P-R-S İLE BAŞLAYAN ATASÖZLERİ

“P” Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Halk Deyişleri

1. Padişah yasağı üç gün sürer: Toplumda büyük yankı uyandıran yasaklar veya sert önlemler, genellikle ilk günlerdeki etkisini çabuk yitirir ve zamanla gevşer.

2. Padişahın bile arkasından kılıç sallarlar: En güçlü ve en yetkili kişilerin bile bulunmadıkları ortamlarda aleyhinde konuşan, onları eleştiren birileri mutlaka çıkar.

3. Padişahın sağlığı, devletin varlığı: Devletin başındaki yöneticinin huzurlu ve sağlıklı olması, yönettiği toplumun ve devlet düzeninin de istikrarlı olmasını sağlar.

4. Pahalılıkta alan aldanmaz: Malın fiyatının sürekli arttığı dönemlerde, ihtiyacı olan malı hemen alan kişi kârlıdır; çünkü ileride daha yüksek fiyattan almaktan kurtulur.

5. Papaz her zaman pilav yemez: İnsan her zaman aynı fırsatı yakalayamaz; bir işten bir kez haksız kazanç sağlayan veya şanslı çıkan kimse, bunu her zaman başaramaz.

6. Para dediğin elin kiri, yıkarsın gider: Maddi varlıklar geçicidir; insani değerlerin ve maneviyatın yanında paranın çok da büyük bir önemi yoktur.

7. Para parayı çeker: Elinde sermayesi olan kişi, bu sermayeyi kullanarak daha kolay ve daha çok kazanç elde eder.

8. Paran varsa cümle alem kulun, paran yoksa tımarhane yolun: Maddi imkanı olanlara herkes saygı gösterip hizmet ederken, yoksul ve çaresiz kalanlar toplum dışına itilir.

9. Paran varsa tavada, yoksa rüyada: İstediği şeye sahip olmak isteyen kişi, öncelikle onu alacak maddi güce sahip olmalıdır; aksi halde sadece hayalini kurar.

10. Parayı veren düdüğü çalar: Bir şeyin bedelini ödeyen veya masraflarını karşılayan kişi, o şey üzerinde söz söyleme ve onu yönlendirme hakkına sahip olur.

11. Pazar elden, pazar dilden: (Halk deyişi) Alışveriş ve ticaret, hem eldeki malın niteliğine hem de satıcının kullandığı ikna edici dile bağlıdır.

12. Pazar içinden pazar olmaz: Bir mal üzerinde pazarlık sürerken veya bir anlaşma aşamasındayken, araya girip başka bir teklif sunmak ahlaki ve ticari açıdan doğru değildir.

13. Pazara kadar değil, mezara kadar: Bir bağlılığın veya dostluğun geçici bir çıkar için değil, ömür boyu sürecek kadar sağlam ve samimi olduğunu ifade eder.

14. Pekmezi küpten, kadını kökten al: Bir mal alırken kabına (kaynağına), evlenilecek kişiyi seçerken de ailesine ve yetiştiği çevreye bakmak gerekir.

15. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir: Bir işin nasıl sonuçlanacağı, henüz başlangıç aşamasındaki belirtilerden ve gidişattan kolayca anlaşılabilir.

16. Peynir gemisi lafla yürümez: Sadece konuşarak, plan yaparak veya boş sözler söyleyerek bir iş başarılamaz; sonuç almak için mutlaka çalışmak ve eyleme geçmek gerekir.

17. Pişmiş aşa su katılmaz: Yolunda giden, bitmek üzere olan veya tamamlanmış bir işe, sonradan müdahale ederek o işin düzenini bozmak yanlıştır.

18. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın: Yararlı bir iş için yola çıkan kimse, karşısına çıkan zorluklar ne olursa olsun asla vazgeçmemeli; vazgeçerse ağır eleştiriyi hak eder.

19. Pilav yiyen kaşığını yanında taşır: Bir işten faydalanmak isteyen veya bir amaca ulaşmayı hedefleyen kişi, o iş için gerekli olan araç ve gereçleri önceden hazırlamalıdır.

20. Pire için yorgan yakılmaz: Küçük bir kusur veya ufak bir zarar yüzünden, çok daha büyük ve değerli bir şey feda edilmemelidir.

21. Pireyi deve yapmak: (Vecizeleşmiş Deyiş) Çok küçük ve önemsiz bir olayı büyüterek çok önemliymiş gibi göstermek, meseleyi abartmak.

22. Pis boğaz, keseyi tez boşaltır: Yeme içme konusunda aşırıya kaçan ve savurgan davranan kimse, elindeki parayı çabucak tüketir.

23. Pişmanlık akçesi verilmez: (Halk deyişi) Bir iş bittikten veya bir hata yapıldıktan sonra duyulan üzüntü, kaybedilenleri geri getirmez ve zararı karşılamaz.

24. Piyazın suyu, canımın suyu: (Halk deyişi) İnsanın çok sevdiği veya kendisine çok yararlı gelen bir şeyin en küçük parçasının bile değerli olduğunu anlatır.

25. Porsuk ağacından okluk olmaz: Ham maddesi uygun olmayan, doğası yetersiz olan kimseden veya nesneden yüksek nitelikli bir iş çıkması beklenemez.

26. Post pazarlık edilmez: Henüz elde edilmemiş, sonucu kesinleşmemiş bir kazanç üzerinde bölüşme veya kullanım planı yapmak yanlıştır.

27. Poyrazın soğuğu, insanın soluğu: (Halk deyişi) Doğanın sertliği ile insanın yaşam mücadelesi arasındaki ilişkiyi, sert koşulların insanı nasıl etkilediğini vurgular.

28. Pusula şaşarsa gemi karaya oturur: Bir toplumu veya işi yönetenler rotasını kaybederse, o topluluğun felakete sürüklenmesi kaçınılmazdır.

29. Püf demeye dudak gerek: En basit görünen bir işi bile başarabilmek için o işin gerektirdiği temel yeteneğe veya güce sahip olmak şarttır.

R Harfi İle Başlayan Atasözleri

1. Rağbet güzel ile zenginedir: Toplum içinde genellikle fiziksel olarak güzel olanlara veya maddi gücü yerinde olan zengin kişilere daha çok ilgi ve saygı gösterilir.

2. Ramadan (Ramazan) bereketli gelir: İnanca göre Ramazan ayı, beraberinde bolluk ve kısmet getirir; bu ayda rızkın artacağına inanılır.

3. Ramazan bilgiliye bayram, cahile zindan: Ramazan ayının manevi değerini bilen ve vaktini ibadetle geçiren kişi huzur bulur; ancak bu sabrı gösteremeyen bilgisiz kişi için açlık ve yasaklar birer eziyete dönüşür.

4. Ramazanda yalan söyleyenin bayramda yüzü kara çıkar: Bir işi yaparken hileye başvuran veya yalan söyleyen kimsenin bu yalanı, sonuçların alındığı veya hesabın verildiği gün mutlaka ortaya çıkar ve o kişi utanılacak duruma düşer.

5. Rast gelmeyince hak aranmaz: (Vecize) Bir hakkın elde edilmesi veya bir adaletsizliğin giderilmesi için bazen sadece çaba yetmez, şartların da uygun (rast) gelmesi gerekir.

6. Reçete her hastaya göre değişir: (Vecize) Bir sorunun çözümü için uygulanan yöntem her olayda aynı olmaz; her problemin yapısına uygun, özel bir çözüm yolu bulmak gerekir.

7. Refik (arkadaş) yoldan önce gelir: Bir yolculuğa veya uzun soluklu bir işe çıkmadan önce, yolun zorluğundan ziyade o yolda size eşlik edecek kişinin güvenilirliği ve niteliği daha önemlidir.

8. Rehberi karga olanın burnu boktan çıkmaz: Kendisine kötü, bilgisiz veya art niyetli kişileri kılavuz seçen kimse, sürekli olarak başını belaya sokar ve sıkıntılı durumlardan kurtulamaz.

9. Renkler ve zevkler tartışılmaz: (Vecizeleşmiş deyiş) Kişisel beğeniler ve tercihler tamamen bireyseldir; bu yüzden birinin güzel bulduğunu diğeri beğenmeyebilir, bu konuda bir ortak paydada buluşmak zorunlu değildir.

10. Resmi işin azabı, özel işin hesabı bitmez: Devlet kapısındaki işlerin prosedürü ve zorluğu çoktur; özel sektörde veya kendi işinde ise sorumluluk ve maliyet hesapları sürekli devam eder.

11. Rezil olanın yüzü değil, özü kararır: Bir kişi toplum önünde utanç verici bir duruma düştüğünde sadece dış görünüşüyle değil, asıl karakteri ve onuruyla büyük bir yara almış olur.

12. Rızık kavgası, can kavgasıdır: İnsanın geçimini sağlaması, hayatta kalabilmesi için temel bir mücadeledir; rızkını kazanmak uğruna verilen uğraş, yaşama tutunma çabasıyla eş değerdir.

13. Rızık kesilir, nasip kesilmez: Bir yerdeki kazanç kapınız kapanabilir ama evrende sizin için ayrılmış olan kısmet başka bir yerden mutlaka karşınıza çıkar.

14. Rızkı veren Allah’tır: Kimin ne kadar kazanç elde edeceği ve nasıl geçineceği ilahi bir takdire bağlıdır; insan çalışır ama asıl veren yaratıcıdır.

