Deyim F
1 . Faaliyet göstermek : Belirli bir alanda aktif olarak çalışmak ve iş yürütmek demektir.
2 . Fabrika ayarlarına dönmek : Bir durumun veya kişinin eski ve temel haline geri dönmesi durumu.
3 . Facia çıkarmak : Dikkatsizlik veya beceriksizlik yüzünden çok kötü ve acı sonuçlanan bir olaya sebep olmak.
4 . Facia olmak : Bir olayın çok kötü sonuçlanması ve büyük bir yıkım getirmesi.
5 . Façuna etmek : Bir eşyayı veya halatı korumak amacıyla etrafını sıkıca başka bir iple sarmak.
6 . Fahiş fiyat söylemek : Bir mal veya hizmet için normalin çok üzerinde bedel istemek.
7 . Fahri hemşerilik : Bir şehre hizmeti geçmiş kişilere verilen onursal ve manevi vatandaşlık unvanı.
8 . Faiz yemek : Birinden verdiği paranın karşılığında haksız veya aşırı oranda kazanç sağlamak.
9 . Faka basmak : Beklenmedik bir tuzağa düşmek veya aldatılmak anlamında kullanılan bir deyimdir.
10 . Faka basmak : Dikkatsizlik sonucu tuzağa düşmek ve ciddi hata yapmak.
11 . Faka bastırılmak : Başkası tarafından hazırlanan bir tuzağın içine bilmeden itilmek ve kandırılmak.
12 . Faka bastırmak : Karşısındaki kişiyi kurnazca bir oyunun içine çekerek onu zor durumda bırakmak.
13 . Fakir fukara : Yoksulluk içinde yaşayan, maddi imkânları olmayan kimseler.
14 . Fakirlik belini bükmek : Geçim sıkıntısı yüzünden çaresiz kalmak ve hayatını normal şekilde devam ettiremez hale gelmek.
15 . Fakirlik canına tak etmek : Maddi imkansızlıkların ve yoksulluğun artık dayanılamayacak kadar ağır bir yük haline gelmesi.
16 . Fakirlik çekmek : Geçimini sağlamakta zorlanmak ve maddi açıdan çok büyük sıkıntılar yaşamak.
17 . Fakirlik edebiyatı yapmak : Yoksul olmadığı halde sürekli maddi sıkıntılarından bahsederek ilgi çekmeye çalışmak.
18 . Fal bakmak : Çeşitli nesnelerden anlamlar çıkararak gelecekte yaşanacak olaylar hakkında tahminlerde bulunmak.
19 . Fal kapatmak : Kahve içtikten sonra fal bakılması için fincanı tabağın üzerine ters çevirmek.
20 . Fal tutmak : Bir işin sonucunu merak ederek rastgele bir işaretle niyet tutmak.
21 . Fal yakmak : Eski bir gelenek olarak kağıt yakarak çıkan küllerden anlam çıkarmak.
22 . Fala bakmak : Gelecekte yaşanacak olayları tahmin etmek için çeşitli yöntemler kullanarak yorumlar yapma işi.
23 . Fala inanma falsız kalma : Geleceği tamamen yok saymamak gerektiğini anlatan deyim.
24 . Falcıya gitmek : Geleceği hakkında bilgi almak amacıyla fal bakan kişilere müracaat etmek.
25 . Falına bakılmak : Bir kimsenin geleceği hakkında çeşitli araçlar yardımıyla yorumlar ve tahminler yapılması durumu.
26 . Falso yakalamak : Birinin konuşması veya davranışı sırasındaki gizli bir hatayı anında fark edip açığa çıkarmak.
27 . Falso yapmak : Toplum içinde veya bir işte kural dışı, yanlış davranışlarda bulunmak.
28 . Falso yapmamak : Bir işi yürütürken veya toplum içindeyken hiç hata yapmadan kusursuz davranmak.
29 . Falsosu çıkmak : Kusursuz sanılan bir işin veya bir kimsenin aslında önemli hatalarının olduğu anlaşılmak.
30 . Falsosunu bulmak : Birinin yaptığı işte veya davranışında mevcut olan hatayı açığa çıkarmak.
31 . Falsosunu yakalamak : Birinin konuşmasındaki veya işindeki gizli hatayı anında fark edip bulmak.
32 . Familya kurmak : Evlilik yoluyla bir araya gelerek yeni bir aile düzeni oluşturmak ve yaşatmak.
33 . Fana gitmek : Tasavvufta kişinin kendi varlığından geçerek ilahi varlıkta yok olması durumu.
34 . Faraza konuşmak : Gerçekleşmemiş bir durumu olmuş gibi kabul ederek onun üzerinden varsayımlar ve tahminler yürütmek.
35 . Fare deliğine girmek : Utanç veya korkudan ortadan kaybolmak istemek.
36 . Fare düşse sesi çıkar : Bir yerin çok sessiz ve tenha olduğunu anlatmak için söylenen bir deyimdir.
37 . Fare gibi yaşamak : Sessiz, çekingen ve kimseye karışmadan hayat sürmek.
38 . Fare kapanına kısılmak : Kaçılması mümkün olmayan çok zor ve tehlikeli bir durumun içine aniden düşmek.
39 . Fareler cirit atmak : Bir yerin ıssız, bakımsız ve çok kirli olduğunu abartılı bir şekilde anlatmak için söylenir.
40 . Farfara etmek : Gerekli gereksiz konuşarak çevresindekileri rahatsız etmek ve çok fazla gürültü çıkarmak.
41 . Farfara konuşmak : Hiçbir dayanağı olmayan, boş ve yüksek sesli sözlerle çevredeki insanları oyalamak.
42 . Fark atmak : Bir rekabet veya yarış içerisinde rakiplerine karşı büyük üstünlük kurmak.
43 . Fark edilmek : Bir topluluk içinde özellikleri veya davranışları sebebiyle hemen göze çarpmak.
44 . Fark koymak : Benzerleri arasından sıyrılarak kalitesini veya yeteneğini açık bir şekilde göstermek.
45 . Farkına varmak : Önceden anlaşılmayan bir gerçeği sonradan idrak etmek.
46 . Farkında olmak : Etrafında olup bitenleri bilmek ve olayların gerçek mahiyetini tam olarak kavramak.
47 . Farkındalık yaratmak : Bir konu hakkında insanların dikkatini çekmek ve bilinç oluşmasını sağlamak.
48 . Farklı bakmak : Bir olay ya da duruma alışılmışın dışında değişik bir pencereden bakmak.
49 . Farz etmek : Bir şeyin gerçek olmadığını bilerek onu öyleymiş gibi kabul etmek.
50 . Fasarya okumak : İnandırıcılığı olmayan, boş ve anlamsız sözlerle karşısındaki insanı oyalayıp vakit geçirmek demektir.
51 . Fasarya yapmak : Boş konuşmak, gereksiz ve anlamsız sözler söyleyerek vakit geçirmek demektir.
52 . Fasıl geçmek : Eğlence meclislerinde müzik aletleri eşliğinde sırasıyla belirli makamlarda şarkılar söylemek.
53 . Fasıla vermek : Yapılan bir işe veya bulunulan bir duruma kısa bir süreliğine ara vermek anlamına gelir.
54 . Fasılasız sürmek : Hiç ara vermeden kesintisiz biçimde devam etmek.
55 . Fasulye gibi kendini nimetten saymak : Önemsiz ve değersiz olduğu halde kendini çok değerli görmek demektir.
56 . Fasulye gibi kendini nimetten saymak : Aslında çok önemsiz olan birinin kendisini çok değerli biri sanması.
57 . Faş etmek : Gizli tutulması gereken bir sırrı veya durumu herkese duyurarak açık hale getirmek.
58 . Faşistçe davranmak : Kendi görüşünü başkalarına zorla kabul ettirmeye çalışmak ve baskıcı tutum sergilemek.
59 . Faturanı ödemek : Yapılan bir kabahatin veya hatanın cezasını veya bedelini çekmek anlamına gelen bir deyimdir.
60 . Faturayı kesmek : Bir hatanın sorumluluğunu birine yüklemek veya bedelini ona ağır ödetmek.
61 . Fayda görmemek : Yapılan onca yatırıma veya emeğe rağmen beklenen olumlu sonucu elde edememek.
62 . Fayda sağlamak : Kendi çıkarına veya başkasına yarar getirecek bir işi başarıyla gerçekleştirip sonuçlandırmak.
63 . Faydalı olmak : Çevresine veya bir işe olumlu katkıda bulunarak yararlı sonuçlar üretmek.
