Deyim B
1 . Baba adam olmak : Olgun ve güvenilir olmak.
2 . Baba ocağı : Aile evi, doğup büyünülen yer.
3 . Baba parası yemek : Emeksiz geçinmek.
4 . Babacan tavırlı olmak : Karşısındaki insana güven veren, içten, samimi ve koruyucu bir şekilde yaklaşarak etrafındakiler tarafından sevilen bir karakter sergilemektir.
5 . Babalar gibi yapmak : Bir işi hiçbir eksiğe yer bırakmadan, tam bir ustalıkla ve herkesin takdirini kazanacak şekilde mükemmelce yerine getirmek anlamına gelir.
6 . Babana rahmet okutmak : Bir kişiyi, ölümünün ardından bile daha çok anılmasına ve hayırla yad edilmesine sebep olacak kadar iyi davranmak veya iş yapmak.
7 . Babası tutmak : Kişinin aniden ve sebepsiz yere huysuzlaşması, çevresindekilere zorluk çıkarması veya öfke nöbeti geçirerek geçimsiz bir tavır takınması durumudur.
8 . Babasına çekmek : Bir çocuğun fiziksel özellikleri, karakter yapısı veya sergilediği davranışlar bakımından babasına çok büyük bir benzerlik göstermesi durumudur.
9 . Babasına rahmet okutmak : Bir kişinin veya bir durumun, kendisinden önceki kötü örneği aratacak kadar çok daha kötü bir hale gelmesi durumunu ifade eder.
10 . Babasının hayrına yapmak : Karşılıksız sanılmak.
11 . Baca başında kalmak : Hayatta ilerleyemeyip hep aynı yerde ve aynı sorunlarla oyalanmak.
12 . Baca dibi kararmak : Uzun süre aynı sorunlarla uğraşmaktan dolayı ruh halinin iyice bozulması.
13 . Baca dibine sinmek : Olumsuz bir durumun etkisinin uzun süre fark edilmeden devam etmesi.
14 . Baca dumanı gibi dağılmak : Bir araya gelmesi beklenen insanların sessizce ve iz bırakmadan ayrılması.
15 . Baca dumanı gibi tükenmek : Sürekli baskı altında kalıp yavaş yavaş gücünü ve direncini kaybetmek.
16 . Baca gölgesinde kalmak : Başkasının etkisi altında kalarak kendi kişiliğini ortaya koyamamak.
17 . Baca isi gibi sinmek : Yaşanan olumsuz bir olayın etkisinin uzun süre ruh halinden çıkmaması.
18 . Baca külü gibi savrulmak : Hayatın sert rüzgârları karşısında tutunamayıp dağılmak, düzenini kaybetmek.
19 . Bacağına dolanmak : Kendi yaptığı bir işin sonradan engel çıkarması.
20 . Bacağına sarılmak : Birinden yalvararak yardım istemek.
21 . Bacak kadar boyu olmak : Çok küçük olmak.
22 . Bacak kadar boyuyla : Yaşına bakmadan büyük işlere kalkışanlar için kullanılır.
23 . Bacakları titremek : Yaşanan çok büyük bir korku, aşırı heyecan veya fiziksel yorgunluk nedeniyle kişinin kontrolünü kaybederek ayakta durmakta zorluk çekmesi halini anlatır.
24 . Bacakları yerden kesilmek : Çok büyük bir sevinç yaşamak veya birine aşık olmak gibi nedenlerle kişinin kendini bulutların üzerinde hissetmesi halidir.
25 . Bacası tütmek : Bir evde yaşamın ve hareketliliğin devam ettiğini, ocağın sürekli yandığını ve ailenin varlığını simgelemek.
26 . Bacasından duman çıkmak : Bir hanenin veya iş yerinin aktif olarak çalıştığını, orada yaşamın devam ettiğini veya düzenli bir üretimin sürdüğünü simgeleyen bir durumdur.
27 . Bacasını tüttürmek : Bir ailenin geçimini sağlamaya devam etmesi, evindeki ocağın sönmemesi ve yaşamın her türlü zorluğa rağmen sürdürülmesini ifade eder.
28 . Badem gözlü olmak : Öldükten sonra değer kazanmak.
29 . Bağ bahçe sahibi olmak : Mal mülk edinmek.
30 . Bağ bozumuna uğramak : Umduğu sonucu alamamak.
31 . Bağdaş kurmak : Uyum sağlamak veya dizlerini bükerek oturmak.
32 . Bağdaş kurup oturmak : Bir yere sanki hiç gitmeyecekmiş gibi iyice yerleşmek veya bir durumu tamamen kabullenip onun içinde uzun süre kalmak anlamında kullanılır.
33 . Bağımsızlığını ilan etmek : Bir kişinin artık kimseden emir almadan, kendi kararlarını kendi vererek özgürce hareket etmeye başladığını bildiren bir durumdur.
34 . Bağımsızlık ateşi yanmak : Bir topluluğun veya kişinin özgürlüğüne kavuşmak için içinde çok güçlü bir istek duymaya başlaması ve harekete geçmesidir.
35 . Bağını koparmak : Bir kişi, kurum veya alışkanlık ile olan tüm ilişkileri tamamen ve kesin bir şekilde sonlandırmak.
36 . Bağır basmak : Yaşanan çok derin bir acıyı, hayal kırıklığını veya kederi kimseye belli etmeden, sessizce ve sabırla kendi içinde yaşamak demektir.
37 . Bağıra çağıra anlatmak : Bir konuyu veya şikayeti herkesin duyabileceği şekilde yüksek sesle, gürültü çıkararak ve oldukça öfkeli bir tavırla dile getirmektir.
38 . Bağırganlık etmek : Bir konuda gereksiz yere yüksek sesle ve kavgacı bir tavırla konuşarak herkesi rahatsız etmek.
39 . Bağırıp çağırmak : Yüksek sesle konuşmak, azarlamak.
40 . Bağırsakları bozulmak : Sindirim sisteminde meydana gelen bir rahatsızlık nedeniyle kişinin mide huzursuzluğu yaşaması ve fiziksel olarak kendini halsiz hissetmesi durumudur.
41 . Bağırtıya getirmek : Birini sinirlendirip veya üzüp, kendisini kontrol edemeyeceği bir noktaya gelerek bağırmasına sebep olmak.
42 . Bağlama çekmek : Bir kimseyi sözleriyle veya davranışlarıyla etkileyip kendine hayran bırakarak, onu kendi safına çekmek ve tamamen kontrolü altına almaktır.
43 . Bağlantı kurmak : İki farklı olay, kişi veya nesne arasındaki gizli ya da açık ilişkileri fark ederek bunlar arasında mantıklı bir köprü oluşturmaktır.
44 . Bağlantı noktası olmak : Birbirinden farklı iki grup veya fikir arasında köprü kurarak iletişimi sağlayan en önemli kişi konumunda bulunmak anlamına gelir.
45 . Bağlantıyı koparmak : İlişkiyi kesmek.
46 . Bağlayıcı kararlar almak : Kişinin veya bir kurumun gelecekteki hareket alanını kısıtlayan, geri dönüşü olmayan ve kesin olarak uyulması gereken ciddi kurallar belirlemesidir.
47 . Bağrı açık olmak : Kişinin kimseden bir şey saklamadan, tüm samimiyeti ve dürüstlüğü ile savunmasız bir şekilde kendini olduğu gibi ortaya koymasıdır.
48 . Bağrı sızlamak : İçten içe derin bir üzüntü duymak.
49 . Bağrı yanık : Çok dertli, acı çekmiş kimse.
50 . Bağrı yanık olmak : Hayatı boyunca çok büyük acılar, dertler ve talihsizlikler yaşamış olan kişilerin içinde bulunduğu derin üzüntü halini tarif etmek için söylenir.
51 . Bağrı yanıklar : Büyük acılar çekmiş kimseler topluluğu.
52 . Bağrı yanmak : Derin bir üzüntü veya acı duymak.
53 . Bağrına ağırlık çöreklenmek : İçten içe artan sorumlulukların kişiyi nefes alamaz hale getirmesi.
54 . Bağrına ateş düşmek : Bir kişinin hayatında yaşayabileceği en derin, en yakıcı ve telafisi mümkün olmayan çok büyük bir acıyla sarsılması durumunu ifade eder.
55 . Bağrına ateş koru düşmek : Acının dinmeyip sürekli yakıcı şekilde hissedilmesi.
56 . Bağrına basıp susmak : Sabretmek.
57 . Bağrına basmak : Sevgiyle sahiplenmek veya kabul etmek.
58 . Bağrına çökmek : Büyük bir yük veya dert olmak.
59 . Bağrına dert düğümlemek : İç sıkıntılarını kimseyle paylaşmadan biriktirmek.
60 . Bağrına dert ekmek : Küçük bir sıkıntıyı zamanla büyüyen bir iç acıya dönüştürmek.
61 . Bağrına dert etmek : Bir olayı sürekli düşünerek üzülmek.
62 . Bağrına dert yığmak : Paylaşılmayan sıkıntıların içte birikmesi.
63 . Bağrına diken ekilmek : İçini acıtan bir olayın uzun süre etkisini sürdürmesi.
64 . Bağrına gömmek : Acısını içine atmak.
65 . Bağrına kar düşmek : İçinde aniden oluşan derin bir soğukluk ve umutsuzluk duygusuyla sarsılmak.
66 . Bağrına karanlık almak : İç dünyasında umutsuzluğu kabullenmek.
67 . Bağrına kış çöreklenmek : Umutsuzluğun uzun süre geçmeden insanın iç dünyasına yerleşmesi.
68 . Bağrına kilit vurmak : Acılarını ve sırlarını kimseyle paylaşmamaya karar vermek.
69 . Bağrına sessizlik çökmek : Yaşanan ağır olaylar sonrası konuşacak gücü ve isteği kalmamak.
70 . Bağrına sis çökmek : İç dünyasında kararsızlık, hüzün ve bulanıklık hissetmek.
71 . Bağrına soğukluk yerleşmek : İç dünyasında uzun süre geçmeyen bir uzaklık ve hissizlik oluşmak.
72 . Bağrına sokmak : Yakınlık göstermek.
73 . Bağrına suskunluk almak : Yaşananları kimseyle paylaşmamayı bilinçli olarak seçmek.
74 . Bağrına suskunluk çökmek : Yaşananlar karşısında konuşamaz hale gelmek.
75 . Bağrına taş basmak : Yaşadığı büyük bir acıyı veya haksızlığı kimseye duyurmadan, şikayet etmeden ve büyük bir sabırla kendi içinde sindirmeye çalışmaktır.
76 . Bağrına taş bastırmak : Birine büyük acı çektirmek.
77 . Bağrına taş oturmak : İçinde ağır bir sıkıntı ve konuşulamayan bir acı hissetmek.
78 . Bağrına yük bağlamak : İçinde taşıdığı sıkıntıları kimseyle paylaşmadan büyütmek.
79 . Bağrına yük çökmek : Üst üste gelen sorumluluklar nedeniyle içsel baskı yaşamak.
80 . Bağrına yük gibi oturmak : İç sıkıntısının sürekli hissedilir hale gelmesi.
81 . Bağrına yük olmak : Bir duyguyu ya da sırrı kimseyle paylaşamamak.
82 . Bağrını açmak : Tüm samimiyetiyle birini kabul etmek veya dert yanmak.
83 . Bağrını delip geçmek : Söylenen çok ağır bir sözün veya yaşanan acı bir olayın, insanın ruhunda derin ve unutulmaz yaralar açması durumudur.
84 . Bağrını delmek : Çok üzmek, incitmek.
85 . Bağrını dövmek : Büyük bir pişmanlık veya acı içinde olmak.
86 . Bağrını parçalamak : Yürek burkan bir acı vermek.
87 . Bağrını yakmak : Derin ve kalıcı acı vermek.
88 . Bahane bulmak : Mazeret veya gerekçe üretmek.
89 . Bahanesi olmak : Bir işi yapmamak veya bir sorumluluktan kaçmak için elinde geçerli ya da uydurma bir gerekçenin bulunması durumunu ifade eder.
90 . Bahanesini bulmak : Yapılmak istenmeyen bir işten kurtulmak için mantıklı görünen ama aslında gerçeği yansıtmayan uydurma bir gerekçe üretmek demektir.
91 . Bahar görmeden solmak : Umut edilen güzel günleri yaşamadan tükenmek.
92 . Bahara çıkmak : Kışın yaşanan zor şartları, hastalıkları veya maddi imkansızlıkları geride bırakarak daha güzel ve ferah bir döneme ulaşmayı başarmaktır.
93 . Baharı beklemek : İçinde bulunulan zor ve sıkıntılı günlerin geçeceğine, güzel ve huzurlu günlerin mutlaka geleceğine dair sarsılmaz bir umut beslemektir.
94 . Bahis açmak : Konuşma sırasında o zamana kadar hiç değinilmemiş olan yeni bir konudan söz etmeye başlayarak dikkati o yöne çekmektir.
95 . Bahse girmek : Bir konuda iddialaşmak.
96 . Baht çarkı tersine dönmek : Hayatın beklenmedik biçimde olumsuz yöne kayması.
97 . Baht çizgisi silinmek : Geleceğe dair umutlarının belirgin biçimde yok olmaya başlaması.
98 . Baht defteri incelmek : Hayatta olumlu gelişmelerin giderek azalması.
99 . Baht defteri kapanmak : Talihinin uzun süre boyunca düzelmeyecek şekilde ters gitmesi.
100 . Baht defteri kararmak : Umutların art arda sönmesi.
101 . Baht defteri sessizleşmek : Hayatta artık sürpriz ve beklenti kalmaması.
102 . Baht defteri seyrekleşmek : Hayatta güzel gelişmelerin giderek azalması.
103 . Baht defterinde boş sayfa kalmak : Hayattan beklentilerin tükenmesi.
104 . Baht ipliği kopmak : Uzun süredir iyi giden talihin beklenmedik biçimde tersine dönmesi.
105 . Baht kapısı aralanmamak : Ne kadar çaba gösterilse de talihin bir türlü yüzünü göstermemesi.
106 . Baht pusulası şaşmak : Hayatta hangi yöne gideceğini bilemeyecek kadar kararsız kalmak.
107 . Baht rüzgârı ters esmek : Hayatın beklenmedik şekilde olumsuz yönde ilerlemesi.
108 . Baht terazisi bozulmak : Emekle elde edilen sonuçların adaletsiz şekilde kaybolması.
109 . Baht terazisi devrilmek : Hayatın adalet duygusunu tamamen yitirmiş gibi görünmesi.
110 . Baht terazisi şaşmak : Hak edilenle yaşananların sürekli birbirini tutmaması durumu.
111 . Baht yolu daralmak : Hayatta seçeneklerin azalmasıyla birlikte ilerlemenin zorlaşması durumu.
112 . Baht yoluna sis inmek : Geleceğin belirsizleşmesi ve planların dağılması.
113 . Baht yolunda taş birikmek : Hayatta ilerlemeyi zorlaştıran engellerin art arda çıkması.
114 . Baht yolunu kaybetmek : Hayatta yönünü şaşırıp ne yapacağını bilememek.
115 . Baht yolunu sis basmak : Gelecek planlarının belirsizleşmesi.
116 . Bahtı açık olmak : Kişinin hayatı boyunca girdiği her işte talihinin yardımıyla kolayca başarıya ulaşması ve önündeki engellerin kendiliğinden kalkmasıdır.
117 . Bahtı açılmak : İşlerinin ve şansının düzelmeye başlaması.
118 . Bahtı bağlı olmak : Şansı bir türlü yaver gitmemek.
119 . Bahtı kara olmak : Hayatı boyunca girdiği her işte aksiliklerle karşılaşan ve şansı hiçbir zaman yaver gitmeyen, talihsizliği süreklilik arz eden kişiler için söylenir.
120 . Bahtı kör düğüm olmak : Talihinin uzun süre çözülemeyecek şekilde ters gitmesi.
121 . Bahtı yâr olmak : Bir kimsenin hayat yolculuğunda şansının her zaman yanında olması ve işlerinin planladığından bile daha kolay bir şekilde yolunda gitmesidir.
122 . Bahtına küsmek : Kişinin başına gelen kötü olaylar karşısında şansına darılması ve içine düştüğü talihsiz durumu çaresiz bir şekilde kabullenip kadere boyun eğmesi demektir.
123 . Bahtını taşlamak : Kendi şanssızlığını veya kötü kaderini kabullenip, bununla ilgili olarak sürekli sitemkar ve umutsuz davranmak.
124 . Bakakalmak : Şaşkınlıktan ne yapacağını bilememek.
125 . Bakıp bakıp doyamamak : Bir nesnenin, bir kişinin veya bir manzaranın sahip olduğu olağanüstü güzellik karşısında duyulan hayranlığın, ne kadar bakılırsa bakılsın hiçbir zaman azalmaması halidir.