15. Rica ile iş bitmez, para ile iş bitmez; emek gerek: Bir amaca ulaşmak için sadece başkalarından yardım istemek veya paraya güvenmek yetmez; o işin mutlaka alın teri ve çabayla desteklenmesi gerekir.

16. Rüzgar eken fırtına biçer: Başkalarına kötülük yapan veya huzursuzluk çıkaran kimse, başlattığı o küçük kötülüğün karşılığında çok daha büyük ve şiddetli zararlar görür.

17. Rüzgar esmeyince yaprak kımıldamaz: Bir olayın veya değişikliğin meydana gelmesi için mutlaka onu tetikleyen bir sebebin ya da dış etkinin olması gerekir; hiçbir şey sebepsiz yere gerçekleşmez.

18. Rüzgar kayadan ne götürür?: Kişiliği sağlam, karakteri güçlü veya konumu çok sarsılmaz olan birine, dışarıdan yapılan küçük saldırılar veya dedikodular hiçbir zarar veremez.

19. Rüzgarın önüne düşmeyen yorulur: Toplumdaki genel gidişata veya doğal akışa direnen, zamana ayak uydurmayan kimse boşuna çabalamış olur ve yıpranır.

20. Rüzgara tüküren kendi yüzüne tükürür: Gücünün yetmeyeceği bir şeye karşı duran veya saygın birine haksız yere saldıran kişi, aslında sadece kendisine zarar verir ve kendi itibarını lekeler.

21. Rütbe var rütbeden içeri: (Halk deyişi/Vecize) İnsanların resmi makamları veya unvanları olabilir ama asıl önemli olan kişinin gönül dünyasındaki olgunluğu ve insanlık derecesidir.

S Harfi ile Başlayan Sözler ve Açıklamaları

1.  Sabahın hayrı akşamın şerrinden iyidir: İşlerin zihnin dinç ve enerjinin yüksek olduğu sabah saatlerinde yapılması, yorgunluğun ve dikkat dağınıklığının yaşanabileceği akşam saatlerine bırakılmasından daha verimli ve hatasızdır. Erken başlamak başarı şansını artırır.

2.  Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır: Sabretmek, beklemek ve direnmek çoğu zaman zorlu, sıkıntılı ve insanı yıpratan bir süreçtir. Ancak bu süreç sonunda elde edilen başarı, kazanım veya huzur, çekilen tüm sıkıntıları unutturacak kadar değerli ve tatmin edicidir.

3.  Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas: Sabır, emek ve zaman, en ham, olgunlaşmamış veya değersiz görünen şeyleri bile çok kıymetli ve güzel bir hale getirebilir. Ekşi koruk üzümü zamanla tatlanıp güzelleşir; dut yaprağı ise ipek böceğinin sabırlı çalışmasıyla ipek ipliğe, o da dokunmuş kıymetli atlas kumaşına dönüşür.

4.  Sabreden derviş muradına ermiş: Karşılaştığı zorluklara, gecikmelere ve sıkıntılara sabırla, metanetle göğüs geren ve hedefinden vazgeçmeyen kişi, sonunda amacına mutlaka ulaşır.

5.  Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin: Yapılan iyilik, yardım veya hayır, gösterişten uzak, sadece Allah rızası için yapılmalıdır. Yardım edilen kişiyi rencide etmemek ve riyadan kaçınmak için, bu davranış mümkün olduğunca gizli tutulmalıdır.

6.  Sağlık varlıktan yeğdir: İnsanın sahip olabileceği en büyük nimet, bedenen ve ruhen sağlıklı olmaktır. Hiçbir maddi zenginlik, kaybedilen sağlığın yerini tutamaz. Her şeyin başı sağlıktır.

7.  Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur: Zihinsel çalışmanın verimli olabilmesi, doğru kararlar alınabilmesi için, vücudun da dinç, bakımlı ve sağlıklı olması gerekir. Beden ve zihin bir bütündür.

8.  Sakla samanı, gelir zamanı: En önemsiz, değersiz ve işe yaramaz gibi görünen şeyleri bile ileride bir ihtiyaç anında kullanılabileceği düşüncesiyle atmamak, tutumlu olmak gerekir. Geleceği düşünerek tedbirli davranan kimse, bu davranışının faydasını mutlaka görür.

9.  Sana vereyim bir öğüt, kendi ununu kendin öğüt: İnsan, kendi işini kendi çabasıyla halletmeli, temel ihtiyaçlarını başkalarına bağımlı olmadan karşılamalıdır. Kendi sorumluluğunu almak, kişiyi güçlü ve özgür kılar.

10. Sanat altın bileziktir: Bir sanat, zanaat veya meslek sahibi olmak, kişiye en güvenilir geçim kaynağıdır. Her koşulda, her yerde insanı açlıktan kurtaracak, ona değer kazandıracak en sağlam güvencedir, tıpkı kolundan çıkaramayacağı altın bir bilezik gibi.

11. Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış: Kötü bir huyu, çirkin bir gerçeği veya saklanması gereken bir durumu geçici olarak süsleyip gizleyebilirsiniz. Ancak gerçek nitelik er ya da geç, eninde sonunda mutlaka ortaya çıkar ve kendini belli eder.

12. Sayılan koyunu kurt kapmaz: Kaydı tutulan, hesabı yapılan, kontrol altında ve düzenli takip edilen işlerde veya mallarda kolay kolay kayıp, zarar veya aksilik yaşanmaz. Düzen ve disiplin, güvence sağlar.

13. Sayılı gün çabuk geçer: Ne zaman biteceği belli olan, süresi önceden bilinen bir iş, görev, hastalık veya bekleyiş (askerlik, hapis, okul, hamilelik vb.), insana çabuk gelir. Çünkü her geçen gün, bitişe yaklaşıldığını hissettirir ve sabır kolaylaşır.

14. Sel gider kum kalır: Heyecanlı, gürültülü, geçici olaylar, tartışmalar ve hevesler (sel) bir süre sonra biter. Asıl önemli olan, geride kalan değerli, kalıcı, sağlam şeyler (kum), yani insanın karakteri, gerçek dostlukları ve kalıcı eserleridir.

15. Sert sirke küpüne zarar: Aşırı öfkeli, sert, kırıcı ve geçimsiz kişi, en çok kendisine ve kendi çevresine (aile, iş yeri) zarar verir. Sertlik, içinde bulunduğu kabı (küpü/kendini) çatlatır.

16. Sev seni seveni yer ile yeksan olsa, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan olsa: Sana sevgi, saygı ve sadakat gösteren kişi, fakir ve güçsüz düşse bile onu sevmeye ve değer vermeye devam et. Sana değer vermeyen, sevmeyen kişi ise çok zengin ve güçlü olsa bile ona iltifat etme, kapılma. Sevgi, karşılıklı olmalıdır.

17. Sıcak su ile duvar sıvanmaz: Temeli sağlam olmayan, yanlış malzeme veya yöntemlerle yapılmaya çalışılan işlerden olumlu ve kalıcı bir sonuç alınamaz. Her işin bir tekniği ve kuralı vardır.

18. Sırrını söyleme dostuna, o da söyler dostuna: En gizli sırlarınızı, en güvendiğiniz dostunuza bile anlatmayın. Çünkü onun da kendine göre güvendiği bir dostu vardır ve sır, zincirleme olarak yayılıp kontrol edilemez bir hale gelebilir.

19. Sona kalan dona kalır: Herkesin yararlanabileceği bir imkandan, ortadaki bir nimetten faydalanmak isteyen kişi, işi ağırdan almamalıdır. Geç kalan, tembellik eden, vakitlice harekete geçmeyen kişi, payını alamaz ve eli boş kalır.

20. Soran yanılmamış: Bilmediği, anlamadığı veya emin olmadığı bir konuyu başkasına danışarak, sorarak öğrenen kişi, yanlış yapmaktan ve hataya düşmekten kurtulur. Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır.

21. Söyleyenden dinleyen arif gerek: Anlatılan bir sözün veya nasihatin değer kazanması ve amacına ulaşması için, onu dinleyen kişinin de anlayışlı, kavrayışlı ve dinlediğinden ders çıkaracak olgunlukta olması gerekir.

22. Söz gümüşse sükut altındır: Yerinde ve güzel konuşmak çok değerli bir beceridir (gümüş). Ancak bazı durumlarda, özellikle konuşmanın zarar getireceği, kavga çıkaracağı veya gereksiz olduğu zamanlarda susmak, konuşmaktan çok daha kıymetli (altın) ve erdemli bir davranıştır.

23. Su akarken testiyi doldurmalı: Fırsatlar eldeyken, imkan varken, gelir bolken ve şartlar uygunken geleceğe yönelik hazırlık yapmalı, birikim yapmalı ve kazanç sağlamalıdır. Çünkü fırsatlar ve bereket her zaman sürmez.

24. Su testisi su yolunda kırılır: İnsan, mesleği veya alışkanlıkları gereği sürekli içinde bulunduğu ortamdan, yaptığı işten dolayı bir zarar görür veya başına bir iş gelir. Yani tehlike, en çok maruz kalınan yerde ve zamanda gerçekleşir.

25. Su uyur düşman uyumaz: Doğadaki sular gibi görünüşte sakin ve dingin olan şeylerin bile altında hareketlilik olabilir. Daha da önemlisi, size karşı olan bir kimse asla boş durmaz, fırsat kollar. Bu nedenle daima uyanık, tedbirli ve hazırlıklı olmak gerekir.

