işi sonuçlandırmak ve tamamlamak veya birine büyük kötülük yapmak anlamına gelir.
375 . İşi düşmek : Birinden yardım veya hizmet istemek zorunda kalmak ve ona muhtaç olmak.
376 . İşi gücü : Bir kimsenin sürekli olarak yaptığı, uğraştığı işler ve meşguliyetleri anlamına gelir.
377 . İşi olmak : Meşguliyeti bulunmak, yapacak bir şeyi olmak ve o anda uğraştığı bir işinin olması.
378 . İşi oluruna bırakmak : Fazla müdahale etmeden akışına bırakmak demektir.
379 . İşi pişirmek : Gizlice plan yaparak hazırlamak anlamına gelir.
380 . İşi rast gitmek : İşlerin yolunda, problemsiz ve iyi bir şekilde ilerlemesi ve gelişmesi.
381 . İşi sağlama bağlamak : Riskleri azaltacak önlemler almak demektir.
382 . İşi sıkı tutmak : Bir işi ciddiye alıp titizlikle ve disiplinli bir şekilde yürütmek ve takip etmek.
383 . İşi tatlıya bağlamak : Bir anlaşmazlığı veya problemi kavgaya dökmeden ve hoşgörü ile çözmek.
384 . İşi tıkırında olmak : İşlerin çok iyi, yolunda ve problemsiz bir şekilde gitmesi ve ilerlemesi.
385 . İşi yokuşa sürmek : Bir işi bilerek zorlaştırmak demektir.
386 . İşin açığını aramak : Bir işte, sözde veya davranışta kusur ve hata bulmaya çalışmak ve aramak.
387 . İşin aslı : Bir şeyin gerçeği, esası ve doğrusu anlamına gelen bir ifadedir.
388 . İşin başı : Bir işin en önemli kısmı, başlangıcı veya sorumlusu olan kişi anlamına gelir.
389 . İşin içinden çıkamamak : Bir işin üstesinden gelecek çözümü bulamamak ve ne yapacağını şaşırmak.
390 . İşin içinden sıyrılmak : Karışık ve zor bir işi beceriyle ve ustalıkla sonuçlandırmak ve halletmek.
391 . İşin içine girmek : Bir işle uğraşmaya ve onunla meşgul olmaya başlamak anlamına gelir.
392 . İşin kökü : Bir işin temeli, asıl nedeni veya kaynağı anlamına gelen bir ifadedir.
393 . İşin mutfağında yetişmek : Bir mesleğin veya sanatın en temel aşamalarından başlayarak tüm uygulama süreçlerini bizzat deneyimleyip o alanda tam uzmanlık kazanmak anlamına gelir.
394 . İşin püf noktasını bilmek : Bir işin en hassas, en önemli ve başarılmasını sağlayan en gizli detayını öğrenmiş olarak işi ustalıkla yerine getirmek demektir.
395 . İşin rengi değişmek : İşin gidişatının ve durumunun birdenbire farklı bir hal alması ve değişmesi.
396 . İşin şakası yok : Söylenen veya yapılan şeyin çok ciddi olduğunu ve hafife alınmaması gerektiğini vurgular.
397 . İşin ucunda : Bir işin sonunda elde edilecek kazanç veya ceza için söylenen bir ifadedir.
398 . İşin ucunda bir şey olmak : Bir işi yapmanın sonucunda ödül veya ceza gibi bir karşılığının bulunması.
399 . İşin ucunu kaçırmak : Kontrolü kaybedip durumu yönetememek demektir.
400 . İşinden olmak : Geçimini sağladığı işini kaybetmek ve işsiz kalmak anlamına gelen bir deyimdir.
401 . İşine akıl ermemek : Bir kimsenin yaptığı işlerin mantığını anlayamamak veya olayların gidişatındaki gizemi kavrayamayarak bu duruma hayret etmek, şaşıp kalmak anlamına gelmektedir.
402 . İşine bakmak : Kendi işiyle meşgul olmak veya başkalarının işine karışmamak anlamına gelir.