126 . Bakıp bakıp hayran olmak : Bir nesnenin veya kişinin sahip olduğu güzelliğin etkisiyle, insanın gözlerini ondan ayıramaması ve sürekli bir hayranlık hissetmesidir.
127 . Bakıp doyamamak : Bir güzellik karşısında duyulan hayranlığın o kadar büyük olması ki, ne kadar bakılırsa bakılsın insanın içindeki seyretme arzusunun bitmemesidir.
128 . Bakıp durmak : Kararsız bir şekilde beklemek.
129 . Bakıp geçmek : İlgilenmemek, önemsememek.
130 . Bakış açısı : Bir olayı değerlendirme biçimi.
131 . Bakış atmak : Şöyle bir bakıp geçmek.
132 . Bakış fırlatmak : Sert ve keskin bir şekilde bakmak.
133 . Bakışı cam gibi olmak : Duygusuz, donuk ve karşısındakine hiçbir şey hissettirmeyen gözlerle bakmak.
134 . Bakışı yere düşmek : Utanç veya suçluluk nedeniyle göz temasından kaçınmak.
135 . Bakışıyla buz kesmek : Soğuk ve sert bakışlarla karşısındakini tamamen uzaklaştırmak.
136 . Bakışıyla çizgi çekmek : Davranışlarıyla karşısındakine sınırlarını net biçimde hissettirmek.
137 . Bakışıyla delmek : Uzun ve sert bakışlarla rahatsız edici etki yaratmak.
138 . Bakışıyla dövmek : Sert ve öfkeli bakışlarla birini azarlamak.
139 . Bakışıyla ezmek : Karşısındaki kişiyi aşağılayıcı, küçümseyici veya üstünlük taslayan sert bakışlarla baskı altına alarak onun özgüvenini sarsmak ve onu sindirmektir.
140 . Bakışıyla geri adım attırmak : Tek bir bakışla karşısındakini kararından vazgeçirmek.
141 . Bakışıyla geri çekilmek : Söze gerek duymadan karşısındakine mesafe koymak ve iletişimi kesmek.
142 . Bakışıyla geri itmek : Söz kullanmadan reddettiğini hissettirmek.
143 . Bakışıyla mesafe koymak : Söz söylemeden karşısındakine soğuk ve uzak durduğunu hissettirmek.
144 . Bakışıyla perde çekmek : Konuşmak istemediğini açıkça belli etmek.
145 . Bakışıyla perde indirmek : Konuşmak istemediğini açıkça belli etmek.
146 . Bakışıyla reddetmek : Söz kullanmadan olumsuz tavrını belli etmek.
147 . Bakışıyla sınır çizmek : Karşısındakine daha ileri gitmemesi gerektiğini hissettirmek.
148 . Bakışıyla susturmak : Tek bir sert bakışla karşısındakini konuşamaz hale getirmek.
149 . Bakışıyla tartıp biçmek : Birini kısa sürede değerlendirip karar vermek.
150 . Bakışıyla tartıya koymak : Karşısındakini hızlıca ölçüp değerlendirmek.
151 . Bakışıyla tartmak : Söz söylemeden birinin niyetini anlamaya çalışmak.
152 . Bakışıyla yaralamak : Sert ve kırıcı bakışlarla karşısındakini derinden incitmek.
153 . Bakışıyla yere çivilemek : Sert, baskıcı ve kararlı bakışlarla karşısındakini konuşamaz hale getirmek.
154 . Bakışıyla yön vermek : Söz söylemeden karşısındakini yönlendirmek.
155 . Bakışları donmak : Şaşkınlık veya korkuyla hareketsiz kalmak.
156 . Bakışlarından anlamak : Birinin niyetini gözlerinden çözmek.
157 . Bakışlarını kaçırmak : Bir kişinin duyduğu suçluluk, utanç veya gizlediği bir sır nedeniyle karşısındakinin gözlerine doğrudan bakmaktan çekinmesi ve göz temasını sürekli kesmeye çalışmasıdır.
158 . Bakışlarını üzerinde toplamak : Bir ortama girdiğinde sergilediği tavır, kıyafet veya güzellik sayesinde herkesin dikkatini çekmeyi ve ilgi odağı olmayı başarmaktır.
159 . Bakışlarıyla uyarmak : Herhangi bir söz söylemeden, sadece göz teması ve sert bakışlar kullanarak karşısındaki kişiye yaptığı yanlışı fark ettirmek ve onu ikaz etmektir.
160 . Bakkal defterine dönmek : Çok fazla karalanmış, silinmiş, düzensiz ve karmaşık bir hale gelmiş olan yazılar veya kayıtlar için kullanılan bir benzetmedir.
161 . Bakkal hesabı yapmak : Bir işin maliyetini veya sonucunu ince detaylara girmeden, sadece yüzeysel ve kaba taslak verilerle basit bir şekilde hesaplamaya çalışmaktır.
162 . Baklaya gelmek : Bir kişinin beklemediği bir anda oyuna getirilmesi, aldatılması veya kendisine hazırlanan gizli bir tuzağın tam ortasına düşmesi durumunu ifade eder.
163 . Baklayı ağzında gevelemek : Açıkça söylemekten çekindiği önemli bir sırrı veya düşünceyi dolaylı yollarla ima edip durmak.
164 . Baklayı ağzından çıkarmak : Gizlediği bir şeyi sonunda söylemek.
165 . Bakmaya kıyamamak : Bir canlının veya çok değerli bir eşyanın zedelenmesinden ya da bozulmasından o kadar korkmak ki, ona dokunmaya bile çekinmektir.
166 . Bakmaz olmak : İlgiyi veya alakayı tamamen kesmek.
167 . Bakmıyor demek : Bir kişinin çevresinde olup bitenlere karşı duyarsızlaşması, ilgisini tamamen kaybetmesi veya bilerek bir durumu görmezden gelerek müdahale etmemesi halidir.
168 . Baktığı yerde bitmek : Bir kimsenin her an, her yerde, özellikle de hiç beklenmedik zamanlarda insanın karşısına çıkarak onu şaşırtması veya rahatsız etmesidir.
169 . Baktığı yerde ot bitmemek : Girdiği her ortama uğursuzluk getiren, dokunduğu her işi bozan veya çevresindekilere sürekli zarar veren insanlar için kullanılır.
170 . Baktığı yerden görmek : Olayları sadece kendi penceresinden değerlendirmek.
171 . Bal dök yala : Bir yerin veya bir eşyanın pırıl pırıl olduğunu, üzerinde en ufak bir kir bile bulunmadığını anlatmak için kullanılan bir temizlik ifadesidir.
172 . Bal dudaklı : Çok tatlı ve etkileyici bir şekilde konuşan, sözleri ile herkesi kendine hayran bırakan kişi.
173 . Bal gibi : Kesinlikle öyle olan, apaçık.
174 . Bal gibi olmak : Bir durumun kesinleşmesi.
175 . Bal gibi ortada olmak : Herkesin görebileceği kadar net olmak.
176 . Bal sürmek : Tatlı sözlerle birini kandırmak veya yatıştırmak.
177 . Bal tadı anıya dönüşmek : Güzel günlerin sadece hatıra olarak kalması.
178 . Bal tadı boğazda düğümlenmek : Güzel başlayan bir durumun beklenmedik şekilde buruk sona ermesi.
179 . Bal tadı damağında kalmak : Yaşanan güzel bir olayın kısa sürmesi nedeniyle içte özlem bırakması.
180 . Bal tadı dilde kalmak : Yaşanan güzel bir anın etkisinin uzun süre unutulmaması.
181 . Bal tadı dile varmamak : Güzel bir duyguyu ifade edemeden içinde saklamak zorunda kalmak.
182 . Bal tadı geçmişte kalmak : Bir zamanlar mutluluk veren şeylerin artık sadece anı olarak yaşaması.
183 . Bal tadı hayale dönüşmek : Yaşanamayan mutlulukların hayal olarak kalması.
184 . Bal tadı kursakta kalmak : Mutluluk veren bir olayın tamamlanmadan yarım kalması.
185 . Bal tadı yarım kalmak : Güzel başlayan bir sürecin beklenmedik şekilde tamamlanamaması.
186 . Bal tutan parmağını yalar : İmkanları geniş bir işin başında olanın faydalanması.
187 . Bal yalamış gibi olmak : Bir işten beklenmedik bir şekilde çok tatlı bir kar elde etmek veya çok keyifli bir durumla karşılaşmaktır.
188 . Balcıya petek satmak : Uzmanına işini öğretmeye kalkışmak.
189 . Balçığa batmak : Kötü işlere bulaşmak suretiyle içinden çıkılması imkansız, utanç verici ve karanlık bir durumun derinliklerine doğru sürüklenmek anlamına gelir.
190 . Balçığa saplanmak : Hatalı kararlar sonucu ilerleyemeyen ve çıkışı zor bir duruma düşmek.
191 . Balçığa yuvarlanmak : Yanlış bir karar sonucu itibar veya konum kaybına uğramak.
192 . Balçık elde kalmak : Güvenilen bir işten hiçbir fayda sağlayamamak.
193 . Balçık elde yoğrulmak : Sürekli zor şartlar altında şekillenmek zorunda kalmak.
194 . Balçık yolda yürümek : Sağlam olmayan şartlar altında ilerlemeye çalışarak sürekli tökezlemek.
195 . Balçık zeminde yürümek : Güven vermeyen şartlar altında dikkatle ilerlemeye çalışmak zorunda kalmak.
196 . Balçık zemine basmak : Sağlam olmayan, güven vermeyen bir işe girişmek.
197 . Balçıkla sıvanmaz : Gerçeklerin saklanamayacağını ifade eder (Güneş balçıkla sıvanmaz).
198 . Balçıkta ayak diremek : Kötü şartlara rağmen bulunduğu yerden vazgeçmemek.
199 . Balçıkta ayak sürümek : İstemeden de olsa kötü şartlarda ilerlemek zorunda kalmak.
200 . Balçıkta ayakta kalmak : Kötü şartlara rağmen düşmemeye çalışmak.
201 . Balçıkta çırpınmak : Ne yapılırsa yapılsın ilerleme sağlanamayan bir durumda kalmak.
202 . Balçıkta denge aramak : Sağlam olmayan koşullarda ayakta durmaya ve ilerlemeye çalışmak.
203 . Balçıkta denge kurmak : Kötü koşullarda ayakta kalmaya çalışmak.
204 . Balçıkta iz bırakmak : Yanlış bir adım atarak olumsuz biçimde dikkat çekmek.
205 . Balçıkta iz silmek : Kötü bir geçmişi geride bırakmaya çalışmak ama izlerini yok edememek.
206 . Balçıkta tutunacak dal aramak : Umutsuz koşullarda bile çıkış ihtimali kovalamak.
207 . Balçıkta yol aramak : Umutsuz şartlar içinde çıkış yolu bulmaya çalışmak.
208 . Balçıkta yol kaybetmek : Kötü koşullar yüzünden hangi yöne gideceğini bilememek.
209 . Balçıkta yön aramak : Kötü şartlar altında karar vermeye çalışmak.
210 . Balçıkta yön kaybetmek : Kötü şartlar içinde ne yapacağını bilememek.
211 . Baldırı çıplak : Toplum içinde saygın bir mesleği veya düzgün bir geçim kaynağı olmayan, başıboş dolaşan kişi.
212 . Balı kovanına çomak sokmak : Sakin ve düzenli giden bir ortama veya ilişkiye gereksiz yere müdahale ederek kargaşa çıkarmak.
213 . Balı parmağıyla yemek : Kişinin çok büyük ve bereketli bir işten, emeğinin karşılığını fazlasıyla alarak zenginliğe kavuşması ve bu durumun tadını çıkarması anlamına gelir.
214 . Balı zehir etmek : Güzel bir durumu tadını kaçırarak bozmak.
215 . Balı zehre çevirmek : Güzel bir ortamı gereksiz davranışlarla tatsız hale getirmek.
216 . Balık baştan kokmak : Bozulmanın en üst kademeden başlaması.
217 . Balık gibi sessiz kalmak : Bir olay karşısında tepki vermesi gerekirken ağzını hiç açmadan durmak ve düşüncelerini asla dışarıya yansıtmamak durumunu ifade eder.
218 . Balık istifi : Çok dar bir yerde çok fazla insanın/şeyin sıkışık olması.
219 . Balık kavağa çıkınca : Asla gerçekleşmeyecek, olması doğa kanunlarına aykırı veya imkansız olan durumlar için alaycı bir dille kullanılan zaman ifadesidir.
220 . Balın rengi solmak : Güzel giden bir durumun eski cazibesini yitirmesi.
221 . Balın son damlası akmak : Güzel bir dönemin tamamen sona ermesi.
222 . Balın son damlasına tutunmak : Bitmek üzere olan bir mutluluğu bırakmamak.
223 . Balın son izi kalmak : Güzel günlerin tamamen bitmesine rağmen etkisini sürdürmesi.
224 . Balın son tadı kalmak : Güzel bir dönemin bitmesine rağmen hoş hatıralar bırakması.
225 . Balın son tadını aramak : Bitmiş bir mutluluktan geriye kalan izleri yaşatmaya çalışmak.
226 . Balın sonu acı olmak : Güzel başlayan bir işin kötü sonuçlanması.
227 . Balın tadı kaçmak : Güzel bir durumun beklenmedik şekilde keyif vermemeye başlaması.
228 . Balın tortusu kalmak : Güzel bir durumun ardından hafif bir burukluk hissetmek.
229 . Balla kesmek : Birinin sözünü nazikçe bölmek.
230 . Balla yağla beslemek : Birine aşırı özen ve şefkat göstermek.
231 . Ballandıra ballandıra anlatmak : Bir olayı veya durumu gerçekte olduğundan çok daha güzel, çekici ve abartılı ifadeler kullanarak büyük bir keyifle başkalarına aktarmaktır.
232 . Ballandıra ballandıra bitirememek : Bir şeyi o kadar çok övmek ve güzel taraflarını o kadar abartılı anlatmak ki, anlatmaya saatlerce devam etmek demektir.
233 . Ballı börek olmak : Zaten iyi giden bir işin veya durumun, üzerine gelen yeni bir avantajla çok daha kazançlı ve keyifli bir hale gelmesini anlatır.
234 . Balon gibi sönmek : Başlangıçta çok büyük ilgi gören veya iddialı görünen bir durumun ya da kişinin etkisini çok kısa sürede ve aniden kaybetmesi anlamına gelir.
235 . Balon şişirmek : Gerçekle bağdaşmayan, abartılı ve temelsiz iddialar ortaya atarak insanları yanıltmaya çalışmak.
236 . Balon uçurmak : Toplumda bir tepki ölçmek veya kafa karıştırmak amacıyla, doğruluğu henüz kanıtlanmamış olan asılsız haberleri kasten çevreye yaymak ve insanları etkilemeye çalışmaktır.
237 . Balta değmemiş olmak : Doğadaki bir yerin veya bir nesnenin insan eliyle hiç bozulmadığını, tamamen orijinal ve saf haliyle günümüze kadar ulaştığını belirtmek için kullanılır.
238 . Balta girmemiş orman : İnsan eli değmemiş, çok sık yer.
239 . Balta olmak : Bir işe engel çıkarmak, ayak bağı olmak.
240 . Balta sapı olmak : Bir topluluğa içeriden zarar veren kişi olmak.
241 . Balta vurmak : İyi gitmekte olan bir işi engellemek, ona zarar vermek veya o sürecin başarıyla tamamlanmasına bilerek mani olmaya çalışmaktır.
242 . Baltanın sapı olmak : Bir grubun veya kurumun içinde olup da bilerek veya bilmeyerek dışarıdan gelen kötülüklere hizmet eden kişi.
243 . Baltayı taşa değdirmek : Sert bir tepkiyle karşılaşmak.
244 . Baltayı taşa vurmak : Farkında olmadan karşısındaki kişiyi çok kıracak veya işlerini bozacak yanlış bir söz söyleyerek zor bir durumda kalmaktır.
245 . Balyoz gibi inmek : Yaşanan bir olayın veya duyulan bir haberin kişi üzerinde çok sarsıcı, ağır ve telafisi zor bir etki yaratması durumunu ifade eder.
246 . Bam teline basmak : Bir insanın sabrını en son noktaya getirecek, onu çok öfkelendirecek veya en hassas olduğu duygusal noktasına dokunacak bir harekette bulunmak demektir.
247 . Bam teline dokunmak : Bir insanın en çok hassasiyet gösterdiği, incindiği veya duyduğunda çok öfkelendiği bir konuyu bilerek veya bilmeyerek açmak durumudur.
248 . Bam tellerine basmak : Bir insanı en çok üzen, öfkelendiren veya hassas olduğu konuları bile isteye ve kırıcı bir şekilde gündeme getirmek.