26. Suya düşen yılana sarılır: Çok çaresiz, umutsuz ve yardıma muhtaç duruma düşen kişi, normal şartlarda asla güvenmeyeceği, tehlikeli veya kötü niyetli kişilerden bile yardım istemek, onlara bel bağlamak zorunda kalabilir.

27. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer: Bir konuda başına kötü bir olay gelen, zarar gören veya hayal kırıklığı yaşayan kişi, benzer durumlarda aşırı derecede temkinli, ihtiyatlı ve çekingen davranır. Acı tecrübe, insanı daha dikkatli yapar.

28. Sürüden ayrılanı kurt kapar: Toplumdan, gruptan, aileden veya ortak hareket eden birlikten ayrılan, kendi başına buyruk davranan bireyler, dış tehlikelere (kurt) karşı korunmasız ve savunmasız kalırlar. Birlikten kuvvet doğar.

29. Sabah açlığına yedi zeytin yeter: Küçük, basit ve zahmetsiz görünen bir tedbir veya az bir şey, büyük bir sıkıntıyı veya ihtiyacı geçici de olsa gidermeye yetebilir. Küçük çözümler bazen büyük fayda sağlar.

30. Sabahın bir saati, akşamın iki saatinden iyidir: Erken kalkılan sabah saatlerinde zihin daha dinç, beden daha enerjik olduğu için yapılan bir saatlik iş, yorgun ve bitkin düşülen akşam saatlerinde yapılan iki saatlik işten daha verimli ve bereketli olur.

31. Sabır, canın yongasıdır: Sabretmek, insanın canından bir parça koparmak gibi zor ve acı vericidir. Ancak bu fedakarlık, olgunlaşmanın ve güçlenmenin bedelidir.

32. Sabreden sakınmış, sabretmeyen yakınmış: Sabredip beklemeyi bilen kişi, tehlikelerden korunmuş ve kazanmış olur. Acele edip sabırsız davranan ise genellikle hata yaparak pişman olur ve şikayet eder duruma düşer.

33. Sabrın sonu selamettir: Zorluklara, sıkıntılara karşı sabırla direnen ve beklemeyi bilen kişi, sonunda mutlaka huzura, güvene, başarıya ve esenliğe (selamete) kavuşur.

34. Saç sefadan, tırnak cefadan uzar: (Halk İnanışı) Keyif, rahatlık ve bolluk (sefa) içinde yaşayan insanın saçları; sıkıntı, üzüntü ve yoksulluk (cefa) çeken insanın ise tırnakları daha hızlı uzar.

35. Saçı uzun aklı kısa: (Cinsiyetçi ve Yanlış Bir Eski Halk Deyişi) Kadınların aklen geri, düşüncesiz olduğunu iddia eden, günümüzde kabul görmeyen ve terk edilmesi gereken bir önyargı ifadesidir. Kültürel bir örnek olarak aktarılmaktadır.

36. Sağ elleriyle, sollarını yitirirler: Bir işi yaparken veya bir şeyi kazanmaya çalışırken, farkında olmadan ellerindeki başka bir değeri, imkanı veya güveni kaybeden kişiler için kullanılır. Dikkatsizlik bazen büyük kayıplara yol açar.

37. Sağ gözün sol göze hayrı yoktur: İnsanın en yakınındaki, en çok güvendiği kişiden veya organından bile bazen beklenen yardım veya fayda gelmeyebilir. Her şey tamamen güvenilir değildir.

38. Sağır işitmez uydurur: Gerçeği tam olarak duymayan, işitmeyen veya bilmeyen kişi, eksik kalan kısımları kendi hayal gücüne, önyargılarına göre tamamlayıp anlatır. Bu da yanlış bilginin yayılmasına neden olur.

39. Sağırın yanında konuşma, körün yanında bakışma: Kişilerin fiziksel veya ruhsal eksikliklerini, kusurlarını hatırlatacak veya onları rahatsız edip gücendirecek davranışlardan kaçınılmalıdır. Nezaket ve incelik gereğidir.

40. Sağlık, insanın en büyük sermayesidir: Hayattaki tüm başarılar, kazançlar, mutluluklar ve planlar ancak sağlıklı bir beden ve ruhla mümkündür. En büyük yatırım ve zenginlik sağlığa yapılan yatırımdır.

41. Sağlıklı olanın her günü bayramdır: Vücudu ve ruhu dinç, hastalıksız olan insan, her yeni güne sevinçle, enerjiyle ve şükürle başlar. Sağlık, sürekli bir nimettir.

42. Sakal bıyığa denk olmayınca ne yana baksan eğri görünür: Bir işte, bir çiftte veya bir ilişkide uyum, denge ve eşitlik yoksa, o işin sonucu kimseyi memnun etmez, her zaman bir taraf eksik veya haksız görünür.

43. Sakalda keramet olsa keçiler şeyh olurdu: Dış görünüş, kılık kıyafet, sakal veya görkemli bir görüntü, tek başına olgunluk, bilgelik veya ermişlik göstergesi değildir. Asıl olan, içteki erdem ve bilgidir.

44. Sakınılan göze çöp batar: Üzerine çok fazla titrediğimiz, aşırı korumacı davrandığımız, kırılmasından çok korktuğumuz şeyler genellikle bir kazaya uğrar veya zarar görür. Aşırı kaygı, bazen olumsuzluğu çağırır.

45. Sakla beni, saklayayım seni: Sen başkasının sırrını, malını veya onurunu korursan, o da senin sırrını, malını ve onurunu korur. Karşılıklı güven ve dayanışma ilişkisini anlatır.

46. Salatalık ekmişler, acı patlıcan çıkmış: Yapılan bir işten, gösterilen bir emekten beklenen ve umut edilen güzel sonuç yerine, tam tersi kötü, istenmeyen veya acı bir durumla karşılaşıldığında söylenir.

47. Sallanan baş, kesilmez: Teslim olan, boyun eğen, hatasını kabul eden veya af dileyen kişiye karşı artık şiddet uygulanmaz, ceza verilmez. Pişmanlık affı gerektirir.

48. Saman elin ise samanlık senin: Başkasının malını, eşyasını veya imkanını kullanırken de sanki kendi malınmış gibi dikkatli, özenli ve tasarruflu davranmalısın. Saygı ve sorumluluk gereğidir.

49. Saman pazarında rüzgar olmaz: Bir malın değerinin belirlendiği, alınıp satıldığı veya insanların toplandığı yerde (pazarda), dengeleri bozacak, kargaşa çıkaracak gereksiz hareketlerden ve sözlerden kaçınılır. İş dünyasında denge önemlidir.

50. Sanalı, sanasız yer: Sürekli şüphe, kuruntu, evham ve endişe içinde olmak, insanı içten içe kemirir, huzurunu kaçırır ve yıpratır. Fazla şüphe zarar verir.

51. Sana bir nasihat vereyim, elindekini verme: İnsan ne kadar hayırsever ve cömert olsa da, kendi geleceğini, güvenliğini tehlikeye atacak kadar her şeyini başkalarına dağıtmamalı, kendine de yeterli bir pay ayırmalıdır.

52. Sana taşla vurana sen aşla (ekmekle) vur: Sana kötülük, sertlik ve nefretle (taşla) yaklaşan kişiye sen iyilik, sevgi ve merhametle (aş/ekmekle) karşılık ver. Bu erdemli davranış, onun kötülüğünü etkisiz hale getirebilir, onu utandırabilir ve belki de yola getirebilir.

53. Sana vereyim bir öğüt, kendi ununu kendin öğüt: İnsan, kendi işini kendi çabasıyla halletmeli, temel ihtiyaçlarını başkalarına bağımlı olmadan karşılamalıdır. Kendi sorumluluğunu almak, kişiyi güçlü ve özgür kılar.

54. Sanki dünyayı ben yarattım diyor: Çok kibirli, burnu havada, kendini herkesten üstün gören, her şeyi kendi başarısı sanan insanlar için kullanılan bir halk deyişidir.

55. Sanatın ustası, emeğin dostudur: Bir işi en iyi yapan, sanatında usta olan kişi, o işe harcanan emeğin, alın terinin değerini de en iyi bilen ve saygı duyandır.

56. Sapla samanı birbirine karıştırmak: Haklı ile haksızı, doğru ile yanlışı, değerli ile değersizi, önemli ile önemsizi birbirinden ayırt edememek, karmakarışık hale getirmek.

57. Sarı altın, kara gün içindir: Tasarruf edilen, bir kenara konulan değerli varlıklar (altın, para), insanın en zor, en dara düştüğü, sıkıntılı (kara) günlerinde imdadına yetişir. İhtiyatlı olmak önemlidir.

58. Sarımsağını hesap eden paçayı yiyemez: Bir işe girişirken veya bir yatırım yaparken, küçük hesaplar yapıp ufak fedakarlıklardan kaçınanlar, büyük başarılar ve kazançlar elde edemezler. Büyük düşünmek gerekir.

59. Satılan mal geri alınmaz: Ticari ahlak ve teamüllere göre, alım satım işlemi kesinleştikten, mal el değiştirdikten sonra, pişmanlık veya cayma nedeniyle geri almak doğru değildir. Sözleşmeye bağlılık esastır.

60. Say beni, sayayım seni: Sosyal ilişkilerin temeli karşılıklı saygıdır. Sen bana değer verirsen, ben de sana değer veririm. Saygı görmek istiyorsan, önce sen saygı göstermelisin.

