Ş-T-U İLE BAŞLAYAN ATASÖZLERİ

Ş” harfi ile başlayan atasözleri listesi,

1. Şabana (Şaşkına) iş buyur, arkasından sen git: Beceriksiz veya dalgın birine bir görev verildiğinde, işin doğru yapıldığından emin olmak için onu sürekli denetlemek gerekir.

2. Şad olanın ömrü uzun olur: Gönlü ferah olan, neşeli ve huzurlu yaşayan insanlar daha sağlıklı bir ömür sürer.

3. Şadırvanın suyu gibi boşa akmak: İmkanları ve yetenekleri faydalı bir işe yönlendirmeyip ziyan etmek anlamında kullanılan bir halk deyişidir.

4. Şafak sökmekle güneş doğmaz: Bir sürecin başladığını gösteren ilk belirti, o işin tamamen bittiği veya hedefe ulaşıldığı anlamına gelmez.

5. Şahap (Yıldız) kaymakla gök aşınmaz: Küçük ve önemsiz kayıplar, büyük ve sağlam olan temel değerlere veya varlıklara zarar veremez.

6. Şahbaz (Yüce) gönüllü olanın eli boş kalmaz: Cömert ve yüce ruhlu davranan kişiye, yaptıklarının karşılığı bir şekilde geri döner.

7. Şahide hacet kalmamak: Bir olayın veya durumun tüm açıklığıyla ortada olması, kanıta ihtiyaç duymaması halidir.

8. Şahin ile deve avlanmaz: Her amaca uygun, özel bir araç veya yöntem vardır; küçük imkanlarla çok büyük işler başarılamaz.

9. Şahin küçüktür ama koca turnayı havadan indirir: Fiziksel güçten ziyade yetenek ve cesaret, kendisinden çok daha büyük rakipleri yenmeye yeter.

10. Şahinde olan pençe kargada olsa dünya leşten geçilmezdi: Kötü niyetli insanlar büyük bir güce sahip olsalardı, çevresindekilere büyük zararlar verirlerdi.

11. Şahinle avlanan, avını kendi yer: Güçlü ve kimseye boyun eğmeyen kişilerle iş birliği yapanlar, kazancın çoğunu onlara bırakmak zorunda kalır.

12. Şahit istersen kendi vicdanına sor: Bir işin doğru olup olmadığını anlamak için dışarıda kanıt aramaya gerek yoktur; insan kendi içinde gerçeği bilir.

13. Şahitsiz dava olmaz: Her iddianın veya sözün mutlaka bir dayanağı veya doğrulayıcısı olması gerekir.

14. Şahlanmış atın dizgini çekilmez: Kontrolden çıkmış veya zirve noktasına ulaşmış bir öfkeyi ya da olayı durdurmaya çalışmak tehlikelidir.

15. Şaka gerçek olur, gerçek şaka: Söylenen şaka yollu sözler bazen tesadüfen gerçekleşir veya ciddi gerçekler şaka kılıfıyla söylenir.

16. Şaka ile başlar, kaka ile biter: Eğlence amacıyla yapılan şakaların bazen kontrolü kaybedilerek ciddi kavgalara dönüşebileceğini anlatır.

17. Şaka kaka olur: Masumca başlayan şakalar bazen sınırı aşarak kavgaya veya büyük kırgınlıklara yol açabilir.

18. Şakada şaka, kakada kaka: Her şeyin bir sınırı vardır; şakanın dozunu kaçırmak ciddiyeti bozar ve kötü sonuçlar doğurur.

19. Şakanın sonu hatadır: Ölçüsü kaçırılan şaka, eninde sonunda bir gönül kırgınlığına veya yanlış anlaşılmaya yol açar.

20. Şalgamın başı çekilince yeri belli olur: Bir mevkiden ayrılan önemli birinin bıraktığı boşluk, o kişi gittikten sonra daha iyi anlaşılır.

21. Şalvarı şaltak Osmanlı, eğeri kaltak Osmanlı: Dış görünüşü gösterişli ama özünde eksikleri olan durumları eleştirmek için kullanılan bir halk deyişidir.

22. Şam fıstığı içsiz olmaz: Her güzel ve değerli şeyin mutlaka bir özü, dayanağı veya anlamı vardır.

23. Şam fıstığı içsiz olmaz, yiğit olan güçsüz olmaz: Her değerli nesnenin bir özü olduğu gibi, yiğit olarak anılanın da mutlaka bir gücü ve dayanağı vardır.

24. Şam’a giden katar değildir: Her yola çıkanın veya her hareket edenin mutlaka bir hedefi ya da niteliği olmayabilir.

25. Şam’a giden katar değildir, her koşan atar değildir: Her hareketli olan veya aynı yöne giden şey, aynı kalitede ve amaçta değildir.

26. Şamar oğlanı olmayagör, her gelen bir tokat atar: Bir kez kendini ezdiren veya sahipsiz kalan kişiye herkes yüklenmeye çalışır.

27. Şamar oğlanına dönmek: Herkesin haksız yere yüklendiği veya hıncını çıkardığı bir duruma düşmek (Halk deyişi).

28. Şanına layık iş yapmak: Bir kişinin sahip olduğu itibara ve karaktere uygun, topluma örnek olacak davranışlarda bulunması (Vecize).

29. Şans her zaman kapıyı çalmaz: Hayatta karşımıza çıkan büyük fırsatlar nadirdir, bu yüzden ele geçen imkanlar iyi değerlendirilmelidir.

30. Şansın varsa dağa çık, şansın yoksa bağa gir: Talihli olan kişi en zor yerde bile kazanç bulur; talihsiz olan ise en verimli yerde bile zarar eder.

31. Şansın varsa her şey ayağına gelir: Bazı durumlar sadece çabayla değil, talihin yaver gitmesiyle zahmetsizce çözülebilir.

32. Şanslıya “dur” denmez: Bahtı açık olan kişinin işleri kendiliğinden yürür, onu kimse engelleyemez.

33. Şanssızın bağına dolu yağar: Talihsiz kişinin en çok güvendiği işler bile beklenmedik bir kazaya uğrar.

34. Şap ile şeker bir değil: Görünüşte birbirine benzeyen ancak nitelik ve değer bakımından birbirinden tamamen farklı olan durumlar için kullanılır.

35. Şapkadan tavşan çıkarmak: Olmayacak gibi görünen bir durumdan beklenmedik ve şaşırtıcı bir sonuç üretmek (Halk deyişi).

36. Şapkası dar olanın başı ağrır: Kapasitesinden büyük işlere girişen veya üzerine uygun olmayan sorumluluk alan kişi büyük sıkıntı çeker.

