Deyim Ü
1 . Ücra köşede kalmak : Bir yerin veya bir konunun merkezden çok uzak, ıssız ve kimsenin uğramadığı, unutulmuş bir noktada bulunması durumudur.
2 . Ücretini ödemek : Bir malın veya hizmetin karşılığı olan parayı vermek ya da mecazi olarak yapılan bir hatanın bedelini ağır bir şekilde ödemektir.
3 . Üç aşağı beş yukarı : Kesin olmamakla birlikte yaklaşık bir durumu ifade etmek anlamına gelir.
4 . Üç buçuk atmak : Çok büyük bir korku, endişe veya heyecan içinde bulunmak; başına kötü bir şey geleceğinden aşırı derecede çekinmek anlamına gelir.
5 . Üç el ateş etmek : Bir hedefi vurmak veya işaret vermek amacıyla silahını üst üste üç kez ateşleyerek ses çıkarmak veya saldırıda bulunmaktır.
6 . Üç günlük ömrü kalmak : Çok az bir süre sonra bitecek, tükenecek veya ölecek bir şeyin durumunu anlatır.
7 . Üç kağıtçılık yapmak : Dolandırıcılık, hilekarlık ve sahtekarlık yaparak insanları kandırmaya çalışmak demektir.
8 . Üç kuruşa beş köfte : Çok ucuza, değerinin çok altında, neredeyse bedavaya alınan veya yapılan şeyler için söylenir.
9 . Üç kuruşluk iş : Çok az para getiren, değersiz ve önemsiz görülen işler için kullanılan küçümseyici bir ifadedir.
10 . Üç kuruşluk olmak : Saygınlığını tamamen yitirmek, toplum içinde küçük düşmek veya basit bir mesele yüzünden itibarının yerle bir olması halidir.
11 . Üç maymunu oynamak : Görüp bildiği halde bilmezden gelerek sorumluluktan kaçmak demektir.
12 . Üç nalla bir at : Elinde yeterli imkan veya sermaye olmadığı halde çok büyük işler başarmaya çalışmak gibi imkansız bir hayalin peşinde koşmaktır.
13 . Üç otuzunda : Genellikle bir insanın otuz yaşında olduğunu ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.
14 . Üç paralık etmek : Birinin itibarını, değerini ve onurunu yerle bir etmek, onu toplum içinde küçük düşürmek demektir.
15 . Üç vakte kadar : Tam olarak ne zaman olacağı bilinmese de çok yakın bir gelecekte gerçekleşmesi beklenen olaylar için kullanılan bir zaman ifadesidir.
16 . Üçe beşe bakmamak : Az bir şey için pazarlık yapmamak, ufak tefek hesaplar peşinde koşmamak, cömert davranmak demektir.
17 . Üçkağıda getirmek : Birini kurnazca hazırlanan bir hile, yalan veya oyunla kandırarak onu maddi veya manevi olarak zarara uğratma eylemidir.
18 . Üçkağıtçılık yapmak : Dürüst yollardan ayrılıp hileye, hurdaya ve yalana başvurarak haksız kazanç elde etmeye çalışmak veya insanları sürekli aldatmaktır.
19 . Üçler beşler yediler : Halk inanışında manevi bir gücü temsil eden, gizli bir mertebeye sahip olduğuna inanılan kutsal kişiler topluluğu için kullanılan bir tabirdir.
20 . Üçüncü sayfa haberi : Gazetelerin genellikle trajik, şiddet içeren ve toplumsal olayların yer aldığı sayfasına çıkan haber demektir.
21 . Üçüncü sınıf görmek : Bir kişi ya da işi değersiz ve önemsiz saymak anlamına gelir.
22 . Üçüncü şahıs olmak : Bir olayda veya ilişkide doğrudan taraf olmayan, dışarıdan gözlemci konumunda bulunan kişi demektir.
23 . Üçüncü tekil şahıs : Dilbilgisinde “o” zamiri ile ifade edilen, konuşulan veya yazılan kişi demektir.
