Deyim Ö

1 . Öbür dünyaya gitmek : Yaşamsal faaliyetlerin sona ermesi, kişinin ölmesi ve inanca göre fani dünyadan ebedi olan ahirete göç etmesi anlamına gelir.
2 . Öbür dünyayı boylamak : Genellikle istenmeyen bir kaza veya şiddetli bir olay neticesinde aniden ölmek ve mezara girmek anlamında kullanılan kaba bir tabirdir.
3 . Öcü gibi korkmak : Bir kimseden veya bir durumdan rasyonel bir sebep olmaksızın, aşırı derecede, panik içinde ve adeta dehşete düşerek çekinmek demektir.
4 . Öç almak : Kendisine yapılan bir kötülüğün veya uğratıldığı bir haksızlığın karşılığını aynı sertlikte geri vererek intikam duygusunu tatmin etmeye çalışmak eylemidir.
5 . Ödeşmek : Karşılıklı olarak yapılan iyiliklerin veya kötülüklerin birbirini dengelemesi sonucunda aradaki alacak verecek davasının tamamen kapanması ve tarafların rahatlaması halidir.
6 . Ödü kopmak : Hiç beklenmedik, çok korkutucu bir olay veya haber karşısında aşırı derecede dehşete kapılmak, yüreği ağzına gelmek ve büyük panik yaşamaktır.
7 . Ödü patlamak : Aşırı derecede, kontrol edilemez bir korkuya kapılmak ve bu korkunun yarattığı şok etkisiyle ne yapacağını bilemez bir halde donup kalmaktır.
8 . Ödü sıtmak : Çok büyük bir korkuya kapılmak, dehşet içinde kalmak veya bir tehlike karşısında vücudun titremesine neden olacak kadar sarsılmak anlamına gelir.
9 . Ödün koparmak : Birini çok şiddetli bir şekilde korkutmak veya bir tehdit yoluyla birinin üzerinde büyük bir dehşet uyandırarak onu paniğe sevk etmek eylemidir.
10 . Ödün kopmak : Aniden gelişen ürkütücü bir durum karşısında insanın kontrolünü kaybedecek kadar sarsılması ve adeta dehşet dolu bir ruh haline girmesidir.
11 . Ödün vermek : Bir uzlaşmaya varmak veya bir tartışmayı önlemek amacıyla kendi haklarından, isteklerinden veya prensiplerinden karşı taraf lehine fedakarlık yapmaktır.
12 . Ödünç almak : Birine belirli bir süre sonra geri vermek şartıyla bir eşyayı, parayı veya bir imkanı geçici kullanmak üzere teslim almak demektir.
13 . Öfke baldan tatlıdır : Kişinin sinirlendiği anda verdiği tepkinin kendisine kısa süreli bir rahatlama ve güç hissi verdiğini anlatan, ancak sonuçlarına dikkat çeken sözdür.
14 . Öfke ile kalkan zararla oturur : Sinirliyken düşünmeden hareket edenlerin, aldıkları fevri kararlar ve yaptıkları yanlış davranışlar sonucunda mutlaka kendilerine zarar vereceklerini ifade eder.
15 . Öfke kusmak : Birine karşı duyulan çok büyük nefreti veya birikmiş olan hıncı, en ağır ve en yaralayıcı kelimeleri kullanarak bir anda dışarıya vurmaktır.
16 . Öfkeden uzak durmak : Yoğun kızgınlık veya öfke durumlarından kendini korumak ve sakin kalmak demektir.
17 . Öfkesi burnunda olmak : Her an sinirlenmeye hazır, çok çabuk öfkelenen ve tepkilerini kontrol etmekte zorlanan, aşırı gergin ve barut gibi kişiler için kullanılır.
18 . Öfkesi yatışmak : Birine veya bir duruma karşı duyulan şiddetli kızgınlığın zamanla azalması, kişinin sakinleşmesi ve mantıklı bir düşünce yapısına yeniden geri dönmesidir.
19 . Öfkesini dindirmek : Kızgın olan birini yumuşak ve ikna edici sözlerle yatıştırmak veya kişinin içindeki hırsın geçmesini sağlayarak onu makul seviyeye çekmektir.
20 . Öfkesini kontrol altında tutmak : Kızgınlık duygusunu bastırıp mantıklı ve doğru bir şekilde hareket etmek anlamına gelir.
21 . Öfkesini kontrol edip mantıklı hareket etmek : Kızgınlığı bastırarak sağduyulu ve doğru adımlar atmak anlamına gelir.
22 . Öfkesini kontrol etmek : Kızgınlık veya öfke duygusunu bastırmak ve mantıklı şekilde davranmak anlamına gelir.
23 . Öfkesini kusmak : İçinde biriktirdiği tüm kızgınlığı, kırgınlığı ve nefreti çok sert, ağır ve acımasız sözlerle karşısındakine haykırarak psikolojik olarak rahatlamaya çalışmaktır.
24 . Öfkesini sakinleştirerek mantıklı karar vermek : Kızgınlığı bastırıp sağduyulu ve doğru seçim yapmak demektir.
25 . Öfkesini sakinleştirmek : Kızgınlık duygusunu azaltıp daha mantıklı hareket etmek anlamına gelir.
26 . Öfkesini yapıcı şekilde kullanmak : Kızgınlık duygusunu olumlu eyleme ve çözüme dönüştürmek anlamına gelir.
27 . Öfkesini yatıştırıp mantıklı hareket etmek : Kızgınlık duygusunu azaltıp uygun ve mantıklı adımlar atmak anlamına gelir.
28 . Öfkesini yavaşlatmak : Kızgınlık ve öfkeyi kontrol altına alarak sakinleşmek anlamına gelir.
