Ç Harfi Alfabetik ve Benzersiz Deyimler Listesi

  1. Çaba harcamak: Bir işi başarmak, bir engeli aşmak için fiziksel veya zihinsel güç kullanmak.
  2. Çabalayıp durmak: Bir sonuca ulaşmak için sürekli ve yoğun bir gayret içinde bulunmak.
  3. Çabucak: Bekleninden daha kısa bir sürede, aceleyle yapılan hareket.
  4. Çabuk parlamak: Çok küçük bir sebeple birdenbire ve aşırı derecede sinirlenmek.
  5. Çabuk parlayan çabuk söner: Öfkesi veya hevesi hızla başlayıp aynı hızla bitenleri anlatan söz.
  6. Çadır kurmak: Bir yere geçici olarak yerleşmek; mecazen bir yerde uzun süre kalmak.
  7. Çadırı başına yıkmak: Birinin düzenini tamamen bozmak, onu çok büyük bir yıkıma uğratmak.
  8. Çadırı kurmak: Bir yere yerleşmek; mecazen bir yerde kalıcı olduğunu belli etmek.
  9. Çağ açmak: Tarihte veya bir alanda yepyeni, önemli ve kalıcı bir dönem başlatmak.
  10. Çağ dışı kalmak: Zamanın gerisinde kalmak, güncel gelişmelere ve düşüncelere ayak uyduramamak.
  11. Çağı yakalamak: Yaşanılan zamanın şartlarına, teknolojisine ve düşünce yapısına uyum sağlamak.
  12. Çağırıp sormak: Birini yanına çağırarak bir konu hakkında bilgi istemek veya hesap sormak.
  13. Çağlamadan akmak: Sessiz ve derinden ilerlemek, gösterişsiz ama sürekli bir iş yapmak.
  14. Çağlar açıp çağlar kapamak: Dünya tarihinde çok büyük değişimlere yol açacak olaylar gerçekleştirmek.
  15. Çağrılmadığı yere gitmemek: Davet edilmediği ortamlara girmeyerek vakarını ve saygınlığını korumak.
  16. Çağrılmadık yere çörekçi ile börekçi gider: Davet edilmediği yere gitmenin nezaketsizlik olduğunu belirten söz.
  17. Çakı gibi: Çok dinç, sağlıklı, çevik ve her an göreve hazır görünen kimse.
  18. Çakır keyif olmak: Alkolün etkisiyle neşesi yerine gelmiş, hafifçe sarhoş olmuş durum.
  19. Çakışmak: İki olayın veya zamanın aynı ana denk gelmesi; fikirlerin birbiriyle çatışması.
  20. Çakma yapmak: Bir şeyin taklidini veya sahtesini üreterek gerçekmiş gibi sunmak.
  21. Çakmağı çakmak: Bir tartışmayı veya kavgayı başlatacak ilk kışkırtıcı hareketi yapmak.
  22. Çakmak çakmak bakmak: Gözleri heyecan, öfke veya zindelikten dolayı pırıl pırıl parlamak.
  23. Çakmak çakmaya gelmek: Bir yerde çok kısa süre kalıp, işini hemen halledip ayrılmak.
  24. Çakşırını dizine indirmek: Birini çok korkutup telaşa düşürmek veya toplum içinde rezil etmek.
  25. Çal dikeni, al dikeni: Sürekli birbirini iğneleyen, geçimsiz ve kavgacı kişiler için kullanılır.
  26. Çala kamçı gitmek: Bir işi başarmak için var gücüyle, durmaksızın ve hızla ilerlemek.
  27. Çalacak bir şeyi olmamak: Maddi olarak tamamen yoksul olmak, kaybedecek bir şeyi bulunmamak.
  28. Çalacak kapısı olmamak: Çok çaresiz kalmak, yardım isteyebileceği hiçbir yer veya kimse bulunmamak.
  29. Çalakalem yazmak: Üzerinde fazla düşünmeden, çok hızlı, özensiz ve gelişigüzel bir biçimde yazmak.
  30. Çalakılıç gitmek: Çok büyük bir hırsla, önüne çıkan engelleri devirerek yol almak.
  31. Çalçene olmak: Gereksiz yere, çok fazla ve çevresindekileri bıktıracak kadar boş konuşmak.
  32. Çaldığı düdük: Bir kimsenin bir yerdeki nüfuzu, sözünün geçme ve etkileme derecesi.
  33. Çalı arkasından bakmak: Bir işe doğrudan katılmayıp gizlice ve çekinerek gözlemlemek.
  34. Çalı arkasından yer göstermek: Birine gizli ve sinsi bir şekilde yol gösterip onu yönlendirmek.
  35. Çalı gibi: Zayıf, çelimsiz ve sert tüylü veya pürüzlü bir vücut yapısına sahip olan.
  36. Çalı süpürgesi gibi: Saçları çok sert, bakımsız ve darmadağınık olan kişiler için kullanılır.
  37. Çalıyı tepesinden sürümek: Bir işi en zor, en ters ve en imkansız yöntemle yapmaya çalışmak.
  38. Çalım satmak: Kendini olduğundan daha önemli göstermek amacıyla gururlu ve gösterişli davranmak.
  39. Çalımından yanına varılmamak: Kibrinden ve gururundan dolayı kimseyle muhatap olmamak.
  40. Çalımla yürümek: Kurularak, kendini beğenmiş bir tavırla ve gösterişli bir şekilde ilerlemek.
  41. Çalımlı yürüyüş: Kendine aşırı güvenen, mağrur ve gösterişli adımlarla ilerleme hali.
  42. Çalınmadık kapı bırakmamak: Bir amaca ulaşmak için mümkün olan tüm yardım yollarına başvurmak.
  43. Çalışıp çabalamak: Bir hedef uğruna durmaksızın emek vermek, her türlü zorluğa katlanmak.
  44. Çalışkanlığı tutmak: Normalde tembel olan birinin aniden büyük bir şevkle işe koyulması.
  45. Çalmadan çırpmadan: Dürüst yollarla, kimsenin hakkını yemeden bir şeyi elde etmek.
  46. Çalmadan oynamak: Çok neşeli olmak, en küçük bir sebeple bile hemen coşup eğlenmeye başlamak.
  47. Çalmadan oynaşmak: Aralarında gizli bir anlaşma veya iş birliği olduğu belli olan tavırlar sergilemek.
  48. Çaltı gibi: Çok dikenli, sert, huysuz ve etrafına sürekli rahatsızlık veren kimse.
  49. Çam devirmek: İstemeden, farkında olmadan karşısındakini kıracak veya zor durumda bırakacak söz söylemek.
  50. Çam sakızı çoban armağanı: Maddi değeri küçük ama manevi değeri ve içtenliği büyük olan hediye.
  51. Çam yarması gibi: Çok iri cüsseli, uzun boylu ve güçlü ama biraz kaba saba görünen kişi.
  52. Çamur atmak: Bir kimseyi lekelemek amacıyla ona asılsız ve çirkin iftiralarda bulunmak.
  53. Çamur deryası: Her yerin aşırı derecede çamurla kaplı olduğu yürünemez durum.
  54. Çamur gibi: Çok kirli, bulanık veya kişilik olarak çok bulaşık ve rahatsız edici kimse.
  55. Çamur kesilmek: Bir yerin aşırı yağıştan dolayı yürünemez hale gelmesi.
  56. Çamurla oynamak: Kötü, seviyesiz ve sonunda kendisine de zarar verecek işlerle uğraşmak.
  57. Çamurlu su: Belirsiz, hileli ve içinde ne olduğu tam anlaşılmayan karışık durum.
