Deyim H

1 . Haba giymek : Dünyevi işlerden elini eteğini çekip dervişçe yaşamak.
2 . Haber bırakmak : Bulunamayan kişi için not veya sözlü mesaj emanet etmek.
3 . Haber koymak (birine) : Gizli bilgi vermek, ihbar etmek.
4 . Haber salmak : Önemli meseleyi duyurmak için her tarafa haber göndermek.
5 . Haber uçurmak : Gizli bilgiyi hızlı ve gizlice iletmek.
6 . Haber yollamak : İstek veya durumu bildirmek için mesaj iletmek.
7 . Haberde doğruluk : Bilginin hiç çarpıtma yapılmadan aktarılması.
8 . Haberi aldırmak : Gizli bilgiyi dolaylı yoldan birine iletmek.
9 . Haberi çıkmak : Gizli olayın başkaları tarafından öğrenilip yayılması.
10 . Haberi olmak : Olaydan zamanında bilgi sahibi olmak.
11 . Haberi olmamak : Hiçbir bilgiye sahip olmamak.
12 . Haberi uçurmak : Önemli bilgiyi hızlı şekilde ilgili kişiye ulaştırmak.
13 . Haberin olsun : Durumu bildirip dikkatli olması konusunda uyarmak.
14 . Haberine bakmak : İşin sonucunu öğrenmek için kontrol etmek.
15 . Haberini almak : Uzun süredir görüşülmeyenden somut bilgi edinmek.
16 . Haberleşme kesilmek : Bilgi akışının tamamen durması.
17 . Haberleşmek : Düzenli olarak birbirine bilgi ve selam göndermek.
18 . Habire konuşmak : Hiç susmadan sürekli konuşmak.
19 . Habsini çekmek : Suçun cezasını cezaevinde kalarak tamamlamak.
20 . Hacet görmek : İhtiyaç duymak, gereksinim hissetmek.
21 . Hacet kapısı : Darda kalanların yardım isteyeceği manevi veya resmi makam.
22 . Haceti kalmamak : İhtiyacın tamamen ortadan kalkması.
23 . Hacetini görmek : En temel ihtiyaçlarını gidermek veya zor işini başarıyla sonuçlandırmak.
24 . Hacı ağa : Varlıklı ama görgüsüz, parasını gösterişli harcayan kimse.
25 . Hacı ağası gibi davranmak : Kendini çok önemseyen, ağır davranışlar sergilemek.
26 . Hacı yatmaz gibi : Ne olursa olsun toparlanıp eski durumuna gelen kişi.
27 . Hacısı hocası : Bir işe karışan her türlü nüfuzlu kişi.
28 . Hacıyı unutmamak : Yapılan iyiliği hiç unutmamak.
29 . Haciz gelmek : Ödenmemiş borç nedeniyle mal varlığına el konulması.
30 . Haciz koymak : Borç tahsili için mülkün kullanımını yasal olarak engellemek.
31 . Haç çıkarmak : Hristiyanların dua ederken vücutları üzerinde işaret yapma eylemi.
32 . Haddi aşmak : Nezaket kurallarını, yetki sınırlarını fazlasıyla geçmek.
33 . Haddi bildirilmek : Çok ileri gidene sert karşılık verilerek durdurulması.
34 . Haddinden fazla : Normal ölçüyü aşan, aşırı miktarda.
35 . Haddini bilmek : Sınırlarını bilip ona göre davranmak.
36 . Hadi canım sen de : Söze veya iddiaya asla inanılmadığını alaycı şekilde ifade etmek.
37 . Hadi eyvallah : Ayrılırken söylenen samimi veda sözü.
38 . Hadi oradan : Söze inanılmadığını veya teklifin reddedildiğini kaba dille anlatır.
39 . Hadi oradan be : Yalan söylediğini veya saçmaladığını düşünen kişinin sert reddetme ifadesi.
40 . Hafakanlar basmak : Büyük sıkıntı nedeniyle iç huzurunun tamamen bozulması.
41 . Hafıza tazelemek : Unutulmaya yüz tutmuş bilgileri hatırlamak için zihni zorlamak.
42 . Hafızası zayıf : Bilgileri aklında tutmakta zorlanan, çabuk unutan kişi.
43 . Hafif meşrep : Davranışlarında ciddiyet bulunmayan, uçarı yaşayan kimse.
44 . Hafif tertip : Çok yoğun olmayan, şakayla karışık eylemler.
45 . Hafife alınmayacak kadar önemli : Küçümsenemeyecek derecede ciddi ve mühim olmak.
46 . Hafiflemek : Büyük sorumluluktan kurtularak ruhsal rahatlama yaşamak.
47 . Hafiften almak : Meseleyi ciddiye almamak, önemsememek.
48 . Hafta sekiz yarım dokuz : Çok az zaman geçmesine rağmen sabırsızlıkla sonuç beklemek.
49 . Haftası dolmadan : Belirlenen sürenin üzerinden henüz yedi gün bile geçmeden.
50 . Hah şöyle : Doğru hareketi veya isabetli sözü onaylamak için memnuniyet ifadesi.
51 . Hainlik düşünmek : İyilik yapana veya devlete karşı gizli kötü planlar kurmak.
52 . Hainlik etmek : Kendisine güveneni aldatmak, arkasından iş çevirmek.
53 . Hak aramak : Haksızlığı gidermek için yasal yollara başvurmak.
54 . Hak etmek : Davranışlar sonucunda ödülü ya da cezayı tam anlamıyla kazanmak.
55 . Hak getire : Umut kalmamış, çaresiz durum.
56 . Hak kazanmak : Kuralları yerine getirerek bir hakkı yasal olarak elde etmek.
57 . Hak korumak : Başkalarının hakkına tecavüz edilmesini önlemek.
58 . Hak tanımak : Birine yetki ve fırsat vermek.
59 . Hak yemek : Birinin hakkına, emeğine el koymak.
60 . Hak yerini bulmak : Uzun süren adaletsizlikten sonra doğrunun ortaya çıkması.
61 . Hakan gözüyle bakmak : Saygı ve hayranlıkla bakmak.
62 . Hakaret olarak algılamak : Sözü kişiliğine yönelik aşağılama saymak.
63 . Hakasir olmak : Hatanın altında kalarak toplum içinde küçük düşmek.
64 . Hakaşir etmek : Hak ettiği karşılığı vermek, paylamak.
65 . Hakemlik yapmak : İki taraf arasında arabuluculuk etmek.
66 . Hakikat ortaya çıkmak : Gizli gerçeklerin herkes tarafından öğrenilmesi.
67 . Hakim çıkmak : Tartışmada veya mücadelede üstünlük sağlayarak durumu kontrol altına almak.
68 . Hakimiyeti altına almak : Bir bölgeyi veya kişiyi tamamen kendi kontrolü altına geçirmek.
69 . Hakimlik taslamak : Bilgisi olmadığı halde otoriter tavır takınarak başkalarına emir vermeye çalışmak.
70 . Hakir görmek : Değersiz ve küçük görmek, aşağılamak.
71 . Hakkı geçmek : Başkasının daha fazla emeği olması nedeniyle manevi borç altında kalmak.
72 . Hakkı ödenmez : İyiliğin maddi karşılıkla asla karşılanamayacağı.
73 . Hakkı rahmete kavuşmak : Müslüman inancına göre ölmek.
74 . Hakkı saklı kalmak : Kazanılmış hakların korunması.
75 . Hakkından gelmek : İşin üstesinden gelmek veya rakibi yenmek.
76 . Hakkını helal etmek : Hakkını gönül rızasıyla bağışlamak.
77 . Hakkını helal etmemek : Gönlü kırık olmak ve affetmemek.
78 . Hakkını vermek : İşi layıkıyla ve özenle yapmak.
79 . Hakkını yedirmemek : Haklarını kararlılıkla savunmak ve korumak.
80 . Hakkını yemek : Birine ait olanı gizlice almak veya başarısını kendine mal etmek.
81 . Haksızlık etmek : Yanlış hüküm vermek veya hak etmediği muamelede bulunmak.
82 . Hal çaresi bulmak : Soruna çözüm yolu arayıp bulmak.
83 . Hal diliyle anlatmak : Duygularını tavır ve davranışlarıyla dolaylı yoldan hissettirmek.
84 . Halaoğlu gibi : Çok samimi olunan, yabancılık çekilmeyen yakın dost.
85 . Halay başı olmak : Bir işi veya eğlenceyi yöneten kişi olmak.
86 . Halay çekmek : Toplu halde dans etmek.
87 . Haldan düşmek : Hastalık veya yoksulluk nedeniyle çok zayıf duruma gelmek.
88 . Hale yola koymak : Dağınık durumu düzene sokmak.
89 . Halef selef olmak : Bir görevde birinden sonra gelmek veya görevi devretmek.
90 . Hali duman olmak : Durumu çok kötüleşmek, büyük çıkmaza girmek.
91 . Hali perişan olmak : Çok kötü duruma düşmek, perişan halde kalmak.
92 . Hali pürmelali anlatmak : Perişan durumu uzun uzadıya anlatmak.
93 . Hali vakti yerinde olmak : Zengin, parası bol olan kişi.
94 . Halinden anlamak : Durumu kavrayıp anlayış göstermek.
95 . Halinden memnun olmamak : Durumundan hoşnut olmamak, şikayetçi olmak.
96 . Halini hatırını sormak : Sağlık ve genel durumunu öğrenmek amacıyla ilgilenmek.
97 . Halis muhlis : Tertemiz, saf ve özü sözü bir olan durum.
98 . Halka halka olmak : İç içe geçmiş daireler şeklinde düzen almak.
99 . Hallaç pamuğu gibi atmak : Çok konuşmak, abartılı sözler sarf etmek.
100 . Halt etmek : Uygunsuz, yanlış davranışta bulunmak.
101 . Ham ervah : Görgüsüz, kaba kişi (aşağılama).
102 . Ham hayal : Gerçekleşmesi neredeyse imkansız boş umut.
103 . Ham hum etmek : Çabucak ve açgözlülükle yemek veya malı haksızca sahiplenmeye çalışmak.
104 . Hamamda telakki etmek : Çok basit, kolay ve önemsiz görmek.
105 . Hamarat birisi olmak : Çalışkan, becerikli kişi olmak.
106 . Hamaratlığı tutmak : Aniden büyük çalışma isteğiyle işlere sarılmak.
107 . Hamdolsun demek : Şükür ve minnet ifade etmek.
108 . Hamile kalmak : Çocuk beklemeye başlamak.
109 . Hamlatmak : Uzun süre hareketsiz kalarak alışkanlığı kaybetmek.
110 . Hamlık etmek : Görgüsüzce, kaba davranmak.
111 . Hamsi gibi dizilmek : Çok kalabalık ve sıkışık şekilde sıralanmak.
112 . Han hamam sahibi olmak : Çok varlıklı ve zengin olmak.
113 . Hangi dağda kurt öldü? : Beklenmedik iyilik karşısında şaşırma.
114 . Hangi rüzgâr attı? : Uzun süredir görülmeyen biri için nezaket sorusu.
115 . Hangi tarafa yatıyorsun : Hangi görüşü desteklediğini sormak.
116 . Hangi taşı kaldırsan altından çıkmak : Her işte veya sorunda adının geçmesi.
117 . Hanidir görmüyorum : Uzun zamandır görüşmediği birini ifade etmek.
118 . Hapı yutmak : Kötü duruma düşmek, ceza almak.
119 . Hapis yatmak : Cezaevinde belirli süre kalmak.
120 . Hapishane kaçkını : Sürekli hapse girip çıkan kişi.
121 . Har vurmak : Savurganca harcamak, malı gereksiz yere tüketmek.
122 . Har vurup harman savurmak : Savurganca harcayıp tüketmek.
123 . Haraca bağlamak : Tehdit veya zor kullanarak düzenli para almaya zorlamak.
124 . Haraç mezat satmak : Malı çok ucuz fiyata, aceleyle elden çıkarmak.
125 . Harakiri yapmak : Büyük hata yapmak veya kendini zor duruma sokmak.
126 . Haram olsun : Verilen şeyin hayrını görmemesi dileği.
127 . Harama el uzatmak : Kendisine ait olmayan, yasak mala göz dikmek.
128 . Harami gibi bakmak : Haince, kötü niyetli gözle bakmak.
129 . Hararet basmak : Ateşi yükselmek veya çok heyecanlanmak.
130 . Harareti çıkmak : Tartışmanın en yüksek noktasına ulaşması.
131 . Hararetle savunmak : Bir düşünceyi büyük coşku ve ısrarla savunmak.
132 . Harbi harbi konuşmak : Hiçbir şeyi gizlemeden dürüstçe söylemek.