37. Şarabın tadı sendedir, günahı bendedir: Yapılan bir yanlıştan çıkar sağlayan başkası olsa da sorumluluğu üstlenmek zorunda kalan kişinin durumunu anlatır.

38. Şarap içen şarapçı olur, yalan söyleyen yalancı: İnsan hangi alışkanlığı devam ettirirse, toplumda o vasıfla anılır ve o kişiliğe bürünür.

39. Şart olsun: Bir işin kesinlikle yapılacağını vurgulayan, yemin niteliğindeki halk sözü.

40. Şarta şurt, dosta murt: Verilen sözlerin ve yapılan anlaşmaların kurallarına uyulmalı; dostluklar bu sadakatle korunmalıdır.

41. Şaşkın ördek başını bırakır, kıçını dalar: Ne yapacağını şaşıran kişi, işin asıl önemli kısmını bırakıp en gereksiz yeriyle uğraşır.

42. Şaşkın ördek kıçın kıçın dalar: Ne yapacağını bilemeyen, telaşlı ve beceriksiz kişi işleri tersinden yaparak daha çok mahcup olur.

43. Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir, müptela-yı gama sor kim geceler kaç saat: En uzun gecenin ne olduğunu takvimciler değil, sıkıntı ve dert içinde sabahlayanlar bilir (Vecize).

44. Şecaat arz ederken sirkatin söyler: Kişi kahramanlığını anlatmaya çalışırken farkında olmadan yaptığı hataları veya ayıplarını ifşa eder.

45. Şehirli misafirini “buyur” diye ağırlar: Kentleşmiş veya nezaket sahibi kişiler, misafiri sadece sözle değil içtenlikle karşılar.

46. Şehirli misafirini “buyur” diye ağırlar, köylü ise “ye” diye: Yaşam tarzına göre ağırlama biçimi değişse de asıl olan samimiyet ve ikramdır.

47. Şehit kanı yerde kalmaz: Vatan uğruna dökülen kanların hesabı er ya da geç sorulur; o fedakarlık unutulmaz.

48. Şehitler ölmez, vatan bölünmez: Vatan uğruna can verenlerin manevi olarak her zaman yaşayacağını ifade eden milli bir halk sözü.

49. Şehitlik mertebesi en yüce makamdır: İnanç ve vatan uğruna can vermenin kutsallığını vurgulayan vecize.

50. Şekerden tatlı, baldan şirin: Çok sevilen ve hoşa giden şeyler veya kişiler için kullanılan bir halk nitelemesidir.

51. Şekerli söz yılanı deliğinden çıkarır: Nazik, yumuşak ve tatlı bir dille konuşmak, en inatçı veya kötü niyetli insanı bile yumuşatır.

52. Şekeri olan tatlıyı sever: Elinde imkanı olan kişi, hayattan keyif alacak yolları daha kolay bulur.

53. Şemsiye güneş için değil, yağmur içindir: Her aletin bir asıl amacı vardır; asıl amacının dışında kullanmak verim sağlamaz.

54. Şer işi hayra yormak: Kötü görünen bir olaydan bile iyi bir anlam çıkarmaya çalışmak, umudu korumaktır.

55. Şerle gelen hayırla gitmez: Kötü niyetle veya haksız yollarla başlayan bir işin sonu mutlaka felaketle biter.

56. Şerle şakalaşılmaz: Tehlikeli ve kötü durumlarla oyun oynanmaz; bu tür işlerin sonu her zaman zarar getirir.

57. Şeref, ekmekten sonra gelir: Bir insan için onur ve haysiyet, temel ihtiyaçlarından bile daha önemli olmalıdır (Vecize).

58. Şerefiyle yaşamak, ekmekten daha azizdir: Onurunu koruyarak yaşamak, fiziksel ihtiyaçları karşılamaktan daha büyük bir önceliktir.

59. Şerefli bir ölüm, şerefsiz bir ömürden iyidir: Haysiyetini koruyarak ölmek, onursuzca uzun bir hayat yaşamaktan çok daha üstündür.

60. Şerefli ölüm, zilletle yaşamaktan evladır: Onursuz ve aşağılanmış bir hayattansa, haysiyetini koruyarak ölmek daha değerlidir.

61. Şeriatın kestiği parmak acımaz: Kanunların ve adaletin verdiği ceza ne kadar ağır olursa olsun, haklı olduğu için itiraz edilmemelidir.

62. Şeytan dürtmek: Durup dururken insanın aklına kötü veya yanlış bir düşüncenin gelmesi (Halk deyişi).

63. Şeytan dürtmedikçe kaza olmaz: İnsan kendi iradesini kontrol edemeyip bir anlık öfke veya hırsa kapıldığında büyük hatalar yapar.

64. Şeytanın dostluğu ağaca çıkana kadardır: Kötü niyetli kişilerin yardımı geçicidir; sizi tehlikenin ortasında bırakıp kaçarlar.

65. Şeytanın dostluğu darağacına kadardır: Kötü arkadaş sizi suça teşvik eder ancak ceza anı geldiğinde sizi yalnız bırakır.

66. Şeytanın kandıramadığı kulu, sabır kurtarır: Kötü düşüncelere ve günaha karşı en büyük kalkan sabretmektir.

67. Şeytanın sağ kulağına: Bir aksilik olmasın, nazar değmesin anlamında kullanılan bir halk temennisi.

68. Şeytana pabucunu ters giydirmek: Çok kurnaz, hilekar ve zeki kişiler için kullanılan bir niteleme.

69. Şeytanla kabak ekenin kabağı başına patlar: Kötü ve hileci insanlarla ortaklık kuran kişi, sonunda mutlaka kendisi zarar görür.

70. Şeytanla ortak olanın nasibi cehennemdir: Kötü ve hileci insanlarla iş birliği yapanlar, sonunda mutlaka hüsrana uğrar.

71. Şık şık eden nal mıdır, hık hık eden can mıdır?: Bir şeyin sadece dış sesi veya görüntüsü onun gerçek niteliğini ya da canlılığını kanıtlamaz.

72. Şiddetle başlayan aşk, nefretle biter: Ölçüsüz ve aşırı duygularla başlayan süreçler, aynı hızla tersine dönebilir.

73. Şiddetle başlayan her şey çabuk söner: Aşırı bir heyecan veya öfkeyle başlayan durumlar, enerjisini hızla tüketir ve biter.

74. Şifa Allahtan, derman kuldan: İyileşmeyi yaratan güç ilahidir ancak çözüm aramak ve çaba sarf etmek insanın görevidir.

75. Şifa Allahtan, ilaç eczacıdan: Hastalıkların iyileşmesi için tıbbi yollara başvurulmalı ancak nihai sonucun kader olduğu unutulmamalıdır.