249 . Bambaşka bir havaya girmek : Bir olaydan sonra kişinin tavırlarının, konuşmalarının veya ruh halinin çevresindekileri şaşırtacak derecede tamamen değişmesi ve eski halinden çok farklı davranmaya başlamasıdır.
250 . Bamdan düşer gibi konuşmak : Yersiz ve patavatsız söz söylemek.
251 . Bana bak! : Birinin dikkatini acil bir şekilde çekmek, ona bir uyarıda bulunmak veya sert bir ikazda bulunmak için kullanılan bir hitap şeklidir.
252 . Bana dokunmayan yılan : Kendine zarar gelmedikçe ilgilenmeme durumu.
253 . Bana düşmek : Bir işin sorumluluğunun kendisine kalması.
254 . Bana göre değil : Bir durumu kendine uygun bulmamak.
255 . Bana göre hava hoş : Bir durumun sonucu ne olursa olsun, kendisi için hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve bu durumdan asla etkilenmeyeceğini belirtmektir.
256 . Bana kalır : Kişisel kanaat belirtme ifadesi.
257 . Bana kalırsa : Bir konu hakkında başkalarının ne düşündüğünden ziyade, tamamen kendi kişisel görüşünü ve değerlendirmesini ortaya koymak için kullanılan bir ifadedir.
258 . Bana mısın dememek : Karşılaşılan her türlü zorluğa, baskıya veya ağır fiziksel şartlara rağmen kişinin hiç etkilenmeden yoluna aynı kararlılıkla devam etmesi durumudur.
259 . Bana ne dememek : Bir olay veya durum karşısında ilgisiz ve kayıtsız kalmayıp, sorumluluk alarak müdahale etmek.
260 . Bandı geri sarmak : Geçmişte yaşanmış olayları tekrar hatırlamak, o anları zihinde yeniden canlandırmak veya yapılan bir hatayı en baştan itibaren analiz etmektir.
261 . Bandını sarmak : Bir yarayı veya sorunu geçici olarak kapatmak.
262 . Bardağı doldurmak : Sabır sınırının sonuna gelmek.
263 . Bardağı taşıran son damla : Zaten dolmuş olan sabır sınırının, küçük bir olayla daha birleşerek artık tamamen taşması ve kişinin büyük bir tepki vermesi anını anlatır.
264 . Bardağı taşırmak : Sabır sınırını aşacak bir davranışta bulunmak.
265 . Bardağın boş tarafına bakmak : Sürekli olumsuzluklara odaklanmak.
266 . Bardağın dibi çatlamak : Sabır tamamen tükenmişken daha büyük sorunların ortaya çıkması.
267 . Bardağın dibini görmek : Tüm imkânları tüketmiş olmak, dayanacak gücü kalmamak.
268 . Bardağın dolu tarafına bakmak : Olumsuz giden süreçler içerisinde bile iyimserliği kaybetmeyerek, elde kalan güzel şeylere odaklanmak ve yaşama karşı pozitif bir tutum sergilemek anlamına gelir.
269 . Bardağın dolu tarafını görmek : Her durumun olumsuz yönlerine değil de, olumlu ve iyi yönlerine odaklanarak iyimser bir bakış açısı benimsemek.
270 . Bardak boşluğunda boğulmak : Küçük sorunları büyütüp çıkmaza sürüklenmek.
271 . Bardak çatlağı büyümek : Küçük bir problemin zamanla ciddi bir krize dönüşmesi.
272 . Bardak çatlağından sızmak : Küçük bir sorunun zamanla büyük sıkıntılara yol açması.
273 . Bardak dibi kararmak : Uzun süren sıkıntılar yüzünden umudun giderek azalması.
274 . Bardak dibinde gölge görmek : Umutsuzluk yüzünden her durumda olumsuzluk aramak.
275 . Bardak dibinde ışık aramak : Çok zor durumdayken bile umut etmek.
276 . Bardak dibinde karanlık görmek : Umudun iyice azaldığını hissetmek.
277 . Bardak dibinde umut aramak : Çok zor durumdayken bile çıkış yolu beklemek.
278 . Bardak dibinde yankı duymak : Kendi düşüncelerinden kurtulamamak.
279 . Bardak dibine bakar olmak : Umutsuzluk nedeniyle hep en kötü ihtimali düşünmek.
280 . Bardak dolmadan çatlamak : Sabır tamamen tükenmeden büyük bir kopuş yaşanması.
281 . Bardak dolmadan sarsılmak : Henüz sabır tükenmeden ruhsal olarak yıpranmak.
282 . Bardak dolmadan taşmak : Küçük bir sebebin büyük bir tepkiye yol açması.
283 . Bardak dolmadan umut tükenmek : Sorunlar büyümeden umudun kaybolması.
284 . Bardak kenarında tutunmak : Çok zor şartlarda ayakta kalmaya çalışmak.
285 . Bardak taşmadan çatlamak : Sabır dolmadan büyük bir kopuş yaşanması.
286 . Bardak taşmadan dağılmak : Sorun büyümeden ortamdan uzaklaşmak.
287 . Bardak taşmadan kırılmak : Sorunlar zirveye ulaşmadan büyük bir patlama yaşanması.
288 . Barış çubuğu uzatmak : Uzun süredir devam eden bir küslüğü veya kavgayı bitirmek amacıyla karşı tarafa dostane bir teklifte bulunmak ve uzlaşma aramaktır.
289 . Bariyer çekmek : Arasına mesafe koymak.
290 . Bariyer oluşturmak : Bir işin gerçekleşmesini engellemek amacıyla araya mesafe koymak, zorluk çıkarmak veya iki tarafın anlaşmasını önleyecek engeller üretmektir.
291 . Barut fıçısı gibi olmak : Kişinin içinde biriken büyük bir öfke nedeniyle her an patlamaya hazır olması veya bir ortamın her an kavga çıkabilecek kadar gerginleşmesidir.
292 . Barut fıçısı gibi oturmak : İçinde çok büyük bir öfke biriktiren ve en ufak bir kıvılcımla patlamaya, kavga etmeye hazır olan kişilerin ruh halidir.
293 . Barut kesilmek : Aniden ve şiddetli bir şekilde öfkelenip, patlamaya hazır bir hale gelmek.
294 . Barut kokusu gelmek : Yakın bir zamanda büyük bir çatışmanın, savaşın veya şiddetli bir kavganın çıkacağına dair belirtilerin her yerden hissedilmeye başlanmasıdır.
295 . Bas bas bağırmak : Çok yüksek sesle haykırmak.
296 . Bas gaza : Hızlan anlamında veya birini teşvik etmek için kullanılır.
297 . Basamak atlamak : Mevki veya durumda hızla yükselmek.
298 . Basamak yapmak : Bir hedefi gerçekleştirmek veya daha üst bir mevkiye ulaşmak için elindeki imkanları veya tanıdığı insanları araç olarak kullanmaktır.
299 . Basamakları ikişer ikişer çıkmak : Bir kişinin kariyerinde veya hedeflerinde, normalden çok daha hızlı bir şekilde ilerlemesi ve büyük başarıları kısa sürede elde ederek yükselmesi durumudur.
300 . Basamakları tırmanmak : Bir kişinin kariyerinde veya sosyal hayatında, emek vererek ve sabırla daha üst makamlara doğru yavaş yavaş yükselmesi sürecidir.
301 . Basireti askıya almak : Bilinçli karar vermeyi bir süre ertelemek.
302 . Basireti bağlanmak : Bir kişinin çok açık olan bir gerçeği görememesi, yapması gereken doğru hamleyi yapamaması ve karar verme yeteneğinin geçici olarak durmasıdır.
303 . Basireti bağlayıp yürümek : Yanlış olduğunu bildiği halde bir yolda ısrar etmek.
304 . Basireti dumura uğramak : Sağlıklı düşünme yetisinin baskı ve stres altında tamamen durması.
305 . Basireti gölgelemek : Sağlıklı düşünmeyi duygularla bozmak.
306 . Basireti karanlığa gömmek : Gerçeği bilmesine rağmen yanlışta ısrar etmeyi tercih etmek.
307 . Basireti karartmak : Bilerek yanlış kararlar almak.
308 . Basireti kilide vurmak : Bilerek düşünmemeyi tercih etmek.
309 . Basireti kilit altında tutmak : Bilerek sorgulamadan hareket etmeyi seçmek.
310 . Basireti kilitlemek : Bilinçli olarak düşünmekten kaçınıp kolay yolu seçmek.
311 . Basireti puslu görmek : Gerçekleri tam seçemeden eksik değerlendirmeler yapmak.
312 . Basireti rafa kaldırmak : Bilinçli şekilde düşünmeden hareket etmeyi seçmek.
313 . Basireti sis altında kalmak : Gerçekleri fark edemeyecek kadar duyguların etkisine girmek.
314 . Basireti sisle örtmek : Duyguların mantığın önüne geçmesine izin vermek.
315 . Basireti toza bulamak : Gerçekleri bilerek görmezden gelmek.
316 . Basireti uykuya yatırmak : Bilerek sorgulamadan hareket etmeyi tercih etmek.
317 . Basireti zincire vurulmak : Açık gerçekleri görmesine rağmen karar veremeyecek hale gelmek.
318 . Basiretin gölgelenmek : Açık gerçekleri fark edemeyecek kadar şaşırmak.
319 . Basiretin kararması : Sağduyulu karar verme yetisini geçici olarak yitirmek.
320 . Basiretin perdesi inmek : Gerçeği görmesine engel olacak ölçüde düşünme yetisini kaybetmek.
321 . Basiretle davranmak : Sağduyulu ve ileri görüşlü olmak.
322 . Basit görmek : Birini veya bir şeyi küçümsemek.
323 . Baskı altında tutmak : Bir kimsenin özgürce hareket etmesini veya düşüncelerini açıklamasını güç kullanarak ya da psikolojik yöntemlerle sürekli olarak engellemeye çalışmaktır.
324 . Baskı yapmak : Birini kendi istediği yönde hareket etmeye zorlamak için güç kullanmak, psikolojik taciz uygulamak veya onu seçenek bırakmayacak şekilde sıkıştırmaktır.
325 . Baskın basanındır : Bir rekabette veya çatışmada, daha hızlı davranan ve rakibinden önce harekete geçen tarafın stratejik olarak büyük bir üstünlük sağlayacağını anlatır.
326 . Baskın çıkmak : Bir tartışma, rekabet veya mücadele içerisinde karşı tarafa göre çok daha etkili, baskın ve üstün bir performans sergileyerek galip gelmek demektir.
327 . Baskıyı hissetmek : Bir otorite veya zor durum karşısında üzerinde oluşan psikolojik veya fiziksel yükü fark etmek.
328 . Basma kalıp : Özgünlüğü olmayan, sıradan.
329 . Basma kalıp konuşmak : Hiçbir özgünlüğü olmayan, herkes tarafından bilinen klişe cümleleri tekrarlayarak derinliği bulunmayan ve sıradan bir iletişim kurma biçimidir.
330 . Bastı bacak : Boyu kısa olan çocuk veya kişi.
331 . Bastığı yeri bilmemek : Çok büyük bir mutluluktan dolayı havada uçuyormuş gibi hissetmek veya şaşkınlıktan dolayı ne yaptığının farkında olmadan dikkatsizce hareket etmektir.
332 . Baston yutmuş gibi : Çok dik ve kaskatı yürüyenler için kullanılır.
333 . Baston yutmuş gibi durmak : Kişinin aşırı derecede dik, kaskatı ve esneklikten uzak bir şekilde oturması veya yürümesi durumunu alaycı bir dille ifade eder.
334 . Baş ağrısı : Sıkıntı veren kişi veya iş.
335 . Baş ağrısı olmak : Sürekli bir sıkıntı veya sorun kaynağı olmak.
336 . Baş ağrıtmak : Sürekli olarak soru sormak, şikayette bulunmak veya sorun çıkararak birini yormak ve bunaltmak.
337 . Baş aşağı : Ters bir şekilde veya tepetaklak.
338 . Baş aşağı düşmek : İtibarını veya gücünü hızla kaybetmek.
339 . Baş aşağı gelmek : İyi giden işlerin aniden tersine dönmesi, ekonomik olarak büyük bir yıkım yaşanması veya kişinin itibarının hızla yerle bir olmasıdır.
340 . Baş aşağı gitmek : Bir kişinin işlerinin, sosyal statüsünün veya maddi durumunun her geçen gün biraz daha bozularak çok kötü bir noktaya doğru hızla ilerlemesidir.
341 . Baş bağlamak : Birini evlendirmek.
342 . Baş başa : Yalnızca iki kişi.
343 . Baş başa kalmak : Sadece iki kişinin bir arada olması.
344 . Baş başa vermek : İki veya daha fazla kişinin, bir problemi çözmek ya da bir plan yapmak amacıyla gizlice bir araya gelerek derin derin düşünmesi ve fikir alışverişinde bulunmasıdır.
345 . Baş belası : Sürekli huzursuzluk çıkaran.
346 . Baş belası olmak : Birine sürekli sıkıntı veren kişi veya durum olmak.
347 . Baş belasını bulmak : Kendi başına büyük bir dert açmak.
348 . Baş çekmek : Bir topluluk içinde bir hareketi veya fikri başlatan ilk kişi olmak, liderlik yaparak diğer insanların kendisine uymasını sağlamaktır.
349 . Baş darda kalmak : Maddi veya manevi sıkıntıya düşmek.
350 . Baş devlet kuşu konmak : Beklenmedik büyük bir şansa ermek.
351 . Baş dikine gitmek : Kimseyi dinlemeden bildiğini yapmak.
352 . Baş dikmek : Bir otoriteye veya haksızlığa karşı gelerek boyun eğmeyeceğini sert bir tavırla belli etmek ve kendi haklarını savunmaya başlamaktır.
353 . Baş dönmek : Sersemlemek veya büyük bir başarıdan etkilenmek.
354 . Baş edemez olmak : Gücü bir şeye yetmemeye başlamak.
355 . Baş eğmek : Boyun eğmek, itaat etmek.
356 . Baş etmek : Zor bir durumun, güçlü bir rakibin veya karmaşık bir problemin üstesinden gelerek onu kontrol altına almayı başarmak anlamına gelir.
357 . Baş göğe ermek : Çok büyük bir mutluluk duymak.
358 . Baş göstermek : Gizli kalmış bir problemin, hastalığın veya toplumsal bir olayın yavaş yavaş yüzeye çıkarak herkes tarafından görünür ve hissedilir hale gelmesidir.
359 . Baş göz etmek : Birini evlendirmek.
360 . Baş göz üstüne demek : Bir isteği memnuniyetle kabul etmek.
361 . Baş kalabalık olmak : Çok meşgul veya ziyaretçisi çok olmak.
362 . Baş kaldırmak : Kendisine uygulanan haksız bir düzene, baskıya veya otoriteye karşı isyan ederek artık itaat etmeyeceğini açıkça herkese ilan etmektir.
363 . Baş kaldırmaya yeltenmek : İsyana teşebbüs etmek.
364 . Baş kazan gibi olmak : Çok gürültüden zihni yorulmak.
365 . Baş koymak : İnandığı bir amaç veya bir ideal uğruna her türlü tehlikeyi göze almak ve gerekirse canını bile feda etmeye hazır olmaktır.
366 . Baş koyup gitmek : Bir kararla kesin olarak ayrılmak.
367 . Baş tacı : Çok sevilen ve sayılan.
368 . Baş tacı edilmek : El üstünde tutulmak, çok değer görmek.
369 . Baş tacı etmek : Bir kişiye karşı duyulan sevgi ve saygının en üst seviyede olması nedeniyle, ona her türlü kolaylığı sağlayıp çok değerli davranmaktır.
370 . Baş üstünde taşımak : Bir misafiri veya sevilen birini aşırı bir özenle ağırlamak, ona hiçbir eksik hissettirmemek ve büyük bir hürmet göstermektir.
371 . Baş üstünde tutmak : Birine karşı çok büyük bir saygı sergilemek.
372 . Baş üstüne : Verilen bir emri seve seve yapacağını belirtmek.
373 . Baş üstüne almak : Bir sorumluluğu memnuniyetle üstlenmek.
374 . Baş vermek : Canını feda etmek.
375 . Baş vurmak : Bir işin çözümü için resmi bir makama müracaat etmek veya bir konuda uzman olan birinin yardımına ihtiyaç duymaktır.
376 . Başa bela olmak : Sürekli sorun çıkaran, çevresindekilere yük olan ve kurtulması oldukça zor olan kişi veya durumları ifade etmek için kullanılır.
377 . Başa çıkmak : Gücü veya sabrı zorlayan bir kişiyle ya da işle mücadele ederek onu yönetebilecek veya bitirebilecek seviyeye gelmektir.
378 . Başa gelen çekilir : İnsanın kontrolü dışında gelişen olumsuz ve kaçınılmaz durumları, isyan etmeden sabırla kabullenmekten başka çare olmadığını belirten bir teselli cümlesidir.
