Deyim Ş
1 . Şabanlık etmek : Saf ve akılsızca, düşünmeden, budalaca bir davranışta bulunmak, ahmaklık yapmak demektir.
2 . Şablon gibi : Her duruma aynı şekilde uygulanan, özgünlüğü olmayan, kalıplaşmış ve esneklikten uzak yöntemler veya fikirler için kullanılan bir benzetmedir.
3 . Şad olmak : Bir olay veya haber karşısında çok büyük bir mutluluk, huzur ve gönül ferahlığı yaşayarak sevinç içinde bulunmak demektir.
4 . Şadırvan gibi fışkırmak : Bir sıvının veya duygunun çok basınçlı, bol ve her yöne dağılacak şekilde dışarı çıkmasını ifade eder.
5 . Şaduman olmak : Gönlü sevinçle dolmak, çok mutlu bir haber alarak neşelenmek ve hayatından duyduğu memnuniyeti en üst seviyede hissetmek demektir.
6 . Şafak atmak : Beklenmedik, şaşırtıcı veya korkutucu bir durumla karşılaşıldığında kişinin aniden çok büyük bir endişeye ve telaşa kapılması halidir.
7 . Şafak saymak : Bir işin bitmesine, bir görevin tamamlanmasına veya kavuşmaya kalan günleri büyük bir sabırsızlıkla ve heyecanla tek tek not etmektir.
8 . Şafak sökerken : Günün ilk ışıkları belirdiğinde, sabahın çok erken saatlerinde yapılan işleri veya o zaman dilimini anlatan tabirdir.
9 . Şafak sökmek : Günün ağarmaya başlaması veya mecazi olarak karanlık ve sıkıntılı bir dönemin bitip aydınlık günlerin başlangıcının belirmesi durumudur.
10 . Şafakla yola çıkmak : Sabahın çok erken saatlerinde, gün ağarırken yola koyulmak, erkenden sefere başlamak demektir.
11 . Şah damarından yakalamak : Birinin en zayıf noktasını bulmak veya bir meselenin en hayati, en can alıcı noktasını tespit ederek kontrolü ele almaktır.
12 . Şah damarını kesmek : Bir canlının hayati önem taşıyan en hassas noktasına saldırmak, mecazen bir şeyi tamamen yok edecek veya bitirecek davranışta bulunmak demektir.
13 . Şaha kalkmak : Bir hayvanın ön ayaklarını havaya dikmesi veya bir kişinin/topluluğun büyük bir coşkuyla, heyecanla atağa kalkarak harekete geçmesidir.
14 . Şahadet parmağını kaldırmak : Bir fikir beyan etmek, söz istemek veya bir gerçeğe tanıklık ettiğini belirtmek amacıyla el parmağını havaya dikmektir.
15 . Şahadet parmağıyla göstermek : Birini veya bir şeyi hedef göstererek suçlamak ya da bir gerçeği herkesin dikkatine sunmak amacıyla işaret etmektir.
16 . Şahane bir fikir : Daha önce düşünülmemiş, ortaya atıldığında herkesin hayranlığını kazanan ve çözüm sunan mükemmel düşünceler için kullanılan bir nitelemedir.
17 . Şahane iş çıkarmak : Olağanüstü güzel, mükemmel ve herkesin takdirini kazanacak nitelikte bir iş başarmak anlamına gelir.
18 . Şahbaz olmak : Çok becerikli, atik, çevik ve işini çabuk kavrayan kişiler için kullanılan bir ifadedir.
19 . Şahidi olmak : Bir olayın gerçekleştiği ana bizzat tanıklık etmek veya bir sürecin gelişimini en başından sonuna kadar yakından takip etmektir.
20 . Şahit göstermek : Bir iddianın doğruluğunu kanıtlamak amacıyla, olayı görmüş veya duymuş olan birini resmi veya gayriresmi olarak öne sürmektir.
21 . Şahit tutmak : Bir olayın doğruluğunu kanıtlamak için orada bulunanları tanık olarak göstermek eylemidir.
22 . Şahitler huzurunda : Bir olayın veya anlaşmanın doğruluğunu kanıtlayacak kişilerin önünde, resmiyet kazanacak şekilde gerçekleştirilmesi durumunu ifade eden deyimdir.
23 . Şahitliğe çağırmak : Mahkemede veya resmi bir duruşmada, bilgisine başvurmak üzere birini tanık olarak davet etmek demektir.
24 . Şahitlik etmek : Bir olayın nasıl gerçekleştiğini gördüğünü veya duyduğunu resmi makamlar önünde ya da vicdani olarak açıkça dile getirmektir.
25 . Şahlanıp gitmek : Hiçbir engel tanımadan, büyük bir hız ve güçle ilerlemek, rakiplerini geride bırakarak hedefine doğru coşkuyla yol almaktır.
26 . Şahlanmak : Bir topluluğun veya bir fikrin büyük bir coşkuyla atağa kalkması, gücünü toplayarak engelleri aşmak için harekete geçmesi durumudur.
27 . Şahsen başvurmak : Bir işin takibi için aracı kullanmadan, bizzat kendisi giderek ilgili makama müracaat etmek anlamına gelir.
28 . Şahsen tanımak : Bir kimseyi sadece ismen veya gıyaben değil, bizzat görüşerek ve birebir iletişim kurarak yakından tanıyor olmak anlamına gelir.
29 . Şahsi çıkarlarını gözetmek : Toplumun veya kurumun faydasından ziyade, sadece kendi kişisel menfaatlerini ve kazancını ön planda tutarak hareket etmektir.
30 . Şaibeli duruma düşmek : Hakkında kuşku uyandıran bir hâle gelmek demektir.
31 . Şaibeyi üzerinde taşımak : Hakkında sürekli kuşku ve güvensizlik oluşturacak bir durumun bulunması anlamına gelir.
32 . Şaka gibi gelmek : Yaşanan bir durumun ciddiyetine veya gerçekliğine inanmakta zorlanmak, olayı imkansız veya çok tuhaf bularak şaşkınlık yaşamak durumudur.
33 . Şaka kaldırır olmak : Kendisine yönelik yapılan espri ve latifeleri olgunlukla karşılayabilme, onlara gülüp geçebilme kapasitesine sahip olma durumudur.
34 . Şaka kaldırmamak : Ciddiyet gerektiren bir yapıya sahip olmak anlamına gelir.
35 . Şaka maka derken : Başlangıçta önemsiz veya eğlenceli görülen bir durumun zamanla ciddileşip hiç beklenmedik önemli bir sonuca evrilmesini ifade eder.
36 . Şaka tarafı kalmamak : Bir meselenin artık gülünecek veya hafife alınacak aşamayı geçip, tamamen ciddi ve riskli bir boyuta ulaşmasıdır.
37 . Şaka yapmak : Birini eğlendirmek veya güldürmek amacıyla ciddi olmayan, mizahi sözler söylemek veya hareketler yapmaktır.
38 . Şaka yollu söylemek : Bir eleştiriyi veya isteği karşı tarafı kırmamak için espri içerisine gizleyerek, yumuşak bir dille ve dolaylı yoldan iletmektir.
39 . Şakacıktan yapmak : Bir işi aslında ciddiye almadan, sadece eğlence olsun diye veya birini kandırmak amacıyla yapıyormuş gibi görünmektir.
40 . Şakadan ciddiye almak : Esprili veya şaka yollu söylenen bir sözü gerçek sanıp üzerinde düşünmek veya alınmak demektir.
41 . Şakası olanın hatası olur : Çok fazla şaka yapan kişilerin farkında olmadan başkalarını kırabileceğini veya yanlış anlaşılabileceğini hatırlatan bir uyarı sözüdür.
42 . Şakası olmamak : Bir konunun çok ciddi olduğunu ve asla hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan bir deyimdir.
43 . Şakası yok : Bir durumun veya kişinin çok tehlikeli, ciddi ve kararlı olduğunu, hiçbir hatayı affetmeyeceğini belirtmek için kullanılan bir uyarıdır.
44 . Şakasını yapmak : Ciddi bir meseleyi mizah konusu haline getirerek onun üzerindeki gerginliği azaltmak veya o durumla kendi içinde dalga geçmektir.
45 . Şakaya almamak : Birinin esprilerini veya şakalarını ciddiye almamak, onlara gülüp geçmek anlamına gelir.
46 . Şakaya boğmak : Ciddi bir konunun konuşulmasını engellemek veya ortamdaki gerginliği dağıtmak amacıyla sürekli espriler yaparak konuyu sulandırmak ve ciddiyetten uzaklaştırmaktır.
47 . Şakaya gelmemek : Bir işin veya durumun çok kritik, tehlikeli olduğunu ve hiçbir şekilde ciddiyetsizliği, dikkatsizliği kabul etmeyeceğini ifade eden bir tabirdir.
48 . Şakaya gelmez iş : Hata yapıldığında geri dönüşü olmayan, can veya mal güvenliğini doğrudan ilgilendiren çok kritik görevler için kullanılır.
49 . Şakaya getirmek : Ciddi bir konuyu veya durumu hafife alıp şakalaşma konusu yapmak demektir.
50 . Şakaya sarmak : Tartışmalı veya sıkıntılı bir meseleyi, çevresindekileri güldürerek veya espri yaparak geçiştirmeye çalışmak ve gerginliği bu yolla önlemektir.
51 . Şakaya sarmalamak : Zor ve utandırıcı bir durumu sürekli mizahla örterek, gerçekle yüzleşmekten kaçınma veya durumu yumuşatma çabası içinde olmaktır.
52 . Şakaya vurmak : Ciddi bir konuyu hafifletmek için espriyle geçiştirmek demektir.
53 . Şakayla karışık söylemek : Söylenen şeyin gerçek mi şaka mı olduğu belli olmayan, hem ciddi hem esprili bir üslup kullanmak demektir.
54 . Şakır şakır ağlamak : Sesini hiç sakınmadan, hıçkıra hıçkıra ve şiddetli bir şekilde, gözyaşlarını tutamayarak ağlamak demektir.
55 . Şakır şakır akmak : Bir sıvının çok bol ve gür bir şekilde boşalması veya mecazi olarak paranın ya da imkanların kesintisiz bir şekilde gelmesidir.
56 . Şakır şakır konuşmak : Hiç duraksamadan, çok akıcı, kendinden emin ve seri bir şekilde yabancı bir dili veya düşüncelerini dile getirmektir.
57 . Şakır şakır terlemek : Fiziksel bir yorgunluk, hastalık veya büyük bir heyecan sebebiyle vücudun her yerinden yoğun şekilde ter boşalması halidir.
58 . Şakır şakır yağmur yağmak : Çok şiddetli ve gürültülü bir şekilde, bardaktan boşanırcasına yağmur yağması demektir.
59 . Şakırtı çıkarmak : Madeni eşyaların veya suyun birbirine çarpmasıyla oluşan gürültüyü ifade eder ya da mecazi olarak bir konuda çok konuşulmasını sağlamaktır.
60 . Şakıyan dilli : Çok güzel, etkileyici, akıcı ve dinleyeni mest edecek kadar hoş konuşan kişiler için kullanılan övgü dolu bir deyimdir.
61 . Şakkulunu kaybetmek : Kişinin dengesinin bozulması, ne yapacağını bilemez hale gelmesi veya bir işin düzeninin tamamen altüst olması durumunu anlatır.
