K -L-M İLE BAŞLAYAN ATASÖZLERİ
K HARFİ İLE BAŞLAYAN ATASÖZLERİ
1. Kabahat samur kürk olsa kimse üstüne almaz: Hiç kimse yaptığı hatayı kabul etmek istemez, suçu daima başkasına atar.
2. Kabak başına patlar: Bir olayda hiçbir suçu olmadığı halde bütün sorumluluk ve kötü sonuçlar birinin üzerine kalır.
3. Kabağın başını kesen elini de keser: Bir işe yanlış yöntemle veya hırsla başlayan kişi, başkasına zarar vermek isterken sonunda kendine zarar verir.
4. Kaba kuvvet hak doğurmaz: Zorbalık ve şiddet kullanarak elde edilen sonuçlar adil değildir ve gerçek bir haklılık payı taşımaz.
5. Kabı dolu olan taşmaz: Olgun, bilgili ve birikimli insanlar kendilerini kanıtlamak için gürültü çıkarmazlar, vakur dururlar.
6. Kabın yoksa sofraya oturma: Bir işten faydalanmak istiyorsan, o iş için gerekli hazırlığı ve donanımı önceden yapmalısın.
7. Kabınla kuyudan su çek: Başkalarından medet ummak yerine kendi imkânların ve yeteneklerin ölçüsünde hareket et.
8. Kabuk değişmeden iç değişmez: Dış görünüşteki veya yüzeysel değişimler, insanın karakterindeki temel yapıyı değiştirmeye yetmez.
9. Kaçan balık büyük olur: Elden kaçırılan fırsatlar, aslında olduklarından çok daha değerliymiş gibi hayal edilir.
10. Kaçan kurtulur: Tehlikeli bir durumdan vaktinde uzaklaşan kişi, gelebilecek zararlardan kendini korumuş olur.
11. Kaçan fırsat bir daha ele geçmez: Zamanında değerlendirilmeyen imkânların tekrar geri gelmesi çok zordur.
12. Kaç kere ölç, bir kere biç: Bir işe karar vermeden önce defalarca düşünmek, hata yapmamak için şarttır.
13. Kaçan kuş geri dönmez: Kaybedilen bir fırsatın veya giden birinin geri dönmesini beklemek boşunadır.
14. Kader gayrete âşıktır: İnsan azimle çalıştığı sürece şans ve kader de ona yardımcı olur.
15. Kadı anlatana göre fetva verir: Bir yargıç veya yetkili, kendisine sunulan delillere ve bilgilere dayanarak karar verir.
16. Kadı ekmeğini kara taştan çıkarır: Yetkili ve becerikli kişi, en zor şartlarda bile geçimini sağlayacak bir yol bulur.
17. Kadı ölse yerine naibi geçer: Hiçbir makam boş kalmaz; bir yönetici gittiğinde yerine mutlaka biri gelir.
18. Kadı doğru söyler, terazi şaşar: Kurallar doğru olsa bile uygulamadaki araçlar veya insanlar bazen hata yapabilir.
19. Kafa kafaya vermeyince taş yerinden kalkmaz: Büyük ve zor işler ancak birlik olup iş birliği yaparak başarılabilir.
20. Kafasına göre iş yapan, sonunu düşünmez: Plan yapmadan ve istişare etmeden hareket edenler, karşılaşacakları riskleri göremezler.
21. Kahpe felek kimine bal, kimine zehir yedirir: Hayatın adaleti her zaman aynı işlemez; kimine çok iyi imkanlar sunarken kimini zorluklarla sınar.
22. Kahve bahane, sohbet şahane: Önemli olan ikram edilen şey değil, birlikte geçirilen vaktin ve yapılan sohbetin güzelliğidir.
23. Kahvenin yüzü kara, hatırı kırk yıl: Yapılan küçük bir iyiliğin veya bir dostluk başlangıcının üzerinden yıllar geçse de unutulmaz.
24. Kalaylı kap pas tutmaz: Dürüst ve temiz ahlaklı insanların karakteri hiçbir iftira ile bozulmaz.
25. Kalbi temiz olanın yolu açıktır: İyi niyetli insanların karşısına hayat her zaman güzel imkanlar ve kolaylıklar çıkarır.
26. Kalem kılıçtan keskindir: Bilgi, fikir ve diplomasi; askeri güç ve şiddetten çok daha kalıcı ve etkili sonuçlar doğurur.
27. Kalemin ucunda kader yazar: Bir yetkilinin veya yazarın attığı imza ya da yazdığı bir söz, birçok kişinin hayatını değiştirebilir.
28. Kalp kalbe karşıdır: Birbirini seven insanlar, genellikle aynı anda birbirlerini düşünür veya benzer hisleri taşırlar.
29. Kalpten çıkan söz kalbe gider: Samimiyetle ve içtenlikle söylenen sözler, dinleyen üzerinde mutlaka bir etki bırakır.
30. Kan kanla yıkanmaz: Kötülüğe kötülükle veya intikamla karşılık vererek huzur bulunmaz; sorunlar ancak bağışlama ile çözülür.
31. Kanı kaynayan yerinde durmaz: Heyecanlı, enerjik ve genç kişiler çok hareketli olurlar, bir yerde sabit kalamazlar.
32. Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek: Çok büyük acılar ve sıkıntılar çekse de dışarıya karşı durumu iyiymiş gibi gösterip gururunu korumak.
33. Kanlı bıçaklı olmak: Aralarında büyük bir düşmanlık ve nefret olan iki tarafın durumunu ifade eder.
34. Kanlı el, ekmek tutmaz: Zulümle ve haksızlıkla bir yerlere gelen kişi, huzur içinde geçimini sağlayamaz.
35. Kanunlar örümcek ağı gibidir: Yasaların bazen sadece zayıfları yakalayıp güçlülerin arasından geçip gitmesine izin verdiği eleştirisini içerir.
36. Kara gün kararıp kalmaz: Yaşanan büyük sıkıntılar ve üzüntüler sonsuza kadar sürmez, mutlaka bir gün aydınlığa çıkar.
37. Kara haber tez yayılır: Üzücü ve kötü haberler, iyi haberlere oranla toplumda çok daha hızlı duyulur.
38. Kara it iti ısırmaz: Aynı kötü amaca hizmet edenler veya aynı gruptan olanlar birbirlerine zarar vermezler.
39. Kara düzen yürümez: Kuralları olmayan, plansız ve yöntemsiz yapılan işler başarıya ulaşamaz.
40. Kara toprak her derdi alır: Ölüm bütün acıların, dertlerin ve dünyevi hırsların son bulduğu yerdir.
41. Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu: İlk başta zararsız görünen bir durumun altından daha sonra beklenmedik hileler çıkabilir.
42. Karıncadan bile ibret al: En küçük canlının bile gösterdiği çalışkanlık ve disiplin insana ders olmalıdır.
43. Karıncayı bile incitmez: Çok merhametli, yufka yürekli ve son derece nazik insanlar için söylenir.
44. Karın doyurmayan aş, karın ağrıtır: Faydası olmayan, sadece vakit ve enerji kaybına yol açan işler insana yük olur.
45. Karınca kararınca: Birinin kendi gücü ve imkanları ölçüsünde yaptığı mütevazı yardımı veya çabayı ifade eder.
46. Kartal sinek avlamaz: Büyük hedefleri ve yüksek mevkileri olan kişiler, küçük ve değersiz işlerle vakit kaybetmezler.
47. Kasa dolmadan gönül doymaz: İnsanın maddi hırsı çoğu zaman sınırsızdır; birikim arttıkça daha fazlasını isteme eğilimi gösterir.
48. Kaş yapayım derken göz çıkarmak: Bir durumu düzeltmeye çalışırken farkında olmadan daha büyük bir zarara yol açmak.
49. Katıksız dost kara günde belli olur: Gerçek arkadaşlık, insan sadece mutlu olduğunda değil, en zor zamanlarında yanında olandır.
50. Katranı kaynatsan olur mu şeker: Aslı bozuk olan, kötü karakterli bir şeyi ne kadar uğraşırsanız uğraşın iyi bir hale getiremezsiniz.
51. Kavga dostu ayırır: Aradaki küçük anlaşmazlıklar büyütülürse, en yakın arkadaşlar bile birbirinden uzaklaşır.
52. Kavga edenin zararı olur: Şiddete ve tartışmaya başvuran kişi hem maddi hem manevi olarak kayba uğrar.
53. Kaybeden bilmez, bulan bilir: Bir şeyin değerini onu kaybeden değil, o şeye kavuşan veya ona sahip olan anlar.
54. Kaynayan kazan kapak tutmaz: İçten içe büyüyen büyük tepkiler veya toplumsal olaylar baskıyla engellenemez.
55. Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez: Büyük bir menfaat elde edilecekse, küçük bir fedakarlık yapmaktan kaçınılmamalıdır.
56. Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu: Başkasına kötülük düşünen kişi, eninde sonunda kendi kazdığı tuzağa düşer.
57. Kedi uzanamadığı ciğere murdar der: İnsanlar elde edemedikleri değerli şeyleri kötüleyerek kendilerini teselli ederler.
58. Kedi olalı bir fare tutmuş: Hayatı boyunca pek işe yaramamış birinin ilk kez faydalı bir iş yapması durumunda söylenir.
59. Kediye ciğer emanet edilmez: Güvenilmez veya o şeye zaafı olan birine değerli bir eşya emanet edilmemelidir.
60. Kedi gibi dört ayak üstüne düşmek: Her türlü zor durumdan veya tehlikeden zarar görmeden kurtulmayı başarmak.
61. Kefenin cebi yok: Öldükten sonra hiçbir malın öteki dünyaya götürülemeyeceğini, bu yüzden cömert olmak gerektiğini anlatır.
62. Kel başa şimşir tarak: Eldeki imkanlarla hiç uyumlu olmayan, gereksiz ve gösterişli harcamalar için kullanılır.
63. Kel ölür sırma saçlı olur: Bir kişinin değeri ancak o kaybedildikten sonra abartılarak anlaşılır.
64. Kelin ilacı olsa başına sürer: Kendi sorununu çözemeyen birinden başkasına derman olması beklenemez.
65. Kem aletle kem iş görülür: Kötü ve yetersiz araçlarla kaliteli bir iş üretmek mümkün değildir.
66. Kendi düşen ağlamaz: Kendi hatası veya inadı yüzünden zarara uğrayan kişinin şikayet etmeye hakkı yoktur.
67. Kendi evini süpürmeyen başkasını ayıplar: Kendi kusurlarını düzeltmeyen kişi, başkalarını eleştirme hakkına sahip değildir.
68. Kendi işini görmeyen başkasının işine karışır: Kendi sorumluluklarını yerine getirmeyenler, vakitlerini başkalarının hayatını eleştirmekle geçirirler.
69. Kendi kendini öven davul gibidir: Sürekli kendini yücelten kişilerin içi boştur ve sadece gürültü çıkarırlar.
70. Kendi göbeğini kendi kesmek: Başkasından yardım beklemeden, kendi sorununu kendi çabasıyla çözmek.
71. Kendi kusurunu görmeyen başkasını ayıplar: (67. madde ile benzer anlamdadır; kişinin öz eleştiri yapmamasını ifade eder).
72. Kervan yolda düzülür: Bir işe başlamak için her şeyin mükemmel olmasını beklememeli, eksikler iş ilerledikçe tamamlanmalıdır.
73. Kervan geçmez yoldan yol, adam geçmez elden adam olur: Issız yerler emekle canlanır, eğitimsiz kişiler de doğru terbiye ile gelişir.
74. Keskin sirke küpüne zarar: Öfkeli ve sert mizaçlı kişi, en çok kendi sağlığına ve huzuruna zarar verir.
75. Kesenin ağzını açan, ağzını bağlayamaz: Çok cömert davranıp harcamaya başlayan kişi, bir noktadan sonra kendini durduramaz.
76. Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner: Hiçbir haksızlık karşılıksız kalmaz; durumlar tersine döner ve herkes ektiğini biçer.
77. Kılıç kınından çıkınca geri dönmez: Bir mücadele veya sert bir karar başladıktan sonra artık geri dönüşü yoktur.
78. Kim kime dum duma: Herkesin sadece kendini düşündüğü, tam bir kargaşa ve ilgisizlik ortamını ifade eder.
79. Kimse kimsenin kısmetini yemez: Herkesin rızkı kendisine özeldir; başkasının nasibi olan şey dönüp dolaşıp sahibini bulur.
80. Kimse kimseye muhtaç olmaz: İnsanlar kendi onuruyla yaşamayı bilirse, kimsenin boyunduruğu altına girmek zorunda kalmaz.
81. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan: İnsanlar birlikte vakit geçirdikleri kişilerin alışkanlıklarından ve karakterlerinden etkilenirler.
82. Kırk gün taban eti, kırk gün avreti: Bir işi başarmak için uzun süre çok çalışmak ve zahmet çekmak gerekir.
83. Kırk yılda bir olan olur: Çok nadir karşılaşılan, olağanüstü olaylar için kullanılan bir ifadedir.
84. Kırk yıllık kani olur mu yani: Bir insanın çok uzun sürede yerleşmiş olan huyu ve karakteri asla değişmez.
85. Kırkından sonra azanı teneşir paklar: Belirli bir yaştan sonra huy değiştiren ve kötü yola sapan kişinin ıslah olması zordur.
86. Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar: İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, ancak kaderinde olan nasibe ulaşabilir.
87. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla: Birine doğrudan söyleyemediği bir eleştiriyi, başkası üzerinden dolaylı yoldan iletmek.
88. Kışın karnı tok olan yazı bilmez: Bolluk içinde yaşayan ve zorluk görmeyen kişi, darlık çekenlerin halini anlayamaz.
89. Koca çınar devrilmez: Köklü, güçlü ve tecrübeli yapılar veya insanlar kolay kolay sarsılmazlar.
90. Korkak bezirgân ne kâr eder ne zarar: Risk almaktan korkan tüccar işini büyütemez, olduğu yerde sayar.
91. Korkunun ecele faydası yok: Başa gelecek olan bir felaketten korkmak, o sonucun gerçekleşmesini engellemez.
92. Körle yatan şaşı kalkar: Kötü karakterli insanlarla arkadaşlık edenler, zamanla onların hatalı davranışlarını kaparlar.
93. Kör kuyuda taş aramak: Sonucu belli olmayan, boş ve beyhude bir uğraş peşinde koşmak.
94. Kötü komşu insanı ev sahibi yapar: Komşusundan istediği yardımı göremeyen kişi, hırslanıp o şeye kendisi sahip olmak için çalışır.
95. Kötü söz sahibine aittir: Birine söylenen çirkin söz, söyleyenin karakterini yansıtır ve en çok ona zarar verir.
96. Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler: Kaliteli ve yetkin kişilerin olmadığı ortamda, sıradan olanlar el üstünde tutulur.
97. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı derler: Bir menfaate ulaşmak için o an muhtaç olunan sevimsiz kişilere iyi davranmak zorunda kalmak.
98. Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz: Beklediğinden çok daha büyük bir lütfa ve imkana kavuşmak.
99. Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez: İnsan en çaresiz ve en zor anına geldiğinde, umulmadık bir yerden mutlaka yardım gelir.
100. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz: İnsan zorlukları aşsa da o süreçte gördüğü kötü muameleyi ve çektiği çileyi asla unutmaz.
101. Kurda kuzu emanet edilmez: Bir şeyi, ona zarar vereceği kesin olan ya da o şeye karşı aşırı zaafı bulunan kişiye teslim etmek büyük hatadır.
