Ç Harfi Alfabetik ve Benzersiz Deyimler Listesi
- Çaba harcamak: Bir işi başarmak, bir engeli aşmak için fiziksel veya zihinsel güç kullanmak.
- Çabalayıp durmak: Bir sonuca ulaşmak için sürekli ve yoğun bir gayret içinde bulunmak.
- Çabucak: Bekleninden daha kısa bir sürede, aceleyle yapılan hareket.
- Çabuk parlamak: Çok küçük bir sebeple birdenbire ve aşırı derecede sinirlenmek.
- Çabuk parlayan çabuk söner: Öfkesi veya hevesi hızla başlayıp aynı hızla bitenleri anlatan söz.
- Çadır kurmak: Bir yere geçici olarak yerleşmek; mecazen bir yerde uzun süre kalmak.
- Çadırı başına yıkmak: Birinin düzenini tamamen bozmak, onu çok büyük bir yıkıma uğratmak.
- Çadırı kurmak: Bir yere yerleşmek; mecazen bir yerde kalıcı olduğunu belli etmek.
- Çağ açmak: Tarihte veya bir alanda yepyeni, önemli ve kalıcı bir dönem başlatmak.
- Çağ dışı kalmak: Zamanın gerisinde kalmak, güncel gelişmelere ve düşüncelere ayak uyduramamak.
- Çağı yakalamak: Yaşanılan zamanın şartlarına, teknolojisine ve düşünce yapısına uyum sağlamak.
- Çağırıp sormak: Birini yanına çağırarak bir konu hakkında bilgi istemek veya hesap sormak.
- Çağlamadan akmak: Sessiz ve derinden ilerlemek, gösterişsiz ama sürekli bir iş yapmak.
- Çağlar açıp çağlar kapamak: Dünya tarihinde çok büyük değişimlere yol açacak olaylar gerçekleştirmek.
- Çağrılmadığı yere gitmemek: Davet edilmediği ortamlara girmeyerek vakarını ve saygınlığını korumak.
- Çağrılmadık yere çörekçi ile börekçi gider: Davet edilmediği yere gitmenin nezaketsizlik olduğunu belirten söz.
- Çakı gibi: Çok dinç, sağlıklı, çevik ve her an göreve hazır görünen kimse.
- Çakır keyif olmak: Alkolün etkisiyle neşesi yerine gelmiş, hafifçe sarhoş olmuş durum.
- Çakışmak: İki olayın veya zamanın aynı ana denk gelmesi; fikirlerin birbiriyle çatışması.
- Çakma yapmak: Bir şeyin taklidini veya sahtesini üreterek gerçekmiş gibi sunmak.
- Çakmağı çakmak: Bir tartışmayı veya kavgayı başlatacak ilk kışkırtıcı hareketi yapmak.
- Çakmak çakmak bakmak: Gözleri heyecan, öfke veya zindelikten dolayı pırıl pırıl parlamak.
- Çakmak çakmaya gelmek: Bir yerde çok kısa süre kalıp, işini hemen halledip ayrılmak.
- Çakşırını dizine indirmek: Birini çok korkutup telaşa düşürmek veya toplum içinde rezil etmek.
- Çal dikeni, al dikeni: Sürekli birbirini iğneleyen, geçimsiz ve kavgacı kişiler için kullanılır.
- Çala kamçı gitmek: Bir işi başarmak için var gücüyle, durmaksızın ve hızla ilerlemek.
- Çalacak bir şeyi olmamak: Maddi olarak tamamen yoksul olmak, kaybedecek bir şeyi bulunmamak.
- Çalacak kapısı olmamak: Çok çaresiz kalmak, yardım isteyebileceği hiçbir yer veya kimse bulunmamak.
- Çalakalem yazmak: Üzerinde fazla düşünmeden, çok hızlı, özensiz ve gelişigüzel bir biçimde yazmak.
- Çalakılıç gitmek: Çok büyük bir hırsla, önüne çıkan engelleri devirerek yol almak.
- Çalçene olmak: Gereksiz yere, çok fazla ve çevresindekileri bıktıracak kadar boş konuşmak.
- Çaldığı düdük: Bir kimsenin bir yerdeki nüfuzu, sözünün geçme ve etkileme derecesi.
- Çalı arkasından bakmak: Bir işe doğrudan katılmayıp gizlice ve çekinerek gözlemlemek.
- Çalı arkasından yer göstermek: Birine gizli ve sinsi bir şekilde yol gösterip onu yönlendirmek.
- Çalı gibi: Zayıf, çelimsiz ve sert tüylü veya pürüzlü bir vücut yapısına sahip olan.
- Çalı süpürgesi gibi: Saçları çok sert, bakımsız ve darmadağınık olan kişiler için kullanılır.
- Çalıyı tepesinden sürümek: Bir işi en zor, en ters ve en imkansız yöntemle yapmaya çalışmak.
- Çalım satmak: Kendini olduğundan daha önemli göstermek amacıyla gururlu ve gösterişli davranmak.
- Çalımından yanına varılmamak: Kibrinden ve gururundan dolayı kimseyle muhatap olmamak.
- Çalımla yürümek: Kurularak, kendini beğenmiş bir tavırla ve gösterişli bir şekilde ilerlemek.
- Çalımlı yürüyüş: Kendine aşırı güvenen, mağrur ve gösterişli adımlarla ilerleme hali.
- Çalınmadık kapı bırakmamak: Bir amaca ulaşmak için mümkün olan tüm yardım yollarına başvurmak.
- Çalışıp çabalamak: Bir hedef uğruna durmaksızın emek vermek, her türlü zorluğa katlanmak.
- Çalışkanlığı tutmak: Normalde tembel olan birinin aniden büyük bir şevkle işe koyulması.
- Çalmadan çırpmadan: Dürüst yollarla, kimsenin hakkını yemeden bir şeyi elde etmek.
- Çalmadan oynamak: Çok neşeli olmak, en küçük bir sebeple bile hemen coşup eğlenmeye başlamak.
- Çalmadan oynaşmak: Aralarında gizli bir anlaşma veya iş birliği olduğu belli olan tavırlar sergilemek.
- Çaltı gibi: Çok dikenli, sert, huysuz ve etrafına sürekli rahatsızlık veren kimse.
- Çam devirmek: İstemeden, farkında olmadan karşısındakini kıracak veya zor durumda bırakacak söz söylemek.
- Çam sakızı çoban armağanı: Maddi değeri küçük ama manevi değeri ve içtenliği büyük olan hediye.
- Çam yarması gibi: Çok iri cüsseli, uzun boylu ve güçlü ama biraz kaba saba görünen kişi.
- Çamur atmak: Bir kimseyi lekelemek amacıyla ona asılsız ve çirkin iftiralarda bulunmak.
- Çamur deryası: Her yerin aşırı derecede çamurla kaplı olduğu yürünemez durum.
- Çamur gibi: Çok kirli, bulanık veya kişilik olarak çok bulaşık ve rahatsız edici kimse.
- Çamur kesilmek: Bir yerin aşırı yağıştan dolayı yürünemez hale gelmesi.
- Çamurla oynamak: Kötü, seviyesiz ve sonunda kendisine de zarar verecek işlerle uğraşmak.
- Çamurlu su: Belirsiz, hileli ve içinde ne olduğu tam anlaşılmayan karışık durum.