76. Şikayet edenin rızkı azalır: Sürekli halinden şikayet eden, elindeki nimetlerin bereketini de kaybeder.

77. Şikayet, sabırsızlığın göstergesidir: Başa gelenlere sürekli itiraz etmek, kişinin metanet sahibi olmadığını gösterir (Vecize).

78. Şimdiye kadar neredeydin?: Bir fırsat kaçtıktan veya iş işten geçtikten sonra gelen yardımı eleştirmek için söylenir.

79. Şimşek çakmadan gök gürlemez: Büyük bir olayın patlak vermesi için önceden mutlaka bazı belirtilerin ortaya çıkması gerekir.

80. Şirazesi kopmuş kitap okunmaz: Düzeni, ahlakı veya sistemi tamamen bozulmuş olan kimseden ya da işten hayır gelmez.

81. Şirazesinden çıkmak: Düzeni bozulmak, dengesini kaybetmek veya kontrolden çıkmak (Halk deyişi).

82. Şişe giren cin geri çıkmaz: Bir kere bozulan veya açığa çıkan büyük bir sırrı eski haline getirmek imkansızdır.

83. Şişedeki cin dışarı çıkınca geri girmez: Bir sır veya büyük bir kaos bir kez ortalığa yayıldığında onu tekrar saklamak imkansızdır.

84. Şöhret afettir: Tanınmış olmak ve sürekli göz önünde bulunmak, insanı kibir ve düşmanlık gibi büyük tehlikelere açık hale getirir (Vecize).

85. Şöhret ateşten gömlektir: Tanınmış olmak insana büyük sorumluluklar yükler ve onu sürekli yanma (zarar görme) riskine sokar.

86. Şöhret bulmak isteyen, kendinden geçmeli: Büyük başarılara imza atmak isteyen kişi, kişisel rahatından ve bencil arzularından vazgeçmelidir.

87. Şöhret, külfetle gider: Büyük bir ün sahibi olmanın getirdiği maddi ve manevi yükler, o şöhret kaybolduğunda kişiye ağır bedeller ödetir.

88. Şöhretle gelen, külfetle gider: Büyük bir ün sahibi olmanın getirdiği maddi ve manevi yükler, o şöhret kaybolduğunda kişiye ağır bedeller ödetir.

89. Şöhretli kişi, gölge gibidir; kovalarsan kaçar, kaçarsan kovalar: İtibar ve ün peşinde hırsla koşanlardan uzaklaşır, kendi işini dürüstçe yapanları ise kendiliğinden bulur.

90. Şöhretin kapısı geniştir ama çıkışı dardır: Ünlü olmak kolaydır ancak o itibarı temiz bir şekilde sürdürüp korumak çok zordur.

91. Şu benimdir deme, mülke konmayınca; şu benimdir deme, yanına almayınca: Hiçbir varlığın veya başarının, tam olarak sahip olunmadan ve kesinleşmeden sahibi gibi davranılmamalıdır.

92. Şu mülk kimseye kalmaz: Dünya geçicidir; makam, mevki ve mal eninde sonunda sahibinden ayrılır.

93. Şubat ayının güneşine, insanın gülüşüne güvenilmez: Şubat güneşi aldatıcıdır, insanı çarpar; samimiyetten uzak gülüşler de beklenmedik zararlar verebilir.

94. Şubatın sonu, martın önü: Kışın en sert döneminin geçip baharın belirsiz başlangıcını ifade eden halk takvimi deyişidir.

95. Şükür nimeti artırır, şikayet ise dertleri: Sahip olduğu değerlere şükreden kişinin kısmeti açılır, sürekli dert yananın ise huzuru kaçar.

96. Şükürsüz bayramın tadı olmaz: Paylaşmanın ve teşekkürün olmadığı özel günlerin manevi bir kıymeti kalmaz.

97. Şükürsüz kul, bereketsiz yol gibidir: Elindekinin kıymetini bilmeyen ve teşekkür etmeyen kimse, yaptığı işten hayır ve verim göremez.

98. Şükürsüz zengin, fakirden daha yoksuldur: Manevi doyumsuzluk yaşayan biri, ne kadar malı olursa olsun ruhsal olarak açlık çeker.

99. Şüphe ile yapılan işten hayır çıkmaz: İnsanın içine sinmeyen, kuşku duyarak başladığı bir iş genellikle başarısızlıkla sonuçlanır.

100. Şüphe, dostluğun kurdudur: Bir ilişkiye veya dostluğa kuşku girdiğinde, o ilişkiyi içten içe kemirip yok eder.

101. Şüphe, gerçeğin yarısıdır: Bir konudan şüphelenmek, çoğu zaman gizli kalmış bir gerçeğin ipucunu bulmak demektir.

102. Şüphe olan yerde huzur barınmaz: İnsanların birbirine güvenmediği bir ortamda ne rahatlık ne de sağlam bir iş birliği olur.

103. Şüphe tek kanatlı kuştur, uçamaz: Bir işi şüpheyle yapmaya çalışmak, o işin yarıda kalmasına ve sonuca ulaşamamasına neden olur.

104. Şüpheli olan helalden, şüphesiz olan haram yeğdir: Nereden geldiği belli olmayan kazanç yerine, az da olsa temiz ve net olan tercih edilmelidir.

105. Şüphesiz iman, dağları yerinden oynatır: Tam bir inanç ve kararlılıkla hareket eden kişi, imkansız görünen zorlukları aşar.

106. Şüphesiz yol, en kısa yoldur: İnsanın emin olduğu, tereddüt etmeden ilerlediği yöntem; onu hedefine en hızlı ulaştıran yoldur.

“T” Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Halk Deyişleri

1. Tabak sevdiği deriyi yere çalar: Bir kişi, değer verdiği ve gelişmesini istediği kimseyi eğitmek için ona karşı bazen sert davranabilir.

2. Tabancanın dolusu bir kişiyi, boşu kırk kişiyi korkutur: Belirsiz olan bir tehlike, boyutu belli olan tehlikeden daha çok korku ve endişe yaratır.

3. Tabak mısın, nesin; vurdukça tavlanıyorsun: Zorluklarla karşılaştıkça direnci artan ve olgunlaşan kişiler için kullanılan bir halk deyişidir.

4. Tabağına bak, tadını al: Bir işin sonucuna bakarak o işin ne kadar kaliteli olduğunu ve ne emek verildiğini anlayabilirsin.

5. Tabutun iyisi olmaz: Ölüm her haliyle acıdır, bu durumun hiçbir teselli edici yanı yoktur.

6. Taç giyen baş akıllanır: Büyük bir sorumluluk alan veya makama yükselen kişi, bu görevin ağırlığıyla daha mantıklı ve ağırbaşlı davranmaya başlar.