24 . Üf desen yıkılacak : Çok zayıf, dayanıksız, cılız olan nesneler veya sağlık durumu çok kritik olup ayakta durmakta zorlanan kişiler için kullanılan bir deyimdir.
25 . Üflemek (ateşi) : Bir kavga, anlaşmazlık veya kötü durumu daha da alevlendirecek, büyütecek sözler söylemek demektir.
26 . Üfleyip püflemek : Bir işten çok sıkıldığını, daraldığını veya sabrının tükendiğini belli edecek şekilde sürekli sesli nefes alıp vererek huzursuzluğunu dışa vurmaktır.
27 . Ülfet etmek : Alışmak, ısınmak, kaynaşmak, yabancılığı ortadan kaldırarak samimi bir hale gelmek demektir.
28 . Ümidi boşa çıkmak : Çok büyük beklentilerle beklediği bir işin gerçekleşmemesi veya hayal ettiği durumun hüsranla sonuçlanması karşısında yaşanan derin hayal kırıklığıdır.
29 . Ümidi kesmek : Bir durumun düzelmeyeceğine inanarak beklentiyi tamamen bırakmak demektir.
30 . Ümidi olmak (bir şeyden) : Bir şeyin gerçekleşeceğine dair inancı ve beklentisi bulunmak, ona güvenmek demektir.
31 . Ümidini kesmek (birinden) : Artık bir şeyin olmayacağından veya birinin gelmeyeceğinden emin olmak, beklentiyi bırakmak demektir.
32 . Ümit bağlamak : Bir işin olacağına veya bir kişinin yardım edeceğine dair tüm güvenini ve geleceğini o noktaya odaklayarak büyük bir beklenti içine girmektir.
33 . Ümit dünyası : Hayatta her zaman bir çıkış yolu olabileceğine dair beslenen inancı ve insanların beklentileriyle hayata tutunmasını ifade eden felsefi bir deyimdir.
34 . Ümit fakirin ekmeğidir : Gerçekleşmesi zor olsa da insanların güzel hayaller kurarak ve geleceğe umutla bakarak avunmaya çalışması durumunu anlatan bir teselli sözüdür.
35 . Ümit kapısı : Sıkıntıya düşen insanların yardım almak veya kurtuluşa ermek için başvurduğu makam, kişi veya çareyi temsil eden bir kavramdır.
36 . Ümit vermek : Bir konuda olumlu gelişme olacağına dair beklenti oluşturmak anlamına gelir.
37 . Ümitlerini tazelemek : Yaşanan olumsuzluklara rağmen yeniden şevke gelmek, hayata veya işine olan inancını bir haber veya gelişme sonucunda tekrar güçlendirmektir.
38 . Ümitsizliğe düşmek : Hiçbir çıkış yolu, çare veya iyi sonuç görememekten dolayı karamsar bir ruh haline bürünmek demektir.
39 . Ümitsizliğe kapılmak : Kötümser düşüncelerin etkisi altına girerek her şeyin biteceğine inanmak, yeis içinde olmak demektir.
40 . Ümmet-i Muhammed : İslam peygamberi Hz. Muhammed’e inanan ve onun yolundan giden tüm Müslüman halkı ifade etmek için kullanılan geniş kapsamlı bir deyimdir.
41 . Ümmetine yanmak : Kendi soyundan, milletinden veya inanç grubundan olan insanların çektiği acılara çok üzülmek demektir.
42 . Ümmi kalmak : Hiç okul okumamak, yazı yazmayı ve okumayı öğrenmemek veya mecazi olarak bir konudan tamamen habersiz, cahil kalmak anlamına gelen bir deyimdir.
43 . Ümmüğünü sıkmak : Birini boğmaya çalışmak veya mecazi olarak onu çok zor duruma düşürüp hareket edemez, karar veremez hale getirecek kadar büyük baskı yapmaktır.
44 . Ün salmak : Yaptığı bir işle, gösterdiği başarıyla veya sahip olduğu bir özellikle çok geniş bir çevrede tanınmak ve şöhret sahibi olmak demektir.