403 . İşine dört elle sarılmak : Bir görevi büyük bir şevkle, azimle ve titizlikle yerine getirmek; işini kaybetmemek veya en iyisini yapmak için var gücüyle çalışmaktır.
404 . İşine gelmek : Bir durum veya önerinin kişinin çıkarına ve isteğine uygun olması anlamına gelir.
405 . İşine gelmemek : Bir durum veya önerinin kişinin çıkarına ve isteğine uygun olmaması anlamına gelir.
406 . İşine kıymak : Çok sevdiği ve değer verdiği bir şeyi feda etmek veya ondan vazgeçmek zorunda kalmak.
407 . İşine kurt düşmek : Yapılan bir işin doğruluğundan veya sonucundan şüphe duymaya başlamak, içine bir huzursuzluk girerek o işin gidişatı hakkında endişelenmek anlamına gelir.
408 . İşine son vermek : Birini çalıştırmayı bırakmak, işten çıkarmak ve iş ilişkisini bitirmek.
409 . İşine taş koymak : Birinin işini bilinçli olarak engellemek anlamına gelir.
410 . İşini bilir : Karşılaştığı her türlü durumda kendi çıkarını koruyacak yolu bulan, becerikli davranarak fırsatları değerlendiren ve işlerini her zaman kurnazlıkla sonuçlandıran kişileri tanımlar.
411 . İşini bilmek : Ne yaptığını, işin gerektirdiklerini iyi bilmek ve o işte becerikli olmak.
412 . İşini görmek : Bir işi halledip bitirmek veya bir şeyin ihtiyacını karşılaması ve ona yaramak.
413 . İşini kış tutmak : Herhangi bir işe başlarken en kötü ihtimali düşünerek tedbirli davranmak ve sonradan hayal kırıklığına uğramamak için hazırlıklı olmak gerektiğini ifade eden deyimdir.
414 . İşini sağlama almak : Olası sorunlara karşı önlem almak anlamına gelir.
415 . İşini sağlama bağlamak : Bir işin olması için gerekli tüm tedbirleri almak ve kesinleştirmek.
416 . İşini savsaklamak : Görevi özensiz ve eksik yapmak demektir.
417 . İşini şansa bırakmamak : Bir işin başarısız olma ihtimalini ortadan kaldırmak için her türlü ayrıntıyı planlamak ve gerekli tüm önlemleri en baştan titizlikle almaktır.
418 . İşini uydurmak : Karışık veya zor görünen bir durumu, yasal veya etik olmasa bile bir yolunu bulup kendi lehine çevirerek meseleyi bir şekilde çözüme kavuşturmaktır.
419 . İşini yoluna koymak : Karşılaşılan pürüzleri gidererek işlerin düzgün bir şekilde yürümesini sağlamak ve karmaşık durumları düzenli, işler bir hale getirerek rahatlığa kavuşmaktır.
420 . İşitmedik söz bırakmamak : Birine karşı çok ağır hakaretlerde bulunmak, söylenebilecek en kırıcı ve kötü sözleri sarf ederek o kişiyi toplum önünde küçük düşürmektir.
421 . İşitmemiş olmak : Duymazlıktan gelmek, duyduğu halde duymamış gibi davranmak ve aldırmamak.
422 . İşitmeyecek yerden : Kimsenin duyamayacağı kadar uzakta veya gizli bir yerde bulunmak anlamına gelir.
423 . İşkembeden atmak : Uydurup söylemek, gerçeğe dayanmayan sözler söylemek ve palavra atmak.
424 . İşkembeden sallamak : Bilmeden, düşünmeden ve gelişigüzel bir şekilde konuşmak ve saçmalamak.
425 . İşkembe-i kübradan atmak : Hiçbir gerçeğe, belgeye veya mantığa dayanmadan, tamamen hayal ürünü olan yalanları büyük bir özgüvenle söyleyerek insanları kandırmaya çalışmak demektir.
426 . İşkillenmek : Bir şeyden kuşkulanmaya ve şüphelenmeye başlamak ve tedirgin olmak anlamına gelir.