64 . Faydasını görmek : Yapılan bir işin veya kullanılan bir şeyin olumlu sonucunu yaşamak.
65 . Fayrap etmek : Coşkuyla ve yüksek sesle bağırmak, haykırmak anlamında kullanılan bir deyimdir.
66 . Fazla kaçırmak : Ölçüyü aşmak, yapılması gereken miktardan daha çok yapmak anlamına gelen bir deyimdir.
67 . Fazla kaçırmak : Yeme, içme veya herhangi bir davranışta makul olan ölçünün dışına çıkmak.
68 . Fazla naz aşık usandırır : İlgisizlik ve şımarıklık, karşıdaki kişiyi bezdirebilir anlamında bir ikaz deyimidir.
69 . Fazla naz aşık usandırır : Birinin sürekli ilgi beklemesi ve nazlanması karşısındaki kişiyi bıktırıp uzaklaştırır.
70 . Fazla yüz vermek : Gereğinden çok ilgi göstererek şımarıklığa yol açmak.
71 . Fazladan konuşmak : Gerek olmadığı halde sözü uzatmak ve boş yere vakit kaybetmek.
72 . Feci olmak : Bir olayın veya durumun çok üzücü, korkunç ve katlanılmaz bir hal alması.
73 . Fecri kazip : Sabah gün doğmadan önce görülen yalancı aydınlık ve geçici ışık.
74 . Feda etmek : Daha önemli bir amaç uğruna vazgeçmek.
75 . Fedai göndermek : Tehlikeli bir işi halletmesi için kendi canını ortaya koyacak cesur birini yollamak.
76 . Fedailik etmek : Bir kimseyi veya bir davayı korumak için canını dişine takmak.
77 . Fedailik yapmak : Birini korumak uğruna her türlü tehlikeyi ve ölümü göze almak.
78 . Fedakarlık etmek : Bir amaç uğruna kendi çıkarlarından veya isteklerinden gönüllü olarak vazgeçmek.
79 . Felaket tellallığı yapmak : Sürekli kötü haberler vererek insanların moralini bozmak ve korku yaymak.
80 . Felakete sürüklenmek : Kötü kararlar sonucu telafisi imkansız, çok büyük bir yıkımın içine düşmek.
81 . Feleği şaşmak : Çok büyük bir felaketle karşılaşınca ne yapacağını şaşırıp tamamen sersemlemiş olmak.
82 . Feleği tersine dönmek : İşlerin yolunda gitmemesi sebebiyle kişinin talihinin tamamen kötüye gitmesi durumu.
83 . Feleğin cilvesi : Hayatta beklenmedik olayların yaşanmasını anlatmak.
84 . Feleğin çemberinden geçmek : Hayatta çok sayıda zorlu ve sıkıntılı deneyim yaşamış olmak demektir.
85 . Feleğin çemberinden geçmek : Hayatın zorluklarını görerek olgunlaşmak ve pişmek.
86 . Feleğin çemberinden geçmiş : Hayatta çok fazla tecrübe kazanmış, her türlü zorluğu görüp olgunlaşmış olan kimse.
87 . Feleğin kahrını çekmek : Yaşam boyunca ağır sıkıntılara katlanmak zorunda kalmak.
88 . Feleğin oyuncağı olmak : Hayatın kontrolsüz savrulmalarına maruz kalmak.
89 . Feleğin sillesine uğramak : Hayatın zorlukları karşısında çok büyük zararlar görmek ve çok yıpranmak.
90 . Feleğin sillesini yemek : Hayatın acımasız ve sert bir darbesine uğramak anlamında kullanılan bir deyimdir.
91 . Feleğin sillesini yemek : Hayatın zorlu tokatlarını tatmak ve çok büyük acıların içinden geçerek yıpranmak.
92 . Feleğin tokadını yemek : Hayatta ağır ve sarsıcı darbeler almak.
93 . Felek sillesini vurmak : Talihsizlikler sonucu kişinin hayat düzeninin tamamen bozulması ve yıkıma uğraması.
94 . Felek yüzüne gülmek : Şansı birdenbire açılmak ve işleri çok iyi bir hale gelmek.
95 . Felekten bir gün çalmak : Günlük dertleri bir kenara bırakıp çok keyifli ve eğlenceli bir vakit geçirmek.
96 . Felekten geçmek : Hayatın türlü zorluklarını yaşayarak tecrübe kazanmak.
97 . Felekten gün çalmak : Sıradan hayatın dışına çıkıp çok özel ve keyifli bir zaman dilimi geçirmek.
98 . Felekten kam almak : Hayatın tadını doyasıya çıkarmak ve dünyadaki bütün zevkleri güzelce yaşamak.
99 . Fellahın körü gibi : Bir şeye çok aşırı ve gereksiz derecede tutkuyla bağlanan kişiler için söylenir.
100 . Fellek fellek kaçmak : Birinden veya bir tehlikeden büyük bir korkuyla köşe bucak kaçmak.
101 . Fellik fellik aramak : Bir şeyi büyük bir telaş ve heyecan içinde her yana bakarak aramak anlamına gelir.
102 . Fellik fellik aramak : Bir şeyi veya bir kimseyi her yerde büyük bir telaşla aramak.
103 . Fellik fellik bakınmak : Korku ve telâş içinde şaşkın şaşkın etrafa bakmak anlamına gelen bir deyimdir.
104 . Felsefe yapmak : Bir konu üzerine derinlemesine ve soyut düşünceler üretmek anlamında kullanılan bir deyimdir.
105 . Fena bakmak : Birine düşmanca veya hoşnutsuz gözle bakmak.
106 . Fena basmak : Birini beklemediği bir anda çok kötü bir durumda suçüstü yakalamak.
107 . Fena çarpmak : Beklenmedik bir etkiyle derinden sarsılmak.
108 . Fena çuvallamak : Yapılan işte büyük ölçüde başarısız olmak.
109 . Fena duruma düşmek : İçinden çıkılması zor bir halde kalmak.
110 . Fena etmek : Birini çok üzmek, moralsiz bırakmak veya hasta etmek anlamına gelen bir deyimdir.
111 . Fena etmek : Birine fiziksel veya manevi olarak çok büyük bir zarar vermek demektir.
112 . Fena gözle bakmak : Birine karşı kötü niyet beslemek veya ona zarar vermeyi düşünmek.
113 . Fena halde : Aşırı derecede, çok şiddetli biçimde olmak.
114 . Fena halde şaşırmak : Beklenmedik durum karşısında donakalmak.
115 . Fena halde yakalanmak : Hiç hazırlıksız bir durumda ele geçirilmek.
116 . Fena halde zorlanmak : Bir işi yaparken ciddi güçlük yaşamak.
117 . Fena kalpli : İçinde başkalarına karşı kötülük besleyen ve art niyetli olan kişi.
118 . Fena olmak : Duyulan üzücü bir haber veya olay karşısında bayılacak kadar kötüleşmek.
119 . Fena sarılmak : Bir şeye aşırı derecede bağlanmak.
120 . Fena şekilde etkilenmek : Olaydan derin izler taşıyacak biçimde etkilenmek.
121 . Fena yakalanmak : Bir kabahat işlerken veya gizli bir durumdayken aniden birine yakalanmak.
122 . Fenalık etmek : Bir kişiye karşı bilerek ve isteyerek kötü davranışlarda bulunup zarar vermek.
123 . Fenalık geçirmek : Aşırı üzüntü veya yorgunluktan dolayı aniden kendinden geçip baygınlık yaşamak.
124 . Fenalık gelmek : Sıcaklık veya sıkıntı sebebiyle kişinin iç huzurunun bozulması ve bunalması.
125 . Fendermek : Bir şeyi hızlıca ve becerikli bir şekilde tamir etmeye çalışmak anlamında kullanılır.
126 . Fener alayı gibi : Kalabalık, gösterişli ve dikkat çekici biçimde ilerlemek.
127 . Fener alayı yapmak : Bir kişiyi veya durumu alay konusu yaparak küçük düşürmek anlamına gelir.
128 . Feneri yakmak : Bir konuyu aydınlatmak için girişimde bulunmak veya içki içmeye başlamak.
129 . Feragat etmek : Hakkı olan bir şeyden kendi isteğiyle ve tamamen vazgeçtiğini bildirmek.
130 . Feraha çıkmak : Yaşanan büyük dertlerin ve sıkıntıların ardından huzurlu bir hayata kavuşmak.