45 . Üniformaya leke sürmek : Bir askerin veya polisin, taşıdığı makamın onuruna yakışmayacak kötü bir davranışta bulunarak kurumunun itibarını zedelemesi ve utanç kaynağı olmasıdır.
46 . Ünü kıtaları aşmak : Başarısının veya isminin sadece kendi çevresinde değil, dünya çapında duyulması ve evrensel bir tanınırlığa, saygınlığa ulaşması durumunu ifade eder.
47 . Ününden faydalanmak : Sahip olduğu şöhreti, popülariteyi bir çıkar veya avantaj elde etmek için kullanmak demektir.
48 . Ününe ün katmak : Zaten bilinen şöhretini ve başarısını daha da artıracak yeni işler yapmak demektir.
49 . Ününe yakışır şekilde : Bir kişinin sahip olduğu itibar, saygınlık ve şöhrete uygun, layık bir biçimde anlamına gelir.
50 . Ünvana sahip olmak : Uzun süren çalışmalar veya başarılar sonucunda elde edilen resmi bir makamı, rütbeyi veya toplumsal bir sıfatı taşımaya hak kazanmaktır.
51 . Ürkek davranmak : Güvensizlik veya korku nedeniyle temkinli hareket etmek anlamına gelir.
52 . Ürkmek (bir şeyden) : Aniden gelen bir durum, ses veya görüntü karşısında korkup geri çekilmek, tedirgin olmak demektir.
53 . Ürperip kalmak : Ani bir korku ya da endişe duygusuyla kısa süreli donakalmak demektir.
54 . Ürperti vermek : İnsanın tüylerini diken diken eden, içini ürperten korkutucu veya heyecan verici bir etki yaratmak demektir.
55 . Ürün vermek : Emeklerin, yatırımların veya bekleyişin sonucunda somut bir çıktı, kazanç veya eser elde etmek demektir.
56 . Ürünleri piyasaya sürmek : Yeni geliştirilen malları, satışa hazır hale getirip tüketicilerin beğenisine ve alımına sunmak demektir.
57 . Üst akılla hareket etmek : Olaylara geniş bakış açısıyla, stratejik düşünerek yaklaşmak demektir.
58 . Üst baş dökülmek : Giyilen kıyafetlerin çok eski, yırtık veya bakımsız olması nedeniyle kişinin dış görünüşünün son derece perişan ve fakir bir imaj vermesidir.
59 . Üst perdeden konuşmak : Kendini başkalarından çok üstün görerek kibirli, emir verici ve otoriter bir ses tonuyla insanlara ders vermeye çalışmak veya onları küçümsemektir.
60 . Üst üste gelmek : Olumsuz veya zorlayıcı durumların arka arkaya yaşanması anlamına gelir.
61 . Üst üste koymak : Bir şeyleri birbirinin üzerine yerleştirerek yığmak, istif etmek demektir.
62 . Üstad olmak : Bir sanat, meslek veya bilim dalında en yüksek seviyeye ulaşmış, usta kabul edilen kişi olmak demektir.
63 . Üste çıkmak : Hatalı olduğu halde zeytinyağı gibi davranarak suçu başkasına atmak ve tartışmada kendini haklı göstermek için kurnazca bir tavır takınmaktır.
64 . Üste vermek : Bir alışverişte, takasta veya anlaşmada karşı tarafa fazladan bir şey vermek, üstünü saymak demektir.
65 . Üstelemek : Bir konuda karar vermiş olan birini vazgeçirmek için sürekli ısrar etmek, aynı isteği defalarca dile getirerek karşı tarafı baskı altına almaktır.
66 . Üstelik : “Buna ek olarak, ayrıca, hem de” anlamlarında kullanılan, cümleye ek bilgi veya vurgu katan bir bağlaçtır.
67 . Üsten bakmak : Karşısındaki insanı kendinden daha aşağı bir seviyede görerek ona değer vermemek, küçümseyici ve gururlu bir tavırla yaklaşarak kibirlilik sergilemek eylemidir.
68 . Üstenci olmak : Yapması gereken işleri başkalarına yüklemeye çalışan, sorumluluk almaktan kaçan kişi olmak demektir.