133 . Harcanıp gitmek : Büyük yeteneğin veya emeğin kıymeti bilinmeyerek boşa gitmesi.
134 . Harcıâlem olmak : Çok sıradan, her yerde bulunabilir nitelikte olmak.
135 . Harcını çıkarmak : İşten beklenen verimi, karı sağlamak.
136 . Harç bitti yapı paydos : İmkânlar tükendiği için işin durdurulduğunu ifade eder.
137 . Hardal kadar : Çok küçük, önemsiz ve dikkate alınmayacak kadar az miktar.
138 . Hareket çekmek : Hakaret içeren veya küçük düşürmeyi amaçlayan el hareketi yapmak.
139 . Harekete geçmek : Eyleme başlamak ve durgunluğu sona erdirmek.
140 . Harem selamlık : Erkeklerin ve kadınların ayrı yerlerde oturması geleneği.
141 . Harf atmak : Mektup veya mesaj göndermek.
142 . Harfine dokunmamak : Hiçbir değişiklik yapmamak, olduğu gibi bırakmak.
143 . Harfiyen uymak : Kurala kelimesi kelimesine uymak.
144 . Harıl harıl çalışmak : Büyük şevk ve yoğunlukla durmadan çalışmak.
145 . Harılanmak : Coşmak, kaynamak, heyecanlanmak.
146 . Harici tutmak : Belirli konuyu veya kişiyi genel durumun dışında bırakmak.
147 . Harika çocuk : Yaşıtlarına göre çok üstün yetenekli küçük kimse.
148 . Harita gibi ezberlemek : Yeri en ince ayrıntısına kadar çok iyi öğrenmek.
149 . Harman dövmek : Hasat edilen ekinleri tanelerinden ayırmak için zorlu tarımsal iş.
150 . Harman savurmak : İmkânları düşüncesizce harcayıp tüketmek.
151 . Harmandalı oynamak : Çok sevinmek, keyiflenmek veya coşkuyla oynamak.
152 . Harmani gibi sırılsıklam : Baştan aşağı tamamen ıslanmış olmak.
153 . Harnup küfesi gibi : Çok geniş, hantal ve taşınması güç büyük eşya.
154 . Harp okulu : Askeri eğitim veren ve geleceğin subaylarını yetiştiren eğitim kurumu.
155 . Has adamı olmak : Birinin en güvendiği kişisi olmak.
156 . Hasılat getirmek : Gelir, kâr veya verim sağlamak.
157 . Hasılı kelam : Sözün kısası, özetle.
158 . Hasım olmak : Düşman olmak, kin beslemek.
159 . Hasret çekmek : Özlem duymak, kavuşmayı arzulamak.
160 . Hasret gitmek : Çok istenilen şeye kavuşamadan bu dünyadan ayrılmak.
161 . Hasret kalmak : Uzun süre kavuşamamak.
162 . Hasret koymak : Özlem bırakmak, unutulmaz iz bırakmak.
163 . Hassas bir konu : Dokunulması, konuşulması zor mesele.
164 . Hassas davranmak : İncelik ve özen göstermek.
165 . Hasta düşmek : Birdenbire hastalanıp yataklık olmak.
166 . Hastalık hastası : Hasta olmadığı halde sürekli hasta olduğunu sanan kişi.
167 . Hastası olmak : Bir şeye veya birine aşırı düşkünlük beslemek.
168 . Haşat etmek : Bir şeyi kullanılmaz hale getirecek kadar bozmak.
169 . Haşat olmak : Çok yorulmak, bitkin düşmek.
170 . Haşatını çıkarmak : Bir şeyi berbat etmek veya birini çok yormak.
171 . Haşır neşir olmak : Çok samimi, içli dışlı olmak.
172 . Haşırı aşmak : Belirlenen sınırları gereğinden fazla ihlal ederek aşırıya kaçmak.
173 . Haşlamak : Sertçe azarlamak, paylamak.
174 . Hat çekmek : Sınır belirlemek, kesin ayrım yapmak.
175 . Hata payı : Hesaplamada olası yanlışlıklar için bırakılan küçük yanılma miktarı.
176 . Hatır belâsı : Birini kırmamak için katlanılan sıkıntı.
177 . Hatır gönül tanımamak : Kimseyi kayırmamak, duyguları işe karıştırmamak.
178 . Hatır için yapmak : Karşı tarafı kırmamak için yapmak.
179 . Hatır saymak : Duyulan saygı veya eski dostluk nedeniyle tolerans göstermek.
180 . Hatıra defteri : Anıların yazıldığı defter.
181 . Hatırda tutmak : Bilgiyi veya olayı zihinde sürekli saklamak.
182 . Hatırı kalmak : Gönlü kırılmak, incinmek.
183 . Hatırı sayılır biri olmak : Toplumda itibarı, sözü geçen kişi olmak.
184 . Hatırlatmak : Unutulmuş şeyi akla getirmek, yeniden anımsatmak.
185 . Hattâ ki : Üstelik, ayrıca, dahası.
186 . Hattı zatında : Aslına bakılırsa, doğrusunu söylemek gerekirse.
187 . Hava almak : Dinlenmek, temiz hava için dışarı çıkmak.
188 . Hava atmak : Sahip olduğu imkanları gösteriş yaparak anlatmak.
189 . Hava basmak (birine) : Kibirli, küçümseyen tavır takınmak.
190 . Hava civa olmak : Çok neşeli, hareketli ve coşkulu ruh hali.
191 . Hava gazı : İşe yaramayan, içi boş vaatler veya durumlar.
192 . Hava girmek : Başarıdan dolayı gururlanıp kibirli davranmaya başlamak.
193 . Hava hoş : Durumun kendisini hiç etkilemediğini belirten kayıtsızlık ifadesi.
194 . Hava kapmak : Ortamdaki durumu sezerek avantaj elde etmeye çalışmak.
195 . Hava kurşun gibi : Ortamın çok gergin, tehlikeli veya baskıcı olduğu.
196 . Hava parası vermek : Piyasa değerinin üzerinde gizli para ödemek.
197 . Hava yastığı gibi şişmek : Bir yerin aniden ve aşırı şişmesi.
198 . Havada kalmak : İşin sonuçlanmaması, belirsizliğe düşmesi.
199 . Havadan nem kapmak : Çok alıngan olup en ufak şeyden alınmak.
200 . Havadan sudan konuşmak : Önemsiz, derinlikten uzak konular hakkında sohbet etmek.
201 . Havai fişek gibi parlamak : Aniden başarı elde edip parlamak ama kısa sürmek.
202 . Havai olmak : Ciddiyetten uzak, dalgacı kişi olmak.
203 . Havaları uçmak : Büyük sevinç veya mutluluk yaşayarak coşkuyla dolmak.
204 . Havale etmek : İşi veya sorumluluğu başkasına devretmek.
205 . Havanda su dövmek : Boşuna uğraşmak, sonuç alınamayacak işle zaman kaybetmek.
206 . Havasını almak : Aşırı güvenini kırmak, hayal kırıklığına uğratmak.
207 . Havaya bakmak : Dalgın dalgın bir noktaya bakmak veya boş boş oturmak.
208 . Havaya uçurmak : Patlatmak, bombayla yok etmek.
209 . Havayı bulutlandırmak : Ortamın neşesini kaçırmak, gerginlik yaratmak.
210 . Havlı havlı : Öfkeli, saldırgan tavırla yapılan hareketler veya konuşmalar.
211 . Havsalası almamak : Bir şeyi akıl erdirememek, kavrayamamak.
212 . Havuç uzatmak : İkna etmek için cazip ama gerçekliği şüpheli ödül vaat etmek.
213 . Havuz problemi : Kaynağın aracılar tarafından tüketilmesi sorunu.
214 . Havuz yapmak : Parayı veya imkanı tek merkezde toplayarak ortak kullanıma sunmak.
215 . Havuzda boğulmak : Basit işi karmaşa yaratarak çözümsüz hale getirmek.
216 . Havza oluşturmak : Belirli amaç için destekçileri bir araya getirmek.
217 . Hay de gel : Bir yere gidip hemen geri dönmeyi ifade eden aceleci gidiş geliş.
218 . Hayal etmek : Zihinde canlandırmak, düşlemek.
219 . Hayal kırıklığına uğramak : Beklentileri karşılanmadığı için umudu kırılmak.
220 . Hayal meyal hatırlamak : Çok net olmayan, bulanık şekilde anımsamak.
221 . Hayal satmak : Olmayacak şeyler vaat etmek.
222 . Hayalden gerçeğe dönüşmek : Uzun zamandır kurulan düşün gerçek olması.
223 . Hayalî rakamlar : Gerçekçi olmayan, abartılı sayılar.
224 . Hayat bağışlamak : Birinin ölmesine engel olmak, yaşama şansı vermek.
225 . Hayat kavgası : Yaşamını sürdürebilmek için verilen sürekli ve zorlu mücadele.
226 . Hayata atılmak : Çalışma hayatına başlamak.
227 . Hayata dönmek : Ağır hastalıktan kurtulmak veya büyük üzüntüden sonra normale dönmek.
228 . Hayata gözlerini kapamak : Ölmek, vefat etmek.
229 . Hayata küsmek : Yaşamaktan bezmek, hayattan ümidini kesmek.
230 . Hayatını adamak : Tüm ömrünü bir amaç uğruna harcamak.
231 . Hayatını kaybetmek : Ölmek, yaşamını yitirmek.
232 . Hayatını kurtarmak : Büyük tehlikeden veya ölümden kurtarmak.
233 . Hayatını sürdürmek : Yaşamaya devam etmek.
234 . Hayatını yaşamak : Dertten uzak kalarak gününü gün etmek.
235 . Hayatının baharında olmak : Genç, dinamik ve hayatın en güzel dönemlerini yaşamak.
236 . Hayati önem taşımak : Çok büyük, yaşamsal öneme sahip olmak.
237 . Hayattan bezmek : Yaşam sevincini tamamen kaybetmek.
238 . Haybe gitmek : Büyük emekle elde edilen şeyin hiç yarar sağlamadan elden çıkması.
239 . Haydan gelen huya gider : Kolay kazanılan paranın kolayca harcanması.
240 . Haydi haydi yapmak : İşi rahatlıkla, kolayca başarmak.
241 . Haydi oradan : İnanılması güç veya abartılı söze karşı şüphe ve reddetme ifadesi.
242 . Hayıflanmak : Geçmişte yapılan veya yapılmayan şeyler için üzülmek.
243 . Hayır duası almak : Yapılan iyilik karşılığında güzel dileklere mazhar olmak.
244 . Hayır gelmemek : Beklenen faydanın hiç gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması.
245 . Hayırlara vesile olmak : Güzel kapıların açılmasına aracılık etmek.
246 . Hayırlı olsun : Yeni başlanan işin uğur getirmesi dileği.
247 . Hayırsız çıkmak : Beklenen iyiliği veya faydayı sağlamamak.
248 . Hayırsız evlât : Ailesine vefasız, kötülük eden kişi.
249 . Haykırmak : Yüksek sesle bağırmak, içini dökmek.
250 . Hayli vakit geçmek : Oldukça uzun sürenin geçmesi.
251 . Hayra alamet değil : İyiye işaret etmeyen, kötü sonuçlanacağı belli olan durum.
252 . Hayra yormak : Olayı iyi bir işaret, müjde saymak.
253 . Hayran kalmak : Üstün yeteneklere veya güzelliğe karşı büyük takdir duymak.
254 . Hayret etmek : Şaşırmak, şaşkınlığa uğramak.
255 . Hayretini gizlememek : Şaşkınlığı belli etmek.
256 . Hayretler içinde kalmak : Büyük şaşkınlık yaşamak.
257 . Hayrını görmek : Sahip olunan şeyden beklenen yararı ve mutluluğu elde etmek.
258 . Hayrola demek : Ne olduğunu, sebebini sormak.
259 . Haysiyet meselesi yapmak : Konuyu onur ve saygınlık sorunu haline getirmek.
260 . Haysiyetine dokunmak : Onurunu kıracak, gururunu incitecek davranışta bulunmak.
261 . Haysiyetiyle oynamak : Birinin onurunu zedelemeye çalışmak.
262 . Hayvana bağlamak : İnsani değerleri bırakarak kaba davranmaya başlamak.
263 . Haz almak : Zevk duymak, keyif almak.
264 . Haza efendi : Kibarlığı, terbiyesiyle takdir kazanmış beyefendi.
265 . Hazan yaprağı gibi : Çok zayıf düşmüş, her an yıkılacakmış gibi duran kişi.
266 . Hazıra dağ dayanmaz : Sürekli harcanan kaynak bir gün tükenir.
267 . Hazıra konmak : Başkasının emeğine hiç çaba harcamadan sahip olmak.