102. Kurunun yanında yaş da yanar: Bir olayda suçlular cezalandırılırken, onlarla beraber olan masum kişiler de istemeden zarar görebilir.
103. Kurt dumanlı havayı sever: Kötü niyetli kişiler, kendi çıkarlarını korumak için kargaşa, belirsizlik ve huzursuzluk ortamlarını fırsat bilirler.
104. Kurt köpeğe emanet edilmez: Birbirine düşman olan veya doğası gereği asla uzlaşamayacak iki taraftan birini diğerine güvenerek teslim etmek felaket getirir.
105. Kurtla gezen kuzuyla ağlar: Yanlış ve tehlikeli kişilerle arkadaşlık edenler, sonunda çaresiz kalıp büyük üzüntüler yaşarlar.
106. Kurşun ata ata biter, söz söyleye söyleye: Maddi kaynaklar harcandıkça tükendiği gibi, sabır ve ikna gücü de sürekli aynı şeyleri söyleyerek bir noktada son bulur.
107. Kusursuz dost arayan dostsuz kalır: Her insanın bir hatası vardır; mükemmellik bekleyen kişi kimseyle kalıcı bir bağ kuramaz.
108. Kuyruğu dik tutmak: En zor ve sıkıntılı zamanlarda bile gururundan ödün vermemek, yıkılmadığını göstermek ve metanetli durmaktır.
109. Küçük balık büyük balığa yem olur: Güçsüzler ve zayıf olanlar, acımasız ortamlarda her zaman güçlülerin çıkarına kurban edilirler.
110. Küçük suda büyük balık olmaz: Dar imkanların ve küçük vizyonların olduğu yerlerde büyük yetenekler yetişemez, büyük başarılar elde edilemez.
111. Küçük taş baş yarar: Önemsiz görülen küçük bir ayrıntı veya kişi, beklenmedik kadar büyük bir zarara ya da etkiye sebep olabilir.
112. Küçük zarar, büyük zararı önler: Bazen daha büyük bir felaketten kurtulmak için küçük bir kayba razı olmak akıllıca bir yoldur.
113. Küçükten büyüğe saygı gerekir: Bir toplumda düzenin sürmesi için gençlerin büyüklere, deneyimsizlerin deneyimlilere saygı göstermesi esastır.
114. Küfürle ağız eskimez: Kötü söz söylemekle insanın fiziksel bir kaybı olmaz ama bu durum kişinin ahlaki değerini ve itibarını yok eder.
115. Küpünü dolduran yoluna bakar: Menfaatini elde eden, işini bitiren kişi başkalarını düşünmeden kendi yoluna devam eder.
116. Küs duranın yüzü gülmez: Çevresiyle barışık olmayan, kin tutan ve insanlara sırt çeviren kişi hayatın tadını alamaz, mutsuz kalır.
117. Kütük evden çıkınca yakacak olur: Bir bütünün parçasıyken değerli olan şeyler, o ortamdan koptuklarında sadece harcanacak birer nesneye dönüşürler.
118. Kül yutmaz: Çok tecrübeli, uyanık ve zeki olan birini yalanla veya hileyle kandırmanın mümkün olmadığını ifade eder.
119. Külfetsiz nimet olmaz: Hiçbir başarıya veya kazanca emek harcamadan, zahmet çekmeden ve sıkıntıya katlanmadan ulaşılamaz.
120. Künhüne varılmayan iş yarım kalır: Bir işin özünü, temelini ve detaylarını tam olarak kavramadan yapılan girişimler başarısızlığa mahkumdur.
121. Kuru laf karın doyurmaz: Sadece konuşarak veya boş vaatlerde bulunarak somut bir sonuç elde edilemez; eylem ve icraat gerekir.
122. Kuru gürültüye pabuç bırakılmaz: Dayanağı olmayan tehditlere veya altı boş kalabalıklara bakarak korkup geri adım atılmamalıdır.
123. Kuru kalabalıkla iş görülmez: Bir işin başarılması için sayıca çokluk değil, nitelikli, eğitimli ve organize olmuş insan gücü gereklidir.
124. Kuru soğanla karın doymaz: Temel ihtiyaçları karşılamayan çok kısıtlı imkanlarla büyük hedeflere ulaşmak ya da hayatı sürdürmek zordur.
125. Kuru üzümden pekmez olmaz: Özü yetersiz veya niteliği bozuk olan bir maddeden kaliteli bir ürün ya da sonuç beklemek hayalciliktir.
126. Kuru yerde fırtına kopmaz: Bir tartışmanın veya olayın çıkması için mutlaka ortada küçük de olsa bir sebep veya dayanak bulunmalıdır.
127. Kuru ekmek yavan olmaz: Aç kalan veya büyük ihtiyaç içinde olan biri için en basit yiyecek bile çok lezzetli ve değerli görünür.
128. Kuru ot ateşi çabuk alır: Hazırlığı olan, meyilli olan veya zayıf karakterli kişiler olumsuz durumlardan çok çabuk etkilenirler.
129. Kuru sözle değirmen dönmez: (Kuru laf karın doyurmaz ile benzer anlamda); çaba ve kaynak koymadan işlerin yürümesi mümkün değildir.
130. Kurşun yarası geçer, söz yarası geçmez: Fiziksel yaralanmalar zamanla iyileşir ancak ağır bir sözün gönülde açtığı yara ömür boyu unutulmaz.
131. Kurunun yanında yaş yanar: ; suçluların yanındaki masumların da zarar görmesini ifade eder.
132. Kuruşun hesabını yapmayan liranın hesabını yapamaz: Küçük ayrıntılara ve tasarruflara önem vermeyen kişi, büyük servetleri yönetmeyi de başaramaz.
133. Kuruya tüküren yüzüne döner: Kendi aslına, geçmişine veya boş yere bir şeye saldıran kişi sonunda yine kendine zarar verir.
134. Kurnaz tilki kürkçü dükkânında kalır: Ne kadar hilekar ve kurnaz olunursa olunsun, insan sonunda kaçtığı akıbete veya asıl mesleğine geri döner.
135. Kurdu an, çomağı hazırla: Kötü huylu birinden bahsederken o kişinin aniden çıkıp gelmesi durumunda tedbirli olunması gerektiğini hatırlatır.
136. Kurt puslu havayı sever: ; belirsizlikten çıkar sağlayan kötü niyetli kişileri anlatır.
137. Kurt kurtluğunu yapar: Bir canlının veya kişinin doğasında olan özellikler, şartlar ne olursa olsun er ya da geç ortaya çıkar.
138. Kurtla koyun bir arada durmaz: Birbirine tamamen zıt, biri diğerine zarar verecek karakterde olan kişiler dostluk kuramazlar.
139. Kurtlu bakla çuvalı deler: İçten içe çürümüş olan bir kişi veya sorun, bulunduğu topluluğun tamamına zarar verip onu dağıtır.
140. Kuru ekmeğe muhtaç olmak: Çok büyük bir fakirlik içine düşmek, en temel gıda maddesini bile bulamayacak hale gelmektir.
141. Kuru yere yağmur yağmaz: Bir sonuca ulaşmak için gerekli olan koşullar veya zemin önceden hazır olmalıdır.
142. Küp küp üstüne, ev ev üstüne olmaz: Her ailenin veya her işin kendine ait bağımsız bir düzeni olmalıdır; iç içe geçmiş yaşamlar huzursuzluk getirir.
143. Kürek mahkûmu olmak: Bir işe veya duruma istemeyerek, çok zor şartlar altında ve uzun süre katlanmak zorunda kalmaktır.
144. Küstahın yüzü kalındır: Saygısız ve edepsiz kişi yaptığı kabalıklardan utanmaz, her türlü eleştiriye karşı duyarsızdır.
145. Küçük olsun, benim olsun: Başkasıyla ortak olan büyük bir şey yerine, sadece bana ait olan küçük bir varlığı tercih ederim demektir.
146. Küçük hesap büyük zarara yol açar: Kısa vadeli ve küçük menfaatler peşinde koşmak, uzun vadede çok daha büyük kayıplara sebep olur.
147. Küçük menfaat büyük dostluğu bozar: Maddi değeri az olan bir çıkar kavgası, yılların birikimi olan köklü arkadaşlıkları bitirebilir.
148. Küçük yerde büyük söz söylenmez: Haddini bilmek gerekir; imkanların kısıtlı olduğu bir ortamda iddialı ve kibirli konuşmalar hoş karşılanmaz.
149. Küçük su büyük dalga yapmaz: Gücü ve etkisi sınırlı olan başlangıçlardan veya kişilerden devasa sonuçlar beklenmemelidir.
150. Küçük zarar büyük belayı önler: ; daha büyük bir kötülükten kurtulmak için küçük bir feda yapılması gerektiğini söyler.
151. Küçük söz büyük kavgaya yol açar: Önemsiz gibi görünen bir kırıcı kelime, kontrol edilmezse taraflar arasında telafisi zor çatışmalara dönebilir.
152. Küçükten kaçan büyüğe yakalanır: Küçük zorluklardan veya sorumluluklardan kaçmaya çalışan kişi, ileride çok daha büyük sorunlarla yüzleşmek zorunda kalır.
153. Küçük taşı hafife alma: Rakibini veya engelleri ne kadar küçük olursa olsun küçümseme; her şeyin bir zarar verme gücü vardır.
154. Küçük yanılır, büyük bağışlar: Hata yapmak gençlerin veya deneyimsizlerin, onları affedip doğru yolu göstermek ise büyüklerin şanıdır.
155. Kül üstünde ateş durmaz: Gerçekler veya tehlikeli durumlar ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, bir gün mutlaka açığa çıkar.
156. Külünü savurmak: Elindeki imkanları, mirası veya birikimi hesapsızca harcayıp bitirmek, her şeyi yok etmektir.
157. Küpünü doldurmadan yoluna bakma: Bir işi sağlama almadan, gerekli birikimi yapmadan o işten ayrılmaya veya sonlandırmaya çalışma.
158. Küspeyle yağ çıkmaz: İşe yaramaz, posası çıkmış maddelerden veya yeteneksiz kişilerden kaliteli bir verim alınamaz.
159. Kütükten masa olur ama insan olmaz: Nesneler şekillendirilebilir ancak birinin özünde insanlık ve terbiye yoksa onu sonradan oldurmak zordur.
160. Kuyuya taş atan çok olur: Başarılı bir işi bozmak, birine çamur atmak veya kafa karıştırmak isteyen kötü niyetli insan çoktur.
161. Kuyuya düşen taşın sesi çok çıkar: Kapalı bir ortamda veya gizli bir çevrede yapılan hatalar, dışarıda büyük yankı uyandırır.
162. Kuyruğu olmayan tilki tilkiye benzemez: Bir varlık veya kavram, onu tanımlayan en temel özelliğini kaybettiğinde değerini ve anlamını da yitirir.
163. Kuru gürültüyle kimse korkmaz: İçinde gerçek bir tehdit barındırmayan, sadece bağırıp çağırmadan ibaret olan çıkışlar kimseyi etkilemez.
164. Kuru tahtadan duman çıkmaz: Bir tepkinin veya sonucun oluşması için mutlaka bir özün, bir sebebin ya da bir “ateşin” olması gerekir.
165. Kuru sözle dost kazanılmaz: İnsanlarla olan ilişkilerde sadece konuşmak yetmez; fedakarlık, paylaşım ve eylem gerekir.
166. Kuru yerde yangın olmaz: Bir tartışmanın veya fitnenin büyümesi için mutlaka uygun bir ortam veya zemin lazımdır.
167. Kurşun geçmeyen zırh yoktur: Her ne kadar güçlü ve korunaklı olunursa olunsun, her insanın veya yapının mutlaka bir zayıf noktası vardır.
168. Kurt canından, avcı malından olur: Tehlikeli mücadelelerde iki taraf da ağır bedeller öder; biri hayatını, diğeri ise sahip olduklarını kaybedebilir.
169. Kurt dumanı sever: (Tekrar maddedir); kötü niyetli kişilerin kargaşa ortamından faydalanmasını ifade eder.
170. Kurt kışı geçirir, yediği ayazı unutmaz: (Tekrar maddedir); çekilen zorlukların bittiğini ama o süreçteki haksızlıkların unutulmadığını anlatır.
171. Kurt kurtla gezer: İnsanlar kendi karakterine, dünya görüşüne ve niyetine uygun kişilerle arkadaşlık kurarlar.
172. Kurt postu giyen tilki tez yakalanır: Olmadığı bir kişi gibi davranmaya çalışan, başkasının gücüne özenen sahtekar çabuk ifşa olur.
173. Kurt sürüden ayrılanı kapar: Birlik ve beraberlikten kopan, tek başına hareket eden savunmasız kişiler dış tehditlere karşı açık hale gelirler.
174. Kurt yavrusu kurt olur: Genetik özellikler ve aile terbiyesi kaçınılmazdır; kötü bir kökten iyi bir sonuç çıkması zordur.
175. Kurttan çoban olmaz: Doğası gereği zarar vermeye meyilli olan birine, koruması gereken bir değer emanet edilmez.
176. Kurtlu bağdan üzüm yenmez: Temeli bozulmuş, içinde hile veya haram bulunan bir işten hayırlı bir sonuç elde edilemez.
177. Kurtlu elma sağlamı çürütür: Kötü ahlaklı bir kişi, içinde bulunduğu temiz topluluğu da zamanla kendine benzetip bozar.
178. Kurunun yanında yaş yanar: ; suçsuzların da arada zarar görmesini ifade eder.
179. Kusur arayan kusurlu olur: Sürekli başkalarının hatasını kollayan kişi, kendi ayıplarını göremez ve toplumda sevilmeyen biri haline gelir.
180. Kusursuz iş olmaz: İnsanın yaptığı her işte mutlaka küçük de olsa bir eksiklik bulunabilir; mükemmellik dünyevi işlerde zordur.
181. Kutsal ekmek yere düşmez: Temel değerlere, rızka ve kutsal sayılan şeylere karşı her zaman hürmet gösterilmelidir.
182. Kutuplaşan toplumda huzur olmaz: İnsanların gruplara ayrıldığı ve birbirine düşman gözüyle baktığı yerde barış ve güven kalmaz.
183. Kuyumcu terazisi şaşmaz: İşinin ehli ve dürüst olan kişi, en küçük hak geçmesinden bile sakınır ve adaletle tartar.
184. Kuyruğu dik olanın başı belada olur: Çok gururlu, inatçı ve boyun eğmeyen kişiler hayat boyu sert çatışmalarla karşılaşırlar.
185. Küçük akıl büyük işe yetmez: Sınırlı kapasiteye ve bilgiye sahip olanlar, derinlik ve tecrübe gerektiren büyük meseleleri çözemezler.
186. Küçük balık büyük balığa yem olur: ; güçlülerin zayıfları ezmesini anlatan bir doğa yasası gibidir.
187. Küçük delik büyük gemiyi batırır: Önemsenmeyen küçücük bir hata veya ihmal, çok büyük projelerin veya hayatların sonunu getirebilir.
188. Küçük düşünmek büyük kaybettirir: Vizyonu dar olan, risk almaktan korkan ve sadece günü kurtarmaya çalışanlar büyük başarıları kaçırırlar.
189. Küçük hatalar büyük sonuçlar doğurur: (187. madde ile benzerdir); başlangıçtaki ufak sapmalar sonunda büyük felaketlere yol açar.
190. Küçük iyilik büyük kapı açar: Karşılık beklemeden yapılan ufak bir yardım, insanın karşısına ileride tahmin edemeyeceği fırsatlar çıkarır.