131 . Ferahlık duymak : Sıkıntılı ve dertli bir dönemin ardından iç dünyasında büyük huzur hissetmek.
132 . Ferahlık vermek : Sıkıntıda olan birinin gönlünü rahatlatmak ve ona moral aşılamak demektir.
133 . Feri sönmek : Gözlerin canlılığını kaybetmesi veya birinin eski gücünü tamamen yitirmesi durumu.
134 . Ferman buyurmak : En üst yetkili kişinin yapılması gereken bir işi kesin olarak emretmesi.
135 . Ferman çıkmak : Resmî ve kesin bir kararın ilan edilmesi.
136 . Ferman dinlememek : Hiçbir kurala, buyruğa veya otoriteye itaat etmemek, kendi bildiğini okumak demektir.
137 . Ferman dinlememek : Hiçbir yasa, kural veya üst otorite tarafından verilen emirleri kesinlikle takmamak.
138 . Ferman padişahın dağlar bizimdir : Buyruklara rağmen özgür davranma isteğini anlatmak.
139 . Ferman yazmak : Kesin ve bağlayıcı bir karar vermek.
140 . Fermuar gibi açılıp kapanmak : Bir yerin veya grubun sürekli ve hızlı bir şekilde dolup boşalmasını anlatır.
141 . Fertik vermek : Aniden ve beklenmedik bir şekilde harekete geçmek veya tepki göstermek anlamına gelir.
142 . Feryadı basmak : Aniden yüksek sesle ve acı içinde haykırmak, bağırmak anlamına gelen bir deyimdir.
143 . Feryat figan etmek : Çok büyük bir acı ve üzüntüyle bağıra çağıra ağlayıp sızlanmak.
144 . Feryat figan koparmak : Bağırıp çağırarak çevredeki herkesin dikkatini çekecek kadar büyük acı sergilemek.
145 . Fes başa püskül belaya : Alınan bir sorumluluğun beraberinde çok büyük ve bitmek bilmeyen dertler getirmesi.
146 . Fesat düşünmek : Kötülük yapmaya yönelik planlar kurmak.
147 . Fesat karıştırmak : İnsanların arasını bozmak için kışkırtıcı sözler söylemek ve dedikodu yapmak demektir.
148 . Fesat karıştırmak : Düzgün giden bir işi hileli ve kötü niyetli yollarla bozmaya çalışmak eylemi.
149 . Fesat kumkuması : Her zaman kötülük düşünen ve fesatlık yapan kimse için kullanılan bir deyimdir.
150 . Fesat kumkuması : İnsanların arasını bozmak için sürekli gizli ve kötü planlar kurmak.
151 . Fesat kumkuması olmak : Sürekli olarak insanlar arasında nifak tohumları ekmek ve kötülük düşünmek.
152 . Fesat yuvası olmak : Sürekli kötülük ve karışıklık üretilen ortam olmak.
153 . Fesatlık düşünmek : Başkalarının iyiliğini istememek ve onlar hakkında kötü niyetli planlar kurmak.
154 . Fesatlık gütmek : Bilinçli şekilde kötülük planlamak.
155 . Fesatlık peşinde koşmak : Sürekli huzursuzluk çıkaracak davranışlar aramak.
156 . Fesatlık yapmak : Bilerek huzursuzluk çıkaracak davranışlarda bulunmak.
157 . Fesini eline almak : İşini gücünü bırakıp ortadan kaybolmak.
158 . Fesini havaya atmak : Beklenmedik çok güzel bir haber karşısında büyük bir sevinç yaşamak.
159 . Fesini kapıp gitmek : Her şeyi bırakıp çekip gitmek.
160 . Fesini ters giymek : İşlerin tamamen ters gitmesi ve düzenin bozulması.
161 . Fesupanallah çekmek : Şaşılacak veya kızılacak bir durum karşısında sabır dilemek için dua etmek.
162 . Fethedilmesi zor dağlar gibi : Ulaşılması ve etkisi altına alınması çok zor olan birini tarif eder.
163 . Fethine çıkmak : Bir yeri ele geçirmek veya birinin kalbini kazanmak için harekete geçmek.
164 . Fettan bakışlar : Ayartıcı, aldatıcı ve baştan çıkarıcı bir şekilde bakan gözler için kullanılan deyimdir.
165 . Fetva vermek : Bir işin nasıl yapılması gerektiği konusunda çok kesin konuşarak hüküm vermek.
166 . Fevri davranmak : Düşünmeden, ani bir tepkiyle ve aceleci bir şekilde hareket etmek anlamına gelir.
167 . Fevri davranmak : Sonunu düşünmeden, ani bir öfke veya duygu patlamasıyla acele hareket etmek.
168 . Feyiz almak : Bir kaynaktan manevi veya bilgi bakımından yararlanıp kendini geliştirmek anlamına gelir.
169 . Feyizlenmek : Bilgili bir kimseden manevi veya ilmi yönde çok büyük yarar sağlamak.
170 . Feylesof kesilmek : Kendini bilge sanarak her konuda ukalaca fikirler beyan etmek anlamına gelen bir deyimdir.
171 . Feyz almak : Bir bilginin veya tecrübenin ışığında kendi düşüncelerini geliştirip olgunlaştırmak.
172 . Fıçı gibi şişmanlamak : Aşırı derecede kilo alarak yuvarlak bir görünüme kavuşmak anlamına gelir.
173 . Fıçıya sığmayan şıracı : Yaptığı işin erbabı olmadığı halde büyük laflar eden kişi için söylenir.
174 . Fıkır fıkır kaynamak : Bir yerin veya kalbin içinin neşe, heyecan veya öfkeyle dolup taşması anlamına gelir.
175 . Fıkır fıkır kaynamak : Bir yerin çok kalabalık, hareketli veya neşeli bir durumda olması hali.
176 . Fıkır fıkır oynamak : Yerinde duramayan, çok neşeli ve kıvrak bir şekilde dans edenler içindir.
177 . Fıkırdaş olmak : Birisiyle çok yakın ve samimi arkadaş olmak, her şeyi paylaşmak anlamına gelir.
178 . Fıldır fıldır aramak : Bir şeyi veya kişiyi çok telaşlı ve heyecanlı bir şekilde her yerde aramak demektir.
179 . Fıldır fıldır dönmek : Bir yerde veya bir konu etrafında çok hareketli ve telâşlı bir şekilde dolaşmak demektir.
180 . Fındık kabuğuna girmek : Korkudan veya utançtan dolayı çok küçük bir yere saklanmaya çalışmak.
181 . Fındık kabuğunu doldurmaz : Üzerinde durulmaya dahi değmeyen, çok önemsiz ve minik meseleler için kullanılır.
182 . Fındık kırmak : Gizli ve kaçamak aşk ilişkileri yaşayarak çevresindekileri şaşırtmak ve eğlenmek.
183 . Fır dolanmak : Bir amaca ulaşmak veya birinden çıkar sağlamak için etrafında sürekli dönmek.
184 . Fır dönmek : Bir çıkar sağlamak için birinin etrafında sürekli pervane gibi dolaşmak.
185 . Fırça atmak : Birini sert bir dille eleştirerek hatasından dolayı yüksek sesle azarlamak.
186 . Fırça yemek : Üst kademedeki birinden yaptığı bir hata yüzünden çok sert bir şekilde azar işitmek.
187 . Fırçasını yemek : Birinden, yaptığı bir kabahat veya hata dolayısıyla azar işitmek anlamına gelir.
188 . Fırıldak çevirmek : Başkalarını aldatmak için hileli düzenler kurmak, dolap çevirmek anlamına gelir.
189 . Fırıldak gibi dönmek : Çok hareketli olmak veya bir konu etrafında sürekli ve hızlıca dolaşmak anlamına gelir.
190 . Fırın süpürgesi gibi : Çok zayıf, cılız ve güçsüz bir insanı nitelemek için kullanılan bir deyimdir.
191 . Fırlama yapmak : Bulunduğu noktadan aniden ve çok büyük bir hızla ileriye doğru hamle yapmak.
192 . Fırlatıp atmak : Bir şeyi elinden hızla çıkarmak veya birini hayatından tamamen uzaklaştırmak.
193 . Fırsat ayağına gelmek : Hiç beklenmedik anda imkân ortaya çıkmak.
194 . Fırsat ayağına gelmiş olmak : Hiç beklemeden imkân elde etmek.
195 . Fırsat ayağını tepmek : Önüne gelen imkânı değerlendirmemek.
196 . Fırsat bilip değerlendirmek : Uygun anı kendi lehine kullanmak.