379 . Başa güreşmek : Bir yarışmada, meslekte veya herhangi bir rekabet alanında her zaman en üst sıralarda yer almak ve birincilik için mücadele etmektir.
380 . Başarıdan başarıya koşmak : Arka arkaya ve kesintisiz bir şekilde birçok farklı alanda muvaffakiyet elde etmek.
381 . Başarıya doymamak : Elde ettiği her başarının ardından daha büyük hedefler peşinde koşmak ve sürekli ilerlemek istemek.
382 . Başı ağırlaşmak : Kişinin çok fazla yorulması veya uykusunun gelmesi nedeniyle başını dik tutmakta zorlanması ve dinlenme ihtiyacı duyması halidir.
383 . Başı ağrımak : Bir işten dolayı sıkıntı yaşamak.
384 . Başı aşağı eğilmek : Utanılacak bir duruma düşmek.
385 . Başı bağlanmak : Bekar bir kişinin evlenerek bir yuva kurması veya birinin bir işe ya da sorumluluğa kesin olarak dahil edilmesi anlamına gelir.
386 . Başı boş : Denetimsiz, serbest.
387 . Başı boş kalmak : Herhangi bir denetim, gözetim veya otorite altında olmadan, tamamen kendi isteğine göre ve kontrolsüzce hareket etmek durumudur.
388 . Başı darda kalmak : Zor duruma düşmek.
389 . Başı devlet kuşu konmak : Çok büyük bir fırsat yakalamak.
390 . Başı dik : Alnı açık, onurlu.
391 . Başı dönmek : Elde edilen çok büyük bir başarıdan veya zenginlikten dolayı kişinin kibre kapılması ve gerçeklerden uzaklaşarak dengesini kaybetmesi halidir.
392 . Başı dumanlı : Kafası çok karışık olan, hayaller aleminde yaşayan veya aşırı efkarlı olduğu için mantıklı düşünemeyen kişiler için kullanılan bir deyimdir.
393 . Başı dumanlı olmak : Kişinin kafasının çok karışık olması, hayaller aleminde yaşaması veya bir aşk acısı nedeniyle etrafında olup bitenleri net görememesi halidir.
394 . Başı göğe ermek : Beklediği çok büyük bir mutluluğa veya başarıya ulaşarak kendisini çok huzurlu ve gururlu hissetmek anlamında kullanılan bir ifadedir.
395 . Başı kalabalık olmak : İşi çok olmak.
396 . Başı kazan gibi olmak : Çok düşünmekten veya gürültüden yorulmak.
397 . Başı sıkışmak : Maddi veya manevi bir konuda çok zor durumda kalıp acilen birinin yardımına veya bir çözüm yoluna ihtiyaç duymaktır.
398 . Başı sonu belli olmamak : Çok karışık, ne olduğu anlaşılmayan durumlar için kullanılır.
399 . Başı yerinde olmamak : Doğru dürüst düşünemeyecek kadar meşgul veya dalgın olmak.
400 . Başına ağırlık binmek : Artan sorumluluklar yüzünden ruhsal ve zihinsel baskı hissetmek.
401 . Başına ağırlık çökmek : Sorumluluklar nedeniyle ruhsal baskı hissetmek.
402 . Başına ağırlık gibi binmek : Sorumlulukların ruhsal baskı yaratacak seviyeye ulaşması.
403 . Başına bela almak : Kendi eliyle başına dert açmak.
404 . Başına buyruk : Kimseden izin almadan, canı istediği gibi davranan.
405 . Başına buyruk olmak : Kimseden izin almadan istediği gibi davranmak.
406 . Başına çalmak : Bir şeyi sert bir şekilde reddedip geri vermek.
407 . Başına çorap örmek : Bir kimsenin haberi olmadan ona zarar verecek gizli planlar yapmak ve onu zor bir duruma düşürmek için tuzak hazırlamaktır.
408 . Başına çuval geçirmek : Bir kişiyi ummadığı bir anda zor duruma düşürmek, onu başkalarının yanında küçük düşürerek itibarını sarsmak veya ona büyük bir oyun oynamaktır.
409 . Başına dert açmak : Kendini veya başkasını sıkıntıya sokmak.
410 . Başına devlet kuşu konmak : Beklenmedik, çok büyük bir şansa veya zenginliğe kavuşmak.
411 . Başına dikilmek : Birinin tam tepesinde durarak onu denetlemek, baskı altına almak veya bir işi yapması için onu sürekli rahatsız ederek beklemektir.
412 . Başına duman çökmek : Hayatında netlik kalmayacak kadar karışıklık yaşamak.
413 . Başına dünyayı dar etmek : Bir kimseye karşı sürekli baskı kurarak veya ona sıkıntı çıkararak, yaşadığı hayatı ona çekilmez ve son derece huzursuz bir hale getirmektir.
414 . Başına ekşimek : Birini sürekli rahatsız etmek.
415 . Başına gece çökmek : Umutsuzluk ve karamsarlığın hayatını tamamen kaplaması.
416 . Başına gelmedik kalmamak : Pek çok felaketle karşılaşmak.
417 . Başına gölge düşürmek : Birinin başarılarını söylenti veya dedikodularla gölgelemek.
418 . Başına gölge gibi çökmek : Bir sorunun sürekli etkisini hissettirmesi.
419 . Başına gölge gibi yapışmak : Bir sorunun sürekli peşini bırakmaması.
420 . Başına gölge olmak : Birinin ilerlemesini farkında olmadan engellemek.
421 . Başına güneş geçmek : Güneş altında çok uzun süre korumasız kalmak nedeniyle meydana gelen ve kişinin sağlığını ciddi şekilde bozan fiziksel rahatsızlık durumudur.
422 . Başına iş açmak : Dikkatsizlik veya hesapsızca yapılan bir hareket sonucunda, çözülmesi zaman alacak ve kişiyi uğraştıracak büyük bir problemle karşı karşıya kalmaktır.
423 . Başına iş almak : Kendini zorlayacak bir işin altına girmek.
424 . Başına kakılmak : Yapılan bir iyiliğin sürekli hatırlatılması.
425 . Başına kakmak : Birine daha önce yapılan bir iyiliği veya yardımı, o kişiyi üzmek ya da borçlu hissettirmek amacıyla sürekli olarak yüzüne vurmaktır.
426 . Başına kalmak : Bir işin veya sorumluluğun diğer ortaklar tarafından terk edilmesi sonucu, tüm yükün ve kötü sonuçların tek bir kişinin üzerine yıkılmasıdır.
427 . Başına karabulut toplamak : Üst üste gelen sorunlar nedeniyle zor bir döneme girmek.
428 . Başına karanlık çöreklenmek : Uzun süren sorunlar nedeniyle ruhsal çöküntü yaşamak.
429 . Başına kuş konmak : Şansının aniden yaver gitmesiyle kişinin çok karlı veya sevinçli bir durumla karşılaşmasını ifade eden bir şans deyimidir.
430 . Başına kuş pislemek : Şans getireceğine inanılan bir durum.
431 . Başına musallat olmak : Bir kişinin veya bir derdin insanın peşini bir türlü bırakmaması ve sürekli olarak onu rahatsız etmeye devam etmesidir.
432 . Başına patlamak : Başkalarının yaptığı hataların sonucunda ortaya çıkan zararın veya kötü faturanın, dönüp dolaşıp hiçbir suçu olmayan kişinin üzerine kalmasıdır.
433 . Başına sarılmak : Birinden veya bir işten bir türlü kurtulamamak.
434 . Başına sarmak : Bir sorunu veya kişiyi istemediği halde üstlenmek.
435 . Başına sis çökmek : Geleceğini net göremeyecek kadar karamsarlığa kapılmak.
436 . Başına sis perdesi inmek : Düşüncelerinin netliğini kaybedip kararsız kalmak.
437 . Başına talih kuşu konmak : Beklenmedik büyük bir servete kavuşmak.
438 . Başına taş düşmek : Hiç yapmadığı bir şeyi yapmaya başlayanlar için alay yollu söylenir.
439 . Başına vur, ağzından lokmasını al : Çok uysal, kendini savunamayan kimse.
440 . Başına yıkılmak : Büyük bir umutla beklenen bir durumun hüsranla sonuçlanması veya yaşanan bir felaketle kişinin tüm dünyasının bir anda yerle bir olmasıdır.
441 . Başına yük gibi binmek : Bir sorunun kişiyi sürekli baskı altında tutması.
442 . Başına yük gibi çökmek : Bir sorunun sürekli zihinsel baskı yaratması.
443 . Başına yük olmak : Çevresindekilerin hayatını zorlaştıran biri haline gelmek.
444 . Başına yük yığmak : Kendi üzerine gereğinden fazla sorumluluk almak.
445 . Başından aşağı kaynar su dökülmek : Beklenmedik kötü bir haberle şoke olmak.
446 . Başından atmak : Birinden veya bir sorumluluktan kurtulmak.
447 . Başından büyük işlere kalkışmak : Gücünün yetmeyeceği işlere girmek.
448 . Başından savmak : Önemsemeyip uzaklaştırmak.
449 . Başını ağrıtmak : Birini gereksiz ve yorucu konularla, sorularla veya taleplerle sıkıştırarak rahatsız etmek.
450 . Başını alıp gitmek : Hiç kimseye haber vermeden, ani bir kararla bulunduğu yerden uzaklaşmak.
451 . Başını almak : Bir yerin veya birinin etkisi altına girmek.
452 . Başını ateşe atmak : Sonu belli olmayan çok riskli işlere girişerek, bile bile kendini büyük bir tehlikenin veya felaketin tam ortasına bırakmak anlamına gelir.
453 . Başını bağlamak : Birini evlendirerek, onun hayatını bir düzene sokmak ve yuva kurmasını sağlamak.
454 . Başını beklemek : Bir hastanın iyileşmesini takip etmek veya bir eşyayı korumak amacıyla, o yerin ayrılmadan başında durmak ve sürekli denetim yapmaktır.
455 . Başını belaya sokmak : Dikkatsizlik veya iyi niyetle bile olsa, kendini tehlikeli ve sıkıntılı bir durumun içine atmak.
456 . Başını belirsiz rüzgâra bırakmak : Plan yapmadan hayatın akışına kendini tamamen teslim etmek.
457 . Başını belirsiz yola sokmak : Sonu net olmayan ve riskli bir sürece girmek.
458 . Başını boş bırakmak : Bir kişiyi denetimsiz ve kontrolsüz bir şekilde serbest bırakarak, istediği gibi davranmasına izin vermek.
459 . Başını boş rüzgâra vermek : Hayatını plansız, amaçsız ve savruk biçimde sürdürmek.
460 . Başını boşluğa vermek : Geleceği düşünmeden savruk davranmak.
461 . Başını boşluğa yaslamak : Hayata karşı beklenti kurmadan günü kurtarmaya çalışmak.
462 . Başını bulanık suya sokmak : Sonu belirsiz ve riskli işlere karışmak.
463 . Başını çaresine bakmak : Kendi sorununu kendi imkanlarıyla çözmek.
464 . Başını çarpmak : Bir yanlıştan dolayı pişmanlık duymak.
465 . Başını dar kapıdan geçirmek : Zor ama mecburi bir yolu kabul etmek zorunda kalmak.
466 . Başını derde salmak : Kendini veya başkasını sıkıntıya sokmak.
467 . Başını derde sokmak : Yanlış kararlar veya yasa dışı işler sonucunda içinden çıkılması zor, sıkıntılı ve adli bir durumla karşı karşıya kalmaktır.
468 . Başını dik tutmak : Zorluklar ve baskılar karşısında boyun eğmeden, onurlu ve gururlu bir şekilde davranmak.
469 . Başını dinlemek : Kalabalıktan, gürültüden ve yoğun iş temposundan uzaklaşıp sakin bir ortamda zihnini dinlendirmek.
470 . Başını dinlendirmek : Zihnini yoran işlerden uzaklaşmak.
471 . Başını dişine takmak : (Dişini tırnağına takmak varyantı) Büyük bir özveriyle çalışmak.
472 . Başını döndürmek : Bir başarı, iltifat veya yoğun duygu karşısında kişinin kendisini kaybedecek kadar şaşkın ve heyecanlı hissetmesi.
473 . Başını dövmek : Çok pişman olup dövünmek.
474 . Başını eğmek : Utanmak veya yenilgiyi kabul etmek.
475 . Başını ezmek : Henüz yeni ortaya çıkan bir tehlikeyi veya rakibi, daha büyümeden ve zarar vermeden bertaraf etmek.
476 . Başını göğe erdirmek : (Başı göğe ermek varyantı) Büyük sevinç yaşamak.
477 . Başını gözünü yarmak : Bir işi acemice yapıp berbat etmek.
478 . Başını karanlığa sokmak : Sonunu düşünmeden tehlikeli ve zararlı bir yola girmek.
479 . Başını karanlık suya sokmak : Tehlikeli ve geri dönüşü zor bir işe girişmek.
480 . Başını karanlık yola vermek : Sonunu bilmeden tehlikeyi göze almak.
481 . Başını karanlık yöne çevirmek : Bilerek riskli ve yanlış yolu seçmek.
482 . Başını kaşımaya vakti olmamak : O kadar yoğun ve meşgul olmak ki, kişisel ihtiyaçlarını bile karşılayacak kadar boş vakti bulunmamak.
483 . Başını kaşıyacak vakti olmamak : Çok meşgul olmak.
484 . Başını kurtarmak : Çok tehlikeli veya zararlı bir durumun içinden, daha fazla kayıp vermeden ve yara almadan bir şekilde sıyrılmayı başarıp güvenliğe ulaşmaktır.
485 . Başını kuşa çevirmek : Bir şeyi gereğinden fazla kesip kısaltmak.
486 . Başını nadasa bırakmak : Zihni çok yorulmuş bir kişinin, bir süre boyunca hiçbir şey düşünmeyerek dinlenmesi ve yeni fikirler üretebilmek için zihnini boşaltması sürecini anlatır.
487 . Başını ortaya koymak : Bir amaç uğruna ölümü bile göze almak.
488 . Başını öne eğmek : İşlediği bir hatadan dolayı büyük bir utanç duymak veya girdiği bir rekabetten yenik çıkarak mağlubiyeti sessizce kabul etmek halidir.
489 . Başını rüzgâra çevirmek : Çevresindeki uyarılara kulak asmadan yön değiştirmek.
490 . Başını rüzgâra kaptırmak : Anlık heveslerle hareket edip sonuçlarını hesaba katmamak.
491 . Başını rüzgâra teslim etmek : Hayatını plansız şekilde olayların akışına bırakmak.
492 . Başını sis perdesine sokmak : Gerçekleri görmek istemeyerek kendini kandırmak.
493 . Başını sisli havaya vermek : Ne olacağını kestirmeden plansız ve düşüncesiz kararlar almak.
494 . Başını sisli rüzgâra vermek : Ne olacağını bilmeden riskli kararlar almak.
495 . Başını sisli yola sokmak : Sonu belirsiz ve riskli bir sürece girmek.
496 . Başını şişirmek : Çok fazla ve lüzumsuz konuşarak karşısındaki kişiyi zihnen yormak, onun sabrını taşırmak ve onu dinlemekten bezdirmek anlamında kullanılan bir ifadedir.
497 . Başını taşa vurmak : Bir fırsatı kaçırdıktan veya büyük bir hata yaptıktan sonra iş işten geçtiğinde duyulan derin pişmanlığı anlatan bir deyimdir.
498 . Başını taşımakta zorlanmak : Aşırı sorumluluklar yüzünden zihinsel olarak tükenmek.
499 . Başını taştan taşa vurmak : Geçmişte yaptığı büyük bir hatanın veya kaçırdığı çok önemli bir fırsatın pişmanlığını, iş işten geçtikten sonra çok derin bir şekilde hissetmektir.
500 . Başını toplamak : Dağınık zihnini veya işlerini düzene sokmak.
501 . Başını yakmak : Bir kimsenin yanlış bir karar vermesine sebep olarak onun hayatının kararmasına veya büyük bir zarar görmesine yol açmaktır.
502 . Başını yokuşa sürmek : Bilerek zor ve zahmetli yolu tercih etmek.
503 . Başını yük haline getirmek : Çevresindeki insanlara sürekli sorun çıkaran biri durumuna düşmek.
504 . Başını yüke çevirmek : Sürekli sorun çıkararak çevresini yormak.
505 . Başını yükten eğmek : Aşırı sorumluluklar nedeniyle isteksiz ve yorgun bir hale düşmek.
506 . Başının altından çıkmak : Ortaya çıkan bir kötülük veya tuhaf işin, gizli planlayıcısı ve asıl sorumlusu olmak.
507 . Başının belasını aramak : Hiç gerek yokken tehlikeli ve sıkıntılı işlere bulaşarak, kendine dert çıkarmak.