29 . Öfkeyi bastırarak düşünmek : Kızgınlık duygusunu kontrol edip mantıklı analiz yapmak demektir.
30 . Öfkeyi fırsata çevirmek : Kızgınlık veya hayal kırıklığını olumlu bir eyleme dönüştürmek anlamına gelir.
31 . Öfkeyi kontrol altında tutmak : Kızgınlık duygusunu bastırarak mantıklı şekilde davranmak anlamına gelir.
32 . Öfkeyi kontrol ederek çözüm üretmek : Kızgınlık duygusunu bastırıp mantıklı çözüm geliştirmek demektir.
33 . Öfkeyi kontrol ederek karar vermek : Kızgınlık duygusunu bastırarak mantıklı seçim yapmak anlamına gelir.
34 . Öfkeyi kontrol ederek strateji geliştirmek : Kızgınlık duygusunu bastırıp mantıklı ve planlı çözüm üretmek demektir.
35 . Öfkeyi olumlu eyleme çevirmek : Kızgınlık duygusunu yararlı ve yapıcı bir faaliyetle değerlendirmek demektir.
36 . Öfkeyi sakinleştirerek karar vermek : Kızgınlığı bastırıp mantıklı ve bilinçli seçim yapmak anlamına gelir.
37 . Öfkeyi sakinleştirmek : Kızgınlık duygusunu azaltarak daha mantıklı hareket etmek demektir.
38 . Öfkeyi yapıcı eyleme dönüştürmek : Kızgınlık duygusunu olumlu bir sonuç elde etmek için kullanmak anlamına gelir.
39 . Öfkeyi yapıcı şekilde kontrol etmek : Kızgınlığı bastırıp olumlu ve faydalı bir şekilde yönlendirmek anlamına gelir.
40 . Öfkeyi yapıcı şekilde kullanmak : Kızgınlık duygusunu olumlu eyleme dönüştürmek demektir.
41 . Öfkeyi yapıcı şekilde yönlendirmek : Kızgınlık duygusunu olumlu bir amaca yönlendirmek demektir.
42 . Öfkeyi yatıştırmak : Kızgınlık ve öfke duygusunu azaltarak sakinleşmek demektir.
43 . Öfkeyi yöneterek çözüm üretmek : Kızgınlık duygusunu kontrol ederek soruna mantıklı çözüm bulmak demektir.
44 . Öfkeyi yöneterek sorunu çözmek : Kızgınlık duygusunu kontrol ederek durumu mantıklı şekilde yönetmek demektir.
45 . Öğle uykusuna yatmak : Günün tam ortasında, iş yorgunluğunu atmak ve zihni dinlendirmek amacıyla kısa bir süreliğine uyumak, yani siesta yapmak anlamına gelen eylemdir.
46 . Öğrenilen bilgiyi uygulamak : Edinilen tecrübeyi veya bilgiyi pratiğe dönüştürmek anlamına gelir.
47 . Öğrenilenleri hatırlamak ve uygulamak : Edinilen tecrübeyi bilinçli şekilde pratiğe dökmek anlamına gelir.
48 . Öğrenilenleri hatırlayarak uygulamak : Edinilen tecrübeyi bilinçli şekilde pratiğe dökmek anlamına gelir.
49 . Öğrenilenleri paylaşmak : Edinilen bilgi veya tecrübeyi başkalarıyla aktarmak anlamına gelir.
50 . Öğrenilenleri uygulamak : Edinilen bilgi ve tecrübeyi pratiğe dökmek anlamına gelir.
51 . Öğrenmeden karar vermemek : Bilgi ve tecrübe edinmeden aceleyle hareket etmemek demektir.
52 . Öğrenmenin yaşı yoktur : Bilgi edinmenin veya yeni beceriler kazanmanın sadece gençlik dönemiyle sınırlı olmadığını, insanın her yaşta kendini geliştirebileceğini ifade eden teşvik edici sözdür.
53 . Öğrenmeye açık olmak : Yeni bilgileri, deneyimleri ve fikirleri kabul edip anlamaya istekli olmak demektir.
54 . Öğrenmeye devam etmek : Bilgi ve tecrübeyi sürekli olarak artırmak ve geliştirmek anlamına gelir.
55 . Öğrenmeye istekli davranmak : Yeni bilgi ve deneyimleri kabul etmeye ve anlamaya açık olmak anlamına gelir.
56 . Öğrenmeye istekli olmak : Yeni bilgi ve deneyimleri kabul etmeye hazır olmak anlamına gelir.
57 . Öğrenmeye ve gelişmeye açık olmak : Bilgi ve tecrübeyi sürekli artırmak ve yeni durumlara uyum sağlamak anlamına gelir.
58 . Öğrenmeye ve gelişmeye devam etmek : Bilgi ve tecrübeyi sürekli artırmak ve geliştirmek anlamına gelir.
59 . Öğüt alarak bilinçli adım atmak : Deneyimli kişilerin tavsiyelerine uyarak doğru şekilde ilerlemek anlamına gelir.
60 . Öğüt alarak daha bilinçli olmak : Tecrübeli kişilerin tavsiyelerini dikkate alarak daha doğru hareket etmek demektir.
61 . Öğüt alarak daha iyi yapmak : Tavsiye ve rehberlik alarak iş veya davranışı geliştirmek demektir.
62 . Öğüt alarak hareket etmek : Deneyimli kişilerin tavsiyeleri doğrultusunda adım atmak demektir.
63 . Öğüt alarak hataları önlemek : Deneyimli kişilerden tavsiye alarak yanlış adımlardan kaçınmak demektir.