62 . Şakkulunu şaşmak : Şaşkınlıktan ne yapacağını bilememek, düzenin bozulması sonucu sersemlemek ve işlerin rayından çıkmasıyla büyük bir karmaşa yaşamak durumudur.
63 . Şaklabanlık : Dikkat çekmek için komik ve bazen saçma sapan hareketler yaparak insanları güldürmeye çalışmaktır.
64 . Şaklabanlık etmek : İlgi çekmek veya birilerini eğlendirmek amacıyla ciddiyetten uzak, komik ve bazen de kendini küçük düşürücü hareketlerde bulunmaktır.
65 . Şaklabanlık yapmak : Ciddiyetten uzak, aptalca ve komiklik olsun diye anlamsız hareketler yapmak demektir.
66 . Şakşakçı olmak : Birini gereksiz yere ve aşırı öven, onun her yaptığını alkışlayan, dalkavukluk yapan kişi olmak demektir.
67 . Şakşakçılık yapmak : Birine sırf çıkar için aşırı övgüler düzmek, onu pohpohlamak, dalkavukluk etmek demektir.
68 . Şallak mallak : Üstü başı darmadağınık, perişan bir halde veya hiçbir hazırlığı olmadan, gelişigüzel bir şekilde ortada görünme halidir.
69 . Şallak mallak kalmak : Giysilerinin bir kısmı üzerinden düşmüş ya da darmadağınık, perişan ve uygunsuz bir görünümle ortada kalmak durumudur.
70 . Şalter indirmek : Elektrik şalterini kapatarak akımı kesmek; mecazen bir işi veya ilişkiyi ani ve kesin bir şekilde bitirmek demektir.
71 . Şalteri atmak : Aşırı yüklenme sonucu elektrik şalterinin kendiliğinden kapanması; mecazen birinin sinirlerinin bozulması demektir.
72 . Şamar oğlanı : Sürekli azarlanan, başkalarının hatalarının faturası kendisine kesilen ve her fırsatta hırpalanan savunmasız kimseler için kullanılır.
73 . Şamar oğlanı olmak : Herkesin öfkesini, hıncını veya şikayetlerini üzerine çeken, haksız yere suçlanan ve cezalandırılan kişi olmak demektir.
74 . Şamar oğlanına dönmek : Sürekli suçlanan veya haksız yere ezilen kişi olmak anlamına gelir.
75 . Şamar vurmak : Birine tokat atmak veya yapılan bir hareketle karşı tarafa unutamayacağı kadar ağır ve sert bir cevap vermektir.
76 . Şamar yemek : Tokatlanmak veya mecazi olarak hayattan büyük bir darbe almak, beklediği bir işte çok ağır bir başarısızlığa uğramaktır.
77 . Şamarı yapıştırmak : Beklenmedik ve sert bir tokat atmak; mecazen çok ağır ve insafısız bir eleştiri yapmak demektir.
78 . Şamata etmek : Gereksiz yere yüksek sesle konuşup gülerek ortalığı gürültüye boğmak, yaygara koparmak demektir.
79 . Şamata koparmak : Gereksiz yere yüksek sesle gülmek, bağırmak, gürültü yapmak ve ortalığı karıştırmak demektir.
80 . Şamatalı geçmek : Bir toplantının veya günün çok gürültülü, kahkahalı, eğlenceli ve oldukça hareketli bir şekilde tamamlanması anlamına gelir.
81 . Şamatalı yaşamak : Sürekli gürültülü, eğlenceli, hareketli ve etrafındakilerin dikkatini çekecek kadar kalabalık ve neşeli bir hayat tarzı sürmektir.
82 . Şamataya vermek : Ciddi bir meseleyi gürültü patırtı çıkararak veya konuyu saptırarak unutturmaya, araya kaynatmaya çalışmak eylemini ifade eder.
83 . Şamdan gibi yanmak : Birinin veya bir durumun etrafına sürekli ışık, umut ve neşe saçması ya da mecazi olarak içten içe büyük bir hırsla yanmasıdır.
84 . Şamdanı çekmek (birinin altından) : Birinin dayandığı temel desteği, gücü veya koruyucusunu çekip almak, onu güçsüz bırakmak demektir.
85 . Şan kazanmak : Yaptığı başarılı işlerle ünlenmek ve herkes tarafından takdir edilen biri haline gelmektir.
86 . Şan şöhret sahibi : Toplumun büyük bir kesimi tarafından tanınan, saygı gören ve popülaritesi en üst seviyede olan kişiler için kullanılan bir nitelemedir.
87 . Şan şöhret sahibi olmak : Herkes tarafından tanınan, ünlü, nam salmış ve saygı gören biri haline gelmek demektir.
88 . Şanı yürümek : Bir kişinin veya bir eserin adının her yerde duyulması, itibarının artması ve geniş kitleler tarafından takdirle anılmasıdır.
89 . Şanına leke sürmek : Sahip olduğu iyi itibarı, saygınlığı ve temiz geçmişi yaptığı bir hata veya yanlış bir davranışla zedelemek ve kötü duruma düşürmektir.
90 . Şanına yakışmak : Bir kişinin sahip olduğu itibara, makama veya asalete uygun düşecek şekilde asil ve cömert davranışlarda bulunması durumudur.
91 . Şanına yazık etmek : Sahip olduğu ünü, itibarı veya saygınlığı yanlış bir davranışla lekelemek, zedelemek demektir.
92 . Şans eseri : Planlı veya kasıtlı olarak değil, tamamen tesadüfen, beklenmedik bir şekilde gerçekleşen olaylar için kullanılır.
93 . Şans eseri bulmak : Hiç beklemediği, ummadığı bir anda ve tamamen tesadüfen bir şeye rastlamak, onu elde etmek demektir.
94 . Şans faktörü : Başarının veya sonucun, kişinin kontrol edemediği rastgele ve tesadüfi etkenlere bağlı olan kısmı demektir.
95 . Şans kapısını aralamak : Yeni fırsatların ortaya çıkmasına imkân tanımak demektir.
96 . Şans kapıyı bir kez çalar : Hayatın insana sunacağı çok büyük fırsatların nadir olduğunu ve o an değerlendirilmezse bir daha gelmeyeceğini belirten sözdür.
97 . Şans kapıyı çalmak : Hiç beklenmedik bir anda kişinin karşısına çok büyük ve hayırlı bir fırsatın çıkması, talihinin aniden dönmesi durumudur.
98 . Şans oyunu : Sonucu büyük ölçüde tesadüfe ve talihe bağlı olan, kazanma ihtimali düşük olan bahis ve kumar türü demektir.
99 . Şans perisi : İnsana iyi talih, uğur ve başarı getirdiğine inanılan hayali varlık veya sembolik kişi demektir.
100 . Şans tanımak : Birine yeteneğini göstermesi veya hatasını telafi etmesi için imkan vermek, ona yeni bir fırsat sunarak destek olmaktır.
101 . Şans vermek : Bir olayın gerçekleşme ihtimalini değerlendirmek veya bir kişiye kendini kanıtlaması için kapı açmak anlamına gelen bir deyimdir.
102 . Şans yüzüne gülmek : Uzun süren bahtsızlıklardan sonra kişinin talihinin aniden dönmesi ve karşısına harika fırsatların, başarıların çıkmaya başlamasıdır.
103 . Şansı yaver gitmek : Yapılan bir işte talihin yardım etmesi, işlerin umulduğu gibi iyi sonuçlanması demektir.
104 . Şansın bol olsun : Bir işe başlayan kişiye talihinin her zaman yaver gitmesi için söylenen iyi dilek sözüdür.
105 . Şansın böylesi : Hiç beklenmedik bir anda gelen olağanüstü iyi veya kötü bir talih durumunu hayretle belirtmek için kullanılır.
106 . Şansına küsmek : İstediği bir şey gerçekleşmeyince bunu talihsizliğine bağlayıp üzülmek ve durumu kabullenmek halidir.
107 . Şansını açık etmek : Birine başarılar dilemek, yolunun engelsiz olması ve talihinin her zaman yaver gitmesi için temennide bulunmaktır.
108 . Şansını aramak : Daha iyi bir durum, iş veya fırsat bulmak umuduyla bir yerden ayrılıp başka yerlere gitmek demektir.
109 . Şansını denemek : Başarılı olup olmayacağını görmeden girişimde bulunmak anlamına gelir.
110 . Şansını denemek (yeni bir yerde) : Yeni bir yere gidip orada başarılı olmayı, talihini orada aramayı denemek demektir.
111 . Şansını denemeye kalkmak : Başarılı olup olmayacağı belirsiz olan bir girişimde, elindeki imkanları kullanarak talihine güvenip adım atma eylemidir.
112 . Şansını geri tepmek : Karşısına çıkan çok kıymetli bir fırsatı akılsızca bir hareketle reddetmek veya değerlendiremeyerek elinden kaçırmak durumudur.
113 . Şansını kaybetmek : Daha önce sahip olduğu talihini, uğurunu yitirmek, artık işlerinin iyi gitmemeye başlaması demektir.
114 . Şansını kaybetmek (bir şeyi yapma) : Bir şeyi yapma fırsatını veya imkanını artık elde edememek demektir.
115 . Şansını kendi yaratmak : Pasif bir şekilde beklemek yerine, çok çalışarak ve fırsatları kovalayarak başarıya giden yolları kendi emeğiyle açmaktır.
116 . Şansını zorlamak : Elindeki imkanlar tükenmiş olsa bile daha fazlasını istemek veya riskli bir durumda sınırları zorlayarak şansını sonuna kadar kullanmaktır.
117 . Şansızlığına yanmak : Başına gelen talihsiz olaylardan dolayı çok üzülmek, dertlenmek ve yakınmak demektir.
118 . Şanssızlığa uğramak : Beklenmedik ve olumsuz bir olayla karşılaşmak, talihsiz bir durum yaşamak demektir.
119 . Şanssızlık peşini bırakmamak : Ne yaparsa yapsın işlerinin sürekli ters gitmesi ve üst üste olumsuz olaylarla karşılaşarak talihsiz bir dönem geçirmektir.
120 . Şantaj yapmak : Birinin gizli bir bilgisini açıklama tehdidiyle onu baskı altına almak ve ondan haksız bir menfaat veya para talep etmektir.
121 . Şap diye oturmak : Bir yere aniden ve ses çıkararak oturmak veya mecazi olarak bir söze, bir duruma tam yerinde ve etkili bir karşılık vermektir.
122 . Şap diye yapışmak : Bir şeye aniden ve sıkıca tutunmak veya bir fikri, kişiyi hiç bırakmayacak şekilde benimseyip onun üzerine gitmektir.
123 . Şap gibi donup kalmak : Büyük bir şaşkınlık, korku veya hayranlık karşısında vücudun kilitlenmesi, hiçbir tepki veremeden olduğu yerde çakılıp kalmak halidir.
124 . Şapa oturmak : Planladığı bir işte çok büyük bir hata yaparak çıkmaza girmek, zor durumda kalmak ve rezil olmak anlamına gelen bir deyimdir.
125 . Şapa oturtmak : Bir işi sonuçlandırmak, kesin bir karara bağlamak veya birini çaresiz bir duruma sokmak demektir.
126 . Şapı çıkarmak : Bir şeyi becerememek, başarısız olmak veya yanlış yapmak anlamında kullanılan argo bir ifadedir.
127 . Şapırdatmak (ağzını) : Yemek yerken veya bir şey içerken aşırı ve itici sesler çıkarmak demektir.