69 . Üstesinden gelmek : Zorlu bir işin, sorunun veya engelin üzerine giderek onu çözmek, başarmak, hakkından gelmek demektir.
70 . Üstten almak : Bir tartışmada veya görüşmede otoriter davranmak, kendini karşı taraftan daha güçlü veya yetkili göstererek ipleri elinde tutmaya çalışmak halidir.
71 . Üstten bakmak : Kendini üstün görerek karşısındakini küçümsemek anlamına gelir.
72 . Üstü başı dağınık olmak : Giyim kuşamına özen göstermemiş, kıyafetleri düzensiz ve bakımsız bir halde olmak demektir.
73 . Üstü kapalı konuşmak : Açıkça ve net bir şekilde değil, imalı, dolaylı ve sözü gizleyerek konuşmak demektir.
74 . Üstü örtülü kalmak : Bir gerçeğin, olayın veya sorunun bilinçli olarak gizlenmesi, kamuoyundan saklanması demektir.
75 . Üstün gelmek : Bir yarışta, kavgada veya fikir tartışmasında rakibini geride bırakarak zafer kazanmak ve kendi otoritesini, başarısını kabul ettirmek anlamına gelir.
76 . Üstün körü geçmek : Bir konuyu ayrıntısına girmeden yüzeysel biçimde ele almak anlamına gelir.
77 . Üstünde durmak : Bir meseleyi çok önemsemek, o konu üzerinde uzun süre kafa yormak ve çözüm bulana kadar titizlikle ilgilenmeyi sürdürmek durumudur.
78 . Üstünde kalmak : Bir borcun, sorumluluğun veya suçun başkasına devredilemeyerek kişinin kendi üzerinde kalması ve tüm yükü tek başına üstlenmek zorunda olmasıdır.
79 . Üstünde yeller esmek : Eskiden var olan bir yerin veya nesnenin artık tamamen yok olması, yerinde hiçbir iz kalmaması ve unutulup gitmesini anlatan hüzünlü bir deyimdir.
80 . Üstünden akmak : Giyilen bir kıyafetin kişiye çok yakışması veya bir vasfın o kişide çok doğal ve belirgin bir şekilde görülmesi durumunu ifade eder.
81 . Üstünden geçmek : Bir yazıyı düzeltmek için tekrar incelemek veya mecazi olarak birine fiziksel saldırıda bulunarak onu hırpalamak anlamında kullanılan sert bir ifadedir.
82 . Üstünden yük kalkmak : Sorumluluk getiren zor bir işi bitirmek veya bir borcu ödemek sonucunda kişinin ruhsal olarak büyük bir rahatlama ve huzur duymasıdır.
83 . Üstüne alınmak : Söylenen bir sözün veya yapılan bir hareketin doğrudan kendisine yönelik olduğunu düşünerek kırılmak, darılmak veya o duruma bir cevap verme ihtiyacı hissetmektir.
84 . Üstüne atmak : Kendisinin işlemiş olduğu bir suçu veya yaptığı hatayı başkası yapmış gibi göstererek sorumluluktan kaçmak ve masum birini suçlu duruma düşürmektir.
85 . Üstüne atmak (suçu) : İşlediği bir kabahati veya suçu, masum birinin üzerine yıkmaya, ona yüklemeye çalışmak demektir.
86 . Üstüne basmak (bir konunun) : Bir konunun en önemli, en can alıcı noktasını vurgulamak, onun üzerinde ısrarla durmak demektir.
87 . Üstüne bir bardak soğuk su içmek : Elinden çıkan bir malın, paranın veya kaçırılan bir fırsatın ardından artık ondan ümidi kesip o kaybı kabullenmek zorunda kalmaktır.
88 . Üstüne düşmek : Birine veya bir işe aşırı ilgi göstermek, onunla çok yakından ilgilenerek üzerine titremek veya bir sorumluluğu ısrarla yerine getirmeye çalışmaktır.