7. Tadında bırakmalı: Her türlü eylemi veya sohbeti bıktırmadan, en güzel yerinde sonlandırmak erdemdir (Halk deyişi).

8. Tahılın iyisi ekilirken belli olur: Bir işin nasıl sonuçlanacağı, o işin ilk aşamasındaki kalitesinden anlaşılır.

9. Talihli olanın horozu bile yumurtlar: Şansı yaver giden kişinin en imkansız görünen işleri bile kendiliğinden rast gider.

10. Talihsize balık versek oltasını kırar: Şanssız kişi, eline geçen en büyük imkanları bile bir aksilik sonucu değerlendiremez.

11. Tamah (Açgözlülük) insanı yorar: Sürekli daha fazlasını isteyen kişi, ruhsal ve bedensel olarak huzur bulamaz.

12. Tamahın sonu hüsrandır: Açgözlülük yapan kişi, elindekini de kaybederek büyük bir hayal kırıklığına uğrar.

13. Tandır başında kış uykusuna yatılmaz: Rızık kazanmak için çalışmak gerekir; sadece rahatına düşkün olanlar yoksul kalır.

14. Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır: Kötü işler yapanlar, aydınlığın ve adaletin geldiği durumlarda kaçacak yer ararlar.

15. Tanrı misafiri geri çevrilmez: Habersiz gelen konuğu bile en iyi şekilde ağırlamak bir gelenek ve insanlık vazifesidir.

16. Tanrı sağ eli sol ele muhtaç etmesin: İnsanın kendi kendine yetebilmesi, kimseye bağımlı kalmaması için edilen bir halk duasıdır.

17. Taş attın da kolun mu yoruldu?: Çok küçük bir emek sarf etmekten bile kaçınan, tembel kişileri eleştirmek için söylenir.

18. Taş yerinde ağırdır: İnsan, kendi çevresinde ve asıl olduğu mevkide daha çok saygı ve değer görür.

19. Taş kesilmek: Bir olay karşısında aşırı şaşırıp tepkisiz kalmak veya donup kalmak (Halk deyişi).

20. Taşa çıkan keçinin ağaca çıkan oğlağı olur: Çocuklar, anne ve babalarının davranışlarını örnek alarak büyürler.

21. Taşıma su ile değirmen dönmez: Dışarıdan gelen geçici yardımlarla büyük ve sürekli bir işi yürütmek mümkün değildir.

22. Taşkınlık yapanın sonu şaşkınlıktır: Sınırı aşan ve aşırıya kaçan hareketlerde bulunanlar, sonunda içinden çıkılmaz durumlara düşer.

23. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır: Nazik ve yumuşak bir üslupla konuşmak, en sert ve inatçı kişileri bile ikna edebilir.

24. Tatlı söz can azığı, acı söz baş kazığı: İyi söz insana huzur verirken, kötü söz büyük dertlere ve düşmanlıklara yol açar.

25. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım: Aramızdaki sohbet ve ilişki her zaman huzurlu ve yapıcı olsun anlamında kullanılan bir halk sözüdür.

26. Tava gelmek: Bir işin yapılması için en uygun zamanın ve şartların oluşması (Halk deyişi).

27. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış: Önemsiz bir kişinin büyük bir güce gücenmesi, o güç sahibi için hiçbir şey ifade etmez.

28. Tavşan kaç, tazı tut: Birbirine zıt iki tarafı da idare etmeye çalışan veya kışkırtan durumlar için kullanılır.

29. Tavşanı tazı tutar, çalımı avcı satar: İşi asıl zorlukla yapan başkasıyken, başarının gururunu başkası üstlenir.

30. Tavuk kaza bakmış da kıçını yırtmış: Kendi imkanlarını düşünmeden kendinden çok daha güçlü kişilere özenenler zarar görür.

31. Tavuk kurban olmaz: Her şeyin bir değeri ve kullanım yeri vardır; büyük bir amaç için küçük ve yetersiz şeyler feda edilemez.

32. Tavuk yumurtlar, horozun canı yanar: Zahmeti başkası çekerken, ilgisiz birinin bu durumdan şikayet etmesi ironiktir.

33. Tavuğun cücüğü güzün sayılır: Bir işin gerçek başarısı ve sonucu, ancak o süreç tamamen bittikten sonra belli olur.

34. Tay at olunca atı yoldan çıkarır: Sonradan yetişen gençler veya yeni durumlar, eskilerin kurduğu düzeni değiştirebilir.

35. Taze bardağın suyu soğuk olur: Yeni başlayan bir durum veya yeni alınan bir şey başlangıçta çok ilgi çekici ve verimli görünür.

36. Tazısız av avlanmaz: Bir işi başarmak için o işe uygun, gerekli olan temel araç ve gereçlere sahip olmak gerekir.

37. Tedbir kuldan, takdir Allahtan: İnsan üzerine düşen hazırlığı ve önlemi almalı, sonucu ise kadere bırakmalıdır.

38. Tedbirde kusur eden, takdirde bahane arar: Gerekli önlemi almayan kişi, başarısız olunca suçu şansa veya başkalarına atar.

39. Tek elin sesi çıkmaz: Büyük işler ancak birlik, beraberlik ve dayanışma ile başarılabilir.

40. Tek kanatla kuş uçmaz: Bir bütünün parçaları eksikse, o bütünden beklenen verim alınamaz.

41. Tekkeyi bekleyen çorbayı içer: Bir işte sabırla emek veren ve yerinden ayrılmayan kişi, sonunda o işin ödülüne kavuşur.

42. Tekne kazıntısı: Bir ailenin en son doğan, en küçük çocuğu için kullanılan bir halk tabiridir.

43. Tekne kırık, derya büyük: Eldeki imkanlar çok yetersiz ancak gidilecek yol veya yapılacak iş çok zorlu ve büyüktür.

44. Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur: Hata yapılıp zarar görüldükten sonra verilen öğütlerin bir kıymeti yoktur.

45. Telafisi olmayan hatanın özrü olmaz: Geri dönüşü mümkün olmayan büyük zararlar verildiğinde, sadece özür dilemek yetmez.

46. Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin: Tembel kişi, kendisine verilen görevi yapmamak için sürekli mazeret ve alternatif yollar üretir.

47. Tembelin iki dünyası da karanlıktır: Tembel kişi ne dünyada huzur ve refah bulur ne de görevlerini yerine getirdiği için ahirette mutlu olur.

48. Temiz bir vicdan kadar rahat yastık yoktur: Dürüst yaşayan ve kimseye kötülüğü dokunmayan kişi, her zaman huzur içinde uyur.

49. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş: Birbirine karakter veya huyu bakımından çok benzeyen iki kişinin bir araya gelmesini anlatır.