191. Küçük kazanç büyük zararı örter: Elde edilen ufak bir başarı veya para, bazen arkada kalan devasa kayıpları teselli etmeye çalışır.
192. Küçük söz büyüğün kulağında kalır: Gençlerin veya alt kademedekilerin söylediği önemli bir söz, yetkililer tarafından ciddiye alınıp unutulmaz.
193. Küçük taş yerinden oynatır: Görünüşe aldanmamalıdır; bazen en zayıf görünen kişi veya durum tüm dengeleri değiştirebilir.
194. Küçükten büyüğe yol verilir: Toplumsal nezaket gereği her zaman büyüklere, yaşlılara ve öncelikli olanlara yol ve hak tanınmalıdır.
195. Küçük yalan büyük yalanı doğurur: Bir kez yalan söyleyen kişi bunu kapatmak için daha büyük yalanlara başvurur ve dürüstlüğünü tamamen yitirir.
196. Küp dolmadan testiye geçilmez: Temel birikim ve hazırlık tamamlanmadan, daha ileri ve detaylı aşamalara geçilmeye çalışılmamalıdır.
197. Küpünü dolduran sessiz olur: Büyük kazançlar elde eden veya işini gizlice yürüten kişi, dikkat çekmemek için gösterişten kaçınır.
198. Küskün pazara gelmez: Birine kırılan veya topluma darılan kişi, ortak faaliyetlerden ve kalabalık ortamlardan kendini çeker.
199. Kütükten heykel olmaz: (159. madde ile benzerdir); ham maddesi veya özü uygun olmayan birinden yüksek bir sanat veya ahlak beklenemez.
200. Kül ile ateş bir arada durmaz: Birbirini yok edecek veya birbirine tamamen zıt olan iki unsurun huzur içinde bir arada bulunması imkansızdır.
201. Kül altında ateş saklıdır: Görünürde sakin veya bitmiş gibi duran durumların içinde aslında her an parlamaya hazır bir tehlike veya güç gizli olabilir.
202. Külfet nimetin kardeşidir: Büyük kazançlar ve güzel imkanlar, beraberinde mutlaka bir zahmet ve sorumluluk getirir.
203. Külli zarar küçük zararı doğurur: Büyük çaplı bir kayıp yaşandığında, bu ana yıkım beraberinde önemsenmeyen pek çok küçük zararı da getirir.
204. Küpünü taşıran son damladır: Sabrı tüketen veya bir işi bozan şey genellikle büyük olaylar değil, biriken sıkıntıların üstüne eklenen o son küçük hatadır.
205. Kürek çekmeyen sandalda yer bulamaz: Bir işe emek vermeyen, çaba göstermeyen kişi o işin sonucundan veya kazancından faydalılamaz.
206. Küs olan barışmazsa düşman olur: Aradaki kırgınlıklar zamanında çözülmezse, bu soğukluk zamanla kalıcı bir nefrete ve düşmanlığa dönüşür.
207. Küsenin yüzü gülmez: Çevresiyle bağlarını koparan ve sürekli kin besleyen kişi, içindeki huzuru kaybeder ve mutsuz olur.
208. Kütük yerde kalmaz: Değerli görülen veya işe yarar olan hiçbir şey, ne kadar ağır veya hantal olursa olsun mutlaka bir gün değerlendirilir.
209. Kuyu derin ama ip kısa: Eldeki hedefe ulaşmak için imkanlar var gibi görünse de araç ve gereçlerin yetersizliği yüzünden sonuca ulaşılamadığını ifade eder.
210. Kuyruğu eğik köpek çok havlar: Kendi zayıflığını bilen veya korkan kişi, bu durumunu örtmek için daha çok gürültü çıkarır ve saldırganlaşır.
211. Kuyuya taş atmak kolay, çıkarmak zordur: Bir karışıklık çıkarmak veya birini suçlamak çok basittir ancak ortaya çıkan sorunu düzeltmek büyük çaba gerektirir.
212. Kuyudan çıkan su testiye göre akar: Bir kaynaktan gelen imkanlar, onu kullanan kişinin kapasitesi ve hazırlığı ölçüsünde fayda sağlar.
213. Kuyuya düşenin dostu az olur: İnsan büyük bir felaket yaşayıp çaresiz kaldığında, yanındaki sahte dostların hepsi birer birer uzaklaşır.
214. Kuru yerde yağmur beklenmez: Gerekli şartların ve zeminin oluşmadığı bir durumda, iyi bir sonucun kendiliğinden gelmesi umulamaz.
215. Kurunun yanında yaş da yanar: ; suçlularla birlikte masumların da zarar gördüğü durumları anlatır.
216. Kurşun yarası kapanır, dil yarası kapanmaz: ; fiziksel acıların unutulabildiğini ancak ağır sözlerin kalıcı iz bıraktığını ifade eder.
217. Kurt açsa kuzuyu rüyasında görür: Bir şeye çok ihtiyacı olan veya bir amaca kilitlenen kişi, zihnini sürekli o işle meşgul eder.
218. Kurt avını sabırla bekler: Hedefine ulaşmak isteyen akıllı kişi, harekete geçmek için en uygun anı büyük bir sakinlikle beklemeyi bilmelidir.
219. Kurt bağırsa da çoban uyanır: Kötü niyetli kişi ne kadar gizli hareket etmeye çalışsa da koruyucu ve dikkatli olanlar tehlikeyi bir noktada fark eder.
220. Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur: Eskiden güçlü ve yetkili olanlar güçten düştüklerinde, vaktiyle kendinden çekinenlerin alay konusu haline gelirler.
221. Kurt sürüyü dener: Saldırgan veya art niyetli olanlar, açık bulmak için karşı tarafın gücünü ve dikkatini sürekli test ederler.
222. Kurt puslu havayı fırsat bilir: Kötü niyetli kişiler, ortalığın karıştığı ve denetimin zayıfladığı anlarda kendi çıkarları için harekete geçerler.
223. Kurt yavrusunu yer ama postunu yemez: Bir topluluk kendi içinden birine zarar verse bile, o kişinin temel haklarını ve ailesinin onurunu tamamen yok etmez.
224. Kurtla dost olan sürüsünü kaybeder: Tehlikeli ve güvenilmez kişilerle yakınlık kuranlar, ellerindeki asıl değerleri koruyamazlar.
225. Kurtlu yoldan selamet geçilmez: İçinde hile, tehlike veya haram bulunan bir yolda yürüyen kişinin o işten zarar görmeden çıkması zordur.
226. Kurtluğu bırakmayan kurt olur: Kötü alışkanlıklarından ve karakterinden vazgeçmeyen kişi, her zaman o olumsuz kimliğiyle anılmaya mahkumdur.
227. Kurtla yatan ulumayı öğrenir: ; kişi, sürekli vakit geçirdiği kötü veya sert mizaçlı kişilerin tavırlarını benimser.
228. Kurt postuna bürünen tez tanınır: Olmadığı biri gibi davranan veya sahte bir güç gösterisi yapan kişi, kısa sürede gerçek kimliğiyle ifşa olur.
229. Kurumadan boyanan boya tutmaz: Bir işin bir sonraki aşamasına geçmeden önce, mevcut aşamanın tam olarak olgunlaşması ve yerleşmesi gerekir.
230. Kurusıkı gürültü işe yaramaz: Gerçek bir dayanağı olmayan boş tehditler ve içi boş konuşmalar kimseyi korkutmaz ve sonuç vermez.
231. Kuru tahtadan ses çıkar: Bir tepkinin oluşması için bir darbe veya etki yeterlidir; en cansız durumlarda bile bir kıvılcım gürültü koparabilir.
232. Kuru toprağa tohum ekilmez: Verimsiz bir zemin üzerinde veya hazırlık yapılmamış bir ortamda yapılan yatırımdan ürün alınamaz.
233. Kuru sözle hak aranmaz: Hakkını almak isteyen kişi sadece konuşmamalı, delillerini sunmalı ve yasal eyleme geçmelidir.
234. Kuru yerde iz kalmaz: Kanıtı ve dayanağı olmayan iddialar kalıcı olmaz, zamanla silinip gider.
235. Kuru otla ateş tutulmaz: Çok zayıf veya tehlikeli bir madde ile büyük bir gücü kontrol etmeye çalışmak felakete yol açar.
236. Küçük ağaçtan büyük gölge olmaz: İmkânları ve yetenekleri sınırlı olan kişilerden çok büyük koruma veya devasa sonuçlar beklenmemelidir.
237. Küçük akıl çok işe yetmez: Sınırlı bir zekâ veya tecrübe ile karmaşık ve büyük sorumluluk gerektiren meselelerin altından kalkılamaz.
238. Küçük balık büyük denizde kaybolur: Güçsüz olanlar, büyük ve acımasız rekabet ortamlarında kendilerini korumakta zorlanırlar ve fark edilmezler.
239. Küçük borç büyük dert açar: Önemsenmeyen küçük ödemeler zamanla birikerek insanın huzurunu kaçıran devasa bir soruna dönüşebilir.
240. Küçük damla büyük taşı deler: Az da olsa sürekli ve sabırlı yapılan bir çalışma, en sert engelleri bile zamanla aşmayı sağlar.
241. Küçük eksik büyük ayıp olur: Çok iyi yapılmış bir işin içindeki ufacık bir hata, tüm o güzelliği gölgeleyebilir ve kötü görünmesine sebep olur.
242. Küçük göz büyük kusur görür: Eleştirmeye odaklı ve dar görüşlü kişiler, büyük resimdeki güzellikleri değil sadece ufacık hataları fark ederler.
243. Küçük hesap büyük zarar getirir: Kısa vadeli ufak kârlar peşinde koşmak, uzun vadedeki büyük fırsatların kaçmasına ve kayba yol açar.
244. Küçük ihmal büyük felaket doğurur: ; önemsiz görülen bir hatanın çok ağır bedelleri olabileceğini anlatır.
245. Küçük kazanç büyük emek ister: Bazen en basit görülen işleri başarmak için bile çok fazla zaman ve çaba harcamak gerekebilir.
246. Küçük kusur büyüdükçe büyür: Zamanında düzeltilmeyen ufak hatalar, ileride çözülmesi imkansız büyük sorunlara dönüşür.
247. Küçük lokma büyük nimettir: Elindekinin değerini bilen ve azla yetinebilen kişi için sahip olduğu her şey çok kıymetlidir.
248. Küçük mal büyük kavga çıkarır: Maddi değeri az olsa da paylaşılamayan küçük varlıklar insanlar arasında ciddi düşmanlıklara yol açabilir.
249. Küçük söz büyük yara açar: ; düşünülmeden söylenen kırıcı bir kelimenin etkisinin çok ağır olduğunu ifade eder.
250. Küçük su büyük sel yapmaz: Sınırlı imkanlar ve az sayıdaki insanla yapılan girişimlerden toplumu sarsacak devasa sonuçlar çıkmaz.
251. Küçükten korkan büyüğe esir olur: Ufak zorluklar karşısında yılmaz ve korkak davranan kişi, hayat boyu daha büyük baskılar altında yaşamaya mahkumdur.
252. Küçükten büyüğe yol olur: Tecrübe ve başarı merdivenleri adım adım çıkılır; büyük hedeflere küçük adımlarla başlanarak ulaşılır.
253. Küçük yalan büyük ayıbı doğurur: Ufak bir yalanı saklamak için söylenen yeni yalanlar, sonunda kişinin onurunu tamamen lekeleyecek bir duruma yol açar.
254. Küp dolunca taşar: Bir insanın veya bir işin dışarıya bir şeyler verebilmesi için önce kendi içinde olgunlaşması ve birikime ulaşması gerekir.
255. Küpünü doldurmayan yolda kalır: ; hazırlığını yapmayan veya birikim sağlamayan kişi zor zamanlarda perişan olur.
256. Küpüne zarar veren suyuna da zarar verir: Kendi temel yapısını veya kurumunu bozan kişi, o yapının sağladığı faydayı ve huzuru da kendi eliyle yok etmiş olur.
257. Küskünlük dostluğu zedeler: İletişimin kesilmesi ve dargınlıklar, aradaki güven bağını zamanla tamamen koparır.
258. Küstahın sözüne kulak asma: Saygısız ve edepsiz kişilerin söylediği kırıcı sözleri ciddiye alıp kendini üzmeye değmez.
259. Kütük ne kadar büyük olsa da ateşte yanar: Gücüne ve büyüklüğüne güvenenler bile kendilerinden daha güçlü bir etki (ateş/kader) karşısında yok olabilirler.
260. Kütükten ev olmaz: ; ham maddesi uygun olmayan bir nesneden veya karakteri bozuk birinden kaliteli bir yapı beklenemez.
261. Kuyu kazma düşersin: Başkasına tuzak kuran veya kötülük planlayan kişi, eninde sonunda kendi hazırladığı o felaketin kurbanı olur.
262. Kuyuya düşen kendi halini bilir: Büyük bir sıkıntı yaşayan kişinin içinde bulunduğu durumu ve çektiği acıyı ancak kendisi tam olarak anlayabilir.
263. Kuyuya taş atanın kolu yorulmaz: Kötülük yapmak, birini suçlamak veya işleri karıştırmak için çaba harcayan kişi bundan hiç yorulmaz, aksine zevk alır.
264. Kuyuya taş düşse su bulanır: Sakin ve huzurlu bir ortama dışarıdan gelen en küçük bir müdahale veya olumsuz haber bile tüm dengeleri bozar.
265. Kuyruğu kısa olan köpek çok havlar: ; eksikliği olan veya kendini yetersiz hisseden kişi, bu durumu kapatmak için daha fazla gürültü çıkarır.
266. Kuyruğu dik tutmakla aslan olunmaz: Sadece dış görünüşte gururlu durmak veya öyleymiş gibi davranmak, insanın karakterini veya gücünü aslan gibi yapmaz.
267. Kuru ağaç meyve vermez: Faydası olmayan, içinde yaşam veya enerji barındırmayan kişiden ya da işten bir verim beklenemez.
268. Kuru bakır altın olmaz: Değersiz ve sıradan bir şeyi süsleyerek veya kandırmaca ile değerli bir cevher haline getiremezsiniz.
269. Kuru dalda kuş durmaz: Güven vermeyen, imkan sunmayan veya huzursuz olan bir yerde kimse kalmak istemez.
270. Kuru gürültüyle aslan korkmaz: Gerçek güce sahip olan ve ne yaptığını bilen kişiler, altı boş tehditlerden ve bağırıp çağırmalardan etkilenmezler.
271. Kuru lafla dostluk kurulmaz: Gerçek arkadaşlık sadece konuşarak değil; paylaşarak, fedakarlık ederek ve eylemle inşa edilir.
272. Kuru maya hamuru kabartmaz: Bir işin başarılı olması için sadece niyet yetmez; o işi büyütecek olan öz ve gerekli kaynaklar da bulunmalıdır.
273. Kuru odun çabuk tutuşur: Hazırlığı olan veya birikmiş bir öfkesi/meyli bulunan kişi olumsuz durumlardan anında etkilenir.
274. Kuru söz kalbe işlemez: İçinde duygu ve samimiyet barındırmayan, sadece mantıkla veya ezberle söylenen sözler karşı tarafta bir etki yaratmaz.
275. Kuru suya kaşık sallanmaz: Var olmayan bir şeyden fayda sağlamaya çalışmak veya imkansız bir uğraş peşinde koşmak boşunadır.