64 . Öğüt alarak ilerlemek : Deneyimli kişilerden tavsiye alıp doğru adımlar atmak demektir.
65 . Öğüt alarak karar vermek : Deneyimli kişilerin tavsiyeleriyle daha doğru ve bilinçli seçim yapmak demektir.
66 . Öğüt almak : Deneyimli kişilerden tavsiye veya rehberlik almak anlamına gelir.
67 . Öğüt vererek yol göstermek : Bilgi ve tecrübelerini paylaşarak başkalarının doğru adım atmasını sağlamak demektir.
68 . Öğüt vermek : Bir kimseye doğruyu bulması, hatalarından dönmesi veya gelecekte başarılı olması için tecrübelere dayanan yol gösterici ve bilgece tavsiyelerde bulunmaktır.
69 . Öğütleri dikkate alarak karar vermek : Deneyimli kişilerin tavsiyelerini göz önünde bulundurarak hareket etmek demektir.
70 . Öğütleri dikkate almak : Deneyimli kişilerden alınan tavsiyeleri göz önünde bulundurmak demektir.
71 . Öksüz doyuran : Oldukça büyük porsiyonlu, doyurucu ve bol malzemeli yemekler için kullanılan, karnı aç olanı tam anlamıyla tatmin eden yiyecekleri tarif eden halk tabiridir.
72 . Öksüz kalmak : Bir koruyucuyu veya en büyük destekçiyi kaybettikten sonra sahipsiz ve yardıma muhtaç bir şekilde ortada kalmak anlamına gelen mecazi ifadedir.
73 . Öküz altında buzağı aramak : Olmayan bir kusuru bulmak için gereksiz çaba içine girmek, dürüst durumların altında bile sinsi bir niyet arayarak şüphelenmektir.
74 . Öküz gibi bakmak : Çevresinde olup biten olaylara hiçbir ilgi göstermeden, anlamadan, boş ve anlamsız gözlerle uzun süre bakmak anlamına gelen kaba bir nitelemedir.
75 . Öküz gibi yayılmak : Bulunduğu ortamda başkalarını rahatsız edecek şekilde çok geniş yer kaplayarak, nezaket kurallarına aykırı bir biçimde sere serpe oturmak veya yatmak demektir.
76 . Öküz öldü, ortaklık bozuldu : Aradaki çıkar ilişkisi veya birleştirici sebep ortadan kalktığı için taraflar arasındaki yakınlığın ve iş birliğinin de aniden sona ermesi durumudur.
77 . Öküz öldü, ortaklık bozulmak : Aradaki çıkar bağı veya ortak nokta sona erdiği için taraflar arasındaki iş birliğinin veya dostluğun da aniden bitmesi durumunu anlatan deyimdir.
78 . Öküzün trene baktığı gibi bakmak : Çevresinde olup bitenleri veya kendisine anlatılan bir konuyu hiçbir şey anlamadan, boş, anlamsız ve tepkisiz gözlerle uzun uzun izlemek halidir.
79 . Öl de ölelim : Bir lidere veya çok değer verilen birine karşı duyulan mutlak sadakati ve onun için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olmayı belirtir.
80 . Öl de ölelim, vur de vuralım : Bir lidere veya çok sevilen birine karşı duyulan sarsılmaz bağlılığı ve onun her emrini tereddütsüz yerine getirmeye hazır olmayı ifade eden bir sadakat sözüdür.
81 . Ölçek tutmak : Bir işin miktarını veya değerini ölçmek için belirli bir standardı temel almak veya durumun genel büyüklüğünü zihinde hesap etmeye çalışmaktır.
82 . Öldü mü öldü : Bir durumun artık tamamen kesinleştiğini, geri dönüşünün olmadığını ve üzerinde daha fazla konuşmanın hiçbir fayda sağlamayacağını ifade eden kesin hükümdür.
83 . Öldüm bittim demek : Çok ağır bir yorgunluktan, hastalıktan veya yaşanan büyük bir sıkıntıdan dolayı dayanma gücünün kalmadığını feryat ederek dile getirmek ve tükenmektir.
84 . Öldürücü darbeyi vurmak : Bir tartışmada, rekabette veya savaşta karşı tarafı tamamen etkisiz hale getirecek, geri dönüşü olmayan kesin ve bitirici hamleyi yapmak anlamına gelir.
85 . Ölecek eşek arayan kurt gibi : Birinin zor duruma düşmesini veya hata yapmasını pusuda bekleyen, başkasının felaketinden kendisine çıkar sağlamaya çalışan sinsi kişiler için kullanılır.
86 . Ölenle ölünmez : Yaşanan bir kayıp karşısında ne kadar üzülünse de hayatın devam ettiğini ve insanın yaşamına kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini anlatan tesellidir.
87 . Öler misin öldürür müsün : İnsanı çileden çıkaran, mantık sınırlarını zorlayan ve ne tepki vereceğini şaşırtacak kadar sinir bozucu olan durumlar için kullanılan sitem dolu ifadedir.
88 . Ölme eşeğim ölme : Gerçekleşmesi çok uzun sürecek veya imkansız görünen bir vaadin yerine gelmesini beklerken sabrın tükendiğini ifade eden alaycı bir sitem sözüdür.
89 . Ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek) : Gerçekleşmesi imkansız olan veya çok uzun bir zaman gerektiren bir vaadin, bekleyen kişiye hiçbir fayda sağlamayacağını anlatan alaycı bir sitem sözüdür.
90 . Ölmek var dönmek yok : Çıkılan bir yoldan veya verilen bir karardan, karşılaşılacak tehlike ne kadar büyük olursa olsun asla vazgeçilmeyeceğini belirten sarsılmaz kararlılık yeminidir.