427 . İşlemez : Kullanılmaz, çalışmaz ve işe yaramaz durumda olan şeyleri tanımlamak için kullanılır.
428 . İşler sarpa sarmak : Olayların içinden çıkılmaz hâle gelmesi demektir.
429 . İşletmeye açmak : Bir fabrikayı, dükkanı veya herhangi bir tesisi gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra fiilen çalışır ve hizmet verir duruma getirerek faaliyete geçirmek demektir.
430 . İşmar etmek : Birine duygu veya düşüncelerini konuşmadan, sadece göz, kaş veya el hareketleriyle gizlice anlatmak ve aralarında özel bir iletişim kurmak anlamına gelir.
431 . İşportaya düşmek : Bir malın değerinin çok azalması veya saygın bir kişinin itibarını kaybederek herkesin diline düşmesi, sıradanlaşıp basitleşmesi durumunu anlatan bir deyimdir.
432 . İştahı kabarmak : Bir şeyi gördüğünde veya kokusunu duyduğunda ona karşı çok büyük bir yeme isteği duymak veya bir şeyi elde etme arzusunun aşırı derecede artmasıdır.
433 . İştahı kesilmek : Yaşanan büyük bir üzüntü, korku veya fiziksel bir hastalık gibi nedenlerle yemek yeme isteğini tamamen kaybetmek veya bir işe karşı duyulan ilgiyi yitirmektir.
434 . İştahını açmak : Bir kimsenin yemek yeme arzusunu çeşitli yollarla artırmak veya bir konuya karşı olan merakını ve hevesini daha da körükleyerek onu isteklendirmek demektir.
435 . İşten anlamak : Bir konuda bilgili ve tecrübeli olmak ve o işin inceliklerine hakim olmak.
436 . İşten atılmak : Çalıştığı yerden çıkarılmak, kovulmak ve işine son verilmek anlamına gelir.
437 . İşten bile değil : Yapılması planlanan bir işin çok kolay olduğunu, hiçbir zorluk çekmeden ve fazla zaman harcamadan kısa sürede halledilebileceğini anlatan, zahmetsizliği vurgulayan ifadedir.
438 . İşten çıkarılmak : Bir iş yerindeki görevine son verilmek ve iş akdinin feshedilmesi.
439 . İşten el çekmek : Uzun süre çalıştığı bir mesleği veya yürüttüğü bir görevi kendi isteğiyle veya zorunluluktan dolayı tamamen bırakarak emekli olmak demektir.
440 . İşten güçten kalmak : Beklenmedik bir hastalık, kaza veya engel sebebiyle günlük çalışma hayatından uzaklaşmak ve yapması gereken işleri bir süre yerine getirememektir.
441 . İşten güçten kalmamak : Çok yoğun çalışmaktan başka bir şeye vakit bulamamak ve hep meşgul olmak.
442 . İşten kovulmak : İşine son verilmek, atılmak ve iş yerinden uzaklaştırılmak anlamına gelir.
443 . İt dalaşı yapmak : İki veya daha fazla kişinin birbirlerine karşı saldırgan, seviyesiz ve sonuç getirmeyecek şekilde sürekli bir ağız kavgası veya çekişme içinde olması durumudur.
444 . İt gibi çalışmak : Çok ağır şartlar altında durmaksızın çalışmak anlamına gelir.
445 . İt gibi pişman olmak : Yaptığı büyük bir hatanın veya haksızlığın farkına vararak sonradan çok derin bir vicdan azabı çekmek ve bu durumdan dolayı aşırı derecede üzülmektir.
446 . İt kopuk : Toplum kurallarına uymayan, belirli bir işi gücü olmayan, serserice yaşayan ve güven vermeyen kimseleri tanımlamak için kullanılan aşağılayıcı bir ifadedir.
447 . İt kopuk olmak : Toplum kurallarına uymayan serseri kimse olmak demektir.
448 . İt kuyruğu gibi bağlamak : Çok sıkı, ayrılması güç bir şekilde bağlamak ve sıkıca tutturmak.