268 . Hazırcevap olmak : Soruya anında, esprili cevap verebilmek.
269 . Hazırlıksız yakalanmak : Beklenmedik durumla karşılaşıldığında savunmasız kalmak.
270 . Hazırlop fikirler : Derinlemesine düşünülmemiş, basmakalıp düşünceler.
271 . Hazine değerinde olmak : Çok kıymetli, paha biçilemez olmak.
272 . Hazmedememek : Bir olayı veya durumu kabullenememek.
273 . Hazmetmek : Bir şeyi sindirmek, kabul etmek veya olgunlukla karşılamak.
274 . Heba etmek : Değerli fırsatı, zamanı hiç işe yaramayacak şekilde boşuna harcamak.
275 . Hecelemek : Kelimeyi parçalarına ayırarak okumaya çalışmak veya konuyu yavaş anlatmak.
276 . Hedef göstermek : Birini başkalarının tepkisini çekecek şekilde suçlu ilan etmek.
277 . Hedef olmak : Eleştirilerin veya kötü niyetli hareketlerin tam merkezinde yer almak.
278 . Hedef tahtasına koymak : Bir kişiyi tüm eleştirilerin hedefi haline getirmek.
279 . Hedefi on ikiden vurmak : Tam başarı sağlayarak istenilen sonucu eksiksiz almak.
280 . Hekimlik yapmak : Hastaları tedavi etmeye çalışmak veya sorunu uzman gözüyle çözmek.
281 . Helal süt emmiş : Ahlaklı, dürüst, güvenilir insan.
282 . Helali hoş olsun : Verilen şeyin gönülden yapıldığını belirtir.
283 . Hele bir bak : Dikkat çekmek veya durumu kontrol etmek amacıyla söylenen ifade.
284 . Hele bir gel : Beklenenin gelmesini sabırsızlıkla beklerken söylenen ifade.
285 . Hele şükür : Sıkıntının atlatılmasından sonra rahatlama ifadesi.
286 . Helme gibi pişmek : Yiyeceklerin çok kaynatılarak dağılacak kadar yumuşak olması.
287 . Helvaya demek : İşin çok kolay olduğunu veya şeyin çok tatlı göründüğünü anlatmak.
288 . Hem nalına hem mıhına vurmak : İki tarafı da idare etmeye çalışmak.
289 . Hem suçlu hem güçlü olmak : Haksız olduğu halde gücünü kullanarak kendini haklı göstermeye çalışmak.
290 . Hem ziyaret hem ticaret : Tek hareketle iki fayda sağlamak.
291 . Hemen hemen : Neredeyse, az çok.
292 . Hemen oluvermek : Çok kısa sürede aniden meydana gelmek.
293 . Hemen şimdi : Hiç vakit kaybetmeden, ivedilikle yapılması gereken iş.
294 . Hep aynı nakarat : Sürekli aynı şeyleri tekrarlamak.
295 . Hep bir ağızdan konuşmak : Herkesin aynı şeyi söylemesi.
296 . Hepsi bir arada : Her şeyin toplu halde bulunması.
297 . Her daim : Daima, her zaman.
298 . Her halükârda : Ne olursa olsun, kesinlikle.
299 . Her ihtimale karşı : Olası risklere karşı tedbirli davranmak.
300 . Her kafadan bir ses çıkmak : Herkesin farklı ve uyumsuz fikirler ileri sürmesi.
301 . Her şeye burnunu sokmak : Kendisini ilgilendirmeyen her işe karışmaya çalışmak.
302 . Her şeyi göze almak : Tüm riskleri ve sonuçları kabullenmek.
303 . Her telden çalmak : Birçok konuda bilgili olmak.
304 . Her yağmurda bir : Nadiren gerçekleşen durumlar.
305 . Hesaba katmak : Bir durumu değerlendirirken göz önünde bulundurmak.
306 . Hesabı kesmek (biriyle) : İlişkiyi tamamen sonlandırmak.
307 . Hesabını bilmek : İşin sonucunu, risklerini önceden değerlendirip hareket etmek.
308 . Hesabını görmek : Alacak verecek işini bitirmek veya intikam almak.
309 . Hesap görülmek : Yapılan yanlışın sonuçlarını çekmek, cezalandırılmak.
310 . Hesap günü gelmek : Yapılan hataların veya borçların sorulacağı zamanın gelmesi.
311 . Hesap kitap bilmemek : Tutumlu ve planlı olmamak, savurgan davranmak.
312 . Hesap önüne gelmek : Sorunun çözülmesi gereken noktaya ulaşmak.
313 . Hesap pusulası vermek : Ayrıntılı ve düzenli döküm sunmak.
314 . Hesap sormak (birisinden) : Yapılan yanlışın gerekçesini ve sorumluluğunu istemek.
315 . Hesap sormaya kalkmak : Birinden yaptığı davranışın gerekçesini istemeye çalışmak.
316 . Hesap vermek : Yapılan davranışın gerekçesini açıklamak.
317 . Hesapsız kitapsız : Ölçüsüz, plansız, düşüncesiz davranmak.
318 . Hesapsızca harcamak : Düşünmeden, plan yapmadan para sarf etmek.
319 . Heves almak : Bir şeye karşı istek ve merak duymaya başlamak.
320 . Hevesi kursağında kalmak : İşi yapma fırsatı bulamamak.
321 . Hevesini almak : Merakını gidermek, istediği kadar yapmak.
322 . Hevesini kırmak : İstek ve coşkusunu yok etmek.
323 . Hevesini kursağına bırakmak : Arzusunu veya sevincini engellenerek yarıda kesilmek.
324 . Hevesini soğutmak : Konuya karşı ilgi ve isteği olumsuz etkilerle yok etmek.
325 . Hey gidi günler : Geçmişteki güzel anıları özlemle anmak için içli ifade.
326 . Heybe doldurmak : Gelecekte kullanmak üzere bilgi, tecrübe veya maddi imkan biriktirmek.
327 . Heybesi boş çıkmak : Bilgisiz, deneyimsiz olmak.
328 . Heybesi kabarık olmak : Bilgili, deneyimli kişi.
329 . Heybesinde bir şey olmamak : Yeterli bilgi, birikim veya deneyime sahip olmamak.
330 . Heyecan dorukta : Çok fazla heyecanlanmak, coşkunun en üst seviyede olması.
331 . Heyecan sarmak : Olay karşısında içini büyük kıpırtı, merak ve coşkunun kaplaması.
332 . Heyecana kapılmak : Aşırı coşmak, duygularına yenik düşmek.
333 . Heyecanı kaçmak : İşin başlangıçtaki etkileyici özelliğini zamanla yitirmesi.
334 . Heyecanı yatışmak : Coşkunun azalarak normale dönmeye başlaması.
335 . Heyecanını bastırmaya çalışmak : Coşkuyu veya korkuyu belli etmemek için kendini zorlamak.
336 . Heyecanını yenmek : Coşku ve kıpırtıyı kontrol altına almak.
337 . Heyecanla beklemek : Sonucu sabırsızlık ve merakla beklemek.
338 . Heyelan gibi gelmek : Çok büyük kitle veya güçle durdurulamaz şekilde ilerlemek.
339 . Heykel gibi dimdik durmak : Çok dik, hareketsiz ve sert şekilde ayakta durmak.
340 . Heykel gibi donup kalmak : Büyük şok veya korkuyla hareketsiz kalmak.
341 . Hezel etmek : Ciddi meseleyi şakaya vurmak, alaycı dille anlatmak.
342 . Hezeyan savurmak : Saçma, tutarsız ve gerçeklikten uzak sözler söylemeye başlamak.
343 . Hezeyana kapılmak : Gerçekle bağlantısını koparıp saçma konuşmaya başlamak.
344 . Hıçkıra hıçkıra ağlamak : Çok şiddetli ve sesli olarak uzun süre ağlamak.
345 . Hıdırellez keyfi : Baharın gelişiyle yapılan neşeli kutlamaların verdiği mutluluk.
346 . Hıdırellez’de neler neler olur : Beklenmedik ve şaşırtıcı güzel şeyler yaşanabileceğini anlatan ifade.
347 . Hık demek : En ufak itirazda bulunmamak.
348 . Hık mık etmek : Açık konuşmamak, anlaşılmaz sesler çıkarmak.
349 . Hım hım etmek : Anlaşılmayan ses tonuyla konuşup kararsız davranmak.
350 . Hımhım demek : Net cevaplar vermeyip mırıldanmak.
351 . Hıncahınç dolu olmak : Bir yerin tamamen dolup taşması.
352 . Hıncını alamamak : İntikam alıp öfkesini dindirememek, kinini yatıştıracak fırsat bulamamak.
353 . Hıncını alamamanın verdiği huzursuzluk : İntikam alıp öfkesini dindirememenin rahatsız edici duygusu.
354 . Hıncını almak (birinden) : Kötülüğün intikamını alarak öfkeyi gidermek.
355 . Hıncını bir köşeye atmak : Öfkeyi bir kenara bırakmak, onunla uğraşmaktan vazgeçmek.
356 . Hıncını biriktirmek : Öfkeyi içinde biriktirmek, dışa vurmadan saklamak.
357 . Hıncını çıkarmak : Uzun süredir birikmiş öfkeyi zarar vererek gidermeye çalışmak.
358 . Hıncını çıkarmak için fırsat kollamak : İntikam alabilmek için uygun zamanı ve zayıf anı sabırla beklemek.
359 . Hıncını dindirememek : Öfkesini ve kinini yatıştıracak yol bulamamak.
360 . Hıncını unutmak : Yaşanan kötülüğün yarattığı öfkeyi zamanla silmek.
361 . Hıncını unutmamak : Yaşanmış bir kötülüğün yarattığı öfkeyi asla hafızasından silmemek.
362 . Hınç bağlamak (birine) : Bir kimseye karşı derin ve kalıcı nefret hissetmek.
363 . Hınç beslemek (birine karşı) : Bir kimseye karşı için için kin, öfke hissi beslemek.
364 . Hınç beslemekle vakit kaybetmek : Zamanını kin duymakla geçirip boşa harcamak.
365 . Hınç beslemekten vazgeçmek : Birine duyduğu kini ve öfkeyi artık içinde taşımamaya karar vermek.
366 . Hınç beslemekten vazgeçmemek : Birine duyulan kini sürdürmeye devam etmek, ondan nefret etmeyi bırakmamak.
367 . Hınç besleyip durmak : Sürekli olarak bir kimseye karşı kin ve nefret duyguları beslemek.
368 . Hınç duymak (birine) : Bir kimseye karşı derin, sürekli öfke ve düşmanlık hissi taşımak.
369 . Hınçla bakışlarıyla ürkütmek : Bakışlarındaki nefretle karşısındakini korkutmak.
370 . Hınçla bakmak : Bakışlarına yoğun öfke, kin yükleyerek birine dik dik bakmak.
371 . Hınçla dolu bakışlar atmak : Bakışlarına yoğun bir nefret yükleyerek birine bakmak.
372 . Hınçla dolu olmak : İçinin öfke, intikam arzusu ve nefretle dolup taşması.
373 . Hınk demek (hınkını çıkarmak) : En ufak şikayette bulunmamak, sesini çıkarmamak.
374 . Hınzırlık etmek : Başkasına küçük ve şakacı zararlar vermek.
375 . Hır çıkarmak : Ortalığı karıştıracak gereksiz kavga başlatmak.
376 . Hır gür çıkarmak : Gereksiz kavga, gürültü, tartışma yaratmak.
377 . Hırka giymek : Dervişlik yoluna girmek, mütevazı yaşam tarzını benimsemek.
378 . Hırlaşmak (biriyle) : Birisiyle sert sözlerle tartışmak, atışmak.
379 . Hırlısı mısı : Kim olduğu bilinmeyen, güvenilir olup olmadığı şüpheli kişi.
380 . Hırpalanmak : Fiziksel ya da manevi olarak çok yorulmak, yıpranmak.
381 . Hırs basmak : Bir şeyi başarmak için aşırı öfke ve istekle dolup taşmak.
382 . Hırs damarı kabarmak : Bir şeye karşı aşırı ve kontrolsüz istek duymaya başlamak.
383 . Hırs damarı şişmek : Aşırı isteğin kontrolden çıkmaya başlaması.
384 . Hırsa kapılıp yanlış yapmak : Aşırı istek nedeniyle mantığını kaybedip hata yapmak.
385 . Hırsa kapılmak : Aşırı istek nedeniyle mantığını kaybedip doğru karar verememek.
386 . Hırsı kabarmak : Para, makam gibi bir şeye karşı aşırı istek duymaya başlamak.
387 . Hırsı topuklarında : Çok öfkeli olduğu her halinden belli olan kişi.