508 . Başının çaresine bakmak : Kimseden yardım beklemeden, kendi imkan ve becerileriyle içinde bulunduğu sorunu halletmek.
509 . Başının derdine düşmek : Kendi kişisel problemleriyle o kadar meşgul olmak ki, çevresindeki hiçbir şeyle ilgilenememek.
510 . Başının dikine gitmek : Nasihat dinlemeyip bildiğini okumak.
511 . Başının etini yemek : Bir şeyi sürekli olarak isteyip durarak veya aynı şikayetleri defalarca tekrarlayarak karşısındaki kişiyi canından bezdirecek kadar rahatsız etmektir.
512 . Başının üstünde yeri olmak : Bir konuğa veya çok sevilen birine duyulan derin saygı nedeniyle onu en iyi şekilde ağırlayacağını ifade eden bir sözdür.
513 . Başının üzerinde yeri olmak : Birine çok büyük saygı göstermek.
514 . Başka bahara kalmak : Bir işin belirsiz bir zamana ertelenmesi.
515 . Başka kapıya : “Buradan sana iş çıkmaz” anlamında reddetme sözü.
516 . Başka telden çalmak : Bir topluluğun veya grubun ortak kararına uymayan, onlardan tamamen farklı ve aykırı düşünceler savunan kişiler için kullanılan bir deyimdir.
517 . Başkanlık etmek : Bir gruba veya toplantıya liderlik yapmak.
518 . Başlı başına : Kendi başına bir değer ifade eden, başlıca.
519 . Başrol oynamak : Bir olayda en önemli etkene veya kişiye sahip olmak.
520 . Baştan aşağı : Bir şeyin veya bir kişinin tamamını, en üst noktasından en alt noktasına kadar her detayını kapsayacak şekilde ifade eder.
521 . Baştan ayağa : Bir kişinin dış görünüşünü veya bir konunun tüm detaylarını kapsayacak şekilde, en tepeden en tırnağa kadar her yerini ifade eder.
522 . Baştan çıkarmak : Bir kişiyi ahlaki değerlerinden veya doğru bildiği yoldan saptırarak, ona yanlış şeyler yaptırmak veya onu duygusal olarak kandırıp ayartmaktır.
523 . Baştan gitmek : Birinden veya bir dertten kurtulmak.
524 . Baştan kokmak : (Balık baştan kokmak varyantı) Bozulmanın temelden olması.
525 . Baştan savma : Bir işi özen göstermeden, sadece bitmiş olması için en kısa yoldan ve kalitesiz bir şekilde yapıp üzerinden atmaya çalışmaktır.
526 . Baştan savma iş yapmak : Bir görevi özen göstermeden, sadece bitmiş olması için üstünkörü ve kalitesiz bir şekilde yerine getirerek sorumluluktan kaçmaya çalışmaktır.
527 . Baştan savma yapmak : Bir işi özen göstermeden, üzerinde yeterince düşünmeden ve çabucak bitirmek için gelişigüzel yapmak.
528 . Baştan savmak : Birini veya bir işi ilgi göstermeden uzaklaştırmak.
529 . Baştan tırnağa : Bir kişinin dış görünüşünü veya bir konunun tüm ayrıntılarını hiçbir yerini atlamadan bütünüyle anlatmak için kullanılan bir ifadedir.
530 . Batakhane : Kötü alışkanlıkların edinildiği, tekin olmayan insanların toplandığı ve toplum tarafından onaylanmayan karanlık mekanları tarif etmek için kullanılan sert bir ifadedir.
531 . Bataklığa saplanmak : İçinden çıkılması çok zor olan maddi veya manevi bir sorunun içine girmek ve debelenip durmak.
532 . Batı batı : Tamamen batmış durumda olan.
533 . Battı balık yan gider : İşler geri dönülemez derecede bozulduğunda, artık daha fazla önlem almanın bir faydası olmayacağını düşünerek durumu tamamen oluruna bırakma tavrını ifade eder.
534 . Bavulu toplamak : Bir yerden ayrılmaya, işinden istifa etmeye veya bir ilişkiyi tamamen bitirmeye karar vererek gitme hazırlıklarını tamamlamış olmak anlamına gelir.
535 . Bavulunu toplamak : Bir yerden ayrılmak üzere hazırlanmak.
536 . Bayrak açmak : Yeni bir düşünceyi, inancı veya isyanı simgeleyerek, onun savunuculuğunu yapmaya ve yaymaya başlamak.
537 . Bayrak çekmek : Başarıyı veya bir durumu resmen ilan etmek.
538 . Bayrak sallamak : Bir başarıdan sonra zaferini ilan etmek veya bir konuda “ben de buradayım” diyerek dikkatleri üzerine çekmeye çalışmaktır.
539 . Bayram etmek : Beklenmedik bir iyi haber veya güzel bir olay karşısında çok büyük bir sevinç ve coşku yaşamak.
540 . Bayram havası : Toplumda veya bir aile içinde yaşanan çok sevinçli bir gelişme sonucunda oluşan genel neşe ve mutluluk atmosferini ifade eder.
541 . Bayram havası esmek : Bir toplulukta veya aile içinde yaşanan büyük bir başarı veya müjdeli bir haber sonucu herkesin tarif edilemez bir neşe ve mutluluk içine girmesidir.
542 . Bayramlık ağzını açmak : Çok ağır küfürler veya sözler söylemek.
543 . Bayramlık elbiselerini giymek : Özel ve önemli bir gün için en güzel ve temiz kıyafetlerini giyerek hazırlanmak.
544 . Bebek gibi bakmak : Birine veya bir şeye aşırı derecede özen ve şefkat göstererek, onu her türlü zarardan korumaya çalışmak.
545 . Bebek oyuncağı : Çok kolay yapılan iş.
546 . Beceri kazanmak : Bir işte ustalık sahibi olmak.
547 . Bedava sirke baldan tatlıdır : Hiçbir emek harcamadan veya para ödemeden elde edilen her türlü şeyin, kalitesine bakılmaksızın insana her zaman çok cazip gelmesini anlatır.
548 . Bedavadan : Emek vermeden, karşılıksız.
549 . Bedavadan gelmek : Hiçbir emek, çaba veya para harcamadan, karşılıksız bir şekilde bir şey elde etmek.
550 . Beddua almak : Birinin kötü dileklerine maruz kalmak.
551 . Bedel ödemek : Yapılan bir yanlışın, girilen hatalı bir yolun veya alınan riskli bir kararın sonucunda ortaya çıkan ağır faturayı maddi ya da manevi olarak üstlenmektir.
552 . Bedeni ruhundan ayrılmak : Ölmek veya çok büyük korku yaşamak.
553 . Beğeni toplamak : Takdir edilmek.
554 . Bel bağını çözmeden yürümek : Güvenmeden ama vazgeçmeden ilerlemeye çalışmak.
555 . Bel bağını çözmek : Umutla sarıldığı bir hedeften vazgeçmek.
556 . Bel bağını düğümlemek : Tüm umutlarını tek bir kişi veya işe bağlamak.
557 . Bel bağını gevşek atmak : Umut etmekle birlikte kendini tamamen kaptırmamak.
558 . Bel bağını gevşek tutmak : Umut etmekle birlikte hayal kırıklığına hazırlıklı olmak.
559 . Bel bağını gevşetip bırakmak : Umudu yavaş yavaş tamamen tüketmek.
560 . Bel bağını gevşetmek : Uzun süre uğraşılan bir işten yavaş yavaş umudu kesmek.
561 . Bel bağını ince ipliğe bağlamak : Umudun çok zayıf ama tamamen bitmemiş olması.
562 . Bel bağını ince tutmak : Umut ederken hayal kırıklığına karşı kendini korumak.
563 . Bel bağını koparmak : Bir işten veya kişiden artık kesin olarak umudu kesmek.
564 . Bel bağını sabır ipine bağlamak : Sonuç belirsiz olsa bile dayanmayı sürdürmek.
565 . Bel bağını sabırla tutmak : Son ana kadar umut etmeyi sürdürmek.
566 . Bel bağını temkinle atmak : Umut ederken hayal kırıklığını da hesaba katmak.
567 . Bel bağını umut ipine bağlamak : Çok zayıf da olsa beklentiyi tamamen kesmemek.
568 . Bel bağını umutla tutmak : Zayıf da olsa beklentiyi tamamen kaybetmemek.
569 . Bel bağını zamana bağlamak : Çözümü kendi çabası yerine zamandan beklemek.
570 . Bel bağını zayıf tutmak : Hayal kırıklığına hazırlıklı olmak.
571 . Bel bağlamak : Bir kişinin kendisine yardım edeceğine veya bir işin olumlu sonuçlanacağına dair tüm umutlarını tek bir noktaya odaklayarak ona sonsuz güvenmektir.
572 . Bela aramak : Hiçbir neden yokken kavgaya yol açacak hareketlerde bulunmak veya kendini bile bile tehlikeli durumların içine atmaya çalışmaktır.
573 . Bela ayak sesleri duymak : Yaklaşan büyük bir sorunu önceden sezmek.
574 . Bela çağırmak : Gereksiz davranışlarla sorunları üstüne çekmek.
575 . Bela çıkarmak : Kavgaya veya soruna sebep olmak.
576 . Bela davetiyesi çıkarmak : Gereksiz davranışlarla sorunları üstüne çekmek.
577 . Bela eşiğinde beklemek : Büyük bir sorunun hemen öncesinde olmak.
578 . Bela eşiğinde durmak : Büyük bir sorunun hemen öncesinde olmak.
579 . Bela eşiğinde gezinmek : Küçük bir adımla büyük sorunlara sürüklenebilecek durumda olmak.
580 . Bela eşiğini aşmak : Artık sorunların geri dönülmez noktaya gelmesi.
581 . Bela gölgesi taşımak : Nereye gitse sorunların peşinden gelmesiyle tanınmak.
582 . Bela ipini çözmek : Önemsiz görünen bir işi büyüyen bir soruna dönüştürmek.
583 . Bela izini sürmek : Farkında olmadan sürekli sorunlu durumların içine girmek.
584 . Bela kapısını aralamak : Küçük bir hata ile büyük sorunların başlamasına zemin hazırlamak.
585 . Bela kapıyı çalmak : Kişinin istemediği halde ciddi bir sorunla karşı karşıya kalması.
586 . Bela kokusu almak : Yaklaşan bir sorunu önceden sezmek.
587 . Bela okumak : Birine karşı içten içe öfke duyup, onun başına kötü şeyler gelmesini dilemek ve beddua etmek.
588 . Bela yoluna sapmak : Bilerek sorun çıkaracak bir yola girmek.
589 . Bela yolunda ilerlemek : Sonu kötü olacağını bile bile yanlış yolda yürümek.
590 . Bela yolunda oyalanmak : Sorun çıkaracağını bile bile yanlış davranışları sürdürmek.
591 . Bela yolunu açmak : Dikkatsiz davranışlarla büyük sorunlara zemin hazırlamak.
592 . Bela zinciri oluşturmak : Küçük sorunların art arda büyük sıkıntılar doğurması.
593 . Bela zincirine takılmak : Sorunlar bitmeden yenilerinin başlaması.
594 . Belasını aramak : Tehlikeli işlere bulaşmak.
595 . Beleşe konmak : Bir şeye emek vermeden sahip olmak.
596 . Belini bükmek : Bir kişiyi maddi veya manevi açıdan çok zor duruma düşürerek, onu çaresiz ve güçsüz bir hale getirmek.
597 . Belini çöze çöze yürümek : Hayata karşı isteksiz ve yorgun bir ruh haliyle yaşamak.
598 . Belini doğrultmak : Yaşanan büyük maddi kayıpların veya ağır hastalık süreçlerinin ardından, kişinin durumunu yeniden toparlayarak eski gücüne ve ekonomik rahatlığına yavaş yavaş kavuşması durumudur.
599 . Belini kırmak : Birinin gücünü veya direncini yok etmek.
600 . Belli belirsiz : Çok dikkatli bakılmadığında veya dinlenilmediğinde fark edilmesi imkansız olan, silik, hafif ve net olmayan durumlar için kullanılır.
601 . Belli bir kalıba girmek : Belirli bir düzen veya disiplin içine girmek.
602 . Belli etmek : Bir durumu dışarıya yansıtmak, hissettirmek.
603 . Belli olmaz : Bir durumun sonucunun tahmin edilemez olması.
604 . Bembeyaz kesilmek : Korkudan, büyük bir şoktan veya ani bir hastalıktan dolayı kişinin yüzündeki tüm kanın çekilmesi ve renginin kağıt gibi bembeyaz olması halidir.
605 . Bembeyaz olmak : Korkudan veya şaşkınlıktan beti benzi atmak.
606 . Ben diyeyim yüz, sen de iki yüz : Yaşanan bir olaydaki sayıları veya durumun ciddiyetini anlatırken, karşı tarafın konuyu daha iyi kavraması için abartılı ifadeler kullanmaktır.
607 . Ben diyeyim… sen de… : Bir olayın büyüklüğünü anlatırken kullanılan ifade.
608 . Bende kalsın : Bir sırrı veya bilgiyi söylemeyeceğini belirtmek.
609 . Benden günah gitti : “Ben yapmam gereken uyarıyı yaptım, bundan sonra doğacak tüm sorumluluk ve kötü sonuçlar sana aittir” anlamında kullanılan bir ikaz sözüdür.
610 . Beni benden almak : Çok güzel bir müziğin, sanat eserinin veya manzaranın kişiyi büyüleyerek onu dünyadan koparması ve derin bir hayranlık uyandırmasıdır.
611 . Benim diyen : Kendi yeteneğine, gücüne veya bilgisine aşırı derecede güvenen, iddialı olan ve bu konuda kimseden geri kalmayacağını savunan kişidir.
612 . Benimle mi doğdun? : “Sana bakmak veya ilgilenmek zorunda mıyım?” anlamında sitem.
613 . Benliğinden sıyrılmak : Kişiliğini veya alışkanlıklarını bir kenara bırakmak.
614 . Benlik davası gütmek : Her durumda kendi çıkarını ve üstünlüğünü düşünerek, sürekli bencilce davranışlar sergilemek.
615 . Benzemek : Bir şeye veya birine andırmak.
616 . Benzetmek : İki farklı şey veya durum arasında ortak özellikler bularak, birini diğerine benzer şekilde açıklamaya veya anlatmaya çalışmak.
617 . Benzi atmak : Bir korku, heyecan veya hastalık anında kişinin yüz renginin aniden değişmesi ve solgun bir görünüme bürünerek halsiz düşmesi durumudur.
618 . Benzi kül gibi olmak : Çok korkmak veya hastalanmak.
619 . Benzine bak, borcunu öde : Yorgun ve bitkin görünenler için söylenir.
620 . Beraberinde getirmek : Bir olayın gerçekleşmesiyle birlikte, o olaya bağlı olarak başka sonuçların veya durumların da kendiliğinden ortaya çıkması anlamına gelir.
621 . Berat etmek : Bir suçlamayla karşı karşıya kalan kişinin, mahkeme veya toplum önünde masumiyetinin kanıtlanarak tüm suçlamalardan tamamen temizlenip aklanmasıdır.
622 . Berbat etmek : Elindeki güzel bir imkanı kötü kullanmak, bir işi çok yanlış yöntemlerle yaparak tanınmaz hale getirmek ve her şeyi mahvetmektir.
623 . Bereket versin : Bir durumun olumlu yönlerine şükretmek veya iyi bir netice aldığı için memnuniyet belirten bir ifade kullanmak.
624 . Bertaraf etmek : Karşılaşılan bir engeli, düşmanı veya tehlikeli durumu tamamen ortadan kaldırarak etkisiz hale getirmek ve güvenliği sağlamaktır.
625 . Besle kargayı oysun gözünü : Kendisine büyük iyilikler yapılan, kol kanat gerilen birinin, gün gelip kendisine iyilik yapan kişiye en büyük kötülüğü yapması durumudur.
626 . Besle kargayı, oysun gözünü : Kendisine yapılan iyiliklere karşılık, nankörce davranarak kötülükle karşılık veren insanlar için söylenir.
627 . Beşi bir yerde : Bir arada bulunması zor olan beş değerli şeyin veya beş olumlu özelliğin tek bir kişide veya yerde toplanmış olmasını ifade eder.
628 . Beterin beteri : Kötünün daha kötüsü.
629 . Beterin beteri var : İçinde bulunulan kötü durumdan daha da kötü şartların olabileceğini hatırlatarak, kişinin haline şükretmesi gerektiğini vurgulayan bir teselli ifadesidir.
630 . Beti benzi atmak : Korku, heyecan veya hastalık sebebiyle yüzü sararmak, rengi solmak.
631 . Betini benzini uçurmak : Birini çok korkutmak.
632 . Beton gibi : Çok sert veya dayanıklı.
633 . Bey amca : Yaşlı ve saygın erkeklere hitap şekli.