89 . Üstüne fenalık gelmek : Bir ortamın sıkıcılığından, kalabalıktan veya üzücü bir haberden dolayı kişinin nefesinin daralması ve kendini çok kötü, bayılacak gibi hissetmesidir.
90 . Üstüne geçirmek (malı) : Başkasına ait bir malı, mülkü veya parayı hileyle, zorla veya kandırarak kendisine almak demektir.
91 . Üstüne gitmek : Bir konuyu sürekli kurcalayarak karşı tarafı zorlamak demektir.
92 . Üstüne gül koklamak : Sevdiği kişinin üzerine başka birine ilgi göstermek veya bir anlaşma varken başka bir teklifle ilgilenerek sadakatsizlik yapma durumudur.
93 . Üstüne gül koklamamak : Hiçbir şeyden keyif almamak, her şeye karşı ilgisiz ve neşesiz olmak demektir.
94 . Üstüne güneş doğmamak : Çok erken uyanmak, güneş henüz doğmadan işinin başına geçmek veya mecazi olarak çok büyük bir keder içinde olup gün yüzü görmemektir.
95 . Üstüne işlememek : Yapılan bir işten, sözden veya davranıştan etkilenmemek, aldırış etmemek, kayıtsız kalmak demektir.
96 . Üstüne kalmak : Başkasına ait bir işin veya suçun sorumluluğunu taşımak anlamına gelir.
97 . Üstüne kapanmak : Birine karşı duyulan derin sevgi veya koruma içgüdüsüyle onu sarmalamak veya bir işin üzerinde çok yoğun bir şekilde, dış dünyaya kapanarak çalışmaktır.
98 . Üstüne konmak : Başkasının büyük emeklerle elde ettiği bir kazanca veya mülke hiçbir çaba sarf etmeden, hazır bir şekilde ve haksızca sahip olmak eylemidir.
99 . Üstüne kuma getirmek : Evli bir erkeğin eşinin üzerine ikinci bir kadınla daha evlenmesi durumunu anlatan, eski toplumsal düzene ait geleneksel ve ağır bir deyimdir.
100 . Üstüne ölü toprağı serpilmiş : Çok cansız, hareketsiz, donuk olan ve çevresinde gelişen hiçbir olaya tepki vermeyen, aşırı derecede durgun ve isteksiz kişiler için kullanılır.
101 . Üstüne para vermek : Bir malı elinden çıkarmak için karşı tarafa üzerine bir de nakit ödeme yapmak veya bir hatayı telafi etmek için fazladan fedakarlıkta bulunmaktır.
102 . Üstüne sağlığın : Birinin vefat haberini verirken veya kötü bir olaydan bahsederken karşısındakine iyi dileklerde bulunmak amacıyla söylenen geleneksel bir nezaket sözüdür.
103 . Üstüne söz söylememek : Bir konuda itiraz edilemeyecek kadar doğru kabul etmek demektir.
104 . Üstüne titremek : Birini veya bir şeyi çok sevdiği için başına bir kötülük gelmesinden aşırı korkmak ve onu her türlü tehlikeden büyük bir özenle korumaya çalışmaktır.
105 . Üstüne toz kondurmamak : Sevdiği bir kişiyi veya çok değer verdiği bir eşyayı kusursuz görerek, onun hakkında yapılan en küçük eleştiriyi bile şiddetle reddetmek halidir.
106 . Üstüne tuz biber ekmek : Zaten kötü giden bir durumu veya yaşanan bir acıyı, yapılan yeni bir hata veya söylenen kötü bir sözle çok daha çekilmez ve şiddetli hale getirmektir.
107 . Üstüne üstlük : Bir olumsuzluğun veya bir durumun ardından beklenenlerin ötesinde daha da kötü veya şaşırtıcı bir gelişmenin yaşandığını vurgulamak için kullanılan bir bağlaç deyimidir.
108 . Üstüne varmak : Birinin üzerine çok fazla giderek onu sıkıştırmak, sorularıyla veya ısrarlarıyla o kişiyi bunaltarak bir karar vermeye veya gerçeği söylemeye zorlamaktır.
