C Harfi Deyimler Listesi
- Caba göstermek: Bir sonuca ulaşmak için güç sarf etmek, emek vermek.
- Cabası olmak: Bir şeyin yanında fazladan, bedelsiz veya ek olarak gelmesi.
- Cadı ağızlı: Kötü sözler söyleyen, uğursuz konuşan veya ağzı bozuk kimse.
- Cadı gibi: Çok zayıf, çirkin veya çok huysuz, geçimsiz kadınlar için kullanılır.
- Cadı karı: Çok huysuz, kötü niyetli ve geçimsiz yaşlı kadın.
- Cadı kazanı gibi (olmak): Her türlü hile, fitne ve fesadın döndüğü, karışık ve huzursuz ortam.
- Cahil cesareti: Bilgisiz olduğu halde, tehlikeleri hesap etmeden büyük işlere kalkışmak.
- Cahil cesareti göstermek: Bilgisizliğinden dolayı sonucunu kestiremediği çok tehlikeli bir işe korkusuzca atılmak.
- Caka satmak: Gösteriş yapmak, olduğundan daha önemli veya üstün görünmeye çalışarak çalım satmak.
- Cam gibi (olmak): Genellikle su için çok berrak; hava için ise çok soğuk ve keskin anlamında kullanılır.
- Cam göz: Donuk, anlamsız veya kötü niyetle bakan gözler için kullanılır.
- Cam yarması: İri yarı, çok iri cüsseli ama hantal görünen kimse.
- Cam yarması gibi: Çok iri yarı, güçlü kuvvetli ama biraz kaba saba görünen kişiler için kullanılır.
- Camdan camdan bakmak: Bir olaya dahil olmadan, dışarıdan merakla izlemek.
- Cami yıkılmış ama mihrabı yerinde: Yaşlanmasına rağmen güzelliğini veya heybetini koruyan kişiler için söylenir.
- Camisi büyük olanın imamı yorulur: Görevi veya sorumluluğu büyük olan kişinin yükü de ağır olur.
- Can acısı: Fiziksel bir yaralanmadan kaynaklanan derin sızı veya büyük manevi üzüntü.
- Can acıtmak: Birine bedensel veya ruhsal olarak ızdırap vermek.
- Can alacak nokta: Bir işin veya konunun en önemli, en hassas ve en can alıcı yeri.
- Can alıp can vermek: Bir işle uğraşırken çok büyük çaba sarf etmek, ölümle yaşam arası gidip gelmek.
- Can arkadaşı: İnsanın her derdini paylaştığı, canı kadar sevdiği çok yakın dostu.
- Can atmak: Bir şeyi yapmayı veya bir yere gitmeyi çok büyük bir istekle arzulamak.
- Can bağışlamak: Öldürmesi gereken veya öldürebileceği birini affedip hayatta bırakmak.
- Can bardağa gelmek: Artık dayanamayacak raddeye gelmek, sabrın son sınırına ulaşmak.
- Can beklemek: Birinden yardım veya kurtuluş umuduyla bekleyişe geçmek.
- Can beraber: Ölünceye kadar ayrılmamak üzere sözleşmiş yakınlık.
- Can bir, ten bir: Birbirinden hiç ayrılmayan, tek bir vücut gibi olan çok yakın dostlar veya eşler.
- Can borcunu ödemek: Ölmek (Allah’ın emaneti olan canı geri vermek anlamında).
- Can burnuna gelmek: Çok yorulmak veya bir durumdan dolayı çok fazla bunalmak.
- Can cana (olmak): Çok samimi, içten ve baş başa olmak.
- Can ciğer kuzu sarması: Birbirine çok bağlı, çok samimi ve ayrılmaz dostlar.
- Can çekişmek: Ölmek üzere olmak; mecazen bir kurumun veya işin sona erme aşamasında olması.
- Can çekmek: (Yiyecek için) Bir şeyi yemeyi çok istemek, iştahı kabarmak.
- Can çıkmayınca huy çıkmaz: Bir insanın karakteri ve alışkanlıkları ölünceye kadar değişmez.
- Can damarı: Bir şeyin varlığını sürdürebilmesi için en gerekli olan temel unsur, merkez nokta.
- Can damarına basmak: Birinin en hassas olduğu konuya dokunarak onu çok etkilemek veya kızdırmak.
- Can damarından yakalamak: Bir konunun en etkili ve en önemli noktasını bularak karşı tarafı etkilemek.
- Can dayanır gibi değil: Acısı veya zorluğu katlanılamayacak kadar ağır olan durum.
- Can dayanmamak: Bir acıya, zorluğa veya çok çekici bir duruma karşı koyamamak, dayanamamak.
- Can derdine düşmek: Her şeyi bir kenara bırakıp kendi canını kurtarma telaşına girmek.
- Can dili ile: Çok içten, yalvarırcasına ve kalpten gelen bir ifadeyle.
- Can düşmanı: Birinin ölmesini isteyecek kadar ondan nefret eden, en büyük düşman.
- Can evi: Bir insanın en hassas, en hayati noktası; genellikle kalbi veya en değer verdiği şey.
- Can evi sızlamak: Çok üzülmek, içten gelen derin bir acı duymak.
- Can evinden vurmak: Birini en hassas olduğu, en sevdiği yerden veya en zayıf noktasından sarsmak.
- Can feda: Bir şey uğruna her türlü fedakarlığın yapılabileceğini, canın bile verilebileceğini belirtir.