  58. Çamura batmak: Kötü bir işe bulaşmak veya mali olarak içinden çıkılmaz bir duruma düşmek.
  59. Çamura yatmak: Bir anlaşmayı bozmak için haksız bahaneler üretmek, işi yokuşa sürmek.
  60. Çamurdan çekip çıkarmak: Birini düştüğü kötü durumdan veya bataklıktan kurtarıp iyileştirmek.
  61. Çanak tutmak: Söz veya davranışlarıyla kötü bir durumun oluşmasına zemin hazırlamak, davetiye çıkarmak.
  62. Çanak yalamak: Aşağılık bir şekilde birilerine yaltaklanarak onlardan çıkar sağlamaya çalışmak.
  63. Çantada keklik: Elde edilmesi çok kolay olan, kesin gözüyle bakılan iş veya kazanç.
  64. Çantada keklik görmek: Bir şeyi kesin olarak elde edeceğine inanıp tedbiri bırakmak.
  65. Çantada keklik sanmak: Bir şeyi henüz elde etmeden kesin kazanılmış gibi görerek yanılmak.
  66. Çapaçul: Üstü başı darmadağınık, düzensiz ve özensiz giyinen kimse.
  67. Çapanoğlu çıkmak: Görünüşte basit olan bir işin altından karmaşık ve tehlikeli durumların çıkması.
  68. Çapı dar olmak: Bilgi, yetenek veya vizyon bakımından yetersiz ve sınırlı olmak.
  69. Çapı geniş: Pek çok alanı etkileyen, büyük ölçekli ve kapsamlı olan iş veya durum.
  70. Çapsız: Yeteneği ve kapasitesi yaptığı işe uygun olmayan, yetersiz kimse.
  71. Çapraz ateşe tutmak: Birini birçok yönden gelen soru, eleştiri veya suçlamalarla bunaltmak.
  72. Çapraz ateşe tutulmak: Birçok kişinin aynı anda sert eleştirilerine veya sorularına maruz kalmak.
  73. Çapraz sorguya çekmek: Birine gerçeği söyletmek için şaşırtıcı ve birbiriyle bağlantılı sorular sormak.
  74. Çar çur edilmek: Değerli kaynakların boşa harcanması, ziyan edilmesi.
  75. Çar çur etmek: Parayı veya değerli imkanları hesapsızca, gereksiz yere harcayıp bitirmek.
  76. Çardağa kaldırmak: Birini çok methederek veya ödüllendirerek onurlandırmak.
  77. Çark etmek: Daha önce verdiği karardan veya söylediği sözden aniden ve tamamen geri dönmek.
  78. Çarkı bozulmak: İşleri veya düzeni ters gitmeye başlamak, kurulu sistemin aksaması.
  79. Çarkına etmek: Birinin işini, düzenini veya hayatını tamamen mahvetmek.
  80. Çarşaf gibi: Deniz için çok durgun ve dalgasız; işler için ise çok düzgün ve sorunsuz anlamında.
  81. Çarşaf kadar dil: Çok uzun konuşan, hiç susmayan ve sürekli başkalarını eleştiren ağız.
  82. Çarşafa dolanmak: Hazırlıksız yakalanılan bir işte ne yapacağını şaşırıp işleri birbirine karıştırmak.
  83. Çarşamba pazarı gibi: Çok kalabalık, düzensiz, her şeyin birbirine girdiği karmaşık yer veya durum.
  84. Çarşı ağası gibi: Her şeye karışan, her yeri denetlemeye çalışan yetkili tavırlı kimse.
  85. Çarşı pazar gezmek: Alışveriş yapmak veya fiyat araştırması için dükkan dükkan dolaşmak.
  86. Çat kapı: Ansızın, randevusuz ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşen gelişme.
  87. Çat kapı gelmek: Hiç haber vermeden, aniden ve beklenmedik bir zamanda ziyarete gelmek.
  88. Çat pat konuşmak: Bir yabancı dili çok az, sadece temel seviyede ve yarım yamalak konuşabilmek.
  89. Çat orada çat burada: Sürekli yer değiştiren, hiçbir yerde sabit durmayan hareketli kimse.
  90. Çatal dilli: Sözleri birbirini tutmayan, yalan söyleyen veya fitne çıkaran kimse.
  91. Çatal kazık yere batmaz: İki başlılığın olduğu yerde işlerin yürümeyeceğini ifade eder.
  92. Çatallı dilli: Kırıcı, sert ve iğneleyici bir şekilde konuşan kişi.
  93. Çatallı dilli olmak: Sözleriyle insanları inciten, fitne çıkaran veya yalan söyleyen biri olmak.
  94. Çatallı iş: Çözülmesi zor, içinde birçok pürüz ve karmaşa barındıran mesele.
  95. Çatapat: Gürültülü ama etkisi az olan; mecazen kuru gürültü çıkaran kişi.
  96. Çatı kurmak: Bir organizasyonun veya düşüncenin temel yapısını, iskeletini oluşturmak.
  97. Çatık kaşlı: Her zaman sinirli, ciddi veya asık suratlı görünen kimse.
  98. Çatık kaşlılık: Sürekli bir hoşnutsuzluk veya aşırı ciddiyet ifadesi taşıma hali.
  99. Çatır çatır: Zorla, hakkını alarak veya çok gürültülü bir şekilde yapılan işler için kullanılır.
  100. Çatır çatır çatlamak: Kıskançlıktan veya hırstan dolayı büyük bir rahatsızlık duymak.
  101. Çatır çatır ödemek: Borcunu veya cezasını ister istemez, eksiksiz bir şekilde vermek.
  102. Çatır çatır söylemek: Gerçekleri hiç çekinmeden, korkusuzca ve açık bir dille ifade etmek.
  103. Çatışma çıkmak: İki grup veya fikir arasında sert bir anlaşmazlığın veya kavganın başlaması.
  104. Çatışma ortamı: Fikirlerin veya silahların konuştuğu, huzurun olmadığı gergin ortam.
  105. Çatlak ses: Bir toplulukta genel görüşe aykırı, uyumu bozan ve rahatsız eden aykırı fikir.
  106. Çatlak ses çıkarmak: Birliğin olduğu bir yerde huzuru bozacak, uyumsuz beyanlarda bulunmak.
  107. Çatlak sesler korosu: Bir konuda herkesin farklı ve uyumsuz fikirler savunduğu topluluk.
  108. Çatlayacak hale gelmek: Çok fazla yemek yemekten veya büyük bir meraktan patlayacak duruma gelmek.
  109. Çatlayana kadar gülmek: Kendini durduramayacak kadar büyük ve uzun bir kahkaha atmak.
  110. Çatlıcam: Büyük bir merak, heyecan veya sabırsızlık içinde bulunma durumu.
  111. Çavuş olmak: Bir grupta liderlik yapmak veya disiplini sağlamakla görevli olmak.
  112. Çay demlemek: Misafir ağırlamak için hazırlık yapmak veya sakinleşmek için çay hazırlamak.
  113. Çay ocağı: Küçük çaplı, çay ve kahve servis edilen, insanların toplandığı sosyal mekan.
  114. Çaylaklık dönemi: Bir meslekte veya uğraşta henüz yeni ve tecrübesiz olunan ilk zamanlar.
  115. Çaylaklık etmek: Bir işte tecrübesizce, acemice ve hata yaparak davranmak.
  116. Çebiş gibi: Çok zayıf, cılız ve bakımsız görünen çocuklar veya hayvanlar için kullanılır.
  117. Çehre bulmak: Bir şeyin gerçek şekli ve karakterinin ortaya çıkmaya başlaması.
  118. Çehre düşürmek: Surat asmak, hoşnutsuzluğunu veya moral bozukluğunu yüz ifadesiyle belli etmek.