449 . İtaat etmek : Boyun eğmek, söz dinlemek ve verilen emre uymak anlamına gelen bir deyimdir.
450 . İte kaka gitmek : Bir işin çok büyük güçlüklerle, zorlamalarla, sürekli engellerle karşılaşarak ve ancak birilerinin iteklemesiyle çok yavaş bir şekilde ilerleyebilmesi halini ifade etmektedir.
451 . İti an, çomağı hazırla : Hakkında konuşulan kötü niyetli veya sevilmeyen bir kimsenin, tam o sırada ansızın çıkıp gelmesi durumunda kullanılan, tedbirli olmayı hatırlatan bir deyimdir.
452 . İti ite kırdırmak : Aralarında husumet bulunan iki kötü kişiyi veya tarafı birbirine düşürerek, kendisi hiçbir şeye karışmadan her ikisinin de zarar görmesini sinsice izlemektir.
453 . İtibar etmek : Değer vermek, saygı duymak ve bir kişiye veya fikre güvenmek anlamına gelir.
454 . İtibar görmek : Değer ve saygı görmek ve kendisine güven duyulmak anlamına gelen bir ifadedir.
455 . İtibardan düşmek : Eskiden sahip olduğu değeri ve saygınlığı yitirmek ve gözden düşmek.
456 . İtibarı sarsılmak : Güvenilirliğini ve saygınlığını kaybetmek demektir.
457 . İtibarını kaybetmek : Daha önce sahip olduğu saygınlığı, güvenilirliği ve toplum nezdindeki değerini yaptığı yanlış bir hareket veya başarısızlık sonucunda tamamen yitirmek anlamına gelmektedir.
458 . İtibarlı olmak : Toplum içinde saygınlığı ve değeri olmak ve itibar görmek anlamına gelir.
459 . İtibarsızlaştırmak : Birinin veya bir şeyin saygınlığını ve değerini azaltmak veya yok etmek.
460 . İtina göstermek : Yapılan işte özenli ve dikkatli davranmak anlamına gelir.
461 . İtina ile yapmak : Bir işi büyük dikkat ve titizlikle yerine getirmek demektir.
462 . İtişip kakışmak : Kalabalıkta birbirini iterek ve sıkışarak ilerlemeye çalışmak ve itişmek.
463 . İtlik etmek : Edepsizce, terbiyesizce ve ahlâksızca davranışlarda bulunmak ve kötü hareketler sergilemek.
464 . İttifak kurmak : İki veya daha fazla devletin, kurumun veya kişinin ortak çıkarlar doğrultusunda birbirlerine yardım etmek amacıyla birleşmesi ve güçlü bir bağ oluşturması durumudur.
465 . İttihat etmek : Belirli bir amaç veya düşünce etrafında birleşmek, ayrılıkları bir kenara bırakarak aynı görüşü savunmak ve ortak hareket etme kararı almak anlamına gelmektedir.
466 . İveç davranmak : Bir işi yaparken gereğinden fazla acele etmek, sabırsız davranarak işin kalitesini düşürmek veya telaşla hareket ederek hata yapma riskini göze almak demektir.
467 . İvedi çözüm üretmek : Acil bir soruna hızlı çözüm bulmak anlamına gelir.
468 . İvedi davranmak : Zaman kaybetmeden hızlı hareket etmek demektir.
469 . İvedi karar almak : Beklemeden hızlı bir karar vermek demektir.
470 . İvedi müdahale etmek : Gecikmeden olaya müdahale etmek demektir.
471 . İvedilik kazanmak : Bir işin acil hâle gelmesi anlamına gelir.
472 . İvedilikle harekete geçmek : Zaman kaybetmeden eyleme başlamak anlamına gelir.
473 . İvme kazanmak : Bir sürecin, bir işin veya bir hareketin hızının giderek artması, daha güçlü ve etkili bir şekilde ilerlemeye başlayarak gelişim göstermesi durumunu ifade eder.
474 . İyi adı çıkmak : Toplumda iyi, dürüst ve güvenilir bir kimse olarak tanınmak ve bilinmek.