- Can feda etmek: Bir amaç uğruna ölümü göze alarak her şeyini ortaya koymak.
- Can gelmek: Halsiz veya cansız bir duruma yeniden güç, enerji ve hareketlilik gelmesi.
- Can havliyle: Ölüm korkusu veya aşırı bir korkuyla, son bir gayret ve müthiş bir güçle.
- Can havliyle kaçmak: Ölüm korkusuyla, elinde kalan son güçle hızla uzaklaşmak.
- Can hıraş: Kulak tırmalayan, acı dolu ve yürek parçalayan (genellikle çığlık veya ses için).
- Can hıraş feryat: Duyulması yürek yakan, acı dolu ve çok şiddetli bağırtı.
- Can içre: Ruhun derinliklerinde, en içte saklanan duygu.
- Can ipe gelmek: Çok zor bir durumda kalıp tehlikeyle burun buruna gelmek.
- Can kafeste durmamak: Çok heyecanlanmak veya ölmek üzere olmak.
- Can kalmamak: Çok yorulmak, hareket edecek dermanı kalmamak veya çok zayıf düşmek.
- Can kaygısına düşmek: Başka her şeyi unutup sadece kendi canını kurtarma telaşına girmek.
- Can korkusu: Ölümden korkma hali; hayati bir tehlike karşısında duyulan büyük endişe.
- Can koymak: Bir amaç uğruna ölümü bile göze alarak bütün varlığıyla kendini adamak.
- Can kulağıyla dinlemek: Büyük bir dikkatle, tek bir kelimeyi bile kaçırmadan dinlemek.
- Can kurban (olmak): Bir şey veya biri için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olmak.
- Can kurtaran: Tehlikeli bir durumda yardıma yetişen kişi veya hayat kurtaran araç/gereç.
- Can kurtaran simidi: Zor bir durumda yardıma yetişen, kurtarıcı olan çözüm veya kişi.
- Can pazarı: Herkesin kendi canının derdine düştüğü, çok tehlikeli ve korkunç durum.
- Can pazarı kurmak: Büyük bir tehlike ve kargaşa ortamı oluşması.
- Can sağlığı: Maddi kayıplardan sonra teselli olarak söylenen “yeter ki sağlığımız yerinde olsun” sözü.
- Can sağlığına dua etmek: Başka bir şey istemeyip sadece sağlığın yerinde olmasını dilemek.
- Can sıcağı: İnsana huzur ve güven veren içten gelen sıcaklık.
- Can sıkıcı: İnsanı bunaltan, keyfini kaçıran, huzursuzluk veren olay veya kişi.
- Can sıkıntısı: Yapacak bir şey bulamamaktan veya dertten dolayı duyulan iç darlığı.
- Can suyu vermek: Kurumakta olan bir bitkiye ilk suyu vermek; mecazen bitmek üzere olan bir işe hayat vermek.
- Can sürüklemek: Çok halsiz ve bitkin bir halde yaşamaya veya yürümeye çalışmak.
- Can takas etmek: Birinin canı için kendi canını ortaya koymak.
- Can taşımak: Yaşamakta olduğunu, kendisinin de bir insan olduğunu ve duyguları olduğunu hatırlatmak.
- Can tatlı: Acıya veya zahmete hiç gelemeyen, kendini sakınan kişi.
- Can tazelemek: Yeniden güç kazanmak, dinçleşmek ve hayata dönmek.
- Can u dilden: Gönülden, bütün varlığıyla ve büyük bir istekle.
- Can vermek: Ölmek; bir şeye canlılık kazandırmak veya bir şeyi çok aşırı istemek.
- Can yakmak: Haksızlık ederek birini üzmek veya fiziksel zarar vermek.
- Can yoldaşı: İnsanın hayatını paylaştığı, yalnızlığını gideren çok yakın dost veya eş.
- Cana can katmak: İnsana neşe, zindelik ve büyük bir mutluluk vermek.
- Cana gelecek mala gelsin: Önemli olan sağlıktır, maddi kayıplar bir şekilde telafi edilir.
- Cana minnet: Bir durumu büyük bir memnuniyetle, canı gönülden kabul etmek.
- Cana yakın: Sevimli, sıcakkanlı, çabuk sevilen ve dostluk kurulan kimse.
- Canan gibi: Çok sevgili, çok aziz ve çok kıymetli.
- Cananını bulmak: Aradığı aşkı veya en sevdiği kişiyi bulmak.
- Canı ağzına gelmek: Korkudan veya heyecandan kalbi çok hızlı çarpmak, bayılacak gibi olmak.
- Canı burnundan çıkmak: Bir işi yaparken aşırı derecede eziyet çekmek ve yorulmak.
- Canı çıkmak: Ölmek; bir iş yaparken aşırı derecede yorulmak; bir eşyanın çok eskimesi.
- Canı çekilmek: Birden halsiz kalmak, korkudan veya yorgunluktan takati kesilmek.
- Canı çekmek: Bir yiyeceği veya bir şeyi yapmayı çok fazla arzulamak, iştah duymak.
- Canı darda olmak: Maddi veya manevi olarak çok sıkışık bir durumda bulunmak.
- Canı dayanmamak: Bir zorluğa veya acıya karşı direnç gösterememek.
- Canı gibi sevmek: Birini veya bir şeyi kendi canı kadar çok, en yüksek derecede sevmek.
- Canı gitmek: Bir şeye bir zarar gelecek diye çok korkmak veya bir şeyi çok fazla istemek.