388 . Hırsından çatlamak : Çok istediği bir şeyi elde edememekten dolayı aşırı sinirlenmek.
389 . Hırsından çatlayıp patlamak : Çok istediği şeyi elde edememekten tepesi atmak.
390 . Hırsını alamamak : Öfkeyi boşalttığı halde sakinleşememek.
391 . Hırsının esiri olmak : Aşırı hırsı yüzünden özgür iradesini kaybetmek, onun tarafından yönlendirilmek.
392 . Hırsının kurbanı olmak : Aşırı hırs yüzünden zarar görmek.
393 . Hırsızın evi yanar, elinde ışık arar : Kötü niyetliler sorun kendi başlarına gelince suçu başkalarında ararlar.
394 . Hırsızın hiç mi suçu yok? : Suçu hafifletmeye çalışan bahanelere karşı tepki sözü.
395 . Hırsızın maskesi düşmek : Kötü niyetli ve ikiyüzlü kişinin gerçek yüzünün görülmesi.
396 . Hırsızın maskesini düşürmek : İkiyüzlü kişinin gerçek yüzünü herkese göstermek.
397 . Hırsızın şaşkınlığı : Suçüstü yakalanan kişinin yaşadığı panik ve şaşkınlık hali.
398 . Hırsızın şaşkınlığı yaşamak : Beklenmedik durum karşısında paniğe kapılmak.
399 . Hırsızlama bakmak : Gizlice ve kaçamak şekilde göz ucuyla izlemek.
400 . Hırtapoz : Kaba, düşüncesiz ve görgüsüz kişi.
401 . Hırtı pırtı : Değersiz, eski püskü, küçük tefek eşyaların tümü.
402 . Hısım akraba : Kan bağı olan veya evlilik yoluyla aileye katılan tüm yakınlar.
403 . Hış hış etmek : Bir şeyi karıştırırken veya sürüklerken çıkan sürekli ve hafif tırmalayıcı ses.
404 . Hışım gibi gelmek : Büyük öfkeyle ve hızla bir yere girmek.
405 . Hışım ile bakmak : Çok öfkeli, kızgın ve tehditkâr bir ifadeyle bakmak.
406 . Hışımla ayağa fırlamak : Aniden ve büyük öfke ile bulunduğu yerden hızla kalkmak.
407 . Hışımla çıkagelmek : Beklenmedik anda ve çok kızgın halde bir yere gelmek.
408 . Hışımla çıkıp gitmek : Büyük öfke ve kızgınlıkla olduğu yeri hızla terk etmek.
409 . Hışımla çıkıp gitmenin anlamı yok : Öfke ile terk etmenin sorunları çözmeyeceği.
410 . Hışımla çıkmak (oradan) : Öfkeyle bir yeri terk etmek.
411 . Hışımla dönmek (bir yere) : Büyük bir öfke ve kızgınlıkla geldiği yere geri dönmek.
412 . Hışımla dönüp bakmak : Aniden ve öfkeli şekilde arkasına dönüp sert bakmak.
413 . Hışımla girip çıkmak : Öfkeli ve telaşlı halde girip hemen ayrılmak.
414 . Hışımla karşılamak : Birini veya haberi çok sert, öfkeli ve tepkili şekilde karşılamak.
415 . Hışımla karşılanmak istememek : Öfkeli tepkilerle karşılaşmaktan çekinmek.
416 . Hışımla savurmak : Bir şeyi öfke ile sertçe ve hızla fırlatmak.
417 . Hışımla savurup atmak : Öfkeyle elindeki şeyi fırlatıp atmak.
418 . Hışımla üzerine yürümek : Büyük öfke ile karşısındakinin üzerine doğru sert adımlarla yürümek.
419 . Hışır hışır para harcamak : Parayı bol bol, düşüncesizce harcayıp bitirmek.
420 . Hışırtı çıkarmak : Kâğıt, kuru yaprak gibi şeylerle ses çıkarmak.
421 . Hışırtıdan irkilmek : Aniden duyulan hafif bir sesten tedirgin olup ürkmek.
422 . Hışırtıdan ürkmek : Ani ve hafif sesten korkup irkilmek.
423 . Hışırtıya gelmemek : Dedikoduya veya küçük provokasyonlara kanıp tepki vermemek.
424 . Hışırtıyı duyunca irkilmek : Hafif ses duyunca tedirgin olup yerinden sıçramak.
425 . Hışmına uğramak : Birinin büyük öfkesine hedef olmak.
426 . Hıyar gibi büyümek : Hızlı, kontrolsüz ve savruk şekilde gelişmek.
427 . Hıyar gibi kalmak : Çaresiz ve beceriksiz durumda olmak.
428 . Hıyar gibi olmak : Kalitesiz, saçma, beğenilmeyen durum veya nesne.
429 . Hıyar gibi serilmek : Çok yorgun veya tembellikten olduğu yere uzanıp kalmak.
430 . Hıyar gibi uzanıp yatmak : Tembelce veya yorgunlukla uzanıp kalmak.
431 . Hıyar gibi yatmak : Tembel tembel ve bomboş yatıp vakit geçirmek.
432 . Hıyar kasası gibi : Çok kalabalık, sıkışık ve hareket edilemeyen yer.
433 . Hıyar kasası gibi dolu : İçinde hareket edilemeyecek kadar kalabalık ve tıklım tıklım yer.
434 . Hıyara dönmek : Çok kötü, işe yaramaz duruma gelmek veya çok üşüyerek morarmak.
435 . Hız almak (birinden/bir şeyden) : Bir kaynaktan güç, ilham veya motivasyon alarak hareket geçmek.
436 . Hız canavarına dönüşmek : Araç kullanırken aşırı hız yapma takıntısı olan tehlikeli kişi olmak.
437 . Hız kesmeden : Ara vermeden, yavaşlamadan devam etmek.
438 . Hız manyağı olmak : Aşırı hız yapmaktan büyük haz alan ve bunu tutku haline getiren kişi olmak.
439 . Hız manyağı olmaktan kurtulmak : Aşırı hız tutkusundan vazgeçmek.
440 . Hız tutkunluğu bırakmak : Aşırı hız yapma alışkanlığından vazgeçmek.
441 . Hız tutkunu olmak : Aşırı hız yapmaktan hoşlanan kişi olmak.
442 . Hız tutkusu peşinde koşmak : Yüksek hıza ulaşma arzusuyla bunu bir amaç haline getirip peşinden gitmek.
443 . Hız tutsağı haline gelmek : Aşırı hız yapma isteğinin kişiyi kontrol edilemez şekilde ele geçirmesi.
444 . Hız tutsağı olmak : Bir şeye karşı aşırı istek duyup peşinden gitmekten kendini alamamak.
445 . Hız yapmak : Yasal sınırın üzerinde veya gereğinden fazla süratle gitmek.
446 . Hızar gibi işlemek : Kesintisiz, düzenli ve güçlü şekilde çalışıp verimli olmak.
447 . Hızar gibi ses çıkarmak : Rahatsız edici, tırmalayıcı ve kesintisiz gürültü sürdürmek.
448 . Hızar gibi ses çıkarmaya başlamak : Rahatsız edici, tırmalayıcı gürültü yapmak.
449 . Hızar sesi kesilmek : Sürekli gürültünün aniden son bulması, sessizliğin hâkim olması.
450 . Hızar sesiyle uyanmak : Rahatsız edici gürültü nedeniyle uykudan uyanmak.
451 . Hızarcı düğünü gibi : Çok kalabalık, gürültülü, karmaşık ve eğlenceli ortam.
452 . Hızarın sesi kesilmek : Sürekli gürültünün aniden durup sessizliğin çökmesi.
453 . Hızını alamamak : Bir işe kendini kaptırıp durmak istememek.
454 . Hızını alamayarak devam etmek : Durması gerekirken kendini durduramamak.
455 . Hızını alamayıp devam etmek : Durması gerektiği halde devam etmekten kendini alıkoyamamak.
456 . Hızını alamayıp konuşmayı uzatmak : Durması gerekirken lafı uzatıp bitirememek.
457 . Hızını kesmek : Yavaşlamak, tempoyu düşürmek.
458 . Hızını kesmek zorunda kalmak : Bir sebeple yavaşlamak, tempoyu düşürmek veya faaliyeti durdurmak mecburiyetinde olmak.
459 . Hızını kesmeyi bilmek : Gerektiğinde yavaşlamayı, fren yapmayı becerebilmek.
460 . Hızır gibi yetişmek : Tam ihtiyaç anında yardıma gelmek.
461 . Hızla akan bir nehir gibi : Çok hızlı, durdurulamaz şekilde ilerleyen şeyler.
462 . Hızla akıp giden zaman : Fark edilmeden, çok çabuk geçip giden zaman.
463 . Hızla akıp gitmek : Zamanın veya sürecin çabuk ve fark edilmeden geçip bitmesi.
464 . Hızlı adımlarla ilerlemek : Bir işte hedefe çabuk ve verimli şekilde mesafe kat etmek.
465 . Hızlı adımlarla yürümek : Bir yere çabuk ulaşmak için seri adımlar atmak.
466 . Hızlı bir şekilde yol almak : Bir işte veya seyahatte beklenenden kısa sürede mesafe kat etmek.
467 . Hızlı bir tempo tutturmak : Yüksek hız ve verimlilikle çalışmayı sürdürmek.
468 . Hızlı bir tempoda çalışmak : İşi olabilecek en kısa sürede bitirmek için yoğun çalışmak.
469 . Hızlı bir tempoyla ilerlemek : Bir işi beklenenden kısa sürede bitirmek için seri ve yoğun çalışmak.
470 . Hızlı davranıp yetişmek : Zaman kaybetmeden hareket ederek bir yere veya birine zamanında ulaşmak.
471 . Hızlı davranmak : Zaman kaybetmeden çabucak harekete geçmek.
472 . Hızlı davranmak zorunda kalmak : Zaman kısıtlı veya acil olduğu için çabuk karar verip hareket etmek.
473 . Hızlı davranmanın gerekliliği : Bazı durumlarda zaman kaybetmeden harekete geçmenin önemi.
474 . Hızlı davranmanın önemini kavramak : Zamanın değerini anlayıp çabuk harekete geçmenin önemini anlamak.
475 . Hızlı koşan atın boku seyrek düşer : Yoğun çalışanlar zamanla aksaklık yaşar ama verimlidir.
476 . Hicap duymak : Yapılan hatadan dolayı derin mahcubiyet ve utanç hissetmek.
477 . Hiç değilse : En azından, bari.
478 . Hiç etmek : Değerli şeyi haksız yollarla ortadan kaldırmak.
479 . Hiç yoktan : Ortada sebep yokken aniden ortaya çıkan durum.
480 . Hiçe saymak : Bir kimseyi veya değeri tamamen önemsiz görmek.
481 . Hiçten yere : Ortada neden yokken boş yere sorun çıkması.
482 . Hidayete ermek : Yanlış yoldan dönüp doğru yolu bulmak.
483 . Hiddete kapılmak : Birdenbire çok sinirlenmek, öfkesini kontrol edememek.
484 . Hiddetini kusmak : Biriktirdiği öfkeyi sert sözlerle veya hareketlerle dışa vurmak.
485 . Hiddetlenmek : Haksızlık karşısında aşırı kızarak sert tepki verecek ruh haline girmek.
486 . Hikaye anlatmak : Gerçek dışı, inandırıcı olmayan boş sözler.
487 . Hikmetinden sual olunmaz : Tanrı’nın işlerine karışılmayacağını anlatan inanç sözü.
488 . Hile hurda : Yalan, aldatmaca, sahtekarlık ve kurnazca yapılan oyunlar.
489 . Hile karıştırmak : İşe yalan, dolan ekleyerek başkalarını aldatmaya çalışmak.
490 . Hile şeriatı : Kanunların boşluklarından yararlanarak haksız işleri yasalmış gibi gösterme çabası.
491 . Hilkat garibesi : Görünüşü çok tuhaf, korkutucu canlı veya nesne.
492 . Himayesine almak : Güçsüz birini koruması altına almak.
493 . Himmet etmek : Maddi veya manevi olarak yardımda bulunmak.
494 . Himmetini esirgememek : Yardıma ihtiyacı olana tüm desteği sunmak.
495 . Hin oğlu hin : Çok kurnaz, içten pazarlıklı, güvenilmez kişi.
496 . Hinoğlu hinlik : Kurnazlık, hile ve başkalarını oyuna getirmeyi amaçlayan davranışlar.
497 . Hizaya gelmek : Kurallara uymak, disiplinli davranmak.
498 . Hizmet etmek : Birinin isteklerini yerine getirmek, ideallere emek vermek.
499 . Hizmete amade : Her an görevi yerine getirmeye hazır olma durumu.