634 . Beyaz atlı prens : Zor durumda olan birini kurtarmaya gelen hayali, kusursuz ve ideal erkek kahraman.
635 . Beyaz bayrak çekmek : Teslim olduğunu veya yenilgiyi kabul ettiğini bildirmek.
636 . Beyaz cam : Televizyon.
637 . Beyaz sayfa açmak : Geçmişte yaşanan kötü olayları veya hataları geride bırakarak, yeni ve temiz bir başlangıç yapmak.
638 . Beyaz yalan : Kimseye bir zararı dokunmayan, sadece birini kırmamak veya zor bir durumu geçici olarak kurtarmak için başvurulan masumca yalanlardır.
639 . Beyaz yalan söylemek : Kimseye bir zararı dokunmayan, sadece birini kırmamak veya zor bir durumu geçici olarak kurtarmak amacıyla başvurulan masum yalanlardır.
640 . Beyhude yere : Boşuna, hiçbir sonuç alamadan.
641 . Beyin fırtınası : Bir problemi çözmek veya yeni fikirler üretmek için bir grup insanın kısıtlama olmadan her türlü fikri özgürce tartışması yöntemidir.
642 . Beyin fırtınası yapmak : Bir sorunu çözmek veya yeni fikirler üretmek için, bir grup insanın sınırsızca ve yargılanmadan fikirlerini paylaşması.
643 . Beyin göçü : Eğitimli kişilerin başka ülkelere gitmesi.
644 . Beyin yıkamak : Bir insanın düşünce ve inançlarını, sistematik bir şekilde ve baskı uygulayarak değiştirmeye çalışmak.
645 . Beyni ağır sisle kaplanmak : Düşüncelerin netliğini kaybedip bulanıklaşması.
646 . Beyni ağırlaşmak : Yorgunluk ve stres nedeniyle düşünme hızının ciddi biçimde düşmesi.
647 . Beyni bulanmak : Şüpheye düşmek, kafası karışmak.
648 . Beyni daralmak : Yoğun baskı altında düşünsel hareket alanının azalması.
649 . Beyni dolup taşmak : Düşüncelerin yoğunluğu nedeniyle zihinsel rahatlama sağlayamamak.
650 . Beyni dumura uğramak : Aşırı şaşkınlık nedeniyle düşünemez hale gelmek.
651 . Beyni durmak : Aşırı yorgunluk, büyük bir şok veya karmaşa karşısında kişinin sağlıklı düşünme yeteneğini tamamen kaybetmesi ve ne yapacağını bilemez hale gelmesidir.
652 . Beyni düğüm olmak : Üst üste gelen düşünceler yüzünden karar veremez hale gelmek.
653 . Beyni karıncalanmak : Çok düşünmekten zihni yorulmak.
654 . Beyni kilit vurmak : Aşırı baskı altında düşünemez hale gelmek.
655 . Beyni pas tutmak : Uzun süre düşünsel üretimden uzak kaldığı için zihinsel durgunluk yaşamak.
656 . Beyni sislenmek : Duygular nedeniyle mantıklı düşünememek.
657 . Beyni uğultuda kalmak : Sürekli düşünmekten zihinsel dinginliği kaybetmek.
658 . Beyni uğultuya boğulmak : Aşırı düşünceden dolayı zihinsel yorgunluk yaşamak.
659 . Beyni uğultuya teslim olmak : Sürekli düşünmekten zihinsel dinginliği kaybetmek.
660 . Beyni uğultuyla doldurmak : Sürekli düşünmekten zihni dinlendirememek.
661 . Beyni yavaşlamak : Aşırı yorgunluk nedeniyle düşünce hızının düşmesi.
662 . Beyni yorgunluğa bırakmak : Düşünmeyi tamamen bırakacak kadar bitkin düşmek.
663 . Beyni yorgunluğa teslim olmak : Düşünmekten vazgeçecek kadar bitkin düşmek.
664 . Beyni yorgunlukla körelmek : Uzun süren stres nedeniyle düşünce gücünün azalması.
665 . Beyni yük altında ezilmek : Aynı anda çok fazla düşünceyle baş edemez hale gelmek.
666 . Beyninden vurulmuşa dönmek : Beklenmedik, çok kötü ve sarsıcı bir haber alarak şoka girmek ve ne yapacağını şaşırmak.
667 . Beynini kemirmek : Bir düşüncenin kişiyi sürekli rahatsız etmesi.
668 . Beynini yıkamak : Birinin fikirlerini baskıyla değiştirmek.
669 . Bezginlik gelmek : Artık bir durumdan bıkmak, usanmak.
670 . Bezginlik getirmek : Usanmak.
671 . Bıçağı kemiğe dayatmak : Birini artık dayanamayacağı noktaya zorlamak.
672 . Bıçağın ağzında durmak : En ufak hatada büyük zarar görebilecek durumda olmak.
673 . Bıçağın ağzında kalmak : En küçük hatanın büyük zarar doğuracağı durumda olmak.
674 . Bıçağın gölgesinde kalmak : Sürekli tehdit veya korku altında yaşamak.
675 . Bıçağın gölgesini hissetmek : Tehlikenin çok yakında olduğunu içgüdüsel olarak anlamak.
676 . Bıçağın keskinliğini görmek : Küçük bir olayla büyük tehlikeyi fark etmek.
677 . Bıçağın parlak ucunu görmek : Tehlikenin artık açıkça ortaya çıkması.
678 . Bıçağın parlak yüzüne aldanmak : Tehlikeyi fark etmeyip sadece cazip yönüne kapılmak.
679 . Bıçağın parlak yüzünü görmek : Tehlikenin artık gizlenemez hale gelmesi.
680 . Bıçağın serinliğini ensede hissetmek : Tehlikenin artık kaçınılmaz derecede yaklaştığını anlamak.
681 . Bıçağın sırtında yaşamak : Sürekli risk altında, huzursuz ve tehlikeye açık şekilde hayat sürmek.
682 . Bıçağın soğuğunu ensesinde duymak : Tehlikenin artık çok yaklaştığını açıkça hissetmek.
683 . Bıçağın soğuğunu hissetmek : Tehlikenin artık çok yaklaştığını fark etmek.
684 . Bıçağın soğukluğunu duymak : Tehlikenin artık çok yaklaştığını hissetmek.
685 . Bıçağın ucunda durmak : En küçük hatanın büyük sonuçlar doğuracağı konumda olmak.
686 . Bıçağın ucunda kalmak : Çok hassas bir dengede olup en küçük hatada büyük zarar görmek.
687 . Bıçağın ucunda yaşamak : Sürekli tedirgin ve güvensiz bir hayat sürmek.
688 . Bıçak altına yatmak : Ameliyat olmak.
689 . Bıçak gibi kesilmek : Aniden durmak veya susmak.
690 . Bıçak gibi kesmek : Bir durumu veya sesi aniden durdurmak.
691 . Bıçak kemiğe dayanmak : Sıkıntının veya acının artık dayanılmaz bir noktaya gelmesi.
692 . Bıçak sırtı : Çok hassas ve tehlikeli bir durumda olmak.
693 . Bıçak sırtında : Tehlikeli bir dengede.
694 . Bıçak yarası : Sözle veya davranışla açılan, fiziksel olmasa da duygusal anlamda derin ve uzun süre geçmeyecek bir yara, acı.
695 . Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez : Fiziksel yaraların zamanla iyileşebileceğini, ancak kötü sözlerin açtığı duygusal yaraların asla unutulmayacağını anlatır.
696 . Bıçakla kesilmiş gibi : Aniden ve tamamen kesilmek, bitmek (genellikle ses, konuşma veya bir ilişki için kullanılır).
697 . Bıyık altından gülmek : Birinin düştüğü duruma çaktırmadan, gizli gizli veya küçümseyerek gülmek.
698 . Bıyık altından konuşmak : Açık ve net bir şekilde değil de, üstü kapalı, imalı ve alaycı bir şekilde konuşmak.
699 . Bıyık burkmak : Kendine güvenle gösteriş yapmak.
700 . Bıyıkları balta kesmez olmak : Her türlü zorluğu görmüş, deneyimli, hiçbir şeyden yılmayan ve etkilenmeyen bir kişi olmak.
701 . Bibi gibi : Çok süslü ve güzel (kadınlar için).
702 . Biçilmiş kaftan : Bir kişiye, göreve veya duruma tam anlamıyla uygun olan, çok isabetli seçilmiş şey.
703 . Bildiğinden şaşmamak : Kendi kararlılığını korumak.
704 . Bildiğini okumak : Başkalarının tavsiye, uyarı veya kurallarını dinlemeyip, sadece kendi istediği şekilde hareket etmek.
705 . Bileği bükülmez : Yenilmesi imkansız, çok güçlü.
706 . Bileğine güvenmek : Kendi fiziksel gücüne, yeteneğine veya becerisine güvenerek bir işe girişmek.
707 . Bileğinin hakkıyla : Kendi emeği ve gücüyle kazanarak.
708 . Bilek güreşi yapmak : Biriyle güç veya yetenek konusunda çekişmek, yarışmak.
709 . Biletini kesmek : Bir kişinin bir iş yerindeki görevine son vermek veya bir ilişkide onu tamamen gözden çıkarıp uzaklaştırmaya kesin olarak karar vermektir.
710 . Bilgiçlik taslamak : Aslında yeterli bilgiye sahip olmadığı halde, çok bilmiş bir tavırla konuşmak ve ahkam kesmek.
711 . Bilinçaltına itmek : Bir şeyi unutmaya çalışıp zihnin derinlerine atmak.
712 . Billur gibi : Çok berrak ve temiz.
713 . Bilmemezlikten gelmek : Olan biteni veya bir gerçeği bildiği halde, bilmiyormuş gibi davranmak ve umursamamak.
714 . Bilmeyene hendek atlatmak : Bir konudan hiç anlamayan veya öğrenmeye kapalı olan birine bir şeyi anlatmaya çalışmanın ne kadar zor ve imkansız olduğunu ifade eder.
715 . Bilmezden gelmek : Bildiği bir şeyi bilmiyormuş gibi davranmak.
716 . Bin berekete : “Çok şükür, çok olsun” anlamında.
717 . Bin dereden su getirmek : Bir konuda ikna etmek veya kandırmak için çok fazla dolaylı sebep ve mazeret uydurmak.
718 . Bin kalıba girmek : Çıkarı için sürekli şekil ve fikir değiştirmek, dürüst davranmamak.
719 . Bin pişman olmak : Yapılan bir hatadan veya verilen bir karardan dolayı çok büyük bir pişmanlık ve üzüntü duymak.
720 . Bin şahit istemek : Bir durumun doğruluğunun çok şüpheli olması.
721 . Bindiği dalı kesmek : Bir kimsenin, aslında kendisine yarar sağlayan, onu ayakta tutan desteği veya kişiyi farkında olmadan kendi elleriyle yok ederek kendi sonunu hazırlamasıdır.
722 . Bindik bir alamete… : Sonu belirsiz bir işe girişmek.
723 . Bini bir para : Çok ucuz ve çok fazla bulunan.
724 . Bini bir para olmak : Çok fazla miktarda bulunmak ve bu yüzden değersiz ve ucuz olmak.
725 . Binip gitmek : Bir araca binip uzaklaşmak.
726 . Binit binmek : Bir hayvana veya araca binmek.
727 . Bir amaca hizmet etmek : Belirli bir hedef için çalışmak.
728 . Bir araba dolusu : Çok miktarda.
729 . Bir araya gelmek : Toplanmak, buluşmak.
730 . Bir aşağı bir yukarı : Sürekli gidip gelmek.
731 . Bir ateş pahası : Çok pahalı.
732 . Bir ayağı çukurda olmak : Çok yaşlanmış veya ölümü yaklaşmış olmak.
733 . Bir ayak önce : Çok acele ederek.
734 . Bir ayak önce gitmek : Herhangi bir işte veya durumda diğerlerinden daha hızlı davranarak, öncü olmak ve avantaj elde etmek.
735 . Bir ayak üstü : Kısa süreli, aceleyle ve ayakta yapılan bir görüşme veya iş için kullanılan bir tabirdir.
736 . Bir bakışta çözmek : Karmaşık görünen bir durumu kısa sürede anlamak.
737 . Bir bakışta çözülmek : Uzun süredir direnilen bir duygunun aniden ortaya çıkması.
738 . Bir bakışta çözülüp susmak : Duygusal bir etkiyle savunmayı bırakıp içine kapanmak.
739 . Bir bakışta çözüm aramak : Hızla çıkış yolu bulmaya çalışmak.
740 . Bir bakışta çözüm sezinlemek : Detaylara girmeden durumu hızlıca kavramak.
741 . Bir bakışta çözümlemek : Karmaşık bir meseleyi hızla analiz etmek.
742 . Bir bakışta donakalmak : Beklenmedik bir durum karşısında şaşkınlıktan hareket edememek.
743 . Bir bakışta erimek : Karşısındakine karşı anında duygusal bağ hissetmek.
744 . Bir bakışta eriyip gitmek : Sertliğin sevgi karşısında aniden yok olması.
745 . Bir bakışta eriyip yumuşamak : Sert tavrın sevgi veya merhamet karşısında çözülmesi.
746 . Bir bakışta hükmü kesmek : Yeterli bilgi olmadan kesin karar vermek.
747 . Bir bakışta hüküm vermek : Yeterince düşünmeden kesin karar almak.
748 . Bir bakışta tartmak : Karşısındakini hızlıca değerlendirip kanaat oluşturmak.
749 . Bir bakışta tereddüt etmek : Karşısındakini görünce kararından şüphe duymak.
750 . Bir bakışta yön değiştirmek : Anlık bir etkiyle tüm kararını tersine çevirmek.
751 . Bir bakışta yumuşamak : Sert tutumun ani bir duygusal etkiyle dağılması.
752 . Bir bardak suda fırtına koparmak : Önemsiz ve küçük bir olayı abartarak, büyük bir sorun veya kavga haline getirmek.
753 . Bir baş yastıkta kocamak : Evliliği ömür boyu sürdürmek.
754 . Bir başına : Kimsesiz, yalnız başına.
755 . Bir çırpıda : Son derece hızlı, zahmetsiz ve kolay bir şekilde yapılan işleri nitelemek için kullanılır.
756 . Bir çırpıda olmak : Bir işin beklenenden çok daha hızlı ve kolay bir şekilde tamamlanması veya bitmesi.
757 . Bir çift söz etmek : Kısaca ve öz olarak konuşmak, birkaç kelam etmek.
758 . Bir çuval inciri berbat etmek : İyi giden, düzgün bir işi veya durumu, küçük bir dikkatsizlik veya hata yüzünden bozmak.
759 . Bir dalda durmamak : Aynı anda birçok farklı iş, fikir veya ilişkiyle ilgilenmek, kararsız ve istikrarsız bir tutum içinde olmak.
760 . Bir dediği iki olmamak : Bir kişinin her istediğinin anında ve hiç sorgulanmadan yerine getirilmesi, şımartılması.
761 . Bir dediğini iki etmemek : Her istediğini yapmak.
762 . Bir deri bir kemik : Çok zayıf.
763 . Bir deri bir kemik kalmak : Aşırı zayıflamaktan veya hastalıktan dolayı, vücudunda sadece kemikleri ve üzerini saran derisi kalmak.
764 . Bir dikili ağacı olmamak : Hayatta hiçbir mal varlığı, mülkü veya kalıcı bir eseri bulunmamak.
765 . Bir dokun bin ah işit : Çok dertli birine dokunulduğunda çok şikayet gelmesi.
766 . Bir dokun bin ah işitmek : Çok dertli ve sıkıntılı birine küçük bir dokunuşta bile, ondan dert yanmasını dinlemek zorunda kalmak.
767 . Bir eli yağda bir eli balda : Hiçbir maddi sıkıntı çekmeden, bolluk ve lüks içinde, çok rahat bir hayat süren insanlar için kullanılan bir deyimdir.
768 . Bir eli yağda bir eli balda olmak : Çok bolluk, refah ve lüks içinde, hiçbir sıkıntı çekmeden yaşamak.
769 . Bir elin nesi var, iki elin sesi var : Yardımlaşmanın ve dayanışmanın önemini vurgulayan, tek başına yapılamayacak işlerin birlikte kolayca başarılabileceğini anlatan atasözü.
770 . Bir elin nesi var… : Yardımlaşmanın önemini anlatan söz.
771 . Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır : Yapılan küçük bir iyiliğin bile unutulmaması ve uzun yıllar minnetle hatırlanması gerektiğini öğütleyen bir atasözüdür.
772 . Bir içim su : Gören herkesin hayran kaldığı, çok duru, taze ve etkileyici bir güzelliğe sahip olan kişiler veya manzaralar için söylenir.
773 . Bir içim su gibi olmak : Bir insanın çok güzel, tatlı ve sevimli bir görünüme veya karaktere sahip olması.