61. Sayılı koyunu kurt kapmaz: Kaydı tutulan, hesabı yapılan, kontrol altında ve düzenli takip edilen işlerde veya mallarda kolay kolay kayıp, zarar veya aksilik yaşanmaz. Düzen ve disiplin, güvence sağlar.

62. Saymadığın sopayı yemesi kolaydır: Kişi, başkasının çektiği acıyı, sıkıntıyı veya yediği dayağı (sopayı) uzaktan izlerken, hafife alır ve kolay sanır. Oysa başına geldiğinde ne kadar zor olduğunu anlar.

63. Sebepsiz kuş uçmaz: Her olayın, her hareketin, her davranışın mutlaka bir nedeni, bir sebebi veya bir dayanağı vardır. Görünürde sebepsiz gibi duran şeylerin bile arka planında bir gerçeklik yatar.

64. Sefa ile gelmişler, cefa ile gitmişler: Güzel, rahat ve mutlu (sefa) bir şekilde başlayan bir iş, birliktelik veya yolculuk, zorluk, sıkıntı ve eziyetle (cefa) bitmiş, sonuçlanmıştır.

65. Sel gider kum kalır, asıl olan can kalır: Olaylar, heyecanlar ve maddi şeyler (sel) geçer gider. Geriye sadece özde olan, hayati değer taşıyan şeyler (kum) ve en değerlisi de insanın kendisi (can) kalır.

66. Sel ile gelen yel ile gider: Hiç emek harcanmadan, kolayca, haksız veya şans eseri (sel ile) gelen kazanç veya mal, aynı kolaylıkla ve çabuklukla (yel ile) kaybolup gider. Alın teriyle kazanılmış olması önemlidir.

67. Sel önünden kütük kapılmaz: Büyük bir karmaşanın, tehlikeli bir akışın veya güçlü bir hareketin (sel) içinden fayda sağlamaya, bir şey kapmaya çalışmak çok risklidir ve genelde kişiye zarar getirir.

68. Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar: (Fuzuli’den bir vecize) İnsanların sadece çıkar ve menfaat karşılığında iş yaptığı, insani değerlerin yok sayıldığı bir ortamda, karşılıksız bir nezaket ifadesi olan selamın bile bile bile alınmamasını anlatır. Rüşvet kültürünün eleştirisidir.

69. Selamsız sabahsız işe başlanmaz: Bir topluluğa girildiğinde, bir diyaloğa başlandığında veya bir işe girişildiğinde ilk önce nezaket kuralları (selam, sabah/iyi günler deme) çerçevesinde iletişim kurulmalıdır.

70. Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa?: Herkes kendisini yönetici, patron veya iş yapmaktan muaf gören biri olarak görürse, en basit ve gerekli işleri (ineği sağma) yapacak kimse kalmaz ve düzen bozulur. Toplu yaşamda iş bölümü ve herkesin üzerine düşen sorumluluğu alması şarttır.

71. Sen doğru ol da varsın eğri belasını bulsun: İnsan her zaman dürüst, namuslu ve doğru yoldan ayrılmamalıdır. Yanlış yapan, hilekarlık eden (eğri) kişi, sonunda mutlaka cezasını (belasını) çeker.

72. Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler: Çalışan, emek veren, üreten insan hem malını mülkünü artırır, hem de bilgisi, görgüsü, sosyal çevresi ve ruhsal olarak gelişir, genişler, olgunlaşır.

73. Sen kendini övme, el seni övsün: İnsanın kendi başarısını, meziyetlerini kendi ağzıyla anlatması, övünmesi hoş karşılanmaz. Başarı, başkaları tarafından fark edilip takdir edilmelidir.

74. Senenin bereketi baharından belli olur: Bir işin, bir yılın veya bir sürecin nasıl sonuçlanacağı, verimli olup olmayacağı, ilk aşamalarındaki, başlangıcındaki (baharındaki) gidişatından, belirtilerinden anlaşılır.

75. Sepetimdeki yumurtaya güvenme: Henüz kesinleşmemiş, gerçekleşmemiş veya her an bozulabilecek, kaybedilebilecek imkanlara, kazançlara güvenerek büyük planlar yapma, borca girme. Kesin olmayan şeye itimat olmaz.

76. Serçe ile beraber uçan farenin yuvası havada kalır: Gücünün, yapısının ve yeteneğinin yettiğinden fazlasına özenen veya kendine uygun olmayan arkadaşlar/seviyelerle (serçe) beraber hareket eden kişi (fare), sonunda temelsiz ve güvensiz kalır, zarar görür.

77. Serçe korkusuyla darı ekilmez: Bir işe başlarken, ortaya çıkabilecek küçük risklerden, engellerden (serçelerin darıyı yemesi) korkulursa, büyük kazançlar ve ürünler elde edilemez. Risk göze alınmalıdır.

78. Serçeden korkan darı ekmez: Tehlikeleri, kayıpları göze alamayan, risk almak istemeyen kişi, üretim yapamaz, yatırım yapamaz ve rızkını kazanamaz. Cesaret gereklidir.

79. Serilen sofra geri dertilmez: Sunulan bir ikram, açılan bir gönül sofrası veya gösterilen bir misafirperverlik, nezaketen kolay kolay geri çevrilmemeli, kabul edilmelidir. Reddetmek kabalıktır.

80. Sermayen gitsin, adın gitmesin: Maddi kayıplar telafi edilebilir, para yeniden kazanılabilir. Ancak insanın onuru, itibarı, şerefi ve güvenilirliği (adı) lekelenirse, bir daha eski haline getirilmesi çok zor, hatta imkansızdır.

81. Sermayesi yalan olanın, kârı hüsran olur: İşini, ticaretini veya ilişkilerini yalan, dolan ve hile üzerine kuran kimse, eninde sonunda büyük bir zarara (hüsrana) uğrar ve iflas eder.

82. Sert başa sert balta vururlar: İnatçı, hırçın, kaba ve sert davranan kişilere karşı, toplum da aynı sertlikte ve şiddette karşılık verir. Sertlik, sertlik doğurur.

83. Sert rüzgar çabuk diner: Çok şiddetli başlayan öfkeler, kavgalar, tartışmalar veya fırtınalı olaylar genellikle uzun sürmez, çabuk yatışır. Aşırılık sürdürülemez.

84. Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur: Geçici hevesler, platonik aşklar veya saplantılı sevdalar zamanla geçer ve geriye yalanmış gibi bir anı kalır; ancak bu süreç bazen kişiyi zehirleyen, acıtan bir yılana (pişmanlığa) dönüşebilir.

85. Sevda, baştan gitmeyince akıl başa gelmez: Aşık olan, bir şeye veya birine körü körüne bağlanan kişi, mantıklı düşünemez, sağlıklı karar veremez. Aşk, aklı baştan alır.

86. Sevenin kuluyum, sevmeyenin sultanı: Bana sevgi ve saygıyla yaklaşana ben de aynı şekilde hizmet eder, değer veririm. Ama beni sevmeyen, değer vermeyen kişiye karşı da asla boyun eğmem, kendimi ona ezdirmem.

87. Sevgi her engeli aşar: Samimi sevgi, muhabbet ve hoşgörü, karşılaşılan en zor sorunların, anlaşmazlıkların ve engellerin üstesinden gelinmesini, aşılmasını sağlar.

88. Sevgi olmayınca saygı da olmaz: İnsanların birbirine içten bir sevgi ve muhabbet beslemediği yerde, gerçek ve kalıcı bir saygı da oluşmaz. Saygı, sevginin üzerine inşa edilir.

89. Sevip de alamayana “kader” derler: Büyük bir arzuyla istediği, sevdiği bir şeye veya kişiye ulaşamayanlar için söylenen bir halk tesellisidir. Ulaşılamayan şeyler kaderin önüne engel olarak konur.

90. Seyrek git dostuna, kalksın ayak üstüne: Dost ve akraba ziyaretlerini çok sık yapıp onları bıktırmamalısın. Ara sıra gidersen, senin gelişin bir sürpriz olur, sana daha çok sevinir, saygı gösterir ve ayağa kalkarak karşılarlar.

91. Sıcak su ile duvar sıvanmaz: Temeli sağlam olmayan, yanlış malzeme veya yöntemlerle yapılmaya çalışılan işlerden olumlu ve kalıcı bir sonuç alınamaz. Her işin bir tekniği ve kuralı vardır.

92. Sıhhat gibi sermaye olmaz: Bir insanın sahip olabileceği en büyük ve harcanamaz birikim, sermaye sağlığıdır. Diğer tüm varlıklar sağlık olmadan değersizdir.

93. Sık giden, sevgi yitirir: Bir yere veya bir kişiye gereğinden fazla sık gidip gelmek, insanların size olan özlemini, ilgisini ve değerini azaltır, bıkkınlık yaratır.

94. Sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz: Zorluklara, hastalıklara, sıkıntılara dayanıklı, dirayetli, güçlü bir karaktere (sıkı cana) sahip olmak iyidir. Böyle insanlar kolay kolay yıkılmaz, pes etmez.

95. Sınanmışı sınayanın aklı yoktur: Daha önce denenmiş, sonucunun kötü veya başarısız olduğu görülmüş bir şeyi aynı şekilde tekrar denemek büyük bir akılsızlıktır. Tecrübelerden ders alınmalıdır.