500 . Hizmetinde bulunmak : Büyüğün yanında ona yardımcı olarak çalışmak.
501 . Hizmetini görmek : Birinin bakımını üstlenmek, ihtiyaçlarını gidermek.
502 . Hoca kılıklı : Görünüşü ve tavırlarıyla din adamını andıran ancak öyle olmayan kişi.
503 . Hodbin olmak : Yalnızca kendi çıkarlarını düşünen, bencil olmak.
504 . Hodri meydan demek : Kendinden emin şekilde mücadeleye çağırmak.
505 . Hokka gibi oturmak (bir şey) : Giysi veya eşyanın tam üzerine mükemmel oturması.
506 . Hokkabazlığa başvurmak : Aldatıcı sözler söyleyerek işi geçiştirmek.
507 . Hokkabazlığı bırakmak : İkiyüzlü, yanıltıcı davranışları terk edip dürüst olmaya karar vermek.
508 . Hokkabazlık etmeden anlatmak : Doğrudan, gerçekleri saklamadan ifade etmek.
509 . Hokkabazlık etmeden iş yapmak : Aldatmadan, dürüst şekilde çalışmak.
510 . Hokkabazlık etmek : Sürekli fikir değiştirerek veya gerçekleri saptırarak insanları kandırmaya çalışmak.
511 . Hokkabazlık yapmadan konuşmak : Dolambaçlı yollara sapmadan dosdoğru, açık ve net konuşmak.
512 . Hokkabazlık yapmak : Sürekli fikir değiştirerek insanları yanıltıcı açıklamalar yapmak.
513 . Hop dedirtmek : Rakibine müdahale etme fırsatı vermemek.
514 . Hop dedirtmemek : Kimseye söz hakkı veya müdahale fırsatı vermemek, kontrolü elinde tutmak.
515 . Hop diye ayağa fırlamak : Ani ses veya durum karşısında korkuyla yerinden sıçramak.
516 . Hop diye yerinden sıçramak : Ani ses veya hareket karşısında korkuyla veya heyecanla olduğu yerden fırlamak.
517 . Hop oturtmak (birini) : Beklenmedik bir söz veya olayla şaşkına çevirmek.
518 . Hop oturtup hop kaldırmak : Şaşırtıcı hareketler veya sözlerle tedirgin etmek.
519 . Hop oturup hop kalkmak : Ani gelişme karşısında heyecanlanıp şaşırmak.
520 . Hop oturup hop kalkmaktan bıkmak : Sürekli heyecanlanmaktan usanmak.
521 . Hop oturup hop kalkmaktan yorulmak : Sürekli heyecanlanmaktan, şaşırmaktan bitkin düşmek.
522 . Hop oturup hop kalkmaya başlamak : Ani haber karşısında heyecandan yerinde duramaz hale gelmek.
523 . Hoplatmak (müziği/birini) : Müziğin sesini çok açmak veya birini çok eğlendirmek.
524 . Hoppadak gelmek : Hiç beklenmedik anda, aniden ortaya çıkıvermek.
525 . Hoppadak karşısına çıkmak : Beklenmedik anda ve yerde aniden görünmek.
526 . Hoppala demek : Ani durum karşısında şaşırma, sevinme ünlemi.
527 . Hoppala diye bağırmak : Şaşkınlık, sevinç amacıyla yüksek sesle ünlem söylemek.
528 . Hoppala diye seslenmek : Şaşkınlık, sevinç veya uyarma amaçlı ünlemle çağırmak.
529 . Hoppalık etmek : Yaşına yakışmayacak şekilde ciddiyetsiz davranmak.
530 . Hor bakmak (bir şeye) : Küçümseyerek, değersiz bulup bakmak.
531 . Hor görülmek : Başkaları tarafından aşağılanmak, küçümsenmek.
532 . Hor kaldırmak : Gereken önemi vermeyip ihmal etmek veya hafife almak.
533 . Hor kullanılmaktan geçilmemek : Bir eşyanın sahibi tarafından hiç özen gösterilmeden hırpalanması.
534 . Hor kullanılmaya dayanamamak : Özensiz davranışlar sonucu çabucak bozulmak.
535 . Hor kullanıma dayanıklı malzeme : Sert kullanımlara karşı sağlam, bozulmayan materyal.
536 . Hor kullanıma dayanıklı olmak : Özensiz ve sert kullanımlara karşı sağlam yapılı olup kolay bozulmamak.
537 . Hor kullanmak : Eşyayı özensizce, sert kullanarak çabuk eskitmek.
538 . Hor kullanmaktan çekinmek : Özenle ve dikkatlice kullanmaya özen göstermek.
539 . Hor kullanmaya elverişli olmamak : Nazik ve özenli davranılması gereken, kaba kullanıma dayanıksız olmak.
540 . Hor kullanmaya kıyamadığı eşya : Çok değer verdiği için özenle koruduğu nesne.
541 . Hor kullanmaya kıyamamak : Bir eşyaya çok değer verdiği için özenli ve dikkatli kullanmak istemek.
542 . Hora geçmek : Neşe içinde eller çırparak ve zıplayarak oynamak.
543 . Horasan harcı gibi : Çok sağlam, dayanıklı ve birbirine sıkı bağlı şey.
544 . Horasan harcı gibi kenetlenmek : Çok sağlam, sıkı ve ayrılmaz şekilde birleşmek, dayanışma içinde olmak.
545 . Horasan harcı gibi sağlam : Çok dayanıklı, güçlü ve kolay kolay dağılmayacak şekilde bir araya gelmiş olan şey.
546 . Horasan harcı gibi sağlam durmak : Çok güçlü, dayanıklı ve sarsılmaz şekilde ayakta kalmak.
547 . Horasan harcıyla örmek : Çok sağlam, dayanıklı ve kalıcı şekilde inşa etmek.
548 . Horasan\’dan gelmiş gibi susmak : Derin, anlamlı ve bozulması güç bir sessizliğe gömülmek.
549 . Horasan’dan gelmiş gibi konuşmamak : Hiç ses çıkarmamak, derin sessizlik sürdürmek.
550 . Horasanlı gibi susmak : Çok derin, bozulması mümkün olmayan bir sessizliğe bürünmek.
551 . Horgörüyle bakmak : Birine veya bir şeye küçümseyerek bakmak.
552 . Horlanmak : Aşağılanmak, değersiz görülmek.
553 . Horoz dövüşü : İki kişi arasında gereksiz kavgacı ve gürültülü tartışma.
554 . Horoz dövüşünden farksız olmak : İki kişi arasındaki gereksiz, kavgacı tartışma.
555 . Horoz dövüşüne dönüştürmek : Sıradan tartışmayı gereksiz kavgacı hale getirmek.
556 . Horoz gibi dikilip durmak : Mağrur tavırla ayakta durmak, kasılmak.
557 . Horoz gibi dikilmek : Kendini beğenmiş ve kibirli tavırla dikleşerek durmak.
558 . Horoz gibi dövüşmek : İki kişinin önemsiz mesele yüzünden kavgacı tutumla atışması.
559 . Horoz gibi kabarmak : Küçük başarıda kendini büyük görmeye başlayıp kibirli tavır takınmak.
560 . Horoz gibi ötmek : Kendini beğenmiş tavırla yüksek sesle böbürlenmek.
561 . Horoz gibi ötmekten usanmamak : Kendini övüp böbürlenmekten asla bıkmamak.
562 . Horoz gibi ötmesini bilmek : Kendini övmeyi, böbürlenmeyi iyi beceren kişi olmak.
563 . Horoz gibi ötmeye başlamak : Kendini çok bilgili görerek yüksek perdeden konuşup böbürlenmek.
564 . Horoz gibi ötmeyi bırakmak : Kendini övüp böbürlenmekten vazgeçmek.
565 . Horoz gibi ötüp durmak : Sürekli kendini öven, böbürlenen ve yüksek sesle konuşan kişi olmak.
566 . Horoz ibiği gibi : Kıpkırmızı olmuş şeyleri tarif eder.
567 . Horoz ibiği gibi kıpkırmızı olmak : Utançtan veya sıcaktan yüzünün al al renge bürünmesi.
568 . Horoz ibiği gibi kızarmak : Utancından veya heyecanından yüzünün kızarması.
569 . Horoz ibiği kadar kızarmak : Utanç veya sıcaktan yüzünün al al olması.
570 . Horoz ibiğine dönmek : Utançtan, sıcaktan veya heyecandan yüzünün kıpkırmızı kesilmesi.
571 . Horoz ötüşü : Sabahın çok erken saati, ortalığın ağarmadığı vakit.
572 . Horozlanıp böbürlenmek : Yaptığı küçük işi büyütüp kendini çok önemli göstermeye çalışmak.
573 . Horozlanıp durmak : Her fırsatta kendini göstermeye, büyüklük taslamaya çalışmak.
574 . Horozlanıp etrafa hava atmak : Kendini olduğundan büyük göstermeye çalışmak.
575 . Horozlanmak : Kendini üstün görüp büyüklenmek ve kibirli tavır takınmak.
576 . Horozlanmakta üstüne yok : Kendini övme konusunda kimse onunla yarışamaz.
577 . Hortlak gibi dolaşıp durmak : Soluk benizli, bitkin ve amaçsız gezmek.
578 . Hortlak gibi dolaşmak : Solgun, bitkin, hayalet gibi ve amaçsız şekilde ortalıkta dolaşmak.
579 . Hortlak gibi görünmek : Çok solgun, bitkin ve sağlıksız görüntüye sahip olmak.
580 . Hortlak gibi sessizce dolaşmak : Gölge gibi, ses çıkarmadan ürkütücü şekilde gitmek.
581 . Hortlamak : Unutulmuş bir konunun aniden yeniden gündeme gelmesi.
582 . Hortlamasına fırsat vermemek : Eski sorunun yeniden gündeme gelmesini engellemek.
583 . Hortlamasına neden olmak : Geçmişte kapanmış konuyu tekrar ve istenmeyen şekilde açmak.
584 . Hortlamasına sebep olmak : Unutulmuş bir tartışmayı yeniden gündeme getirmek.
585 . Hortlamasına yol açacak sözler söylemek : Geçmiş konuyu yersiz sözlerle yeniden gündeme getirmek.
586 . Hosafın yağının kalmaması : Sabrın ve tahammülün tamamen tükenmesi.
587 . Hoşafın yağı çekilmek : Sabrın ve tahammülün artık sonuna gelinmesi.
588 . Hoşafın yağı çekilmiş gibi davranmak : Sabrı tükenmiş, dayanacak hali kalmamış tavır sergilemek.
589 . Hoşafın yağı kalmadığını anlamak : Sabrının ve tahammülünün sonuna geldiğini fark etmek.
590 . Hoşafın yağı kesilmek : Keyfin, neşenin veya sabrın tükenmesi.
591 . Hoşafın yağının kalmadığını hissetmek : Sabrının ve dayanma gücünün tükendiğini fark etmek.
592 . Hoşbeş etmeden işe girişmek : Hal hatır sormadan doğrudan işe başlamak.
593 . Hoşbeş etmek : Hal hatır sormak için kısa sohbet yapmak.
594 . Hoşbeş etmeyi sever olmak : Hal hatır sormayı seven kişilikte olmak.
595 . Hoşbeşi bırakıp işe dönmek : Sohbeti kesip asıl yapılması gereken konuya odaklanmak.
596 . Hoşbeşi kesmek : Hal hatır sohbetini bitirip asıl konuya geçmek.
597 . Hoşbeşi uzatmak : Nezaket sohbetini gereğinden fazla uzatmak.
598 . Hoşbeşten sıkılmak : Anlamsız sohbetlerden usanıp asıl konuya geçmek istemek.
599 . Hoşbeşten sonra : Resmi konuya girmeden önce yapılan kısa sohbetin ardından.
600 . Hoşça vakit geçirmek : Keyifli, eğlenceli ve sıkılmadan zaman geçirmek.
601 . Hoşgörü çemberi içine almak : Bir kişiyi müsamaha ve anlayışla karşılayıp dışlamamak.
602 . Hoşgörü çemberini genişletmek : Daha fazla insana karşı tolerans göstermeye başlamak.
603 . Hoşgörü çerçevesinde değerlendirmek : Bir hatayı anlayışla ve toleransla karşılayıp yargılamamak.
604 . Hoşgörü göstermek bir meziyettir : Başkalarının hatalarına tahammül edebilmenin erdem olduğu.
605 . Hoşgörü göstermek şart olmak : Bazı durumlarda anlayışlı ve bağışlayıcı davranmanın zorunlu hale gelmesi.
606 . Hoşgörü göstermekte zorlanmak : Hataya tahammül etmekte zorluk çekmek.