91 . Ölmek var, dönmek yok : Baş koyulan bir yolda veya verilen bir kararda karşılaşılabilecek her türlü tehlikeye, hatta ölüme bile razı olunduğunu gösteren kesin bir kararlılık ifadesidir.
92 . Ölü gibi yatmak : Hiç kıpırdamadan, çok derin bir uykuda olmak veya aşırı yorgunluktan dolayı cansız bir beden gibi saatlerce yerinden kalkmadan uzanmak halidir.
93 . Ölü gözünden yaş beklemek : Merhametsiz veya cimri birinden yardım ummanın, gerçekleşmesi imkansız bir beklenti içine girmenin boş bir çaba olduğunu ifade eden mecazi bir sözdür.
94 . Ölü taklidi yapmak : Bir tehlike veya sorumluluk anında hareketsiz kalarak ya da hiç ses çıkarmayarak olayın kendiliğinden geçmesini beklemek ve fark edilmemeye çalışmaktır.
95 . Ölü toprağı serpilmiş gibi : Bir yerin veya bir topluluğun üzerinde büyük bir durgunluk, hareketsizlik ve cansızlık olması, kimsenin hiçbir şeye tepki vermemesi durumunu tarif eder.
96 . Ölü yatırımı : Hiçbir kar getirmeyen, harcanan paranın veya emeğin geri dönüşünün olmayacağı, başlangıçtan itibaren verimsizliği belli olan hatalı bir iş girişimidir.
97 . Ölü yatırımı yapmak : Harcanan paranın veya emeğin hiçbir şekilde geri dönmeyeceği, baştan başarısız olacağı belli olan verimsiz ve mantıksız işlere kaynak ayırmak demektir.
98 . Ölüden diriden anlamak : Hayattaki her türlü insan tipini, olayların iç yüzünü ve karmaşık durumları tecrübesi sayesinde kolayca kavrayabilen, deneyimli ve uyanık kişileri tanımlar.
99 . Ölüm acısı gibi : Dayanılması çok zor olan, insanın kalbini derinden yaralayan ve etkisinden uzun süre kurtulamayacağı kadar ağır ve yakıcı kederleri tarif eder.
100 . Ölüm döşeğinde olmak : Hastalığı çok ilerlemiş ve artık iyileşme umudu kalmamış bir halde, hayatının son anlarını yatakta ölümü bekleyerek geçirmek halini ifade eder.
101 . Ölüm kalım savaşı : Hayatta kalmak için verilen en büyük mücadeleyi veya bir işin ya var olacağı ya da yok olacağı o çok kritik aşamayı ifade eder.
102 . Ölüm uykusu : Hiçbir sese veya müdahaleye tepki vermeyecek kadar derin uykuyu veya toplumun çevresindeki tehlikelere karşı gösterdiği büyük duyarsızlığı ve hareketsizliği anlatır.
103 . Ölüme susamak : Kendi hayatını tehlikeye atacak kadar çılgınca ve riskli hareketlerde bulunmak veya bile bile felakete davetiye çıkaracak tehlikeli işlere girişmek demektir.
104 . Ölümsüzleşmek : Yaptığı büyük eserler, kazandığı zaferler veya bıraktığı kültürel miras sayesinde fiziksel bedeni ölse bile adının sonsuza kadar saygıyla anılması durumudur.
105 . Ölümü göze almak : İnandığı bir dava veya sevdiği bir kişi uğruna her türlü tehlikeyi, hatta hayatını kaybetmeyi bile peşinen kabul ederek cesaret göstermektir.
106 . Ölümü öp : Birini bir işe ikna etmek veya bir sözün tutulmasını sağlamak için kullanılan, en ağır değerler üzerine edilen duygusal bir yemin ifadesidir.
107 . Ölüp ölüp dirilmek : Çok büyük bir korku, heyecan veya endişe dolu süreci defalarca yaşamak, sanki her an kötü bir şey olacakmış gibi büyük ruhsal acılar çekmektir.
108 . Ölür müsün öldürür müsün : Yapılan büyük bir saçmalık veya sergilenen inatçılık karşısında insanın sabrının taşmasını ve çaresizce duyduğu büyük tepkiyi ifade eden bir sitemdir.
109 . Ölüsünü öpmek : Bir işin yapılması veya bir sözün tutulması için en ağır yeminleri ederek karşısındakini ikna etmeye çalışmak veya büyük bir sitemde bulunmaktır.
110 . Ömre bedel : Çok değerli, eşi benzeri az bulunan, insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği en güzel ve en unutulmaz olayları veya varlıkları tarif eden övgüdür.
111 . Ömrü billah : Kişinin tüm hayatı boyunca, yaşadığı müddetçe veya “asla, hiçbir zaman” anlamını güçlendirmek için kullanılan, süreklilik bildiren pekiştirme ifadesidir.
112 . Ömrü uzun olsun : Bir bebek doğduğunda veya sevilen birinden bahsedildiğinde, onun sağlıklı ve huzur dolu çok uzun bir yaşam sürmesi temennisini içeren dua niteliğinde sözdür.
113 . Ömrü vefa etmemek : Kişinin hayal ettiği bir sonuca ulaşmaya veya başladığı bir işi bitirmeye ömrünün yetmemesi, arzularını gerçekleştiremeden bu dünyadan göçüp gitmesi halidir.
114 . Ömrü vefâ etmemek : Başladığı bir işi bitirmeye veya hayal ettiği bir sonuca ulaşmaya kişinin ömrünün yetmemesi, arzularını gerçekleştiremeden hayata gözlerini yumması durumudur.
115 . Ömründe bir defa : Bir insanın hayatı boyunca sadece tek bir kez yaşayabileceği kadar nadir, değerli veya istisnai olan bir olay ya da durumu ifade eder.