  119. Çehre yapmak: Birine karşı surat asarak naz yapmak veya tepki göstermek.
  120. Çehre züğürdü: Yüzü güzel olmayan ama karakteri iyi olduğu düşünülen kimse.
  121. Çehresini asmak: Bir şeye sinirlendiğini yüz ifadesiyle açıkça belli etmek.
  122. Çekemezlik etmek: Başkasının başarısını veya mutluluğunu kıskanmak, ona tahammül edememek.
  123. Çekememezlik: Başkasının sahip olduğu imkanları kıskanma ve çekememe duygusu.
  124. Çeki düzen: Derli toplu olma, intizam ve düzgünlük hali.
  125. Çekidüzen vermek: Bir şeyi veya kendini düzelterek daha düzgün, tertipli ve intizamlı hale getirmek.
  126. Çekilecek dert: Sabırla ve metanetle katlanılması gereken kaçınılmaz sıkıntı.
  127. Çekilecek dert değil: Tahammül edilmesi çok zor, çok ağır ve sıkıntılı olan durum.
  128. Çekim alanına girmek: Birinin veya bir şeyin etkisi altında kalmaya başlamak, cazibesine kapılmak.
  129. Çekimser davranmak: Bir konuda taraf olmaktan veya fikir beyan etmekten kaçınmak.
  130. Çekimser kalmak: Bir konuda karar vermekten, oy kullanmaktan veya taraf tutmaktan kaçınmak.
  131. Çekip çeviren: Bir evi veya iş yerini tek başına idare eden, becerikli kimse.
  132. Çekip çevirmek: Bir evi, iş yerini veya kurumu büyük bir beceriyle yönetmek ve çekip çevirmek.
  133. Çekip gitmek: Bulunduğu yeri haber vermeden veya sinirlenerek terk etmek.
  134. Çekip koparmak: Bir şeyi zorla almak veya birini bir ortamdan güçlükle uzaklaştırmak.
  135. Çekirdekten yetişme: Bir mesleği veya sanatı en alt kademeden, çocuk yaştan beri öğrenen usta.
  136. Çekirdekten yetişmek: Mesleği ustasından, küçük yaşta ve en temelinden öğrenmek.
  137. Çekişe çekişe: Karşılıklı tartışarak, birbirini ikna etmeye çalışarak yapılan pazarlık.
  138. Çekişmeli geçmek: Bir yarışın veya tartışmanın başa baş ve sert bir mücadeleyle sürmesi.
  139. Çelme takılmak: Başarılı giderken birileri tarafından gizlice engellenmek.
  140. Çelme takmak: Rakibini hileli bir yolla durdurmaya veya başarısını engellemeye çalışmak.
  141. Çemberden geçmek: Hayatta pek çok tecrübe edinmek, zor sınavlardan başarıyla çıkmak.
  142. Çemberi yarmak: Kuşatmayı dağıtmak veya önündeki büyük engelleri aşarak kurtulmak.
  143. Çemberin dışında kalmak: Bir grubun veya olayların dışında tutulmak, dahil edilmemek.
  144. Çene çalmak: Tanıdıklarla bir araya gelip havadan sudan, uzun uzadıya sohbet etmek.
  145. Çene dökmesi: Birini ikna etmek için çok uzun süre dil dökmesi.
  146. Çene ishali: Hiç durmadan, gereksiz ve bıktırıcı şekilde konuşma hastalığı.
  147. Çene patlatmak: Birini ikna etmek veya bir şeyi anlatmak için boş yere çok fazla dil dökmek.
  148. Çene yarıştırmak: Karşılıklı olarak boş ve anlamsız bir tartışmayı sürdürmek.
  149. Çene yormak: Sonuç alınamayacak bir konuda saatlerce konuşup kendini boşuna yormak.
  150. Çenesi düşük: Durup dinlenmeden, çok fazla ve genellikle boş konuşan kimse.

  151. Çenesi kuvvetli: Sözle kendini çok iyi savunan, lafın altında kalmayan, konuşkan kimse.

  152. Çenesi tutulmak: Şaşkınlık veya korku anında insanın nutkunun tutulması, konuşamaması.
  153. Çenesi yorulmak: Birine laf anlatmaktan dolayı dermanı kesilmek, boşuna nefes tüketmek.
  154. Çenesini bağlamak: Birini susturmak; ölünün çenesini sarmak.
  155. Çenesini bıçak açmamak: Çok dertli veya suskun olduğu için tek söz etmemek.
  156. Çenesini tutmak: Konuşmaması gereken yerde kendini zorla susturmak.
  157. Çentik atmak: Bir başarıyı, günü veya sayıları unutmamak için bir yere işaret koymak.
  158. Çepçevre kuşatmak: Bir şeyi veya birini her yönden tamamen sarıp dışarıyla bağını kesmek.
  159. Çerçeve dışı kalmak: Belirlenen planın, konunun veya kuralların dışında bırakılmak.
  160. Çerçöp toplamak: Hiçbir değeri olmayan, işe yaramaz ve süprüntü durumundaki şeyleri biriktirmek.
  161. Çeşit yapmak: Tek bir seçenek yerine birçok alternatif sunmak.
  162. Çeteleşmek: Gizli ve zararlı emeller için gruplar halinde toplanmak.
  163. Çetin ceviz: Başa çıkılması ve pes ettirilmesi çok zor olan dirençli kişi.
  164. Çetin yol: Aşılması güç engellerle, zorluklarla dolu olan süreç veya yöntem.
  165. Çevir kazı yanmasın: Hatalı bir sözü hemen değiştirip durumu kurtarmaya çalışma çabası.
  166. Çevirip çevirip okumak: Bir şeyi çok sevdiği için defalarca ve inceleyerek incelemek.
  167. Çevresinde fır dönmek: Birinin gözüne girmek için etrafında aşırı bir ilgiyle dolaşmak.
  168. Çevresinde pervane olmak: Birine yaranmak veya hizmet etmek için etrafında aşırı bir ilgiyle dönmek.
  169. Çevresinden kopmak: Sosyal bağlarını yitirmek, yalnızlaşmak.
  170. Çevresi geniş: Tanıdığı ve etkilediği kişi sayısı çok fazla olan.
  171. Çeyiz düzmek: Yeni kurulacak bir ev için gerekli tüm eşyaları ve hazırlıkları tamamlamak.
  172. Çeyrek akıllı: Olayların iç yüzünü kavrayamayan, saf ve budalaca davranan kimse.
  173. Çığ gibi büyümek: Küçük bir problemin veya olayın çok kısa sürede dev bir hale gelmesi.
  174. Çığır açmak: Bir bilim veya sanat dalında daha önce hiç uygulanmamış bir yenilik yapmak.
  175. Çığırından çıkmak: Bir işin kontrol edilemez, düzeni bozuk bir hale gelmesi.
  176. Çığırtkanlık yapmak: Bir düşünceyi veya durumu başkalarına duyurmak için abartıyla konuşmak.
  177. Çıkara dayanmak: Bir ilişkinin sevgi değil, sadece menfaat üzerine kurulu olması.
  178. Çıkar gözetmek: Yapılan her işte veya ilişkide öncelikle kendi menfaatini düşünmek.
  179. Çıkarına bakmak: Başka hiçbir şeyi düşünmeden sadece kendi kazancına odaklanmak.
  180. Çıkış noktası: Bir sorunun çözümüne ulaştıran başlangıç aşaması.
  181. Çıkmaz sokak: Sonu olmayan, hiçbir çözüm ihtimali kalmamış olan ümitsiz durum.