607 . Hoşgörü ile karşılamak : Hatayı anlayışla karşılayıp olumsuz tepki göstermemek.
608 . Hoşgörü sınırlarını zorlamak : Tahammül edilebilecek en uç noktaya gelmek.
609 . Hoşgörüden nasibini almamak : Hiç toleransı olmamak, en ufak hatalara bile tahammül edememek.
610 . Hoşgörüden yoksun olmak : Başkalarının farklılıklarına karşı hiç tahammülü olmamak.
611 . Hoşgörüsü olmamak : Hataya, farklılığa tahammül göstermemek.
612 . Hoşgörüsüzlüğün sonu yoktur : Katı ve anlayışsız davranmanın sürekli çatışmaya yol açacağı.
613 . Hoşgörüsüzlük etmek : Başkalarının düşünce ve davranışlarına karşı katı ve anlayışsız olmak.
614 . Hoşgörüsüzlük göstermek : Başkalarının düşüncelerine karşı katı, eleştirel tavır takınmak.
615 . Hoşgörüsüzlük yapmak : Başkalarının fikirlerine, hatalarına karşı katı ve anlayışsız davranmak.
616 . Hoşgörüyle bakmak (bir şeye) : Bir duruma anlayışla, müsamaha ile yaklaşmak.
617 . Hoşnut bırakacak bir iş çıkarmak : İşin karşı tarafın beklentilerini karşılayacak nitelikte olması.
618 . Hoşnut bırakmak için elinden geleni yapmak : Memnun etmek için tüm çaba ve imkanları seferber etmek.
619 . Hoşnut bırakmamak : Yapılan işin karşı tarafta memnuniyet veya beğeni hissi uyandırmaması.
620 . Hoşnut bırakmayı başaramamak : Yapılan işin karşı tarafta memnuniyet uyandırmaması.
621 . Hoşnut etmek (birini) : Birini memnun etmek, razı etmek.
622 . Hoşnut kalmak (bir şeyden) : Bir durumdan memnun olup olumlu izlenim edinmek.
623 . Hoşnutsuzluğunu açıkça ifade etmekten çekinmemek : Rahatsızlığını dile getirmekten korkmamak.
624 . Hoşnutsuzluğunu belirtmek : Memnuniyetsizliği açıkça ifade etmek.
625 . Hoşnutsuzluğunu dile getirmek : Rahatsızlığını ve memnuniyetsizliğini açıkça sözlü olarak ifade etmek.
626 . Hoşnutsuzluğunu gizlememek : Rahatsızlığını açıkça belli etmek, içinde saklamamak.
627 . Hoşnutsuzluğunu gizlemeye çalışmak : Rahatsızlığını belli etmemek için kendini zorlamak.
628 . Hoşnutsuzluk yaratmak : Memnuniyetsizlik ve rahatsızlık hissi uyandırmak.
629 . Hovarda yürekli : Paraya hiç değer vermeyen, elindekini cömertçe paylaşan kimse.
630 . Hovardalık etmek : Parasını ve vaktini eğlence yerlerinde düşüncesizce harcamak.
631 . Hoyrat eli değdi mi bozulur : Kaba kişilerin dokunduğu şeyler kolayca zarar görür.
632 . Hoyrat eli değmek : Bir şeye kaba ve özensiz birinin eli değmiş olmak.
633 . Hoyrat eli değmesin diye saklamak : Kaba kişinin dokunup bozmasından endişe ederek saklamak.
634 . Hoyrat eli değmiş : Kaba ve özensiz birinin müdahale etmiş olmasından dolayı zarar görmüş olmak.
635 . Hoyrat eller : Özen göstermeden kaba ve sert davranan kişiler.
636 . Hoyratça davranışlar sergilemek : İncitici, kaba ve düşüncesiz hareketlerde bulunmaya devam etmek.
637 . Hoyratça kullanımdan çekinmek : Hırpalayacak şekilde kullanmaktan kaçınmak.
638 . Hoyratça kullanmak : Bir şeyi kabaca, sert hareketlerle kullanıp yıpratmak.
639 . Hoyratça sürmek (bir şeyi) : Bir aracı özen göstermeden, zorlayarak kullanmak.
640 . Hoyratça sürmekten kaçınmak : Bir aracı hırpalayacak şekilde kullanmaktan uzak durmak.
641 . Hoyratça sürüp gitmek : Bir aracı hiç özen göstermeden kabaca yapıp tamamlamak.
642 . Hoyratlığı elden bırakmamak : Kaba ve incitici davranışları alışkanlık haline getirip sürdürmek.
643 . Hoyratlık etmek : Kaba, incitici ve düşüncesiz davranışlarda bulunmak.
644 . Hoyratlık etmek ona göre değil : Kaba davranışların o kişinin karakterine uymadığı.
645 . Hoyratlık etmeye devam etmek : Kaba davranışlarını sürdürmekte ısrar etmek.
646 . Hozan gibi : İşlenmemiş, bakımsız, sert şeyler.
647 . Hozan gibi bırakmak : Bir yeri veya durumu bakımsız, ıssız ve kullanılmaz hale getirmek.
648 . Hozan sürmek : İşlenmemiş toprağı sürerek ekime hazır hale getirmek.
649 . Hozan toprağı gibi : İşlenmemiş, sert ve verimsiz ama potansiyel barındıran şeyler.
650 . Hozana dönmek : Bakımsızlıktan verimsiz bir hale gelmek.
651 . Hozana dönmüş bir arazi : İşlenmemiş, bakımsız, otlarla kaplanmış toprak.
652 . Hozana dönüştürmek : Bir yeri veya toprağı bakımsız ve verimsiz hale getirmek.
653 . Hozanlaşmak : Zamanla veya ihmal sonucu verimsiz, çorak duruma gelmek.
654 . Hozanlık etmek : Bir işi savsaklamak, özensizce yapmak.
655 . Hozanlık etmek işi aksatır : Savsaklamanın tüm süreci yavaşlattığı.
656 . Hozanlık etmekten vazgeçmek : Bir işi savsaklamayı bırakıp ciddiyetle ele almak.
657 . Hukuk çerçevesinde hareket etmek zorunluluğu : Yasalara uygun davranmanın mecburiyet olduğu.
658 . Hukuk çerçevesinde kalmak : Yapılan her şeyi yasalara uygun şekilde gerçekleştirmek.
659 . Hukuk çerçevesini aşmak : Yasal sınırları ihlal etmek.
660 . Hukuk çizgisinden ayrılmamak : Davranışlarını her zaman yasalara uygun şekilde düzenlemek.
661 . Hukuk dışına çıkmak : Yasal çerçevenin dışına taşan kabul edilemez davranışlarda bulunmak.
662 . Hukuk dışına çıkmamak için özen göstermek : Kanunların sınırları içinde kalmaya dikkat sarf etmek.
663 . Hukuk dışına çıkmamaya özen göstermek : Yasal sınırların dışına taşmamak için dikkat ve çaba sarf etmek.
664 . Hukuk dışına itilmek : Yasal yollardan uzaklaştırılıp illegal faaliyetlere sürüklenmek.
665 . Hukuk dışına itmek : Bir kişiyi yasal yollardan uzaklaştırıp illegal eylemlere yöneltmek.
666 . Hukuk önünde boyun eğmek : Mahkeme kararını kabul edip itiraz etmemek.
667 . Hukuk önünde eşit olmak : Kanunlar karşısında herkesin aynı haklara sahip olması.
668 . Hukuk önünde herkes eşittir ilkesi : Adalet sisteminde herkese eşit muamele edilmesi gerektiği.
669 . Hukuk önünde sorumlu olmak : Kanunlar karşısında hesap verme yükümlülüğü bulunmak.
670 . Hukuku ayaklar altına almak : Yasaları ve adalet ilkelerini hiçe sayarak keyfi davranmak.
671 . Hukuku çiğnemek : Yasaları ve adalet ilkelerini hiçe sayarak hareket etmek.
672 . Hukukun arkasına sığınmak : Yaptığı işin doğruluğunu kanunlara dayandırarak savunmaya çalışmak.
673 . Hukukun üstünlüğüne gölge düşürmek : Yasal düzeni ve adalet anlayışını zedeleyecek davranışlarda bulunmak.
674 . Hukukun üstünlüğüne inanmak : Toplum düzeninin ancak yasalarla sağlanacağına inanmak.
675 . Hukukun üstünlüğünü kabul etmek : En büyük gücün kanunlar olduğunu benimsemek.
676 . Hulus çakmak : Birine yaranmak amacıyla dalkavukluk yapmak.
677 . Hulus ile yaklaşmak : Samimi, içten, dürüst bir tavırla yaklaşmak.
678 . Hulus ve samimiyetle davranmanın değeri : İçten ve dürüst olmanın insan ilişkilerindeki önemi.
679 . Hulus ve samimiyetle kabul etmek : Bir şeyi içtenlikle ve gönülden kabul edip samimi şekilde benimsemek.
680 . Hulus ve samimiyetle karşılamak : Konuğu içtenlikle karşılamak.
681 . Hulus ve samimiyetle yaklaşmak : İçtenlikle, dürüst niyetlerle ve saygı çerçevesinde yaklaşmak.
682 . Huluskâr davranmak : İçten, samimi ve saygılı bir tutumla yaklaşmak.
683 . Hulyalara kapılmak : Gerçekleşmesi imkansız hayallerin peşinden giderek gerçeklikten kopmak.
684 . Humara düşürmek : Birini aldatmak, kandırmak suretiyle zor durumda bırakmak.
685 . Humara gelmek : Yalana kanıp aldanmak, tuzağa düşmek.
686 . Humara getirilmekten korkmak : Aldatılmaktan, kandırılmaktan endişe duymak.
687 . Humara getirmeye çalışmak : Birini aldatmak, kandırmak veya yanıltmak için plan yapmak.
688 . Humarı basmak (birine) : Birine karşı büyük öfke, kızgınlık ve kin beslemeye başlamak.
689 . Hummalı bir araştırma içinde olmak : Bir konuyu en ince ayrıntısına kadar büyük heyecanla araştırmak.
690 . Hummalı bir araştırma yapmak : Konuyu enine boyuna büyük çaba ve dikkatle incelemek.
691 . Hummalı bir çalışmanın içinde olmak : Çok yoğun, hareketli ve yorucu iş temposu içinde bulunmak.
692 . Hummalı bir faaliyet içine girmek : Bir iş için yoğun, hareketli ve heyecanlı çalışma temposuna girmek.
693 . Hummalı bir faaliyetin ortasında kalmak : Çok yoğun çalışma döneminin tam içinde olmak.
694 . Hummalı bir şekilde çalışmaya devam etmek : Yüksek tempo ve heyecanla işini sürdürmek.
695 . Hummalı bir şekilde hazırlanmak : Bir şey için büyük heyecan ve telaşla hazırlık yapmak.
696 . Hummalı bir tempo içinde çalışmak : Çok yoğun, hareketli ve ara vermeden çalışmak.
697 . Hummalı çalışmak : Büyük heyecan ve yoğunlukla ara vermeden çalışmak.
698 . Huni gibi : Çok fazla yiyen veya içen insanlar için benzetme.
699 . Huni gibi içki akıtmak : Aşırı miktarda ve çok hızlı şekilde içki içmek.
700 . Huni gibi içkiyi içine dökmek : İçkiyi çok hızlı ve kontrolsüz şekilde içmek.
701 . Huni gibi içmeye devam etmek : Sürekli aşırı miktarda ve hızlı içki içmek.
702 . Huni gibi içmeye doymamak : Sürekli ve aşırı miktarda içki içme isteğinin önüne geçememek.
703 . Huni ile içmek : Aşırı miktarda ve hızlı şekilde içki içmek.
704 . Hurda çıkıp atılmak : İşe yaramaz, eskimiş ve değersiz bulunduğu için dışlanmak.
705 . Hurda çıkıp atılmayı beklemek : İşe yaramadığı için kenara atılacağı günü beklemek.
706 . Hurda çıkma ihtimali yüksek : Büyük olasılıkla işe yaramaz hale geleceği.
707 . Hurda çıkmak : Çok eskiyip yıpranmak, kullanılamaz hale gelmek.
708 . Hurda çıkmaya yüz tutmak : Giderek eskimeye, yıpranmaya ve işe yaramaz hale gelmeye başlamak.
709 . Hurda gibi atılmak : Değersiz ve işe yaramaz bulunarak bir kenara atılmak.
710 . Hurda gibi bir görüntüye bürünmek : Çok eski, yıpranmış ve değersiz nesne gibi görünmek.
711 . Hurda gibi görünmek : Çok yıpranmış, bakımsız ve değersiz bir görüntüye bürünmek.