109 . Üstüne varmak (birinin) : Birini sıkıştırmak, üzerine gitmek, ondan bir şeyi itiraf etmesini veya yapmasını istemek demektir.
110 . Üstüne vazife olmamak : Bir şeyi yapmakla yükümlü, sorumlu olmamak, onun görevi ve işi bulunmamak anlamına gelir.
111 . Üstüne yapışmak (birinin) : Birinden bir türlü ayrılmayan, sürekli peşinde dolaşan, rahatsız edici bir kişi olmak demektir.
112 . Üstüne yatmak : Kendisine emanet edilen bir parayı veya malı sahibine geri vermeyerek haksız bir şekilde sahiplenmek ve o mülkün üzerine oturmak eylemidir.
113 . Üstüne yatmak (parayı) : Kendisine emanet edilen veya hakkı olmayan bir parayı vermeyip kendi malı gibi kullanmak demektir.
114 . Üstüne yıkılmak : Bir yapının çökmesi veya mecazi olarak tüm sorumluluğun, borcun ya da suçlamaların tek bir kişinin üzerine kalması ve onu ezmesi durumudur.
115 . Üstünlük kurmak : Bir alanda veya ilişkide diğerlerinden daha güçlü, etkili ve baskın bir konuma sahip olmak demektir.
116 . Üstünlük sağlamak : Rakipleri karşısında avantajlı duruma geçmek, onlardan daha iyi bir pozisyon elde etmek demektir.
117 . Üstünlük taslamak : Kendini başkalarından daha değerli, üstün ve önemli gösteren kibirli bir tavır takınmak demektir.
118 . Üstünü başını parçalamak : Yaşanan çok büyük bir acı, keder veya sinir krizi sonucunda kişinin kendine zarar vermesi veya üzerindeki kıyafetleri öfkeyle yırtması halidir.
119 . Üstünü örtmek : Bir olayı gizleyerek ortaya çıkmasını engellemek demektir.
120 . Üşenip erinmek : Yapması gereken bir işi canı istemediği için sürekli ertelemek, tembellik yaparak o işe başlamamak için çeşitli bahaneler üretmek durumudur.
121 . Üşüşüp gelmek : Pek çok kişinin veya hayvanın bir yerdeki yiyecek, fırsat veya ilginç bir olay etrafında aynı anda ve hızla toplanması durumunu ifade eder.
122 . Ütü yapmak : Kıyafetlerin kırışıklıklarını gidermek veya mecazi olarak birini boş sözlerle uzun süre oyalayarak onun zihnini meşgul etmek, kafa ütülemek anlamına gelir.
123 . Üvendire gibi dürrtmek : Birini bir işi yapması için sürekli rahatsız etmek, onu kışkırtmak veya harekete geçmesi için rahatsız edici bir şekilde zorlamak eylemidir.
124 . Üvey anne gibi davranmak : Birine karşı sevgi ve şefkat göstermeyen, soğuk ve mesafeli davranan kişiler için kullanılır.
125 . Üvey evlat muamelesi görmek : Bir topluluk veya aile içerisinde dışlanmak, diğerlerine gösterilen ilgi ve sevgiden mahrum bırakılarak haksızlığa ve ayrımcılığa uğramak durumudur.
126 . Üzengi ağası : Önemli bir kişinin yanında onun her işine koşan, sadık ve hizmetkâr kimse için kullanılan bir deyimdir.
127 . Üzengi çekmek : Birine at binmesi için yardım etmek; mecazen birinin işini kolaylaştırmak, destek olmak demektir.
128 . Üzengisi kurşunlanmış at gibi : Hiç durmadan, yorulmadan, sürekli ve hızlı bir şekilde çalışan veya koşan kişiler için kullanılır.
129 . Üzeri karla kaplı olmak : Bir konunun veya sorunun üstünün örtülüp gizlendiğini, görünürde her şeyin normal gösterildiğini ifade eder.
130 . Üzeri tozlanmış olmak : Uzun süredir kullanılmayan, ilgi görmeyen ve unutulmaya yüz tutmuş şeyler için söylenir.