116 . Ömrüne ömür katmak : Kişiyi çok mutlu eden, ona yaşama sevinci veren ve adeta kendisini tazelenmiş hissettiren çok güzel bir olayla veya haberle karşılaşmak durumudur.
117 . Ömür boyu : Bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçen tüm süreyi veya bir durumun kişinin yaşamı süresince hiç değişmeden devam edeceğini ifade eder.
118 . Ömür çürütmek : Değerli olan zamanını bir iş, bir kişi veya bir amaç uğruna yıllarca harcamak, hayatının en verimli yıllarını o uğurda feda etmektir.
119 . Ömür sürmek : Hayatını belirli bir düzen içinde, bazen bolluk içinde bazen de kendi halinde ama sağlıklı bir şekilde yaşamaya devam etmek halidir.
120 . Ömür törpülemek : İnsanı yavaş yavaş bitiren, sabrını tüketen ve yaşamdan aldığı zevki azaltan sürekli bir sıkıntı kaynağıyla uğraşmak zorunda kalmaktır.
121 . Ömür törpüsü : Sürekli dert veren, insanı ruhen ve bedenen yıpratan, neşesini çalan ve yaşam enerjisini yavaş yavaş tüketen sıkıntılı işler veya insanlar içindir.
122 . Ömür törpüsü olmak : Sürekli dert veren, insanın sabrını zorlayan, neşesini çalan ve yaşam enerjisini her gün azar azar eksilten sıkıntılı durumlar veya kişiler için kullanılır.
123 . Ömür tüketmek : Hayatını boş ve yararsız işlerle geçirmek veya bir amaca ulaşmak için ömrünün büyük bir kısmını zahmetli bir şekilde feda ederek yaşlanmaktır.
124 . Ön ayak olmak : Bir işin yapılması için ilk adımı atmak, çevresindekileri teşvik ederek o süreci başlatmak ve diğer insanlara bu konuda öncülük etmektir.
125 . Ön yargılı olmak : Bir kişi veya durum hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan, sadece peşin hükümlerle ve taraflı bir bakış açısıyla olumsuz bir kanaat beslemektir.
126 . Ön yargısız yaklaşmak : Karar veya değerlendirme yaparken önyargılardan uzak, tarafsız ve objektif olmak demektir.
127 . Önce can, sonra canan : İnsanın her şeyden önce kendi canını ve güvenliğini düşünmesi gerektiğini, başkalarına yardım etmeden önce kendi ayakta kalmasının şart olduğunu vurgular.
128 . Önce davranmak : Bir fırsatı kaçırmamak veya bir tehlikeden korunmak için rakiplerinden veya olayların akışından daha hızlı hareket ederek avantaj sağlamaktır.
129 . Önce düşünmek sonra hareket etmek : Karar veya eylem öncesi durumu dikkatlice analiz etmek anlamına gelir.
130 . Önceden plan yapmak : Bir iş veya süreç için gerekli adımları önceden belirlemek anlamına gelir.
131 . Önemli bir adım atmak : Hayat veya iş sürecinde kritik ve belirleyici bir hamle yapmak demektir.
132 . Önemli bir detayı fark etmek : Kritik bir unsur veya ayrıntıyı görebilmek anlamına gelir.
133 . Önemli bir fırsatı değerlendirmek : Karşıya çıkan kritik şansı en iyi şekilde kullanmak demektir.
134 . Önemli bir fırsatı değerlendirmek için çaba göstermek : Karşıya çıkan şansı en iyi şekilde kullanmak demektir.
135 . Önemli bir fırsatı değerlendirmeye almak : Kritik şansı planlı ve etkili şekilde kullanmak anlamına gelir.
136 . Önemli bir fırsatı kaçırmamak : Karşıya çıkan kritik şansı zamanında ve etkili şekilde değerlendirmek demektir.
137 . Önemli bir karar almak : Kritik bir durum veya konu için bilinçli ve sorumlu seçim yapmak anlamına gelir.
138 . Önemli bir konuda araştırma yapmak : Karar veya eylem öncesi bilgi toplamak ve değerlendirmek anlamına gelir.
139 . Önemli bir konuda dikkatli olmak : Kritik durum veya işlerde titizlik ve dikkat göstermek demektir.
140 . Önemli bir konuda karar vermek : Kritik bir durum veya iş için bilinçli ve dikkatli seçim yapmak demektir.
141 . Önemli bir konuda plan yapmak : Kritik bir iş veya durum için strateji ve adım belirlemek demektir.
142 . Önemli bir noktayı fark etmek : Kritik bir durumu veya detayı görebilmek ve değerlendirmek anlamına gelir.
143 . Önemli bir noktayı gözeterek ilerlemek : Kritik unsurları dikkate alarak plan veya hedef doğrultusunda ilerlemek demektir.
144 . Önemli bir noktayı kaçırmamak : Kritik bir detayı veya durumu gözden kaçırmadan fark etmek anlamına gelir.
145 . Önemli bir sınavdan geçmek : Kritik ve zorlu bir test veya değerlendirmeyi başarıyla tamamlamak anlamına gelir.
146 . Önemli bir sorunu çözmek : Hayati veya kritik bir durumu etkili şekilde yönetmek ve sonuçlandırmak anlamına gelir.
147 . Önemli fırsatı değerlendirmeye odaklanmak : Karşıya çıkan şansı bilinçli ve etkili şekilde kullanmak anlamına gelir.
148 . Önemli fırsatı yakalamak : Karşıya çıkan şansı zamanında ve doğru şekilde değerlendirmek demektir.