197 . Fırsat bilip yapmak : Uygun anı değerlendirerek hemen harekete geçmek.
198 . Fırsat bilmek : Eline geçen uygun bir durumu kendi çıkarı için hemen kullanmaya çalışmak.
199 . Fırsat bu fırsat : Elde edilen çok uygun bir durumu hiç vakit kaybetmeden hemen değerlendirmek gerektiğini anlatır.
200 . Fırsat düşkünü : Çıkar sağlamak için her fırsatı değerlendirmeye hazır olan kişi için kullanılan bir deyimdir.
201 . Fırsat düşkünü olmak : Her durumu kendi yararına kullanmaya çalışmak.
202 . Fırsat elden gitmek : Değerlendirilebilecek imkânın kaybolması.
203 . Fırsat ele geçirmek : Beklenmedik bir imkâna sahip olmak.
204 . Fırsat kaçırmış olmak : Değerli bir imkânı değerlendirememiş bulunmak.
205 . Fırsat kollamak : Uygun bir zaman veya durum ortaya çıkmasını beklemek ve izlemek anlamına gelen bir deyimdir.
206 . Fırsat kollamak : Bir işi gerçekleştirmek için en uygun zamanın gelmesini sessizce beklemek.
207 . Fırsat kollayan olmak : Sürekli uygun anı gözleyen kişi olmak.
208 . Fırsat kollayıcı kesilmek : Sürekli uygun anı gözetmek.
209 . Fırsat kollayıcısı olmak : Sürekli uygun anı gözeterek hareket eden kimse.
210 . Fırsat kollayıp durmak : Sürekli uygun anı gözlemek.
211 . Fırsat tanımak : Birinin kendini göstermesine imkân vermek.
212 . Fırsat tanımamak : Karşı tarafa imkân veya süre vermemek.
213 . Fırsat tepmiş olmak : Değerli bir imkânı geri dönülmez biçimde kaçırmak.
214 . Fırsat üstüne fırsat kaçırmak : Birden fazla imkânı değerlendirememek.
215 . Fırsat vermek : Birinin bir işi yapmasına olanak tanımak.
216 . Fırsat vermemek : Birinin yapmak istediği bir işe engel olmak ve ona imkan tanımamak.
217 . Fırsat vermemiş olmak : Karşı tarafı hareketsiz bırakmak.
218 . Fırsat yaratmak : Olmayan bir imkânı çaba ile ortaya çıkarmak.
219 . Fırsatçılık yapmak : Çıkar sağlamak için uygunsuz zamanları kollamak ve değerlendirmek anlamına gelir.
220 . Fırsatı değerlendirmek : Ele geçen imkânı doğru şekilde kullanmak.
221 . Fırsatı ganimet bilmek : Karşılaşılan bir olanağı hemen ve tam olarak değerlendirmek anlamına gelen deyimdir.
222 . Fırsatı ganimet bilmek : Eline geçen çok uygun bir imkanı hiç vakit kaybetmeden hemen değerlendirmek.
223 . Fırsatı kaçırmak : Ele geçen önemli bir imkânı değerlendirememek.
224 . Fırsatını bulmak : Uygun zamanı yakalayarak harekete geçmek.
225 . Fırsatını ele geçirmek : Uygun zamanı yakalamak.
226 . Fırsatını kollamak : Uygun zamanı sabırla beklemek.
227 . Fırtına dindirmek : Gergin bir ortamdaki kavgayı veya büyük bir tartışmayı sakinleştirip sona erdirmek.
228 . Fırtına gibi çıkmak : Çok hızlı ve etkili biçimde ortaya çıkmak.
229 . Fırtına gibi esmek : Ortamda büyük etki yaratarak hareket etmek.
230 . Fırtına gibi gelmek : Çok hızlı ve etkili biçimde ortaya çıkmak.
231 . Fırtına koparmak : Küçük bir sorunu çok büyüterek büyük bir kavga ve gürültü çıkarmak.
232 . Fırtına kopmak : Ani ve büyük bir olay ya da tartışma çıkmak.
233 . Fırtına öncesi sessizlik : Büyük bir kargaşa veya olaydan önceki anormal ve gergin durgunluk halini anlatır.
234 . Fırtına öncesi sessizlik : Büyük olaylardan önceki gergin ve sakin durum.
235 . Fırtınalar estirmek : Bulunduğu ortamda büyük etki ve karışıklık yaratmak.
236 . Fırtınaya tutulmak : Beklenmedik büyük sıkıntılarla aniden karşılaşmak.
237 . Fıs çıkmak : Çok büyük umutlarla başlanan bir işin beklenen sonucu vermemesi ve boş çıkması.
238 . Fıs fıs etmek : Başkalarından bir şeyler gizleyerek sürekli fısıltı halinde gizli kapaklı konuşmak.
239 . Fıs fıs konuşmak : Başkalarının işitmesini istemediği konuları çok alçak bir ses tonuyla gizlice anlatmak.
240 . Fısıldaşarak konuşmak : Başkalarının duymasını istemedikleri şeyleri alçak sesle ve gizlice konuşmak demektir.
241 . Fısıldaşmak : Bir şeyi başkalarına duyurmamak için alçak sesle ve gizlice konuşmak anlamına gelir.
242 . Fısıltı gazetesi : Dedikodu yoluyla yayılan, kulaktan kulağa iletilen haberler için kullanılan bir deyimdir.
243 . Fısıltı gazetesi : Halk arasında yayılan, doğruluğu kesin olmayan ancak çok çabuk yayılan haberler.
244 . Fısıltı halinde dolaşmak : Bir haber veya dedikodunun sessizce ve gizliden gizliye yayılması anlamına gelir.
245 . Fısıltı yayılmak : Bir haberin halk arasında gizli bir şekilde ve çok hızlıca dolaşması.
246 . Fısıltıya kulak vermek : Dedikodulara veya gizlice söylenen sözlere inanmak ve önem vermek anlamına gelir.
247 . Fıstık gibi olmak : Bir şeyin çok iyi, mükemmel ve arzu edilen durumda olmasını ifade eder.
248 . Fışkıran enerji : Kontrol edilemeyen, coşkulu ve taşkın bir yaşam gücünü tarif etmek için kullanılır.
249 . Fışkırıp çıkmak : Sıkışmış bir yerden veya kaynaktan aniden ve çok güçlü şekilde fırlamak.
250 . Fışkırır gibi olmak : İçinde bulunduğu coşku veya enerjiyi dışarıya taşacak kadar hissetmek anlamına gelir.
251 . Fışkırmak : Coşkuyla, bolca ve taşarak ortaya çıkmak veya akmak anlamında kullanılan bir deyimdir.
252 . Fıttırıp gitmek : Aniden, beklenmedik bir şekilde ve belli etmeden ortadan kaybolmak anlamına gelir.
253 . Fi tarihinde : Zamanı tam olarak bilinmeyen çok eski ve uzak bir geçmiş zamanda.
254 . Fidan boylu : İnce, uzun ve düzgün bir boya sahip olan kişiler için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
255 . Fidan gibi yakışıklı : Uzun boylu, yakışıklı ve genç erkekler için kullanılan bir benzetme deyimidir.
256 . Fidye istemek : Kaçırılan birini veya bir şeyi geri vermek karşılığında yüklü para talep etmek.
257 . Figüran gibi kalmak : Bir durumda etkisiz, önemsiz ve silik bir rol oynamak anlamına gelen deyimdir.
258 . Figüranlık yapmak : Bir işte veya ortamda asıl etkin rolü olmayıp sadece süs gibi bulunmak demektir.
259 . Figüranlık yapmak : Bir olayda etkisiz kalmak veya başkasının yanında önemsiz bir rol üstlenmek.
260 . Fiiliyatına geçmek : Sadece düşüncede kalan bir planı gerçek hayatta uygulamaya koymak demektir.
261 . Fikir alışverişi yapmak : Karşılıklı düşünce paylaşımında bulunmak.
262 . Fikir alışverişinde bulunmak : Bir konu hakkında karşılıklı olarak düşünceleri söylemek ve tartışmak demektir.
263 . Fikir alışverişinde bulunmak : Karşılıklı düşünce ve görüş paylaşmak.
264 . Fikir alışverişinde olmak : Sürekli karşılıklı düşünce paylaşmak.
265 . Fikir alışverişine girmek : Karşılıklı düşünce paylaşmak.
266 . Fikir almak : Bir konuda başkalarının görüşlerinden yararlanmak.