  182. Çıkmazda olmak: Hiçbir çözüm yolu bulamayıp sıkışıp kalmak.
  183. Çıldıracak gibi olmak: Öfke, sevinç veya heyecandan dolayı kontrolünü kaybetme noktasına gelmek.
  184. Çılgına dönmek: Çok büyük bir sinir krizi geçirmek veya aşırı bir heyecan patlaması yaşamak.
  185. Çılgınlar gibi: Aşırı bir heyecan, coşku veya kontrolsüzlükle yapılan eylem.
  186. Çın çın ötmek: Çok sessiz bir yerde en küçük sesin bile yankılanarak duyulması hali.
  187. Çınlatmak: Birinin adını saygıyla veya sevgiyle anarak geçmişteki anıları tazelemek.
  188. Çıngırak takmak: Bir sırrı veya gizli kalması gereken bir durumu herkese ilan etmek.
  189. Çıngıraklı yılan: Sinsi, tehlikeli ve her an zarar verebilecek kötü niyetli kimse.
  190. Çıplak gerçek: Hiçbir süsleme veya yalan olmadan, tüm yalınlığıyla ortada olan durum.
  191. Çıra gibi yanmak: Maddi veya manevi olarak çok büyük bir yıkıma uğrakmak, mahvolmak.
  192. Çırak çıkmak: Bir alışverişten veya olaydan beklenmedik bir zararla ayrılmak.
  193. Çıraklık etmek: Bir işin başında, o işi öğrenmek için usta yanında çalışmak.
  194. Çırpınmak: Bir kurtuluş veya başarı için büyük bir telaş ve heyecanla gayret etmek.
  195. Çıt çıkarmamak: Bulunulan ortamda en küçük bir ses dahi yapmadan sessizce beklemek.
  196. Çıtı pıtı: Ufak tefek ama çok zarif, sevimli ve narin yapılı kadınlar için kullanılır.
  197. Çıtkırıldım: Çok nazlı, en küçük zorlukta hemen incinen ve çok hassas olan kimse.
  198. Çiçek açmak: Bir işin nihayet güzel, umut verici ve hayırlı sonuçlar vermeye başlaması.
  199. Çiçeği burnunda: Henüz çok taze olan, üzerinden zaman geçmemiş, yeni gerçekleşmiş durum.
  200. Çiğ davranmak: Olgunluğa ve yaşının gereğine yakışmayan, kaba ve düşüncesizce hareket etmek.
  201. Çiğ lokma yutmamak: Kolayca aldatılamayacak kadar deneyimli, uyanık ve zeki olmak.
  202. Çiğ süt emmiş: Doğasında kötülük olan, her an ihanet edebilecek kadar güvenilmez kişi.
  203. Çiğnemek: Bir kuralı, birinin hakkını veya onurunu hiçe sayarak ezip geçmek.
  204. Çile çekmek: Ömrü boyunca veya uzun bir süre büyük dert ve yoksulluk içinde yaşamak.
  205. Çile doldurmak: Hak edilen bir cezayı veya zorunlu olan sıkıntılı bir süreci tamamlamak.
  206. Çileden çıkmak: Sabrın sonuna gelip artık kendini tutamayarak büyük bir öfke patlaması yaşamak.
  207. Çilekeş: Ömrü boyunca dert ve sıkıntıdan kurtulamamış sabırlı kimse.
  208. Çimmek: Serinlemek veya yıkanmak amacıyla suya girmek, yüzmek.
  209. Çimdik atmak: Birini hafifçe çimdikleyerek uyarmak veya canını yakmak.
  210. Çingene düğünü: Çok gürültülü, karmaşık ve düzensiz eğlence ortamı.
  211. Çingene parası: Çok küçük birimlerden oluşan, bereketsiz görünen para.
  212. Çingene pazarlığı: Bir malın fiyatını düşürmek için çok uzun ve bıktırıcı şekilde pazarlık yapmak.
  213. Çinko: Çok sağlam, sarsılmaz, dirençli ve dayanıklı yapıdaki eşya veya irade.
  214. Çintik: Bir şeyi işaretlemek veya hafifçe kesmek için atılan çok küçük iz.
  215. Çirişi bozulmak: Bir işin veya düzenin eski sağlamlığını ve disiplinini tamamen yitirmesi.
  216. Çitişmek: Saçların veya iplerin birbirine karışıp içinden çıkılmaz bir hale gelmesi.
  217. Çivi gibi: Soğuk havada bile çok dinç, zinde ve dimdik duran sağlıklı kimse.
  218. Çivi çiviyi söker: Bir zorluğun ancak ona benzer başka bir güçle giderilebileceğini anlatan söz.
  219. Çivi kesilmek: Aşırı derecede üşümekten dolayı vücudun kaskatı kesilmesi hali.
  220. Çivisi çıkmak: Bir yerin, kurumun veya toplumun düzeninin tamamen yok olması.
  221. Çizgi çekmek: Geçmişteki hataları unutup her şeye tertemiz bir başlangıç yapma kararı.
  222. Çizgiden çıkmak: Normal kabul edilen sınırların dışına taşmak, yoldan sapmak.
  223. Çizgiyi aşmak: Başkasının sabrını taşıracak veya haddini aşacak kadar ileri gitmek.
  224. Çizmeyi aşmak: Kendi yetki veya bilgisinin dışındaki işlere gereksiz yere karışmak.
  225. Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek: Yoksul olmasına rağmen imkansız ve çok büyük hayaller kurmak.
  226. Çoban kulübesi: Mütevazı, küçük ve gösterişsiz yaşam alanı.
  227. Çocuk oyuncağı: Herkesin kolayca üstesinden gelebileceği, ciddiyet gerektirmeyen basit iş.
  228. Çocuksu tavır: Yaşından beklenmeyecek kadar saf, art niyetsiz ve bazen toy hareketler.
  229. Çoğu gitti azı kaldı: Uzun ve zorlu bir sürecin büyük kısmının bittiğini, sona yaklaşıldığını belirtir.
  230. Çok bilmiş: Her konuda ukalaca fikir beyan eden ve kendini başkalarından üstün gören.
  231. Çok geçmeden: Aradan uzun bir zaman dilimi geçmeden, çok kısa bir süre içerisinde.
  232. Çok görmek: Birine bir şeyi fazla bulmak, onu o şeye layık görmemek veya kıskanmak.
  233. Çok olmak: Sınırı aşmak, sabır taşıracak kadar ileri gitmek veya aşırıya kaçmak.
  234. Çoluk çocuk: Evdeki tüm aile fertlerini, özellikle küçük yaştakileri kapsayan ifade.
  235. Çoluk çocuğa karışmak: Evlenip yuva kurmak, çocuk sahibi olup aile sorumluluğu altına girmek.
  236. Çorak: Hiçbir meyvesi, verimi veya sonucu olmayan, faydasız durum.
  237. Çoraklaşmak: Verimliliğini yitirmek; mecazen yaratıcılığın ve üretkenliğin sona ermesi.
  238. Çorap söküğü: Bir sorunun çözülmeye başlamasıyla geri kalan kısmın hızla çözülmesi.
  239. Çorap söküğü gibi: Bir kez başladıktan sonra gerisi kendiliğinden, kolayca ve hızla gelen iş.
  240. Çorbada tuzu bulunmak: Yapılan ortak bir işte veya başarıda küçük de olsa bir emeği olmak.
  241. Çorbasını içmek: Birinin ikramından yararlanmak veya birinin yanında geçimini sağlamak.
  242. Çökerip oturmak: Bir yere ağırlığını vererek, yayılarak ve kalkmamak üzere yerleşmek.
  243. Çöküş: Bir sistemin, gücün veya sağlığın tamamen yıkılıp yok olması süreci.