- Çamura batmak: Kötü bir işe bulaşmak veya mali olarak içinden çıkılmaz bir duruma düşmek.
- Çamura yatmak: Bir anlaşmayı bozmak için haksız bahaneler üretmek, işi yokuşa sürmek.
- Çamurdan çekip çıkarmak: Birini düştüğü kötü durumdan veya bataklıktan kurtarıp iyileştirmek.
- Çanak tutmak: Söz veya davranışlarıyla kötü bir durumun oluşmasına zemin hazırlamak, davetiye çıkarmak.
- Çanak yalamak: Aşağılık bir şekilde birilerine yaltaklanarak onlardan çıkar sağlamaya çalışmak.
- Çantada keklik: Elde edilmesi çok kolay olan, kesin gözüyle bakılan iş veya kazanç.
- Çantada keklik görmek: Bir şeyi kesin olarak elde edeceğine inanıp tedbiri bırakmak.
- Çantada keklik sanmak: Bir şeyi henüz elde etmeden kesin kazanılmış gibi görerek yanılmak.
- Çapaçul: Üstü başı darmadağınık, düzensiz ve özensiz giyinen kimse.
- Çapanoğlu çıkmak: Görünüşte basit olan bir işin altından karmaşık ve tehlikeli durumların çıkması.
- Çapı dar olmak: Bilgi, yetenek veya vizyon bakımından yetersiz ve sınırlı olmak.
- Çapı geniş: Pek çok alanı etkileyen, büyük ölçekli ve kapsamlı olan iş veya durum.
- Çapsız: Yeteneği ve kapasitesi yaptığı işe uygun olmayan, yetersiz kimse.
- Çapraz ateşe tutmak: Birini birçok yönden gelen soru, eleştiri veya suçlamalarla bunaltmak.
- Çapraz ateşe tutulmak: Birçok kişinin aynı anda sert eleştirilerine veya sorularına maruz kalmak.
- Çapraz sorguya çekmek: Birine gerçeği söyletmek için şaşırtıcı ve birbiriyle bağlantılı sorular sormak.
- Çar çur edilmek: Değerli kaynakların boşa harcanması, ziyan edilmesi.
- Çar çur etmek: Parayı veya değerli imkanları hesapsızca, gereksiz yere harcayıp bitirmek.
- Çardağa kaldırmak: Birini çok methederek veya ödüllendirerek onurlandırmak.
- Çark etmek: Daha önce verdiği karardan veya söylediği sözden aniden ve tamamen geri dönmek.
- Çarkı bozulmak: İşleri veya düzeni ters gitmeye başlamak, kurulu sistemin aksaması.
- Çarkına etmek: Birinin işini, düzenini veya hayatını tamamen mahvetmek.
- Çarşaf gibi: Deniz için çok durgun ve dalgasız; işler için ise çok düzgün ve sorunsuz anlamında.
- Çarşaf kadar dil: Çok uzun konuşan, hiç susmayan ve sürekli başkalarını eleştiren ağız.
- Çarşafa dolanmak: Hazırlıksız yakalanılan bir işte ne yapacağını şaşırıp işleri birbirine karıştırmak.
- Çarşamba pazarı gibi: Çok kalabalık, düzensiz, her şeyin birbirine girdiği karmaşık yer veya durum.
- Çarşı ağası gibi: Her şeye karışan, her yeri denetlemeye çalışan yetkili tavırlı kimse.
- Çarşı pazar gezmek: Alışveriş yapmak veya fiyat araştırması için dükkan dükkan dolaşmak.
- Çat kapı: Ansızın, randevusuz ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşen gelişme.
- Çat kapı gelmek: Hiç haber vermeden, aniden ve beklenmedik bir zamanda ziyarete gelmek.
- Çat pat konuşmak: Bir yabancı dili çok az, sadece temel seviyede ve yarım yamalak konuşabilmek.
- Çat orada çat burada: Sürekli yer değiştiren, hiçbir yerde sabit durmayan hareketli kimse.
- Çatal dilli: Sözleri birbirini tutmayan, yalan söyleyen veya fitne çıkaran kimse.
- Çatal kazık yere batmaz: İki başlılığın olduğu yerde işlerin yürümeyeceğini ifade eder.
- Çatallı dilli: Kırıcı, sert ve iğneleyici bir şekilde konuşan kişi.
- Çatallı dilli olmak: Sözleriyle insanları inciten, fitne çıkaran veya yalan söyleyen biri olmak.
- Çatallı iş: Çözülmesi zor, içinde birçok pürüz ve karmaşa barındıran mesele.
- Çatapat: Gürültülü ama etkisi az olan; mecazen kuru gürültü çıkaran kişi.
- Çatı kurmak: Bir organizasyonun veya düşüncenin temel yapısını, iskeletini oluşturmak.
- Çatık kaşlı: Her zaman sinirli, ciddi veya asık suratlı görünen kimse.
- Çatık kaşlılık: Sürekli bir hoşnutsuzluk veya aşırı ciddiyet ifadesi taşıma hali.
- Çatır çatır: Zorla, hakkını alarak veya çok gürültülü bir şekilde yapılan işler için kullanılır.
- Çatır çatır çatlamak: Kıskançlıktan veya hırstan dolayı büyük bir rahatsızlık duymak.
- Çatır çatır ödemek: Borcunu veya cezasını ister istemez, eksiksiz bir şekilde vermek.
- Çatır çatır söylemek: Gerçekleri hiç çekinmeden, korkusuzca ve açık bir dille ifade etmek.
- Çatışma çıkmak: İki grup veya fikir arasında sert bir anlaşmazlığın veya kavganın başlaması.
- Çatışma ortamı: Fikirlerin veya silahların konuştuğu, huzurun olmadığı gergin ortam.
- Çatlak ses: Bir toplulukta genel görüşe aykırı, uyumu bozan ve rahatsız eden aykırı fikir.
- Çatlak ses çıkarmak: Birliğin olduğu bir yerde huzuru bozacak, uyumsuz beyanlarda bulunmak.
- Çatlak sesler korosu: Bir konuda herkesin farklı ve uyumsuz fikirler savunduğu topluluk.
- Çatlayacak hale gelmek: Çok fazla yemek yemekten veya büyük bir meraktan patlayacak duruma gelmek.
- Çatlayana kadar gülmek: Kendini durduramayacak kadar büyük ve uzun bir kahkaha atmak.
- Çatlıcam: Büyük bir merak, heyecan veya sabırsızlık içinde bulunma durumu.
- Çavuş olmak: Bir grupta liderlik yapmak veya disiplini sağlamakla görevli olmak.
- Çay demlemek: Misafir ağırlamak için hazırlık yapmak veya sakinleşmek için çay hazırlamak.
- Çay ocağı: Küçük çaplı, çay ve kahve servis edilen, insanların toplandığı sosyal mekan.
- Çaylaklık dönemi: Bir meslekte veya uğraşta henüz yeni ve tecrübesiz olunan ilk zamanlar.
- Çaylaklık etmek: Bir işte tecrübesizce, acemice ve hata yaparak davranmak.
- Çebiş gibi: Çok zayıf, cılız ve bakımsız görünen çocuklar veya hayvanlar için kullanılır.
- Çehre bulmak: Bir şeyin gerçek şekli ve karakterinin ortaya çıkmaya başlaması.