267 . Fikir almak istemek : Karar öncesi başkalarının görüşüne başvurmak.
268 . Fikir almak üzere danışmak : Karar vermeden önce görüş sormak.
269 . Fikir aşılmak : Bir düşüncenin başkalarına benimsetilmesi.
270 . Fikir ayrılığı belirmek : Görüş farklılığı ortaya çıkmak.
271 . Fikir ayrılığı çıkmak : Ortak düşüncenin bozulması durumu yaşanmak.
272 . Fikir ayrılığı doğmak : Ortak görüşün bozulması durumu oluşmak.
273 . Fikir ayrılığı yaşamak : Aynı konuda farklı düşünceler nedeniyle anlaşamamak.
274 . Fikir ayrılığına düşmek : Aynı konuda farklı düşünceler savunmak.
275 . Fikir babası olmak : Bir düşünceyi ilk ortaya atan kişi olmak.
276 . Fikir belirtmek : Kendi düşüncesini sözle ifade etmek.
277 . Fikir beyan etmek : Kendi görüşünü açıkça dile getirmek.
278 . Fikir beyanında bulunmak : Resmî veya açık görüş açıklamak.
279 . Fikir beyanında ısrar etmek : Görüşünü savunmaya devam etmek.
280 . Fikir birliğine varmak : Bir konu üzerinde tartışan kişilerin sonunda aynı düşüncede karar kılması.
281 . Fikir cambazlığı yapmak : Söz oyunlarıyla karşısındakini etkilemek.
282 . Fikir cimrisi olmak : Düşüncelerini paylaşmaktan özellikle kaçınan kişi olmak.
283 . Fikir çatışması çıkmak : Zıt düşünceler nedeniyle anlaşmazlık yaşanmak.
284 . Fikir çatışması yaşamak : Karşılıklı olarak birbirine tamamen zıt düşünceleri savunmak ve anlaşmazlığa düşmek.
285 . Fikir çatışmasına girmek : Karşıt düşünceler nedeniyle tartışma yaşamak.
286 . Fikir danışmak : Bir konuda harekete geçmeden önce bilgili birinin görüşünü ve tavsiyesini almak.
287 . Fikir darlığı göstermek : Olaylara dar bakış açısıyla yaklaşmak.
288 . Fikir değiştirmek : Önceden savunulan düşünceden tamamen vazgeçmek.
289 . Fikir değiştirmeye yanaşmamak : Görüşünden vazgeçmeyi reddetmek.
290 . Fikir değiştirmiş olmak : Önceki görüşünden vazgeçmiş bulunmak.
291 . Fikir dünyası dar olmak : Olaylara tek yönlü bakmak.
292 . Fikir dünyası geniş olmak : Olaylara çok yönlü ve açık bakabilmek.
293 . Fikir dünyasına girmek : Birinin düşünce yapısını anlamaya çalışmak.
294 . Fikir dünyasına hitap etmek : Zihinsel olarak etkilemek.
295 . Fikir dünyasında gezinmek : Soyut düşüncelerle meşgul olmak.
296 . Fikir dünyasını açmak : Olaylara farklı açıdan bakmayı öğrenmek.
297 . Fikir edinememek : Bir konu hakkında net kanaate varamamak.
298 . Fikir edinmek : Bir konu hakkında kanaat oluşturmak.
299 . Fikir genişliği göstermek : Hoşgörülü ve anlayışlı düşünce sergilemek.
300 . Fikir ileri sürmek : Yeni bir düşünce ortaya koymak.
301 . Fikir işçiliği yapmak : Düşünce üretmeye dayalı yoğun zihinsel çalışma yürütmek.
302 . Fikir jimnastiği yapmak : Olası düşünceler üzerinde denemeler yapmak.
303 . Fikir karışıklığına düşmek : Ne düşüneceğini bilemez hale gelmek.
304 . Fikir karmaşası yaşamak : Düşünceler arasında netlik sağlayamamak.
305 . Fikir karmaşasına sürüklenmek : Düşünceler arasında kaybolmak.
306 . Fikir kıtlığı çekmek : Yeni düşünce üretememek.
307 . Fikir paylaşmak : Düşüncelerini başkalarıyla aktarmak.
308 . Fikir sahibi kesilmek : Yeterli bilgisi olmadan görüş bildirmek.
309 . Fikir sahibi olmak : Bir konuda bilgiye dayalı görüş taşımak.
310 . Fikir telakkisi : Bir konu üzerinde var olan genel kabul görmüş düşünce veya anlayış biçimini ifade eder.
311 . Fikir üretmek : Bir sorunu çözmek için yaratıcı ve yeni düşünceler ortaya koymaya çalışmak.
312 . Fikir vermek : Bir konu hakkında yol gösterici veya ilham verici bir öneride bulunmak anlamına gelir.
313 . Fikir vermek : Bir konuda yol gösterici düşünce sunmak.
314 . Fikir vermeye kalkmak : Kendiliğinden öneride bulunmak.
315 . Fikir yorgunluğu yaşamak : Uzun düşünme sonucu zihinsel tükenmişlik hissetmek.
316 . Fikir yorgunluğuna düşmek : Zihinsel olarak tükenmek.
317 . Fikir yürütmede bulunmak : Verilere dayanarak olası sonuçlar tahmin etmek.
318 . Fikir yürütmek : Bir konu hakkında tahminde bulunmak veya kendi düşüncelerini söylemek anlamına gelir.
319 . Fikir yürütmek : Eldeki verilere dayanarak bir konu hakkında mantıklı ve yeni tahminlerde bulunmak.
320 . Fikir yürütmekte zorlanmak : Sağlıklı sonuçlara ulaşamamak.
321 . Fikir yürütmeye başlamak : Eldeki bilgilerle sonuç tahmini yapmak.
322 . Fikir yürütmeye çalışmak : Mantıklı sonuçlara ulaşmaya çabalamak.
323 . Fikirden caymak : Daha önce kabul edilen düşünceden vazgeçmek.
324 . Fikren katılmak : Bir düşünceye veya öneriye zihnen ve prensip olarak onay vermek anlamına gelir.
325 . Fikri sabit olmak : Bir konuda fikrini asla değiştirmemek, inatçı ve sabit fikirli olmak demektir.
326 . Fikri sabit olmak : Düşüncesini hiçbir koşulda değiştirmemekte direnmek.
327 . Fil dişi gibi : Çok beyaz, sağlam ve düzgün olan dişleri tanımlamak için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
328 . Fil dişi kulede yaşamak : Toplumun dertlerinden uzak, gerçeklerden kopuk ve sadece kendi dünyasında vakit geçirmek.
329 . Fil dişi kuleye çekilmek : Toplumdan uzak, soyut ve içe kapalı yaşamak.
330 . Fil dişi kuleye çıkmak : Gerçek hayattan kopuk yaşamak.
331 . Fil dişi kuleye kapanmak : Toplumdan tamamen uzaklaşıp kendi soyut dünyasına çekilmek anlamına gelir.
332 . Fil dişi kuleye kapanmak : Hayattan tamamen kopmak.
333 . Fil gibi : Oldukça iri, büyük ve dikkat çekici olmak.
334 . Fil gibi bakmak : Dalgın ve anlamaz şekilde etrafa bakmak.
335 . Fil gibi hafızası olmak : Unutkanlık yaşamadan her şeyi hatırlamak.
336 . Fil gibi unutmak : Hiçbir şeyi hatırlamamak, tamamen unutmak.
337 . Fil gibi yemek : Doymak bilmeden, aşırı miktarda ve çok büyük bir iştahla yemek yemek.
338 . Fil hafızalı olmak : Çok güçlü ve uzun süreli hafızaya sahip olmak.
339 . Fil hafızasına sahip olmak : Çok güçlü bir hatırlama yeteneği taşımak.
340 . Fil hortumu gibi : Çok kalın ve biçimsiz bir şeyi nitelemek için kullanılan alay içeren bir benzetmedir.
341 . Fil kulağına fısıldamak : Hiç etkisi olmayan zayıf bir girişimde bulunmak.
342 . Fil kulaklarını sallamak : Tepkisiz kalıp durumu umursamamak.
343 . Fil takımı : Görgüsüz, kaba ve kalabalık bir grup insanı nitelemek için kullanılan bir deyimdir.
344 . Fil yükü taşımak : Çok ağır bir sorumluluk üstlenmek.
345 . Fil yüküyle gelmek : Çok fazla eşya veya yükle gelmek.
346 . Fildişi kulesine çekilmek : İnsanlardan ve toplumun sorunlarından uzaklaşıp kendi iç dünyasına kapanmak demektir.