  244. Çöküşe geçmek: Bir kurumun, gücün veya sağlığın hızla bozulmaya ve gerilemeye başlaması.
  245. Çömelip kalmak: Olduğu yere büzülerek oturmak; çaresizlik içinde beklemek.
  246. Çömez: Bir ustanın yanında işi en temelinden öğrenmeye başlayan yeni yardımcı.
  247. Çömezlik etmek: Bir ustanın veya bilgili birinin yanında acemice yardımcılık yaparak işi öğrenmek.
  248. Çöp atlamaz: Çok dikkatli, en küçük ayrıntıyı bile gözden kaçırmayan, titiz kimse.
  249. Çöp batmak: Göze veya bir yere küçük bir nesne girmek; mecazen çok küçük bir şeye bile alınmak.
  250. Çöp kadar: Çok zayıf, adeta bir deri bir kemik kalmış olan kişiler için kullanılır.
  251. Çöpçatan: İnsanları evlendirmek amacıyla birbirleriyle tanıştıran ve aracı olan kimse.
  252. Çöpçatanlık etmek: Evlenmek isteyen iki kişiyi birbirine tanıştırıp aralarını yapmaya çalışmak.
  253. Çöplük gibi: Çok kirli, aşırı dağınık ve pis koku yayan yerleri betimlemek için kullanılır.
  254. Çöplüğe dönmek: Bir yerin aşırı derecede kirli, bakımsız ve düzensiz bir hale gelmesi.
  255. Çöpsüz üzüm: Bakmakla yükümlü olduğu kimsesi olmayan veya hiçbir kusuru bulunmayan şey.
  256. Çörçöp toplamak: Değersiz, önemsiz ve işe yaramaz şeyleri bir araya getirmek.
  257. Çözülmek: Bir bağın kopması veya birinin baskı altında sakladığı gerçekleri anlatması.
  258. Çözüm ortağı: Bir projede veya sorunun giderilmesinde birlikte hareket edilen yardımcı taraf.
  259. Çözüm üretmek: Bir sorunu ortadan kaldırmak için mantıklı ve uygulanabilir yollar geliştirmek.
  260. Çubuk gibi ince: Vücut yapısı çok narin, zayıf ve ince olan kişiler için yapılan benzetme.
  261. Çubuk içmek: Keyif çatmak; eski usul uzun tütün çubuklarıyla tütün tüketmek.
  262. Çuhasını giymek: Bir makama veya rütbeye resmi olarak atanmak, o göreve başlamak.
  263. Çukur: Tehlikeli durum veya tuzak; mecazen ahlaken seviyesiz olan ortam.
  264. Çukur kazmak: Birinin arkasından gizlice iş çevirerek onu tuzağa düşürmeye çalışmak.
  265. Çuval dolusu: Sayılamayacak kadar çok olan yüksek miktar (genellikle para için kullanılır).
  266. Çuvala girmek: Çok dar ve sıkıntılı bir durumun içine hapsolmak.
  267. Çuvala sığmamak: Bir gerçeğin ne yapılırsa yapılsın artık gizlenemeyecek kadar aşikar olması.
  268. Çuvallamak: Büyük ümitlerle başlanan bir işi beceremeyip tamamen mahvetmek.
  269. Çürüğe ayrılmak: İşe yaramaz olduğu düşünülerek bir kenara atılmak veya emekli edilmek.
  270. Çürüğe çıkmak: Sakatlık veya yaşlılık nedeniyle iş yapamaz hale gelmek, gözden düşmek.
  271. Çürük: Güvenilmez, dayanaksız ve her an bozulabilecek olan.
  272. Çürük çarık: Eski, bozuk, kalitesiz ve işe yaramaz durumdaki nesneler veya fikirler.
  273. Çürük tahtaya basmamak: Çok tedbirli davranmak, riskli ve sonu belirsiz işlere asla girmemek.
  274. Çürük yumurta: Bir topluluk içindeki en kötü, güvenilmez ve işleri bozan kişi.
  275. Çürütmek: Bir iddiayı veya fikri geçerli kanıtlarla tamamen boşa çıkarmak.

  276. Çabuk davranmak: Bir işi yapmak için acele etmek, elini çabuk tutmak.

  277. Çağ dışı kalmış: Eskimiş, güncelliğini yitirmiş ve artık kabul görmeyen fikirler.
  278. Çağrılmadığı yere gitmek: Davet edilmediği halde bir toplantıya veya yere dahil olmak.
  279. Çakmak çakmak: Gözlerin canlılık, öfke veya heyecanla ışıldaması.
  280. Çalacak kapısı olmak: Zor zamanında sığınabileceği veya yardım isteyeceği yerlerin bulunması.
  281. Çala kamçı gitmek: Atı hızlandırmak için sürekli kamçılamak; mecazen çok hızlı yol almak.
  282. Çalakılıç: Durup dinlenmeden, büyük bir hırsla ve saldırganca yapılan mücadele.
  283. Çalamadığı düdük kalmamak: Her türlü hileyi veya yolu denemiş olmak.
  284. Çalap çalap: Su veya sıvının etrafa saçılması, sıçraması hali.
  285. Çaldığına oynamak: Birinin her istediğini harfiyen yerine getirmek, ona tabi olmak.
  286. Çalı gibi kurumak: Çok zayıflamak, adeta bir deri bir kemik kalmak.
  287. Çalı süpürgesi: Saçları bakımsız, sert ve çok dağınık olan kişiler için kullanılır.
  288. Çalımlı: Kendine güvenen, gösterişli ve vakur duruşu olan kimse.
  289. Çalışıp çabalamak: Bir amaca ulaşmak için var gücüyle gayret sarf etmek.
  290. Çam yarması: İri yarı, devasa cüsseli ve çok güçlü görünen kişi.
  291. Çamur deryasına dönmek: Bir yerin aşırı yağıştan dolayı tamamen çamurla kaplanması.
  292. Çamur sıçramak: Birinin kötü işlerinden dolayı dolaylı yoldan zarar görmek veya lekelenmek.
  293. Çamura taş atmak: Kötü niyetli birini kışkırtarak daha fazla kötülük yapmasına yol açmak.
  294. Çamurdan olsun: Malın kalitesi önemli değil, yeter ki benim olsun anlamında kullanılır.
  295. Çanak yalamak: Çıkarları için başkalarına dalkavukluk yapmak, yaltaklanmak.
  296. Çantada keklik: Kesinlikle elde edileceği düşünülen, garanti olan kazanç veya iş.
  297. Çapaçul kalmak: Üstü başı perişan, bakımsız ve düzensiz bir halde kalmak.
  298. Çaparız: Bir işin yürütülmesini engelleyen terslik veya karmaşa.
  299. Çapı dar: Anlayışı, görüşü veya kapasitesi çok kısıtlı olan kimse.
  300. Çapkınlık: Karşı cinsle sürekli ve ciddiyetsiz ilişkiler kurma eğilimi.
  301. Çapraza almak: Birini iki koldan veya farklı yönlerden sıkıştırmak.
  302. Çar çur: Değerli kaynakların hesapsızca ve gereksiz yere harcanması.
  303. Çaresiz kalmak: Bir sorun karşısında hiçbir çözüm yolu bulamamak.
  304. Çark etmek: Kararından aniden dönmek veya tam tersi yöne gitmek.
  305. Çarkıfelek: Şansın ve talihin sürekli değiştiğini anlatan kavram.
  306. Çarşaf gibi deniz: Hiç dalgası olmayan, dümdüz ve durgun deniz.
  307. Çarşaf kadar: Çok büyük, geniş ve yayılmış olan (genellikle kumaş veya kağıt).