149 . Önemli fırsatları değerlendirmek : Karşıya çıkan şans ve imkanları bilinçli şekilde kullanmak demektir.
150 . Önemli fırsatları doğru değerlendirmek : Karşıya çıkan avantaj veya şansı bilinçli şekilde kullanmak anlamına gelir.
151 . Önemli fırsatları doğru zamanda kullanmak : Karşıya çıkan avantaj veya şansı bilinçli şekilde değerlendirmek anlamına gelir.
152 . Önemli fırsatları fark etmek : Karşıya çıkan şans veya avantajları zamanında ve bilinçli şekilde görmek anlamına gelir.
153 . Önemli fırsatları göz önünde bulundurmak : Karşıya çıkan kritik şans ve imkanları dikkatlice değerlendirmek anlamına gelir.
154 . Önemli fırsatları gözetmek : Karşıya çıkan şans veya avantajları fark ederek değerlendirmek anlamına gelir.
155 . Önemli fırsatları kaçırmamak : Kritik şans ve avantajları zamanında değerlendirmek anlamına gelir.
156 . Önlem almak : Olası olumsuz durumlara karşı tedbirli ve hazırlıklı hareket etmek anlamına gelir.
157 . Önüne arkasına bakmamak : Hiçbir tehlikeyi veya sonucu düşünmeden, büyük bir aceleyle ve tedbirsizce sadece hedefe odaklanarak hesapsız bir şekilde hızla harekete geçmektir.
158 . Önüne bir kemik atmak : Birini susturmak veya oyalamak amacıyla ona küçük ve değersiz bir menfaat sağlamak, onu basit bir çıkarla kandırmaya çalışmak anlamında aşağılayıcı bir deyimdir.
159 . Önüne geleni devirmek : Yolunda duran her türlü engeli, rakibi veya zorluğu büyük bir güç ve kararlılıkla etkisiz hale getirerek durdurulamaz bir şekilde ilerleme halidir.
160 . Önüne katmak : Bir topluluğu veya bir kişiyi kendi gücüyle önüne alıp istediği yöne doğru hızla sürmek, kaçırmak veya onları tamamen baskı altına almaktır.
161 . Önüne yatmak : Birini korumak amacıyla her türlü sorumluluğu üstlenmek, kendini o kişi için siper etmek veya bir işin gerçekleşmesi için feda etmektir.
162 . Önünü almak : Başlamış olan olumsuz bir gidişatı veya gelişen bir kötülüğü daha fazla büyümeden ve zarar vermeden durdurmayı başarmak demektir.
163 . Önünü ardını düşünmek : Bir karar almadan önce o işin getireceği sonuçları, doğuracağı riskleri ve etkilerini en ince ayrıntısına kadar derinlemesine analiz edip hesaplamaktır.
164 . Önünü görememek : Belirsizlikler nedeniyle geleceğe dair plan yapamamak veya içinde bulunduğu karmaşık durumdan nasıl çıkacağını, olayların nereye varacağını kestirememek halidir.
165 . Önünü kesmek : Birinin ilerlemesine, başarılı olmasına veya bir işi gerçekleştirmesine engel olmak amacıyla karşısına çeşitli manevralarla engeller çıkarıp onu durdurmaya çalışmaktır.
166 . Öperken ısırmak : Birine sevgi gösterisinde bulunurken veya iyilik yapıyormuş gibi görünürken aslında ona sinsice zarar vermek ve onu zor duruma düşürmektir.
167 . Öpüp başına koymak : Beklediğinden daha iyi bir sonuçla karşılaştığında veya kendisine bir imkan sunulduğunda bunu büyük bir memnuniyetle ve şükrederek kabul etmek demektir.
168 . Öpüp de başına koy : Sahip olduğun mevcut durumun aslında ne kadar kıymetli olduğunu anla ve buna itiraz etmeden, sevinerek razı ol anlamında kullanılan bir tavsiye sözüdür.
169 . Öpüp de başına koymak : Beklediğinden daha iyi gelen bir durumu veya sunulan imkanı büyük bir memnuniyetle, şükrederek ve itiraz etmeden kabul etmek anlamına gelir.
170 . Örnek olmak : Tutum ve davranışlarıyla başkalarına iyi bir model teşkil etmek anlamına gelir.
171 . Örnek teşkil etmek : Yapılan bir hareketin veya alınan bir kararın, başkaları için emsal olması ve gelecekte benzer durumlar için bir referans noktası oluşturmasıdır.
172 . Örtbas etmek : Kötü bir durumu, bir hatayı veya bir suçu başkalarının duymasını engellemek amacıyla gizlemek ve üzerini çeşitli yöntemlerle kapatmaya çalışmaktır.
173 . Örtülü konuşmak : Söylemek istediklerini açıkça dile getirmeyip, çeşitli imalar ve dolaylı yollarla anlatarak karşı tarafın meseleyi kendisinin anlamasını beklemek halidir.
174 . Örümcek kafalı : Yeniliklere kapalı, çağın gerisinde kalmış, bağnaz ve sadece kendi dar düşünce kalıplarına sıkışmış kişiler için kullanılan aşağılayıcı bir nitelemedir.
175 . Ötekileştirmek : Bir kişiyi veya bir grubu kendinden farklı görerek dışlamak, onu toplumun veya topluluğun dışına itmek ve ona yabancı muamelesi yapmak anlamına gelir.
176 . Ötesi berisi : Bir konunun tüm ayrıntıları, önemsiz gibi görünen yan noktaları veya bir nesnenin her tarafı anlamına gelen kapsamlı bir ifade tarzıdır.
177 . Öteye itmek : Birini veya bir konuyu önemsiz görerek dikkate almamak, onu dışlamak veya halledilmesi gereken meseleyi sürekli olarak ileri bir tarihe ertelemektir.