128 . Şapka çıkarmak : Birinin başarısını, yeteneğini veya gösterdiği üstün performansı büyük bir saygı ve hayranlıkla kabul ettiğini açıkça beyan etmektir.
129 . Şapka çıkartan başarı : Herkesin takdirini kazanan, itiraz edilemeyecek kadar büyük ve etkileyici bir sonucun elde edilmesi durumunu anlatan deyimdir.
130 . Şapka düşmek kel görünmek : “Takke düştü kel göründü” deyiminin bir başka söylenişidir, gerçeğin ortaya çıkması anlamına gelir.
131 . Şapka gibi oturmak : Bir giysinin veya bir durumun kişiye tam olarak uyması, üzerine tam gelmesi veya bir sözün yerine tam isabet etmesidir.
132 . Şapka uçuran rüzgar : Fiziksel olarak çok şiddetli esen bir fırtınayı veya mecazi olarak insanı sarsan, çok şaşırtıcı ve etkili bir haberi niteler.
133 . Şapkadan tavşan çıkarmak : Herkesin ümidini kestiği bir anda, hiç beklenmedik ve mucizevi bir çözüm üreterek herkesi hayretler içerisinde bırakmayı başarmaktır.
134 . Şapkasını havaya atmak : Elde edilen çok büyük bir başarıyı veya gelen müjdeli bir haberi aşırı bir sevinç ve coşkuyla kutlamak demektir.
135 . Şapkasını önüne koyup düşünmek : Bir konuda fevri davranmak yerine sakinleşip, yaptığı hataları ve gelecekteki adımlarını tarafsız bir gözle uzun uzun değerlendirmektir.
136 . Şapkasını ters giymek : Birine kızıp öfkeyle hareket etmek veya alışılagelmişin dışında, aykırı ve inatçı bir tavır takınmaya başlamak halidir.
137 . Şapkasını uçurmak : Birini gördüğü bir şey karşısında çok şaşırtmak, hayretler içinde bırakmak veya olağanüstü bir başarıyla herkesi mest etmektir.
138 . Şapkayı değiştirmek : Bir konuda taraf değiştirmek, düşünce yapısını tamamen farklılaştırmak veya üstlendiği görevi, kimliği başka bir şeyle değiştirmek halidir.
139 . Şappadak söylemek : Hiç düşünmeden, lafı evirip çevirmeden, en can alıcı noktayı aniden ve dobra bir şekilde dile getirmek eylemidir.
140 . Şarabı sirkeye döndürmek : Başta çok güzel ve verimli giden bir işi yapılan hatalar sonucunda berbat etmek ve değerini tamamen yitirmesine sebep olmaktır.
141 . Şarampole yuvarlanmak : İşlerin kontrolünden çıkması sonucu büyük bir felakete uğramak, iflas etmek veya geri dönülemez bir yıkım yaşamak durumudur.
142 . Şarampolü boylamak : Bir aracın yoldan çıkıp devrilmesi veya mecazi olarak bir işin tamamen başarısızlığa uğrayıp felaketle sonuçlanması durumudur.
143 . Şark kurnazı : Pratik zekasını dürüst olmayan yollarla kendi çıkarı için kullanan kurnaz kişiler için kullanılan tabirdir.
144 . Şark kurnazlığı yapmak : Karşısındakini saf yerine koyarak, etik olmayan ama yasal görünen küçük hilelerle kendi çıkarını korumaya çalışmak ve uyanıklık etmektir.
145 . Şarkı gibi gelmek : Birinin söylediği sözlerin veya verdiği haberlerin dinleyen kişi için çok rahatlatıcı, huzur verici ve mutluluk dolu olmasıdır.
146 . Şarkı gibi konuşmak : Ses tonu ve vurgularıyla dinleyeni mest eden, çok akıcı, huzurlu ve estetik bir hitabet tarzına sahip olmak demektir.
147 . Şarkı gibi ömür sürmek : Hiçbir büyük dert ve sıkıntı yaşamadan, huzur, mutluluk ve keyif içerisinde çok güzel bir hayat geçirmek demektir.
148 . Şarkı söylemek : Bir müzik eserini seslendirmek veya mecazi olarak birinin hoşuna gidecek, onu gururlandıracak sözleri sürekli olarak tekrarlayıp durmaktır.
149 . Şarkısını söylemek : Bir fikri veya bir durumu sürekli olarak dile getirmek, bıkmadan usanmadan aynı şeyi savunmak veya anlatmak anlamına gelir.
150 . Şarkısını söylemeye başlamak : Birinin sürekli kendi bildiği şeyi savunması, başkalarını dinlemeden aynı argümanları inatla tekrar etmesi durumunda kullanılan bir tabirdir.
151 . Şarkiyatçı bakış açısı : Olayları veya insanları belli bir kalıba sokarak, dışarıdan ve genellikle ön yargılı bir şekilde değerlendirme tarzını ifade eder.
152 . Şarlatanlık yapmak : İnsanları kandırmak amacıyla kendini olmadığından daha bilgili veya yetenekli gösterip sahtekarlıkla menfaat sağlamaya çalışmaktır.
153 . Şart koşmak : Bir işin yapılması veya bir anlaşmanın sağlanması için yerine getirilmesi zorunlu olan kesin ve bağlayıcı kurallar ileri sürmektir.
154 . Şart şurt tanımamak : Hiçbir kurala, engele veya sınırlamaya bağlı kalmadan tamamen kendi bildiği gibi ve özgürce hareket etmek halidir.
155 . Şartı şurtu yok : Hiçbir koşul ve kural gözetilmeksizin, tamamen serbest ve herhangi bir engelle karşılaşmadan yapılan işler için kullanılır.
156 . Şartlar olgunlaşmak : Bir işin yapılması için uygun ortamın oluşması demektir.
157 . Şartlara boyun eğmek : Mecburen verilen koşulları kabul etmek demektir.
158 . Şartları eşitlemek : Bir yarışta veya mücadelede tarafların aynı imkanlara sahip olmasını sağlayarak adaleti tesis etmeye çalışmak anlamına gelen eylemdir.
159 . Şartları kabul etmek : Sunulan koşullara razı olmak demektir.
160 . Şartları kabullenmek : Sunulan veya dayatılan koşulları, hoşuna gitmese de kabul etmek, boyun eğmek demektir.
161 . Şartları kabullenmek zorunda kalmak : Başka seçenek kalmadığında koşullara razı olmak demektir.
162 . Şartları lehine çevirmek : Olumsuz durumu kendi yararına kullanmak demektir.
163 . Şartları masaya yatırmak : Bir durumun tüm koşullarını ayrıntılı biçimde değerlendirmek anlamına gelir.
164 . Şartları zorlamak : Mevcut imkânların sınırlarını aşmaya çalışmak anlamına gelir.
165 . Şartları zorlamak (sınırları) : Kuralların veya imkanların izin verdiği en uç noktaya kadar gitmek, sınırı zorlamak demektir.
166 . Şartları zorlayarak ilerlemek : İmkânsıza yakın koşullarda bile vazgeçmemek demektir.
167 . Şartların ağırlaşması : İşin veya durumun giderek daha zor ve yıpratıcı hâle gelmesi demektir.
168 . Şartlarına uymak : Önceden belirlenmiş koşullara, kurallara veya isteklere tamamen riayet etmek, onlara göre hareket etmek demektir.
169 . Şartlı tahliye : Bir mahkumun cezasının bir kısmını çektikten sonra, belirli kurallara uymak kaydıyla vaktinden önce serbest bırakılması durumudur.
170 . Şartnameye uymak : İhaleye veya bir anlaşmaya konulan resmi kuralların, maddelerin tümüne harfiyen uymak demektir.
171 . Şaşaa içinde yaşamak : Gösterişli, debdebeli, lüks ve savurgan bir hayat sürmek demektir.
172 . Şaşaa ve debdebe : Gösterişli, ihtişamlı, görkemli ve pahalı eşyaların, kutlamaların olduğu lüks bir hayat tarzı demektir.
173 . Şaşaalı bir tören : Çok büyük bir bütçeyle hazırlanan, lüksün ve gösterişin en üst seviyede olduğu, herkesin konuştuğu görkemli kutlamaları tarif eder.
174 . Şaşaaya kapılmak : Dış görünüşteki gösterişe, lükse ve görkeme kanarak asıl gerçeği görememek veya bu tür bir hayatın cazibesine kendini kaptırmaktır.
175 . Şaşı bakmak : Bir duruma önyargılı veya kuşkuyla yaklaşmak anlamına gelir.
176 . Şaşılacak şey! : Çok şaşırtıcı, hayret verici veya inanılması güç bir durum karşısında söylenen ifadedir.
177 . Şaşıp kalmak : Gördüğü veya duyduğu bir şeyin olağanüstülüğü karşısında büyük bir hayret yaşayarak uzun süre etkisinden kurtulamamak ve donup kalmaktır.
178 . Şaşırıp kalmak : Görülen veya duyulan şey karşısında donup tepki verememek demektir.
179 . Şaşırtıcı boyuta ulaşmak : Beklentilerin çok ötesine geçen bir durum yaşanması anlamına gelir.
180 . Şaşkın bakışlar arasında kalmak : Herkesin hayretle izlediği bir durumda bulunmak anlamına gelir.
181 . Şaşkın ördek gibi : Nereye gideceğini bilmeden, panik içinde ve saçma sapan hareketler yaparak komik duruma düşen kişiler için kullanılan bir deyimdir.
182 . Şaşkın ördek gibi bakmak : Ne olduğunu anlayamadan boş boş izlemek anlamına gelir.
183 . Şaşkın ördek gibi dalmak : Nereye gideceğini ve ne yapacağını bilmeden, hazırlıksız bir şekilde bir işin ortasına atlayıp karmaşa yaratmaktır.
184 . Şaşkın şaşkın bakmak : Anlam verememiş, ne olduğunu kavrayamamış, donuk ve boş bir ifadeyle etrafa bakmak demektir.
185 . Şaşkına dönmek : Beklenmedik bir olay karşısında ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemeyecek kadar büyük bir hayret ve kafa karışıklığı yaşamak halidir.
186 . Şaşkınlığa düşmek : Beklenmedik bir durum karşısında ne yapacağını bilemez hâle gelmek anlamına gelir.
187 . Şaşkınlık içinde kalmak : Gördüğü veya duyduğu bir şeyin etkisiyle uzun süre kendine gelememek, büyük bir hayret ve merak duygusuyla kalakalmaktır.
188 . Şaşkınlık içinde olmak : Yaşanan bir olaydan dolayı kendine gelemez, ne yapacağını bilemez bir ruh halinde olmak demektir.
189 . Şaşkınlık yaratmak : Beklenmeyen bir etki oluşturarak insanları hayrete düşürmek demektir.
190 . Şaşkınlıktan dili tutulmak : Beklenmedik olay karşısında konuşamayacak kadar hayrete düşmek demektir.
191 . Şaşkınlıktan dilini yutmak : Aşırı şaşkınlık ve heyecan yüzünden tek kelime bile söyleyememek, donup kalmak demektir.
192 . Şatafat peşinde koşmak : Gösteriş ve lükse gereğinden fazla önem vererek yaşamayı tercih etmek anlamına gelir.
193 . Şatafata düşkün olmak : Gösterişli, lüks, görkemli ve başkalarının dikkatini çekecek kadar abartılı bir yaşam tarzını her şeyin üzerinde tutmaktır.