  308. Çarşaf liste: Seçimlerde adayların hepsinin yer aldığı uzun ve geniş liste.
  309. Çat kapı: Ansızın, davetsiz ve beklenmedik bir şekilde gelen misafir veya olay.
  310. Çat pat: Bir şeyi yarım yamalak, tam öğrenemeden ama idare edecek kadar bilmek.
  311. Çatal kazık: İki başlılığın olduğu, anlaşmazlığın bitmediği zor durum.
  312. Çatallı yol: İki veya daha fazla seçeneğin olduğu, karar vermesi güç durum.
  313. Çatık kaşlı: Sürekli ciddi, sert ve sinirli bir ifade taşıyan kişi.
  314. Çatır çatır çatlamak: Başkasının başarısını aşırı kıskanıp hırslanmak.
  315. Çatır çatır söylemek: Gerçekleri hiç kimseden çekinmeden, açıkça ifade etmek.
  316. Çatışmak: Fikirlerin veya tarafların birbirine zıt düşmesi, kavga etmesi.
  317. Çatlak ses: Topluluğun uyumunu bozan aykırı ve rahatsız edici görüş.
  318. Çatlak zemin: Güven vermeyen, her an bozulabilecek olan temel veya ortam.
  319. Çatlayana kadar yemek: Midesini zorlayacak kadar aşırı miktarda gıda tüketmek.
  320. Çay ocağı: Küçük çaplı, çay ve kahve servis edilen sosyal mekan.
  321. Çaylaklık: Bir işte henüz çok yeni ve deneyimsiz olma hali.
  322. Çehre düşürmek: Moral bozukluğunu veya hoşnutsuzluğu yüz ifadesiyle belli etmek.
  323. Çekememezlik: Başkasının başarısını çekememe, kıskançlık duyma hali.
  324. Çekidüzen: Dağınıklığı giderme, tertipli ve düzgün hale getirme işlemi.
  325. Çekilecek dert: Sabırla katlanılabilecek, çok ağır olmayan sıkıntı.
  326. Çekim kuvveti: Birinin veya bir şeyin etrafındakileri etkileyip kendine çekmesi.
  327. Çekinmeden: Hiçbir korku veya tereddüt duymadan, cesurca hareket etmek.
  328. Çekip çevirmek: Bir evi veya işi büyük bir beceriyle yönetmek.
  329. Çekip gitmek: Arkasına bakmadan, bir yeri aniden ve tamamen terk etmek.
  330. Çekip koparmak: Bir şeyi zorla yerinden çıkarmak veya birini kurtarmak.
  331. Çekirdekten yetişme: Bir mesleğin her aşamasını temelinden öğrenmiş olan.
  332. Çekişmeli: Başa baş geçen, tarafların birbirini zorladığı mücadele.
  333. Çelme takmak: Başkasına oyun oynayarak onun başarısını engellemeye çalışmak.
  334. Çemberi daralmak: Birinin etrafındaki hareket alanının azalması, sıkışması.
  335. Çemberin dışı: Belirli bir grubun veya kuralın dışında kalan alan.
  336. Çene çalmak: Dostlarla bir araya gelip boş ve uzun sohbetler etmek.
  337. Çene dökmesi: Karşısındakini ikna etmek için sürekli ve çok konuşmak.
  338. Çene kavağı: Boş, anlamsız ve gereksiz konuşma hali.
  339. Çene patlatmak: Boş yere, hiç sonuç alamayacağı bir konuda dil dökmek.
  340. Çene yarıştırmak: Karşılıklı olarak birbirini lafla yenmeye çalışmak.
  341. Çenesi düşük: Durup dinlenmeden, her konuda çok fazla konuşan.
  342. Çenesi kuvvetli: Sözle kendini çok iyi savunan, lafın altında kalmayan.
  343. Çenesi tutulmak: Şaşkınlık veya korku anında ağzından tek kelime çıkmaması.
  344. Çenesi yorulmak: Çok konuşmaktan dolayı dilinde ve ağzında derman kalmaması.
  345. Çenesini bıçak açmamak: Çok dertli veya suskun olduğu için tek söz etmemek.
  346. Çenesini tutmak: Konuşmaması gereken yerde kendini zorla susturmak.
  347. Çentik atmak: Bir şeyi unutmamak için küçük bir işaret veya iz koymak.
  348. Çepçevre: Bir şeyin etrafını her yönden tamamen saran durum.
  349. Çerçeve dışı kalmak: Belirlenen planın veya konunun dışında bırakılmak.
  350. Çerçöp: Hiçbir değeri olmayan, atılacak durumdaki süprüntü.
  351. Çeşit yapmak: Tek bir seçenek yerine birçok alternatif sunmak.
  352. Çeteleşmek: Gizli ve zararlı emeller için gruplar halinde toplanmak.
  353. Çetin ceviz: Başa çıkılması ve pes ettirilmesi çok zor olan dirençli kişi.
  354. Çetin yol: Aşılması güç engellerle dolu olan süreç veya yöntem.
  355. Çevir kazı yanmasın: Hatalı sözünü durumu kurtarmak için anında değiştirmek.
  356. Çevresinde pervane olmak: Birine yaranmak veya hizmet etmek için etrafında dönmek.
  357. Çevresi geniş: Tanıdığı ve etkilediği kişi sayısı çok fazla olan.
  358. Çeyiz düzmek: Evlenecek kişiler için gerekli eşyaları hazırlamak.
  359. Çeyrek akıllı: Saf, kolay kandırılan ve mantıklı düşünemeyen kişi.
  360. Çığ gibi büyümek: Başlangıçta küçük olan bir olayın hızla devasa hale gelmesi.
  361. Çığır açmak: Bir alanda daha önce hiç uygulanmamış büyük bir yenilik yapmak.
  362. Çığırtkanlık: Bir görüşü kabul ettirmek için yüksek sesle ve abartıyla konuşmak.
  363. Çıkar gözetmek: Yapılan her eylemde öncelikle kendi menfaatini düşünmek.
  364. Çıkar yol: Bir sorundan kurtulmak için en uygun ve mantıklı yöntem.
  365. Çıkarcı: Sadece kendi menfaatini düşünen ve ona göre davranan tip.
  366. Çıkmaza girmek: Bir meselenin artık ilerleyemeyeceği, çözümsüz kaldığı nokta.
  367. Çıkmaz sokak: Sonu olmayan, çözüm ihtimali kalmamış olan durum.
  368. Çıldıracak gibi: Aşırı bir duygu yoğunluğu (sevinç, öfke) içinde olmak.
  369. Çılgına dönmek: Çok sinirlenip kontrolünü tamamen kaybetmek.
  370. Çılgınlık: Akıl sınırlarını zorlayan, sıra dışı ve riskli davranış.
  371. Çın çın ötmek: Sessizliğin hakim olduğu bir yerde en küçük sesin yankılanması.
  372. Çınlatmak: Birinin adını anarak geçmişteki anıları canlandırmak.
  373. Çıngırak takmak: Bir sırrı veya gizli durumu herkesin duymasını sağlamak.
  374. Çıplak gerçek: Hiçbir gizleme veya süsleme olmadan tüm çıplaklığıyla ortada olan.
  375. Çıra gibi yanmak: Büyük bir maddi veya manevi yıkıma uğramak.
  376. Çırak çıkmak: Bir alışverişten veya olaydan beklenmedik bir zararla ayrılmak.
  377. Çırpınmak: Bir kurtuluş veya başarı için büyük bir telaşla çaba göstermek.
  378. Çıt çıkarmamak: Bulunduğu yerde tam bir sessizlik içinde durmak.