50. Tencere dibin kara, seninki benden kara: Kendisinde kusur olan birinin, başkasını aynı kusurla suçlaması gülünçtür.

51. Tereciye tere satılmaz: Bir işin uzmanı olan kişiye, o iş hakkında bilgi vermeye çalışmak yersizdir.

52. Terzi kendi söküğünü dikemez: Başkalarına yardım eden uzmanlar, bazen kendi özel işlerindeki eksikleri gidermeye vakit veya imkan bulamazlar.

53. Tespih koptu mu taneleri dağılır: Bir grubu veya aileyi bir arada tutan bağ ya da lider yok olursa, birliktelik bozulur.

54. Testiyi kıran da bir, suyu getiren de: Emek verenle zarar verene aynı değerin verildiği adaletsiz durumları eleştirmek için söylenir.

55. Teyzenin vasiyeti, halanın kısmeti: Bazı işler beklenen yönde değil, tamamen farklı birinin faydasına sonuçlanabilir.

56. Tez giden tez yorulur: Bir işe çok hızlı ve kontrolsüz başlayanlar, enerjilerini çabuk tüketip yarı yolda kalırlar.

57. Tez alınan karar, pişmanlık getirir: Üzerinde düşünülmeden, aceleyle verilen kararlar genellikle hatayla sonuçlanır.

58. Tırnağın varsa başını kaşı: İnsan başkasından yardım beklemek yerine, kendi sorununun çözümünü kendi imkanlarıyla aramalıdır.

59. Tilki, kümesin bekçisi olmaz: Kötü niyetli ve hırsız olduğu bilinen birine, koruması gereken değerli bir şey teslim edilmez.

60. Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır: Bir kişi ne kadar farklı yollara saparsa sapsın, sonunda asıl işine veya bağlı olduğu yere döner.

61. Tilkinin yetmiş iki oyunu var, yetmiş ikisi de tavuk üzerine: Bir hilekârın ne kadar farklı yöntemi olursa olsun, amacı her zaman kendi çıkarını elde etmektir.

62. Tirit hayaliyle canından olmak: Ulaşılması güç ve boş hayaller peşinde koşarken eldeki varlığından da olmak.

63. Titiz komşu insanı mal sahibi eder: Komşusu titiz ve ödünç mal vermeyen kişi, her şeyini kendisi almak zorunda kalarak varlık sahibi olur.

64. Toğga (Çorba) pay eden, kepçeyi kendine yakın tutar: Bir imkânı dağıtan kişi, gizli ya da açık bir şekilde en büyük payı kendine veya yakınlarına ayırır.

65. Tok açın halinden anlamaz: İmkânları yerinde olan kişi, yoksulluk ve çaresizlik çekenlerin sıkıntısını bizzat yaşamadığı için kavrayamaz.

66. Tok ağırlaması güçtür: Zaten her şeye sahip olan veya karnı tok olan birini memnun etmek, yoksul birini memnun etmekten çok daha zordur.

67. Tokat atmayı bilmeyen, yumruğu balyoz sanır: Kendi gücünü tanımayan veya mücadele etmemiş kişi, karşısındaki en küçük tehdidi devasa görür.

68. Topal eşekle kervana katılınmaz: Yetersiz imkanlarla veya donanımsız kişilerle yola çıkmak, yolculuğun yarıda kalmasına neden olur.

69. Toprak doyursun: Gözü doymayan, hırslı kişiler için ancak ölünce hırslarının biteceğini ifade eden bir halk sözüdür.

70. Toprak, kendisine verileni geri verir: Toprağa ne kadar emek verir ve ne ekerseniz, karşılığını o ölçüde alırsınız.

71. Topu taca atmak: Bir sorumluluktan kaçmak için konuyu başka yöne çekmek veya zaman kazanmaya çalışmak (Halk deyişi).

72. Torba dolmadan ağzı büzülmez: Bir iş tam anlamıyla bitmeden veya gerekli olgunluğa erişmeden sonlandırılmamalıdır.

73. Tosya’ya pirince giderken evdeki bulgurdan olmak: Daha fazlasını veya daha iyisini elde etmeye çalışırken, eldeki mevcut varlığı da kaybetmek.

74. Toyun (Düğünün) tadı davulla çıkar: Her işin kendine has, onu tamamlayan ve neşesini artıran bir unsuru vardır.

75. Toz kondurmamak: Sevilen birine veya değerli bir şeye en küçük bir eleştiriyi bile kabul etmemek (Halk deyişi).

76. Tökezleyen atın başı kesilmez: Bir kez hata yapan veya başarısız olan kişi hemen gözden çıkarılmamalı, ona şans tanınmalıdır.

77. Tövbe kapısı her zaman açıktır: İşlenen hatalardan dönmek ve pişmanlık duymak için hiçbir zaman geç değildir (Vecize).

78. Tövbe ile biten günah, günahtan sayılmaz: Hatasından dönen ve bir daha yapmayan kişi manevi olarak arınmış kabul edilir.

79. Tufan olsa ördeğe vız gelir: Büyük felaketler, o felaketin ortamına alışkın veya donanımlı olanları etkilemez.

80. Turpun büyüğü heybede: Henüz en önemli veya en şaşırtıcı olay ortaya çıkmadı, asıl mesele arkadan geliyor anlamında kullanılır.

81. Turşu kurmak: Bir şeyi kullanmayıp uzun süre bekletmek veya biriktirmek (Halk deyişi).

82. Tut kalenin burcundan, düşme: İnsan bir işe girdiğinde en sağlam yere tutunmalı ve dikkatli olmalıdır.

83. Tutunacak dalı olmamak: Hiçbir yardımcısı, sığınağı veya güvenecek kimsesi kalmamak (Halk deyişi).

84. Tutulmayan söz, sahibine yüktür: Verilen ama yerine getirilmeyen her söz, insanın onuru üzerinde bir ağırlık oluşturur.

85. Tutumlu olan, yoksul kalmaz: İhtiyaçlarını planlayan ve savurganlıktan kaçınan kişi hayatı boyunca darlık çekmez.

86. Tuz ekmek hakkı: Birlikte yemek yiyen, vakit geçiren insanlar arasındaki hukuku ve vefayı temsil eden bir halk deyişidir.

87. Tuz ekmek bilmeyen kör olur: Kendisine yapılan iyiliği ve gösterilen misafirperverliği unutan kişi vefasızdır ve sonu iyi olmaz.

88. Tuzu kuru olmak: Hiçbir derdi, maddi sıkıntısı veya kaygısı bulunmayan kişiler için kullanılır.

89. Tuzsuz aşım, ağrısız başım: Azla yetinip huzur içinde yaşamak, çok malın getireceği karmaşadan daha iyidir.

90. Tüccar züğürtleyince eski defterleri karıştırır: İşleri bozulan kişi, kurtuluşu eski alacaklarında veya geçmişteki güzel günleri anmakta arar.