774 . Bir iğne boyu yol gitmek : Çok az mesafe katetmek.
775 . Bir kalemde : Bir kerede, tek bir hamlede.
776 . Bir kalemde halletmek : Uzun sürebilecek bir işi veya borcu, tek seferde ve hızlıca tamamlayıp bitirmek.
777 . Bir kalemde silmek : Uzun süredir devam eden bir ilişkiyi veya bir emeği, tek bir hata yüzünden bir anda ve tamamen gözden çıkarıp yok saymaktır.
778 . Bir kaşık suda boğmak : Birine karşı duyulan aşırı öfke nedeniyle, onu yok etmek veya zarar vermek istemek.
779 . Bir kenara atmak : Değer vermeyip ilgilenmemek, terk etmek.
780 . Bir kenara çekilmek : Bir işten elini eteğini çekmek, karışmamak.
781 . Bir kenara itmek : Önemsememek, dışlamak.
782 . Bir kenara koymak : İleride kullanmak için saklamak veya bir konuyu şimdilik ihmal etmek.
783 . Bir kenara not etmek : Bir şeyi unutmamak üzere kaydetmek.
784 . Bir koltukta iki karpuz : Aynı anda iki zor iş.
785 . Bir koltukta iki karpuz taşımak : Aynı anda birden fazla önemli ve zor işin sorumluluğunu üstlenmeye çalışmak.
786 . Bir korku sarmak : Birdenbire çok korkmaya başlamak.
787 . Bir koşu : Çok çabuk, hemen gidip gelerek.
788 . Bir kulağından girip öbüründen çıkmak : Söylenen önemli bir şeyi dinlememek, hiç dikkate almamak ve unutmak.
789 . Bir kuş sütü eksik : Sofranın çok zengin ve her türlü yiyecekle dolu olması.
790 . Bir kuşu olmak : Gizli bir haber kaynağı veya yardımcısı olmak.
791 . Bir miktar : Az bir ölçüde.
792 . Bir mumla aramak : Çok büyük bir özlemle ve ihtiyaçla aramak.
793 . Bir nebze : Çok az, küçücük bir parça.
794 . Bir nefes almak : Dinlenmek, ferahlamak.
795 . Bir nefese sığmamak : Anlatılacak kadar basit olmayan, karmaşık olmak.
796 . Bir nefeslik ara vermek : Yoğunluk arasında kısa süreli dinlenme ihtiyacı duymak.
797 . Bir nefeslik cesaret bulmak : Korkuya rağmen kısa süreli kararlılık göstermek.
798 . Bir nefeslik cesaret toplamak : Korkuya rağmen kısa süreli kararlılık göstermek.
799 . Bir nefeslik denge bulmak : Zor bir süreçte kısa süreli toparlanma yaşamak.
800 . Bir nefeslik ferahlık bulmak : Uzun süren sıkıntıdan sonra kısa süreli rahatlama yaşamak.
801 . Bir nefeslik güç bulmak : Tam tükenmişken kısa süreli toparlanma yaşamak.
802 . Bir nefeslik güç toplamak : Tam tükenmişken kısa süreli toparlanma yaşamak.
803 . Bir nefeslik huzur bulmak : Uzun süreli sıkıntıdan sonra kısa bir rahatlama yaşamak.
804 . Bir nefeslik mesafe bırakmak : Tam güvenmeden önce temkinli davranmak.
805 . Bir nefeslik mesafe kalmak : Sonuca çok yaklaşmışken hala risk bulunması.
806 . Bir nefeslik sabır bırakmak : Tahammülün sonuna gelmişken kendini zorla tutmak.
807 . Bir nefeslik sabır taşımak : Tahammül gücünün son noktasına gelmek.
808 . Bir nefeslik sükûn bulmak : Uzun bir gerilimden sonra kısa süreli huzur yaşamak.
809 . Bir nefeslik umut kalmak : Tüm olumsuzluklara rağmen çok küçük bir beklenti taşımak.
810 . Bir nefeslik umut taşımak : Zor şartlara rağmen beklentiyi tamamen kaybetmemek.
811 . Bir nefeste : Hiç durmadan, çok hızlıca.
812 . Bir nefeste dağılmak : Uzun sürede biriken planların kısa sürede boşa çıkması.
813 . Bir omuz vermek : Destek olmak, yardım etmek.
814 . Bir parmak bal çalmak : Birini küçük bir vaat veya iyilikle oyalamak.
815 . Bir pazara çıkarmak : Bir şeyi herkesin duyacağı şekilde ortaya dökmek.
816 . Bir saniye bile düşünmemek : Hiç tereddüt etmeden karar vermek.
817 . Bir selam verip iki nasihat almak : Küçük bir iyilik veya ziyaret yapıldığında, karşılığında çok fazla öğüt veya söz işitmek.
818 . Bir solukta : Çok çabuk ve kesintisiz.
819 . Bir söyle bin ah işit : (Bir dokun bin ah işit varyantı) Çok dertli birinden çokça şikayet dinlemek.
820 . Bir sürüsü : Pek çok, çok sayıda.
821 . Bir şeye benzememek : Çok kötü, kalitesiz veya biçimsiz olmak.
822 . Bir tahtası eksik olmak : Akli dengesi yerinde olmamak, delice davranmak.
823 . Bir taşla iki kuş : Bir işten iki fayda.
824 . Bir taşla iki kuş vurmak : Tek bir hamle veya eylemle, aynı anda iki farklı fayda veya hedefe ulaşmak.
825 . Bir tüy gibi : Çok hafif.
826 . Bir uçtan bir uca : Tamamını kapsayacak şekilde, boydan boya.
827 . Bir vakit : Geçmişte bir zaman.
828 . Bir varmış bir yokmuş : Masalların başında söylenen, belirsizliği ifade eden kalıp.
829 . Bir yastığa baş koymak : Evlenmek, hayatı paylaşmak.
830 . Bir yastıkta kocamak : Evli bir çiftin, ömür boyu mutlu ve huzurlu bir şekilde birlikte yaşlanıp hayatlarını tamamlamaları.
831 . Bir yaşını daha doldurmak : Doğum günü gelmek, yaşlanmak.
832 . Bir yolunu bulmak : Bir engeli aşmak için çare üretmek.
833 . Bir yudum su gibi : Çok kolay veya çok ferahlatıcı.
834 . Bir zamanlar : Geçmişte kalmış bir dönemde.
835 . Bire bin katmak : Olan bir şeyi olduğundan çok daha büyük ve abartılı bir şekilde anlatmak, dedikoduya dönüştürmek.
836 . Biri bir para : (Bini bir para varyantı) Çok fazla ve değersiz.
837 . Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar : Toplumdaki adaletsiz paylaşımın, birileri zenginlik içindeyken diğerlerinin aç kalmasının büyük toplumsal huzursuzluklara yol açacağını anlatır.
838 . Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar : Adaletsizliğin sorun yaratacağını anlatır.
839 . Birine arka çıkmak : Birini desteklemek ve korumak.
840 . Birine gününü göstermek : Birini cezalandırmak veya haddini bildirmek.
841 . Birine içini dökmek : Dertlerini ve gizli duygularını anlatmak.
842 . Birini ayakta uyutmak : Birini kurnazca kandırmak.
843 . Birini dize getirmek : Birini teslim olmaya zorlamak, boyun eğdirmek.
844 . Birini el üstünde tutmak : Birine çok büyük değer ve ilgi göstermek.
845 . Birini göz hapsine almak : Birini sürekli ve dikkatle izlemek.
846 . Birini kapı dışarı etmek : Kovmak.
847 . Birini köşeye sıkıştırmak : Birini zor duruma düşürüp kaçacak yer bırakmamak.
848 . Birini mat etmek : Tartışmada veya işte kesin galibiyet kazanmak.
849 . Birini parmağında oynatmak : Birini istediği gibi yönlendirmek ve yönetmek.
850 . Birini yerin dibine sokmak : Birini aşırı derecede utandırmak veya eleştirmek.
851 . Birinin ağzına bakmak : Kendi kararı olmayıp başkasının diyeceğine göre davranmak.
852 . Birinin ağzını aramak : Birinin niyetini veya bildiklerini çaktırmadan öğrenmeye çalışmak.
853 . Birinin canını yakmak : Birine maddi veya manevi zarar vermek.
854 . Birinin damarına basmak : Birinin en duyarlı olduğu konuyu deşmek.
855 . Birinin ekmeğiyle oynamak : Birinin işine veya kazancına engel olmak.
856 . Birinin gözünü boyamak : Birini dış görünüşle veya hileyle kandırmak.
857 . Birinin ipiyle kuyuya inilmez : Güvenilmez birine dayanarak iş yapılmaz.
858 . Birinin kanına girmek : Birini kötü bir iş yapmaya itmek veya birinin ölümüne sebep olmak.
859 . Birinin kuyusunu kazmak : Birine gizlice tuzak hazırlamak.
860 . Birinin üzerinden geçinmek : Başkasının emeğiyle veya parasıyla yaşamak.
861 . Birlik olmak : Güçlerini birleştirmek, beraber hareket etmek.
862 . Bit yeniği : Bir işin içinde hissedilen ama tam olarak ne olduğu anlaşılamayan şüpheli bir durumun veya gizli bir hilenin varlığını ifade eder.
863 . Bit yeniği aramak : Bir işte, sözde veya davranışta mutlaka gizli bir kusur veya art niyet bulmaya çalışmak.
864 . Bit yeniği bulunmak : Bir işte, sözde veya durumda gizli ve şüphe uyandıran bir kusur, eksiklik veya art niyet olmak.
865 . Biti kanlanmak : Parasız ve sıkıntılı bir durumdan kurtularak, para kazanmaya ve rahata kavuşmaya başlamak.
866 . Bitip tükenmek : Tamamen yok olmak veya çok yorulmak.
867 . Bitli bakışlar : Birine karşı gizlenemeyen kin, nefret veya son derece olumsuz duygularla bakmak.
868 . Bitli bakışlarla bakmak : Kin, nefret veya büyük bir kıskançlıkla, kötü niyetli bir şekilde bakmak.
869 . Bitmek bilmemek : Bir işin, konuşmanın veya olayın bir türlü sona ermemesi, sürekli devam etmesi.
870 . Bitti bitiyor : Tamamlanmak üzere olan.
871 . Bizimle değilsin : Birini gruptan veya süreçten dışlamak için kullanılan söz.
872 . Bocalayıp durmak : Kararsızlık içinde ne yapacağını bilememek.
873 . Boğaz boğaza gelmek : İki kişinin veya grubun çok şiddetli, yakın ve sert bir şekilde kavga etmesi veya mücadele etmesi.
874 . Boğaz kavgası : Geçim derdi, karın doyurma çabası.
875 . Boğaz tokluğuna çalışmak : Çok düşük bir ücret karşılığında, neredeyse sadece karın doyurmak için çalışmak.
876 . Boğazı düğümlenmek : Çok üzücü bir haber alındığında veya yoğun bir duygu yaşandığında insanın konuşamayacak hale gelmesi ve boğazında bir baskı hissetmesi durumudur.
877 . Boğazına dizilmek : Yaşanan ani bir üzüntü, kötü bir haber veya huzursuzluk nedeniyle kişinin yediği yemekten veya içinde bulunduğu güzel durumdan hiçbir zevk alamaması halidir.
878 . Boğazına kadar borca batmak : Çok ağır ve ödenmesi zor borçlar altında ezilmek, maddi sıkıntı içinde olmak.
879 . Boğazına sarılmak : Birinden alacağını tahsil etmek için onu çok zorlamak veya birine karşı duyulan öfke nedeniyle ona fiili olarak saldırmaya yeltenmektir.
880 . Boğazından kesmek : Kendi en temel ihtiyaçlarından (yemek, içmek) bile fedakarlık yaparak, biriktirmek veya başkasına vermek.
881 . Bol keseden : Karşılıksız ve cömertçe.
882 . Bol keseden atmak : Gerçekleştirme imkanı olmayan, abartılı ve cömert vaatlerde bulunmak veya bol miktarda bir şey vermek.
883 . Bolluk bereket içinde : Her şeyin fazlasıyla bulunduğu durum.
884 . Bomba gibi : Çok enerjik, sağlıklı veya sarsıcı bir haber.
885 . Bomba gibi patlamak : Beklenmedik ve çok sarsıcı bir haber veya olayla ortaya çıkmak, herkesi şaşırtmak.
886 . Bomba patlamak : Beklenmedik ve sarsıcı bir olayın yaşanması.
887 . Boncuk boncuk terlemek : Çok fazla ve yoğun bir şekilde terlemek, terin vücuttan boncuk boncuk akması.
888 . Borusu ötmek : Sözünün geçerli olması, istediğini yaptırabilecek bir güce veya etkiye sahip olmak.
889 . Borusunu çalmak : Bir kişiyi veya düşünceyi aşırı derecede övmek, onun propagandasını yapmak ve yaymak.
890 . Bostan korkuluğu : Bir yerde gereksiz yere duran, işlevsiz ve kimseye faydası dokunmayan kişi için kullanılır.
891 . Boş boğazlık etmek : Söylenmemesi gereken şeyleri ağzından kaçırmak, yerli yersiz konuşmak.
892 . Boş boş bakmak : Anlamadan veya amaçsızca bakmak.
893 . Boş bulunmak : Bir anlık dikkatsizlikle hata yapmak veya sır vermek.
894 . Boş bulunup konuşmak : Dalgınlık veya dikkatsizlik anında, aslında söylenmemesi gereken bir şeyi ağzından kaçırmak.
895 . Boş çuval dik durmaz : Bilgisiz veya dayanağı olmayan kişi başarılı olamaz.
896 . Boş gezenin boş kalfası : Hiçbir işi veya meşguliyeti olmayan, tembel tembel dolaşan ve vaktini boşa harcayan kişi.
897 . Boş hayaller kurmak : Gerçekleşmesi imkansız şeyleri düşlemek.
898 . Boş konuşmak : Anlamsız ve gereksiz sözler söylemek.
899 . Boş koymak : Önemsememek, vazgeçmek.
900 . Boş laf karın doyurmaz : Anlamsız konuşmalar ve sözlerle, somut bir sorunun çözülemeyeceğini ifade etmek için söylenir.
901 . Boş torba ile at tutulmaz : Emek ve sermaye olmadan kazanç sağlanmaz.
902 . Boş vermek : Bir şeyi önemsememek, aldırmamak veya üzerinde durmamak, kayıtsız kalmak.
903 . Boşa çıkmak : Umutların veya çabaların sonuçsuz kalması.
904 . Boşa gitmek : Emeklerin ziyan olması.
905 . Boşa koysam dolmaz, doluya koysam almaz : İçinden çıkılması imkansız, çok karışık bir durum.
906 . Boşa kürek çekmek : Sonuç alınması mümkün olmayan veya emeklerin boşa gideceği bir iş için uğraşmak.
907 . Boşuna kürek çekmek : Sonuç alınamayacak bir iş için boş yere çabalamak.
908 . Boy gösterisi : Gücünü veya varlığını kanıtlama çabası.
909 . Boy göstermek : Bir yerde görünmek, ortaya çıkmak.
910 . Boy ölçüşmek : Bir kişi veya kurumla, güç, yetenek veya başarı bakımından yarışmak ve denk olup olmadığını test etmek.
911 . Boynu eğri : Birine karşı sürekli minnet borcu olan, ona boyun eğmek zorunda kalan kişi için kullanılır.
912 . Boynu kıldan ince olmak : Verilecek her türlü karara veya cezaya razı olmak.
913 . Boyu boyuna, huyu huyuna : Birbirine her bakımdan uygun olan çiftler için kullanılır.
914 . Boyun bükmek : Çaresizce kabul etmek veya merhamet dilemek.
915 . Boyun eğmek : Bir güce, otoriteye veya şarta karşı gelmeyip, itaat etmek ve kabullenmek.
916 . Boyun kırmak : Emre uymak veya çok alçakgönüllü davranmak.
917 . Boyunduruğu altına girmek : Birinin kesin egemenliğini kabul etmek.
918 . Boyunun ölçüsünü almak : Yapamayacağı bir işe kalkışarak veya kendinden üstün biriyle mücadele ederek, yenilgiyi tadıp ders almak.
919 . Boyunun ölçüsünü vermek : Birine, kendisinden üstün olduğunu veya yapamayacağı bir şeyi göstererek haddini bildirmek.
920 . Bozgun yemek : Bir mücadelede veya savaşta, ağır ve kesin bir şekilde yenilgiye uğrayıp dağılmak.
921 . Bozguna uğramak : Büyük bir yenilgiye düşmek ve dağılmak.
922 . Bozuk çalmak : Keyifsiz ve sinirli olmak, ters davranmak.
923 . Bozuk para gibi harcamak : Bir şeyi veya birini hiç değer vermeden, kolayca ve önemsiz bir şeymiş gibi kullanıp atmak.