- Canı gövdesine sığmamak: Büyük bir neşe veya sabırsızlık içinde olmak.
- Canı içine sığmamak: Sevinçten ne yapacağını bilememek.
- Canı istemek: Bir şeyi yapma veya alma konusunda içsel bir istek duymak.
- Canı pek: Acıya, yorgunluğa ve hastalıklara karşı çok dayanıklı olan.
- Canı sağ olsun: Birinin yaptığı bir hatadan sonra “yeter ki o iyi olsun” anlamında kullanılır.
- Canı sıkılmak: Tedirgin olmak, huzursuzluk duymak veya monotonluktan bunalmak.
- Canı tatlı: Acıya gelemeyen, kendisine çok dikkat eden, titiz kimse.
- Canı tez: Sabırsız, bir işin hemen bitmesini isteyen, beklemeye tahammülü olmayan.
- Canı yanmak: Fiziksel acı duymak veya bir olaydan dolayı büyük maddi/manevi zarar görmek.
- Canıma yetti: Artık daha fazla dayanamayacağım, sabrım bitti anlamında.
- Canımı sokakta bulmadım: Kendimi boş yere tehlikeye atamam, hayatım kıymetli anlamında.
- Canımı yolda mı buldum: Sağlığımı veya hayatımı tehlikeye atacak kadar akılsız değilim.
- Canın çıksın: Birine kızıldığında söylenen, “kahrol” anlamındaki beddua.
- Canına acımamak: Kendini çok yormak veya birine/bir şeye zarar verirken acıma hissetmemek.
- Canına can katmak: Birine büyük bir neşe, moral ve güç vermek.
- Canına değmek: Yapılan bir işten veya sonuçtan dolayı büyük bir memnuniyet ve keyif duymak.
- Canına ezan okumak: Bir şeyi tamamen mahvetmek veya birini susturmak.
- Canına kastetmek: Birini öldürmeye çalışmak.
- Canına kıymak: İntihar etmek veya birini haksız yere öldürmek.
- Canına minnet: Arayıp da bulamadığı bir fırsatın ayağına gelmesi.
- Canına minnet bilmek: Kendisine yapılan bir iyiliği veya sunulan imkanı büyük sevinçle karşılamak.
- Canına okumak: Birine büyük zarar vermek, onu perişan etmek veya bir şeyi bozup mahvetmek.
- Canına susamak: Ölüme yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek, belasını aramak.
- Canına tak etmek: Artık dayanamayacak hale gelmek, sabrı tükenmek.
- Canına yandığım: Şaşkınlık, kızgınlık veya sevgi ifadesi olarak kullanılan bir ünlem.
- Canına yandığımın: Şaşkınlık veya sitem belirten bir seslenme ifadesi.
- Canından bezdirmek: Birini sürekli rahatsız ederek hayatı ona zindan etmek.
- Canından bezmek: Hayattan umudunu kesmek, çok sıkılmak ve artık yaşamak istememek.
- Canından can gitmek: Çok sevdiği birinin acısını kendi içinde en derin şekilde hissetmek.
- Canından geçmek: Bir amaç uğruna ölmeyi göze almak, canını feda etmek.
- Canını acıtmak: Birine hem fiziksel hem de duygusal olarak acı vermek.
- Canını almak: Öldürmek.
- Canını bağışlamak: Birinin hayatına son verebilecekken onu öldürmekten vazgeçmek.
- Canını burnuna getirmek: Birini çok fazla uğraştırmak ve bezdirmek.
- Canını dar atmak: Büyük bir tehlikeden ucu ucuna, zorlukla kurtulup kaçmak.
- Canını dişine takmak: Her türlü tehlikeyi ve zorluğu göze alarak tüm gücüyle çalışmak.
- Canını feda etmek: Bir kişi veya ideal uğruna ölmeyi göze almak.
- Canını kurtarmak: Ölümden veya büyük bir beladan sağ çıkmak.
- Canını sevmek: Kendi rahatını ve sağlığını her şeyin üstünde tutmak.
- Canını sıkmak: Birini üzmek, neşesini kaçırmak veya huzursuz etmek.
- Canını sokakta bulmamak: Kendi hayatına değer vermek, tehlikeli işlere girmekten kaçınmak.
- Canını yakmak: Birine büyük bir acı vermek veya haksızlık etmek.
- Canını zor kurtarmak: Çok tehlikeli bir durumdan ucu ucuna sağ çıkmak.
- Canının derdine düşmek: Etrafındaki her şeyi unutup sadece kendi hayatını kurtarmaya çalışmak.
- Canının içi: Çok sevilen, en aziz tutulan kimseler için kullanılan sevgi sözü.
- Canının sağlığı: “Önemli değil, yeter ki sen sağ ol” anlamında kullanılan teselli cümlesi.
- Canıyla oynamak: Kendi hayatını tehlikeye atacak riskli işler yapmak.
- Canıyla ödemek: Yaptığı bir hatanın karşılığını hayatını kaybederek vermek.
- Canla başla: Bütün gücüyle ve büyük bir istekle.
- Cansız hayal: Hareket etmeyen, donuk veya çok zayıf görünen kimse.
- Cansız kalmak: Hareket edemeyecek kadar yorgun veya ölmüş olmak.
- Cayır cayır yanmak: Çok şiddetli bir şekilde yanmak; mecazen çok büyük bir acı veya telaş içinde olmak.
- Cayırtı koparmak: Büyük bir gürültü veya tartışma çıkarmak.