- Çehre düşürmek: Surat asmak, hoşnutsuzluğunu veya moral bozukluğunu yüz ifadesiyle belli etmek.
- Çehre yapmak: Birine karşı surat asarak naz yapmak veya tepki göstermek.
- Çehre züğürdü: Yüzü güzel olmayan ama karakteri iyi olduğu düşünülen kimse.
- Çehresini asmak: Bir şeye sinirlendiğini yüz ifadesiyle açıkça belli etmek.
- Çekemezlik etmek: Başkasının başarısını veya mutluluğunu kıskanmak, ona tahammül edememek.
- Çekememezlik: Başkasının sahip olduğu imkanları kıskanma ve çekememe duygusu.
- Çeki düzen: Derli toplu olma, intizam ve düzgünlük hali.
- Çekidüzen vermek: Bir şeyi veya kendini düzelterek daha düzgün, tertipli ve intizamlı hale getirmek.
- Çekilecek dert: Sabırla ve metanetle katlanılması gereken kaçınılmaz sıkıntı.
- Çekilecek dert değil: Tahammül edilmesi çok zor, çok ağır ve sıkıntılı olan durum.
- Çekim alanına girmek: Birinin veya bir şeyin etkisi altında kalmaya başlamak, cazibesine kapılmak.
- Çekimser davranmak: Bir konuda taraf olmaktan veya fikir beyan etmekten kaçınmak.
- Çekimser kalmak: Bir konuda karar vermekten, oy kullanmaktan veya taraf tutmaktan kaçınmak.
- Çekip çeviren: Bir evi veya iş yerini tek başına idare eden, becerikli kimse.
- Çekip çevirmek: Bir evi, iş yerini veya kurumu büyük bir beceriyle yönetmek ve çekip çevirmek.
- Çekip gitmek: Bulunduğu yeri haber vermeden veya sinirlenerek terk etmek.
- Çekip koparmak: Bir şeyi zorla almak veya birini bir ortamdan güçlükle uzaklaştırmak.
- Çekirdekten yetişme: Bir mesleği veya sanatı en alt kademeden, çocuk yaştan beri öğrenen usta.
- Çekirdekten yetişmek: Mesleği ustasından, küçük yaşta ve en temelinden öğrenmek.
- Çekişe çekişe: Karşılıklı tartışarak, birbirini ikna etmeye çalışarak yapılan pazarlık.
- Çekişmeli geçmek: Bir yarışın veya tartışmanın başa baş ve sert bir mücadeleyle sürmesi.
- Çelme takılmak: Başarılı giderken birileri tarafından gizlice engellenmek.
- Çelme takmak: Rakibini hileli bir yolla durdurmaya veya başarısını engellemeye çalışmak.
- Çemberden geçmek: Hayatta pek çok tecrübe edinmek, zor sınavlardan başarıyla çıkmak.
- Çemberi yarmak: Kuşatmayı dağıtmak veya önündeki büyük engelleri aşarak kurtulmak.
- Çemberin dışında kalmak: Bir grubun veya olayların dışında tutulmak, dahil edilmemek.
- Çene çalmak: Tanıdıklarla bir araya gelip havadan sudan, uzun uzadıya sohbet etmek.
- Çene dökmesi: Birini ikna etmek için çok uzun süre dil dökmesi.
- Çene ishali: Hiç durmadan, gereksiz ve bıktırıcı şekilde konuşma hastalığı.
- Çene patlatmak: Birini ikna etmek veya bir şeyi anlatmak için boş yere çok fazla dil dökmek.
- Çene yarıştırmak: Karşılıklı olarak boş ve anlamsız bir tartışmayı sürdürmek.
- Çene yormak: Sonuç alınamayacak bir konuda saatlerce konuşup kendini boşuna yormak.
-
Çenesi düşük: Durup dinlenmeden, çok fazla ve genellikle boş konuşan kimse.
-
Çenesi kuvvetli: Sözle kendini çok iyi savunan, lafın altında kalmayan, konuşkan kimse.
- Çenesi tutulmak: Şaşkınlık veya korku anında insanın nutkunun tutulması, konuşamaması.
- Çenesi yorulmak: Birine laf anlatmaktan dolayı dermanı kesilmek, boşuna nefes tüketmek.
- Çenesini bağlamak: Birini susturmak; ölünün çenesini sarmak.
- Çenesini bıçak açmamak: Çok dertli veya suskun olduğu için tek söz etmemek.
- Çenesini tutmak: Konuşmaması gereken yerde kendini zorla susturmak.
- Çentik atmak: Bir başarıyı, günü veya sayıları unutmamak için bir yere işaret koymak.
- Çepçevre kuşatmak: Bir şeyi veya birini her yönden tamamen sarıp dışarıyla bağını kesmek.
- Çerçeve dışı kalmak: Belirlenen planın, konunun veya kuralların dışında bırakılmak.
- Çerçöp toplamak: Hiçbir değeri olmayan, işe yaramaz ve süprüntü durumundaki şeyleri biriktirmek.
- Çeşit yapmak: Tek bir seçenek yerine birçok alternatif sunmak.
- Çeteleşmek: Gizli ve zararlı emeller için gruplar halinde toplanmak.
- Çetin ceviz: Başa çıkılması ve pes ettirilmesi çok zor olan dirençli kişi.
- Çetin yol: Aşılması güç engellerle, zorluklarla dolu olan süreç veya yöntem.
- Çevir kazı yanmasın: Hatalı bir sözü hemen değiştirip durumu kurtarmaya çalışma çabası.
- Çevirip çevirip okumak: Bir şeyi çok sevdiği için defalarca ve inceleyerek incelemek.
- Çevresinde fır dönmek: Birinin gözüne girmek için etrafında aşırı bir ilgiyle dolaşmak.
- Çevresinde pervane olmak: Birine yaranmak veya hizmet etmek için etrafında aşırı bir ilgiyle dönmek.
- Çevresinden kopmak: Sosyal bağlarını yitirmek, yalnızlaşmak.
- Çevresi geniş: Tanıdığı ve etkilediği kişi sayısı çok fazla olan.
- Çeyiz düzmek: Yeni kurulacak bir ev için gerekli tüm eşyaları ve hazırlıkları tamamlamak.
- Çeyrek akıllı: Olayların iç yüzünü kavrayamayan, saf ve budalaca davranan kimse.
- Çığ gibi büyümek: Küçük bir problemin veya olayın çok kısa sürede dev bir hale gelmesi.
- Çığır açmak: Bir bilim veya sanat dalında daha önce hiç uygulanmamış bir yenilik yapmak.
- Çığırından çıkmak: Bir işin kontrol edilemez, düzeni bozuk bir hale gelmesi.
- Çığırtkanlık yapmak: Bir düşünceyi veya durumu başkalarına duyurmak için abartıyla konuşmak.
- Çıkara dayanmak: Bir ilişkinin sevgi değil, sadece menfaat üzerine kurulu olması.
- Çıkar gözetmek: Yapılan her işte veya ilişkide öncelikle kendi menfaatini düşünmek.
- Çıkarına bakmak: Başka hiçbir şeyi düşünmeden sadece kendi kazancına odaklanmak.
- Çıkış noktası: Bir sorunun çözümüne ulaştıran başlangıç aşaması.
- Çıkmaz sokak: Sonu olmayan, hiçbir çözüm ihtimali kalmamış olan ümitsiz durum.