347 . Fildişinden kule : Toplumdan kopuk, sadece entelektüel ve soyut konularla ilgilenen kişinin durumunu anlatır.
348 . Filikalı olmak : Bir işten veya gruptan dışlanmış, kenara atılmış durumda olmak anlamına gelen bir deyimdir.
349 . Filin kuyruğu kopmak : İşin en kritik noktasına gelmek.
350 . Filinta gibi : Çok yakışıklı, boylu poslu ve yapılı genç erkekler için kullanılan bir benzetme deyimidir.
351 . Filinta gibi : Sağlıklı, düzgün yapılı ve dinç görünmek.
352 . Filinta gibi delikanlı : Boylu poslu, yakışıklı ve yiğit genç erkekler için söylenen bir deyimdir.
353 . Filizlenmek : Yeni yeni ortaya çıkmak, gelişmeye başlamak anlamında kullanılan bir deyimdir.
354 . Filizlenmeye başlamak : Yeni bir fikrin veya bir duygunun yavaş yavaş oluşup gelişmeye başlaması.
355 . Fincan devirmek : Küçük ama can sıkıcı hata yapmak.
356 . Fincan dibi gibi : Çok küçük ve derin olmayan bir şeyi tarif etmek için kullanılan bir benzetme deyimidir.
357 . Fincan hesabı yapmak : En küçük ayrıntıyı bile hesap ederek davranmak.
358 . Fincan kırılmak : Ufak bir sorun çıkmak.
359 . Fincan kırmak : Küçük ama can sıkıcı bir hata yapmak.
360 . Fincancı katırlarını ürkütmek : Güçlü ve etkili kişileri kızdıracak veya zarar verecek davranışlarda bulunmak demektir.
361 . Fincancı katırlarını ürkütmek : Güçlü çıkar çevrelerini rahatsız edecek işler yapmak.
362 . Fincanı dolduran damla olmak : Sabrın bitmesine neden olmak.
363 . Fincanı dolduran son damla : Sabrı tamamen bitiren küçük olay.
364 . Fincanı doldurmak : Birinin sabrını taşma noktasına getirmek.
365 . Fincanı taşıran damla : Sabrı bitiren son küçük olay veya söz.
366 . Fincanı taşıran son damla : Tahammül sınırını aşıp tepki göstermeye sebep olan küçük görünüşlü olaydır.
367 . Fincanı taşıran son nokta : Sabrı tamamen bitiren etken.
368 . Fincanı taşırıp dökmek : Sabrını tamamen tüketip her şeyi berbat edecek bir tepki vermek demektir.
369 . Fincanı taşırmak : Sabır sınırını aşacak davranışta bulunmak.
370 . Fingirdek olmak : Hafifmeşrep, vakitsiz ve işveli bir şekilde davranmak anlamında kullanılan bir deyimdir.
371 . Fingirdemek : İşveli, cilveli ve hafif davranışlarda bulunmak anlamında kullanılan bir deyimdir.
372 . Fingirdeşmek : Karşı cinsle ciddiyetten uzak, hafif ve şakacı bir biçimde flört etmek.
373 . Fink atmak : Hiçbir kaygı ve sorumluluk olmadan, çok neşeli bir şekilde gezip eğlenmek anlamına gelir.
374 . Firardan dönmek : Kaçmayı planladığı halde bundan vazgeçip geri dönmek anlamında kullanılan bir deyimdir.
375 . Firari durumuna düşmek : Kaçak sayılacak şekilde ortadan kaybolmak.
376 . Firari sayılmak : Kaçmış veya ortadan kaybolmuş kabul edilmek.
377 . Firavun kesilmek : Aşırı kibirlenmek ve kendini beğenmiş davranmak.
378 . Firavun soğuğu : Çok şiddetli, keskin ve insanı içine işleyen soğuk havaları anlatmak için söylenir.
379 . Fire kaybı yaşamak : Bir süreçte beklenen miktardan daha az ürün veya sonuç elde etmek anlamına gelir.
380 . Fire vermek : Bir şeyin beklenen miktardan eksilmesi veya kayba uğraması anlamına gelen bir deyimdir.
381 . Fire vermek : Eldeki malın veya bir grubun mevcudunun çeşitli sebeplerle sayıca azalması durumu.
382 . Fire vermemek : Bir işte veya üründe hiç kayıp, eksilme veya kalite düşüklüğü olmaması anlamına gelir.
383 . Firik gibi : Çok taze, canlı ve diri olan şeyleri nitelemek için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
384 . Fiske ile dokunmak : Çok hafif şekilde temas etmek.
385 . Fiske ile yıkılmak : Çok küçük bir etkiyle hemen zarar görmek.
386 . Fiske vurmak : Birine veya bir şeye parmak ucuyla çok hafif bir şekilde dokunmak.
387 . Fiske vurulmuş gibi olmak : Küçük bir etkiyle sarsılmak.
388 . Fiskos etmek : Birilerine gizlice ve alçak sesle bir şeyler söylemek anlamında kullanılan bir deyimdir.
389 . Fiskos yapmak : Birilerine, başkaları duymadan, gizlice ve alçak sesle bir şeyler anlatmak demektir.
390 . Fiskosla anlaşmak : Başkalarına sezdirmeden, gizlice ve fısıldaşarak uzlaşmaya varmak demektir.
391 . Fiskoslaşmak : Birileriyle başkalarına duyurmadan alçak sesle ve gizlice konuşmak anlamına gelir.
392 . Fişeklemek : Birini bir işi yapması için arkadan sürekli kışkırtmak ve onu hızlandırmak.
393 . Fişini çekmek : Birinin etkinliğini durdurmak veya bir projeyi tamamen sonlandırıp yok etmek.
394 . Fitil almak : En küçük bir sözden bile hemen etkilenip aşırı derecede öfkelenmek.
395 . Fitil ateşlemek : Olayların başlamasına sebep olacak girişimde bulunmak.
396 . Fitil fitil burnundan gelmek : Elde edilen bir kazancın sonradan çok acı olaylarla geri ödenmesi.
397 . Fitil fitil burnundan getirmek : Birine yaptığı kötülüğün bedelini çok acı bir şekilde ve misliyle ödetmek.
398 . Fitil fitil gelmek : Zorbalıkla veya hileyle elde edilen bir şeyin sonradan büyük dert açması.
399 . Fitil olmak : Bir olayın başlamasına sebep olmak.
400 . Fitilini ateşlemek : Bir olayın başlamasına doğrudan sebep olmak.
401 . Fitne ateşi saçmak : Çevresine sürekli huzursuzluk yaymak.
402 . Fitne ateşi yakmak : Huzurlu bir ortamda insanlar arasına düşmanlık sokacak sözler sarf etmek demektir.
403 . Fitne ateşini körüklemek : Var olan huzursuzluğu büyütmek.
404 . Fitne çıkarmak : İnsanlar arasında kargaşa oluşturmak.
405 . Fitne fesat çıkarmak : Toplumda huzursuzluk ve karışıklık yaratmaya çalışmak.
406 . Fitne fesat dolu olmak : Sürekli huzursuzluk çıkarma eğiliminde olmak.
407 . Fitne kazanı kaynamak : Ortamda sürekli huzursuzluk ve kargaşa bulunmak.
408 . Fitne rüzgârı estirmek : Ortamda huzursuzluk yaratmak.
409 . Fitne sokmak : Dost olan insanların arasını yalanlarla bozmak ve birbirlerine düşman etmek.
410 . Fitne tohumu ekmek : İnsanlar arasına kasıtlı olarak ayrılık sokmak.
411 . Fitneye alet olmak : Başkalarının kışkırtmasına kapılmak.
412 . Fiyaka satmak : Dış görünüşüyle veya malıyla başkalarına karşı boş bir gösteriş yapmak.
413 . Fiyaka yapmak : Çevresindeki insanlara gösteriş yaparak kendisini olduğundan daha üstün ve havalı göstermek.
414 . Fiyakalı durmak : Gösterişli, çalımlı ve mağrur bir tavırla dikilmek anlamında kullanılan bir deyimdir.
415 . Fiyakalı durmak : Gösterişli, etkileyici ve dikkat çeken görünüm sergilemek.
416 . Fiyakalı görünmek : Dış görünüşüyle dikkat ve beğeni toplamak.
417 . Fiyakası bozulmak : Gösterişini ve etkileyici havasını kaybetmek.
418 . Fiyakası kalmamak : Eskiden olan gösterişini tamamen yitirmek.