- Cebe indirmek: Bir parayı veya eşyayı gizlice kendi çıkarı için saklamak.
-
Cebelleşip durmak: Bir sorunla uzun süre, netice alamadan uğraşmak.
-
Cebelleşmek: Biriyle veya bir sorunla uğraşmak, boğuşmak.
- Cebellezi etmek: (Argo) Başkasına ait parayı gizlice kendi cebine indirmek.
- Cebi delik: Parası olmayan, meteliksiz, harcamalarından dolayı cebinde para durmayan.
- Cebi delik olmak: Sürekli parasız gezmek, birikim yapamamak.
- Cebinden çıkarmak: Birinden çok daha üstün, yetenekli veya bilgili olmak.
- Cebinden harcamak: Bir iş için kendi özel parasını kullanmak.
- Cebinden konuşmak: Kendi parasını harcayarak bir işi yürütmek.
- Cebine atmak: Bir parayı veya eşyayı haksız yere sahiplenmek veya kazanç sağlamak.
- Cebine el atmak: Birine para yardımında bulunmak veya hesabı ödemek.
- Cebine harçlık koymak: Birine yardım amacıyla para vermek.
- Cebine indirmek: Kendisine ait olmayan bir parayı gizlice kendi çıkarı için kullanmak.
- Cebini doldurmak: Bir işten çok fazla, genellikle haksız veya kolay yoldan para kazanmak.
- Cefa çekmek: Büyük sıkıntı, eziyet ve zorluklara katlanmak.
- Cefa etmek: Birine eziyet etmek, onu dertlere salmak.
- Cehennem azabı: Dayanılması çok güç, çok büyük ve sürekli olan acı veya sıkıntı.
- Cehennem azabı çekmek: Çok büyük ve bitmek bilmeyen bir acı içinde yaşamak.
- Cehennem gibi: Çok sıcak veya çok huzursuz, kavga dolu yer.
- Cehennem kaçkını: Çok çirkin, ürkütücü veya kötü niyetli görünen kimse.
- Cehennem ol: “Defol git, gözüm görmesin” anlamında kullanılan kaba bir kovma sözü.
- Cehennem ol git: Karşısındakini çok kaba bir üslupla, bir daha görmemek üzere yanından kovmak.
- Cehenneme direk olmak: Çok günahkar veya kötülük yapan kimseler için kullanılır.
- Cehenneme kadar yolu var: “Nereye giderse gitsin, ne yaparsa yapsın umurumda değil” anlamında.
- Cehennemin dibi: Çok uzak veya çok kötü bir yer; bazen kızgınlıkla söylenen bir söz.
- Cemaziyelevvelini bilmek: Birinin geçmişini, karanlık taraflarını ve kim olduğunu çok iyi bilmek.
- Cemaziyesi belli olmak: Geçmişteki tüm eksiklikleri ve kusurları bilinmek.
- Cemiyeti toplamak: Bir amaç için insanları bir araya getirmek.
- Cenabetin teki: Uğursuz, sevimsiz ve şanssız olduğuna inanılan kimse.
- Cenabetlik etmek: Şanssızlık getirecek hareketlerde bulunmak veya ters davranmak.
- Cenaze evi gibi: Çok sessiz, hüzünlü ve kasvetli olan yer.
- Cenaze evi gibi olmak: Bir ortamın aşırı sessiz, hüzünlü ve moral bozucu bir havaya bürünmesi.
- Cenazesi kalkmak: Birinin ölmesi; mecazen bir işin tamamen bitip tarihe karışması.
- Cengaver kesilmek: Birdenbire çok cesurmuş gibi davranmaya başlamak.
- Cengaverlik etmek: Gereksiz yere büyük cesaret gösterilerine kalkışmak.
- Cenk etmek: Savaşmak, büyük bir mücadeleye girişmek.
- Cennet gibi: Çok güzel, huzurlu, yeşillik ve ferah yer.
- Cennet kuşu: Çok saf, temiz ve günahsız olduğuna inanılan kişi.
- Cennetlik: Çok iyi kalpli, sevap işleyen, cennete gideceğine inanılan kişi.
- Cennetlik olmak: Herkes tarafından sevilen, çok hayırlı bir iş yapmak.
- Cep doldurmak: Haksız kazanç elde ederek zenginleşmek.
- Cep harçlığı: Kişinin günlük küçük ihtiyaçları için yanında bulundurduğu sınırlı miktar para.
- Cep harçlığı çıkarmak: Küçük işler yaparak günlük masraflarını karşılamak.
- Cep yakmak: Çok pahalı olmak, fiyatı bütçeyi sarsacak düzeyde olmak.
- Cepte beş para olmamak: Tamamen parasız kalmak, meteliğe kurşun atmak.
- Cepte keklik: Elde edilmesi kesin olan, garanti gözüyle bakılan şey.
- Cepte keklik sanmak: Bir şeyi kesin olarak elde ettiğine inanmak.
- Cereyan etmek: Bir olayın gerçekleşmesi, sürmesi veya akıp gitmesi.
- Cereme çekmek: Kendi suçu olmadığı halde başkasının hatasının cezasını veya masrafını ödemek.
- Ceremeye girmek: İstemeden bir masrafa veya cezaya ortak olmak.
- Cevabı ağzına tıkmak: Birine öyle bir karşılık vermek ki, konuşamaz hale getirmek.
- Cevabı yapıştırmak: Hiç duraklamadan, tam yerinde ve susturucu bir karşılık vermek.