276. Kurşun gibi söz yaralar: Ağır ve hakaret içeren kelimeler, insanın ruhunda kalıcı ve çok derin bir sızı bırakır.
277. Kurt aç olsa da asaletini bozmaz: Onurlu ve karakterli kişi, ne kadar zor durumda kalsın veya ihtiyaç içinde olsun, prensiplerinden ve duruşundan ödün vermez.
278. Kurt inine döner: İnsan ne kadar uzaklara giderse gitsin veya ne kadar değişmiş görünürse görünsün, sonunda aslına ve güvenli bulduğu eski çevresine geri döner.
279. Kurt köylünün düşmanıdır: Çıkarları birbiriyle tamamen zıt olan tarafların asla dost olamayacağını ve birbirlerine karşı her zaman tetikte olduklarını ifade eder.
280. Kurt pusuda bekler: Kötü niyetli ve saldırgan kişi, harekete geçmek ve zarar vermek için en zayıf anınızı gizlice gözler.
281. Kurt sürüden ayrılanı alır: ; birlikten kopanların savunmasız kalacağını anlatır.
282. Kurt yavrusu da kurt olur: ; köken ve genetik özelliklerin kaçınılmazlığını belirtir.
283. Kurtla avlanılmaz: Tehlikeli ve güvenilmez bir ortakla yola çıkan kişi, sonunda av değil bizzat kurban olabilir.
284. Kurtlu elma sepette durmaz: Kötü huylu ve toplumu bozan kişi, huzurlu ve temiz bir grubun içinde barınamaz; mutlaka dışlanır.
285. Kurtlu fıçı sağlam durmaz: İçinde temel bir çürüklük veya hile barındıran hiçbir yapı veya kurum uzun süre ayakta kalamaz.
286. Kurtlu bağda bereket olmaz: İçinde hırsızlık, yolsuzluk veya huzursuzluk bulunan bir işten hayırlı ve bol kazanç çıkmaz.
287. Kurtlu iş uzun sürmez: Yanlış yöntemlerle veya hile ile başlatılan girişimler çok geçmeden çökmeye mahkumdur.
288. Kurtlu söz dostluğu bozar: İçinde iğneleme, yalan veya fesat barındıran konuşmalar en sağlam arkadaşlıkları bile bitirir.
289. Kurumayan çamaşır sandığa konmaz: Hazırlığı tam bitmemiş veya sonuçlanmamış bir işi bitmiş kabul edip arşive kaldırmak ileride sorun çıkarır.
290. Kuruyan dal kırılır: Hayat enerjisini, esnekliğini veya işlevini yitirmiş olan şeyler en küçük bir baskıda yok olup gider.
291. Kurusıkı cesaret işe yaramaz: Temeli olmayan, arkasında güç barındırmayan sadece gösterişten ibaret olan yüreklilik zor anda insanı yarı yolda bırakır.
292. Kuru toprakta ürün olmaz: ; emeksiz ve imkansız bir ortamdan verim alınamayacağını söyler.
293. Küçük adım büyük yol aldırır: Sabırla ve süreklilikle atılan ufak adımlar, zamanla insanı en uzak hedeflere ulaştırır.
294. Küçük ayrıntı büyük resmi bozar: Önemsiz gibi görünen bir hata, çok emek verilmiş devasa bir projenin tüm değerini yok edebilir.
295. Küçük başlangıç büyük sonuç doğurur: Her büyük başarı veya olay, başlangıçta çok ufak ve fark edilmeyen bir adımla başlar.
296. Küçük borç büyük düşmanlık çıkarır: Maddi tutarı az da olsa ödenmeyen borçlar, insanlar arasındaki güveni tamamen yıkar.
297. Küçük çivi büyük nalı tutar: (Vecize); en önemsiz görülen parça veya kişi, bazen en büyük yapının ayakta kalmasını sağlayan asıl unsurdur.
298. Küçük hata büyük bedel ödetir: ; ufak bir dikkatsizliğin bazen telafisi olmayan sonuçları olur.
299. Küçük lokma boğazdan kolay geçer: İnsan gücünün yeteceği kadar işe talip olmalı; büyük hırslar yerine sindirebileceği başarıları hedeflemelidir.
300. Küçük suyla değirmen dönmez: Büyük işleri yürütmek için eldeki kaynakların (para, insan, zaman) o işin hacmine uygun olması gerekir.
301. Küçük taş yerinden oynatır: Görünüşte önemsiz veya zayıf görünen bir etken, tüm dengeleri bozacak kadar büyük bir güce sahip olabilir.
302. Küçük yaşta öğrenilen, taşa kazınan yazı gibidir: Çocukken edinilen bilgiler ve alışkanlıklar çok kalıcıdır, ömür boyu unutulmaz.
303. Küçük yerin dedikodusu büyük olur: İnsanların birbirini yakından tanıdığı dar çevrelerde, en ufak bir olay çok hızlı yayılır ve abartılır.
304. Kültür bir toplumun hafızasıdır: (Vecize); Bir milleti ayakta tutan şey, geçmişinden süzüp getirdiği ortak değerleri ve birikimidir.
305. Kül yutmaz uyanık olur: Hayat tecrübesi fazla olan kişi, hilelere ve yalanlara karşı daima tetiktedir, kolay kolay kandırılamaz.
306. Külhanbeyi her yerde külhanbeyidir: Kişilik özellikleri ve tavırlar ortam değişse de değişmez; kabadayı ruhlu olan her yerde aynı davranır.
307. Külfetine katlanmadığın işin nimetini bekleme: Bir işin zahmetini çekmeyen, o işten gelecek kazancı veya başarıyı isteme hakkına sahip değildir.
308. Küllenen ateşten korkulur: Bittiği sanılan ama içten içe devam eden düşmanlıklar veya sorunlar, aniden tekrar parlayıp zarar verebilir.
309. Küllükte gül bitmez: Kötü ve verimsiz bir ortamdan, aslı bozuk olan bir yerden güzel ve hayırlı sonuçlar çıkması beklenemez.
310. Kümesteki tavuk dışarıdaki kuştan değerlidir: Elinde hazır bulunan, sahip olduğun küçük imkan, henüz elde etmediğin büyük hayallerden daha garantidir.
311. Künde gelmez yiğit olmaz: (Halk deyişi); Hayatta hiç zorlukla karşılaşmamış, yenilgi tatmamış kişi gerçek anlamda güçlenmiş ve olgunlaşmış sayılmaz.
312. Küp dolunca taşar: Bir durum veya duygu birikip dayanılmaz noktaya geldiğinde, artık saklanamaz hale gelir ve dışarı vurur.
313. Küp kırılsa da parçası değerlidir: Eskiden büyük ve değerli olan bir şey veya kişi, itibarını kaybetse bile yine de saygın bir tarafı kalır.
314. Küpüne göre kapak bulunur: Her insanın karakterine veya her duruma uygun bir eş, arkadaş ya da çözüm mutlaka vardır.
315. Kürdanla kuyu kazılmaz: Yetersiz ve zayıf araçlarla çok büyük ve zor işleri başarmaya çalışmak imkansızdır.
316. Kürk kışın, su yazın değerlidir: Her şeyin kıymeti, ona en çok ihtiyaç duyulan zaman ve mekana göre değişir.
317. Kürkçü dükkânına dönmek: ; Ne kadar uzağa gidilirse gidilsin, sonunda yine asıl işe veya eski çevreye dönüleceğini ifade eder.
318. Küstahın sonu hüsrandır: Saygısız ve kibirli davranan kişiler, toplum tarafından dışlanır ve sonunda yalnızlığa mahkum olurlar.
319. Küstüğünle kalırsın: İncindiğin kişiye tepki vermeyip sadece içine kapanırsan, yaşadığın mağduriyetle baş başa kalır, hakkını arayamazsın.
320. Kütük yanmayınca kül olmaz: Büyük değişimler ve sonuçlar elde etmek için, mutlaka bir süreçten geçmek ve bedel ödemek gerekir.
321. Kütüğe balta vuran çok olur: Güçten düşen veya savunmasız kalan kişilere saldırmak ya da onları eleştirmek isteyenler çoğalır.
322. Kuyu suyuyla bahçe sulanmaz: Dışarıdan gelen, taşıma ve sınırlı kaynaklarla büyük projeleri veya hayatı sürekli idame ettirmek zordur.
323. Kuyuya düşen ipe sarılır: Çok çaresiz kalan kişi, kendisini kurtarabilecek en küçük ve en zayıf ihtimale bile sıkı sıkıya tutunur.
324. Kuyuya tüküren susayınca geri döner: Bugün küçümsediğin veya kötülediğin bir şeye ya da kişiye, yarın muhtaç kalabilirsin.
325. Kuyruğu kesik tilki kurnaz olur: Bir kez zarar görmüş veya canı yanmış kişi, benzer durumlara karşı çok daha tedbirli ve hilekar davranır.
326. Kuyruklu yalanın ömrü kısadır: Abartılı ve bariz belli olan yalanların aslı çok geçmeden ortaya çıkar.
327. Kuru ağacı rüzgâr yıkar: Hayat bağları zayıflamış, içi boşalmış veya esnekliğini yitirmiş yapılar en küçük sarsıntıda çöker.
328. Kuru çayda balık avlanmaz: İmkanın olmadığı, kaynağın kuruduğu bir yerde başarı veya rızık aramak boş bir çabadır.
329. Kuru gürültü pabuç bırakmaz: ; sadece bağıran ama gücü olmayan kişilerin tehditleri korku yaratmaz.
330. Kuru kuruya kurban olmaz: Bir işi başarmak veya birini ikna etmek için sadece söz yetmez; somut bir fedakarlık veya kanıt sunmak gerekir.
331. Kuru lafın karını kimse görmedi: ; sadece konuşup hiçbir şey üretmeyenlerin topluma veya kendilerine bir faydası dokunmaz.
332. Kuru sofranın tadı olmaz: Paylaşımın, ikramın ve samimiyetin olmadığı ortamlarda huzur ve keyif de bulunmaz.
333. Kuru topraktan toz kalkar: ; Özü temiz olmayan veya sevgisiz olan birinden sadece huzursuzluk ve rahatsızlık yansır.
334. Kurşun atılmadan kale alınmaz: Büyük hedeflere ulaşmak için mutlaka risk almalı, mücadele etmeli ve harekete geçilmelidir.
L Harfi ile Başlayan Atasözleri ve Deyişler)
1. Lafa bakılmaz, işe bakılır: Bir kişinin ne kadar bilgili veya yetenekli olduğu söylediği süslü sözlerle değil, ortaya koyduğu somut sonuçlarla ve başarılarla ölçülür.
2. Lafla peynir gemisi yürümez: Sadece plan yaparak veya boş vaatlerde bulunarak bir işi sonuçlandırmak mümkün değildir; başarı için mutlaka ter dökmek ve eyleme geçmek gerekir.
3. Laf torbaya girmez: Ağızdan çıkan bir sözü geri almak veya yayılmasını engellemek imkânsızdır; söylenen her şey er ya da geç başkaları tarafından duyulur.
4. Lafla pilav pişmez: (2. madde ile benzer şekilde); karın doyurmak için malzeme ve ateş nasıl şartsa, bir hedefi gerçekleştirmek için de konuşmak yerine kaynak ve çalışma gereklidir.
5. Lafını bilmeyen ya dilini ısırır ya başını: Nerede ne konuşacağını bilmeyen, düşüncesizce söz sarf eden kişi, ya sonradan çok pişman olur ya da başına büyük belalar açar.
6. Laf söylemek kolay, iş yapmak zordur: Herkes bir işin nasıl yapılması gerektiği üzerine fikir yürütebilir, ancak o işin sorumluluğunu alıp zahmetine katlanmak büyük irade ister.
7. Laf taşıyanın yükü ağır olur: İnsanlar arasında söz getirip götüren (dedikodu yapan) kişi, hem toplumdaki itibarını kaybeder hem de yarattığı huzursuzluğun vicdani yükü altında ezilir.
8. Laf uzarsa iş bozulur: Bir mesele üzerinde gereğinden fazla konuşmak, asıl amaca odaklanmayı engeller, kafa karışıklığı yaratır ve işin ciddiyetini kaybettirir.
9. Lafın azı karar, çoğu zarar: Yerinde ve kısa konuşmak erdemdir; gereksiz uzatılan sözler hem dinleyeni bıktırır hem de konuşanın hata yapma riskini artırır.
10. Lafın gelişi, işin bitişi: Konuşmanın gidişatı ve üslubu, o işin nasıl sonuçlanacağına dair ipuçları verir; düzensiz konuşma genellikle başarısızlığı getirir.
11. Laf yerini bulursa altın olur: Doğru zamanda, doğru kişiye ve tam kıvamında söylenen bir söz, mücevher kadar değerlidir ve çok büyük meseleleri çözebilir.
12. Laf, ağızdan çıkana kadardır: Söz henüz söylenmemişken sizin esirinizdir, istediğiniz gibi saklayabilirsiniz; ancak bir kez söylendi mi siz onun esiri olursunuz, geri alamazsınız.
13. Lale devri uzun sürmez: Refahın, eğlencenin ve dertsiz günlerin sonsuza dek süreceği sanılmamalıdır; hayatın akışında her zaman zorluklara karşı hazırlıklı olunmalıdır.
14. Lambasız ev karanlık olur: Bir toplulukta veya ailede bilgi veren, yol gösteren ya da akıl hocalığı yapan biri (bir rehber) yoksa, o topluluk belirsizlik içinde kalır.
15. Lazım olan her şey vaktinde bulunmaz: İnsan her istediğine, tam ihtiyaç duyduğu anda ulaşamayabilir; bu yüzden bolluk zamanında tedarikli olmak ve sabırlı davranmak gerekir.
16. Lazım olmayan söz gönül kırar: Hiçbir amaca hizmet etmeyen, gereksiz yere sarf edilen kaba veya boş sözler, karşı tarafta onarılması güç manevi yaralar açar.
17. Leyleğin ömrü laklakla geçer: Hayatını sadece boş konuşarak, hiçbir üretim yapmadan ve geyik muhabbetiyle tüketen insanların bir eser bırakamadığını anlatır.
18. Leylek yuvasını bozmaz: Her canlı, kendi kurduğu düzeni ve yaşadığı yuvayı koruma içgüdüsüne sahiptir; insan da zorunlu kalmadıkça huzurunu bozmak istemez.
19. Lokma büyür, boğaz daralır: Bir ortaklıkta veya ailede paylaşılan maddi değer (kazanç) arttıkça, paylaşım kavgası ve hırslar da artar; bölüşmek zorlaşır.
20. Lokmasını sayan sofrasını kaybeder: Misafirine veya yanındakilere verdiği yemeğin/iyiliğin hesabını tutan, cimrilik eden kişi, zamanla etrafında dost bulamaz hale gelir.
21. Lokma lokma yemek sağlık getirir: Her işte aşırıya kaçmadan, sindire sindire ve ölçülü hareket etmek, hem maddi hem manevi açıdan insanı esenliğe kavuşturur.
22. Lokmanın büyüğü değil, helali makbuldür: Çok fazla mala veya paraya sahip olmaktan ziyade, o kazancın dürüst yollarla ve alın teriyle elde edilmiş olması değerlidir.
23. Lokmasını alın teriyle kazanan aç kalmaz: Çalışmaktan gocunmayan ve emeğine güvenen kişi, rızkını her zaman bir şekilde taştan çıkarır ve kimseye muhtaç olmaz.
24. Lokma ağızda büyür: Başkasının hakkını yiyerek veya haksız yollarla bir kazanç elde eden kişi, o kazancı huzurla tüketemez; suçluluk duygusu içinde kalır.