178 . Övgü yağdırmak : Birini veya bir başarıyı abartılı bir şekilde, ardı ardına gelen güzel sözlerle ve büyük bir hayranlıkla toplum içinde sürekli yüceltmek eylemidir.
179 . Övgüye değer davranmak : Yapılan iş veya davranışla takdir ve beğeni kazanmak demektir.
180 . Övmekle bitirememek : Bir kimsenin veya bir şeyin üstün niteliklerini anlatmaya doyamamak, onu her ortamda büyük bir hayranlıkla ve uzun uzun methetmek halidir.
181 . Övünç duymak : Yapılan güzel bir işten, kazanılan bir başarıdan veya sahip olunan değerli bir nitelikten dolayı büyük bir gurur ve mutluluk hissetmektir.
182 . Övünmek gibi olmasın : Kendi başarısını veya üstün bir özelliğini anlatırken ukalalık yapıyormuş gibi görünmemek için kullanılan, ancak yine de kendini öven bir giriş sözüdür.
183 . Öyle bir geçer zaman ki : Hayatın ne kadar hızlı aktığını, yılların farkına varılmadan tükendiğini ve geri dönülmez bir şekilde her şeyin değiştiğini anlatan hüzünlü ifadedir.
184 . Öyle ya : Bir düşünceye veya bir tespite hak vermek, söylenen sözün doğruluğunu onaylamak ve “tabii ki, haklısın” anlamında kullanılan tasdik edici bir tabirdir.
185 . Öz eleştiri yapmak : Kişinin kendi davranışlarını, kararlarını veya hatalarını tarafsız bir gözle değerlendirip eksikliklerini kendi kendine itiraf etmesi ve kendini sorgulaması sürecidir.
186 . Öz evlat gibi bağrına basmak : Kan bağı bulunmayan birini kendi çocuğuymuş gibi büyük bir şefkatle sahiplenmek ve ona sonsuz bir sevgiyle kol kanat germek demektir.
187 . Öz evlat gibi sevmek : Kan bağı olmadığı halde birini kendi öz çocuğuymuş gibi büyük bir şefkatle, sahiplenerek ve sonsuz bir sevgiyle bağrına basmak demektir.
188 . Öz güven kazanmak : Kendi yeteneklerine ve değerine inanarak kendini güçlü hissetmek demektir.
189 . Öz güveni korumak : Kendi yetenek ve değerine inanarak istikrarlı şekilde hareket etmek demektir.
190 . Öz güvenle adım atmak : Kendi yetenek ve değerine inanarak cesur bir şekilde ilerlemek demektir.
191 . Öz güvenle cesur adım atmak : Kendi yetenek ve değerine inanarak korkusuz ve kararlı hareket etmek demektir.
192 . Öz güvenle cesurca ilerlemek : Kendi yetenek ve değerine inanarak korkusuz ve kararlı adımlar atmak anlamına gelir.
193 . Öz güvenle hareket etmek : Kendi yeteneklerine inanarak kararlı ve cesur bir şekilde davranmak demektir.
194 . Öz güvenle karar vermek : Kendi yetenek ve değerine inanarak kararlı ve bilinçli seçim yapmak demektir.
195 . Öz güvenle karar vermek ve uygulamak : Kendi yetenek ve değerine inanarak kararlı ve etkili şekilde hareket etmek demektir.
196 . Öz güvenle liderlik etmek : Kendi yetenek ve bilgiye inanarak başkalarına rehberlik yapmak demektir.
197 . Öz güvenle risk almak : Kendi yetenek ve değerine inanarak kontrollü bir şekilde risk almak demektir.
198 . Öz güvenle sorumluluk almak : Kendi yetenek ve değerine inanarak görev ve sorumlulukları üstlenmek demektir.
199 . Özel ilgi göstermek : Birine veya bir konuya diğerlerinden daha fazla zaman ayırmak, daha titiz davranmak ve ona ayrıcalıklı bir yakınlık sergilemek demektir.
200 . Özen göstermek : Yapılan iş veya davranışta titiz, dikkatli ve kaliteli bir yaklaşım sergilemek anlamına gelir.
201 . Özenle davranarak başarılı olmak : Titiz ve dikkatli davranarak iş veya projede başarı elde etmek demektir.
202 . Özenle davranarak örnek olmak : Titiz ve dikkatli davranarak başkalarına model teşkil etmek demektir.
203 . Özenle davranmak : İş veya ilişkilerde titiz, dikkatli ve kaliteli bir yaklaşım sergilemek anlamına gelir.
204 . Özenle hazırlanarak sunmak : Bir iş veya projeyi titizlikle planlayıp uygun şekilde sunmak demektir.
205 . Özenle hazırlanmak : Bir iş veya durum için titizlikle plan yapmak ve hazırlık yapmak demektir.
206 . Özenle hazırlanmış bir plan uygulamak : Titizlikle planlanan adımları etkili şekilde yerine getirmek demektir.
207 . Özenle hazırlanmış bir sunum yapmak : Titizlikle planlanmış ve düzenlenmiş sunumu doğru şekilde gerçekleştirmek demektir.
208 . Özenle hazırlanmış planı uygulamak : Titizlikle planlanmış adımları doğru ve etkili şekilde yerine getirmek anlamına gelir.
209 . Özenle hazırlanmış sunum yapmak : Titizlikle planlanan ve organize edilen sunumu doğru şekilde gerçekleştirmek demektir.
210 . Özenle hazırlanmış sunumu gerçekleştirmek : Titizlikle planlanan ve organize edilen sunumu başarılı şekilde sunmak demektir.