- Cevap vermek: Sorumluluk almak veya bir soruya karşılık sunmak.
- Cevap yetiştirmek: Her söylenene anında ve bazen saygısızca karşılık vermek.
- Cevapsız bırakmak: Bir soruya veya çağrıya karşılık vermemek, duymazdan gelmek.
- Cevaz vermek: Bir şeyin yapılmasına izin vermek, uygun görmek.
- Ceviz kabuğuna girmek: Çok utandığı için saklanacak yer aramak.
- Ceviz kabuğunu doldurmaz: Çok önemsiz, üzerinde durmaya değmeyecek kadar küçük meseleler için kullanılır.
- Cevizli helva gibi: Çok tatlı ve doyurucu olan durum.
- Cevval davranmak: Hızlı, enerjik ve sonuç odaklı hareket etmek.
- Cevval kesilmek: Birdenbire çok hareketli, atılgan ve enerjik bir hale gelmek.
- Ceylan gibi: Zarif, güzel gözlü ve hızlı hareket eden.
- Ceylan gibi bakmak: Ürkek, masum ve güzel bir bakışa sahip olmak.
- Ceylan gibi kaçmak: Çok hızlı, çevik ve zarif bir şekilde bir yerden uzaklaşmak.
- Cezasını bulmak: Yaptığı kötülüğün karşılığını almak.
- Cezasını çekmek: Yaptığı bir kötülüğün veya hatanın sonucuna katlanmak.
- Cezaya çarptırılmak: Mahkeme veya bir otorite tarafından bir cezaya mahkum edilmek.
- Cezbedilmek: Bir şeyin veya birinin çekimine kapılmak.
- Cezvesi kaynamak: Birinin sinirlenmeye başladığını, öfkesinin arttığını belirtir.
- Cezvesi taşmak: Sabrının sonuna gelip öfkeyle dışa vurmak.
- Cezvesini taşırmak: Sabrını sonuna kadar zorlayıp birini patlama noktasına getirmek.
- Cıbıl cıbıl: Tamamen çıplak veya çok yoksul durumda olan.
- Cıbıl kalmak: Parasız, pulsuz veya çıplak kalmak.
- Cıbıldak kalmak: Her şeyini kaybetmek, ortada kalmak.
- Cılkı çıkmak: Bir işin tadı kaçmak, bozulmak veya işe yaramaz hale gelmek.
- Cılız çıkmak: Duyulmayacak kadar az ve kuvvetsiz çıkmak.
- Cılız kalmak: Diğerlerinin yanında çok yetersiz veya etkisiz gözükmek.
- Cıngar çıkarmak: Kavga çıkarmak, gürültü patırtı koparmak.
- Cıngıl cıngıl: Süs eşyalarının çıkardığı hafif ve neşeli ses.
- Cırcır etmek: Hiç durmadan, gereksiz ve bıktırıcı bir şekilde konuşmak.
- Cırlamak: İnce ve tiz bir sesle bağırmak veya itiraz etmek.
- Cırtlak sesi çıkmak: Kulağı tırmalayan, hoş olmayan bir tonda bağırmak.
- Cıva gibi: Çok hareketli, yerinde duramayan, zeki ve çevik kimse.
- Cıvık cıvık: Çok sulu; mecazen çok laubali ve ciddiyetsiz davranışlar için kullanılır.
- Cıvık cıvık konuşmak: Çok laubali, ciddiyetsiz ve rahatsız edici bir üslupla konuşmak.
- Cıvık mantar gibi: Dayanıksız, gevşek ve güven vermeyen tip.
- Cıvığını çıkarmak: Bir işin ciddiyetini bozmak, tadını kaçıracak kadar ileri gitmek.
- Cıvıklanmak: Ciddiyetten uzaklaşıp rahatsız edici şekilde şakalaşmaya başlamak.
- Cıvıklaşmaya başlamak: Ortamdaki ciddiyetin yerini rahatsız edici bir laubaliliğe bırakması.
- Cıvıl cıvıl: Çok neşeli, hareketli ve sesli ortam veya kişiler için.
- Cıvıl cıvıl ötmek: Çok neşeli ve hızlı konuşmak.
- Cıvıl cıvıl ötüşmek: Birden fazla kişinin neşe içinde ve karışık konuşması.
- Cıvıtmak: Bir işin veya ortamın ciddiyetini aşırı şaka veya laubalilikle bozmak.
- Cız bız: Hemen pişiveren ızgara et; mecazen çabuk biten iş.
- Cız etmek: İçinin aniden sızlaması veya anlık bir acı/korku duymak.
- Cızvız etmek: Bir şeye çok çabuk sinirlenip tepki göstermek.
- Cibilliyeti bozuk: Soyu sopu veya karakteri kirli, kötü niyetli kimse.
- Cici anne: Üvey anneye veya yaşlı hanımlara hitaben kullanılan sevgi sözü.
- Cici bici: Süslü, güzel, sevimli ama genellikle küçük şeyler için kullanılır.
- Cici görünmek: Kendini başkalarına şirin ve kusursuz göstermeye çalışmak.
- Cicim ayı: Evliliğin veya bir ilişkinin ilk, en tatlı ve sorunsuz zamanları.
- Cicim günleri: Bir işin veya aşkın ilk, sorunsuz ve en keyifli zamanı.
- Cidali gılaf: Sözle yapılan sert tartışma, ağız kavgası.
- Cidali gılaf etmek: Bir konuyu sertçe tartışmak, söz düellosu yapmak.