194 . Şatafata kapılmak : Gösterişe aşırı önem vermek anlamına gelir.
195 . Şatafatlı sözler sarf etmek : Etkileyici görünmek için abartılı ve gösterişli ifadeler kullanmak anlamına gelir.
196 . Şatafatlı vaatlerde bulunmak : Gerçekleşmesi zor olan büyük sözler vermek anlamına gelir.
197 . Şatafatlı yaşamak : Gösterişli ve lüks bir hayat sürmek anlamına gelir.
198 . Şatafattan kaçınmak : Gösterişten, lüksten ve abartılı yaşamdan uzak durarak daha sade, mütevazı ve özüne uygun bir hayat sürmeyi tercih etmektir.
199 . Şatır şatır konuşmak : Hiç duraksamadan, çok akıcı, kendinden emin ve seri bir şekilde düşüncelerini dile getirerek etkili bir hitabet sergilemektir.
200 . Şavkı vurmak : Bir ışığın yansıması veya mecazi olarak birinin başarısının, mutluluğunun yüzüne yansıması ve etrafındakilere de ilham vermesi durumudur.
201 . Şayia çıkarmak : Bir konu hakkında aslı astarı olmayan dedikodular yayarak toplumda bir kafa karışıklığı veya huzursuzluk yaratmaya çalışmaktır.
202 . Şayialara kulak asmamak : Ortalıkta dolaşan asılsız dedikoduları ve söylentileri önemsemeyerek sadece gerçek bilgilere ve kendi bildiği doğrulara göre hareket etmektir.
203 . Şeametine uğramak : Bir şeyin kötü etkisini, uğursuzluğunu veya lanetini üzerinde hissetmek, ondan zarar görmek demektir.
204 . Şebeğe çevirmek : Birini yaptığı komik hareketlerle veya giydirdiği tuhaf kıyafetlerle maskara etmek, onunla dalga geçilmesine sebep olacak duruma düşürmektir.
205 . Şebeğe dönmek : Yaptığı makyaj, giydiği kıyafet veya takındığı tavırlarla kendini komik ve rüküş bir duruma düşürmek anlamına gelir.
206 . Şebek çıkmak : Kurnaz, hilekar ve sinsi bir kişi olduğu anlaşılmak, beklenmedik bir kötülük yapmak demektir.
207 . Şebeklik etmek : Ciddi ortamlarda yersiz şakalar yaparak veya maymun iştahlı davranarak insanların dikkatini olumsuz yönde üzerine çekmek halidir.
208 . Şebeklik yaparak geçinmek : Ciddi bir iş yapmak yerine, sürekli soytarılık ve komiklik yaparak insanların ilgisini çekmeye ve hayatını bu şekilde kazanmaya çalışmaktır.
209 . Şebeklik yapmak : Çocuksu ve anlamsız hareketlerle ilgi çekmeye çalışmak ve ciddiyetten uzaklaşmaktır.
210 . Şecaat arz ederken sirkat söylemek : Övünmek isterken farkında olmadan kendi kusur veya suçunu söylemek anlamına gelir.
211 . Şeddeli küfür etmek : Çok ağır, kaba ve duyanları sarsacak derecede şiddetli sözlerle birine veya bir duruma karşı hakaretlerde bulunmaktır.
212 . Şeddeli söylemek : Bir sözü vurgulayarak, üzerine basarak veya çok sert ve kesin bir ifadeyle dile getirerek etkisini artırmak anlamına gelir.
213 . Şefaat dilemek : Bir yetkiliden veya manevi bir büyüklüğü olandan, yaptığı bir hatanın affedilmesi için aracı olmasını ve merhamet göstermesini istemektir.
214 . Şeffaf bir tablo çizmek : Gerçekleri gizlemeden açık biçimde ortaya koymak demektir.
215 . Şeffaf davranmak : Gizleyecek hiçbir şey olmadan açık ve net hareket etmek demektir.
216 . Şeffaflık ilkesini benimsemek : Her konuda açık, net ve gizlilikten uzak davranmayı ilke edinmek demektir.
217 . Şeffaflık sağlamak : Gizliliği kaldırarak açık bilgi vermek anlamına gelir.
218 . Şeffaflık talep etmek : Olayların açık şekilde açıklanmasını istemek demektir.
219 . Şeffaflıktan uzak durmak : Bilgileri gizleyerek kapalı bir tutum sergilemek demektir.
220 . Şefkat göstermek : Birine karşı sevgi, merhamet ve koruma duygularıyla yaklaşmak, ona karşı ilgili ve anlayışlı davranmak demektir.
221 . Şefkat yuvası : İçinde sevgi, merhamet ve sıcaklığın hüküm sürdüğü aile ortamı veya kurum demektir.
222 . Şefkate muhtaç olmak : Sevgi, ilgi ve şefkat görmeye çok fazla ihtiyaç duymak, bunları aramak demektir.
223 . Şefkatle kucaklamak : Sevgi ve merhametle, sıcak bir şekilde sarılıp bağrına basmak, koruyup gözetmek demektir.
224 . Şehadet getirmek : İnancını açıkça dile getirmek anlamına gelir.
225 . Şehadet şerbeti içmek : Dinî bir inançla, vatan veya inanç uğruna hayatını feda ederek şehitlik makamına ulaştığına inanılan kişiler için kullanılır.
226 . Şehir dışı etmek : Birini bulunduğu yerden zorla uzaklaştırmak veya bir meseleyi gündemden tamamen düşürerek etkisiz hale getirmek anlamına gelir.
227 . Şehir dışına çıkmak : Bulunduğu yerleşim yerinden başka bir kente gitmek veya mecazi olarak alışılmış çevresinden ve konularından uzaklaşmak demektir.
228 . Şehir dışına sürmek : Birini bulunduğu şehirden zorla uzaklaştırmak veya toplumdan tecrit etmek amacıyla verilen ağır bir cezayı veya yaptırımı ifade eder.
229 . Şehir efsanesi : Toplum arasında kulaktan kulağa yayılan ancak gerçekliği kanıtlanmamış, abartılı ve hayal ürünü olan yaygın hikayeler için kullanılır.
230 . Şehir efsanesine dönüşmek : Gerçekliği tartışmalı bir anlatının yaygın biçimde kabul görmesi anlamına gelir.
231 . Şehit düşmek : Vatanı, bayrağı veya kutsal saydığı bir dava uğruna savaşırken hayatını kaybederek en yüce manevi mertebelerden birine ulaşmaktır.
232 . Şehit kanı yerde kalmaz : Vatan için ölenlerin kanlarının asla boşa gitmeyeceği, mutlaka bedelinin ödeneceği anlamındadır.
233 . Şehit olmak : İnandığı değerler uğruna canını vererek en yüksek manevi mertebeye ulaşmak durumudur.
234 . Şehitler ölmez : Vatanı için canını verenlerin, halkın kalbinde sonsuza kadar yaşayacağını ve unutulmayacağını ifade eder.
235 . Şehitlik mertebesine ulaşmak : İnandığı kutsal değerler uğruna canını feda ederek, dini ve milli açıdan en şerefli makama erişmiş sayılmaktır.
236 . Şehre ayak uydurmak : Yeni ortama ve düzene alışmak anlamına gelir.
237 . Şehre inmek : Köyden veya kırsaldan merkeze gelmek ya da mecazi olarak bir konunun daha geniş ve halka açık bir platformda tartışılmaya başlanmasıdır.
238 . Şehre karışmak : Yabancı olunan bir ortamda zamanla uyum sağlayarak kaynaşmak anlamına gelir.
239 . Şehre yabancı kalmak : Bulunulan ortama ve sosyal düzene bir türlü alışamamak anlamına gelir.
240 . Şehvete kapılmak : İrade ve mantığını bir kenara bırakarak sadece bedensel arzularının peşinden gitmek ve bu uğurda hatalar yapmak durumudur.
241 . Şehvetine kapılmak : Aşırı cinsel arzu veya tutku nedeniyle kontrolünü kaybetmek, mantıklı düşünemez hale gelmek demektir.
242 . Şehvetine kurban gitmek : Mantıklı düşünmeyi bırakıp sadece hayvani arzularının peşinden giderek hayatını mahvetmek veya büyük hatalar yapıp pişman olmaktır.
243 . Şehvetine yenik düşmek : Aklını kullanmadan arzularının etkisiyle hareket etmek anlamına gelir.
244 . Şehvetine yenilmek : İrade ve mantığını bir kenara bırakarak sadece bedensel arzularının peşinden gitmek ve bu uğurda hatalar yapmak durumudur.
245 . Şehvetle bakmak : Aşırı cinsel arzu ve istek dolu bir ifadeyle, uzun uzun ve dik dik bakmak demektir.
246 . Şehvetle yaklaşmak : Aşırı istek ve tutku ile davranmak demektir.
247 . Şeker gibi : Çok tatlı, sevimli, hoş ve cana yakın kişiler veya durumlar için kullanılan bir benzetmedir.
248 . Şeker gibi konuşmak : Çok tatlı, yumuşak, kibar ve insanın içini okşayan bir üslupla konuşmak demektir.
249 . Şeker hastası olmak : Tıbbi olarak diyabet hastalığına yakalanmak, kan şekeri seviyesini dengeleyememek demektir.
250 . Şekere bal katmak : Zaten güzel ve tatlı olan bir durumu, yapılan ek bir iyilikle daha da mükemmel ve keyifli hale getirmek demektir.
251 . Şekere renk vermek : Bir durumu olduğundan daha güzel, tatlı veya çekici göstermek için süslü kelimeler kullanarak sunum yapmak halidir.
252 . Şekeri yükselmek : Kan şekerinin artmasıyla rahatsızlanmak veya mecazi olarak bir durumdan dolayı çok sinirlenip vücut dengesinin bozulduğunu hissetmektir.
253 . Şekerleme yapmak : Kısa süreli, hafif bir uyku uyumak, gözlerini kapatıp biraz dinlenmek demektir.
254 . Şekerlemek (uyumak) : Kısa süreli, hafif bir uyku uyumak, şekerleme yapmak, kestirmek demektir.
255 . Şekil almak : Bir dış etkenin etkisiyle belli bir biçime girmek veya bir düzene kavuşmaktır.
256 . Şekil değiştirmek : Duruma göre farklı bir hâl almak anlamına gelir.
257 . Şekil koymak : Bir ortamda ağırlığını hissettirmek, kuralları belirlemek veya otoritesini başkalarına kabul ettirecek şekilde kararlı ve sert davranmaktır.
258 . Şekil şukul : Görünüşe, dış görünüme ve biçime aşırı önem veren, bu konuda titiz davranan kişiler için kullanılır.
259 . Şekil vermek : Bir hammaddeye biçim kazandırmak veya mecazi olarak bir fikri, projeyi ya da süreci belli bir düzene sokup yapılandırmaktır.
260 . Şekil vermek için uğraşmak : Ham bir düşünceyi veya maddeyi işleyerek ona belli bir düzen, estetik ve işlev kazandırmak amacıyla çaba sarf etmektir.
261 . Şekilden anlamak : Söylenen sözün veya yapılan hareketin gerçek, gizli amacını veya imasını hemen kavramak demektir.
262 . Şekilden anlamamak : Yapılan bir imayı, üstü kapalı sözü veya durumu anlayamamak, kalın kafalılık etmek demektir.
263 . Şekilden şekile girmek : Bir durum veya konunun sürekli değişmesi, farklı biçimlere bürünmesi, istikrarsız olması demektir.