  379. Çıtı pıtı: Ufak tefek ama çok zarif ve sevimli olan kadınlar için kullanılır.
  380. Çıtkırıldım: Nazlı, çok çabuk kırılan ve en küçük zorluğa dayanamayan.
  381. Çiçek açmak: Bir işin nihayet güzel ve umut verici sonuçlar vermesi.
  382. Çiçeği burnunda: Henüz çok taze olan, üzerinden zaman geçmemiş yeni durum.
  383. Çiğ davranmak: Olgunluğa yakışmayan, kaba ve düşüncesizce hareket etmek.
  384. Çiğ lokma yutmamak: Kolay aldatılamayan, her şeyin farkında olan uyanık kişi.
  385. Çiğ süt emmiş: Doğasında kötülük olan, her an ihanet edebilecek güvenilmez kişi.
  386. Çiğnemek: Kuralları veya birinin haklarını hiçe sayarak geçmek.
  387. Çile çekmek: Ömrü boyunca veya uzun süre dert ve sıkıntı içinde yaşamak.
  388. Çile doldurmak: Hak edilen bir cezayı veya süreci tamamlamak.
  389. Çileden çıkmak: Sabrın sonuna gelip aşırı öfke patlaması yaşamak.
  390. Çimmek: Suya girip yıkanmak, serinlemek amacıyla yüzmek.
  391. Çingene pazarlığı: Bir malı en ucuza almak için bitmek bilmeyen ısrarlı pazarlık.
  392. Çinko: Sağlam, sarsılmaz ve dayanıklı yapıdaki eşya veya irade.
  393. Çintik: Bir şeyi işaretlemek veya hafifçe kesmek için atılan küçük iz.
  394. Çirişi bozulmak: Bir işin eski sağlamlığını ve disiplinini yitirmesi.
  395. Çitilemek: Kumaşı veya çamaşırı ovarak temizlemeye çalışmak.
  396. Çivi gibi: Soğuk havada bile dinç, zinde ve dimdik duran kişi.
  397. Çivi çiviyi söker: Bir zorluğun ancak başka bir güçle giderilebileceğini anlatan söz.
  398. Çivi kesilmek: Aşırı derecede üşümekten dolayı vücudun kaskatı kesilmesi.
  399. Çivisi çıkmak: Bir yerin veya toplumun düzeninin tamamen yok olması.
  400. Çizgi çekmek: Eski hataları unutup her şeye tertemiz bir başlangıç yapmak.
  401. Çizgiden çıkmak: Normal sayılan sınırların dışına taşmak, yoldan sapmak.
  402. Çizgiyi aşmak: Başkasının sabrını taşıracak kadar ileri gitmek.
  403. Çizmeyi aşmak: Kendi yetkisi dışındaki işlere gereksiz yere karışmak.
  404. Çoban kulübesi: Çok sade, yoksul ama huzurlu olduğu düşünülen mekan.
  405. Çocuk oyuncağı: Herkesin kolayca üstesinden gelebileceği çok basit iş.
  406. Çocuksu tavır: Yaşından beklenmeyecek kadar saf ve toy hareketler.
  407. Çoğu gitti azı kaldı: Büyük bir kısmının bittiğini, sona yaklaşıldığını belirten söz.
  408. Çok bilmiş: Her konuda ukalaca fikir beyan eden, kendini üstün gören.
  409. Çoluk çocuk: Evdeki küçük yaştaki tüm aile fertlerini kapsayan ifade.
  410. Çorak: Verimsiz, hiçbir meyvesi veya sonucu olmayan durum.
  411. Çorap söküğü: Bir sorunun çözülmeye başlamasıyla arkasının hızla gelmesi hali.
  412. Çorbada tuzu bulunmak: Ortak bir başarıda küçük de olsa bir emeği olmak.
  413. Çöküş: Bir sistemin veya gücün tamamen yıkılıp yok olması süreci.
  414. Çölleşmek: Sosyal veya kültürel olarak verimsiz, boş bir hale gelmek.
  415. Çömez: Bir ustanın yanında işi en baştan öğrenen yeni yardımcı.
  416. Çöp kadar: Çok zayıf, adeta bir deri bir kemik kalmış olan kişi.
  417. Çöpçatan: İnsanları evlendirmek için tanıştıran ve aracı olan kimse.
  418. Çöplük gibi: Çok kirli, dağınık ve pis koku yayan yerler için kullanılır.
  419. Çözülmek: Bağların kopması veya birinin baskı altında itiraflara başlaması.
  420. Çözüm ortağı: Bir projede veya sorunda birlikte çalışılan yardımcı kurum.
  421. Çubuk gibi ince: Vücut yapısı çok narin ve ince olan kişiler için benzetme.
  422. Çukur: Tehlikeli durum; mecazen ahlaken düşük olan ortam.
  423. Çuval dolusu: Sayılamayacak kadar çok olan miktar (genelde para için).
  424. Çuvala sığmamak: Bir gerçeğin ne yapılırsa yapılsın gizlenemeyecek olması.
  425. Çuvallamak: Büyük ümitlerle başlanan bir işi beceremeyip mahvetmek.
  426. Çürüğe ayrılmak: İşe yaramaz olduğu düşünülerek bir kenara atılmak veya emekli edilmek.
  427. Çürüğe çıkmak: Sakatlık veya yaşlılık nedeniyle iş yapamaz hale gelmek, gözden düşmek.
  428. Çürük çarık: Eski, bozuk, kalitesiz ve işe yaramaz durumdaki nesneler veya fikirler.
  429. Çürük tahtaya basmamak: Çok tedbirli davranmak, riskli ve sonu belirsiz işlere asla girmemek.
  430. Çürük yumurta: Bir topluluk içindeki en kötü, güvenilmez ve işleri bozan kişi.
  431. Çürütmek: Bir iddiayı veya fikri geçerli kanıtlarla tamamen boşa çıkarmak.
  432. Çabuk parlamak: Çok küçük bir sebeple birdenbire ve aşırı derecede sinirlenmek.
  433. Çabuk parlayan çabuk söner: Öfkesi veya hevesi hızla başlayıp aynı hızla bitenleri anlatan söz.
  434. Çadır kurmak: Bir yere geçici olarak yerleşmek; mecazen bir yerde uzun süre kalmak.
  435. Çadırı başına yıkmak: Birinin düzenini tamamen bozmak, onu çok büyük bir yıkıma uğratmak.
  436. Çağ açmak: Tarihte veya bir alanda yepyeni, önemli ve kalıcı bir dönem başlatmak.
  437. Çağı yakalamak: Yaşanılan zamanın şartlarına, teknolojisine ve düşünce yapısına uyum sağlamak.
  438. Çağlar açıp çağlar kapamak: Dünya tarihinde çok büyük değişimlere yol açacak olaylar gerçekleştirmek.
  439. Çakı gibi: Çok dinç, sağlıklı, çevik ve her an göreve hazır görünen kimse.
  440. Çakır keyif olmak: Alkolün etkisiyle neşesi yerine gelmiş, hafifçe sarhoş olmuş durum.
  441. Çakma yapmak: Bir şeyin taklidini veya sahtesini üreterek gerçekmiş gibi sunmak.
  442. Çakmağı çakmak: Bir tartışmayı veya kavgayı başlatacak ilk kışkırtıcı hareketi yapmak.
  443. Çakşırını dizine indirmek: Birini çok korkutup telaşa düşürmek veya toplum içinde rezil etmek.
  444. Çal dikeni, al dikeni: Sürekli birbirini iğneleyen, geçimsiz ve kavgacı kişiler için kullanılır.
  445. Çalacak bir şeyi olmamak: Maddi olarak tamamen yoksul olmak, kaybedecek bir şeyi bulunmamak.