712 . Hurda gibi görünmekten kurtulamamak : Sürekli yıpranmış, değersiz görüntüye sahip olmak.
713 . Hurda haline gelmek : Zamanla veya kötü kullanımla tamamen işe yaramaz duruma dönüşmek.
714 . Hurda haline getirilme kaderinden kurtulamamak : Kaçınılmaz şekilde kullanılamaz nesneye dönüşmek.
715 . Hurda haline getirilmek : Bir şeyin kullanılamaz duruma sokulması.
716 . Hurda haline getirmek : Bir şeyi kötü kullanım veya ihmal sonucu kullanılmaz duruma sokmak.
717 . Hurda yığını : Çok eski, kırık dökük ve işe yaramaz eşyaların karışık yığını.
718 . Hurdası çıkmak : Çok yıpranmak, değersiz hale gelmek.
719 . Hurdasını çıkarmak : Bir şeyi çok yıpratmak, berbat etmek.
720 . Hurdaya ayırmak : Kullanılmayacak durumdaki eşyayı tamir edilemez diye ayırıp atmak.
721 . Hurdaya çıkarılma endişesi taşımak : İşe yaramaz bulunup atılacağı kaygısını hissetmek.
722 . Hurdaya çıkarılma korkusu yaşamak : İşe yaramaz bulunup atılma endişesi taşımak.
723 . Hurdaya çıkarılmaya yüz tutmak : Kullanım ömrünü doldurmak üzere olmak, işe yaramaz olmaya başlamak.
724 . Hurdaya çıkma zamanı gelmek : Artık ömrünü tamamlamak, kullanılamayacak hale gelmek.
725 . Hurdaya çıkmak : İşe yaramayacak kadar eski ve değersiz hale gelmek.
726 . Hurdaya dönmek : Fiziksel olarak çok yıpranıp çürümüş ve kullanılamaz hale gelmek.
727 . Hurdaya dönüşme sürecine girmek : Zamanla işe yaramaz hale gelmeye başlamak.
728 . Hurdaya dönüşmekten kurtarmak : Kullanılamaz hale gelmekten korumak, onarmak.
729 . Hurdaya dönüşmekten kurtulamamak : Kaçınılmaz şekilde işe yaramaz bir nesne haline gelmek.
730 . Huri gibi : Çok güzel, nur yüzlü, temiz kadın.
731 . Huruç edeceği belli olmak : Saldırmak üzere olduğu hazırlıklarından anlaşılmak.
732 . Huruç edecek gücü olmak : Saldırıya geçebilecek kadar kuvvetli ve hazır olmak.
733 . Huruç edecek gücü toplamak : Saldırı için gereken gücü bir araya getirmek.
734 . Huruç edip saldırmak : Savunma pozisyonundan çıkıp aniden düşman üzerine yürümek.
735 . Huruç etmek : Savunma pozisyonundaki birliğin düşmana ani taarruz için mevzilerinden çıkması.
736 . Huruç etmek için emir beklemek : Taarruza geçmek için üstten gelecek komutu beklemek.
737 . Huruç etmek için son hazırlıkları yapmak : Taarruza geçmeden önceki son düzenlemeleri tamamlamak.
738 . Huruç etmek üzere hazır beklemek : Ani saldırı için son hazırlıklarını tamamlayıp emri beklemek.
739 . Huruç hareketi yapmak : Savunma halindeyken aniden saldırıya geçmek.
740 . Huruç hareketi yapmaya hazırlanmak : Gizlice ve organize şekilde ani saldırı için hazırlık yapmak.
741 . Huruç yapmak : Kuşatma altındaki gücün aniden saldırıya geçmesi.
742 . Hurufata bakmak : Asıl önemli noktayı kaçırıp gereksiz ayrıntılarla uğraşmak.
743 . Hurufatçılık etmekten vazgeçmemek : Önemsiz detaylarla uğraşmayı sürdürmek.
744 . Hurufatçılık yapıp durmak : Sürekli önemsiz detaylar ve şekilcilik üzerinde ısrarla durmak.
745 . Hurufatçılık yapmak : Öze inmek yerine harfler, kelimeler veya küçük ayrıntılar üzerinde durmak.
746 . Hurufatçılık yapmak yerine öze inmek : Şekilcilikle uğraşmak yerine asıl meselesine odaklanmak.
747 . Hurufatçılık yapmakta ısrar etmek : Önemsiz ayrıntılarla uğraşmayı sürdürmekte diretmek.
748 . Hurufatla meşgul olmak : Önemli işler dururken ayrıntılarla vakit geçirmek.
749 . Hurufatla uğraşarak asıl işi aksatmak : Önemsiz ayrıntılarla meşgul olup ana görevi ihmal etmek.
750 . Hurufatla uğraşmak : Asıl meseleyi bırakıp harfler, imlâ kuralları veya anlamsız ayrıntılarla vakit kaybetmek.
751 . Hurufatla vakit öldürmek : Önemsiz ayrıntılar ve şekilcilik üzerinde gereksiz yere zaman harcamak.
752 . Hususiyet göstermek : Durumun kendine özgü nitelikler taşıması.
753 . Huy canın altındadır : Alışkanlıkları değiştirmek çok zordur.
754 . Huyuna suyuna gitmek : Birinin alışkanlıklarını hoş görüp ona göre davranmak.
755 . Huyunu suyunu öğrenmek : Bir insanın alışkanlıklarını, karakterini tanımak.
756 . Huzur bulamamanın getirdiği yılgınlık : Sürekli gergin olmanın yol açtığı bezginlik ve umutsuzluk.
757 . Huzur bulamamanın sıkıntısını çekmek : Sürekli gerginlikten dolayı ıstırap duymak.
758 . Huzur bulamamanın verdiği sıkıntı : Sürekli gerginlik ve tedirginlikten dolayı yaşanan rahatsızlık.
759 . Huzur bulamaz olmak : Sürekli tedirginlik içinde olduğu için sakin bir an yaşayamamak.
760 . Huzur bulduğu yer : Kendini en rahat, güvende ve huzurlu hissettiği mekân veya ortam.
761 . Huzur bulmak (bir yerde) : Kendini rahat, güvende ve dingin hissetmek.
762 . Huzur bulmak için çabalamak : İç huzuruna kavuşmak için çeşitli yollar denemek.
763 . Huzur bulmak için çare aramak : İç huzuruna kavuşmak amacıyla farklı yöntemler denemek.
764 . Huzur bulmak için kendine zaman ayırmak : Kalabalıktan uzaklaşıp kendiyle baş başa kalmak.
765 . Huzur dağıtan bir kişiliğe sahip olmak : Ortama sakinlik, güven ve rahatlama hissi getiren yapıda olmak.
766 . Huzur dağıtan bir ortam : İnsanların kendini rahat, güvende ve sakin hissettiği mekân.
767 . Huzur dağıtıcı bir etki yapmak : Ortama sakinlik, dinginlik ve rahatlama hissi yaymak.
768 . Huzur dağıtmak : Ortama sakinlik, dinginlik ve rahatlama hissi yaymak.
769 . Huzur dağıtmaya çalışmak : Ortamdaki gerginliği yatıştırmak ve insanları sakinleştirmek için çaba sarf etmek.
770 . Huzur içinde olmak : Kafası rahat, gelecek kaygısı taşımayan, sakin ve mutlu durumda bulunmak.
771 . Huzur içinde uyumak : Hiçbir kaygı duymadan rahat ve derin uykuya dalmak.
772 . Huzur içinde yaşamak en büyük dilek : Sakin, kaygısız ve mutlu bir ömür sürmek en büyük arzu.
773 . Huzur içinde yaşamak sürmek : Kaygılardan uzak, mutlu ve dingin hayat geçirmek.
774 . Huzur içinde yaşamanın sırrını bilmek : Sakin, mutlu ve dengeli hayat sürmenin püf noktalarına hakim olmak.
775 . Huzur kaçıracak davranışlardan uzak durmak : Dinginliği bozabilecek hareketler yapmamaya özen göstermek.
776 . Huzur kaçıracak sözler sarf etmek : Ortamın dinginliğini bozacak konuşmalar yapmak.
777 . Huzur kaçıran : Ortamın sakinliğini ve insanların iç rahatlığını bozan kişi veya olay.
778 . Huzur kaçıran bir davranış sergilemek : Ortamın veya insanların sakinliğini bozacak hareket yapmak.
779 . Huzur kaçıran laflar etmek : Ortamın dinginliğini bozacak, insanları rahatsız edecek sözler söylemek.
780 . Huzur kaçırmak (birinin) : İç dünyadaki sakinliği ve rahatı bozacak davranışta bulunmak.
781 . Huzur kaçırmak isteyenlerle uğraşmamak : Huzurunu bozmaya çalışan kişilerle vakit kaybetmemek.
782 . Huzur kaçırmak niyetiyle yaklaşmak : Bilerek sakinliği bozmak amacıyla hareket etmek.
783 . Huzur kaçırmaya niyetli olmak : Bilerek ve isteyerek birinin veya ortamın düzenini bozmaya kalkışmak.
784 . Huzur kaçırmaya yeltenmek : Kasıtlı olarak birinin veya ortamın sakinliğini bozmaya çalışmak.
785 . Huzur kokan bir ev : İçinde yaşayanlara sükunet, güven ve rahatlık hissi veren yuva.
786 . Huzur kokan bir yer : İnsana dinginlik, sükûnet ve rahatlama hissi veren sakin mekân.
787 . Huzur kokusu almak : Bir yerden veya durumdan iç ferahlığı ve rahatlama hissi duymak.
788 . Huzur kokusunu hissetmek : Bir yerden veya durumdan gelen sakinlik duygusunu algılamak.
789 . Huzur verici bir atmosfer yaratmak : Ortamı sakin, dingin ve insanı rahatlatan hale getirmek.
790 . Huzur verici bir ortam yaratmayı başarmak : İnsanların kendini güvende hissedeceği sakin atmosfer oluşturmak.
791 . Huzur verici bir ses : İnsanın içini ferahlatan, rahatlatan ve sakinleştiren ses tonu.
792 . Huzur verici bir ses tonuna sahip olmak : Konuşurken insanı sakinleştiren ses rengine sahip olmak.
793 . Huzur vermek : İçi ferahlatan, rahatlatan etki yaratmak.
794 . Huzur vermemek : İçi rahatsız edip tedirginlik hissi uyandırmak.
795 . Huzura kabul edilmek : Saygın kişinin yanına görüşme yapmak amacıyla girmesine izin verilmesi.
796 . Huzursuz etmek : Birinin rahatını, dinginliğini veya güven duygusunu bozacak davranışlarda bulunmak.
797 . Huzursuzluk çıkarmak : Ortamda kasıtlı olarak gerginlik ve rahatsızlık yaratmak.
798 . Huzursuzluk kaynağı olmak : Sürekli gerginlik ve rahatsızlık yaratan kişi veya durum olmak.
799 . Huzuru bozulmak : İç dünyasındaki sakinliğin kaybolması, yerini gerginliğe bırakması.
800 . Huzuru bozulmuş bir aile düzeni : Gerginlik, tartışma ve mutsuzluğun hakim olduğu aile yapısı.
801 . Huzuru bozulmuş bir ruh hali : İç dünyasındaki dengenin kaybolduğu gergin psikolojik durum.
802 . Huzuru kaçırmak : Bir ortamın veya kişinin sakin ve mutlu halini bozacak davranışta bulunmak.
803 . Huzuru temin edilmek : Güven ve sükûnetin sağlanmış olması.
804 . Huzuru temin edilmiş bir hayat : Güven, sükunet ve düzenin hakim olduğu yaşam biçimi.
805 . Huzuru temin etmek : Bir yerde veya ilişkide sükûneti, güveni ve dinginliği sağlamak.
806 . Huzuru temin etmek herkesin görevi : Ortamda sükunet ve güveni sağlamanın herkesin sorumluluğu olduğu.
807 . Huzurunu bozmak : Birinin kendini güvende hissettiği ortamı veya ruh halini rahatsız ederek altüst etmek.
808 . Huzurunu bozmaya çalışan kişi : Birinin rahatını kasıtlı olarak altüst etmeye uğraşan kimse.
809 . Huzurunu bozmaya çalışanlara kulak asmamak : Dinginliğini bozmak isteyenlerin sözlerine önem vermemek.
810 . Huzurunu bozmaya çalışmak : Birinin rahatını, güvenini veya sakinliğini kasıtlı olarak bozmak için uğraşmak.
811 . Huzurunu bozmayı amaçlamak : Birini rahatsız etmeyi, dinginliğini yok etmeyi hedeflemek.
812 . Huzurunu kaçırmak : Birinin dinginliğini bozmak, huzursuz etmek.