475 . İyi beslemek : Sağlıklı ve güçlü olması için gereken gıdayı vermek ve iyi bakmak anlamına gelir.
476 . İyi bir temele dayanmak : Sağlam ve güvenilir bilgi veya delillere sahip olmak ve dayanaklı olmak.
477 . İyi biri : Dürüst, güvenilir, ahlâklı ve iyi niyetli kimseyi tanımlamak için kullanılan bir ifadedir.
478 . İyi dilekler : Birisi için duyulan olumlu ve güzel temenniler ve iyi niyetli dilekler anlamına gelir.
479 . İyi düşünmek : Bir konuyu etraflıca, ayrıntılarıyla ve sağlıklı bir şekilde değerlendirmek.
480 . İyi etmek : Bir hastalığı veya yarayı iyileştirmek veya bir sorunu çözmek ve halletmek.
481 . İyi geceler : Yatma vakti geldiğinde söylenen iyi dilek ve temenni sözü olarak kullanılır.
482 . İyi gelmek : Bir şeyin sağlığa yararlı olması veya bir söz veya davranışın hoşa gitmesi.
483 . İyi gün dostu : Sadece iyi ve mutlu günlerde yanında olup kötü günde ortadan kaybolan sahte dost.
484 . İyi gün dostu olmak : Sadece işler yolunda gittiğinde ve maddi imkanlar yerindeyken arkadaşlık eden, zor zamanlarda ise hemen uzaklaşan vefasız bir insan karakterini tanımlar.
485 . İyi günler : Gün içerisinde karşılaşıldığında söylenen nezaket ve selamlaşma ifadesidir.
486 . İyi haber : Sevindirici, olumlu ve memnuniyet veren bilgi veya haber anlamına gelir.
487 . İyi hal : Davranışları düzgün ve olumlu olma durumu, iyi ahlâk sergilemek anlamına gelir.
488 . İyi idare etmek : Bir şeyi ekonomik ve verimli kullanmak veya bir işi ustalıkla yönetmek.
489 . İyi ilişkiler kurmak : Karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı olumlu bağlantılar oluşturmak.
490 . İyi ki : Ne mutlu ki ve çok şükür ki anlamında bir şeyden duyulan memnuniyeti ifade eder.
491 . İyi kötü : Ne olursa olsun, her halükârda ve az çok anlamında kullanılan bir ifadedir.
492 . İyi niyet : Karşısındakine zarar verme amacı taşımayan, saf ve temiz düşünce anlamına gelir.
493 . İyi olmak : Sağlıklı olmak ve hastalıktan kurtulmak veya yeterli ve uygun olmak anlamına gelir.
494 . İyi saatte olsunlar : Cin ve peri gibi varlıklardan söz ederken nazar değmemesi için kullanılır.
495 . İyi şanslar : Bir işte başarılı olması için birine dilekte bulunma sözü olarak kullanılır.
496 . İyi temenniler : Birisi için iyi ve olumlu dileklerde bulunmak anlamına gelen bir ifadedir.
497 . İyi vakit geçirmek : Eğlenmek, hoşça vakit geçirip keyif almak ve güzel zaman geçirmek.
498 . İyi yapmak : Bir işi doğru ve güzel bir şekilde tamamlamak veya birini sağlığına kavuşturmak.
499 . İyilik bilmek : Yapılan bir iyiliğin değerini takdir etmek ve nankörlük etmemek anlamına gelir.
500 . İyilik etmek : Birine yardımda veya yardımseverlikte bulunmak ve ona iyilik yapmak.
501 . İyilik yapmak : Karşılık beklemeden ve içinden gelerek birine yardım etmek ve iyilikte bulunmak.
502 . İyiliksever olmak : Başkalarına yardım etmeyi görev edinen, çevresindeki insanların sıkıntılarını dert edinen ve her zaman yapıcı bir tutum sergileyen cömert ve merhametli kişiler için kullanılır.
503 . İyilikten anlamamak : Kendisine yapılan iyiliğin kıymetini bilmemek ve nankörlük etmek.