25. Lokmasını yutan, boğazını yırtar: Kapasitesinden fazlasına göz diken veya haram yoldan büyük kazanç peşinde koşan kişi, sonunda kendi felaketine sebep olur.
26. Lokma paylaşıldıkça bereketlenir: Elindeki imkânı başkalarıyla bölüşen kişinin malı eksilmez, aksine manevi bir huzur ve bereketle artar.
27. Lokma karın doyurur, söz gönül: İnsanın sadece fiziksel olarak doyması yetmez; sevgi dolu bir söz, iltifat veya tatlı dille ruhunun da doyurulması ve onurlandırılması gerekir.
28. Lokması haram olanın uykusu kaçık olur: Haksızlık yaparak, hırsızlıkla veya kul hakkı yiyerek geçinen kişi, vicdan azabından veya korkudan dolayı asla huzur bulamaz.
29. Lokma boğazdan geçmezse mideye inmez: Bir şeyin sahibi olmak yetmez; o şeyi kullanabilmek veya ondan faydalanabilmek için gerekli huzur ve şartların oluşması gerekir.
30. Lokmayı veren Allah, dişini de verir: Evrendeki rızık dengesine vurgu yapar; hayatı veren yaratıcı, o hayatı sürdürecek imkânları ve yetenekleri de kuluna bahşeder.
31. Lokma lokma büyüyen aş doyurur: Büyük başarılar ve birikimler birdenbire olmaz; sabırla, küçük adımlarla ve istikrarla bir araya getirilen emekler sonunda büyük bir sonuca ulaşır.
32. Lokma sayan dost sayamaz: İnce hesaplar peşinde koşan, yaptığı en küçük iyiliğin karşılığını bekleyen bencil insanlar gerçek ve samimi dostluklar kuramaz.
33. Lokmanın gölgesi ağır olur: Başkasının minneti altında kalarak elde edilen kazanç veya yapılan iyilik, insanın üzerinde büyük bir manevi baskı ve eziklik yaratır.
34. Lokmasını bilen aç kalmaz: Kaynaklarını akıllıca kullanan, israftan kaçınan ve tedbirli yaşayan kişi, zor günlerde bile kimseye el açmak zorunda kalmaz.
35. Lokma nimettir, hor görülmez: İster az olsun ister çok, elde edilen her türlü rızık ve kazanç değerlidir; şükretmek ve kıymetini bilmek gerekir.
36. Lokmasını yavaş yiyen, yolunu şaşırmaz: Kararlarını acele etmeden, sonuçlarını düşünerek ve tartarak alan kişiler hayatta hata yapma riskini en aza indirirler.
37. Lokma ağızda tat verir: Bir kazancın veya başarının insana gerçekten mutluluk vermesi için, onun dürüstlükle ve sevgiyle elde edilmiş olması şarttır.
38. Lokma, niyetle değer kazanır: Birine bir şey verirken veya bir iş yaparken önemli olan o eylemin büyüklüğü değil, kalpteki asıl amacın ve niyetin temizliğidir.
39. Lokma paylaşmayan sofradan kalkar: Bencillik yapan, sadece kendi çıkarını düşünen ve paylaşmayı reddeden kişi, içinde bulunduğu topluluktan zamanla dışlanır.
40. Lokma küçüktür ama yükü büyüktür: Bazı küçük görünen işler veya sorumluluklar, arka planında çok büyük ahlaki yükümlülükler ve sonuçlar barındırabilir.
41. Lokma emek ister: Yaşamı sürdürmek, geçim sağlamak veya başarılı olmak için mutlaka çalışmak ve çaba sarf etmek bir zorunluluktur.
M harfi İle Başlayan Atasözleri
1. Mağrur kişi ayağına taş değmeden düşmez: Kibirli ve kendini beğenmiş insanlar, kendi güçlerine aşırı güvendikleri için uyarıları dikkate almazlar; ancak sert bir engel veya beklenmedik bir hata ile sarsıldıklarında gerçeklerle yüzleşir ve hatalarını anlarlar.
2. Mal, canın yerini tutmaz: Dünyadaki hiçbir maddi zenginlik veya mülk, insan hayatından ve sağlığından daha kıymetli değildir; telafisi mümkün olan mal için canı tehlikeye atmak büyük bir yanlıştır.
3. Malı olanın sözü dinlenir: Toplum içindeki maddi güç, çoğu zaman kişinin fikirlerinin daha fazla ciddiye alınmasına ve itibar görmesine neden olur; servet, sahibine sosyal bir platform ve etki gücü sağlar.
4. Malın iyisi karada belli olur: Bir eşyanın veya malın gerçek kalitesi ve dayanıklılığı, süslü vitrinlerde değil, zorlu şartlar altında ve asıl kullanım alanında ortaya çıkar.
5. Mal, akılla korunur: Sahip olunan varlıkları muhafaza etmek sadece biriktirmekle olmaz; onları kaybetmemek ve çarçur etmemek için dikkatli bir planlama, öngörü ve mantıklı kararlar gerekir.
6. Malı bol olanın malı da çok sorulur: Büyük bir servete sahip olan kişi, hem çevresindekilerin yardım taleplerine hem de toplumun ve hukukun denetimine daha fazla maruz kalır; varlık arttıkça sorumluluk ve hesap verme yükümlülüğü de artar.
7. Malını yitiren dostunu yitirir: Maddi imkanlar azaldığında, sadece kişinin zenginliği için yanında olan sahte dostlar da birer birer uzaklaşır; ekonomik çöküş sosyal çevrede de bir temizliğe veya yalnızlaşmaya neden olur.
8. Malı, mülkü olanın hatası affedilir: Güçlü ve zengin kişilerin yaptıkları yanlışlar, toplumda veya yetkili mercilerde çoğu zaman görmezden gelinir ya da maddi güçlerinin sağladığı imtiyazlarla daha kolay bağışlanır.
9. Malım yok, canım var: Elinde maddi imkanı olmayan birinin, sağlığının yerinde olmasını ve hayatta kalmasını en büyük zenginlik sayarak teselli bulması ve umudunu koruması durumudur.
10. Malına sahip çıkamayan, canına sahip çıkamaz: Elindeki küçük imkanları ve değerleri korumaktan aciz olan birinin, hayattaki daha büyük tehlikelere karşı kendini savunması veya can güvenliğini sağlaması mümkün değildir.
11. Malın azı tatlı, çoğu sıkıntı verir: İhtiyaçları karşılayacak kadar olan mal huzur verirken, aşırı fazlalık beraberinde çalınma korkusu, yönetim zorluğu ve bitmek bilmeyen endişeler getirir.
12. Mal, mülk, evlat bir yerde: İnsan hayatını anlamlı kılan temel değerler olan aile ve varlık bir bütündür; bu değerlerin korunması ve bir arada tutulması kişinin en büyük önceliği olmalıdır.
13. Malın kötüsü, dostun kötüsü gibi: Kalitesiz bir mal en ihtiyaç duyulan anda sahibini yarı yolda bırakır; tıpkı güvenilmez bir dostun zor zamanlarda insanı yalnız bırakıp hayal kırıklığına uğratması gibi.
14. Malın fazlası, başın ağrısı: Gereğinden fazla servet, sadece maddi bir yük değil, aynı zamanda o malı korumak, işletmek ve vergilerini ödemek gibi bitmek bilmeyen zihinsel bir yorgunluk ve dert kaynağıdır.
15. Malın iyisi er geç sahibine döner: Gerçekten değerli ve kaliteli olan bir şey, bir şekilde kaybolsa veya el değiştirse bile, adaletin veya şansın yardımıyla eninde sonunda onu hak eden gerçek sahibine ulaşır.
16. Mal, mülk, akıl bir arada olmalı: Varlık sahibi olmak tek başına yeterli değildir; o varlığı doğru yerlerde kullanmak, yatırıma dönüştürmek ve hayırlı işlere sarf etmek için mutlaka keskin bir zekaya ihtiyaç vardır.
17. Mal, can, akıl bir araya gelince: Bir insanın gerçekten mutlu ve başarılı sayılabilmesi için sağlıklı bir bedene (can), yeterli geçim kaynağına (mal) ve bunları yönetecek bilince (akıl) aynı anda sahip olması gerekir.
18. Mal, mülk insanı göstermez: Bir kişinin dış görünüşü veya sahip olduğu lüks eşyalar onun iç dünyasını ve ahlakını yansıtmaz; asıl kalite insanın karakterinde, nezaketinde ve davranışlarındadır.
19. Malın iyisi, sahibine yeter: Sağlam ve kaliteli olan az miktardaki mal, sahibinin tüm ihtiyaçlarını uzun süre karşılar; kalitesiz yığınlar ise sürekli masraf ve sorun çıkararak sahibini tatmin etmez.
20. Mal, mülk biriktirmek akılla olur: Zenginlik tesadüfen değil, tasarruf bilinciyle, mantıklı harcamalarla ve uzun vadeli, akılcı planlamalarla elde edilir.
21. Mal, mülk sahibi olmak yeterli değildir: Maddi zenginlik bir amaç değil, hayatı kolaylaştıran bir araçtır; önemli olan o zenginliği insanlık yararına ve huzur içinde kullanabilecek olgunluğa erişmektir.
22. Malını çok gösteren, azını kaybeder: Varlığıyla sürekli gösteriş yapanlar, hem kıskançlıkları üzerlerine çekerler hem de hırsızlara ve dolandırıcılara açık hedef haline gelerek ellerindekini de tehlikeye atarlar.
23. Malın iyisi, sahibini belli eder: Bir kişinin sahip olduğu eşyaların kalitesi ve o eşyalara bakış biçimi, aslında o kişinin zevki, asaleti ve hayat standartları hakkında çevreye mesaj verir.
24. Mal, akılsızın elinde yük olur: Bilgisiz ve savurgan birinin eline geçen servet, doğru yönetilemediği için kısa sürede erir gider ve sahibine sadece yorgunluk ve pişmanlık bırakır.
25. Malı olan, aklı ile kazanır: Kalıcı bir servet elde etmek şans işi değildir; bilgi birikimi, stratejik düşünme ve pazar şartlarını iyi analiz eden bir zeka gerektirir.
26. Mal, mülk biriktirmek akılla olur: Maddi varlıklar sadece şans eseri değil; tasarruf bilinci, mantıklı harcamalar ve uzun vadeli, stratejik bir planlama sayesinde elde edilir.
27. Mal, mülk sahibi olmak yeterli değildir: Maddi zenginlik bir amaç değil, hayatı kolaylaştıran bir araçtır; asıl olan, bu varlıkları hem kendi huzuru hem de toplumun yararı için akıllıca ve erdemli bir şekilde kullanabilmektir.
28. Malını çok gösteren, azını kaybeder: Sahip olduğu varlıkları sürekli başkalarına sergileyen ve gösteriş yapan kişiler, hem art niyetli kişilerin hedefi haline gelirler hem de kontrolsüz harcamalar nedeniyle ellerindekini hızla tüketme riskiyle karşı karşıya kalırlar.
29. Malın iyisi, sahibini belli eder: Bir kişinin sahip olduğu eşyaların kalitesi ve onlara gösterdiği özen, o kişinin yaşam standartları, asaleti, zevki ve karakteri hakkında çevresine dolaylı bilgiler verir.
30. Mal, akılsızın elinde yük olur: Bilgi birikimi ve yönetim becerisi olmayan birinin eline geçen servet, doğru değerlendirilemediği için kişiye huzur yerine sadece endişe, karmaşa ve ağır bir sorumluluk yükü getirir.
31. Malı olan, aklı ile kazanır: Kalıcı bir varlık sahibi olmak ve bu varlığı koruyup artırmak; piyasayı iyi analiz etmek, zekice hamleler yapmak ve mantıklı kararlar almayı gerektirir.
32. Mal, can ve akıl üçü bir arada olmalı: İnsanın tam anlamıyla mutlu ve dengeli bir hayat sürebilmesi için fiziksel sağlığının (can), geçimini sağlayacak imkanının (mal) ve bunları idare edecek bilincinin (akıl) bir arada olması şarttır.
33. Malı çok olanın kaygısı da çok olur: Servet arttıkça o malı hırsızlardan, değer kaybından veya yanlış yönetimden koruma endişesi de artar; dolayısıyla zenginlik beraberinde bitmek bilmeyen bir sorumluluk ve kafa karışıklığı getirir.
34. Mal, mülk paylaşılmaz: Bazı özel mülkiyetler ve temel haklar başkalarıyla ortak kullanılmaya uygun değildir; bu tür paylaşımlar genellikle taraflar arasında anlaşmazlık ve mülkün zarar görmesiyle sonuçlanır.
35. Malı olan, söz sahibi olur: Maddi güce sahip olan kişiler, toplumsal hiyerarşide daha etkili bir konuma gelirler; ekonomik bağımsızlıkları onlara fikirlerini daha özgürce söyleme ve çevresini etkileme imkanı tanır.
36. Mal, mülk az ise akıl gerekir: Kısıtlı imkanlara sahip olan birinin hayatını idame ettirebilmesi ve o az miktardaki malı yettirebilmesi için çok daha dikkatli, hesaplı ve zekice hareket etmesi zorunludur.
37. Malın azı, sahibi için yeter: İhtiraslardan arınmış, kanaatkar bir insan için doğru yönetilen ve helal yoldan kazanılan az bir mal dahi tüm temel ihtiyaçları karşılamaya ve huzurlu bir yaşam sürmeye kafidir.
38. Malın çokluğu, mutluluğu garantilemez: Sadece maddi zenginliğe sahip olmak insanın iç huzurunu ve mutluluğunu sağlamaya yetmez; manevi boşluklar ve huzursuzluklar servetle doldurulamaz.
39. Malını korumayan, kaybeder: Maddi varlıklar ne kadar büyük olursa olsun, eğer gerekli denetim, bakım ve tasarruf yapılmazsa ihmal ve savurganlık yüzünden kısa sürede yok olup gider.
40. Mal, mülk ve dostluk üçü birlikte değerli: Hayatın gerçek zenginliği; hem maddi güvenceye sahip olmak hem de bu varlığı paylaşabilecek, zor günlerde destek olacak samimi dostlarla bir arada bulunmaktır.
41. Malın değeri, kullanışına bağlıdır: Bir eşyanın veya paranın gerçek kıymeti, onun ne kadar pahalı olduğunda değil; insanın hayatını ne kadar kolaylaştırdığında ve ne kadar faydalı bir işe yaradığında gizlidir.
42. Mal, insanın karakterini gösterir: Bir kişinin zenginlik karşısındaki tavrı, parasını nereye harcadığı ve güçlendiğinde çevresine nasıl davrandığı, onun asıl ahlaki yapısını ve kimliğini ortaya koyar.
43. Mal, can ve akıl dengede olmalı: Bu üç temel unsur arasındaki denge bozulursa (örneğin akıl varken sağlık yoksa veya mal varken akıl yoksa), hayatın kalitesi düşer ve kişi huzura ulaşmakta zorlanır.
44. Malı olmayanın sözü dinlenmez: Maddi gücü olmayan veya ekonomik olarak başkalarına bağımlı kalan kişilerin fikirleri, maalesef çoğu zaman toplum tarafından önemsiz görülür ve yeterince itibar görmez.
45. Mal, akılsızın elinde yıkım olur: Gücü ve parayı yönetemeyen, hırslarına yenik düşen veya bilgisizce hareket eden kişilerde varlık, yapıcı olmak yerine kişinin kendi hayatını ve çevresini mahveden bir araca dönüşür.