- Çıkmazda olmak: Hiçbir çözüm yolu bulamayıp sıkışıp kalmak.
- Çıldıracak gibi olmak: Öfke, sevinç veya heyecandan dolayı kontrolünü kaybetme noktasına gelmek.
- Çılgına dönmek: Çok büyük bir sinir krizi geçirmek veya aşırı bir heyecan patlaması yaşamak.
- Çılgınlar gibi: Aşırı bir heyecan, coşku veya kontrolsüzlükle yapılan eylem.
- Çın çın ötmek: Çok sessiz bir yerde en küçük sesin bile yankılanarak duyulması hali.
- Çınlatmak: Birinin adını saygıyla veya sevgiyle anarak geçmişteki anıları tazelemek.
- Çıngırak takmak: Bir sırrı veya gizli kalması gereken bir durumu herkese ilan etmek.
- Çıngıraklı yılan: Sinsi, tehlikeli ve her an zarar verebilecek kötü niyetli kimse.
- Çıplak gerçek: Hiçbir süsleme veya yalan olmadan, tüm yalınlığıyla ortada olan durum.
- Çıra gibi yanmak: Maddi veya manevi olarak çok büyük bir yıkıma uğrakmak, mahvolmak.
- Çırak çıkmak: Bir alışverişten veya olaydan beklenmedik bir zararla ayrılmak.
- Çıraklık etmek: Bir işin başında, o işi öğrenmek için usta yanında çalışmak.
- Çırpınmak: Bir kurtuluş veya başarı için büyük bir telaş ve heyecanla gayret etmek.
- Çıt çıkarmamak: Bulunulan ortamda en küçük bir ses dahi yapmadan sessizce beklemek.
- Çıtı pıtı: Ufak tefek ama çok zarif, sevimli ve narin yapılı kadınlar için kullanılır.
- Çıtkırıldım: Çok nazlı, en küçük zorlukta hemen incinen ve çok hassas olan kimse.
- Çiçek açmak: Bir işin nihayet güzel, umut verici ve hayırlı sonuçlar vermeye başlaması.
- Çiçeği burnunda: Henüz çok taze olan, üzerinden zaman geçmemiş, yeni gerçekleşmiş durum.
- Çiğ davranmak: Olgunluğa ve yaşının gereğine yakışmayan, kaba ve düşüncesizce hareket etmek.
- Çiğ lokma yutmamak: Kolayca aldatılamayacak kadar deneyimli, uyanık ve zeki olmak.
- Çiğ süt emmiş: Doğasında kötülük olan, her an ihanet edebilecek kadar güvenilmez kişi.
- Çiğnemek: Bir kuralı, birinin hakkını veya onurunu hiçe sayarak ezip geçmek.
- Çile çekmek: Ömrü boyunca veya uzun bir süre büyük dert ve yoksulluk içinde yaşamak.
- Çile doldurmak: Hak edilen bir cezayı veya zorunlu olan sıkıntılı bir süreci tamamlamak.
- Çileden çıkmak: Sabrın sonuna gelip artık kendini tutamayarak büyük bir öfke patlaması yaşamak.
- Çilekeş: Ömrü boyunca dert ve sıkıntıdan kurtulamamış sabırlı kimse.
- Çimmek: Serinlemek veya yıkanmak amacıyla suya girmek, yüzmek.
- Çimdik atmak: Birini hafifçe çimdikleyerek uyarmak veya canını yakmak.
- Çingene düğünü: Çok gürültülü, karmaşık ve düzensiz eğlence ortamı.
- Çingene parası: Çok küçük birimlerden oluşan, bereketsiz görünen para.
- Çingene pazarlığı: Bir malın fiyatını düşürmek için çok uzun ve bıktırıcı şekilde pazarlık yapmak.
- Çinko: Çok sağlam, sarsılmaz, dirençli ve dayanıklı yapıdaki eşya veya irade.
- Çintik: Bir şeyi işaretlemek veya hafifçe kesmek için atılan çok küçük iz.
- Çirişi bozulmak: Bir işin veya düzenin eski sağlamlığını ve disiplinini tamamen yitirmesi.
- Çitişmek: Saçların veya iplerin birbirine karışıp içinden çıkılmaz bir hale gelmesi.
- Çivi gibi: Soğuk havada bile çok dinç, zinde ve dimdik duran sağlıklı kimse.
- Çivi çiviyi söker: Bir zorluğun ancak ona benzer başka bir güçle giderilebileceğini anlatan söz.
- Çivi kesilmek: Aşırı derecede üşümekten dolayı vücudun kaskatı kesilmesi hali.
- Çivisi çıkmak: Bir yerin, kurumun veya toplumun düzeninin tamamen yok olması.
- Çizgi çekmek: Geçmişteki hataları unutup her şeye tertemiz bir başlangıç yapma kararı.
- Çizgiden çıkmak: Normal kabul edilen sınırların dışına taşmak, yoldan sapmak.
- Çizgiyi aşmak: Başkasının sabrını taşıracak veya haddini aşacak kadar ileri gitmek.
- Çizmeyi aşmak: Kendi yetki veya bilgisinin dışındaki işlere gereksiz yere karışmak.
- Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek: Yoksul olmasına rağmen imkansız ve çok büyük hayaller kurmak.
- Çoban kulübesi: Mütevazı, küçük ve gösterişsiz yaşam alanı.
- Çocuk oyuncağı: Herkesin kolayca üstesinden gelebileceği, ciddiyet gerektirmeyen basit iş.
- Çocuksu tavır: Yaşından beklenmeyecek kadar saf, art niyetsiz ve bazen toy hareketler.
- Çoğu gitti azı kaldı: Uzun ve zorlu bir sürecin büyük kısmının bittiğini, sona yaklaşıldığını belirtir.
- Çok bilmiş: Her konuda ukalaca fikir beyan eden ve kendini başkalarından üstün gören.
- Çok geçmeden: Aradan uzun bir zaman dilimi geçmeden, çok kısa bir süre içerisinde.
- Çok görmek: Birine bir şeyi fazla bulmak, onu o şeye layık görmemek veya kıskanmak.
- Çok olmak: Sınırı aşmak, sabır taşıracak kadar ileri gitmek veya aşırıya kaçmak.
- Çoluk çocuk: Evdeki tüm aile fertlerini, özellikle küçük yaştakileri kapsayan ifade.
- Çoluk çocuğa karışmak: Evlenip yuva kurmak, çocuk sahibi olup aile sorumluluğu altına girmek.
- Çorak: Hiçbir meyvesi, verimi veya sonucu olmayan, faydasız durum.
- Çoraklaşmak: Verimliliğini yitirmek; mecazen yaratıcılığın ve üretkenliğin sona ermesi.
- Çorap söküğü: Bir sorunun çözülmeye başlamasıyla geri kalan kısmın hızla çözülmesi.
- Çorap söküğü gibi: Bir kez başladıktan sonra gerisi kendiliğinden, kolayca ve hızla gelen iş.
- Çorbada tuzu bulunmak: Yapılan ortak bir işte veya başarıda küçük de olsa bir emeği olmak.
- Çorbasını içmek: Birinin ikramından yararlanmak veya birinin yanında geçimini sağlamak.
- Çökerip oturmak: Bir yere ağırlığını vererek, yayılarak ve kalkmamak üzere yerleşmek.