264 . Şekilden şekle girmek : Birini etkilemek veya bir durumdan kurtulmak için sürekli tavır ve kılık değiştirmek, yapmacık hareketlerde bulunmak halidir.
265 . Şekli bozulmak : Bir eşyanın veya planın orijinal yapısının dış etkenlerle zedelenmesi ya da bir kişinin yüz ifadesinin korkuyla değişmesi halidir.
266 . Şekli şemaili bozulmak : Bir eşyanın veya kişinin görünüşünün darbe, yaşlılık veya hastalık nedeniyle tanınmayacak derecede kötüleşmesi ve deforme olması durumudur.
267 . Şekli yerinde : Dış görünüşü, yapısı veya fiziki özellikleri açısından kusursuz olan, göze hoş gelen nesne veya kişiler için kullanılan tabirdir.
268 . Şekliyle oynamak : Bir nesnenin veya tasarının orijinal halini bozarak üzerinde değişiklikler yapmak, onun yapısını kendi isteğine göre farklılaştırmak eylemidir.
269 . Şemsiye açmak : Kendini gelecek bir tehlikeden veya olumsuzluktan korumak için önceden tedbir almak ve bir savunma mekanizması geliştirmektir.
270 . Şemsiye altına girmek : Güçlü birinin veya bir kurumun koruması altına girerek kendini güvende hissetmektir.
271 . Şemsiye altına sığınmak : Kendinden daha güçlü birinin koruması altına girerek dışarıdan gelecek saldırılara veya olumsuzluklara karşı kendini emniyete alma halidir.
272 . Şer güçler : Kötü niyetli, zarar verici ve toplum düzenini bozmaya çalışan gizli veya açık gruplar demektir.
273 . Şer ihtimalini düşünmek : Olası olumsuz sonuçları önceden hesaba katmak anlamına gelir.
274 . Şer odakları : Kötülük planlayan, huzuru bozmaya çalışan ve sürekli gizli bir şekilde yıkıcı faaliyetlerde bulunan gruplar için kullanılan bir tabirdir.
275 . Şer odaklarını kurutmak : Kötülük planlayan, toplumun huzurunu bozan yapıları veya kişileri tamamen etkisiz hale getirerek ortadan kaldırmak demektir.
276 . Şer odaklarının hedefi olmak : Kötü niyetli kişilerin saldırısına uğramak anlamına gelir.
277 . Şerbet vermek : Birine duymak istediği güzel sözleri söyleyerek onu yatıştırmak veya bir zorluğa alıştırmak için önceden hazırlık yapmak demektir.
278 . Şerbetini içmek : Bir işin en keyifli, en tatlı ve en güzel yanını, avantajını yaşamak veya elde etmek demektir.
279 . Şerbetli gibi davranmak : Başına ne gelirse gelsin hiç etkilenmeyen, eleştirilere karşı çok kalın derili olan ve sanki her şeye bağışıklığı varmış gibi duran kişidir.
280 . Şerbetli olmak : Kötü durumlara, eleştirilere veya hastalıklara karşı önceden bağışıklık kazanmış olmak ve bunlardan artık hiç etkilenmemek demektir.
281 . Şeref duymak : Bir şeyden veya bir kişiyle ilgili olmaktan dolayı onur, gurur ve mutluluk hissetmek demektir.
282 . Şeref madalyası : Üstün hizmet, başarı veya kahramanlık gösteren kişilere verilen onur nişanı veya ödül demektir.
283 . Şeref meselesi yapmak : Bir konuyu onurla doğrudan ilişkilendirmek demektir.
284 . Şeref sözü vermek : Onurunu ortaya koyarak kesin ve güçlü bir vaat vermek demektir.
285 . Şeref vermek : Bir yere, toplantıya veya kişiye katılarak orayı onurlandırmak, değer katmak demektir.
286 . Şerefi üzerine yemin etmek : Söylediği sözün doğruluğunu veya yapacağı işin kesinliğini, kendi onurunu ve haysiyetini ortaya koyarak çok güçlü bir şekilde vurgulamaktır.
287 . Şerefine dokunmak : Bir kişinin onurunu zedeleyecek söz veya davranışta bulunmak demektir.
288 . Şerefine içmek : Bir kutlama veya özel bir gün vesilesiyle birinin onuruna kadeh kaldırmak ve iyi dileklerde bulunmak anlamına gelen bir gelenektir.
289 . Şerefine leke sürdürmemek : Kendi onurunu ve haysiyetini korumak için her türlü fedakarlığı yapmak, adının kötüye çıkmasına asla izin vermemektir.
290 . Şerefini korumak : Onurunu, itibarını ve saygınlığını her koşulda muhafaza etmek, leke sürmemek demektir.
291 . Şerefini korumak için direnmek : Onurunu zedeleyecek durumlara karşı taviz vermemek demektir.
292 . Şerefini lekelemek : Yaptığı onursuz bir davranışla itibarını zedelemek, adını kötüye çıkarmak demektir.
293 . Şerefiyle görevini yapmak : Verilen sorumluluğu dürüstlükten, adaletten ve ahlaktan asla taviz vermeden en iyi şekilde yerine getirip alnı ak şekilde tamamlamaktır.
294 . Şerefiyle yaşamak : Kimseye muhtaç olmadan, dürüstlükten ve ahlaki değerlerden ödün vermeden onurlu bir hayat sürdürmek anlamına gelir.
295 . Şerefsizin biri : Karakteri bozuk, güvenilmez, namussuz ve ahlaksız kişiler için kullanılan ağır bir hakarettir.
296 . Şerefsizlik etmek : Onursuz, namussuz ve alçakça bir davranışta bulunmak, şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bir iş yapmak demektir.
297 . Şerh düşerek imzalamak : Bir belgeyi onaylarken, katılmadığı veya çekinceli gördüğü noktaları açıkça belirterek sorumluluğunu o çerçeveyle sınırlı tutma işlemidir.
298 . Şerh düşmek : Bir konuya itiraz veya açıklama eklemek anlamına gelir.
299 . Şerh koymak : Resmî veya sözlü bir duruma açıklayıcı not eklemek anlamına gelir.
300 . Şerhini açıkça koymak : Bir konuya ilişkin itirazını net ve kayıt altına alınacak şekilde belirtmek anlamına gelir.
301 . Şerhini düşmek : Görüşünü resmi kayda eklemek demektir.
302 . Şeriat gibi : Katı, değişmez, tavizsiz ve çok sıkı kurallara bağlı olan düzen veya durumlar için kullanılır.
303 . Şeridini değiştirmek : Hayat tarzını, alışkanlıklarını veya fikirlerini tamamen farklı bir yöne çevirerek kendine yeni bir yol haritası belirlemek eylemidir.
304 . Şerife bağlamak : Yaşanan kötü bir sürecin sonunda artık huzura kavuşmak ve her şeyi hayırlı bir neticeye ulaştırmaya karar vermek halidir.
305 . Şerife sarmak : Bir durumun en sonunda hayırlı ve iyi bir noktaya bağlanması için dua etmek veya o niyetle hareket etmektir.
306 . Şerit ihlali : Belirlenmiş kuralların dışına çıkmak veya başkasının hakkına tecavüz etmek durumunu anlatan deyimdir.
307 . Şerit ihlali yapmak : Kuralların dışına çıkmak veya birinin özel alanına, yetki alanına haksız yere müdahale ederek sınırları aşmak demektir.
308 . Şerit ihlaliyle kaza yapmak : Kuralları hiçe sayarak başkasının alanına girmek ve bu dikkatsizlik sonucu hem kendine hem başkasına büyük zarar vermektir.
309 . Şerre kapı aralamak : Kötü sonuçlara yol açabilecek bir davranışta bulunmak anlamına gelir.
310 . Şerre yormak : Olayı kötü niyetle değerlendirmek anlamına gelir.
311 . Şevk aşılamak : Birine çalışma isteği ve moral kazandırmak demektir.
312 . Şevk vermek : Birini bir işi yapması için heveslendirmek, ona moral ve çalışma arzusu aşılamaktır.
313 . Şevke gelmek : İçinde büyük bir çalışma arzusu ve heyecan uyanmak, bir işi yapmak için aniden yoğun bir enerji ile dolmaktır.
314 . Şevki kırılmak : Bir işi yapma isteğinin, heyecanının veya hevesinin karşılaştığı engeller ya da eleştiriler sonucunda tamamen yok olması ve soğumasıdır.
315 . Şevkini kırmak : Birinin hevesini ve isteğini azaltmak anlamına gelir.
316 . Şevkini toplamak : Moralini yeniden yükseltmek anlamına gelir.
317 . Şevkini yitirmek : Başlangıçtaki hevesini ve çalışma isteğini zamanla tamamen kaybetmek demektir.
318 . Şevkle işine sarılmak : İçindeki çalışma arzusunu ve heyecanını kaybetmeden, her gün aynı enerjiyle ve istekle görevini en iyi şekilde yapmaya odaklanmaktır.
319 . Şevkle sarılmak : Bir işi büyük istek ve heyecanla yapmak demektir.
320 . Şevkle yola çıkmak : Bir işe büyük umut ve istekle başlamak demektir.
321 . Şey gibi olmak : Bir şeye veya duruma çok benzemek, neredeyse onunla aynı hale gelmek anlamına gelir.
322 . Şeyh uçmaz mürit uçurur : Lider veya yönetici böyle bir şey istemese de, onu aşırı yücelten taraftarlar abartılı işler yapar anlamındadır.
323 . Şeyhin kerameti kendinden menkul : Bir kişinin üstünlük veya olağanüstülük iddialarının kendisinden kaynaklandığı, başka bir kanıtı olmadığı anlamına gelir.
324 . Şeytan aldı yürüdü : Kontrol edilemeyen bir istek, heves veya dürtü nedeniyle akıl dışı, riskli bir iş yapmak demektir.
325 . Şeytan ayrıntıda gizlidir : Büyük planlar veya işler, genellikle gözden kaçan küçük detaylar yüzünden başarısız olur anlamındadır.
326 . Şeytan azapta : Kötü kalpli birinin yaşadığı talihsizlikten duyulan gizli memnuniyeti ifade eden, “oh olsun” manasına gelen bir halk tabiridir.
327 . Şeytan azapta gerek : Kötü niyetli birinin yaşadığı sıkıntıdan dolayı duyulan memnuniyeti ifade eden, “hak ettiği cezayı buldu” anlamındaki bir sözdür.
328 . Şeytan diyor ki : İçinden gelen kötü, ayartıcı, yasak veya riskli bir şeyi yapma dürtüsünü ve düşüncesini ifade eder.
329 . Şeytan doldurmuş : Birine, olumsuz veya kötü bir davranış yapması için ilham vermek, onu kışkırtmak anlamına gelir.
330 . Şeytan dürtmek : İnsanın aklına durup dururken yanlış, tehlikeli veya yapılmaması gereken bir işin gelmesi ve onu yapmaya meyletmesi durumudur.
331 . Şeytan gibi : Çok zeki, kurnaz, hilekar ve baştan çıkarıcı kişiler için kullanılan bir benzetmedir.
332 . Şeytan görsün : Birinden o kadar çok nefret etmektedir ki, onun yüzünü bile görmeye tahammülü olmadığını ifade etmek için kullanılan bir bedduadır.