504 . İyisi mi : En doğrusu ve en iyisi anlamında bir tavsiye veya karar bildiren bir ifadedir.
505 . İyiye yormak : Olan bir şeyi iyi niyetle yorumlamak ve olumlu bir anlam çıkarmak.
506 . İyiye yormamak : Olan bir şeyi kötüye yorumlamak ve olumsuz bir anlam çıkarmak anlamına gelir.
507 . İyiyi aramak : Daha iyi, daha kaliteli veya daha uygun olanı bulmaya çalışmak ve araştırmak.
508 . İyot gibi açıkta kalmak : Bir topluluk içinde planlanan bir işin dışında bırakılmak veya bir tartışmada kimse tarafından desteklenmeyerek tek başına, yardımsız ve mahcup kalmaktır.
509 . İz bırakmak : Yaptığı çok önemli işlerle veya sergilediği erdemli davranışlarla başkalarının zihninde veya tarihte asla unutulmayacak, kalıcı ve derin etkiler oluşturarak her zaman hatırlanmaktır.
510 . İz peşine düşmek : Bir olayın arkasını araştırmaya başlamak anlamına gelir.
511 . İz sürerek bulmak : Detaylı araştırma sonucunda ulaşmak demektir.
512 . İz sürmek : Bir olayın veya kişinin peşinden dikkatle gitmek anlamına gelir.
513 . İz sürmeye devam etmek : Araştırmayı bırakmadan ilerlemek demektir.
514 . İz sürücülük yapmak : Ayrıntılı araştırma yürütmek demektir.
515 . İzinden gitmek : Kendisine örnek aldığı bir büyük kişinin düşüncelerini, çalışma yöntemlerini veya ahlaki değerlerini tamamen benimseyerek onun açtığı yolda sadakatle ve azimle ilerlemeye devam etmektir.
516 . İzine rastlamak : Aranan şeye tesadüfen ulaşmak demektir.
517 . İzini açık bırakmak : Takip edilebilir işaretler bırakmak demektir.
518 . İzini açık etmek : Gizli bir durumu ortaya çıkarmak demektir.
519 . İzini belli eden davranışlar sergilemek : Niyetini farkında olmadan açığa vurmak anlamına gelir.
520 . İzini belli etmek : Gizlenmeye çalışırken varlığını açığa vurmak anlamına gelir.
521 . İzini belli etmemek : Duygu veya niyetini gizlemek anlamına gelir.
522 . İzini bırakmak : Bir olaydan sonra kalıcı etki oluşturmak demektir.
523 . İzini bulmak : Aranan kişinin veya bilginin yerini tespit etmek demektir.
524 . İzini göstermek : Bir durumun varlığını belli etmek anlamına gelir.
525 . İzini kapatıp gitmek : Geçmişle bağları koparmak demektir.
526 . İzini kapatmak : Takip edilebilir bilgileri ortadan kaldırmak anlamına gelir.
527 . İzini karartmak : Bilgileri gizleyerek karışıklık yaratmak anlamına gelir.
528 . İzini kaybetmeden ilerlemek : Yönünü şaşırmadan devam etmek anlamına gelir.
529 . İzini kaybetmek : Ortadan tamamen yok olmak anlamına gelir.
530 . İzini kaybettirerek kurtulmak : Takipten sıyrılmayı başarmak anlamına gelir.
531 . İzini kaybettirip kaçmak : Takipten kurtularak uzaklaşmak demektir.
532 . İzini kaybettirme çabası : Bilinçli biçimde gizlenmeye çalışmak demektir.
533 . İzini kaybettirmek : Nerede olduğu bilinmesin diye her türlü bağı koparmak, arkasında hiçbir ipucu bırakmadan ortadan kaybolmak ve kendisini arayanların bulmasını tamamen imkansız hale getirmektir.
534 . İzini kaybettirmek için uğraşmak : Bilerek ortadan kaybolmaya çalışmak anlamına gelir.
535 . İzini kaybettirmek istemek : Takip edilmemeyi özellikle amaçlamak demektir.
536 . İzini kaybettirmeye başarmak : Bilinçli gizlenmeyle iz bırakmamak anlamına gelir.