131 . Üzerinde baskı kurmak : Bir kişiyi istemediği davranışlara zorlayacak etki oluşturmak demektir.
132 . Üzerinde durmak (bir konuda) : Bir meseleyi önemle ele almak, onun üzerinde ısrarla durup açıklamak demektir.
133 . Üzerinde durmamak : Önemli olabilecek bir konuyu ciddiye almamak anlamına gelir.
134 . Üzerinde düşünmek : Bir konuyu zihninde evirip çevirmek, onun üzerinde kafa yorup farklı açılardan değerlendirmek demektir.
135 . Üzerinde gezmek : Bir şeyin üstünde yürümek veya dolaşmak; mecazen bir konuyu hafife alarak bahsetmek demektir.
136 . Üzerinde hakkı olmak : Birinin yetişmesinde, başarısında veya hayatının bir döneminde ona büyük iyilikler yaparak ondan vefa ve saygı bekleme hakkına sahip olmaktır.
137 . Üzerinde kara bulutlar dolaşmak : Bir kişinin veya bir kurumun sürekli talihsizliklerle karşılaşması ve her an büyük bir felaket yaşanacakmış gibi kasvetli bir dönemden geçmesidir.
138 . Üzerinde titremek : Bir şeyi veya birini aşırı derecede koruyup kollamak, onun için endişelenmek, şımartmak demektir.
139 . Üzerinde uğraşmak : Bir iş veya proje üzerinde sürekli ve sabırla çalışmak, onunla meşgul olmak demektir.
140 . Üzerinden atlamak (bir konuyu) : Önemli veya hassas bir konuyu görmezden gelmek, ondan bahsetmemek, geçiştirmek demektir.
141 . Üzerinden dökülmek : Giyilen bir kıyafetin bedene tam uymaması, çok bol gelmesi veya kişinin üzerindeki emanet duruşunun dışarıdan çok belli olması durumudur.
142 . Üzerinden geçmek (bir metni) : Bir yazıyı veya metni dikkatlice okuyup kontrol etmek, düzeltmeler yapmak demektir.
143 . Üzerinden prim yapmak : Başkasının emeği veya başarısı üzerinden çıkar sağlamak demektir.
144 . Üzerinden silindir gibi geçmek : Bir yeri veya durumu tamamen ezip geçmek, hiçbir şey bırakmamak, tahrip etmek demektir.
145 . Üzerinden zaman geçmek : Bir olayın yaşanmasının ardından uzun yılların veya günlerin akıp gitmesi, o acının veya sevincin ilk günkü etkisini yitirmeye başlamasıdır.
146 . Üzerine afiyet (yemeğin) : Yemek yedikten sonra veya yemek sunarken söylenen, “yemeğiniz bereketli olsun” anlamına gelen bir nezaket sözüdür.
147 . Üzerine almak (sorumluluğu) : Bir işin mesuliyetini, riskini ve yükünü kabul edip üstlenmek demektir.
148 . Üzerine almak (sözü) : Söylenen bir sözün muhatabı olmak, onu kendine mal etmek demektir.
149 . Üzerine ateş açmak : Birine silahla ateş etmek; mecazen birini çok ağır şekilde eleştirmek veya suçlamak demektir.
150 . Üzerine biber sürmek : Birinin öfkesini, kızgınlığını veya nefretini daha da artıracak davranışlarda bulunmak demektir.
151 . Üzerine bir bardak soğuk su içip yatmak : Herhangi bir umudu, beklentiyi veya hayali tamamen kaybetmek, ondan vazgeçmek demektir.
152 . Üzerine bir soğuk su içmek : Elden giden bir imkanın veya paranın ardından artık yapılabilecek hiçbir şey olmadığını anlayıp o kaybı kabullenmek zorunda kalmaktır.
153 . Üzerine bir yumurta kırmamak : Bir şeyi yaparken hiçbir fedakarlıkta bulunmamak, en küçük bir zarar veya ziyan vermemek demektir.
154 . Üzerine çökmek (kötülük) : Ansızın ve ağır bir şekilde kötü bir olay, hastalık veya bela gelmek demektir.