924 . Bozuk plak gibi aynı şeyi tekrarlamak : Aynı sözü veya davranışı sürekli ve ısrarlı bir şekilde yineleyip durmak.
925 . Bozuk saat gibi : Arada bir, tesadüfen veya nadiren de olsa doğruyu göstermek veya işe yaramak.
926 . Bozum olmak : Küçük düşmek, mahcup olmak.
927 . Bozuntuya vermemek : Beklenmedik kötü bir durum veya olay karşısında, hiçbir şey olmamış gibi soğukkanlı ve kayıtsız görünmek.
928 . Böbürlenmek : Yaptığı bir iş veya sahip olduğu bir özellik nedeniyle, kendini çok beğenerek başkalarına karşı övünmek.
929 . Bölüp parçalamak : Bir bütünü dağıtarak yönetmek veya yok etmek.
930 . Böyle gelmiş böyle gider : Alışılmış düzenin değişmeyeceğine inanmak.
931 . Bucak bucak kaçmak : Birinden veya bir şeyden korkup, saklanacak en uzak ve gizli köşeleri arayarak uzaklaşmak.
932 . Budala yerine koymak : Birini aptalmış gibi kandırmaya çalışmak.
933 . Bulanık su : Karmaşık, anlaşılması ve çözülmesi zor olan, içinden çıkılmaz durumları tanımlamak için kullanılır.
934 . Bulanık suda balık avlamak : Karmaşık, belirsiz ve karışık ortamlardan çıkar sağlamaya çalışmak, fırsatçılık yapmak.
935 . Bulut altında yürümek : Sürekli karamsar bir ruh haliyle hayata devam etmek.
936 . Bulutlar arasında kaybolmak : Gerçeklerden tamamen kopup hayallere sığınmak.
937 . Bulutlara kapılıp gitmek : Gerçeklerden uzaklaşıp hayallere sığınmak.
938 . Bulutlara perde çekmek : Gerçekleri bilerek gizlemek veya çarpıtmak.
939 . Bulutlara perde indirmek : Gerçekleri bilinçli olarak gizlemek.
940 . Bulutlara tutunmak : Gerçeklerden kaçıp hayallerle ayakta kalmaya çalışmak.
941 . Bulutlara yaslanmak : Gerçeklerden koparak hayal dünyasında yaşamak.
942 . Bulutları dağıtamadan beklemek : Olumsuzlukların geçmesini çaresizce izlemek.
943 . Bulutları dağıtamamak : Karamsar düşüncelerden bir türlü kurtulamamak.
944 . Bulutların altına saklanmak : Gerçeklerle yüzleşmemek için içine kapanıp kaçmayı seçmek.
945 . Bulutların altında ezilmek : Sürekli karamsarlık nedeniyle yaşam enerjisinin düşmesi.
946 . Bulutların altında kalmak : Hayata karamsar bir pencereden bakmaya alışmak.
947 . Bulutların arasına saklanmak : Gerçeklerle yüzleşmekten bilinçli olarak kaçmak.
948 . Bulutların ardına saklamak : Gerçek niyetleri gizlemek.
949 . Bulutların ardına saklanmak : Gerçeklerle yüzleşmekten kaçmak.
950 . Bulutların arkasında kalmak : Olan biteni net göremeyip belirsizlik içinde yaşamak.
951 . Bulutların gölgesinde kalmak : Hayatın aydınlık yönlerini göremeden yaşamak.
952 . Bulutların içinde boğulmak : Karamsar düşünceler nedeniyle çıkış yolu görememek.
953 . Bulutlarla örtmek : Gerçekleri bilerek gizlemek veya flu hale getirmek.
954 . Buluttan nem kapmak : Her sözden veya durumdan alınmak, çok hassas ve kırılgan olup en ufak şeyden bile gereksiz yere gücenmek.
955 . Bumerang gibi dönmek : Yapılan bir kötülüğün yapanı vurması.
956 . Buna da şükür : Mevcut kötü durumun daha kötüsü olmadığı için avunmak.
957 . Bunalıma girmek : Ruhsal bir sıkıntı ve çökkünlük yaşamak.
958 . Bunalmak : Kapalı bir ortamda veya sıkıntılı bir durum karşısında sıkılıp, nefes alamayacak gibi hissetmek.
959 . Bunaltı gelmek : Sıkıntıdan ne yapacağını bilememek.
960 . Buralardan gitmek : Bulunduğu yeri tamamen terk etmek.
961 . Burnu büyüklük : Kibirli davranma durumu.
962 . Burnu büyümek : Bir başarı veya iltifat sonrasında kendini olduğundan büyük görerek, kibre kapılıp ukala davranmaya başlamak.
963 . Burnu duman almak : Kibir ve öfke yüzünden sağlıklı düşünme yetisini geçici olarak yitirmek.
964 . Burnu fırtına almak : Olumsuz gelişmeleri önceden sezip huzursuz olmaya başlamak.
965 . Burnu gerçekle yüzleşmemek : İnat yüzünden açık gerçekleri kabullenmemek.
966 . Burnu gerçeklere kapanmak : Kibir veya inat yüzünden açık gerçekleri kabul edememek.
967 . Burnu göğe kalkmak : Başarı sonrası kibirlenip çevresindekileri küçümsemek.
968 . Burnu havada : Kibirli.
969 . Burnu havada olmak : Kendini çok beğenmiş ve herkesten üstün gören bir tavırla, kibirli bir şekilde dolaşmak.
970 . Burnu Kaf dağında olmak : Aşırı derecede kibirli olmak.
971 . Burnu Kafdağı’nda olmak : Aşırı derecede kibirli olmak, kendini herkesten çok üstün ve ulaşılmaz görmek.
972 . Burnu karanlığa saplanmak : Kibir yüzünden geleceği göremez hale gelmek.
973 . Burnu karanlığa sürmek : Kibir yüzünden doğru yolu göremez hale gelmek.
974 . Burnu karanlıktan çıkmamak : Yanlış bakış açısı nedeniyle gerçekleri görememek.
975 . Burnu rüzgâr almak : Kibirlenip çevresini küçümsemeye başlamak.
976 . Burnu rüzgâr kesmek : Ani bir durum karşısında yönünü değiştirmek zorunda kalmak.
977 . Burnu rüzgârla savrulmak : Kararsızlık nedeniyle sık sık fikir değiştirmek.
978 . Burnu sızlamak : Çok üzülmek veya birini/bir yeri çok özlemek.
979 . Burnu sis tutmak : Açık işaretleri fark edemeyecek halde olmak.
980 . Burnu sisle kaplanmak : Açık işaretleri fark edememek.
981 . Burnu yere düşmek : Büyük bir gurur kırıklığı yaşamak.
982 . Burnu yön değiştirmek : Şartlar gereği tavrını ve kararını değiştirmek.
983 . Burnu yönünü kaybetmek : Kararsızlık nedeniyle ne yapacağını bilememek.
984 . Burnu yönünü şaşırmak : Kararsızlık nedeniyle ne yapacağını bilememek.
985 . Burnu yüksekten bakmak : Kendini başkalarından üstün görerek küçümseyici davranmak.
986 . Burnu yüksekten düşmek : Aşırı özgüvenin ardından sert bir hayal kırıklığı yaşamak.
987 . Burnundan (fitil fitil) gelmek : Yapılan güzel bir işin sonradan zehir olması.
988 . Burnundan düşen bin parça : Çok asık suratlı ve öfkeli olmak.
989 . Burnundan fitil fitil gelmek : Bir iş veya durumdan çok bunalmak, yorulmak ve bıkmak, perişan bir halde olmak.
990 . Burnundan gelmek : Bir başarı veya mutluluğun sonradan üzüntüye dönüşmesi.
991 . Burnundan kıl aldırmamak : Çok huysuz ve kibirli olmak, en küçük bir eleştiriyi bile kabul etmemek.
992 . Burnundan solumak : Çok sinirli, öfkeli ve hiddetli bir halde olmak, adeta öfkesinden soluması bile hissedilmek.
993 . Burnunu çekmek : Ağlamaklı olmak veya nezle belirtisi göstermek.
994 . Burnunu dikmek : İnat etmek veya kibirlenmek.
995 . Burnunu doğrultmak : Doğruca bir yöne gitmek.
996 . Burnunu sokmak : Kendisini hiç ilgilendirmeyen, üstüne vazife olmayan bir işe veya konuya müdahale etmek.
997 . Burnunun dibinde : Çok yakınında.
998 . Burnunun dibini görmemek : Aşırı öfke, kibir veya dikkatsizlik nedeniyle olayları sağlıklı değerlendirememek, önünü ve etrafını görememek.
999 . Burnunun dikine gitmek : Kimsenin tavsiyesini dinlemeden, yanlış olduğunu bilse bile sadece kendi bildiği ve istediği doğrultuda hareket etmekte ısrar etmektir.
1000 . Burnunun direği sızlamak : Çok büyük bir acı, özlem veya üzüntü hissetmek, içinin burulması.
1001 . Burnunun ucunu görmemek : Dikkatsiz olmak veya sarhoşluktan/kibirden önünü görememek.
1002 . Buz gibi : Çok soğuk veya birinden tamamen soğumuş olma durumu.
1003 . Buz gibi bir çizgi çekmek : İlişkilerde kesin ve geri dönüşü olmayan bir mesafe koymak.
1004 . Buz gibi bir mesafe koymak : İlişkide bilinçli ve kesin bir soğukluk oluşturmak.
1005 . Buz gibi bir suskunluğa gömülmek : Duygularını tamamen içine kapatıp konuşmaktan kaçınmak.
1006 . Buz gibi duvar örmek : İnsanlarla arasında aşılması zor bir mesafe oluşturmak.
1007 . Buz gibi gerçeklerle yüzleşmek : Kaçınılan acı gerçekleri kabullenmek zorunda kalmak.
1008 . Buz gibi mesafe koymak : Bilerek soğuk ve uzak bir tutum sergilemek.
1009 . Buz gibi soğumak : Birine karşı duyulan sevgi, ilgi veya dostluğun tamamen ve kesin bir şekilde bitmesi.
1010 . Buz gibi yalnız kalmak : Çevresindeki herkesle bağını koparmış olmak.
1011 . Buz gibi yalnızlığa düşmek : Çevresindeki herkesle bağını koparmak.
1012 . Buz kesilmek : Çok üşümek veya korkudan/şaşkınlıktan donup kalmak.
1013 . Buz üstünde iz bırakmak : Dikkat çekmeden ilerlemeye çalışırken fark edilmek.
1014 . Buz üstüne yazı yazmak : Kalıcı olmayan, geçici ve güvenilmez bir şey üzerine bir şey kurmaya veya güvenmeye çalışmak.
1015 . Buzdan adımlar atmak : Son derece dikkatli ve temkinli hareket etmek.
1016 . Buzdan duvar örmek : İnsanlarla arasına aşılması zor mesafe koymak.
1017 . Buzdan kalıp gibi durmak : Duygularını tamamen dışa kapatmak.
1018 . Buzdan kalıp gibi olmak : Duygularını tamamen dışa kapatmak.
1019 . Buzdan kalp taşımak : Duygularını uzun süre kimseye göstermemek.
1020 . Buzdan yol açmak : Çok zor şartlar altında ilerlemeye çalışmak.
1021 . Buzdan zeminde yürümek : En ufak hatanın büyük sonuçlar doğuracağı durumda ilerlemek.
1022 . Buzları eritmek : Aralarında soğukluk ve gerginlik olan kişilerin, konuşup anlaşarak yeniden barışmasını ve ısınmasını sağlamak.
1023 . Buzun üstünde yürümek : Son derece dikkat gerektiren bir süreci yaşamak.
1024 . Buzun üstüne basmak : Çok hassas bir konuda aşırı dikkatle hareket etmek zorunda kalmak.
1025 . Bükük boyun taşımak : Sürekli yenilmişlik ve çaresizlik hissiyle yaşamak.
1026 . Bükük boyunla sürdürmek : Kabullenilmiş bir yorgunlukla hayata devam etmek.
1027 . Bükük dal gibi direnmek : Gücü azalmış olsa bile tamamen vazgeçmeden ayakta kalmaya çalışmak.
1028 . Bükük dal gibi kalmak : Destek görmeden ayakta durmaya çalışmak.
1029 . Bükük omuzla yürümek : Hayat yükü altında ezilmiş bir ruh haliyle yaşamak.
1030 . Bükük umut taşımak : Zayıf ama tamamen yok olmamış beklenti içinde olmak.
1031 . Bükülmüş dal gibi olmak : Hayatın yükü altında ezilip direncini kaybetmek.
1032 . Bükülmüş gölge gibi kalmak : Güçsüzleşmiş ve özgüvenini yitirmiş halde yaşamak.
1033 . Bükülmüş iradeyle sürdürmek : Gücü azalmış olsa da vazgeçmeden yoluna devam etmek.
1034 . Bükülmüş iradeyle sürmek : Gücü azalmış olsa da tamamen vazgeçmeden devam etmek.
1035 . Bükülmüş kanatla uçmak : Eksik imkânlarla büyük hedeflere yönelmek.
1036 . Bükülmüş zaman içinde kalmak : Geçmişin etkisinden kurtulamamak.
1037 . Bükülmüş zamanla yaşamak : Geçmişin yükünü sürekli üzerinde taşımak.
1038 . Bülbül gibi konuşmak : Çok akıcı ve güzel konuşmak veya bir sırrı itiraf etmek.
1039 . Bülbül gibi şakımak : Çok neşeli ve güzel bir şekilde konuşmak veya şarkı söylemek.
1040 . Bülbül kesilmek : Suskunken birden çok konuşmaya başlamak.
1041 . Bülbülü altın kafese koymak : Bir insanı maddi olarak çok rahat ettirip her şeyi verse de, onu asıl mutlu eden özgürlüğünden veya doğal ortamından ayırmak.
1042 . Bünyesi almak : Vücudunun veya karakterinin bir şeye alışması, onu kaldırabilir hale gelmesi.
1043 . Bünyesi kaldırmamak : Bir yiyecek, ilaç veya zorlu durum karşısında fiziksel veya ruhsal olarak dayanıksız olmak.
1044 . Bünyeye işlemek : Bir alışkanlığın, düşüncenin veya durumun bir kişide çok köklü bir şekilde yerleşmesi ve onun doğal bir parçası haline gelmesi.
1045 . Bütün bütün : Tamamen, bütünüyle.
1046 . Bütün bütün gitmek : Tamamen ve hiçbir şey bırakmadan, hepsini alıp götürmek veya tüketmek.
1047 . Bütün kapılar yüzüne kapanmak : Hiçbir yerden yardım veya destek alamamak.
1048 . Büyük adam olmak : Önemli bir makama veya saygınlığa erişmek.
1049 . Büyük balık küçük balığı yutar : Güçlü olanın zayıf olanı ezip, yok ettiğini anlatan, acımasız rekabeti ifade eden bir sözdür.
1050 . Büyük laflar etmek : Yapma gücü veya niyeti olmadığı halde, iddialı ve gösterişli sözler söylemek.
1051 . Büyük lokma ye büyük söz söyleme : Kibirli konuşmanın sonradan pişmanlık getireceği uyarısı.
1052 . Büyük oynamak : Riskli ama kazancı yüksek işlere girişmek.
1053 . Büyük söylemek : Yapılması zor veya imkansız şeyler vaat etmek, iddialı konuşmak.
1054 . Büyük sözüme tövbe : Söylediği iddialı ve kibirli bir sözden hemen sonra pişman olup, bu sözü geri almak istemek.
1055 . Büyüklük göstermek : Bir anlaşmazlık veya haklılık durumunda, alçakgönüllü davranıp affedici ve hoşgörülü olmak.
1056 . Büyüklük taslamak : Kendini olduğundan üstün gösterip kibirlenmek.
1057 . Büyümüş de küçülmüş : Yaşına göre çok olgun, akıllı ve mantıklı davranan küçük çocuklar için kullanılır.
1058 . Büyüyeceği varmış : Bir olayın engel olunamaz şekilde geliştiğini ifade eder.
1059 . Büyüyüp gitmek : Bir sorunun veya durumun giderek artması.
1060 . Büyüyüp karmaşıklaşmak : Bir meselenin içinden çıkılamaz hale gelmesi.
1061 . Büyüyüp kontrolden çıkmak : Bir durumun artık yönetilemez olması.
1062 . Büyüyüp kriz haline gelmek : Bir sorunun tehlikeli bir boyuta ulaşması.
1063 . Büyüyüp palazlanmak : Küçükken önemsenmeyen bir durum veya kişinin, zamanla güçlenip tehlikeli veya sorunlu hale gelmesi.
1064 . Büzülüp kalmak : Utanç, korku veya üşüme nedeniyle bedenini küçültüp, sinerek hareketsiz bir pozisyonda durmak.
1065 . Büzüm büzüm büzülmek : Çok utanmak veya çok üşümek.