- Çöküş: Bir sistemin, gücün veya sağlığın tamamen yıkılıp yok olması süreci.
- Çöküşe geçmek: Bir kurumun, gücün veya sağlığın hızla bozulmaya ve gerilemeye başlaması.
- Çömelip kalmak: Olduğu yere büzülerek oturmak; çaresizlik içinde beklemek.
- Çömez: Bir ustanın yanında işi en temelinden öğrenmeye başlayan yeni yardımcı.
- Çömezlik etmek: Bir ustanın veya bilgili birinin yanında acemice yardımcılık yaparak işi öğrenmek.
- Çöp atlamaz: Çok dikkatli, en küçük ayrıntıyı bile gözden kaçırmayan, titiz kimse.
- Çöp batmak: Göze veya bir yere küçük bir nesne girmek; mecazen çok küçük bir şeye bile alınmak.
- Çöp kadar: Çok zayıf, adeta bir deri bir kemik kalmış olan kişiler için kullanılır.
- Çöpçatan: İnsanları evlendirmek amacıyla birbirleriyle tanıştıran ve aracı olan kimse.
- Çöpçatanlık etmek: Evlenmek isteyen iki kişiyi birbirine tanıştırıp aralarını yapmaya çalışmak.
- Çöplük gibi: Çok kirli, aşırı dağınık ve pis koku yayan yerleri betimlemek için kullanılır.
- Çöplüğe dönmek: Bir yerin aşırı derecede kirli, bakımsız ve düzensiz bir hale gelmesi.
- Çöpsüz üzüm: Bakmakla yükümlü olduğu kimsesi olmayan veya hiçbir kusuru bulunmayan şey.
- Çörçöp toplamak: Değersiz, önemsiz ve işe yaramaz şeyleri bir araya getirmek.
- Çözülmek: Bir bağın kopması veya birinin baskı altında sakladığı gerçekleri anlatması.
- Çözüm ortağı: Bir projede veya sorunun giderilmesinde birlikte hareket edilen yardımcı taraf.
- Çözüm üretmek: Bir sorunu ortadan kaldırmak için mantıklı ve uygulanabilir yollar geliştirmek.
- Çubuk gibi ince: Vücut yapısı çok narin, zayıf ve ince olan kişiler için yapılan benzetme.
- Çubuk içmek: Keyif çatmak; eski usul uzun tütün çubuklarıyla tütün tüketmek.
- Çuhasını giymek: Bir makama veya rütbeye resmi olarak atanmak, o göreve başlamak.
- Çukur: Tehlikeli durum veya tuzak; mecazen ahlaken seviyesiz olan ortam.
- Çukur kazmak: Birinin arkasından gizlice iş çevirerek onu tuzağa düşürmeye çalışmak.
- Çuval dolusu: Sayılamayacak kadar çok olan yüksek miktar (genellikle para için kullanılır).
- Çuvala girmek: Çok dar ve sıkıntılı bir durumun içine hapsolmak.
- Çuvala sığmamak: Bir gerçeğin ne yapılırsa yapılsın artık gizlenemeyecek kadar aşikar olması.
- Çuvallamak: Büyük ümitlerle başlanan bir işi beceremeyip tamamen mahvetmek.
- Çürüğe ayrılmak: İşe yaramaz olduğu düşünülerek bir kenara atılmak veya emekli edilmek.
- Çürüğe çıkmak: Sakatlık veya yaşlılık nedeniyle iş yapamaz hale gelmek, gözden düşmek.
- Çürük: Güvenilmez, dayanaksız ve her an bozulabilecek olan.
- Çürük çarık: Eski, bozuk, kalitesiz ve işe yaramaz durumdaki nesneler veya fikirler.
- Çürük tahtaya basmamak: Çok tedbirli davranmak, riskli ve sonu belirsiz işlere asla girmemek.
- Çürük yumurta: Bir topluluk içindeki en kötü, güvenilmez ve işleri bozan kişi.
-
Çürütmek: Bir iddiayı veya fikri geçerli kanıtlarla tamamen boşa çıkarmak.
-
Çabuk davranmak: Bir işi yapmak için acele etmek, elini çabuk tutmak.
- Çağ dışı kalmış: Eskimiş, güncelliğini yitirmiş ve artık kabul görmeyen fikirler.
- Çağrılmadığı yere gitmek: Davet edilmediği halde bir toplantıya veya yere dahil olmak.
- Çakmak çakmak: Gözlerin canlılık, öfke veya heyecanla ışıldaması.
- Çalacak kapısı olmak: Zor zamanında sığınabileceği veya yardım isteyeceği yerlerin bulunması.
- Çala kamçı gitmek: Atı hızlandırmak için sürekli kamçılamak; mecazen çok hızlı yol almak.
- Çalakılıç: Durup dinlenmeden, büyük bir hırsla ve saldırganca yapılan mücadele.
- Çalamadığı düdük kalmamak: Her türlü hileyi veya yolu denemiş olmak.
- Çalap çalap: Su veya sıvının etrafa saçılması, sıçraması hali.
- Çaldığına oynamak: Birinin her istediğini harfiyen yerine getirmek, ona tabi olmak.
- Çalı gibi kurumak: Çok zayıflamak, adeta bir deri bir kemik kalmak.
- Çalı süpürgesi: Saçları bakımsız, sert ve çok dağınık olan kişiler için kullanılır.
- Çalımlı: Kendine güvenen, gösterişli ve vakur duruşu olan kimse.
- Çalışıp çabalamak: Bir amaca ulaşmak için var gücüyle gayret sarf etmek.
- Çam yarması: İri yarı, devasa cüsseli ve çok güçlü görünen kişi.
- Çamur deryasına dönmek: Bir yerin aşırı yağıştan dolayı tamamen çamurla kaplanması.
- Çamur sıçramak: Birinin kötü işlerinden dolayı dolaylı yoldan zarar görmek veya lekelenmek.
- Çamura taş atmak: Kötü niyetli birini kışkırtarak daha fazla kötülük yapmasına yol açmak.
- Çamurdan olsun: Malın kalitesi önemli değil, yeter ki benim olsun anlamında kullanılır.
- Çanak yalamak: Çıkarları için başkalarına dalkavukluk yapmak, yaltaklanmak.
- Çantada keklik: Kesinlikle elde edileceği düşünülen, garanti olan kazanç veya iş.
- Çapaçul kalmak: Üstü başı perişan, bakımsız ve düzensiz bir halde kalmak.
- Çaparız: Bir işin yürütülmesini engelleyen terslik veya karmaşa.
- Çapı dar: Anlayışı, görüşü veya kapasitesi çok kısıtlı olan kimse.
- Çapkınlık: Karşı cinsle sürekli ve ciddiyetsiz ilişkiler kurma eğilimi.
- Çapraza almak: Birini iki koldan veya farklı yönlerden sıkıştırmak.
- Çar çur: Değerli kaynakların hesapsızca ve gereksiz yere harcanması.
- Çaresiz kalmak: Bir sorun karşısında hiçbir çözüm yolu bulamamak.
- Çark etmek: Kararından aniden dönmek veya tam tersi yöne gitmek.
- Çarkıfelek: Şansın ve talihin sürekli değiştiğini anlatan kavram.
- Çarşaf gibi deniz: Hiç dalgası olmayan, dümdüz ve durgun deniz.