- Ciddi tutmak: Bir işi sıkı tutmak, ciddiyetle yürütmek.
- Ciddiye almak: Bir işe veya söze önem vermek, onu şaka saymayıp gereğini düşünmek.
- Ciddiye bindirmek: Şaka yollu başlayan bir işi ciddi bir boyuta taşımak.
- Ciddiyetini korumak: Zor bir durumda bile ağırbaşlılığını bozmamak.
- Ciğer acısı: Evlat veya çok yakın birinin kaybından doğan, dayanılması zor büyük acı.
- Ciğer dalarak: Çok içten, derinden ve etkileyici bir şekilde.
- Ciğer kebabı olmak: Çok büyük bir sıcakta kalmak veya bir dertle içten içe yanmak.
- Ciğeri beş para etmez: Hiçbir değeri olmayan, ahlaken düşük, güvenilmez kimse.
- Ciğeri dayanmamak: Bir acıya veya üzücü duruma bakmaya, katlanmaya dayanamamak.
- Ciğeri delik delik olmak: Çok büyük ve üst üste gelen acılarla perişan olmak.
- Ciğeri kan ağlamak: İçten içe çok büyük bir üzüntü ve keder duymak.
- Ciğeri sızlamak: Birinin haline çok acımak, derin bir şefkat ve üzüntü hissetmek.
- Ciğeri yanmak: Çok büyük bir sevgiyle bağlanmak veya büyük bir kayıpla kavrulmak.
- Ciğerini bilmek: Birinin tüm gizli yönlerini ve gerçek niyetini tanımak.
- Ciğerini okumak: Birinin gizli düşüncelerini ve niyetini çok iyi bilmek.
- Ciğerini sökmek: Birine çok büyük bir acı yaşatmak veya büyük zarar vermek.
- Ciğerinin köşesi: Çok sevilen, üstüne titrenilen kimse.
- Cihan değer: Çok kıymetli, dünyalara bedel.
- Cihanı başına dar etmek: Birine dünyayı yaşanmaz hale getirmek, büyük sıkıntı vermek.
- Cihanı tutmak: Ünü veya sesi her yere yayılmak.
- Cila yapmak: Bir başarının üzerine küçük ama parlak bir ekleme yapmak.
- Cilalamak: Bir şeyi olduğundan daha güzel göstermek için parlatmak veya övmek.
- Cilalaşmak: Bir başarıyı karşılıklı olarak övmek veya pekiştirmek.
- Cilası bozulmak: Altındaki gerçek ve çirkin yüzün görülmesi.
- Cilası dökülmek: Gerçek yüzü ortaya çıkmak, sahte görkemini kaybetmek.
- Cilve satmak: Nazlı tavırlarla ilgi çekmeye çalışmak.
- Cilve yapmak: Hoşa gitmek için takınılan nazlı ve işveli tavırlar sergilemek.
- Cilveleşmek: Karşılıklı nazlı ve şakacı tavırlarla vakit geçirmek.
- Cim karnında bir nokta: Hiçbir değeri veya önemi olmayan, çok küçük şey.
- Cimrilik etmek: Para harcamaktan veya bir şeyi paylaşmaktan aşırı kaçınmak.
- Cimrilik yapmak: İmkanı olduğu halde para harcamaktan kaçınmak.
- Cin çarpmışa dönmek: Birdenbire neye uğradığını şaşırmak, çok sarsılmak.
- Cin danışmak: Çok kurnazca bir fikir almak.
- Cin fikirli: Çok kurnaz, her şeye aklı eren, zeki kimse.
- Cin gibi: Çok uyanık, zeki ve her şeyi hemen anlayan.
- Cin ifrit kesilmek: Bir olay karşısında aşırı derecede sinirlenmek.
- Cin ifrit olmak: Çok fazla sinirlenmek, tepesi atmak.
- Cinleri ayaklanmak: Bir olay karşısında aniden çok sinirlenmek.
- Cinleri başına toplamak: Çok sinirlenmek, öfkeden ne yapacağını bilemez hale gelmek.
- Cinleri tepesine çıkmak: Çok kızmak, öfkesi en üst seviyeye ulaşmak.
- Cingöz kesilmek: Çok dikkatli, uyanık ve zeki bir şekilde durumu takip etmek.
- Cins cins: Çeşit çeşit, türlü türlü veya tuhaf huyları olan.
- Cins cins bakmak: Tuhaf, anlam verilemeyen veya hoşnutsuz bir tavırla bakmak.
- Cinsini sevdiğim: Birine kızarken veya şaşırırken kullanılan sitem sözü.
- Cirit atmak: Bir yerde pek çok kişinin serbestçe, çekinmeden dolaşması.
- Cisbi cılız: Bedence çok zayıf ve çelimsiz olan kimse.
- Cismini ortadan kaldırmak: Birini yok etmek veya öldürmek.
-
Civelek gibi: Neşeli, hareketli ve sokulgan.
-
Coşkuya gelmek: Büyük bir heyecan ve şevkle dolmak.
- Coşkunluk etmek: Duygularını kontrol edemeyecek kadar heyecanlanmak.
- Coşup taşmak: Duygularını tutamayacak kadar heyecanlanmak veya çok neşelenmek.
- Cömertliği tutmak: Beklenmedik bir anda eli açık davranmaya başlamak.
- Cömertlik yapmak: Eli açıklık göstererek başkalarına yardımda bulunmak.