96. Sıratı geçmeden “elhamdülillah” denmez: Bir işin tehlikeli, kritik veya zor aşamaları tamamen atlatılmadan, iş kesin sonuçlanmadan “kurtuldum, başardım” diye sevinilmemelidir. İş bitmeden sonuç belli olmaz.

97. Sırtından hırkası alınmaz: Çok yoksul, her şeyini kaybetmiş, sadece üzerindeki hırkayla kalmış birinin elinde kalan son şeye, en temel ihtiyacına göz dikilmemelidir. Merhamet gereğidir.

98. Sırtını duvara yasla, dağa yaslama: Güvendiğin, dayandığın şey sağlam, sabit ve güvenilir olsun (duvar gibi). Her an değişebilecek, kayabilecek, sallantılı büyük güçlere (dağa) bel bağlama.

99. Sırrını açma dostuna, saman doldurur postuna: En yakınındaki dostuna bile çok gizli sırlarını verirsen, bir gün aranız bozulduğunda veya o dostun başka bir dostu olduğunda, o sırrı sana karşı kullanabilir, onunla seni vurabilir.

100. Sirkeden sonra turşu olmaz: Her şeyin bir zamanı, bir sırası vardır. Doğru zaman geçtikten, fırsat kaçtıktan (sirke olduktan) sonra yapılan işten (turşu kurmaktan) sonuç ve verim alınamaz.

101. Sirkeden şarap olmaz: Temeli bozuk, niteliği değişmiş veya kalitesiz bir maddeden (veya insandan), beklenen iyi, kaliteli ve değerli bir sonuç (şarap) elde edilemez. Asıl önemli olan özdür.

102. Sivrisinek vızıltısı, anlayana davul zurna az gelir: Anlayışı, sezgisi ve feraseti kuvvetli olan kişi, en küçük bir işaretten, belirtiden (sivrisinek vızıltısı) büyük sonuçlar çıkarır. Anlayışsız olana ise en büyük, en açık uyarılar (davul zurna) bile az gelir, anlamaz.

103. Siyasetin temeli doğruluktur: Devlet yönetimi ve kamu işlerinde (siyasette) en temel, vazgeçilmez erdem dürüstlüktür. Dürüstlükten sapıldığında yönetim çöker, güven yiter.

104. Soğuk suyun içine düşen, ıslanmaktan korkmaz: Zaten çok büyük bir zarara, felakete veya tehlikeye uğramış olan kişi, bundan sonra karşılaşabileceği daha küçük risklerden ve sıkıntılardan çekinmez olur.

105. Sona kalan dona kalır: Herkesin yararlanabileceği bir imkandan, ortadaki bir nimetten faydalanmak isteyen kişi, işi ağırdan almamalıdır. Geç kalan, tembellik eden, vakitlice harekete geçmeyen kişi, payını alamaz ve eli boş kalır.

106. Son pişmanlık fayda etmez: Yapılan bir hatadan, alınan yanlış bir karardan veya kaçırılan bir fırsattan sonra duyulan pişmanlık, olanları geri getirmez, sorunu çözmez. Bu yüzden önemli konularda baştan dikkatli ve doğru karar vermek gerekir.

107. Sonsuz dert olmaz: Dünyadaki hiçbir sıkıntı, dert ve problem kalıcı değildir; bir sonu mutlaka vardır. Her karanlığın ardından bir aydınlık gelir.

108. Soran yanılmamış, sormayan dağda yolu şaşırmış: Bilmediği, anlamadığı veya emin olmadığı bir konuyu başkasına danışarak, sorarak öğrenen kişi, yanlış yapmaktan kurtulur. Gururuna yenilip sormayan ise büyük hatalara düşer, yolu şaşırır.

109. Sordu da sarımsak yedi: Merakına yenilip gereksiz yere, her şeyin aslını öğrenmeye çalışan veya laf arasında soru soran kişi, sonunda işitmek istemediği nahoş, acı veya rahatsız edici bir cevapla (sarımsağın kokusu gibi) karşılaşır.

110. Soyu soylu olanın huyu huylu olur: İnsanın karakteri, davranışları ve ahlakı genellikle ailesinden, yetiştiği çevreden ve sülalesinden izler taşır. İyi bir soydan gelenin huyları da genelde iyi olur.

111. Söğüt ağacından meyve beklenmez: Yeteneği, yapısı veya tabiatı belirli bir işe uygun olmayan kimseden, ondan beklenmeyecek büyük başarılar veya özellikler beklenmemelidir. Herkes kendi doğasında değerlidir.

112. Söğüt dalından düdük olmaz: Dayanıksız, kırılgan, işlenmeye ve şekil almaya uygun olmayan malzemeden (söğüt dalı) sağlam, kaliteli ve işlevsel bir eser (düdük) meydana getirilemez.

113. Söken, dikenden iyidir: Bir karmaşayı, anlaşmazlığı çözen, sorunu halleden kişi, o karmaşayı yaratan veya soruna sebep olup sessiz kalan kişiden daha değerli ve faydalıdır.

114. Söyleme dostuna, o da söyler dostuna: En gizli sırlarınızı, en güvendiğiniz dostunuza bile anlatmayın. Çünkü onun da kendine göre güvendiği bir dostu vardır ve sır, zincirleme olarak yayılıp kontrol edilemez bir hale gelebilir.

115. Söyleyenden dinleyen arif gerek: Anlatılan bir sözün veya nasihatin değer kazanması ve amacına ulaşması için, onu dinleyen kişinin de anlayışlı, kavrayışlı ve dinlediğinden ders çıkaracak olgunlukta olması gerekir.

116. Söyleyene bakma, söyletene bak: Kişinin ağzından çıkan sözleri veya yaptığı işi değerlendirirken, o kişiyi değil, onu o sözü söylemeye veya o işi yapmaya sevk eden asıl sebebi, kaderi veya şartları düşünmek gerekir.

117. Söz ağızdan çıkar: Verilen söz, ağızdan çıktığı andan itibaren bir namus, şeref ve güven meselesidir; mutlaka yerine getirilmelidir.

118. Söz gümüşse sükut altındır: Yerinde ve güzel konuşmak çok değerli bir beceridir (gümüş). Ancak bazı durumlarda, özellikle konuşmanın zarar getireceği, kavga çıkaracağı veya gereksiz olduğu zamanlarda susmak, konuşmaktan çok daha kıymetli (altın) ve erdemli bir davranıştır.

119. Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı: Sözün gücü öyle büyüktür ki, doğru ve yapıcı sözler büyük savaşları bitirebilir, barışı sağlayabilir. Yanlış ve kışkırtıcı sözler ise baş kesilmesine, felaketlere yol açabilir.

120. Söz senettir: Dürüst, güvenilir ve namuslu bir insanın verdiği söz, herhangi bir imzalı, resmi belge (senet) kadar kesin ve bağlayıcıdır.

121. Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir: Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişiye söylenen söz işleri halleder, başarı getirir. Düşüncesizce, yanlış zamanda ve yerde söylenen söz ise yıkıma, başının gitmesine neden olur.

122. Sözünün eri olmak: Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutmak, sözünde durmak, dürüstlüğün ve güvenilirliğin temelidir.

123. Su akar yolunu bulur: Olaylar kendi doğal akışında ilerler. Karşılaşılan engeller ne kadar büyük olursa olsun, bir işin yapılabilmesi için mutlaka bir yol ve yöntem vardır. Azimle çalışan insan, tıpkı akan su gibi önüne çıkan engelleri aşmanın bir yolunu mutlaka bulur.

124. Su akarken testiyi doldurmalı: Fırsatlar eldeyken, imkan varken, gelir bolken ve şartlar uygunken geleceğe yönelik hazırlık yapmalı, birikim yapmalı ve kazanç sağlamalıdır. Çünkü fırsatlar ve bereket her zaman sürmez.

125. Su gibi aziz ol: “Su gibi kıymetli, temiz ve ömrün uzun olsun” anlamında kullanılan, içten ve samimi bir halk hayır duası, iyi temennisidir.

126. Su testisi su yolunda kırılır: İnsan, mesleği veya alışkanlıkları gereği sürekli içinde bulunduğu ortamdan, yaptığı işten dolayı bir zarar görür veya başına bir iş gelir. Yani tehlike, en çok maruz kalınan yerde ve zamanda gerçekleşir.

127. Su uyur düşman uyumaz: Doğadaki sular gibi görünüşte sakin ve dingin olan şeylerin bile altında hareketlilik olabilir. Daha da önemlisi, size karşı olan bir kimse asla boş durmaz, fırsat kollar. Bu nedenle daima uyanık, tedbirli ve hazırlıklı olmak gerekir.

128. Sunağım küçük ama gönlüm büyük: Yapılan ikramın, sunulan hediyenin maddi değeri veya boyutu küçük olabilir, ancak bunun ardında yatan sevgi, saygı ve iyi niyet (gönül) çok büyüktür. Önemli olan içtenliktir.

129. Sus küçüğün, söz büyüğün: Toplum içinde, bir mecliste veya aile ortamında konuşma önceliği ve söz hakkı önce büyüklere aittir. Küçükler ise büyüklerini saygıyla dinlemeli, edepli olmalıdır. Bir nezaket ve görgü kuralıdır.

130. Susmak kabullenmektir: Yapılan bir haksızlığa, söylenen bir yalana veya edilen bir hakarete karşı sessiz kalmak, o durumu onaylamak, kabullenmek veya korktuğunu göstermek anlamına gelebilir.