46. Malı az olan, aklı ile çoğaltır: Büyük servetler her zaman mirasla gelmez; zeki, çalışkan ve stratejik düşünen insanlar ellerindeki kısıtlı sermayeyi doğru yatırımlarla büyük bir varlığa dönüştürebilirler.
47. Malın fazlası, başa dert olur: İhtiyacın çok ötesindeki birikimler, beraberinde çalınma riski, yönetme yükü, vergi sorunları ve bitmek bilmeyen akraba/arkadaş talepleri gibi zihni yoran pek çok problem getirir.
48. Mal, mülk, evlat bir arada değerli: İnsanın bu dünyadaki en büyük dayanakları; ailesi, çocukları ve onların geleceğini garanti altına alacak maddi imkanlarıdır; bu değerlerin bütünü gerçek mutluluğu oluşturur.
49. Malı çok olan, dikkatli olmalıdır: Büyük bir varlığın sahibi olmak, aynı zamanda büyük riskleri de beraberinde getirir; bu nedenle varlıklı kişiler her adımlarında daha tedbirli ve uyanık olmak zorundadırlar.
50. Malın azı tatlı, çoğu sıkıntı: İnsanın temel ihtiyaçlarını karşılayan az mal huzur verirken, mal miktarı arttıkça onu koruma ve yönetme çabası kişinin yaşam kalitesinden ve huzurundan çalmaya başlar.
51. Malın iyisi, sahibini gösterir: Kaliteli ve doğru seçilmiş bir mal, sadece bir eşya değil; sahibinin titizliğini, öngörüsünü ve hayata karşı duruşunu simgeleyen bir nişanedir.
52. Malı bol olanın, malı da çok sorulur: Zenginlik sadece bir konfor değil, aynı zamanda toplumsal ve hukuksal bir sorumluluktur; çok kazananın hem kazancının kaynağı hem de nereye harcadığı daha çok merak edilir ve sorgulanır.
53. Mal, mülk insanı göstermez: Dışarıdan görülen maddi görkem yanıltıcı olabilir; bir insanın gerçek değeri giydikleriyle veya bindikleriyle değil, kalbindeki iyilik ve zihnindeki doğrulukla ölçülür.
54. Malı olan, sözü dinlenir: Ekonomik güce sahip olanın fikirleri, toplumda daha geniş yankı bulur ve genellikle karar alma süreçlerinde bu kişilerin sözlerine daha fazla ağırlık verilir.
55. Malın iyisi, er geç sahibine döner: Hak edilerek kazanılan veya gerçekten kaliteli olan bir değer, bir süreliğine elden çıksa bile şartlar olgunlaştığında mutlaka gerçek sahibine veya hak ettiği yere ulaşır.
56. Malın azı, akılla çoğaltılır: yetenekli ve akıllı bir müteşebbis için sermayenin küçüklüğü engel değildir; doğru hamlelerle küçük birikimler zamanla devasa bir mülke dönüşebilir.
57. Mal, mülk akılla korunur: Bir serveti elde etmek kadar, onu muhafaza etmek de büyük bir zekâ ve disiplin gerektirir; akılsızca yapılan harcamalar ve yatırımlar en büyük mirası bile bitirir.
58. Malını çok gösteren, kaybeder: Gösteriş merakı, hem kıskançlıkları üzerine çekerek düşman sayısını artırır hem de kişinin gerçekçi olmayan bir harcama düzenine girerek iflasına zemin hazırlar.
59. Mal, mülk az ise dikkat gerekir: Az imkanı olan biri için hata payı yoktur; her kuruşun ve her kaynağın en verimli şekilde kullanılması için yüksek düzeyde dikkat ve özen şarttır.
60. Mal, can ve akıl bir araya gelince: Hayatın ideal formülü; sağlıklı bir beden, yeterli maddi imkan ve bu ikisini dengede tutacak yüksek bir şuurun birleşmesiyle tamamlanır.
61. Malın iyisi sahibini belli eder: kullanılan eşyanın niteliği, sahibinin hem estetik zevkini hem de hayattaki başarı seviyesini yansıtan bir ayna gibidir.
62. Malın kötüsü, başın ağrısı olur: Kalitesiz, sorunlu veya hileli bir mal, sahibine faydadan çok zarar getirir; sürekli tamir, masraf ve hukuki problemlerle kişinin huzurunu kaçırır.
63. Malı olmayan, dostunu kaybeder: Maddi sıkıntıya düşen kişinin çevresi hızla boşalır; çünkü insanların birçoğu sadece menfaatleri gereği yanınızda durur; para bitince sahte dostluklar da biter.
64. Mal, mülk biriktirmek akılla olur:; zenginlik sadece çalışmanın değil, aynı zamanda sabrın, tasarrufun ve akılcı yatırım kararlarının bir meyvesidir.
65. Malın azı, tatlıdır: Büyük sorumluluklar ve riskler içermeyen, helal yoldan kazanılmış az bir mülk, insana büyük bir iç huzuru ve yaşam sevinci verir.
66. Mal, can ve akıl bir arada değerlidir: Bu üç unsurdan biri eksik olduğunda diğerleri tam kapasiteyle kullanılamaz; gerçek esenlik ancak bu üçünün uyumuyla mümkündür.
67. Malın çokluğu, huzuru bozabilir: Aşırı zenginlik, beraberinde güvenlik kaygısı, miras kavgaları ve bitmek bilmeyen istekleri getirdiği için kişinin basit ve huzurlu yaşamını tehdit edebilir.
68. Malı bol olanın kaygısı da çoktursahip olunan her yeni varlık, onun korunması ve idaresiyle ilgili yeni bir endişe kaynağını da beraberinde getirir.
69. Mal, mülk insanın aklı ile korunur: Serveti çarçur etmemek, dolandırıcılara kaptırmamak ve enflasyon gibi risklere karşı korumak ancak uyanık bir zihin ve mantıklı hareketlerle mümkündür.
70. Malın iyisi, sahibine yeter: Kaliteli olan bir mülk, sahibine ek yükler çıkarmaz; ihtiyaçları tam olarak karşıladığı için kişinin başka arayışlara girip yorulmasına gerek kalmaz.
71. Mal, mülk akılla kazanılır: Kazanç elde etmenin yolu sadece kas gücü değil, fırsatları görmek, riskleri hesaplamak ve doğru zamanda doğru adımı atmayı sağlayan zekadır.
72. Malın fazlası başa derttir: ihtiyaç dışı her birikim, aslında kişinin özgürlüğünden çalan ve ona yeni sorumluluklar yükleyen maddi bir prangaya dönüşebilir.
73. Malı olmayanın sözü geçmez: Toplumsal ilişkilerde maddi gücü olmayanların görüşleri genellikle arka planda kalır; maalesef dünya düzeni çoğu zaman güçlünün sesinin daha gür çıkmasına neden olur.
74. Mal, mülk ve dostluk bir arada değer taşır: Tek başına para veya tek başına çevre yeterli değildir; insanı ayakta tutan hem ekonomik güvence hem de bu güveni anlamlı kılan sosyal bağlardır.
75. Mal, can ve akıl dengede olmalı: Sağlığın olmadığı yerde malın, aklın olmadığı yerde sağlığın ve paranın bir önemi kalmaz; hayat bu üçü arasındaki ince dengedir.
76. Mal, mülk sahibini gösterirbir insanın sahip olduklarını kullanma biçimi ve onlarla kurduğu ilişki, onun gerçek karakterini dış dünyaya sızdıran bir işarettir.
77. Mal, akılsızın elinde yük olur: kapasitesi olmayan biri için servet bir lütuf değil, altında ezileceği ve sonunda kaybedeceği ağır bir imtihandır.
78. Mal, mülk çoğaltmak akılla olur: Varlığı artırmak sadece daha çok çalışmakla değil, parayı doğru yönetmek ve akılcı büyüme stratejileri geliştirmekle mümkündür.
79. Malın iyisi, sahibini gösterir: Değerli ve seçkin bir mülk, sahibinin kalitesini ve başarısını simgeleyen, sözden daha etkili bir göstergedir.
80. Mal, can ve akıl bir araya gelince değer kazanır: Bu üç temel unsur birleştiğinde insan hem kendine hem de topluma maksimum faydayı sağlar ve hayatın gerçek amacına ulaşır.
81. Malı bol olan, dikkatli olmalıdır: Göz önünde olan ve büyük bir serveti yöneten kişinin hata yapma lüksü yoktur; her adım büyük bir hassasiyet ve denetim gerektirir.
82. Malın fazlası, sıkıntı getirir:); insan kontrol edemeyeceği kadar çok varlığa sahip olduğunda, mal ona hizmet etmek yerine o malın kölesi haline gelebilir.
83. Malın iyisi, sahibine döner: özünde değer barındıran hiçbir şey ziyan olmaz; bir şekilde yolunu bulur ve hak eden ellere tekrar ulaşır.
84. Mal, mülk ve akıl bir arada olmalı: Maddi zenginlik ancak zihinsel disiplinle birleştiğinde kişiyi yükseltir; aksi takdirde sadece geçici bir gösterişten ibaret kalır.
85. Mal, can ve akıl dengeli olmalı: Hayatın sürdürülebilir olması için maddi kaynaklar, fiziksel güç ve zihinsel sağlık arasında hiçbirinin diğerini ezmediği bir uyum bulunmalıdır.
86. Malı az olan, akılla çoğaltır: kıvrak zekalı bir kişi, elindeki en küçük kaynağı dahi kaldıraç olarak kullanarak büyük başarılara imza atabilir.
87. Mal, mülk insanı göstermez: asıl zenginlik insanın karakterindeki derinliktir; mülk sadece geçici bir dış kabuktur ve insanın gerçek değerini belirlemez.
88. Malı çok olanın kaygısı da çok olur: sahip olunan her artı değer, beraberinde o değeri yitirmeme korkusunu ve onu yönetme stresini de otomatik olarak artırır.
89. Malın kötüsü, başın ağrısı olur: hatalı, hukuken sorunlu veya kalitesiz bir mülk edinmek, kişiyi sürekli meşgul ederek hayat kalitesini düşürür.
90. Malı olan, sözü dinlenir: ekonomik gücün sağladığı özgüven ve prestij, kişinin fikirlerinin çevresinde daha etkili bir şekilde kabul görmesini sağlar.
91. Mal, mülk biriktirmek akılla olur: servet inşa etmek bir süreçtir ve bu süreç ancak mantıklı bir finansal okuryazarlık ve zeka ile başarıyla yürütülür.
92. Malın fazlası başa derttir: insanın yönetemeyeceği kadar büyüklüğe ulaşan her türlü varlık, sonunda sahibine yük olmaya ve huzurunu kaçırmaya başlar.
93. Malın azı tatlıdır: Az imkanla yetinmeyi bilen biri, büyük malın getireceği stres ve kaygılardan uzak kalarak hayatın tadını çok daha saf bir şekilde çıkarabilir.
94. Mal, can ve akıl bir araya gelince değer kazanır: İnsanın elindeki imkanlar ancak sağlıklı bir vücut ve bunları hayırlı işlere yönlendiren bir akıl ile birleştiğinde anlamlı bir bütün oluşturur.
95. Mal, akılsızın elinde yük olur: doğru kararlar veremeyen birinin elinde servet, sadece onun hatalarını büyüten ve yıkımını hızlandıran bir ağırlığa dönüşür.
96. Mal, mülk akılla kazanılır: Servet elde etmek bir disiplin işidir; piyasayı koklamak, sabretmek ve fırsatları akıllıca değerlendirmek kazancın kapısını açar.
97. Malın iyisi, sahibini belli eder: kişinin tercihlerindeki kalite ve asalet, onun iç dünyasının ne kadar zengin ve vizyonunun ne kadar geniş olduğunu kanıtlar.
98. Mal, akıllı ellerde çoğalır: Varlık, onu nasıl işleteceğini bilen, riskleri hesaplayan ve üretken düşünen ellerde bereketlenerek katlanarak büyür.
99. Malın çokluğu, başa dert olur: kontrol dışı büyüme ve aşırı servet, sahibini güvenlik ve yönetim gibi pek çok karmaşık sorunun içine iter.
100. Mal, can ve akıl dengede olmalı: huzurlu bir yaşam için ekonomik refah, bedensel sağlık ve zihinsel dinginlik arasında mükemmel bir denge kurulmalıdır.
101. Malı çok olan, dikkatli olmalı: yüksek mevkiler ve büyük servetler fırtınaya en açık yerlerdir; bu yüzden varlıklı kişilerin her daim uyanık ve tedbirli olması gerekir.
102. Mal, akıllı ellerde çoğalır: Maddi varlıklar, sadece biriktirmekle değil; onları nasıl değerlendireceğini bilen, yatırım fırsatlarını gören ve stratejik düşünen ellerde bereketlenerek katlanır.
103. Malın çokluğu, başa dert olur: Kişinin ihtiyacından çok fazla servete sahip olması; beraberinde hırsızlık korkusu, yönetim zorluğu, bitmek bilmeyen miras kavgaları ve koruma endişesi gibi ağır zihinsel yükler getirir.
104. Mal, can ve akıl dengede olmalı: İnsanın huzurlu bir yaşam sürebilmesi için ekonomik gücü, fiziksel sağlığı ve bu ikisini yönetebilecek zihinsel dengesi arasında uyum bulunmalıdır; biri eksik olduğunda diğerleri tam anlamıyla fayda sağlamaz.
105. Malı çok olan, dikkatli olmalı: Büyük bir varlığın sahibi olan kişi, hem toplumun hem de art niyetli kişilerin odağındadır; bu yüzden her adımını daha tedbirli atmalı ve risklere karşı uyanık olmalıdır.
106. Mal, mülk sahibi olmak yetmez: Maddi zenginlik tek başına bir değer ifade etmez; asıl önemli olan, bu imkanları hayırlı işlerde kullanacak bir olgunluğa ve onları yönetecek bir vizyona sahip olmaktır.
107. Malı gösteren, kaybeder: Varlığıyla sürekli gösteriş yapanlar, çevresindeki kötü niyetli insanların iştahını kabartır ve kıskançlıkları üzerine çekerek ellerindekini korumayı zorlaştırırlar.
108. Malın azı, akılla çoğaltılır: Başarılı bir girişimci veya tasarruf sahibi için sermayenin küçüklüğü engel değildir; doğru planlama ve zeka ile küçük birikimler zamanla büyük bir servete dönüşebilir.
109. Mal, mülk akılsızın elinde yük olur: Yönetim becerisi olmayan birine kalan miras veya servet, doğru değerlendirilemediği için kişiye sadece stres ve karmaşa getirir; sonunda da hızla tükenir.
110. Mal, can ve akıl birlikte değerli: Hayatın üç ana unsuru olan varlık, sağlık ve şuur bir araya geldiğinde insanın yaşam kalitesi zirveye ulaşır ve kişi gerçek esenliği bulur.
111. Malın iyisi, sahibini belli eder: Bir kişinin sahip olduğu ve kullandığı eşyaların niteliği, onun hayata bakış açısını, kalitesini ve titizliğini dış dünyaya yansıtan bir ayna gibidir.
112. Malı olan, sözü dinlenir: Ekonomik güce sahip olan kişilerin fikirleri, toplumda genellikle daha fazla itibar görür ve bu kişilerin karar alma süreçlerindeki etkisi daha baskın olur.