- Cuk oturmak: Bir şeyin yerine tam gelmesi, çok uygun düşmesi.
- Cuma günü: İşi vaktinde bitirmeyip sürekli erteleyenler için kullanılır.
- Cuma selamlığına çıkmak: Gösterişli bir törenle bir yere gitmek.
- Cumartesi pazartesiye karışmak: İşlerin çok yoğunlaşması, zamanın nasıl geçtiğini anlayamamak.
- Cumbasından bakmak: Bir olayı dışarıdan, rahat bir konumdan izlemek.
- Cumburlop dalmak: Bir işe veya suya hiç düşünmeden, aniden girmek.
- Cuntaya gelmek: Bir grubun gizli planlarına kurban gitmek.
- Cura gibi: Çok küçük ve ince sesli.
- Cura gibi kalmak: Kalabalık içinde çok küçük ve çelimsiz görünmek.
- Curnata gibi: Kalabalık, gürültülü ve karışık yer.
- Cuvallamak: Bir işi beceremeyip yüzüne gözüne bulaştırmak.
- Cübbe giymek: Avukat, hakim veya hoca olarak göreve başlamak.
- Cüce kalmak: Bir gelişimin yanında çok küçük veya yetersiz kalmak.
- Cülus etmek: Tahta çıkmak; mecazen bir makama yerleşmek.
- Cümbür cemaat: Hep birlikte, toplulukça eksiksiz olarak.
- Cümle alem: Herkes, bütün dünya, tüm insanlar.
- Cümle kapısı: Bir binanın veya sarayın en büyük, ana giriş kapısı.
- Cümle kapısından girmek: Bir işe resmi ve en doğru yoldan başlamak.
- Cüneyt Arkın gibi: Çok cesur, tek başına herkesle savaşan.
- Cüret bulmak: Birinden cesaret alarak haddini aşan davranışlarda bulunmak.
- Cüret etmek: Korkmadan, çekinmeden bir işe kalkışmak.
- Cüret göstermek: Korkusuzca ileri atılmak.
- Cürmü kadar yer yakmak: Etkisi ve gücü çok sınırlı olmak.
- Cürmü meşhut: Suç işlerken yakalanma durumu, suçüstü.
- Cürüm işlemek: Suç sayılan bir eylemde bulunmak.
- Cüzdanı boşalmak: Bütün parasını harcamak veya kaybetmek.
- Cüzdanı boşaltmak: Çok fazla para harcamak veya birine tüm parasını harcatmak.
- Cüzdanı kabarık: Çok parası olan, zengin kimse.
- Cüzdanı şişirmek: Haksız veya hızlı yoldan çok para kazanmak.
- Cüzdanı şişkin: Parası çok olan kişi.
- Cüzdana kuvvet: Masraflı bir iş için çok paraya ihtiyaç olduğunu belirtir.
- Çaba harcamak: Bir işi başarmak için yoğun emek vermek.
- Çabuk parlamak: Çok çabuk sinirlenip öfkesini dışa vurmak.
- Çağ dışı kalmak: Zamana ayak uyduramamak, eskide kalmak.
- Çağ açmak: Yeni bir devir veya çok önemli bir dönem başlatmak.
- Çağ dışı: Zamanın gerisinde kalmış, modası geçmiş fikir veya eşya.
- Çağı yakalamak: Günün şartlarına ve teknolojisine ayak uydurmak.
- Çağlamak: Coşkuyla akmak veya çok sesli konuşmak.
- Çakı gibi: Dinç, hareketli, sağlıklı ve yakışıklı kimse.
- Çakır keyif: Hafifçe alkol almış, neşesi yerine gelmiş durum.
- Çalakalem yazmak: Düşünmeden, çok hızlı ve özensizce yazmak.
- Çalçene olmak: Gereksiz yere çok fazla ve boş konuşmak.
- Çalı gibi: Zayıf, sert ve çelimsiz vücut yapısı.
- Çalım satmak: Kendini üstün göstererek başkalarına gösteriş yapmak.
- Çalışkanlığı tutmak: Beklenmedik bir anda çok istekli çalışmaya başlamak.
- Çam devirmek: İstemeden pot kırmak, birini kıracak söz söylemek.
- Çam sakızı çoban armağanı: Mütevazı ama içtenlikle verilen küçük hediye.
- Çamur atmak: Birine asılsız suçlamalarla iftira etmek.
- Çamurda yürümek: Zor ve sıkıntılı bir süreci yönetmeye çalışmak.
- Çanak tutmak: Kötü bir durumun oluşmasına zemin hazırlamak.
- Çanta keklik: Elde edilmesi çok kolay, garanti görülen şey.
- Çapanoğlu çıkmak: Bir işin içinden beklenmedik bir engel veya hile çıkması.
- Çapkınlık etmek: Karşı cinsle kurallara uymayan, gelgeç ilişkiler kurmak.
- Çapraz ateşe tutmak: Birini her yönden gelen sorularla veya eleştirilerle sıkıştırmak.
- Çar çur etmek: Parayı veya imkanları hesapsızca harcayıp bitirmek.
- Çark etmek: Sözünden veya kararından aniden geri dönmek.
- Çarşafa dolanmak: Bir işi beceremeyip işlerin birbirine karışması.
- Çat kapı gelmek: Habersizce ve aniden ziyarete gelmek.
- Çatlak ses: Topluluğun genel görüşüne aykırı ve rahatsız edici çıkış.
- Çatlayacak hale gelmek: Çok yemekten veya meraktan patlayacak duruma gelmek.