131. Susuz dereye paça sıvanmaz: Henüz gerçekleşmemiş, kesinleşmemiş veya ihtimal dahilinde bile olmayan bir durum için önceden gereksiz hazırlık yapılmaz, tedbir alınmaz. İhtimal üzerine hareket etmek mantıksızdır.

132. Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork: Dışarıdan çok sakin, sessiz ve zararsız görünen şeyler (yavaş akan su) veya kişiler (yere bakan, içine kapanık), içlerinde büyük tehlikeler, derinlikler veya gizli niyetler barındırabilir.

133. Süper zekâ, delilikle kardeştir: (Vecize) Aşırı deha, sıra dışı zihinsel kapasite ve üstün zeka bazen dengesiz, anlaşılmaz veya toplum normlarına uymayan davranışlarla (delilikle) iç içe olabilir. İnce çizgidir.

134. Süpürgeyi dışarı atan kadın, rızkını da atar: (Halk İnanışı) Evdeki bereketi, temizliği ve düzeni sağlayan süpürgeyi hoyratça dışarı atmak, evin bereketinin, rızkının da kaçmasına neden olur inancını anlatır. Tutumluluk ve saygı gereğidir.

135. Sürüden ayrılanı kurt kapar: Toplumdan, gruptan, aileden veya ortak hareket eden birlikten ayrılan, kendi başına buyruk davranan bireyler, dış tehlikelere (kurt) karşı korunmasız ve savunmasız kalırlar. Birlikten kuvvet doğar.

136. Sürürken yorulmayan, dururken yorulur: Sürekli çalışan, üreten, hareket halinde olan insan zinde kalır, yorulmaz. Boş oturan, tembellik eden insan ise hareketsizliğin verdiği ağırlıkla, can sıkıntısıyla ve üşengeçlikle daha çok yıpranır, yorulur.

137. Süt ak, karadır diyenin dili yanar: Apaçık ortada olan, herkesin bildiği gerçekleri (sütün beyazlığını) inkar eden veya yalan söyleyen kişi, er ya da geç bu yanlışının cezasını çeker, dili yanar, zarar görür.

138. Sütle giren huy canla çıkar: İnsanın çocukluktan itibaren, aileden ve çevreden edindiği temel karakter özellikleri, huylar çok köklüdür ve ölene kadar (can çıkana kadar) değişmez, kişiyle birlikte gider.

139. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer: Bir konuda başına kötü bir olay gelen, zarar gören veya hayal kırıklığı yaşayan kişi, benzer durumlarda aşırı derecede temkinli, ihtiyatlı ve çekingen davranır. Acı tecrübe, insanı daha dikkatli yapar.

140. Süzgeçten su geçmez: Bir işin doğasına, mantığına veya tekniğine tamamen aykırı olan yöntemlerle o işi başarmak mümkün değildir. Yanlış araçla doğru sonuç alınamaz.

141. Sabahın ekmeği, akşamın böreğinden iyidir: Vaktinde, zamanında yapılan küçük, sade ama gerçekçi bir iş (sabah ekmeği), vakti geçtikten sonra yapılan büyük, gösterişli ve aşırılıklı işten (akşam böreği) daha hayırlı ve faydalıdır.

142. Sabır dileyen belaya hazır olmalı: Sabır gerektiren bir durum istiyorsan veya sabırla anılmak istiyorsan, bunun için katlanman gereken zorlukların, belaların da geleceğini bilerek hazırlıklı olmalısın. Sabır, sıkıntıyla birlikte gelir.

143. Sabır her derdin devasıdır: Yaşanan tüm sıkıntıların, dertlerin ve problemlerin üstesinden gelmenin, aşmanın en etkili ilacı ve çaresi sabretmeyi bilmektir.

144. Saçım ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün: Bir işin nasıl sonuçlandığı, bir kişinin ne olduğu, o iş bittiğinde, gerçekler ortaya çıktığında herkes tarafından apaçık görülür. Söz değil, sonuç önemlidir.

145. Sağ elin verdiğini sol el görmemeli: Yapılan iyilik ve yardım gizli tutulmalı, yardımı yapılan kişi mahcup edilmemeli veya bu bir gösteriş aracı haline getirilmemelidir. Samimiyet esastır.

146. Sağ yanına yatarsan uyursun, sol yanına yatarsan düşünürsün: Rahatına ve keyfine düşkün olan, sorumluluklarından kaçan kişi (sağ yanına yatan) rahat uyur. Sorumluluk sahibi, dert edinen, geleceği düşünen kişi (sol yanına yatan) ise uyuyamaz, düşünür.

147. Sağır duymaz uydurur: Olayın aslını duymayan, işitmeyen veya tam olarak bilmeyen kişi, kendi kafasındaki kurguya, önyargılarına göre olayı anlatır, uydurur. Bu da yanlış bilginin yayılmasına neden olur.

148. Sağlam kazık yere batmaz: Temeli çürük, dayanağı olmayan, yanlış planlanmış ve toplum tarafından benimsenmemiş işler, fikirler veya kişiler (kazık), toplumda kabul görmez ve yer edinemez, tutunamaz.

149. Sağlıklı olanın umudu, umudu olanın her şeyi vardır: Sağlık ve umut, bir insanı hayata bağlayan, ayakta tutan en güçlü iki unsurdur. Sağlıklı olanın umudu, umudu olanın da mücadele gücü vardır.

150. Sakal bıyığa karışmak: Bir işin, bir durumun veya bir ilişkinin içinden çıkılmaz, karmaşık, düğümlenmiş bir hal alması.

151. Sakalı ele vermek: Kontrolü, yönetim yetkisini, söz hakkını veya bir şeyin idaresini başkasının eline kaptırmak.

152. Sakıncalı kapı çalınmaz: Tehlikeli olduğu, baş belası olacağı bilinen işlere, yollara veya kişilere bulaşılmamalıdır. Uzak durulmalıdır.

153. Sakınılan göze çöp batar: Üzerine çok fazla titrediğimiz, aşırı korumacı davrandığımız, kırılmasından çok korktuğumuz şeyler genellikle bir kazaya uğrar veya zarar görür. Aşırı kaygı, bazen olumsuzluğu çağırır.

154. Sakla samanı gelir zamanı: En önemsiz, değersiz ve işe yaramaz gibi görünen şeyleri bile ileride bir ihtiyaç anında kullanılabileceği düşüncesiyle atmamak, tutumlu olmak gerekir. Geleceği düşünerek tedbirli davranan kimse, bu davranışının faydasını mutlaka görür.

155. Salıncakta sallananın başı döner: Bir konuda kararsız, sürekli fikir değiştiren, bir o yana bir bu yana yalpalayan kişi, sonunda şaşkınlık, denge kaybı ve baş dönmesi yaşar. İstikrarsızlık zarar verir.

156. Saman altından su yürütmek: Gizli kapaklı, hileli, kurnazca ve sinsice işler çevirerek, kimseye sezdirmeden amacına ulaşmaya çalışmak.

157. Sana gelene sen de git: Sana nezaket gösteren, seni ziyaret eden veya sana iyilik yapana sen de aynı şekilde karşılık vermelisin. Karşılıklılık ilişkileri güçlendirir.

158. Sana taşla vurana sen ekmekle vur: Sana kötülük, sertlik ve nefretle (taşla) yaklaşan kişiye sen iyilik, sevgi ve merhametle (ekmekle) karşılık ver. Bu erdemli davranış, onun kötülüğünü etkisiz hale getirebilir, onu utandırabilir ve belki de yola getirebilir.

159. Sanat altın bileziktir: Bir sanat, zanaat veya meslek sahibi olmak, kişiye en güvenilir geçim kaynağıdır. Her koşulda, her yerde insanı açlıktan kurtaracak, ona değer kazandıracak en sağlam güvencedir, tıpkı kolundan çıkaramayacağı altın bir bilezik gibi.

160. Sanki dünyayı o yaratmış: Çok kibirli, burnu havada, kendini herkesten üstün gören, her şeyi kendi başarısı sanan insanlar için kullanılan bir halk deyişidir.

161. Sarı altın, kara gün içindir: Tasarruf edilen, bir kenara konulan değerli varlıklar (altın, para), insanın en zor, en dara düştüğü, sıkıntılı (kara) günlerinde imdadına yetişir. İhtiyatlı olmak önemlidir.

162. Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış: Kötü bir huyu, çirkin bir gerçeği veya saklanması gereken bir durumu geçici olarak süsleyip gizleyebilirsiniz. Ancak gerçek nitelik er ya da geç, eninde sonunda mutlaka ortaya çıkar ve kendini belli eder.

163. Sataşma, çatışma; uzlaşma, barışma: Huzurlu, mutlu ve sağlıklı bir yaşam için gereksiz kavgalardan, çatışmalardan kaçınıp, uzlaşmacı, yapıcı ve barışçıl olunmalıdır. İletişim ve hoşgörü önemlidir.

164. Satılan mal geri alınmaz: Ticari ahlak ve teamüllere göre, alım satım işlemi kesinleştikten, mal el değiştirdikten sonra, pişmanlık veya cayma nedeniyle geri almak doğru değildir. Sözleşmeye bağlılık esastır.

165. Savaşın iyisi, barışın kötüsü olmaz: Barış, ne kadar zayıf, kusurlu veya adaletsiz görünse de, en “haklı” ve “gerekli” görünen savaştan daha iyidir. Savaş yıkım getirir, barış ise yaşam.