- Çarşaf kadar: Çok büyük, geniş ve yayılmış olan (genellikle kumaş veya kağıt).
- Çarşaf liste: Seçimlerde adayların hepsinin yer aldığı uzun ve geniş liste.
- Çat kapı: Ansızın, davetsiz ve beklenmedik bir şekilde gelen misafir veya olay.
- Çat pat: Bir şeyi yarım yamalak, tam öğrenemeden ama idare edecek kadar bilmek.
- Çatal kazık: İki başlılığın olduğu, anlaşmazlığın bitmediği zor durum.
- Çatallı yol: İki veya daha fazla seçeneğin olduğu, karar vermesi güç durum.
- Çatık kaşlı: Sürekli ciddi, sert ve sinirli bir ifade taşıyan kişi.
- Çatır çatır çatlamak: Başkasının başarısını aşırı kıskanıp hırslanmak.
- Çatır çatır söylemek: Gerçekleri hiç kimseden çekinmeden, açıkça ifade etmek.
- Çatışmak: Fikirlerin veya tarafların birbirine zıt düşmesi, kavga etmesi.
- Çatlak ses: Topluluğun uyumunu bozan aykırı ve rahatsız edici görüş.
- Çatlak zemin: Güven vermeyen, her an bozulabilecek olan temel veya ortam.
- Çatlayana kadar yemek: Midesini zorlayacak kadar aşırı miktarda gıda tüketmek.
- Çay ocağı: Küçük çaplı, çay ve kahve servis edilen sosyal mekan.
- Çaylaklık: Bir işte henüz çok yeni ve deneyimsiz olma hali.
- Çehre düşürmek: Moral bozukluğunu veya hoşnutsuzluğu yüz ifadesiyle belli etmek.
- Çekememezlik: Başkasının başarısını çekememe, kıskançlık duyma hali.
- Çekidüzen: Dağınıklığı giderme, tertipli ve düzgün hale getirme işlemi.
- Çekilecek dert: Sabırla katlanılabilecek, çok ağır olmayan sıkıntı.
- Çekim kuvveti: Birinin veya bir şeyin etrafındakileri etkileyip kendine çekmesi.
- Çekinmeden: Hiçbir korku veya tereddüt duymadan, cesurca hareket etmek.
- Çekip çevirmek: Bir evi veya işi büyük bir beceriyle yönetmek.
- Çekip gitmek: Arkasına bakmadan, bir yeri aniden ve tamamen terk etmek.
- Çekip koparmak: Bir şeyi zorla yerinden çıkarmak veya birini kurtarmak.
- Çekirdekten yetişme: Bir mesleğin her aşamasını temelinden öğrenmiş olan.
- Çekişmeli: Başa baş geçen, tarafların birbirini zorladığı mücadele.
- Çelme takmak: Başkasına oyun oynayarak onun başarısını engellemeye çalışmak.
- Çemberi daralmak: Birinin etrafındaki hareket alanının azalması, sıkışması.
- Çemberin dışı: Belirli bir grubun veya kuralın dışında kalan alan.
- Çene çalmak: Dostlarla bir araya gelip boş ve uzun sohbetler etmek.
- Çene dökmesi: Karşısındakini ikna etmek için sürekli ve çok konuşmak.
- Çene kavağı: Boş, anlamsız ve gereksiz konuşma hali.
- Çene patlatmak: Boş yere, hiç sonuç alamayacağı bir konuda dil dökmek.
- Çene yarıştırmak: Karşılıklı olarak birbirini lafla yenmeye çalışmak.
- Çenesi düşük: Durup dinlenmeden, her konuda çok fazla konuşan.
- Çenesi kuvvetli: Sözle kendini çok iyi savunan, lafın altında kalmayan.
- Çenesi tutulmak: Şaşkınlık veya korku anında ağzından tek kelime çıkmaması.
- Çenesi yorulmak: Çok konuşmaktan dolayı dilinde ve ağzında derman kalmaması.
- Çenesini bıçak açmamak: Çok dertli veya suskun olduğu için tek söz etmemek.
- Çenesini tutmak: Konuşmaması gereken yerde kendini zorla susturmak.
- Çentik atmak: Bir şeyi unutmamak için küçük bir işaret veya iz koymak.
- Çepçevre: Bir şeyin etrafını her yönden tamamen saran durum.
- Çerçeve dışı kalmak: Belirlenen planın veya konunun dışında bırakılmak.
- Çerçöp: Hiçbir değeri olmayan, atılacak durumdaki süprüntü.
- Çeşit yapmak: Tek bir seçenek yerine birçok alternatif sunmak.
- Çeteleşmek: Gizli ve zararlı emeller için gruplar halinde toplanmak.
- Çetin ceviz: Başa çıkılması ve pes ettirilmesi çok zor olan dirençli kişi.
- Çetin yol: Aşılması güç engellerle dolu olan süreç veya yöntem.
- Çevir kazı yanmasın: Hatalı sözünü durumu kurtarmak için anında değiştirmek.
- Çevresinde pervane olmak: Birine yaranmak veya hizmet etmek için etrafında dönmek.
- Çevresi geniş: Tanıdığı ve etkilediği kişi sayısı çok fazla olan.
- Çeyiz düzmek: Evlenecek kişiler için gerekli eşyaları hazırlamak.
- Çeyrek akıllı: Saf, kolay kandırılan ve mantıklı düşünemeyen kişi.
- Çığ gibi büyümek: Başlangıçta küçük olan bir olayın hızla devasa hale gelmesi.
- Çığır açmak: Bir alanda daha önce hiç uygulanmamış büyük bir yenilik yapmak.
- Çığırtkanlık: Bir görüşü kabul ettirmek için yüksek sesle ve abartıyla konuşmak.
- Çıkar gözetmek: Yapılan her eylemde öncelikle kendi menfaatini düşünmek.
- Çıkar yol: Bir sorundan kurtulmak için en uygun ve mantıklı yöntem.
- Çıkarcı: Sadece kendi menfaatini düşünen ve ona göre davranan tip.
- Çıkmaza girmek: Bir meselenin artık ilerleyemeyeceği, çözümsüz kaldığı nokta.
- Çıkmaz sokak: Sonu olmayan, çözüm ihtimali kalmamış olan durum.
- Çıldıracak gibi: Aşırı bir duygu yoğunluğu (sevinç, öfke) içinde olmak.
- Çılgına dönmek: Çok sinirlenip kontrolünü tamamen kaybetmek.
- Çılgınlık: Akıl sınırlarını zorlayan, sıra dışı ve riskli davranış.
- Çın çın ötmek: Sessizliğin hakim olduğu bir yerde en küçük sesin yankılanması.
- Çınlatmak: Birinin adını anarak geçmişteki anıları canlandırmak.
- Çıngırak takmak: Bir sırrı veya gizli durumu herkesin duymasını sağlamak.
- Çıplak gerçek: Hiçbir gizleme veya süsleme olmadan tüm çıplaklığıyla ortada olan.
- Çıra gibi yanmak: Büyük bir maddi veya manevi yıkıma uğramak.
- Çırak çıkmak: Bir alışverişten veya olaydan beklenmedik bir zararla ayrılmak.
- Çırpınmak: Bir kurtuluş veya başarı için büyük bir telaşla çaba göstermek.
- Çıt çıkarmamak: Bulunduğu yerde tam bir sessizlik içinde durmak.