91. Tüfek çıktı, mertlik bozulmaz: Araçlar değişse de insanın karakteri ve cesareti asıl belirleyici unsurdur (Halk deyişine atıf).

92. Tükürdüğünü yalamak: Verdiği karardan veya söylediği sözden onurunu zedeleyecek şekilde dönmek (Halk deyişi).

93. Tümsekte yatanı yel alır, çukurda yatanı sel alır: Her işin ve durumun kendine göre bir riski vardır; en güvenli görünen yerin bile tehlikesi olabilir.

94. Tünel kazmakla dağ devrilmez: Küçük ve etkisiz çabalarla çok büyük ve köklü değişimler yapılamaz.

95. Türk’ün aklı sonradan gelir: Bir olay yaşanıp bittikten sonra “keşke şöyle yapsaydım” diye düşünme eğilimini ifade eden esprili bir halk deyişidir.

96. Tütünsüz baca olmaz: Her evin, her ailenin kendine göre bir gizli derdi veya sızısı mutlaka vardır.

97. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı: Toplumun en savunmasız kesimlerinin hakkını korumanın kutsallığını vurgular.

98. Tüyler ürpertmek: Çok korkutucu, dehşet verici bir olayla karşılaşmak (Halk deyişi).

99. Tabanı yağlamak: Bir tehlike anında hızla kaçmak (Halk deyişi).

100. Tabağına yiyeceğin kadar al: İhtiyacından fazlasını istemek hem israftır hem de başkasının hakkına girmektir.

101. Tadına doyum olmamak: Bir şeyin çok lezzetli, keyifli veya güzel olması (Halk deyişi).

102. Taht nasip olur, baht nasip olmaz: İnsan en yüksek mevkilere gelebilir ama mutluluk ve talih her zaman parayla veya güçle gelmez.

103. Takdir tedbiri bozar: Ne kadar önlem alınırsa alınsın, kaderde yazılı olanın önüne geçilemez (Vecize).

104. Takım taklavat: Bir iş için gerekli olan tüm araç ve gereçlerin bütünü (Halk deyişi).

105. Taksiratsız iş olmaz: İçinde az da olsa bir hata veya kusur barınmayan iş yok gibidir.

106. Talihin elinden kurtuluş yoktur: İnsanın başına gelecek olan kaçınılmazdır.

107. Tamahkârı dolandırıcı kandırır: Aşırı kâr hırsı olan kişi, bu zaafını kullanan hilekârların tuzağına kolay düşer.

108. Tanıdık kurdun yavrusu yabancıdan iyidir: Bildiğiniz, huyunu suyunun farkında olduğunuz kişi, ne kadar zor olsa da tanımadığınızdan daha güvenilirdir.

109. Tanrı’nın değirmeni ağır döner ama ince öğütür: Adalet geç tecelli edebilir ama sonunda mutlaka tam ve kusursuz bir şekilde yerini bulur.

110. Tapanın (Çalışanın) dağda rızkı tükenmez: Emek veren ve çalışan kişi, en zor şartlarda bile geçimini sağlayacak bir yol bulur.

111. Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz: Üretim aşamasında çalışmayan, emek vermeyen kişinin sonuçtan pay istemeye hakkı yoktur.

112. Taş atmakla deniz bulanmaz: Küçük ve önemsiz saldırılar, büyük ve sağlam kurumları veya kişileri sarsamaz.

113. Taş yağarken başını kolla: Büyük bir karmaşa veya felaket anında önce kendi güvenliğini sağlamalısın.

114. Taşı gediğine koymak: Bir sözü tam zamanında ve yerinde, etkili bir biçimde söylemek (Halk deyişi).

115. Taşın altından eli çıkmamak: Çok ağır bir sorumluluk veya içinden çıkılması zor bir yük altında kalmak.

116. Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin: Temeli bozuk bir işe detaylarla çeki düzen verilemez; anlayışı olmayan kişiye de nasihat kâr etmez.

117. Tavşan uykusu: Her an uyanacakmış gibi tetikte ve yüzeysel uyumak (Halk deyişi).

118. Tavşana kaç, tazıya tut demek: İki tarafı birbirine düşürüp aradan çıkar sağlamaya çalışmak.

119. Tavuk kaza bakmış da kıçını yırtmış: Kendi gücünü aşan kişilere özenip onlar gibi yaşamaya çalışanlar sonunda kendilerine zarar verirler.

120. Tebdil-i mekânda ferahlık vardır: Yaşanılan yeri veya ortamı değiştirmek insanın ruhuna iyi gelir, sıkıntısını dağıtır.

121. Tebessüm sadakadır: Karşısındakine güler yüz göstermek, maddi bir yardım kadar kıymetli ve sevap kazandırıcı bir davranıştır (Vecize).

122. Tedbirli olan yanılmaz: İşini önceden planlayan ve olası tehlikelere karşı hazırlanan kişi hata yapmaz.

123. Tek bir çiçekle bahar gelmez: Büyük ve kalıcı bir sonucun alınabilmesi için tek bir belirti yetmez, birçok şartın bir araya gelmesi gerekir.

124. Tek başına savaşan yenilir: Yardımlaşma ve dayanışmadan yoksun şekilde tek başına hareket edenler, zorluklar karşısında dayanamazlar.

125. Teke süt vermez: Doğasına ve yaratılışına aykırı olan bir kimseden, yapamayacağı bir işi beklemek boşunadır.

126. Tekkeyi bekleyen çorbayı içer: Bir iş üzerinde sabırla sebat eden ve o yerin hizmetinde kusur etmeyen kişi sonunda ödülünü alır.

127. Teklif gelince reddedilmez: Sunulan bir ikramı veya görevi nezaket kuralları çerçevesinde kabul etmek bir halk geleneğidir.

128. Telgrafın telleri gibi uzayıp gitmek: Bir işin veya yolun bitmek bilmediği durumlarda kullanılan bir halk benzetmesidir.

129. Tembel “yarın” der, çalışkan “şimdi”: Başarılı insanlar işlerini hemen yaparken, başarısızlar sürekli ertelemek için mazeret ararlar (Vecize).

130. Tembel yatar, kısmet bakar: Çalışmayan kişi sadece şansına güvenir ama şans ancak çalışanların yardımcısı olur.

131. Tembelin canı tez olur: Tembel kişi bir işe başladığında, bir an önce bitsin de rahata ereyim diye acele eder ve işi bozar.

132. Tencere dibin kara, seninki benden kara: Kendi ayıbını görmeyip başkasını aynı veya daha küçük bir ayıpla suçlayanlar için söylenir.

133. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş: Birbirine çok benzeyen iki kişinin (genellikle olumsuz anlamda) bir araya gelmesini anlatır.

134. Tereddüt başarıyı engeller: Kararsızlık içinde kalan ve adım atmaya korkan kişi hedefine ulaşamaz (Vecize).

135. Terazi var tartı var, her şeyin bir vakti var: Hiçbir şey ölçüsüz ve zamansız yapılmamalıdır; her işin doğal bir düzeni vardır.

136. Teraziye vursan ağır gelir: Bir olayın veya birinin yükünün göründüğünden çok daha fazla ve zorlu olduğunu ifade eder.

137. Terk edilmiş evin kapısı çalınmaz: İşe yaramayan, terkedilmiş veya bitmiş bir durumdan artık fayda beklenmez.

138. Teslim olanın kılıcı kesilmez: Hatasını kabul edip boyun eğen kişiye karşı artık şiddet veya ceza uygulanmamalıdır.

139. Testi kırılmadan yol gösteren çok olur: Önemli olan felaket başa gelmeden uyarmaktır; iş işten geçtikten sonra verilen aklın kıymeti yoktur.

140. Tevekkül edenin rızkı gelir: Elinden geleni yaptıktan sonra sonuca razı olan ve Allah’a güvenen kişi darlık çekmez.

141. Teyze ana yarısıdır, amca baba yarısıdır: Akrabalık bağlarının ve vefanın önemini vurgulayan bir halk sözüdür.

142. Tez giden tez yorulur: Gücünü dengeli kullanmayan ve bir işe aşırı hızlı başlayan kişi çabuk tükenir.

143. Tez canlı olanın işi güç olur: Sabırsız ve aceleci davrananlar, hata yapma riskleri yüksek olduğu için işlerini daha da zorlaştırırlar.

144. Tık tık eder derviş gelir, rızkı ile beraber gelir: Yeni bir durumun veya misafirin, kendi bereketiyle birlikte geldiğini ifade eder.

145. Tırnağın varsa başını kaşı, kimseden umma hayır: İnsan kendi işini ancak kendi gücüyle görebilir; başkasına güvenmek hayal kırıklığı yaratabilir.

146. Tilki inine sığmamış, bir de kuyruğuna çalı bağlamış: Kendi dertlerine çare bulamayan birinin, üstüne bir de başkalarının yükünü alıp işleri iyice karıştırması.

147. Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır: Kişi ne kadar kaçarsa kaçsın, eninde sonunda asıl bağlı olduğu yere veya işe dönmek zorundadır.

148. Tilkiyi kümesin bekçisi yapmışlar: Güvenilmeyecek birine, tam da zarar vereceği bir şeyin emanet edilmesini eleştirir.

149. Titreye titreye ateşe gidilmez: Korku içinde yaşamak ölmekten daha zordur; cesur olup gerçekle yüzleşmek gerekir.

150. Tok, açın halinden anlamaz: İmkânları yerinde olan, sıkıntı çekmeyen kişi dertli olanın acısını kavrayamaz.

151. Topal eşekle kervana katılınmaz: Hazırlıksız veya yetersiz araçlarla büyük bir işe girişilmemelidir.

152. Toprak, kendine verileni bereketle iade eder: Tarıma ve emeğe verilen değerin karşılıksız kalmayacağını anlatır.

153. Toprak doyursun: Gözü dünyalık hırslarla doymayanları eleştiren bir halk tabiridir.

154. Topu taca atmak: Sorumluluktan kaçmak için hedef saptırmak anlamında kullanılan bir halk deyişidir.

155. Torba dolmadan ağzı bağlanmaz: Bir birikim veya süreç tamamlanmadan o işten sonuç beklemek yanlıştır.

156. Tosya’ya pirince giderken evdeki bulgurdan olmak: Daha büyüğünü hedeflerken eldeki mevcut varlığı da kaybetmek.

157. Toz kondurmamak: Birine olan aşırı sevgi veya güvenden dolayı ona hiçbir kusur yakıştırmamak.

158. Tökezleyen atın başı kesilmez: Bir kez hata yapan kişi hemen gözden çıkarılmamalıdır.

159. Tufan olsa ördeğe vız gelir: Kendi alanında uzman veya donanımlı olan kişi, o alanın zorluklarından etkilenmez.

160. Turpun büyüğü heybede: Asıl büyük ve önemli olay henüz ortaya çıkmadı, geride bekliyor.

161. Tutan el, veren elden üstündür: Veren el üstün olsa da emeğiyle kazanan ve rızkını tutan kişi daha makbuldür (Vecize yorumu).

162. Tutulmayan söz, sahibine yüktür: Sözünü yerine getirmeyen kişi toplum içinde itibarını kaybeder.

163. Tutumlu olan, yoksulluk görmez: Parasını ve malını idareli kullanan kişi hayat boyu darlık çekmez.

164. Tuz ekmek hakkını bilmeyen kör olur: İyilik gördüğü birine vefasızlık eden kişinin sonu kötü olur.

165. Tuzu kuru olanın sesi gür çıkar: Hiçbir derdi ve maddi sıkıntısı olmayan kişi, başkalarına akıl vermekte çok rahat davranır.

166. Tuzsuz aşa su neylesin, akılsız başa söz neylesin: Temeli bozuk bir şeyi detayla düzeltemezsiniz; anlamayan kişiye de laf anlatamazsınız.

167. Tüccar züğürtleyince eski defterleri karıştırır: İşi bozulan kişi, kurtuluşu geçmişteki alacaklarında veya eski günlerinde arar.

168. Tüfek çıktı, mertlik bozuldu: Teknolojinin ve araçların değişmesiyle insan karakterinin ve dürüstlüğün geri planda kaldığını eleştiren söz.

169. Tükürdüğünü yalamak: Onurunu kıracak şekilde sözünden dönmek.

170. Tümsekte yatanı yel alır, çukurda yatanı sel alır: Her seçimin kendine göre bir riski vardır.

171. Tünel kazmakla dağ devrilmez: Küçük ve etkisiz çabalarla büyük düzenler yıkılamaz.

172. Türk’ün aklı sonradan gelir: Tedbirsizliğin sonucunda yaşanan pişmanlığı anlatan esprili bir halk deyişidir.

173. Tütünsüz baca olmaz: İçinde insan yaşayan her evde mutlaka bir dert veya huzursuzluk olur.

174. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı: Toplumdaki en korumasız olanın hakkını gözetmenin önemini vurgular.