166. Say beni, sayayım seni: Sosyal ilişkilerin temeli karşılıklı saygıdır. Sen bana değer verirsen, ben de sana değer veririm. Saygı görmek istiyorsan, önce sen saygı göstermelisin.

167. Saygısız evlat, ana babaya dert olur: Terbiye almamış, saygıyı öğrenmemiş, huysuz ve sorumsuz bir çocuk, hayatı boyunca ailesine üzüntü, sıkıntı ve dertten başka bir şey vermez.

168. Sayılı gün çabuk geçer: Ne zaman biteceği belli olan, süresi önceden bilinen bir iş, görev, hastalık veya bekleyiş (askerlik, hapis, okul, hamilelik vb.), insana çabuk gelir. Çünkü her geçen gün, bitişe yaklaşıldığını hissettirir ve sabır kolaylaşır.

169. Sayılı koyunu kurt kapmaz: Kaydı tutulan, hesabı yapılan, kontrol altında ve düzenli takip edilen işlerde veya mallarda kolay kolay kayıp, zarar veya aksilik yaşanmaz. Düzen ve disiplin, güvence sağlar.

170. Saymayı bilmeyen, sopayı yiyince öğrenir: Kurallara uymayan, yapılan uyarıları dinlemeyen, hesap-kitap bilmeyen kişi, ceza aldığında (sopayı yediğinde) gerçeği anlar ve öğrenir. Bazen acı tecrübe en iyi öğretmendir.

171. Sebepsiz kuş bile uçmaz: Her olayın, her hareketin, her davranışın mutlaka bir nedeni, bir sebebi veya bir dayanağı vardır. Görünürde sebepsiz gibi duran şeylerin bile arka planında bir gerçeklik yatar.

172. Sefa süren, cefa çeker: Gençliğinde veya imkanı varken sadece eğlence, zevk ve rahatlık (sefa) peşinde koşan, geleceğini düşünmeyen kişi, sonradan sıkıntı, yokluk ve zorluk (cefa) çeker.

173. Sel gider kum kalır: Heyecanlı, gürültülü, geçici olaylar, tartışmalar ve hevesler (sel) bir süre sonra biter. Asıl önemli olan, geride kalan değerli, kalıcı, sağlam şeyler (kum), yani insanın karakteri, gerçek dostlukları ve kalıcı eserleridir.

174. Sel ile gelen yel ile gider: Hiç emek harcanmadan, kolayca, haksız veya şans eseri (sel ile) gelen kazanç veya mal, aynı kolaylıkla ve çabuklukla (yel ile) kaybolup gider. Alın teriyle kazanılmış olması önemlidir.

175. Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar: (Fuzuli’den bir vecize) İnsanların sadece çıkar ve menfaat karşılığında iş yaptığı, insani değerlerin yok sayıldığı bir ortamda, karşılıksız bir nezaket ifadesi olan selamın bile bile bile alınmamasını anlatır. Rüşvet kültürünün eleştirisidir.

176. Selamsız sabahsız işe başlanmaz: Bir topluluğa girildiğinde, bir diyaloğa başlandığında veya bir işe girişildiğinde ilk önce nezaket kuralları (selam, sabah/iyi günler deme) çerçevesinde iletişim kurulmalıdır.

177. Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa: Herkes kendisini yönetici, patron veya iş yapmaktan muaf gören biri olarak görürse, en basit ve gerekli işleri (ineği sağma) yapacak kimse kalmaz ve düzen bozulur. Toplu yaşamda iş bölümü ve herkesin üzerine düşen sorumluluğu alması şarttır.

178. Sen bilirsin diyenin işi rast gider: Uyumlu, inatçı olmayan, başkalarının fikrine saygı duyan ve “sen bilirsin” diyerek esnek davranabilen kişi, daha az çatışma yaşar ve işleri daha kolay yürür, rast gider.

179. Sen doğru ol da varsın eğri belasını bulsun: İnsan her zaman dürüst, namuslu ve doğru yoldan ayrılmamalıdır. Yanlış yapan, hilekarlık eden (eğri) kişi, sonunda mutlaka cezasını (belasını) çeker.

180. Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler: Çalışan, emek veren, üreten insan hem malını mülkünü artırır, hem de bilgisi, görgüsü, sosyal çevresi ve ruhsal olarak gelişir, genişler, olgunlaşır.

181. Sen kendini övme, el seni övsün: İnsanın kendi başarısını, meziyetlerini kendi ağzıyla anlatması, övünmesi hoş karşılanmaz. Başarı, başkaları tarafından fark edilip takdir edilmelidir.

182. Senenin bereketi baharından belli olur: Bir işin, bir yılın veya bir sürecin nasıl sonuçlanacağı, verimli olup olmayacağı, ilk aşamalarındaki, başlangıcındaki (baharındaki) gidişatından, belirtilerinden anlaşılır.

183. Sepetimdeki yumurtaya güvenme: Henüz kesinleşmemiş, gerçekleşmemiş veya her an bozulabilecek, kaybedilebilecek imkanlara, kazançlara güvenerek büyük planlar yapma, borca girme. Kesin olmayan şeye itimat olmaz.

184. Serçe ile beraber uçan farenin yuvası havada kalır: Gücünün, yapısının ve yeteneğinin yettiğinden fazlasına özenen veya kendine uygun olmayan arkadaşlar/seviyelerle (serçe) beraber hareket eden kişi (fare), sonunda temelsiz ve güvensiz kalır, zarar görür.

185. Serçe korkusuyla darı ekilmez: Bir işe başlarken, ortaya çıkabilecek küçük risklerden, engellerden (serçelerin darıyı yemesi) korkulursa, büyük kazançlar ve ürünler elde edilemez. Risk göze alınmalıdır.

186. Serçeden korkan darı ekmez: Tehlikeleri, kayıpları göze alamayan, risk almak istemeyen kişi, üretim yapamaz, yatırım yapamaz ve rızkını kazanamaz. Cesaret gereklidir.

187. Sermayen gitsin, adın gitmesin: Maddi kayıplar telafi edilebilir, para yeniden kazanılabilir. Ancak insanın onuru, itibarı, şerefi ve güvenilirliği (adı) lekelenirse, bir daha eski haline getirilmesi çok zor, hatta imkansızdır.

188. Sermayesi yalan olanın kârı hüsran olur: İşini, ticaretini veya ilişkilerini yalan, dolan ve hile üzerine kuran kimse, eninde sonunda büyük bir zarara (hüsrana) uğrar ve iflas eder.

189. Sert başa sert balta vururlar: İnatçı, hırçın, kaba ve sert davranan kişilere karşı, toplum da aynı sertlikte ve şiddette karşılık verir. Sertlik, sertlik doğurur.

190. Sert rüzgar çabuk diner: Çok şiddetli başlayan öfkeler, kavgalar, tartışmalar veya fırtınalı olaylar genellikle uzun sürmez, çabuk yatışır. Aşırılık sürdürülemez.

191. Sev seni seveni yer ile yeksan olsa, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan olsa: Sana sevgi, saygı ve sadakat gösteren kişi, fakir ve güçsüz düşse (yer ile yeksan olsa) bile onu sevmeye ve değer vermeye devam et. Sana değer vermeyen, sevmeyen kişi ise çok zengin ve güçlü olsa (Mısır’a sultan olsa) bile ona iltifat etme, kapılma. Sevgi, karşılıklı olmalıdır.

192. Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur: Geçici hevesler, platonik aşklar veya saplantılı sevdalar zamanla geçer ve geriye yalanmış gibi bir anı kalır; ancak bu süreç bazen kişiyi zehirleyen, acıtan bir yılana (pişmanlığa) dönüşebilir.

193. Sevgi her engeli aşar: Samimi sevgi, muhabbet ve hoşgörü, karşılaşılan en zor sorunların, anlaşmazlıkların ve engellerin üstesinden gelinmesini, aşılmasını sağlar.

194. Sevginin olduğu yerde dert barınmaz: İnsanların birbirini sevdiği, saydığı, anladığı bir ortamda sorunlar daha kolay çözülür, huzur ve mutluluk olur; dertlere, sıkıntılara yer kalmaz.

195. Sevip de alamayana “kader” derler: Büyük bir arzuyla istediği, sevdiği bir şeye veya kişiye ulaşamayanlar için söylenen bir halk tesellisidir. Ulaşılamayan şeyler kaderin önüne engel olarak konur.

196. Seyrek git dostuna, kalksın ayak üstüne: Dost ve akraba ziyaretlerini çok sık yapıp onları bıktırmamalısın. Ara sıra gidersen, senin gelişin bir sürpriz olur, sana daha çok sevinir, saygı gösterir ve ayağa kalkarak karşılarlar.

197. Sıcak su ile duvar sıvanmaz: Temeli sağlam olmayan, yanlış malzeme veya yöntemlerle yapılmaya çalışılan işlerden olumlu ve kalıcı bir sonuç alınamaz. Her işin bir tekniği ve kuralı vardır.

198. Sıhhat gibi sermaye olmaz: Bir insanın sahip olabileceği en büyük ve harcanamaz birikim, sermaye sağlığıdır. Diğer tüm varlıklar sağlık olmadan değersizdir.

199. Sık giden sevgi yitirir: Bir yere veya bir kişiye gereğinden fazla sık gidip gelmek, insanların size olan özlemini, ilgisini ve değerini azaltır, bıkkınlık yaratır.

200. Sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz: Zorluklara, hastalıklara, sıkıntılara dayanıklı, dirayetli, güçlü bir karaktere (sıkı cana) sahip olmak iyidir. Böyle insanlar kolay kolay yıkılmaz, pes etmez.

201. Sınanmışı sınayanın aklı yoktur: Daha önce denenmiş, sonucunun kötü veya başarısız olduğu görülmüş bir şeyi aynı şekilde tekrar denemek büyük bir akılsızlıktır. Tecrübelerden ders alınmalıdır.

202. Sıratı geçmeden “elhamdülillah” denmez: Bir işin tehlikeli, kritik veya zor aşamaları tamamen atlatılmadan, iş kesin sonuçlanmadan “kurtuldum, başardım” diye sevinilmemelidir. İş bitmeden sonuç belli olmaz.

203. Sırça köşkte oturan, komşusuna taş atmamalı: Kendi durumu kırılgan, zayıf veya kusurlu olan kişi (sırça/cam köşkte oturan), başkalarının kusurlarıyla uğraşmamalı, onları eleştirmemelidir. Çünkü karşılık geldiğinde kendi durumu daha kötü olabilir.

204. Sırrını açma dostuna, saman doldurur postuna: En yakınındaki dostuna bile çok gizli sırlarını verirsen, bir gün aranız bozulduğunda veya o dostun başka bir dostu olduğunda, o sırrı sana karşı kullanabilir, onunla seni vurabilir.

205. Sırtından hırkası alınmaz: Çok yoksul, her şeyini kaybetmiş, sadece üzerindeki hırkayla kalmış birinin elinde kalan son şeye, en temel ihtiyacına göz dikilmemelidir. Merhamet gereğidir.

206. Sırtını duvara yasla, dağa yaslama: Güvendiğin, dayandığın şey sağlam, sabit ve güvenilir olsun (duvar gibi). Her an değişebilecek, kayabilecek, sallantılı büyük güçlere (dağa) bel bağlama.

207. Sirkeden sonra turşu olmaz: Her şeyin bir zamanı, bir sırası vardır. Doğru zaman geçtikten, fırsat kaçtıktan (sirke olduktan) sonra yapılan işten (turşu kurmaktan) sonuç ve verim alınamaz.

208. Sirkeden şarap olmaz: Temeli bozuk, niteliği değişmiş veya kalitesiz bir maddeden (veya insandan), beklenen iyi, kaliteli ve değerli bir sonuç (şarap) elde edilemez. Asıl önemli olan özdür.

209. Sivrisinek vızıltısı, anlayana davul zurna az gelir: Anlayışı, sezgisi ve feraseti kuvvetli olan kişi, en küçük bir işaretten, belirtiden (sivrisinek vızıltısı) büyük sonuçlar çıkarır. Anlayışsız olana ise en büyük, en açık uyarılar (davul zurna) bile az gelir, anlamaz.

210. Siyasetin temeli doğruluktur: Devlet yönetimi ve kamu işlerinde (siyasette) en temel, vazgeçilmez erdem dürüstlüktür. Dürüstlükten sapıldığında yönetim çöker, güven yiter.

211. Soğuk suyun içine düşen, ıslanmaktan korkmaz: Zaten çok büyük bir zarara, felakete veya tehlikeye uğramış olan kişi, bundan sonra karşılaşabileceği daha küçük risklerden ve sıkıntılardan çekinmez olur.

212. Sona kalan dona kalır: Herkesin yararlanabileceği bir imkandan, ortadaki bir nimetten faydalanmak isteyen kişi, işi ağırdan almamalıdır. Geç kalan, tembellik eden, vakitlice harekete geçmeyen kişi, payını alamaz ve eli boş kalır.

213. Son pişmanlık fayda etmez: Yapılan bir hatadan, alınan yanlış bir karardan veya kaçırılan bir fırsattan sonra duyulan pişmanlık, olanları geri getirmez, sorunu çözmez. Bu yüzden önemli konularda baştan dikkatli ve doğru karar vermek gerekir.

214. Sonsuz dert olmaz: Dünyadaki hiçbir sıkıntı, dert ve problem kalıcı değildir; bir sonu mutlaka vardır. Her karanlığın ardından bir aydınlık gelir.

215. Soran yanılmamış, sormayan dağda yolu şaşırmış: Bilmediği, anlamadığı veya emin olmadığı bir konuyu başkasına danışarak, sorarak öğrenen kişi, yanlış yapmaktan kurtulur. Gururuna yenilip sormayan ise büyük hatalara düşer, yolu şaşırır.

216. Sordu da sarımsak yedi: Merakına yenilip gereksiz yere, her şeyin aslını öğrenmeye çalışan veya laf arasında soru soran kişi, sonunda işitmek istemediği nahoş, acı veya rahatsız edici bir cevapla (sarımsakın kokusu gibi) karşılaşır.

217. Soyu soylu olanın huyu huylu olur: İnsanın karakteri, davranışları ve ahlakı genellikle ailesinden, yetiştiği çevreden ve sülalesinden izler taşır. İyi bir soydan gelenin huyları da genelde iyi olur.

218. Söğüt ağacından meyve beklenmez: Yeteneği, yapısı veya tabiatı belirli bir işe uygun olmayan kimseden, ondan beklenmeyecek büyük başarılar veya özellikler beklenmemelidir. Herkes kendi doğasında değerlidir.

219. Söğüt dalından düdük olmaz: Dayanıksız, kırılgan, işlenmeye ve şekil almaya uygun olmayan malzemeden (söğüt dalı) sağlam, kaliteli ve işlevsel bir eser (düdük) meydana getirilemez.

220. Söken, dikenden iyidir: Bir karmaşayı, anlaşmazlığı çözen, sorunu halleden kişi, o karmaşayı yaratan veya soruna sebep olup sessiz kalan kişiden daha değerli ve faydalıdır.

221. Söyleme dostuna, o da söyler dostuna: En gizli sırlarınızı, en güvendiğiniz dostunuza bile anlatmayın. Çünkü onun da kendine göre güvendiği bir dostu vardır ve sır, zincirleme olarak yayılıp kontrol edilemez bir hale gelebilir.

222. Söyleyenden dinleyen arif gerek: Anlatılan bir sözün veya nasihatin değer kazanması ve amacına ulaşması için, onu dinleyen kişinin de anlayışlı, kavrayışlı ve dinlediğinden ders çıkaracak olgunlukta olması gerekir.

223. Söyleyene bakma, söyletene bak: Kişinin ağzından çıkan sözleri veya yaptığı işi değerlendirirken, o kişiyi değil, onu o sözü söylemeye veya o işi yapmaya sevk eden asıl sebebi, kaderi veya şartları düşünmek gerekir.

224. Söz ağızdan çıkar: Verilen söz, ağızdan çıktığı andan itibaren bir namus, şeref ve güven meselesidir; mutlaka yerine getirilmelidir.

225. Söz gümüşse sükut altındır: Yerinde ve güzel konuşmak çok değerli bir beceridir (gümüş). Ancak bazı durumlarda, özellikle konuşmanın zarar getireceği, kavga çıkaracağı veya gereksiz olduğu zamanlarda susmak, konuşmaktan çok daha kıymetli (altın) ve erdemli bir davranıştır.

226. Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı: Sözün gücü öyle büyüktür ki, doğru ve yapıcı sözler büyük savaşları bitirebilir, barışı sağlayabilir. Yanlış ve kışkırtıcı sözler ise baş kesilmesine, felaketlere yol açabilir.

227. Söz senettir: Dürüst, güvenilir ve namuslu bir insanın verdiği söz, herhangi bir imzalı, resmi belge (senet) kadar kesin ve bağlayıcıdır.

228. Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir: Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişiye söylenen söz işleri halleder, başarı getirir. Düşüncesizce, yanlış zamanda ve yerde söylenen söz ise yıkıma, başının gitmesine neden olur.

229. Su akar yolunu bulur: Olaylar kendi doğal akışında ilerler. Karşılaşılan engeller ne kadar büyük olursa olsun, bir işin yapılabilmesi için mutlaka bir yol ve yöntem vardır. Azimle çalışan insan, tıpkı akan su gibi önüne çıkan engelleri aşmanın bir yolunu mutlaka bulur.

230. Su akarken testiyi doldurmalı: Fırsatlar eldeyken, imkan varken, gelir bolken ve şartlar uygunken geleceğe yönelik hazırlık yapmalı, birikim yapmalı ve kazanç sağlamalıdır. Çünkü fırsatlar ve bereket her zaman sürmez.

231. Su uyur düşman uyumaz: Doğadaki sular gibi görünüşte sakin ve dingin olan şeylerin bile altında hareketlilik olabilir. Daha da önemlisi, size karşı olan bir kimse asla boş durmaz, fırsat kollar. Bu nedenle daima uyanık, tedbirli ve hazırlıklı olmak gerekir.

232. Sürüden ayrılanı kurt kapar: Toplumdan, gruptan, aileden veya ortak hareket eden birlikten ayrılan, kendi başına buyruk davranan bireyler, dış tehlikelere (kurt) karşı korunmasız ve savunmasız kalırlar. Birlikten kuvvet doğar.

233. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer: Bir konuda başına kötü bir olay gelen, zarar gören veya hayal kırıklığı yaşayan kişi, benzer durumlarda aşırı derecede temkinli, ihtiyatlı ve çekingen davranır. Acı tecrübe, insanı daha dikkatli yapar.