113. Malın kötüsü, başın ağrısı olur: Sorunlu, kalitesiz veya hukuken şaibeli bir mülk edinmek, sahibine fayda sağlamak yerine sürekli masraf, tamir ve yasal problemler çıkararak huzurunu kaçırır.
114. Malı olmayanın sözü geçmez: Maddi imkanlardan yoksun olan kişilerin düşünceleri, ne kadar doğru olursa olsun, ne yazık ki güç odaklı dünyada çoğu zaman yeterli yankıyı uyandırmaz.
115. Mal, mülk ve dostluk bir arada değer taşır: Gerçek mutluluk sadece para sahibi olmak değil, aynı zamanda bu varlığı anlamlandıracak ve zor günlerde yanınızda olacak samimi dostlara sahip olmaktır.
116. Mal, akılsızın elinde kaybolur: Bilinçsizce harcanan ve yatırım mantığıyla yönetilmeyen servet, ne kadar büyük olursa olsun, sahibinin hatalı kararları yüzünden yok olmaya mahkumdur.
117. Malı az olan, akılla çoğaltır: zeka ve çalışma azmi, kısıtlı imkanları büyük birer güce dönüştürmenin en temel anahtarıdır.
118. Malın fazlası sıkıntı doğurur: Kişinin kontrol edemeyeceği kadar genişleyen bir varlık alanı, onu yönetmek ve korumak için harcanan mesai nedeniyle kişinin özgürlüğünden ve huzurundan çalmaya başlar.
119. Mal, can ve akıl bir araya gelince değer kazanır: Bu üç temel unsurun birleşimi, bir insanın hem kendine hem de topluma en yüksek düzeyde fayda sağlamasına olanak tanır.
120. Malı bol olanın kaygısı da çok olur: Sahip olunan her mülk, beraberinde o mülkü kaybetmeme endişesini ve yönetim sorumluluğunu getirerek kişinin kafa rahatlığını azaltabilir.
121. Mal, mülk akılla korunur: Serveti muhafaza etmek sadece harcamamak değil, onu enflasyona, riskli yatırımlara ve dolandırıcılara karşı uyanık bir zihinle savunmak demektir.
122. Malın iyisi, sahibine yeter: Kaliteli olan bir değer, sahibini sürekli yeni arayışlara veya tamiratlara zorlamaz; görevini tam yaptığı için kişiye yeterlilik duygusu verir.
123. Mal, mülk akılla kazanılır: Kazanç elde etmek sadece fiziksel bir uğraş değil; fırsatları doğru zamanda fark etmeyi ve akılcı stratejiler kurmayı gerektiren zihinsel bir süreçtir.
124. Malın fazlası başa derttir: aşırı servet, sahibini güvenlik riskleri ve karmaşık yönetim süreçleri gibi istemediği durumların içine itebilir.
125. Malı olmayanın sözü geçmez: ekonomik yetersizlik, toplum içinde söz hakkının kısıtlanmasına ve kişinin fikirlerinin göz ardı edilmesine neden olabilir.
126. Mal, mülk ve dostluk bir arada değer taşır: hayatın bütününde maddi güvence ve manevi sosyal bağlar bir denge içinde olmalıdır.
127. Mal, can ve akıl dengede olmalı: bu üçlü yapıdan birinin aşırı baskın veya eksik olması, yaşamın genel dengesini ve huzurunu bozar.
128. Mal, mülk sahibini gösterir: Bir insanın sahip olduğu varlıkları nasıl kullandığı, onları neye harcadığı ve onlarla olan ilişkisi, o kişinin gerçek kimliğine dair önemli ipuçları sunar.
129. Mal, akılsızın elinde yük olur:; zihinsel hazırlığı olmayan birine verilen güç ve para, o kişi için ancak bir pişmanlık kaynağına dönüşür.
130. Mal, mülk çoğaltmak akılla olur: Varlığı artırmak sadece çok çalışmakla değil, doğru yatırım kanallarını bulmak ve sermayeyi zekice yönlendirmekle mümkündür.
131. Malın iyisi, sahibini gösterir: seçilen malın kalitesi, sahibinin vizyonunu ve hayattaki başarı seviyesini temsil eder.
132. Mal, can ve akıl bir araya gelince değer kazanır; ideal bir yaşam, fiziksel, maddi ve zihinsel imkanların kusursuz birleşimiyle inşa edilir.
133. Malı bol olan, dikkatli olmalıdır:; servet sahibi her daim göz önünde olduğu için, hem sosyal hem de finansal ilişkilerinde ekstra hassasiyet göstermelidir.
134. Malın fazlası, sıkıntı getirir:); kontrol edilemeyen zenginlik, beraberinde karmaşık yasal süreçler ve kişisel güvenlik endişeleri doğurur.
135. Malın iyisi, sahibine döner: Hak edilerek kazanılan veya özünde değerli olan bir şey, bir süreliğine elden çıksa dahi sonunda mutlaka asıl hak sahibine ulaşır.
136. Mal, mülk ve akıl bir arada olmalı: Sadece paraya sahip olmak yetmez; o parayı bir erdeme veya daha büyük bir başarıya dönüştürecek olan şey akıldır.
137. Mal, can ve akıl dengeli olmalı:; insanın kendine ve çevresine faydalı olabilmesi için bu üç temel dayanağın her birine özen göstermesi gerekir.
138. Malı az olan, akılla çoğaltır: (116. madde ile benzer şekilde); az sermaye, yaratıcı fikirler ve disiplinli bir çalışma ile devasa bir mülke dönüşebilir.
139. Mal, mülk insanı göstermez: Dışarıdaki zenginlik örtüsü yanıltıcı olabilir; bir insanın asıl kıymeti, o örtünün altındaki karakteri, bilgisi ve ahlakıdır.
140. Malı çok olanın kaygısı da çok olur:; mülk miktarı arttıkça, o mülkü idare etmek için harcanan efor ve duyulan endişe de aynı oranda artar.
141. Malın kötüsü, başın ağrısı olur:; yanlış yapılan yatırımlar veya alınan düşük kaliteli mallar, sahibine uzun vadede huzursuzluk ve masraf olarak geri döner.
142. Malı olan, sözü dinlenir; maddi bağımsızlık, kişiye fikirlerini daha gür bir sesle ifade etme ve çevresini etkileme gücü verir.
143. Mal, mülk biriktirmek akılla olur: Zenginlik, sadece biriktirmekle değil; tasarruf edilen her kuruşun akıllıca yönetilmesiyle kalıcı hale gelir.
144. Malın fazlası başa derttir:; lüzumundan fazla olan her varlık, aslında sahibine hizmet etmek yerine sahibi ona hizmet etmeye başlar.
145. Malın azı tatlıdır: Büyük riskler ve ağır sorumluluklar taşımayan, sadece geçime yeten helal bir varlık, insana en saf huzuru ve tatmini sağlar.
146. Mal, can ve akıl bir araya gelince değer kazanır: gerçek başarı ve mutluluk, insanın sahip olduğu tüm fiziksel ve maddi kaynakları aklıyla bütünleştirmesidir.
147. Mal, akılsızın elinde yük olur:; parayı bir araç olarak değil de sadece bir amaç olarak gören ve onu yönetemeyen kişi, kendi servetinin kurbanı olur.
148. Mal, mülk akılla kazanılır:); başarıya giden yol, sadece çalışmaktan değil, fırsatları akıllıca görüp değerlendirmekten geçer.
149. Malın iyisi, sahibini belli eder; yapılan seçimlerin niteliği, kişinin estetik anlayışını ve vizyoner kişiliğini temsil eder.
150. Mal, mülk ve dostluk bir arada değer taşır: (125. madde ile benzer şekilde); hayatta sadece maddi güvenceye değil, bu güvenceyi paylaşacak dostlara da ihtiyaç vardır.
151. Malı olmayan, dostunu kaybeder: Maddi çöküş yaşayan kişinin etrafındaki menfaatçi insanlar hızla uzaklaşır ve kişi gerçek dostlarıyla sahte olanları bu acı tecrübeyle ayırır.
152. Malı bol olan, dostunu sınar: Varlıklı bir insan, çevresindekilerin kendisine mi yoksa servetine mi değer verdiğini, onlara sunduğu imkanları kısıtlayarak veya gözlemleyerek anlayabilir.
153. Malı eksik olan, aklıyla kazanır: Sermayesi olmayan kişi, tek sermayesi olan zekasını ve becerisini kullanarak rızkını aramak ve hayatını kurmak zorundadır.
154. Malı fazlası, başa derttir:; gereksiz birikimler insanın omuzlarında taşımak zorunda olduğu maddi ve manevi bir yüke dönüşür.
155. Malı iyisi, sahibini belli eder:); kişinin varlıklarını değerlendirme ve seçim yapma biçimi, onun toplumsal duruşunu simgeler.
156. Malı çok olanın kaygısı da çok olur:; büyük servetler, koruma ve işletme gerektirdiği için sahibinin zihnini sürekli meşgul eder.
157. Malı çok, dostu az olur: Çok zengin olan kişiler, etraflarındaki kalabalığın gerçek dost mu yoksa çıkar peşindeki insanlar mı olduğunu bilemedikleri için içsel bir yalnızlık çekebilirler.
158. Malı yok, sözü yok: Ekonomik gücü olmayan kişinin, toplumsal meselelerde veya ikili ilişkilerde fikrini beyan etme ve kabul ettirme imkanı oldukça sınırlıdır.
159. Malı yok, dünyası yok: Geçimini sağlayacak hiçbir şeyi olmayan bir insan için dünya, yaşanması zor ve kısıtlı bir yere dönüşebilir; imkanlar dünyayı anlamlı kılar.
160. Malı yok, huzuru yok: Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve sürekli geçim derdi çeken birinin zihnen huzura kavuşması ve rahat bir yaşam sürmesi oldukça zordur.
161. Malı yok, itibar yok: Ne yazık ki dünyevi düzenlerde, insanların saygınlığı çoğu zaman sahip oldukları maddi varlıklarla ölçülür; yoksulluk itibar kaybına yol açabilir.
162. Malı yok, iş görmez: Sermayesi veya gerekli araç gereci olmayan birinin, büyük projeler gerçekleştirmesi veya herhangi bir işi sonuçlandırması imkansızdır.
163. Malı yok, söz geçmez:); maddi yetersizlik, kişinin otorite kurmasını ve başkalarını etkilemesini engeller.
164. Malı yok, takati yok: İyi beslenemeyen ve geçim sıkıntısı yüzünden sürekli çalışan kişinin hem fiziksel hem de ruhsal enerjisi (takati) tükenme noktasına gelir.
165. Malı yok, güveni yok: Maddi güvencesi olmayan insan, geleceğe dair sürekli endişe duyar ve hem kendine hem de hayata karşı bir güvensizlik hissine kapılabilir.
166. Malı yok, şanı yok: Toplumda adından söz ettirmek ve büyük eserler bırakmak (şan sahibi olmak) genellikle bir maddi altyapı gerektirir; yoksulluk kişiyi adsız bırakabilir.
167. Malı yok, rütbesi yok: Sosyal hiyerarşide yükselmek ve önemli makamlara gelmek çoğu zaman bir ön sermaye veya o sermayenin getirdiği çevreyle mümkün olur.
168. Malı yok, saygınlığı yok: insani değerlerin para ile ölçüldüğü toplumlarda, mülksüzlük kişinin saygı görmesinin önünde bir engeldir.
169. Malı yok, değeri yok: Maddiyatçı bakış açısına sahip çevrelerde, bir insanın gerçek kıymeti karakteriyle değil, mal varlığıyla tartılır; malı olmayana değer verilmez.
170. Malı yok, kudreti yok: Bir şeyleri değiştirme, iyileştirme veya birilerine yardım etme gücü (kudret) büyük oranda maddi imkanlara bağlıdır.
171. Malı yok, nimeti yok: Hayatın sunduğu pek çok maddi ve konforlu güzellikten (nimetlerden) faydalanmak için belli bir maddi güce sahip olmak şarttır.
172. Malı yok, şöhreti yok: Tanınmak ve geniş kitlelere ulaşmak için gerekli olan tanıtım ve sosyal çevre çoğu zaman maddi harcama gerektirir.
173. Malı yok, rahatlığı yok: Konforlu bir ev, iyi bir sağlık hizmeti ve dertsiz bir yaşam ancak maddi olanaklarla mümkündür; yoksulluk zahmet getirir.
174. Malı yok, faydası yok: Ne kendine ne de başkasına maddi anlamda katkı sağlayamayan birinin, toplum gözünde fonksiyonu düşük kabul edilir.
175. Malı yok, kazancı yok: Yatırım yapacak sermayesi veya rızık kapısı olmayan kişi, sürekli yerinde sayar ve gelir elde edemez.
176. Malı yok, el değmez: İnsanlar genellikle maddi olarak güçlü olanlarla iş birliği yapmak isterler; mülksüz ve güçsüz birine kimse el uzatmak veya iş yapmak istemez.
177. Malı yok, can sıkmaz: Bazen çok mal sahibi olmanın getirdiği dertlerden uzak olmak bir tesellidir; “kaybedecek bir şeyi olmamak” insana farklı bir özgürlük hissi verir.
178. Malı yok, kaygısı yok: Çalınacak bir serveti veya yönetilecek bir mülkü olmayan insan, zenginlerin yaşadığı o ağır koruma ve kaybetme endişesinden uzaktır.
179. Malı yok, tasası yok:; kısıtlı imkanlarla yaşayan biri, büyük servetlerin getirdiği karmaşık yasal ve sosyal tasalardan azade olur.
180. Malı yok, mesaisi yok: Mülkünü yönetmek ve artırmak için gece gündüz çalışmak zorunda olan zenginin aksine, malı olmayanın mülk yönetme derdi yoktur.
181. Malı yok, harcı yok: Büyük bir varlık, beraberinde büyük harcamalar ve vergiler getirir; malı olmayanın bu tür mali yükümlülükleri de bulunmaz.
182. Malı yok, dövizi yok: Piyasa dalgalanmalarından, döviz kurlarından ve ekonomik krizlerden etkilenecek büyük bir sermayesi olmadığı için bu tür küresel dertlerle uğraşmaz.
183. Malı yok, yeteneği yok; bazen maddi yetersizlik, kişinin kendini geliştirecek imkan bulamamasına ve yeteneklerinin körelmesine yol açar.
184. Malı yok, payı yok: Ortada paylaşılacak bir değer olduğunda, sermayesi veya katkısı olmayan kişiye genellikle o kazançtan pay verilmez.
185. Malı yok, emeği yok: Bir işe hem maddi kaynak (mal) hem de fiziksel güç (emek) katmayan birinin o işin sonucunda bir hak iddia etmesi zordur.
186. Malı yok, kazancı yok:; üretim aracı veya sermayesi olmayanın meyve toplaması (kazanç elde etmesi) mümkün değildir.
187. Malı yok, başına iş açmaz: Büyük servetler bazen başkalarının hasedini ve tehlikeli planlarını üzerine çeker; mülksüzlük bu tür tehlikelerden kişiyi uzak tutar.
188. Malı yok, sözü geçmez:; maddi imkanın olmadığı yerde otorite zayıf kalır ve kişinin sözlerine itibar edilmez.
189. Malı yok, iş yapmaz: Gerekli imkanlara sahip olmayan kişi istese de verimli bir üretim gerçekleştiremez.
190. Malı yok, huzuru kaçmaz: Elindekini yitirme korkusu olmayan kişi, zenginlerin her an yaşayabileceği finansal çöküş korkusundan uzaktır.