155 . Üzerine doğmak (güneş) : Güneşin bir yerin üzerine doğması, orayı aydınlatmaya başlaması demektir.
156 . Üzerine düşeni yapmak : Kendi sorumluluk alanına giren, yapması gereken görevi eksiksiz ve zamanında yerine getirmek demektir.
157 . Üzerine düşmek : Yapılması gereken işi sahiplenerek dikkatle yerine getirmek anlamına gelir.
158 . Üzerine gölge düşürmek : Bir kişinin veya kurumun itibarını, şerefini lekeleyecek, kuşku uyandıracak bir durum oluşturmak demektir.
159 . Üzerine hiçbir şey gelmez : Bir malın veya mülkün başkası tarafından alınamayacağını, haczedilemeyeceğini ifade eden hukuki bir terimdir.
160 . Üzerine kuma getirmek : Bir erkeğin, eşinin üzerine ikinci bir kadınla evlenmesi anlamına gelen eski bir tabirdir.
161 . Üzerine ölü toprağı serpilmek : Aşırı derecede uyuşuk, isteksiz ve cansız bir hale gelmek, hiçbir şeye tepki vermemek demektir.
162 . Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi : Çok uyuşuk, hareketsiz, isteksiz ve enerjisiz bir halde olan kişiler için kullanılır.
163 . Üzerine söz almak : Başkasına ait olan konuşma hakkını kendine çekmek anlamına gelir.
164 . Üzerine titremek : Birine karşı aşırı özen ve hassasiyet göstermek demektir.
165 . Üzerine tuz biber ekmek : Birinin üzüntüsünü, derdini veya öfkesini daha da artıracak sözler söylemek, durumu kötüleştirmek demektir.
166 . Üzerine vazife olmak : Bir şeyi yapmakla görevli, sorumlu ve yükümlü olmak demektir.
167 . Üzerine vazife olmamak : Kendisiyle ilgisi olmayan bir konuda sorumluluk taşımamak anlamına gelir.
168 . Üzerine vazife olmamak (bir şeyi yapmak) : Bir şeyi yapmakla yükümlü, sorumlu olmamak, onun görevi ve işi bulunmamak anlamına gelir.
169 . Üzerine yapışmak (borç) : Bir borcun peşini bırakmaması, sürekli olarak ödenmesi için takip edilmesi demektir.
170 . Üzerine yıkmak (suçu) : İşlediği bir kabahatin sorumluluğunu başkasına yüklemek, onu suçlu göstermeye çalışmak demektir.
171 . Üzerine yüklenmek : Birine kaldırabileceğinden fazla sorumluluk vermek demektir.
172 . Üzülmek (bir şeye) : Olumsuz bir olay veya durum karşısında içinde keder, üzüntü ve acı hissetmek demektir.
173 . Üzülmeye değmez : Kaybedilen bir şeyin veya yaşanan küçük bir aksiliğin kişinin huzurunu bozacak kadar önemli olmadığını belirten teselli amaçlı kullanılan bir ifadedir.
174 . Üzüm gibi : Çok güzel, canlı, parlak ve çekici gözleri olan kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
175 . Üzüm üzüm üzülmek : Yaşanan bir olaydan dolayı içten içe çok büyük bir keder duymak, çok derin bir üzüntü içinde eriyip bitmek anlamına gelen bir deyimdir.
176 . Üzümünü ye bağını sorma : Bir nimetten veya imkandan yararlanırken onun nereden geldiğini veya nasıl elde edildiğini sorgulamadan sadece tadını çıkarmak gerektiğini anlatan bir sözdür.
177 . Üzüntüsünü içine atmak : Duyduğu acıyı kimseyle paylaşmadan kendi içinde yaşamak demektir.
178 . Üzüntüye boğulmak : Yoğun bir keder duygusu altında kalmak anlamına gelir.
179 . Üzüp durmak : Birini sürekli olarak kırıcı sözlerle veya davranışlarla mutsuz etmek, onun huzurunu kaçırmak ve ruhsal olarak acı çekmesine neden olmaktır.