333 . Şeytan görsün yüzünü : Birine karşı duyulan aşırı nefret ve kızgınlık nedeniyle, o kişiyi bir daha asla görmek istemediğini belirten sert bir deyimdir.
334 . Şeytan tüyü : İnsanlar üzerinde doğal bir çekim gücü oluşturan, girdiği her ortamda sempatik bulunup kolayca sevilen kişilerin sahip olduğu özelliktir.
335 . Şeytan tüyü olmak : Kendinde doğuştan gelen, açıklanamaz bir çekicilik ve sevimlilik bulunması sayesinde her ortamda kendini sevdirmeyi başarmak durumudur.
336 . Şeytana külahı ters giydirmek : Çok kurnaz, hilekar ve zeki davranarak en kurnaz kişileri bile kolayca kandırabilecek kadar becerikli olma halidir.
337 . Şeytana külahını ters giydirmek : O kadar kurnaz, becerikli ve hilebaz olmaktır ki, en uyanık insanları bile çok kolay bir şekilde oyuna getirebilmektir.
338 . Şeytana pabucunu ters giydirmek : “Şeytana külahı ters giydirmek” ile aynı anlamda, çok kurnaz birini alt etmek demektir.
339 . Şeytana uymak : Yanlış olduğunu bildiği hâlde kötü bir davranışta bulunmak demektir.
340 . Şeytana uymaya meyilli : İradesi zayıf olan, kolayca kandırılabilen veya yasak olan işlere girmeye her an hazır olan kişiler için kullanılan nitelemedir.
341 . Şeytanı yoldan çıkarmak : O kadar hilekar ve kurnaz davranmak ki, kötülüğün sembolü olan varlığı bile şaşırtacak kadar büyük oyunlar çevirmek demektir.
342 . Şeytanın aklına gelmez : Kimsenin düşünemeyeceği kadar tuhaf bir fikir için kullanılır.
343 . Şeytanın art bacağı : Çok yaramaz, ele avuca sığmayan, sürekli oyunlar ve hileler peşinde koşan hareketli çocuklar veya kişiler için kullanılır.
344 . Şeytanın ayağını kaydırmak : Çok kurnaz birini kendi hilesiyle vurmak veya kötü niyetli birinin planlarını bozarak onu etkisiz hale getirmeyi başarmaktır.
345 . Şeytanın bacağını kırmak : Uzun süredir devam eden bir talihsizliği veya engeli nihayet aşarak bir işe başlamak ya da başarıya ulaşmaktır.
346 . Şeytanın bacağını nihayet kırmak : Çok uzun zamandır üst üste gelen talihsizlikleri sonunda yenerek, beklenen o güzel adımı atmayı başarmak demektir.
347 . Şeytanın gör dediği : Bir durumdaki çok açık olan ama bazen gözden kaçan önemli noktayı veya tehlikeyi işaret etmek için kullanılır.
348 . Şeytanın gör dediği yer : Bir meseledeki en kritik, en can alıcı ve genellikle insanların görmezden geldiği o kusurlu noktayı işaret eden tabirdir.
349 . Şeytanın işi : Karmaşık, anlaşılmaz ve genellikle kötü niyetli işler, olaylar için kullanılan bir ifadedir.
350 . Şeytanın kulağına kurşun : Yolunda giden güzel bir işin veya durumun nazar değerek bozulmaması için söylenen geleneksel bir koruma ve sakınma sözüdür.
351 . Şeytanın sağ kolu : Çok kötü, hain ve tehlikeli bir kişiyi tanımlamak için kullanılan bir deyimdir.
352 . Şeytanın vücut bulmuş hali : Son derece kötü, kurnaz ve şer işleyen kişiler için kullanılan abartılı bir benzetmedir.
353 . Şeytanla yatıp şeytanla kalkmak : Sürekli olarak kötü, hilekar ve tehlikeli kişilerle birlikte olmak, onlarla içli dışlı yaşamak demektir.
354 . Şık bir hareket yapmak : Beklenmedik bir anda sergilenen çok zarif, nazik ve takdir edilesi bir davranışı ifade etmek için kullanılan bir övgü sözüdür.
355 . Şık düşmek : Yapılan bir hareketin veya söylenen bir sözün o ortama, zamana ve duruma çok uygun, nazik ve yerinde olmasıdır.
356 . Şık görünmek : Kıyafeti ve bakımıyla göze hoş gelen, zarif ve özenli bir imaj sergilemektir.
357 . Şiddet görmek : Başkası tarafından fiziksel veya duygusal saldırıya uğramak ve zarar görmektir.
358 . Şiddet göstermek : Birine karşı kaba kuvvet kullanmak, fiziksel veya psikolojik olarak zarar vererek onu korkutmak ve baskı altına almaya çalışmaktır.
359 . Şiddet sarmalına girmek : Karşılıklı öfke ve kavgaların birbirini tetiklemesi sonucu, içinden çıkılması zor olan sürekli bir çatışma durumunun içine düşmektir.
360 . Şiddet uygulamak : Birine fiziksel veya psikolojik olarak zarar vererek onu korkutup sindirmeye çalışmak eylemidir.
361 . Şiddetin dozunu artırmak : Baskı veya sertliğin giderek daha etkili ve zarar verici hâle gelmesi anlamına gelir.
362 . Şiddetin hedefi olmak : Fiziksel veya psikolojik saldırılara maruz kalmak anlamına gelir.
363 . Şiddetini artırmak : Etki veya baskının daha güçlü hâle gelmesi demektir.
364 . Şiddetle karşı çıkmak : Bir duruma çok güçlü biçimde itiraz etmek anlamına gelir.
365 . Şiddetli baskı altında kalmak : Karar vermekte zorlaştıran yoğun zorlamalara maruz kalmak anlamına gelir.
366 . Şiddetli geçimsizlik : Karı koca veya ortaklar arasında sürekli devam eden, çözülemeyen ve bir arada yaşamayı imkansız kılan huzursuzluk halidir.
367 . Şiddetli rüzgâr gibi esmek : Ortamda büyük etki yaratmak anlamına gelir.
368 . Şiddetli tepki göstermek : Beklenenden çok daha sert karşılık vermek demektir.
369 . Şifa bulmak : Uzun süren bir hastalıktan sonra sağlığına kavuşmak, dertlerinden ve ağrılarından kurtularak eski zindeliğine yeniden geri dönmek halidir.
370 . Şifa bulması için dua etmek : Hasta olan birinin sağlığına kavuşması amacıyla manevi destek sunmak ve onun için en iyi dileklerde bulunmak anlamına gelir.
371 . Şifa dilemek : Hasta olan birine bir an önce iyileşmesi için iyi temennilerde bulunmak eylemidir.
372 . Şifa niyetine : Sağlığa iyi geleceği düşünülerek veya mecazi olarak bir eksikliği gidermek, gönül almak amacıyla yapılan küçük ve tatlı eylemlerdir.
373 . Şifa niyetine bir parça almak : Sağlığa iyi geleceğine inanarak veya sadece tadına bakmak amacıyla sunulan yiyecekten çok az bir miktar tüketmektir.
374 . Şifa niyetine içmek : Sağlığa yararlı olacağı umuduyla bir şeyi içmek veya tadına bakmak demektir.
375 . Şifayı kapıp yatağa düşmek : Aniden ağır bir hastalığa yakalanarak uzun süre kalkamayacak şekilde yatakta istirahat etmek zorunda kalmak anlamına gelen ironik bir deyimdir.
376 . Şifayı kapmak : Hastalanmak, yatağa düşmek veya mecazi olarak bir olaydan dolayı başına büyük bir dert açılmak anlamına gelen bir deyimdir.
377 . Şifre çözmek : Gizli tutulan bir anlamı ortaya çıkarmak veya karmaşık, anlaşılması güç bir durumun iç yüzünü nihayet kavrayıp aydınlatmaktır.
378 . Şifre çözmeye çalışmak : Gizli veya karmaşık bir durumun anlamını kavramaya uğraşmak demektir.
379 . Şifrelerini çözememek : Birinin davranışlarının arkasındaki gerçek niyeti bir türlü anlayamamak veya karmaşık bir sistemin işleyişini kavrayamamak durumudur.
380 . Şifreli konuşmak : Herkesin anlayamayacağı dolaylı ve örtülü ifadelerle iletişim kurmak demektir.
381 . Şifreli mesaj vermek : Açıkça söylemeden ima yoluyla anlam iletmek demektir.
382 . Şifreyi çözmek : Karmaşık bir durumun asıl nedenini anlamak anlamına gelir.
383 . Şikâyet dozunu artırmak : Sürekli ve yoğun biçimde yakınmak demektir.
384 . Şikayet etmek : Hoşnutsuzluğunu, rahatsızlığını veya bir haksızlığı ilgili yere veya kişiye bildirmek, sızlanmak demektir.
385 . Şikâyet konusu olmak : Sürekli eleştirilen bir duruma dönüşmek anlamına gelir.
386 . Şikâyet yağmuruna tutulmak : Çok sayıda eleştiri ve yakınmaya maruz kalmak demektir.
387 . Şikayetname yazmak : Resmi veya ayrıntılı bir şikayet dilekçesi hazırlamak, şikayetlerini yazılı olarak bildirmek demektir.
388 . Şimdi de sıra bende : Beklenen fırsat veya sıranın nihayet kendisine geldiğini ifade etmek için kullanılır.
389 . Şimdi susup sonra konuşmak : Zamanı gelince tepkisini göstermek anlamına gelir.
390 . Şimdi şapur şupur öperim : Çok sevimli, tatlı ve öpülesi bir şey veya kişi için söylenen şaka yollu bir ifadedir.
391 . Şimdiden önlem almak : Gelecekte doğabilecek sorunlara karşı hazırlık yapmak demektir.
392 . Şimdiden tebrikler : Henüz bir iş tamamlanmadan veya sonuçlanmadan, başarılı olacağına inanılarak söylenen kutlama sözüdür.
393 . Şimdiki aklım olsa : Geçmişte yapılan bir hata veya yanlış için, keşke o zaman bu kadar tecrübeli ve bilgili olsaydım anlamında bir pişmanlık ifadesidir.
394 . Şimdilik askıya almak : Bir işi geçici olarak durdurmak anlamına gelir.
395 . Şimşek çakmak : Bir tehlikenin veya gerçeğin aniden fark edilmesi ya da birinin zihninde çok parlak ve yeni bir fikrin aniden belirmesidir.
396 . Şimşek gibi çakıp geçmek : Bir olayın veya bir kişinin hayatımızdan çok hızlı, etkili ama kısa bir süreliğine geçip gitmesini ifade eder.
397 . Şimşek gibi çakmak : Bir gerçeğin veya parlak bir fikrin zihinde aniden, çok net ve sarsıcı bir şekilde belirmesi durumunu anlatır.
398 . Şimşek hızında karar almak : Çok kısa sürede ani bir karar vermek anlamına gelir.
399 . Şimşek hızıyla : Olağanüstü bir çabuklukla, göz açıp kapayıncaya kadar geçen çok kısa bir sürede demektir.
400 . Şimşek hızıyla cevap vermek : Kendisine yöneltilen bir soruya veya duruma hiç vakit kaybetmeden, saniyeler içinde ve çok zekice karşılık verme yeteneğidir.
401 . Şimşek hızıyla yayılmak : Bir haberin veya bilginin çok kısa sürede her yere ulaşması anlamına gelir.
402 . Şimşekleri üstüne toplamak : Bir davranış nedeniyle yoğun eleştiri ve tepki çekmek anlamına gelir.