813 . Hücum edecek gibi durmak : Saldırmak üzereymiş gibi tehditkâr, sert ve hazır pozisyon almak.
814 . Hücum edecekmiş gibi görünmek : Saldırı pozisyonu almak, tehdit eder tavır sergilemek.
815 . Hücum etmek (birine/bir şeye) : Bir kişiye veya hedefe toplu ve sert şekilde saldırmak.
816 . Hücum etmek için fırsat kollamak : Saldırmak veya eleştirmek için uygun zamanı ve zafiyeti gözetlemek.
817 . Hücum etmek için uygun anı kollamak : Saldırmak için en zayıf ve savunmasız zamanı gözetlemek.
818 . Hücum hattı oluşturmak : Karşı tarafı zorlayacak şekilde güçlü ve organize saldırı düzeni kurmak.
819 . Hücum tazelemek : Başarısız girişimden sonra yeniden toparlanıp tekrar saldırıya başlamak.
820 . Hükme bağlamak : Bir konuyla ilgili kesin ve net karara varmak.
821 . Hükme bağlanmış bir konu : Kesin karar verilmiş, tartışmaya kapalı mesele.
822 . Hükme varmak : Eldeki bilgilere dayanarak bir sonuç çıkarmak, karara varmak.
823 . Hükme varmakta acele etmemek : Karar vermeden önce tüm bilgileri sabırla değerlendirmek.
824 . Hükmedici bir edayla konuşmak : Buyurgan, kesin ve tartışmaya yer bırakmayan ses tonuyla konuşmak.
825 . Hükmedici bir ses tonu kullanmak : Buyurgan, kesin sesle hitap etmek.
826 . Hükmedici bir tavır takınmak : Buyurgan ve baskın davranış biçimi sergilemek.
827 . Hükmedici tavırları yüzünden yalnız kalmak : Buyurgan tutum nedeniyle insanların uzaklaşması.
828 . Hükmedici tavırlarıyla bilinmek : Her durumda kontrolü elinde tutmaya çalışan biri olarak tanınmak.
829 . Hükmetme arzusuyla yanıp tutuşmak : Her şeyi kontrol etme, yönetme isteği içinde olmak.
830 . Hükmetme hırsıyla yanıp tutuşmak : Her şeyi kontrol etme ve yönetme tutkusu içinde olmak.
831 . Hükmi karar almak : Resmi ve yasal merciler tarafından verilmiş bağlayıcı kararı onaylamak.
832 . Hükmi kararı uygulamak : Resmi kararı gerektiği şekilde yerine getirmek.
833 . Hükmi şahsiyet gibi davranmak : Resmi, soğuk, mesafeli ve duygudan yoksun şekilde hareket etmek.
834 . Hükmü geçmek (bir yerde) : Sözünün veya kararının bir ortamda geçerli olması.
835 . Hükmü geçmemek : Sözlerinin artık kimse tarafından dinlenmemesi.
836 . Hükmü kalmamak : Geçerliliğini, etkisini veya değerini yitirmek.
837 . Hükmünü yürütmek : Fikirlerini veya otoritesini herkese kabul ettirmek.
838 . Hüküm giymek : Mahkeme tarafından suçlu bulunup cezaya çarptırılmak.
839 . Hükümdar gibi davranmak : Kendini herkesten üstün görerek buyurgan ve lüks içinde yaşamak.
840 . Hükümdar gibi yaşamak : Çok lüks, bol imkânlı, sorumsuz bir hayat sürmek.
841 . Hükümet erki : Yasama, yürütme ve yargı gücünü elinde bulunduran devlet organları bütünü.
842 . Hükümet erkinden uzak durmak : Devlet yönetimi ve siyaset ile ilişkisini minimumda tutmak.
843 . Hükümet kapısı : Devletle ilgili resmi işlerin yürütüldüğü bürokrasi mekânları.
844 . Hükümet sürmek (bir yerde) : Bir yerde uzun süre kalmak, yerleşmek.
845 . Hükümetten düşmek : İktidar olan siyasi grubun görevini kaybetmesi.
846 . Hükümetten düşürülmek : İktidardan başka siyasi güç veya darbe ile uzaklaştırılmak.
847 . Hükümferma olmak : Sözü geçen, otorite sahibi kişi konumunda bulunmak.
848 . Hükümran olmak : Bir yerin mutlak hakimi olmak.
849 . Hükümranlık sürmek : Bir alanda tartışmasız üstünlük sahibi olmak.
850 . Hükümsüz kılındığını öğrenmek : Bir belgenin geçersiz sayıldığı haberini almak.
851 . Hükümsüz kılınmak : Daha önce alınmış bir kararın veya belgenin geçersiz sayılması.
852 . Hükümsüz kılmak : Bir kararın veya belgenin geçerliliğini ortadan kaldırmak.
853 . Hülyalara dalmak : Gerçek dünyadan koparak güzel hayallere kapılıp gitmek.
854 . Hümanist bir bakış açısına sahip olmak : Olaylara insan sevgisi ve insan onuru merkezli perspektiften bakmak.
855 . Hümanist davranmak : İnsan sevgisini temel alarak hoşgörülü ve yardımsever tutum sergilemek.
856 . Hümanist değerleri benimsemek : İnsan sevgisi, eşitlik gibi evrensel değerleri içselleştirmek.
857 . Hümanist düşünceye sahip olmak : İnsanı ve insan değerlerini merkeze koyan düşünce yapısına sahip olmak.
858 . Hüner gerektiren bir iş : Özel beceri, ustalık ve bilgi olmadan yapılması çok zor görev veya meslek.
859 . Hüner göstermek : Beceri, ustalık sergileyerek olağanüstü performans ortaya koymak.
860 . Hüner isteyen bir uğraş : Özel yetenek gerektiren zor iş veya hobi.
861 . Hünerini göstermek : Beceri ve ustalığını herkesin görebileceği şekilde ortaya koymak.
862 . Hünerini konuşturmak : Özel beceriyi tam zamanında ve etkili kullanmak.
863 . Hünerini ortaya dökmek : Sahip olduğu tüm beceri ve yeteneklerini hiç sakınmadan sergilemek.
864 . Hünerini sergilemek için fırsat kollamak : Yeteneğini gösterebileceği uygun zamanı beklemek.
865 . Hünerli eller : El becerisi çok yüksek olan, her işi ustalıkla yapan kişi.
866 . Hüngür hüngür ağlamak : Şiddetli üzüntüyle sesli sesli ağlamak.
867 . Hüngür hüngür ağlamaktan gözleri şişmek : Şiddetli ağlamaktan göz kapaklarının şişmesi.
868 . Hüngürdeterek ağlamak : İçli bir şekilde, hıçkırıklara boğularak şiddetle ağlamak.
869 . Hünkâr beğenisi kazanmak : Çok beğenilmek, takdir görmek ve üst makamlardaki kişiler tarafından onaylanmak.
870 . Hünkâr beğenmek : Çok beğenmek, takdir etmek.
871 . Hünkâr beyendi yapmak : Birini aşırı pohpohlamak, gereğinden fazla övmek.
872 . Hünkâr gibi bakmak : Yüksekten, küçümseyen ve tepeden bakarcasına bakmak.
873 . Hünkâr gibi davranmaktan vazgeçmek : Kendini üstün görme tavrından vazgeçmek.
874 . Hünkâr gibi yaşamak : Son derece lüks, bol imkânlı ve sorumluluktan uzak bir yaşam sürmek.
875 . Hünkâr yapmak (birini) : Birini aşırı şımartmak, pohpohlamak ve el üstünde tutmak.
876 . Hüplemiş gibi sallanmak : Güçsüzlükten veya dalgınlıktan öne arkaya sallanmak.
877 . Hür doğup hür yaşamak : Kimsenin boyunduruğu altına girmeden onurlu hayat sürmek.
878 . Hür düşünceli olmak : Fikirlerini özgürce ifade edebilen kişi olmak.
879 . Hürmet duymak (birine) : Bir kişiye karşı içten gelen saygı ve değer verme hissi beslemek.
880 . Hürmet duyulan bir kişilik olmak : Toplum tarafından saygı gören insan olmak.
881 . Hürmet etmek : Birine veya bir şeye karşı saygılı davranmak, değerini gözetmek.
882 . Hürmet etmek bir erdemdir : İnsanlara saygılı davranmanın önemli ahlaki değer olduğu.
883 . Hürmeti eksik etmemek : Karşı tarafa gösterilmesi gereken saygıyı göstermekten vazgeçmemek.
884 . Hürmeti elden bırakmamak : Ne olursa olsun saygılı ve nezaketli davranışlarını sürdürmek.
885 . Hürmeti elden bırakmamak bir alışkanlıktır : Saygılı olmayı kişilik özelliği haline getirmek.
886 . Hürmetsizlik etmek : Saygısızca davranmak, karşı tarafın konumunu hiçe sayan sözler sarf etmek.
887 . Hürmetsizlik etmeye cüret etmek : Saygısızca davranmaya veya konuşmaya cesaret etmek.
888 . Hürmetsizlik olarak algılanmak : Yapılan bir davranış veya söylenen bir sözün saygısızlık olarak yorumlanması.
889 . Hürmetsizlik yapmamaya dikkat etmek : Karşı tarafı incitebilecek söz ve davranışlardan özenle kaçınmak.
890 . Hürmette kusur etmemek : Saygı konusunda asla eksik davranmamak, daima hürmetli olmayı sürdürmek.
891 . Hürriyeti kısıtlanmak : İstediği gibi hareket etme hakkının zorla elinden alınması.
892 . Hürriyetine düşkün olmak : Özgürlüğüne çok değer veren kişi olmak.
893 . Hüryaşamak : Özgür ve başına buyruk bir hayat sürmek.
894 . Hüryaşamak hayali kurmak : Özgür, başına buyruk yaşam sürmeyi hayal etmek.
895 . Hüryaşamak için can atmak : Özgürlüğüne düşkün olup bağımsız bir hayat yaşamayı çok istemek.
896 . Hüryaşamak istemek : Kimseye hesap vermeden özgürce bir hayat sürme arzusunda olmak.
897 . Hüsnükuruntu : Durumun aslında öyle olmadığı halde kişinin kendi yararına olduğuna inanması.
898 . Hüsnüniyet sahibi : Her olaya iyi yanından bakan, kimse hakkında kötü düşünmeyen kimse.
899 . Hüsnüyusuf : Çok yakışıklı, güzel yüzlü ve ahlakıyla örnek genç erkek.
900 . Hüzmeler saçmak (gözlerinden) : Gözlerinden öfke, nefret yayılır şekilde bakmak.
901 . Hüzün bağlamak (bir yere) : Bir yerin hüzünlü bir duyguyla kaplanması.
902 . Hüzün bağrına işlemek : Derin kederin içine iyice yerleşmesi.
903 . Hüzün bağrına taş basmak : Büyük üzüntüyü dışa vurmadan sessizce ve sabırla içinde taşımak.
904 . Hüzün bulutlarının dağılması : Kasvetli ruh halinin yerini neşeye bırakması.
905 . Hüzün bulutu çökmek : Kişinin üzerine ağır bir kasvet ve keder havasının çökmesi.
906 . Hüzün çökmek : İçe işleyen kederin kişiyi kaplaması ve bunaltması.
907 . Hüzün çökmüş gibi durmak : Derin keder etkisiyle durgun, cansız ve içe kapanık görünmek.
908 . Hüzün doldurmak (içini) : İçe işleyen keder, yoğun üzüntü hissi.
909 . Hüzün dolu bakışlar : İçinde derin bir üzüntü ve keder barındıran bakışlar.
910 . Hüzün dolu bir gün : Keder, burukluk ve üzüntü barındıran zaman.
911 . Hüzün vermek : İnsanın içine keder, burukluk veya melankoli hissi doldurmak.
912 . Hüzün vermeye yetecek kadar acıklı : İnsanın içini burkacak kadar dokunaklı.
913 . Hüzünlendirmek : Birini üzecek, içine keder dolduracak bir duruma sebep olmak.
914 . Hüzünlenip içine kapanmak : Üzüntüden suskunlaşmak, insanlardan uzaklaşmak.
915 . Hüzünlenmek : Geçmiş bir anıdan dolayı için için üzülmek.
916 . Hüzünlü bir havaya bürünmek : Etrafa hüzün yayan kasvetli atmosfer içinde olmak.
917 . Hüzünlü bir ifade takınmak : Üzgün ve kederli olduğunu belli eden bir görünüm sergilemek.
918 . Hüzünlü bir ses tonuyla konuşmak : İçindeki üzüntüyü yansıtacak şekilde kısık ve duygulu bir tonda konuşmak.
919 . Hüzünlü bir şekilde anlatmak : Olayı üzüntülü ve dokunaklı ifadeyle aktarmak.