419 . Fiyakası yerinde durmak : Gösterişini ve havasını korumak.
420 . Fiyakası yerinde olmak : Görünüşü ve duruşu oldukça etkileyici olmak.
421 . Fiyakasına kapılmak : Dış görünüşten aşırı etkilenmek.
422 . Fiyakasını bozmak : Birinin çalımını, havasını veya kendine güvenen tavrını etkisiz hale getirmek anlamına gelir.
423 . Fiyakayı bozmak : Gösterişi ve etkiyi yok etmek.
424 . Fiyakayı çizmek : Birinin gösterişini bozmak.
425 . Fiyakayı kurtaramamak : İtibarını koruyamamak.
426 . Fiyakayı kurtarmak : İtibarın tamamen sarsılmasını önlemek.
427 . Fiyaskoyla sonuçlanmak : Beklenenin tam tersine, başarısızlık ve hayal kırıklığı ile bitmek demektir.
428 . Fiyat biçilmemek : Bir şeyin manevi değerinin çok yüksek olduğunu ve parayla ölçülemeyeceğini anlatır.
429 . Fiyat biçmek : Bir şeyin değerini veya karşılığını para cinsinden belirlemek anlamına gelen bir deyimdir.
430 . Fiyat biçmek : Bir şeyin değerini belirlemek veya tahmin etmek.
431 . Fiyat etiketi yapıştırmak : Bir şeyin değerini veya karşılığını yalnızca maddi açıdan belirlemeye çalışmak demektir.
432 . Fiyatı ağır olmak : Yapılan bir davranışın veya hatanın sonuçlarının çok kötü olması anlamına gelir.
433 . Fiyatı ateş pahası : Bir şeyin çok yüksek ve olduğundan fazla fiyatlandırıldığını ifade etmek için söylenir.
434 . Fiyatı çok pahalı olmak : Yalnızca parasal değil, manevi açıdan da ağır bir bedel ödemek anlamına gelir.
435 . Fiyatı çok pahalıya patlamak : Bir şey için, beklenenden çok daha fazla bedel ödemek zorunda kalmak demektir.
436 . Fiyatı dondurmak : Fiyatların belirli bir seviyede sabitlenmesini ve artmamasını sağlamak anlamına gelir.
437 . Fiyatı pahalıya çıkmak : Yapılan işin ağır bedeller doğurması.
438 . Fiyatı yok : Çok değerli, eşsiz, paha biçilemez anlamında kullanılan bir övgü ve değer ifadesidir.
439 . Fiyatını vermek : Bir şeyin bedelini eksiksiz ödemek.
440 . Fokur fokur kaynamak : Şiddetli bir öfke, heyecan veya kaygı içinde olmak anlamına gelen bir deyimdir.
441 . Fokurdamak : Kaynarcasına, coşkun bir şekilde ve ses çıkararak kabarmak veya öfkelenmek anlamına gelir.
442 . Fokurdatmak : Bir sıvıyı kaynatmak veya birinin öfkesini, heyecanını artırmak anlamında kullanılır.
443 . Fokurtu çıkmamak : Hiç ses seda çıkmamak, haber alınamamak anlamında kullanılan bir deyimdir.
444 . Fol yok yumurta yok : Ortada hiçbir neden, ilişki veya kanıt yokken anlamında kullanılan bir deyimdir.
445 . Folluk olmak : Herkesin sözünü dinleyen ve işini gördüğü, kullanıldığı kişi olmak anlamına gelen bir deyimdir.
446 . Fondip yapmak : Bir içeceği, genellikle alkollü bir kokteyli, tek seferde ve dibine kadar içmek demektir.
447 . Fora etmek : Yelkenleri tamamen açmak veya bir şeyi serbest bırakıp salıvermek anlamına gelen bir deyimdir.
448 . Forksiyon yapmak : Gösteriş olsun diye yapay ve abartılı davranışlarda bulunmak anlamına gelir.
449 . Forma girmek : Bedensel veya zihinsel olarak en iyi, en hazır duruma gelmek anlamında kullanılır.
450 . Format atmak : Bir konuyu veya sistemi en baştan, kökten bir değişiklikle yeniden düzenlemek demektir.
451 . Format değiştirmek : Bir konuya veya duruma yaklaşım biçimini tamamen farklı bir hale getirmek demektir.
452 . Formatını kaybetmek : Bir şeyin asıl niteliğini, düzenini veya özelliğini yitirmesi anlamına gelir.
453 . Formdan düşmek : Daha önceki gücünden, performansından ve kondisyonundan olmamak anlamına gelir.
454 . Formuna kavuşmak : Eskiden sahip olduğu iyi fiziksel veya zihinsel duruma yeniden gelmek anlamına gelir.
455 . Formül bulmak : Bir sorunu çözecek veya bir işi kolaylaştıracak kesin ve pratik bir yöntem geliştirmek demektir.
456 . Formül bulunamamak : Bir sorun için herhangi bir çözüm yolu veya açıklama olmaması demektir.
457 . Formülü bulunmamak : Çözümü veya açıklaması çok zor olan, anlaşılmaz bir durumu ifade etmek için söylenir.
458 . Forsu kalmamak : İtibarını, gücünü veya saygınlığını kaybetmiş olmak anlamına gelen bir deyimdir.
459 . Forsunu yitirmek : Saygınlığını, itibarını veya bir konudaki ayrıcalıklı gücünü kaybetmek anlamına gelir.
460 . Fos çıkmak : Bir şeyin beklenen değerde veya yararda olmaması, işe yaramaz hale gelmesi demektir.
461 . Fosforlu gibi parlamak : Yüzünün sevinç, mutluluk veya heyecandan ışıl ışıl olmasını anlatmak için söylenir.
462 . Fosforlu renkler : Çok parlak, canlı ve göz alıcı renkleri nitelemek için kullanılan bir deyimdir.
463 . Fosforlu sözler : Dikkat çekici, parlak ve etkileyici olan sözler için kullanılan bir niteleme deyimidir.
464 . Fosil olmuş : Çok eski, demode olmuş ve artık geçerliliğini yitirmiş düşünce veya nesneler için söylenir.
465 . Fosunu çıkarmak : Bir şeyi aşırı kullanarak veya abartarak değersiz ve işe yaramaz hale getirmek demektir.
466 . Fosunu çıkartmak : Bir şeyi gereğinden fazla kullanıp yıpratarak değersizleştirmek anlamına gelir.
467 . Foya meydana çıkarmak : Birinin yalanını veya hilesini kanıtlarıyla birlikte herkesin önünde deşifre etmek.
468 . Foya ortaya çıkmak : Süslenerek gizlenen bir ayıbın veya kusurun tüm gerçekliğiyle gün yüzüne çıkması.
469 . Foyası açığa çıkmak : Gizlenen gerçeklerin anlaşılması.
470 . Foyası dökülmek : Üstündeki sahte cilanın gitmesi ve kişinin gerçek, kötü niteliklerinin ortaya çıkması.
471 . Foyası ele çıkmak : Gizlenen gerçeğin açığa çıkması.
472 . Foyası meydana çıkartmak : Birinin gizlediği kusurunu veya yalanını ortaya çıkarmak anlamına gelir.
473 . Foyası meydana çıkmak : Bir kişinin gizlenen gerçek kötü niteliğinin veya yalanının ortaya çıkması demektir.
474 . Foyası meydana çıkmak : Gizli gerçeklerin herkes tarafından öğrenilmesi.
475 . Foyası meydanda olmak : Gerçek durumu gizlenemez hale gelmek.
476 . Foyası ortaya çıkmak : Bir kişinin gizli kalmış kötü niteliğinin veya yalanının herkesçe bilinir olmasıdır.
477 . Foyası ortaya çıkmak : Gizlenen kusur veya gerçeklerin herkesçe anlaşılması.
478 . Foyasını açık etmek : Gizli yönlerini ortaya çıkarmak.
479 . Foyasını belli etmek : Gerçek niyetini istemeden açığa vurmak.
480 . Foyasını ele vermek : İstemeden gerçek niyetini açıkça belli etmek.
481 . Foyasını istemeden açmak : Gerçeği farkında olmadan belli etmek.
482 . Foyasını ortaya sermek : Birinin gizlediği kötü huyunu veya eksiğini herkese göstermek anlamına gelir.
483 . Fraktal benzetmesi yapmak : Bir olayın küçük bir parçasının bütünün özelliklerini taşıdığını anlatmak için kullanılır.