403 . Şimşekleri üzerine çekmek : Sert eleştiri ve tepkilerin hedefi hâline gelmek demektir.
404 . Şimşekleri üzerine çekmeye hazır : Yaptığı aykırı işlerle herkesin tepkisini alacağını bilen ama buna rağmen bildiğinden şaşmayan, cesur veya inatçı kişidir.
405 . Şipşak : Hiç vakit kaybetmeden, anında ve pratik bir şekilde yapılan işler için kullanılan tabirdir.
406 . Şipşak bitirmek : Çok karmaşık görünen bir işi, büyük bir el çabukluğu ve hızla, kısa süre içerisinde başarıyla tamamlayıp teslim etmektir.
407 . Şipşak fotoğraf çekmek : Hiç hazırlık yapmadan, o anın doğal halini aniden yakalayarak hızlıca görüntü kaydetmek veya bir işi o hızda halletmektir.
408 . Şipşak halledip gelmek : Çok uzun süreceği sanılan zor bir işi, pratik zekası ve hızı sayesinde hemen bitirip geri dönmek anlamına gelen bir deyimdir.
409 . Şipşak halletmek : Bir işi hiç vakit kaybetmeden, büyük bir ustalık ve hızla, kısa süre içerisinde bitirip sonuçlandırmak anlamına gelir.
410 . Şipşak karar vermek : Hiç düşünmeden çok hızlı bir şekilde karar almak anlamına gelir.
411 . Şipşakçı olmak : Çok hızlı ve çabuk iş gören, becerikli ve atik kişiler için kullanılan bir ifadedir.
412 . Şirazeden çıkmak : Kontrolünü tamamen kaybederek tutarsız davranmak anlamına gelir.
413 . Şirazeden çıkmış gibi davranmak : Ölçüsüz, dengesiz ve tutarsız hareketler sergilemek demektir.
414 . Şirazeden tamamen çıkmak : Bir durumun artık hiçbir kurala sığmayacak kadar dağılması veya bir kişinin delilik derecesinde mantıksız hareket etmeye başlamasıdır.
415 . Şirazesi bozulmak : Bir kişinin ruhsal dengesinin altüst olması veya bir sistemin işleyişinin tamamen karışarak kontrol edilemez bir hal almasıdır.
416 . Şirazesi kaymak : Denge ve düzenini tamamen kaybetmek anlamına gelir.
417 . Şirazesinden çıkmak : Bir sistemin veya kişinin kontrolünü kaybederek tamamen dengesiz bir hale gelmesi durumudur.
418 . Şirazesinden kopup gitmek : Dengesi tamamen bozulan bir durumun artık geri döndürülemez bir karmaşaya sürüklenmesi ve kontrolün tamamen yitirilmesi durumunu tarif eder.
419 . Şirazeyi kaçırmamak : Zor durumlarda bile ölçülü ve dengeli kalmayı başarmak demektir.
420 . Şirazeyi korumak : Dengeli ve ölçülü davranmayı sürdürmek anlamına gelir.
421 . Şirazeyi toparlamak : Kontrolden çıkan durumu yeniden dengeye oturtmak demektir.
422 . Şirazeyi tutturamamak : Dengeli ve tutarlı davranamamak anlamına gelir.
423 . Şirin görünme çabası : İnsanların sevgisini ve desteğini kazanmak için içten gelmeyen, tamamen yapmacık ve hesaplı olan sevimli tavırlar sergileme halidir.
424 . Şirin görünmek : Birinin sempatisini kazanmak veya çıkar sağlamak amacıyla yapmacık bir şekilde sevimli, nazik ve cana yakın davranmaya çalışmaktır.
425 . Şirin görünmeye çalışmak : Bir çıkar elde etmek veya kendini sevdirmek amacıyla yapmacık, abartılı ve samimiyetten uzak sevimli tavırlar sergilemektir.
426 . Şirinlik muskası : Herkesin gözüne hoş görünen, sempatik tavırlarıyla ilgi toplayan veya kendini sevdirmek için her yolu deneyen kişiler için kullanılan alaycı tabirdir.
427 . Şirinlik yaparak ikna etmek : Sert bir tavır yerine, karşısındakine sempatik ve tatlı dilli davranarak istediği kararı aldırmayı başarma yöntemini ifade eder.
428 . Şirinlik yapmak : Sempatik tavırlarla başkalarının sevgisini kazanmaya çalışmak veya kendini sevdirmek için uğraşmaktır.
429 . Şirretliği elden bırakmamak : Ne kadar haksız olursa olsun sürekli kavgacı, gürültücü ve edepsiz tavrını sürdürerek çevresindekileri bezdirmeye devam etmek halidir.
430 . Şirretlik : Kavgacı, huysuz ve edepsiz tavırlarla çevresine rahatsızlık verme durumunu anlatan deyimdir.
431 . Şirretlik etmek : Edepsizce ve kaba bir şekilde bağırıp çağırarak çevresindekileri huzursuz etmek, kavga çıkararak üste çıkmaya çalışmak eylemidir.
432 . Şirretlik yaparak üste çıkmak : Haksız olduğu halde avazı çıktığı kadar bağırarak ve karşısındakini bastırarak kendini haklı göstermeye çalışmak anlamına gelen çirkin bir davranıştır.
433 . Şirretlik yapmak : Haksız olduğu halde bağırıp çağırarak, kaba ve çirkin bir üslupla çevresindekileri bastırmaya ve huzursuzluk çıkarmaya çalışmaktır.
434 . Şişeye sokmak : Birini zor ve çıkışı olmayan bir duruma sokmak, onu köşeye sıkıştırmak demektir.
435 . Şişinerek yürümek : Elde ettiği küçük bir başarıdan dolayı kendini dev aynasında görerek, etrafındakilere tepeden bakan bir edayla kasılarak hareket etmektir.
436 . Şişinip durmak : Sahip olduğu küçük bir başarıyı veya malı mülkü abartarak büyük bir gururla çevreye hava atmak ve kendini övmek halidir.
437 . Şişinmek : Sahip olduğu imkanlarla başkalarına karşı büyüklenmek ve kendini olduğundan daha üstün göstermeye çalışmaktır.
438 . Şişinmekten önünü görememek : Kibri ve gururu o kadar artmıştır ki, yaptığı hataları fark edemez ve gerçekleri göremeyecek kadar kendini beğenmiş bir hale gelmiştir.
439 . Şişip koskocaman olmak : Kibirlenmek, kendini beğenmek, büyüklük taslamak; mecazen fiziksel olarak şişmanlamak demektir.
440 . Şişirilmiş balon : Gerçekte hiçbir yeteneği veya değeri olmadığı halde, reklam veya abartılı övgülerle olduğundan çok daha önemli gösterilen durumlar için kullanılır.
441 . Şişirip anlatmak : Bir olayı veya durumu gerçekte olduğundan çok daha büyük, önemli veya korkunç göstererek abartılı bir şekilde aktarmaktır.
442 . Şişirip şişirip anlatmak : Küçük bir kıvılcımı yangın gibi, basit bir olayı ise dünya meselesi gibi abartarak, gerçekleri çarpıtıp karşı tarafı etkilemeye çalışmaktır.
443 . Şişirme haber yapmak : Hiçbir somut kanıtı olmayan veya önemsiz bir olayı çok büyük bir skandallmış gibi sunarak insanların ilgisini çekmeye çalışmaktır.
444 . Şişkinlik yapmak : Kibirli, kendini beğenmiş ve ukala bir tavır takınmak, hava atmak demektir.
445 . Şişko dolma : Çok şişman ve tombul kişiler için söylenen argo ve kaba bir ifadedir.
446 . Şişmanlamak : Normal kilosunun üzerine çıkarak vücudunun hacimce genişlemesi ve yağlanması durumudur.
447 . Şok dalgası yaratmak : Bir gelişmenin geniş kitleler üzerinde büyük etki oluşturması anlamına gelir.
448 . Şok edici gerçek : Hiç beklenmeyen ve öğrenildiğinde insanın tüm dengesini bozan, sarsıcı ve inanması güç olan asıl bilgi anlamına gelir.
449 . Şok etkisi oluşturmak : Beklenmedik gelişmeyle insanları derinden sarsmak anlamına gelir.
450 . Şok etkisi yaratan gelişme : Toplumda veya bir grupta derin bir şaşkınlık ve sarsıntıya yol açan, tüm planları altüst eden beklenmedik yeni bir durumdur.
451 . Şok etkisi yaratmak : Hiç beklenmedik, sarsıcı ve şaşırtıcı bir haberin veya olayın insanlarda büyük bir hayret ve donup kalma hissi uyandırmasıdır.
452 . Şok geçirmek : Beklenmedik sarsıcı bir olay karşısında psikolojik olarak büyük bir darbe almak ve donup kalmaktır.
453 . Şok olmak : Beklenmedik bir durum karşısında neye uğradığını şaşırmak ve büyük bir sarsıntı yaşamaktır.
454 . Şoke edici etki yaratmak : İnsanları derinden sarsacak bir durum ortaya çıkarmak demektir.
455 . Şoke olmak : Hiç beklemediği sarsıcı bir haber veya manzara karşısında büyük bir şaşkınlık yaşayıp ne yapacağını şaşırmak ve donup kalmaktır.
456 . Şoktan çıkamamak : Yaşanan olayın etkisinden uzun süre kurtulamamak anlamına gelir.
457 . Şom ağızlı : Sürekli kötü şeyler söyleyen ve söyledikleri uğursuzluk getirip gerçekleşen, felaket tellallığı yapmayı alışkanlık edinmiş kişiler için kullanılan bir tabirdir.
458 . Şom ağızlı olmak : Sürekli olumsuz ve kötü şeyler söyleyen kişi için kullanılır.
459 . Şom ağızlılık : Sürekli olarak kötü sonuçlar doğacağını iddia ederek insanların içini karartan konuşmalar yapmaktır.
460 . Şom ağızlılık etmek : Sürekli olumsuz senaryolar çizerek en iyi durumlarda bile kötü bir sonuç doğacağını söyleyip insanların moralini bozmaktır.
461 . Şom ağızlılık yapma : Güzel giden bir süreçte sürekli felaket senaryoları anlatarak insanların moralini bozan kişilere karşı söylenen bir sitem sözüdür.
462 . Şorolop olmak : İşe yaramaz, bozuk, kullanılmaz hale gelmek; mecazen birinin sağlığının bozulması demektir.
463 . Şov yapmak : Gösteriş yapmak, dikkatleri üzerine çekmek için abartılı davranışlar sergilemek demektir.
464 . Şöhret basamağında takılı kalmak : Ün kazandıktan sonra ilerleme kaydedememek demektir.
465 . Şöhret basamakları : Ünlü olma yolunda geçilen evreleri ve elde edilen başarıları temsil eden mecazi ifadedir.
466 . Şöhret basamaklarını tırmanmak : Zamanla tanınan ve bilinen biri hâline gelmek anlamına gelir.
467 . Şöhret budalalığına kapılmak : Tanınmış olmanın verdiği sarhoşlukla saçma sapan hareketler yapmak ve popülaritesini korumak için her türlü tavizi vermektir.
468 . Şöhret budalası : Tanınmak ve ünlü olmak için her türlü saçmalığı yapabilen, popülerlik uğruna kişiliğinden ve onurundan ödün veren kimseler için kullanılır.