  446. Çalakalem yazmak: Üzerinde fazla düşünmeden, çok hızlı, özensiz ve gelişigüzel bir biçimde yazmak.
  447. Çalçene olmak: Gereksiz yere, çok fazla ve çevresindekileri bıktıracak kadar boş konuşmak.
  448. Çaldığı düdük: Bir kimsenin bir yerdeki nüfuzu, sözünün geçme ve etkileme derecesi.
  449. Çalı arkasından bakmak: Bir işe doğrudan katılmayıp gizlice ve çekinerek gözlemlemek.
  450. Çalı arkasından yer göstermek: Birine gizli ve sinsi bir şekilde yol gösterip onu yönlendirmek.
  451. Çalımlı yürüyüş: Kendine aşırı güvenen, mağrur ve gösterişli adımlarla ilerleme hali.
  452. Çalınmadık kapı bırakmamak: Bir amaca ulaşmak için mümkün olan tüm yardım yollarına başvurmak.
  453. Çalışkanlığı tutmak: Normalde tembel olan birinin aniden büyük bir şevkle işe koyulması.
  454. Çalmadan çırpmadan: Dürüst yollarla, kimsenin hakkını yemeden bir şeyi elde etmek.
  455. Çalmadan oynamak: Çok neşeli olmak, en küçük bir sebeple bile hemen coşup eğlenmeye başlamak.
  456. Çalmadan oynaşmak: Aralarında gizli bir anlaşma veya iş birliği olduğu belli olan tavırlar sergilemek.
  457. Çaltı gibi: Çok dikenli, sert, huysuz ve etrafına sürekli rahatsızlık veren kimse.
  458. Çam sakızı çoban armağanı: Maddi değeri küçük ama manevi değeri ve içtenliği büyük olan hediye.
  459. Çamur atmak: Bir kimseyi lekelemek amacıyla ona asılsız ve çirkin iftiralarda bulunmak.
  460. Çamur kesilmek: Bir yerin aşırı yağıştan dolayı yürünemez hale gelmesi.
  461. Çamurdan çekip çıkarmak: Birini düştüğü kötü durumdan veya bataklıktan kurtarıp iyileştirmek.
  462. Çanak tutmak: Söz veya davranışlarıyla kötü bir durumun oluşmasına zemin hazırlamak.
  463. Çantada keklik sanmak: Bir şeyi henüz elde etmeden kesin kazanılmış gibi görerek yanılmak.
  464. Çapaçul: Üstü başı darmadağınık, düzensiz ve özensiz giyinen kimse.
  465. Çapanoğlu çıkmak: Görünüşte basit olan bir işin altından karmaşık durumların çıkması.
  466. Çapı geniş: Pek çok alanı etkileyen, büyük ölçekli ve kapsamlı olan iş veya durum.
  467. Çapsız: Yeteneği ve kapasitesi yaptığı işe uygun olmayan, yetersiz kimse.
  468. Çapraz ateşe tutmak: Birini birçok yönden gelen soru ve eleştirilerle bunaltmak.
  469. Çapraz sorguya çekmek: Birine gerçeği söyletmek için şaşırtıcı sorular sormak.
  470. Çardağa kaldırmak: Birini çok methederek veya ödüllendirerek onurlandırmak.
  471. Çarkı bozulmak: İşleri veya düzeni ters gitmeye başlamak, sistemin aksaması.
  472. Çarkına etmek: Birinin işini, düzenini veya hayatını tamamen mahvetmek.
  473. Çarşafa dolanmak: Hazırlıksız yakalanılan bir işte ne yapacağını şaşırıp karıştırmak.
  474. Çarşı pazar gezmek: Alışveriş yapmak veya fiyat araştırması için dolaşmak.
  475. Çat orada çat burada: Sürekli yer değiştiren, hiçbir yerde sabit durmayan kimse.
  476. Çatapat: Gürültülü ama etkisi az olan; mecazen kuru gürültü çıkaran kişi.
  477. Çatı kurmak: Bir organizasyonun veya düşüncenin temel yapısını oluşturmak.
  478. Çatık kaşlılık: Sürekli bir hoşnutsuzluk veya aşırı ciddiyet ifadesi taşıma hali.
  479. Çatır çatır ödemek: Borcunu veya cezasını ister istemez, eksiksiz bir şekilde vermek.
  480. Çatışma çıkmak: İki grup veya fikir arasında sert bir anlaşmazlığın başlaması.
  481. Çatışma ortamı: Huzurun olmadığı, gergin ve kavgacı ortam.
  482. Çatlak ses çıkarmak: Birliğin olduğu bir yerde huzuru bozacak beyanlarda bulunmak.
  483. Çatlayacak hale gelmek: Çok fazla yemekten veya meraktan patlayacak duruma gelmek.
  484. Çavuş olmak: Bir grupta liderlik yapmak veya disiplini sağlamakla görevli olmak.
  485. Çay demlemek: Misafir ağırlamak için hazırlık yapmak veya sakinleşmek.
  486. Çebiş gibi: Çok zayıf, cılız ve bakımsız görünen canlılar için kullanılır.
  487. Çehre bulmak: Bir şeyin gerçek şekli ve karakterinin ortaya çıkmaya başlaması.
  488. Çehre yapmak: Birine karşı surat asarak naz yapmak veya tepki göstermek.
  489. Çehresini asmak: Bir şeye sinirlendiğini yüz ifadesiyle belli etmek.
  490. Çekemezlik etmek: Başkasının başarısını kıskanmak, ona tahammül edememek.
  491. Çeki düzen: Derli toplu olma, intizam ve düzgünlük hali.
  492. Çekilecek dert değil: Tahammül edilmesi çok zor, çok ağır olan durum.
  493. Çekim alanına girmek: Birinin veya bir şeyin etkisi altında kalmaya başlamak.
  494. Çekimser kalmak: Bir konuda karar vermekten veya taraf tutmaktan kaçınmak.
  495. Çekip çeviren: Bir evi veya iş yerini tek başına idare eden, becerikli kimse.
  496. Çekişe çekişe: Karşılıklı tartışarak veya pazarlık ederek yapılan iş.
  497. Çekişmeli geçmek: Bir yarışın veya tartışmanın başa baş mücadeleyle sürmesi.
  498. Çelme takılmak: Başarılı giderken birileri tarafından gizlice engellenmek.
  499. Çemberden geçmek: Hayatta pek çok tecrübe edinmek, sınavlardan geçmek.
  500. Çemberi yarmak: Kuşatmayı dağıtmak veya büyük engelleri aşarak kurtulmak.
  501. Çene ishali: Hiç durmadan, gereksiz ve bıktırıcı şekilde konuşma hali.
  502. Çene yormak: Sonuç alınamayacak bir konuda saatlerce boşuna konuşmak.
  503. Çenesini bağlamak: Birini susturmak veya ölünün çenesini sarmak.
  504. Çevirip çevirip okumak: Bir şeyi çok sevdiği için defalarca incelemek.
  505. Çevresinde fır dönmek: Birinin gözüne girmek için etrafında aşırı ilgiyle dolaşmak.
  506. Çevresinden kopmak: Sosyal bağlarını yitirmek, yalnızlaşmak.
  507. Çimdik atmak: Birini hafifçe sıkarak uyarmak veya canını yakmak.
  508. Çingene düğünü: Çok gürültülü, karmaşık ve düzensiz eğlence.
  509. Çingene parası: Çok küçük birimlerden oluşan, bereketsiz görünen para.
  510. Çorap söküğü gibi: Bir kez başladıktan sonra gerisi kendiliğinden hızla gelen iş.