484 . Francala gibi : Çok beyaz, ince ve düzgün bir ten rengini tarif etmek için kullanılan bir deyimdir.
485 . Francala gibi olmak : Çok beyaz, yumuşak ve düzgün bir ten rengine sahip olmak anlamında bir deyimdir.
486 . Frankofon olmak : Fransız kültürüne ve diline hakim olmak veya bu dili konuşmak anlamına gelir.
487 . Fransız kalmak : Söyleneni veya olup biteni anlamamak, şaşkınlık içinde kalmak anlamına gelir.
488 . Frengi benizli : Solgun, sağlıksız ve hastalıklı bir yüz rengine sahip olmayı niteleyen bir deyimdir.
489 . Freni boşalmak : Kendini tamamen kaybetmek, kontrolsüzce davranmaya başlamak anlamına gelen bir deyimdir.
490 . Freni patlamış (gibi) : Kendini kaybetmiş, kontrolsüz, aşırı ve taşkın bir şekilde davranan kişi için söylenir.
491 . Freni patlamış araba gibi : Kontrol edilemeyen, durdurulamayan bir davranış veya süreci anlatır.
492 . Freni tutmamak : Bir konuda veya davranışta kendini kontrol edememek ve sınırlayamamak anlamına gelir.
493 . Frigofrik bakışlar : Soğuk, donuk ve hiçbir duygu ifade etmeyen bakışlar için kullanılan bir deyimdir.
494 . Fuaye sohbetleri : Resmiyetten uzak, samimi ve hafif konuların geçtiği sohbetler için kullanılan bir deyimdir.
495 . Fukara babası : Yoksullara yardım etmeyi seven, cömert ve merhametli kişiler için kullanılan bir deyimdir.
496 . Fukara bırakılmış olmak : Maddi açıdan zor duruma düşürülmek.
497 . Fukara bırakmak : Birini maddi olarak zor duruma sokmak.
498 . Fukara düşkünü : Yoksullara ve düşkünlere yardım etmeyi kendine iş edinmiş kişi için söylenir.
499 . Fukara düşmek : Varlıklı durumdan yoksulluğa gerilemek, maddi çöküş yaşamak.
500 . Fukara düşürmek : Birini maddi olarak zor duruma sokmak.
501 . Fukara edasıyla gezmek : Kendini sürekli yoksul göstermeye çalışmak.
502 . Fukara edebiyatı yapmak : Acındırarak çıkar sağlamaya çalışmak.
503 . Fukara fükesi : Yoksul ve perişan bir durumda olmayı ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.
504 . Fukara gibi yaşamak : Maddi imkânsızlıklar içinde hayat sürmek.
505 . Fukara haline düşmek : Maddi açıdan büyük kayıp yaşamak.
506 . Fukara haliyle yaşamak : Yoksulluk içinde hayat sürmek.
507 . Fukara kalmak : Elde avuçta hiçbir şeyin olmaması durumu.
508 . Fukara kalmaya mahkûm olmak : Sürekli maddi sıkıntı çekmek.
509 . Fukara kalmaya razı olmak : Yoksulluğu kabullenerek yaşamayı seçmek.
510 . Fukara kalmış olmak : Hiçbir maddi imkânı kalmamak.
511 . Fukara payı düşmek : Çok az pay almak.
512 . Fukara takımı olmak : Maddi durumu zayıf kişiler topluluğu.
513 . Fukaralığın gözü kör olsun : Yoksulluğa karşı duyulan derin öfkeyi dile getirmek.
514 . Fukaraya düşmek : Maddi olarak büyük yoksulluk yaşamak.
515 . Ful yapmak : Bir şeyi tamamen doldurmak, eksiksiz hale getirmek veya hedefi tutturmak anlamına gelir.
516 . Full çekmek : Bir yerin veya bir kabın tamamen dolması, hiç boş yer kalmaması.
517 . Funda çalısı gibi serpilmek : İnce yapılı ama dayanıklı ve kendine has bir güzellikle gelişmek demektir.
518 . Funda çiçeği gibi : Nazik, narin ve hassas bir güzelliği olan kişiler için kullanılan bir benzetme ifadesidir.
519 . Funda gibi : İnce yapılı, narin ve hoş kokulu kişileri nitelemek için söylenen bir benzetme ifadesidir.
520 . Fundagillerden olmak : Çok zayıf, narin ve ince yapılı kişiler için şaka yollu söylenen bir deyimdir.
521 . Fundamental yaklaşım : Bir konuyu en temel ilkelerine dayanarak ele alan yaklaşım biçimini ifade eder.
522 . Furgon gibi ilerlemek : Ağır, hantal ve gösterişsiz bir şekilde yol almak anlamında kullanılan bir deyimdir.
523 . Fuzuli bulmak : Gereksiz, yersiz ve anlamsız olduğunu düşünerek değer vermemek anlamına gelir.
524 . Fuzuli iş yapmak : Gereksiz ve boş uğraşlarla vakit harcamak.
525 . Fuzuli işlerle uğraşmak : Gereksiz uğraşlarla zaman harcamak.
526 . Fuzuli masraf çıkarmak : Gerekmediği halde harcama yapmak.
527 . Fuzuli yere konuşmak : Gereksiz ve yersiz şekilde söz söylemek.
528 . Fünyeyi ateşlemek : Bir dizi olayı veya tepkiyi başlatacak ilk kıvılcımı çıkarmak anlamına gelen bir deyimdir.
529 . Fütuhat yapmak : Başarıyla ilerleyerek yeni kazanımlar elde etmek.
530 . Fütur duygusuna kapılmak : Umutsuzluk ve yılgınlık hissetmek.
531 . Fütur duymamak : Umutsuzluk veya yılgınlık hissetmemek.
532 . Fütur getirmek : Umutsuzluğa kapılmak, cesaretini ve sabrını yitirmek anlamında kullanılan bir deyimdir.
533 . Fütur getirmemek : Karşılaşılan zorluklar karşısında asla bezginlik göstermemek ve yoluna azimle devam etmek.
534 . Fütur göstermemek : Direncini ve isteğini hiçbir koşulda kaybetmemek.
535 . Fütura kapılmak : Umutsuzluğa, karamsarlığa ve cesaretsizliğe düşmek anlamında kullanılan bir deyimdir.
536 . Fütursuz bir davranış : Hiçbir şeye aldırmayan, pervasız ve saygısız bir tavır sergilemek anlamına gelir.
537 . Fütursuz bir tutum : Hiçbir şeyi umursamayan, pervasız ve saygısız bir davranış biçimini anlatır.
538 . Fütursuz davranmak : Sonuçlarını düşünmeden pervasızca hareket etmek.
539 . Fütursuz tavırlar sergilemek : Sınır tanımayan davranışlarda bulunmak.
540 . Fütursuzca davranmak : Hiçbir şeye aldırmadan, pervasız ve saygısız bir tavır içinde olmak demektir.
541 . Fütursuzca davranmak : Hiç çekinmeden umursamaz hareket etmek.
542 . Fütursuzca hareket etmek : Sonuçları düşünmeden davranmak.
543 . Fütursuzca ilerlemek : Hiçbir engel, kural veya riski umursamadan yoluna devam etmek anlamına gelir.
544 . Fütursuzca konuşmak : Sözlerinin etkisini hesaplamadan rahatça konuşmak.
545 . Fütursuzca sürmek : Trafikte hiçbir kurala ve tehlikeye aldırmadan aşırı hız yapmak anlamına gelir.
546 . Fütursuzluk etmek : Toplumsal sınırları umursamadan davranmak.
547 . Fütursuzluk göstermek : Çekinmeden sınırları aşan davranış sergilemek.
548 . Fütüristik hayaller : Geleceğe dönük, ileri görüşlü ve teknolojik hayaller kurmak anlamına gelen bir deyimdir.
549 . Füze gibi fırlamak : Çok hızlı ve aniden harekete geçmek veya yerinden kalkmak anlamında bir deyimdir.
550 . Füze gibi fırlatmak : Bir şeyi veya kişiyi çok büyük bir hız ve güçle ileriye doğru atmak anlamına gelir.
551 . Füze hızıyla ilerlemek : Bir işte veya gelişmede olağanüstü bir hız ve ilerleme kaydetmek demektir.
552 . Füze misali yükselmek : Kariyerde veya bir alanda çok hızlı ve ani bir yükseliş yaşamak demektir.
553 . Füze rampası gibi hazır olmak : Bir iş için tüm hazırlıkları eksiksiz ve çok hızlı yapmış olmak anlamına gelir.