469 . Şöhret olmak : Yaptığı işler veya yetenekleri sayesinde geniş kitleler tarafından tanınmak, herkesin bildiği ve konuştuğu biri haline gelmektir.
470 . Şöhreti afakı tutmak : Bir kişinin adının, başarısının veya bir olayın ününün çok geniş bir coğrafyaya yayılarak herkes tarafından bilinir hale gelmesidir.
471 . Şöhreti dillerden düşmemek : Bir kişinin adının ve başarılarının toplumun her kesiminde sürekli konuşulması ve üzerinden yıllar geçse de unutulmaması durumudur.
472 . Şöhreti geride bırakmak : Ün ve tanınırlığı önemsemeyerek sade bir yaşamı tercih etmek demektir.
473 . Şöhreti yakalamak : Tanınan biri hâline gelmeyi başarmak demektir.
474 . Şöhretin büyüsüne kapılmak : Ün kazanmanın getirdiği ilgiyle gerçeklerden uzaklaşmak demektir.
475 . Şöhretin tadını çıkarmak : Ün kazanmanın getirdiği ayrıcalıklardan faydalanmak demektir.
476 . Şöhretli : Geniş kitleler tarafından tanınan, adı sanı bilinen ve saygınlık kazanmış olan kimse demektir.
477 . Şömine başı sohbeti : Samimi, sıcak ve keyifli bir ortamda yapılan içten sohbet, muhabbet demektir.
478 . Şöyle bir bakmak : Bir şeyi derinlemesine incelemeden, sadece genel bir fikir edinmek amacıyla üstünkörü ve kısa bir süreliğine gözden geçirmektir.
479 . Şöyle bir göz gezdirmek : Bir metni veya nesneyi derinlemesine incelemeden, sadece ana hatlarını anlamak için çok kısa bir süre izlemek ve kontrol etmektir.
480 . Şöyle bir süzmek : Birini veya bir şeyi tepeden tırnağa, inceleyen bir bakışla ve genellikle bir kusur ararmış gibi uzun uzun izlemektir.
481 . Şöyle bir uğramak : Bir yere çok kısa süreliğine, işi tam bitirmeden veya sadece selam vermek için gitmektir.
482 . Şöyle böyle : Ne tam iyi ne de tam kötü, orta karar veya yaklaşık olarak anlamına gelen ve bir durumu tam nitelemeyen belirsizlik ifadesidir.
483 . Şöyle böyle dememek : Hiç tereddüt etmeden, çekinmeden, açıkça ve net bir şekilde konuşmak demektir.
484 . Şu anda : İçinde bulunulan zaman dilimini, şimdiki zamanı ifade etmek için kullanılır.
485 . Şu gavurun işi : Hayret verici, şaşırtıcı veya takdir edilesi bir iş karşısında söylenen bir ifadedir.
486 . Şu hale bak! : İçinde bulunulan olumsuz, acınası veya şaşırtıcı durumu vurgulamak için kullanılır.
487 . Şu kadar ki : Söylenen bir söze ekleme yaparken kullanılan, “ancak şu noktayı da belirtmek gerekir ki” anlamında bir geçiş tabiridir.
488 . Şu kadarını söyleyeyim : Konuşmanın sadece belli bir kısmını, özetini veya önemli bir noktasını belirtmek için kullanılır.
489 . Şu mu lazımdı? : Yapılan bir şeyin gereksiz, anlamsız veya yanlış olduğunu vurgulayan bir serzeniştir.
490 . Şunlar bunlar : Belirli bir ismi olmayan, karışık veya önemsiz bir takım nesneleri veya kişileri ifade etmek için kullanılan küçümseyici bir deyimdir.
491 . Şunu bunu bilmem : Bahane veya mazeret kabul etmemek, her ne olursa olsun bir işin yapılması gerektiğini söylemek demektir.
492 . Şunun şurası : Çok az bir zaman veya mesafe kaldığını, neredeyse geldiğini ifade etmek için kullanılır.
493 . Şuurla hareket etmek : Bilinçli ve mantıklı şekilde davranmak demektir.
494 . Şuursuz : Hareketlerinin bilincinde olmayan, akıl ve mantık dışı davranan kişiler için kullanılan nitelemedir.
495 . Şuursuzca davranmak : Hareketlerinin nereye varacağını hesaplamadan, akıl ve mantık dışı bir şekilde kontrolsüzce hareket etmek anlamına gelen bir deyimdir.
496 . Şuursuzca hareket etmek : Neyi, neden yaptığını bilmeden, sonuçlarını hiç düşünmeden ve akıl süzgecinden geçirmeden kontrolsüz bir şekilde davranmak eylemidir.
497 . Şuursuzca konuşmak : Ne söylediğinin farkında olmadan, mantık süzgecinden geçirmeden ve sonuçlarını düşünmeden ağzına geleni rastgele söylemek durumudur.
498 . Şuursuzca para harcamak : Geleceği düşünmeden, elindeki maddi imkanları hesapsızca ve gereksiz yerlere tüketerek kendini maddi darboğaza sürükleme eylemidir.
499 . Şuurunu yitirmek : Bayılmak veya geçici bilinç kaybı yaşamak demektir.
500 . Şükran duymak : Yapılan bir iyilik karşısında derin bir minnettarlık hissetmek ve teşekkür etmek isteğidir.
501 . Şükür duymak : Sahip olduğu imkanlar veya başına gelen iyi bir olay için minnettarlık hissetmek ve bu memnuniyetini manevi olarak dile getirmektir.
502 . Şükür namazı : Büyük bir nimete kavuşmanın veya bir tehlikeyi atlatmanın verdiği manevi huzurla, Allah’a minnettarlığını sunmak için kılınan namazdır.
503 . Şükür namazı kılmak : Çok istenen bir dileğin gerçekleşmesi veya büyük bir felaketten kurtulunması üzerine duyulan derin minnetin dini bir ritüelle ifade edilmesidir.
504 . Şükür secdesine kapanmak : Allah’a olan minnetini en alçakgönüllü şekilde ifade etmek için yere kapanarak dua etmek ve bu büyük sevinci manevi olarak yaşatmaktır.
505 . Şükür secdesine varmak : Yaşanan çok büyük bir mutluluk veya kazanılan bir zafer sonrasında minnettarlığını en alçakgönüllü şekilde, dini bir duruşla ifade etmektir.
506 . Şükürler olsun : Yaşanan olumlu bir gelişme veya atlatılan bir zorluk karşısında duyulan derin memnuniyeti ve minneti ifade eden bir şükür sözüdür.
507 . Şükürler olsun demek : Yaşanan zor bir günün ardından veya elde edilen bir başarı sonrasında duyulan derin rahatlamayı ve minneti dile getirmektir.
508 . Şüphe bulutları dolaşmak : Ortamda güvensizlik hissinin yayılması demektir.
509 . Şüphe çekmek : Kuşkulu hareketleriyle insanların zihninde soru işareti bırakmak ve güven sarsmaktır.
510 . Şüphe duvarı örmek : İnsanlarla arasına bilinçli olarak güvensizlik mesafesi koymak anlamına gelir.
511 . Şüphe duymak : Bir durumun doğruluğundan veya bir kişinin niyetinden emin olamamak, içini kemiren bir belirsizlik ve güvensizlik hissi içinde bulunmaktır.
512 . Şüphe duymaya başlamak : Daha önce güvendiği bir kişi veya durum hakkında zihninde soru işaretleri oluşması ve artık eskisi gibi emin olamamaktır.
513 . Şüphe tohumları ekmek : Bilerek güvensizlik oluşturmak demektir.
514 . Şüphe tohumlarını her yere ekmek : İnsanlar arasındaki huzuru bozmak için her yere fitne ve kuşku bulaştırarak herkesin birbirinden şüphelenmesini sağlayan kötü niyetli bir eylemdir.
515 . Şüphe tohumu ekmek : İnsanlar arasındaki sağlam güven bağlarını bozmak amacıyla araya kuşku düşürecek yalanlar veya imalar yayarak huzursuzluk çıkarmaktır.
516 . Şüphe uyandıracak tavırlar : Gizli bir iş çevirdiğini belli eden, tutarsız ve insanın aklına kötü ihtimaller getiren şüpheli hareketler sergileme durumudur.
517 . Şüphe uyandırmak : Davranışlarıyla güven vermemek, kuşku oluşturmak demektir.
518 . Şüpheden arınmak : Tüm kuşkuları, tereddütleri ortadan kaldırmak, tamamen emin ve rahat hale gelmek demektir.
519 . Şüpheden kurtulmak : Zihnini meşgul eden tereddüt ve kuşkulardan kurtulmak, içi rahat etmek demektir.
520 . Şüphelenmek : Birinin bir işi yapmış olabileceğine dair içinde bir kuşku taşımak ve ona güvenmemektir.
521 . Şüphelere kapılmak : Bir konuda çeşitli endişe ve kuşkulara sahip olmaya başlamak, güveni sarsılmak demektir.
522 . Şüpheleri canlı tutmak : Güvensizlik duygusunun tamamen ortadan kalkmasına engel olmak anlamına gelir.
523 . Şüpheleri dağıtmak : Kuşkuları ortadan kaldıracak açıklama yapmak anlamına gelir.
524 . Şüpheli davranmak : Hareketleriyle veya sözleriyle dürüst olmadığı izlenimini vermek, başkalarının kendisinden kuşkulanmasına yol açacak şekilde gizemli tavırlar sergilemektedir.
525 . Şüpheli sessizlik oluşmak : Ortamda gergin ve açıklanamayan bir durgunluk yaşanması anlamına gelir.
526 . Şüphem yok ki : “Hiç şüphem yok ki” anlamında, bir konudan son derece emin olduğunu belirtmek için kullanılır.
527 . Şüphesi olmamak : Bir konuda hiç tereddütü, kuşkusu bulunmamak, tamamen emin olmak demektir.
528 . Şüphesini gidermek : Bir konu üzerindeki belirsizlikleri ortadan kaldırarak aklındaki sorulara cevap bulmak ve tam bir güven duygusuna kavuşmak durumudur.
529 . Şüphesiz ki : Söylenen bir sözün kesinliğini, doğruluğunun tartışılmaz olduğunu ve üzerinde hiçbir kuşku bulunmadığını vurgulamak için kullanılan bir pekiştirme ifadesidir.
530 . Şüpheye düşmek : Daha önce emin olduğu bir konuda yeni gelişmeler veya bilgiler ışığında tereddüt yaşamaya başlamak ve kararsız kalmaktır.
531 . Şüpheye yer bırakmamak : Bir konuyu o kadar açık ve net bir şekilde ortaya koymak ki, artık hiç kimsenin aklında en ufak bir kuşku kalmamasını sağlamaktır.
532 . Şüpheye yer bırakmayacak kanıt : O kadar kesin ve net bir belgedir ki, artık hiç kimsenin o konuda farklı bir iddia ortaya atmasına imkan tanımaz.
533 . Şüpheyi derinleştirmek : Var olan kuşkuları daha da artıracak davranışlar sergilemek demektir.
534 . Şüpheyi tamamen silmek : Güvensizlik oluşturan tüm unsurları ortadan kaldırmak anlamına gelir.
535 . Şüpheyle süzmek : Karşısındakini dikkatli ve güvensiz biçimde incelemek demektir.
536 . Şüpheyle yaklaşmak : Bir durumun doğruluğundan emin olmadan temkinli davranmak anlamına gelir.