- Çıtı pıtı: Ufak tefek ama çok zarif ve sevimli olan kadınlar için kullanılır.
- Çıtkırıldım: Nazlı, çok çabuk kırılan ve en küçük zorluğa dayanamayan.
- Çiçek açmak: Bir işin nihayet güzel ve umut verici sonuçlar vermesi.
- Çiçeği burnunda: Henüz çok taze olan, üzerinden zaman geçmemiş yeni durum.
- Çiğ davranmak: Olgunluğa yakışmayan, kaba ve düşüncesizce hareket etmek.
- Çiğ lokma yutmamak: Kolay aldatılamayan, her şeyin farkında olan uyanık kişi.
- Çiğ süt emmiş: Doğasında kötülük olan, her an ihanet edebilecek güvenilmez kişi.
- Çiğnemek: Kuralları veya birinin haklarını hiçe sayarak geçmek.
- Çile çekmek: Ömrü boyunca veya uzun süre dert ve sıkıntı içinde yaşamak.
- Çile doldurmak: Hak edilen bir cezayı veya süreci tamamlamak.
- Çileden çıkmak: Sabrın sonuna gelip aşırı öfke patlaması yaşamak.
- Çimmek: Suya girip yıkanmak, serinlemek amacıyla yüzmek.
- Çingene pazarlığı: Bir malı en ucuza almak için bitmek bilmeyen ısrarlı pazarlık.
- Çinko: Sağlam, sarsılmaz ve dayanıklı yapıdaki eşya veya irade.
- Çintik: Bir şeyi işaretlemek veya hafifçe kesmek için atılan küçük iz.
- Çirişi bozulmak: Bir işin eski sağlamlığını ve disiplinini yitirmesi.
- Çitilemek: Kumaşı veya çamaşırı ovarak temizlemeye çalışmak.
- Çivi gibi: Soğuk havada bile dinç, zinde ve dimdik duran kişi.
- Çivi çiviyi söker: Bir zorluğun ancak başka bir güçle giderilebileceğini anlatan söz.
- Çivi kesilmek: Aşırı derecede üşümekten dolayı vücudun kaskatı kesilmesi.
- Çivisi çıkmak: Bir yerin veya toplumun düzeninin tamamen yok olması.
- Çizgi çekmek: Eski hataları unutup her şeye tertemiz bir başlangıç yapmak.
- Çizgiden çıkmak: Normal sayılan sınırların dışına taşmak, yoldan sapmak.
- Çizgiyi aşmak: Başkasının sabrını taşıracak kadar ileri gitmek.
- Çizmeyi aşmak: Kendi yetkisi dışındaki işlere gereksiz yere karışmak.
- Çoban kulübesi: Çok sade, yoksul ama huzurlu olduğu düşünülen mekan.
- Çocuk oyuncağı: Herkesin kolayca üstesinden gelebileceği çok basit iş.
- Çocuksu tavır: Yaşından beklenmeyecek kadar saf ve toy hareketler.
- Çoğu gitti azı kaldı: Büyük bir kısmının bittiğini, sona yaklaşıldığını belirten söz.
- Çok bilmiş: Her konuda ukalaca fikir beyan eden, kendini üstün gören.
- Çoluk çocuk: Evdeki küçük yaştaki tüm aile fertlerini kapsayan ifade.
- Çorak: Verimsiz, hiçbir meyvesi veya sonucu olmayan durum.
- Çorap söküğü: Bir sorunun çözülmeye başlamasıyla arkasının hızla gelmesi hali.
- Çorbada tuzu bulunmak: Ortak bir başarıda küçük de olsa bir emeği olmak.
- Çöküş: Bir sistemin veya gücün tamamen yıkılıp yok olması süreci.
- Çölleşmek: Sosyal veya kültürel olarak verimsiz, boş bir hale gelmek.
- Çömez: Bir ustanın yanında işi en baştan öğrenen yeni yardımcı.
- Çöp kadar: Çok zayıf, adeta bir deri bir kemik kalmış olan kişi.
- Çöpçatan: İnsanları evlendirmek için tanıştıran ve aracı olan kimse.
- Çöplük gibi: Çok kirli, dağınık ve pis koku yayan yerler için kullanılır.
- Çözülmek: Bağların kopması veya birinin baskı altında itiraflara başlaması.
- Çözüm ortağı: Bir projede veya sorunda birlikte çalışılan yardımcı kurum.
- Çubuk gibi ince: Vücut yapısı çok narin ve ince olan kişiler için benzetme.
- Çukur: Tehlikeli durum; mecazen ahlaken düşük olan ortam.
- Çuval dolusu: Sayılamayacak kadar çok olan miktar (genelde para için).
- Çuvala sığmamak: Bir gerçeğin ne yapılırsa yapılsın gizlenemeyecek olması.
- Çuvallamak: Büyük ümitlerle başlanan bir işi beceremeyip mahvetmek.
- Çürüğe ayrılmak: İşe yaramaz olduğu düşünülerek bir kenara atılmak veya emekli edilmek.
- Çürüğe çıkmak: Sakatlık veya yaşlılık nedeniyle iş yapamaz hale gelmek, gözden düşmek.
- Çürük çarık: Eski, bozuk, kalitesiz ve işe yaramaz durumdaki nesneler veya fikirler.
- Çürük tahtaya basmamak: Çok tedbirli davranmak, riskli ve sonu belirsiz işlere asla girmemek.
- Çürük yumurta: Bir topluluk içindeki en kötü, güvenilmez ve işleri bozan kişi.
- Çürütmek: Bir iddiayı veya fikri geçerli kanıtlarla tamamen boşa çıkarmak.
- Çabuk parlamak: Çok küçük bir sebeple birdenbire ve aşırı derecede sinirlenmek.
- Çabuk parlayan çabuk söner: Öfkesi veya hevesi hızla başlayıp aynı hızla bitenleri anlatan söz.
- Çadır kurmak: Bir yere geçici olarak yerleşmek; mecazen bir yerde uzun süre kalmak.
- Çadırı başına yıkmak: Birinin düzenini tamamen bozmak, onu çok büyük bir yıkıma uğratmak.
- Çağ açmak: Tarihte veya bir alanda yepyeni, önemli ve kalıcı bir dönem başlatmak.
- Çağı yakalamak: Yaşanılan zamanın şartlarına, teknolojisine ve düşünce yapısına uyum sağlamak.
- Çağlar açıp çağlar kapamak: Dünya tarihinde çok büyük değişimlere yol açacak olaylar gerçekleştirmek.
- Çakı gibi: Çok dinç, sağlıklı, çevik ve her an göreve hazır görünen kimse.
- Çakır keyif olmak: Alkolün etkisiyle neşesi yerine gelmiş, hafifçe sarhoş olmuş durum.
- Çakma yapmak: Bir şeyin taklidini veya sahtesini üreterek gerçekmiş gibi sunmak.
- Çakmağı çakmak: Bir tartışmayı veya kavgayı başlatacak ilk kışkırtıcı hareketi yapmak.
- Çakşırını dizine indirmek: Birini çok korkutup telaşa düşürmek veya toplum içinde rezil etmek.
- Çal dikeni, al dikeni: Sürekli birbirini iğneleyen, geçimsiz ve kavgacı kişiler için kullanılır.
- Çalacak bir şeyi olmamak: Maddi olarak tamamen yoksul olmak, kaybedecek bir şeyi bulunmamak.