211 . Özenle hazırlık yapmak : Bir iş veya süreç için titizlikle gerekli adımları tamamlamak anlamına gelir.
212 . Özenle incelemek : İş veya durumun tüm ayrıntılarını dikkatlice gözden geçirmek demektir.
213 . Özenle kontrol edilip onaylamak : Bir işi veya süreci titizlikle inceleyip uygun bulmak anlamına gelir.
214 . Özenle kontrol etmek : Bir işi veya durumu dikkatlice inceleyip denetlemek anlamına gelir.
215 . Özenle planlanmış adım atmak : İş veya süreçte titizlikle belirlenen adımları uygulamak demektir.
216 . Özenle planlanmış adımlarla ilerlemek : Titizlikle belirlenmiş adımlarla hedefe yönelmek demektir.
217 . Özenle seçilmiş strateji uygulamak : Planlanan işi dikkatlice ve titizlikle yürütmek anlamına gelir.
218 . Özenle seçilmiş yaklaşım sergilemek : Duruma uygun ve titiz bir tavırla hareket etmek anlamına gelir.
219 . Özenle seçilmiş yöntemle çalışmak : Titiz bir şekilde belirlenen yöntem veya planla iş yapmak anlamına gelir.
220 . Özenle seçmek : Yapılacak iş veya alınacak karar için titizlikle uygun seçenekleri belirlemek anlamına gelir.
221 . Özenle takip etmek : Bir süreci veya işi dikkatle ve titizlikle izlemek anlamına gelir.
222 . Özenle yapılan iş takdir görmek : Titizlikle tamamlanan işin değer kazanması anlamına gelir.
223 . Özlem çekmek : Uzakta olan birine veya artık ulaşılamayan eski güzel günlere karşı içinde büyük bir kavuşma arzusu ve hasret duygusu taşımaktır.
224 . Özlem duymak : Geçmişte yaşanan kişi veya durumu tekrar görmek veya yaşamak istemek demektir.
225 . Özlemi dile getirmek : Hasret duyulan kişi veya durumu sözle ifade etmek demektir.
226 . Özlemi ifade etmek : Hasret duyulan kişi veya durumla ilgili duyguları sözle veya davranışla göstermek demektir.
227 . Özlemini bastırmak : Hasret veya eksikliği hissetse de duygularını kontrol altında tutmak anlamına gelir.
228 . Özlemini bastırmak ve sabretmek : Hasret duyulan kişi veya duruma ulaşmayı beklemek ve sabırlı olmak demektir.
229 . Özlemini dile getirmek : Hasret duyulan kişi veya durumu sözle ifade etmek anlamına gelir.
230 . Özlemini giderecek adım atmak : Hasret duyulan kişi veya duruma ulaşmak için çaba göstermek anlamına gelir.
231 . Özlemini gidermek : Hasret duyulan kişi veya durumu görmek, yaşamak veya deneyimlemek anlamına gelir.
232 . Özlemini gidermek için çaba göstermek : Hasret duyulan kişi veya duruma ulaşmak için aktif çaba sarf etmek anlamına gelir.
233 . Özlemini ifade etmek : Hasret duyulan kişi veya durumu sözle veya davranışla anlatmak anlamına gelir.
234 . Özrü kabahatinden büyük : İşlediği bir kusuru açıklamak için öne sürdüğü nedenin, yaptığı asıl hatadan daha mantıksız, daha ağır veya daha kırıcı olması durumudur.
235 . Özrü kabahatinden büyük olmak : Yapılan bir hatayı savunmak için ileri sürülen mazeretin, asıl işlenen suçtan veya hatadan daha mantıksız ve daha ağır bir durum teşkil etmesidir.
236 . Özü sözü bir : Düşündüğü neyse onu söyleyen, söyledikleriyle yaptıkları birbirine uyan, dürüst, güvenilir ve asla yalan söylemeyen mert karakterli insanlar için kullanılır.
237 . Özü sözü bir olmak : Düşündüğü neyse onu söyleyen, söyledikleriyle davranışları her zaman tutarlı olan, dürüst, mert ve güvenilir insanlar için kullanılan bir övgü sözüdür.
238 . Özüne dönmek : Bir süreliğine yabancılaştığı veya uzaklaştığı kendi asıl karakterine, kültürüne, değerlerine veya doğal haline yeniden sahip çıkarak öyle davranmaya başlamaktır.
239 . Özünü açmak : İçindeki gizli duygu ve düşünceleri, sakladığı sırları veya asıl niyetini büyük bir samimiyetle ve dürüstlükle bir başkasına tüm açıklığıyla anlatmak demektir.
240 . Özünü yitirmek : Bir kişinin veya bir topluluğun kendisini var eden asıl değerleri, karakter özelliklerini ve benliğini zamanla kaybederek tanınmaz hale gelmesi durumudur.
241 . Özür dilemek : Yaptığı bir hatadan veya verdiği bir zarardan dolayı pişmanlık duyduğunu belirterek karşısındakinden bağışlanma talep etmek ve hatasını telafi etmeye çalışmaktır.
242 . Özverili çalışmak : Kendi çıkarını bir kenara bırakıp başkaları veya amaç için çaba göstermek demektir.
243 . Özverili davranmak : Kendi çıkarını bir kenara bırakarak başkaları veya amaç için çaba göstermek anlamına gelir.
244 . Özveriyle çalışmak : Kendi çıkarını bir kenara bırakarak başkaları veya amaç için yoğun çaba göstermek demektir.
245 . Özyapısı bozuk : Karakteri temelden kusurlu olan, ahlaki değerleri zayıf ve güven vermeyen, doğuştan veya yetişme tarzından dolayı güvenilmez olan kişiler için kullanılır.