191. Malı yok, dostu yok:; sadece menfaat için yanında duran sahte kalabalıklar yoksul insanın etrafında bulunmaz.
192. Malı yok, düşmanı az olur: Kıskanılacak bir serveti veya paylaşılacak bir mülkü olmayan birinin, bu yüzden husumet besleyecek düşmanları da çok azdır.
193. Malı yok, dert etmez: Bazı insanlar kanaatkar bir yapıya sahiptir; büyük servet hırsı olmadıkları için ellerindeki az şeyle yetinir ve bunu dert haline getirmezler.
194. Malı yok, keyfi yerinde: Maddiyattan daha büyük değerlere (huzur, sağlık, sevgi) odaklanan kişi, büyük bir serveti olmasa da hayatın tadını çıkarabilir.
195. Malı yok, aç gözlü olmaz: Azla yetinmeyi bilen, elindekiyle mutlu olan birinde bitmek bilmeyen daha fazlasını isteme hırsı (açgözlülük) görülmez.
196. Malı yok, cimri olmaz: Paylaşılacak bir şeyi olmayan veya mülkiyete aşırı değer vermeyen kişi, sahip olduğu az şeyi de cömertçe paylaşabilir.
197. Malı yok, gösteriş yapmaz: Sergilenecek bir lüksü veya serveti olmayan insan, olduğu gibi görünür ve yapay bir büyüklük taslamaz.
198. Malı yok, kibirlenmez: Maddi güce dayanarak başkalarını hor görme (kibir) davranışı, varlığı olmayan insanda yerini tevazuya bırakır.
199. Malı yok, kibir etmez:; güçten ve paradan beslenen o yapay üstünlük hissi bu kişilerde bulunmaz.
200. Malı yok, kendini büyük görmez: İnsanları malıyla ezmeye çalışan zenginin aksine, yoksul insan genellikle sınırlarını bilir ve mütevazı kalır.
201. Malı yok, mütevazıdır: Yaşamın zorluklarını ve imkansızlığı tadan kişi, hayata ve diğer insanlara karşı daha alçakgönüllü ve anlayışlı yaklaşır.
202. Malı yok, iftira çekmez: Üzerine atılacak bir serveti veya kıskanılacak bir konumu olmayan kişi, başkalarının haset dolu yalanlarına ve asılsız suçlamalarına (iftiralarına) çok daha az maruz kalır.
203. Malı yok, cimri olmaz: İstifleyecek veya saklayacak büyük bir varlığı olmayan insan, mülkiyete karşı aşırı bir hırs geliştirmediği için elindeki az şeyi paylaşırken çok daha cömert ve rahat davranır.
204. Malı yok, başkasına zarar vermez: Maddi güç ve hırs, bazen insanı başkalarını ezmeye veya sömürmeye itebilir; bu tür bir güce sahip olmayan kişi, çıkar çatışmalarından uzak durarak kimsenin hakkına girmez.
205. Malı yok, elini açık tutar:; mülkün geçiciliğini kavramış ve yoksulluğu tatmış kişiler, maddi imkanları kısıtlı olsa da paylaşmanın erdemine daha çok inanır ve elindekini esirgemezler.
206. Malı yok, sözü dinlenir: (Bazen idealize edilen durumdur); Maddi gücüyle değil, sadece bilgisi, dürüstlüğü ve karakteriyle toplumda yer edinmiş kişilerin sözleri, paranın gölgesinde kalmadan saf bir saygı ve itibar görür.
207. Malı yok, sözünde durur: Çıkarları için yalan söyleme veya vaatlerini değiştirme ihtiyacı duymayan, karakteri sarsılmaz kişiler; maddi kaygıları olmadığı için verdikleri sözü ne pahasına olursa olsun tutarlar.
208. Malı yok, canı sıkılmaz: Büyük malı yönetmenin getirdiği yorgunluk, borsa veya piyasa takibi gibi stresler bu kişiden uzaktır; azla yetinmenin verdiği sadelik, zihinsel bir ferahlık sağlar.
209. Malı yok, başına dert açmaz: Servet bazen miras kavgası, hırsızlık veya dolandırıcılık gibi pek çok derdi beraberinde getirir; malı olmayanın hayatı bu tür karmaşık ve riskli olaylardan azadedir.
210. Malı yok, gönlü geniş olur: Maddi hırslarla daralmamış bir ruh yapısına sahip olan kişi, dünyevi eksiklikleri dert etmez; hoşgörüsü, sevgisi ve manevi derinliğiyle herkese yetecek bir gönül zenginliği sergiler.
211. Malı yok, başkasına muhtaç olmaz: (Kanaatkarlığı vurgular); Kendi yağıyla kavrulmayı öğrenmiş, beklentilerini en aza indirmiş bir kişi, kimseden bir şey istemeyerek onurunu korur ve aslında ruhen kimseye bağımlı kalmaz.
212. Malı yok, kanaati bilir: Elindeki az miktardaki imkanla yetinmeyi ve onunla mutlu olmayı beceren kişi, dünyanın en büyük zenginliğine yani iç huzuruna sahip demektir.
213. Malı yok, cömert olur: (204. madde ile benzer şekilde); Cömertlik miktarla değil, niyetle ilgilidir; hiçbir şeyi olmayanın gönlündeki paylaşma arzusu, bazen en büyük zenginlerden daha fazladır.
214. Malı yok, aklı başındadır: Para hırsı ve sürekli daha fazlasını kazanma arzusu insanın mantıklı düşünmesini engelleyebilir; bu hırstan uzak olanın zihni daha berrak, kararları daha sağlıklıdır.
215. Malı yok, düşmanı az olur: Paylaşılamayan bir mülk veya kıskanılacak bir lüks olmayınca, insanların size karşı kin beslemesi veya ayağınızı kaydırmaya çalışması için bir sebep de kalmaz.
216. Malı yok, takati yerindedir: Aşırı zenginliğin getirdiği hareketsizlik veya lüks yaşamın yan etkilerinden uzak duran, rızkı için çalışan kişinin bedensel gücü ve direnci (takati) daha sağlam kalır.
217. Malı yok, huzuru çok olur; Mülkiyetin getirdiği kaygı, koruma ve artırma stresi olmayınca, insan basit bir yaşamın getirdiği o derin ve dingin huzura daha kolay ulaşır.
218. Malı yok, keyfi yerindedir: Mutluluğu eşyada değil, yaşanılan anın içinde arayan kişi; büyük bir serveti olmasa da sevdikleriyle ve sağlığıyla hayattan büyük keyif alabilir.
219. Malı yok, dert etmez: Hayatın geçiciliğine inanan ve maddiyatı birincil amaç edinmeyen bilge kişi, imkansızlıkları bir yıkım olarak görmez; onları hayatın doğal bir parçası kabul eder.
220. Malı yok, gönlü temizdir: Kimsenin malında gözü olmayan, hileye başvurmayan ve sadece kendi emeğine güvenen kişinin iç dünyası, haset ve kötü niyet gibi kirlerden arınmış olur.
221. Malı yok, başkasına kötülük etmez: Güç ve para üzerinden başkalarını kontrol etme veya ezme gibi olumsuz davranışlar, imkanı olmayan insanda yerini masumiyete bırakır.
222. Malı yok, kibirlenmez:; İnsanları küçümsemek için kullanılan maddi üstünlük bu kişide bulunmadığı için, davranışlarında daima tevazu ve alçakgönüllülük hakimdir.
223. Malı yok, cimri olmaz:); Sahip olduğu tek bir lokmayı bile bölüşmekten çekinmeyen yoksulun bu tavrı, karakterinin mülkiyet hırsıyla bozulmadığını gösterir.
224. Malı yok, gösteriş yapmaz: Olduğu gibi görünen, yapay bir büyüklük taslamayan insan, sahte bir itibar peşinde koşmadığı için toplum içinde en doğal ve dürüst halini sergiler.
225. Malı yok, kanaatkâr olur: Hayatın zorluklarını gören ve elindekinin kıymetini bilen kişi, daha fazlası için kendini yıpratmak yerine sahip olduklarıyla şükrederek yaşamayı seçer.
226. Malı yok, elinden geleni yapar: Maddi imkanı olmasa bile, birine yardım etmek veya bir işi başarmak için fiziksel gücünü, bilgisini ve emeğini sonuna kadar seferber eder.
227. Malı yok, sözü geçer: (205. madde ile benzer şekilde); Bazı insanlar sadece kişiliklerinin ağırlığı ve doğrulukları sayesinde, en varlıklı insanlardan bile daha etkili bir otoriteye ve söz hakkına sahip olurlar.
228. Malı yok, aklı başındadır: (213. madde ile benzer şekilde); Servetin sarhoş edici etkisinden ve paranın getirdiği kibrin körlüğünden uzak olan kişi, hayatı çok daha rasyonel ve gerçekçi bir pencereden izler.
229. Malı yok, gönlü geniştir: (209. madde ile benzer şekilde); Sofrasında yemeği az olsa da gönlünde herkese yer olan, sevgi dolu ve misafirperver insanın manevi zenginliği her türlü maddi varlığın üzerindedir.
230. Malı yok, kimseye minnet etmez: Kendi kısıtlı imkanlarıyla yaşamaya alışmış onurlu kişi, kimseden bir menfaat beklemediği için kimsenin önünde eğilmez ve boyun eğmez.
231. Malı yok, başına bela almaz: (208. madde ile benzer şekilde); Büyük paraların döndüğü riskli işlerden ve tehlikeli ilişkilerden uzak kalmak, kişinin güvenliğini ve başının ağrımamasını sağlar.
232. Malı yok, dürüstlükten ayrılmaz: Zenginleşmek için harama el uzatmayan veya yalan söylemeyen yoksul kişi, en büyük sermayesinin tertemiz bir isim ve karakter olduğunu bilir.
233. Malı yok, yalan söylemez: Birilerini etkilemek, borcunu gizlemek veya haksız kazanç elde etmek için yalana ihtiyaç duymayan kişinin dili de kalbi gibi doğrudur.
234. Malı yok, haram yemez: Rızkını sadece alın teriyle kazanan, az olsa da helal olana odaklanan kişi; boğazından geçecek her lokmanın hesabını verebileceği bir ömür sürer.
235. Malı yok, canı sağdır: Maddi kayıpların moral bozucu etkisinden uzak kalan kişi için “sağlık her şeyin başıdır” felsefesi esastır; vücut sağlığını en büyük hazine kabul eder.
236. Malı yok, dostu gerçektir: Yanında bulunan az sayıdaki insan, malı veya makamı için değil; bizzat kendisi olduğu için oradadır. Bu da ona en samimi dostlukları bahşeder.
237. Malı yok, yolu açıktır: Büyük mülklerin ve sorumlulukların ayağına bağ olmadığı kişi, hayatın karşısına çıkardığı yeni fırsatlara ve değişimlere çok daha hızlı ve özgürce uyum sağlayabilir.
238. Malı yok, kalbi rahattır: Kul hakkı yeme korkusu veya mülkünü yönetme endişesi taşımayan kişinin vicdanı her daim huzurlu, uykusu ise her daim deliksizdir.
239. Malı yok, şükreder: Sahip olmadığı şeylerin yasını tutmak yerine, nefes alıyor olmanın ve sağlığın değerini bilerek her anını şükür duygusuyla taçlandırır.
240. Malı yok, kimseyi hor görmez: Kendi yoksulluğundan dolayı aşağılanmanın ne demek olduğunu bildiği için, başka insanlara karşı daima empatiyle ve saygıyla yaklaşır.
241. Malı yok, eline hakim olur: Başkasının malına mülküne el uzatmayan, dürüstlüğünü her türlü maddi teklifin üstünde tutan erdemli bir kişilik sergiler.
242. Malı yok, diline hakim olur: Boş konuşmak, gıybet etmek veya insanları kırmak yerine; az ve öz konuşarak karakterinin asaletini korur.
243. Malı yok, karakteri sağlamdır: Rüzgar ne taraftan eserse essin, maddi vaatlerle yönü değişmeyen; duruşu ve ilkeleri olan bir insan modelini temsil eder.
244. Malı yok, sabırlıdır: İsteklerine hemen ulaşamamanın verdiği zorlukları sabırla göğüsleyen kişi, bu sayede sarsılmaz bir irade ve dayanıklılık kazanır.
245. Malı yok, azimlidir: Hayatını idame ettirmek için daha çok çalışmak zorunda olan kişi, bu süreçte kazandığı azim ve kararlılıkla imkansızı başarma gücüne erişir.
246. Malı yok, umudu çoktur: Elindeki imkansızlıklar onu yıldırmaz; aksine bir gün daha iyi şartlara kavuşacağına dair beslediği inanç ve umut onu hayata bağlayan en büyük güçtür.
247. Malı yok, bilgisi çoktur: Maddi birikim yapamasa da kendini okuyarak, gözlemleyerek ve deneyimleyerek geliştiren kişinin zihinsel hazinesi her türlü paradan daha kıymetlidir.
248. Malı yok, tecrübesi boldur: Hayatın zorlu yollarından geçmiş, yokluğu ve mücadeleyi bizzat tatmış olan kişinin kazandığı hayat tecrübesi, ona her kapıyı açacak bir anahtar olur.
249. Malı yok, asaleti yeter: Soylu bir duruş için paraya ihtiyaç yoktur; kişinin nezaketi, dürüstlüğu ve davranışlarındaki incelik onun en büyük asalet göstergesidir.
250. Malı yok, onuru vardır: Maddi olarak en alt seviyede olsa dahi, şerefine ve haysiyetine gelecek en küçük bir lekeye izin vermeyen kişinin vakur duruşu takdire şayandır.
251. Malı yok, özgürlüğü vardır: Hiçbir mülke, banka borcuna veya büyük bir sorumluluğa bağlı olmayan kişi; istediği kararı alabilme ve istediği yöne gidebilme konusunda en özgür insandır.
252. Malı yok, yükü hafiftir: Dünya hayatından ayrılırken veya bir yerden bir yere göç ederken, arkasında bırakacağı büyük malların tasasını çekmeyen kişinin manevi yükü de çok hafiftir.
253. Malı yok, duası alınır: Kendi imkansızlığına rağmen başkalarına iyilik yapmaya çalışan, mütevazı yaşayan kişinin çevresinden aldığı hayır duaları onun en büyük manevi kalkanıdır.
254. Malı yok, bereketi vardır: Kazandığı az miktar para dahi helal olduğu ve şükürle harcandığı için, en büyük servetlerden daha çok işine yarar ve bereketli olur.
255. Malı yok, iz bırakır: Parasıyla değil; yaptığı iyilikler, yetiştirdiği insanlar veya ürettiği fikirlerle dünya üzerinde kalıcı ve güzel bir miras bırakır.
256. Malı yok, örnek olur: Zorluklar karşısındaki dik duruşu, dürüstlüğü ve kanaatkarlığıyla çevresindeki insanlara ilham veren bir rol model haline gelir.
257. Malı yok, sevgisi çoktur: Kalbini maddiyatla karartmamış olan kişi, insanlara, hayvanlara ve doğaya karşı saf bir sevgi ve şefkat besleyerek hayatı güzelleştirir.
258. Malı yok, ruhu zengindir: Sahip olduklarının azlığına rağmen iç dünyasında büyük bir barış ve zenginlik yaşayan kişi, gerçek zenginliğin “yeterlilik hissi” olduğunu kanıtlar.
259. Malı yok, her şeyi var; Sağlığı, huzuru, sevdikleri ve tertemiz bir vicdanı olan kişi; kağıt üzerinde “yoksul” görünse de aslında hayattaki en değerli her şeye sahiptir.