537 . İzini kaybettirmeye çalışmak : Takipten kurtulmayı hedeflemek anlamına gelir.
538 . İzini koparmak : Bağlantıyı tamamen kesmek anlamına gelir.
539 . İzini korumak : Mevcut durumu ve çizgiyi devam ettirmek demektir.
540 . İzini koruyarak ilerlemek : Mevcut yöntemi bozmadan sürdürmek demektir.
541 . İzini sabit tutmak : Aynı tutum ve çizgide kalmak anlamına gelir.
542 . İzini silmek : Geçmişe ait tüm izleri ortadan kaldırmak demektir.
543 . İzini sürdüğü davadan vazgeçmemek : Kararlılığını korumak demektir.
544 . İzini sürdüğü işi tamamlamak : Başlanan araştırmayı sonuçlandırmak demektir.
545 . İzini sürdüğü yoldan sapmamak : Kararlı biçimde ilerlemek demektir.
546 . İzini sürdürmek : Aynı yol ve yöntemi devam ettirmek demektir.
547 . İzini sürdürüp sonuç almak : Araştırmayı başarıyla tamamlamak demektir.
548 . İzini sürebilmek : Olayın ayrıntılarına ulaşabilmek demektir.
549 . İzini süreni atlatmak : Takip edenleri geride bırakmak anlamına gelir.
550 . İzini süreni şaşırtmak : Bilerek yanlış iz bırakmak anlamına gelir.
551 . İzini sürerek çözmek : Olayın nedenlerini ortaya çıkarmak demektir.
552 . İzini sürerken dikkatli olmak : Ayrıntılara özen göstermek anlamına gelir.
553 . İzini sürmek : Bir olayı aydınlatmak veya birini bulmak için mevcut olan tüm belirtileri, işaretleri ve ipuçlarını büyük bir dikkatle takip ederek sonuca ulaşmaya çalışmaktır.
554 . İzini sürmekte kararlı olmak : Araştırmadan vazgeçmemek anlamına gelir.
555 . İzini sürmekten vazgeçmemek : Israrla araştırmaya devam etmek anlamına gelir.
556 . İzini sürüp ortaya çıkarmak : Gizli olanı açığa kavuşturmak anlamına gelir.
557 . İzini sürüp öğrenmek : Gerçeğe ulaşmak anlamına gelir.
558 . İzini sürüp öğrenmeye çalışmak : Gerçeği anlamaya gayret etmek anlamına gelir.
559 . İzini sürüp yakalamak : Aranan kişiye ulaşmak demektir.
560 . İzini şaşırmak : Takibi kaybederek yönünü yitirmek anlamına gelir.
561 . İzini şaşırtmak : Takip edenleri yanlış yola yönlendirmek anlamına gelir.
562 . İzini tutarak ilerlemek : Planlı ve dikkatli hareket etmek demektir.
563 . İzini tutmak : Sürekli gözlem altında bulundurmak anlamına gelir.
564 . İzini yitirmek : Bağlantıyı tamamen kaybetmek demektir.
565 . İzzeti nefis sahibi : Kendi şerefine, onuruna ve haysiyetine çok büyük değer veren, başkaları tarafından aşağılanmaya veya küçümsenmeye asla tahammülü olmayan onurlu kişidir.
566 . İzzeti nefis sahibi olmak : Kendi onuruna, haysiyetine ve kişiliğine çok büyük önem vermek, başkaları tarafından gururunun kırılmasına veya aşağılanmasına asla izin vermeyecek bir karakter sergilemektir.
567 . İzzeti nefsi kırılmak : Bir kişinin gururunun incinmesi, başkalarının yanında küçük düşürülmesi veya onuruna dokunacak ağır bir davranışa maruz kalarak manen çok üzülmesidir.
568 . İzzetiikram görmek : Misafir gittiği bir yerde çok büyük bir saygıyla karşılanmak, kendisine çok kaliteli yiyecekler ve hizmetler sunularak en iyi şekilde ağırlanmak ve onurlandırılmaktır.