- Çaylaklık etmek: Bir işte tecrübesizce ve acemice davranmak.
- Çehre düşürmek: Surat asmak, moralinin bozuk olduğunu belli etmek.
- Çekirdekten yetişme: Bir işin temelinden, çocuk yaşlardan itibaren öğrenen.
- Çeki düzen vermek: Bir şeyi veya kendini düzeltmek, toparlamak.
- Çekimser kalmak: Karar vermekten veya taraf olmaktan kaçınmak.
- Çelebi ruhlu: Kibar, hoşgörülü ve ağırbaşlı kimse.
- Çelik gibi: Çok sağlam, dayanıklı ve bükülmez (irade veya vücut için).
- Çemberi yarmak: Kuşatmayı veya büyük bir engeli aşmayı başarmak.
- Çene çalmak: Boş ve havadan sudan uzun süre konuşmak.
- Çene yormak: Birini ikna etmek için boş yere çok fazla konuşmak.
- Çenesi düşmek: Durup dinlenmeden, çok fazla konuşmaya başlamak.
- Çentik atmak: Bir şeyi unutmamak için işaret koymak.
- Çerçeveletip asmak: Çok değerli veya önemli bir sözü unutulmaz kılmak.
- Çerçöp: Değersiz, küçük ve önemsiz atık parçaları.
- Çeşit yapmak: Bir şeyin birçok farklı türünü bir araya getirmek.
- Çete kurmak: Gizli ve genellikle kötü amaçlar için grup oluşturmak.
- Çetin ceviz: Yenilmesi veya ikna edilmesi çok zor olan dişli rakip.
- Çevresi geniş olmak: Tanıdığı ve sözü geçen çok fazla kişi bulunmak.
- Çeyrek gönül: İsteksizce, tam ikna olmadan kabul edilen durum.
- Çığır açmak: Bir konuda yepyeni ve önemli bir yöntem başlatmak.
- Çıkar gözetmek: Yapılan işte sadece kendi menfaatini düşünmek.
- Çıkmaza girmek: Bir sorunun çözümünün kalmaması, tıkanması.
- Çılgına dönmek: Çok fazla sinirlenmek veya aşırı sevinmek.
- Çıngırak takmak: Bir durumu herkese duyurmak, dile düşürmek.
- Çıra gibi yanmak: Çok büyük bir zarara uğramak veya aşık olmak.
- Çırak çıkmak: Bir işten zararlı veya eli boş dönmek.
- Çıt çıkarmamak: Hiç ses çıkarmadan, sessizce beklemek.
- Çiçek gibi: Çok temiz, bakımlı, güzel ve taze.
- Çiğnemek: Bir kurala veya birinin hakkına saygı göstermemek.
- Çile çekmek: Uzun süre boyunca büyük sıkıntı ve dertlerle uğraşmak.
- Çileden çıkmak: Sabrı tükenip kontrolsüz bir öfkeye kapılmak.
- Çivi gibi: Çok zinde, dinç ve soğuğa dayanıklı.
- Çizgiyi aşmak: Haddini aşmak, kabul edilebilir sınırların dışına çıkmak.
- Çocuk oyuncağı: Yapılması çok kolay ve basit olan iş.
- Çoğu gitti azı kaldı: Bir işin en zor ve büyük kısmının bitmiş olması.
- Çok bilmiş: Her konuda fikri olan ve kendini üstün gören (genelde olumsuz).
- Çoluk çocuğa karışmak: Evlenip çocuk sahibi olmak, aile kurmak.
- Çoraklaşmak: Verimliliğini veya yaratıcılığını kaybetmek.
- Çorap söküğü gibi: Bir kez başlayınca gerisi kolayca ve hızla gelen.
- Çorbada tuzu bulunmak: Yapılan bir işte küçük de olsa bir katkısı olmak.
- Çömezlik etmek: Birinin yanında acemice yardımcılık yapmak.
- Çöp atlamaz: Çok dikkatli, en küçük ayrıntıyı bile kaçırmayan.
- Çöplüğe dönmek: Çok kirli ve düzensiz bir hale gelmek.
- Çözülmek: Direnci kırılmak veya gizli bir durumu itiraf etmek.
- Çürük tahtaya basmamak: Tedbirli davranmak, riskli işlere girmemek.
- Çürüğe çıkmak: İşe yaramaz hale gelmek, gözden düşmek.
- Çürük çarık: Eski, bozuk ve işe yaramaz eşyalar.
- Caba göstermek: Bir sonuca ulaşmak için özel bir gayret içinde olmak.
- Cana can katmak: Tazelik, zindelik ve büyük bir yaşama sevinci vermek.
- Canı çekmek: Bir şeye karşı büyük bir iştah veya yapma isteği duymak.
- Canı gitmek: Bir şeyi kaybedeceği korkusuyla aşırı titizlik göstermek.
- Canı sağ olsun: Yapılan bir zararın önemli olmadığını belirten nezaket sözü.
- Canı tatlı: Acıya veya zahmete hiç gelemeyen, kendini sakınan kişi.
- Canına değmek: Yapılan bir işten çok büyük bir keyif ve tatmin duymak.
- Canına ezan okumak: Bir şeyi tamamen mahvetmek veya birini susturmak.
- Canına minnet: Arayıp da bulamadığı bir fırsatın ayağına gelmesi.
- Canına yandığımın: Şaşkınlık veya sitem belirten bir seslenme ifadesi.