- Çalakalem yazmak: Üzerinde fazla düşünmeden, çok hızlı, özensiz ve gelişigüzel bir biçimde yazmak.
- Çalçene olmak: Gereksiz yere, çok fazla ve çevresindekileri bıktıracak kadar boş konuşmak.
- Çaldığı düdük: Bir kimsenin bir yerdeki nüfuzu, sözünün geçme ve etkileme derecesi.
- Çalı arkasından bakmak: Bir işe doğrudan katılmayıp gizlice ve çekinerek gözlemlemek.
- Çalı arkasından yer göstermek: Birine gizli ve sinsi bir şekilde yol gösterip onu yönlendirmek.
- Çalımlı yürüyüş: Kendine aşırı güvenen, mağrur ve gösterişli adımlarla ilerleme hali.
- Çalınmadık kapı bırakmamak: Bir amaca ulaşmak için mümkün olan tüm yardım yollarına başvurmak.
- Çalışkanlığı tutmak: Normalde tembel olan birinin aniden büyük bir şevkle işe koyulması.
- Çalmadan çırpmadan: Dürüst yollarla, kimsenin hakkını yemeden bir şeyi elde etmek.
- Çalmadan oynamak: Çok neşeli olmak, en küçük bir sebeple bile hemen coşup eğlenmeye başlamak.
- Çalmadan oynaşmak: Aralarında gizli bir anlaşma veya iş birliği olduğu belli olan tavırlar sergilemek.
- Çaltı gibi: Çok dikenli, sert, huysuz ve etrafına sürekli rahatsızlık veren kimse.
- Çam sakızı çoban armağanı: Maddi değeri küçük ama manevi değeri ve içtenliği büyük olan hediye.
- Çamur atmak: Bir kimseyi lekelemek amacıyla ona asılsız ve çirkin iftiralarda bulunmak.
- Çamur kesilmek: Bir yerin aşırı yağıştan dolayı yürünemez hale gelmesi.
- Çamurdan çekip çıkarmak: Birini düştüğü kötü durumdan veya bataklıktan kurtarıp iyileştirmek.
- Çanak tutmak: Söz veya davranışlarıyla kötü bir durumun oluşmasına zemin hazırlamak.
- Çantada keklik sanmak: Bir şeyi henüz elde etmeden kesin kazanılmış gibi görerek yanılmak.
- Çapaçul: Üstü başı darmadağınık, düzensiz ve özensiz giyinen kimse.
- Çapanoğlu çıkmak: Görünüşte basit olan bir işin altından karmaşık durumların çıkması.
- Çapı geniş: Pek çok alanı etkileyen, büyük ölçekli ve kapsamlı olan iş veya durum.
- Çapsız: Yeteneği ve kapasitesi yaptığı işe uygun olmayan, yetersiz kimse.
- Çapraz ateşe tutmak: Birini birçok yönden gelen soru ve eleştirilerle bunaltmak.
- Çapraz sorguya çekmek: Birine gerçeği söyletmek için şaşırtıcı sorular sormak.
- Çardağa kaldırmak: Birini çok methederek veya ödüllendirerek onurlandırmak.
- Çarkı bozulmak: İşleri veya düzeni ters gitmeye başlamak, sistemin aksaması.
- Çarkına etmek: Birinin işini, düzenini veya hayatını tamamen mahvetmek.
- Çarşafa dolanmak: Hazırlıksız yakalanılan bir işte ne yapacağını şaşırıp karıştırmak.
- Çarşı pazar gezmek: Alışveriş yapmak veya fiyat araştırması için dolaşmak.
- Çat orada çat burada: Sürekli yer değiştiren, hiçbir yerde sabit durmayan kimse.
- Çatapat: Gürültülü ama etkisi az olan; mecazen kuru gürültü çıkaran kişi.
- Çatı kurmak: Bir organizasyonun veya düşüncenin temel yapısını oluşturmak.
- Çatık kaşlılık: Sürekli bir hoşnutsuzluk veya aşırı ciddiyet ifadesi taşıma hali.
- Çatır çatır ödemek: Borcunu veya cezasını ister istemez, eksiksiz bir şekilde vermek.
- Çatışma çıkmak: İki grup veya fikir arasında sert bir anlaşmazlığın başlaması.
- Çatışma ortamı: Huzurun olmadığı, gergin ve kavgacı ortam.
- Çatlak ses çıkarmak: Birliğin olduğu bir yerde huzuru bozacak beyanlarda bulunmak.
- Çatlayacak hale gelmek: Çok fazla yemekten veya meraktan patlayacak duruma gelmek.
- Çavuş olmak: Bir grupta liderlik yapmak veya disiplini sağlamakla görevli olmak.
- Çay demlemek: Misafir ağırlamak için hazırlık yapmak veya sakinleşmek.
- Çebiş gibi: Çok zayıf, cılız ve bakımsız görünen canlılar için kullanılır.
- Çehre bulmak: Bir şeyin gerçek şekli ve karakterinin ortaya çıkmaya başlaması.
- Çehre yapmak: Birine karşı surat asarak naz yapmak veya tepki göstermek.
- Çehresini asmak: Bir şeye sinirlendiğini yüz ifadesiyle belli etmek.
- Çekemezlik etmek: Başkasının başarısını kıskanmak, ona tahammül edememek.
- Çeki düzen: Derli toplu olma, intizam ve düzgünlük hali.
- Çekilecek dert değil: Tahammül edilmesi çok zor, çok ağır olan durum.
- Çekim alanına girmek: Birinin veya bir şeyin etkisi altında kalmaya başlamak.
- Çekimser kalmak: Bir konuda karar vermekten veya taraf tutmaktan kaçınmak.
- Çekip çeviren: Bir evi veya iş yerini tek başına idare eden, becerikli kimse.
- Çekişe çekişe: Karşılıklı tartışarak veya pazarlık ederek yapılan iş.
- Çekişmeli geçmek: Bir yarışın veya tartışmanın başa baş mücadeleyle sürmesi.
- Çelme takılmak: Başarılı giderken birileri tarafından gizlice engellenmek.
- Çemberden geçmek: Hayatta pek çok tecrübe edinmek, sınavlardan geçmek.
- Çemberi yarmak: Kuşatmayı dağıtmak veya büyük engelleri aşarak kurtulmak.
- Çene ishali: Hiç durmadan, gereksiz ve bıktırıcı şekilde konuşma hali.
- Çene yormak: Sonuç alınamayacak bir konuda saatlerce boşuna konuşmak.
- Çenesini bağlamak: Birini susturmak veya ölünün çenesini sarmak.
- Çevirip çevirip okumak: Bir şeyi çok sevdiği için defalarca incelemek.
- Çevresinde fır dönmek: Birinin gözüne girmek için etrafında aşırı ilgiyle dolaşmak.
- Çevresinden kopmak: Sosyal bağlarını yitirmek, yalnızlaşmak.
- Çimdik atmak: Birini hafifçe sıkarak uyarmak veya canını yakmak.
- Çingene düğünü: Çok gürültülü, karmaşık ve düzensiz eğlence.
- Çingene parası: Çok küçük birimlerden oluşan, bereketsiz görünen para.
- Çorap söküğü gibi: Bir kez başladıktan sonra gerisi kendiliğinden hızla gelen iş.