175. Tüyleri ürpermek: Bir olay karşısında dehşete kapılmak.

176. Tabanı yağlamak: Tehlike anında hızla uzaklaşmak.

177. Tadına varmak: Bir şeyin gerçek keyfini veya anlamını kavramak.

178. Takdir tedbiri bozar: Ne kadar önlem alınırsa alınsın, kaderin önüne geçilemez.

179. Talihli olanın horozu bile yumurtlar: Şansı olan kişinin işleri mantık dışı şekilde bile yolunda gider.

180. Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz: Çalışmayanın kazançtan pay istemeye hakkı yoktur.

181. Taş yerinde ağırdır: Kişi en çok kendi yerinde ve çevresinde değer görür.

182. Taşıma su ile değirmen dönmez: Dışarıdan gelen iğreti yardımlarla büyük işler yürütülemez.

183. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır: Güzel üslup her kapıyı açar.

184. Tevekkülün gemisi batmaz: İman ve sabırla hareket eden kişi sonunda selamet bulur (Vecize).

U Harfi İle Başlayan Atasözlerri

U Harfi ile Başlayan Atasözleri (1–39, Açıklamalı)

1. Ucuz etin yahnisi yavan olur : Fiyatı düşük veya kolay elde edilen şeyler genellikle kaliteli veya tatmin edici olmaz; değerli olan emek ister.

2. Ufacık tefek şeyler büyütülmemeli : Önemsiz konulara fazla değer vermek, asıl meseleyi gölgeleyebilir; denge önemlidir.

3. Ufak tefek işlere dikkat etmek gerekir : Küçük hatalar veya ihmaller, büyük sorunlara yol açabilir; detay önemlidir.

4. Uğraşan, sonunda başaran : Çaba gösteren kişi, sonunda istediğine ulaşır; emek ve sebat başarıyı getirir.

5. Uğursuz işlerden kaçmak gerekir : Şanssızlık veya zarar getirebilecek durumlardan uzak durmak önemlidir; tedbir şarttır.

6. Ulaştığın suyun değerini bil : Sahip olduğun şeyin kıymetini anlamak gerekir; minnettarlık önemlidir.

7. Ulusu yücelten, adalet ve bilgi olur : Bir toplumu güçlü ve saygın yapan unsur, doğru yönetim ve bilgidir.

8. Umar, ümit eden yorulmaz : Umut ve beklenti insanı yıpratmaz; moral ve güç verir.

9. Umudunu kaybeden her şeyi kaybeder : Umut, zor zamanlarda en büyük dayanak ve motivasyondur; kaybetmek felakete yol açar.

10. Umursamaz, işin sonunu düşünmez : Dikkatsiz ve ilgisiz kişiler, yaptıkları işin olumsuz sonuçlarını görmez.

11. Uyanık kişi fırsatı kaçırmaz : Dikkatli ve hazırlıklı olan kişi, avantajlı durumu değerlendirir; fırsat önemlidir.

12. Uyanık tilki, ağına düşmez : Zeki ve dikkatli kişi, tehlikelerden veya tuzaklardan korunur.

13. Uğraşmadan başarı olmaz : Emek vermeyen kişi, sonuç bekleyemez; çalışmak şarttır.

14. Ufak tefek düşman, büyürse tehlikeli olur : Küçük sorunlar veya düşmanlar büyümeden önlem almak gerekir.

15. Uslu çocuk işten anlamaz : İtaatsiz ve dikkatsiz çocuk, doğru yoldan sapabilir; eğitim önemlidir.

16. Uslu köpek havlamaz : Asıl güçlü veya güvenilir olan sessiz ve kontrollü davranır; gösteriş yapmaz.

17. Uykusuz başın işleri aksar : Yorgun ve dinlenmemiş kişi, işlerinde başarılı olamaz; sağlık ve düzen önemlidir.

18. Usta işi her zaman değerli olur : Deneyimli ve bilgili kişinin yaptığı iş, kalitesiyle fark yaratır.

19. Uzak yolcu yolunu bilir : Tecrübeli ve bilgili kişi, doğru yolu ve yöntemi bilir; deneyim önemlidir.

20. Uzak taşın başı belli olmaz : Uzakta olan bir şeyin sonucu veya etkisi, kolayca anlaşılmaz; dikkat gerekir.

21. Uzak akraba, yakın düşmandan iyidir : Uzaktaki kişi zararsızdır, yakın çevredeki tehlikeye dikkat etmek gerekir.

22. Uzun sabır, büyük başarı getirir : Sabırlı ve sebat eden kişi, zorlu hedeflere ulaşır.

23. Uzun yol, sabır ister : Zorlu ve uzun işler, dayanıklılık ve sabır gerektirir.

24. Uzun sözün kısası dinlenir : Gereksiz ve uzun sözler sıkıcıdır; özlü ve net konuşmak önemlidir.

25. Uzun ağaç, rüzgârda eğilir : Güçlü ve büyük olan, esneklik göstermeyi bilmezse zarar görebilir; tevazu ve uyum önemlidir.

26. Uzun gece, sabaha ulaşır : Zor ve sıkıntılı dönemler zamanla sona erer; umut ve dayanma gerekir.

27. Uzun işte acele olmaz : Sabır ve dikkatle yapılan işte başarı kalıcı olur; acele zarara yol açar.

28. Uzun yolun kısası yoktur : Büyük ve zor işler, plan ve sabır gerektirir; kısa yol genellikle yoktur.

29. Uzun düşün, kısa söyle : Dikkatli düşünmek ve özlü konuşmak başarı ve anlaşılabilirlik getirir.

30. Uzak yerin yolu sabır ister : Uzak veya zor hedeflere ulaşmak için sabırlı olmak gerekir.

31. Uyanık olan kazanç sağlar : Dikkatli ve hazırlıklı kişi fırsatı değerlendirir.

32. Uğraşsın, emeği boşa gitmez : Çaba gösteren kişi, mutlaka bir fayda görür; emek karşılıksız kalmaz.

33. Uysal insan, huzuru bulur : Sakin ve uyumlu kişiler, yaşamda daha az sorun yaşar.

34. Usta gözü, işi bozar mı : Deneyimli kişiler, işlerini düzgün ve kaliteli yapar; güvenilirdir.

35. Uzak akraba, yakın dosttan değerlidir : Uzakta olanlar zarar vermez; güvenilir ve değerli olabilir.

36. Ufkunu geniş tut, dar düşünme : Geniş görüş ve düşünce, başarı ve anlayış getirir.

37. Usta işi her zaman üstün olur : Bilgili ve deneyimli kişi yaptığı işte fark yaratır.

38. Utanmaz insan, sınır tanımaz : Dürüstlük ve utanma duygusu olmayan kişiler tehlikeli olabilir; dikkat gerekir.

39. Uzak işlerin sonu belli olmaz : Uzak ve karmaşık işlerde sonuç önceden kestirilemez; hazırlıklı olmak gerekir.