Ç Harfi ile başlayan Atasözleri

  1. Çabuk parlayan çabuk  söner: Birden bire parlayan, emek vermeden hızlıca ünlenen veya öfkesine yenik düşenler, bu geçici enerjiyi koruyamaz ve kısa sürede etkisini yitirerek unutulur; kalıcılık sabır ve sağlam temel gerektirir.

  2. Çakalsız köy olmaz: Her topluluğun içinde mutlaka düzeni bozan, kurnazlık peşinde koşan veya kötü niyetli birileri bulunur; bu hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir.

  3. Çalarlar kapını, çalarsan kapısını: Başkasına yapılan her türlü kötülük veya haksızlık, bir gün mutlaka döner dolaşır yapanın kendi başına gelir; bu bir ilahi adalet uyarısıdır.

  4. Çam sakızı çoban  armağanı: Verilen hediyenin maddi değerinden ziyade, onu veren kişinin  samimiyetine ve niyetine odaklanılması gerektiğini ifade eden bir nezaket sözüdür.

  5. Çarşıdan/pazardan alan  pişman olmaz: Karar vermeden önce araştıran, fiyat ve kalite karşılaştırması yapan kişi, sonradan “keşke” demez; bilinçli seçim huzur getirir.

  6. Çatal kazık yere batmaz:İki ayrı fikrin veya iki ayrı otoritenin olduğu işlerde kararsızlık yaşanır ve o işten verim alınamaz; başarı tek elden ve net bir stratejiyle gelir.

  7. Çatı kiremitten olur,  insan akıldan: Bir binayı ayakta tutan dış malzemesi ise, insanı değerli kılan ve onu diğerlerinden ayıran asıl unsur fiziksel görüntüsü değil, sahip olduğu muhakeme yeteneği ve aklıdır.

  8. Çay kuşu çaylak olur: İşin mutfağından yetişmeyen, tecrübe basamaklarını tırmanmayan kişiler, o işin ağırlığını taşıyamaz ve büyük hatalar yapmaya mahkumdur.

  9. Çayır kuşu yuvada ötmez:  İnsanlar kendilerini güvende hissetmedikleri veya yabancısı oldukları ortamlarda gerçek yeteneklerini sergileyemezler; herkes kendi evinde veya uzmanlık alanında rahattır.

  10. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, bir gün yakalanır: Yanlış yollarla veya şans eseri cezadan kaçanlar, bu durumun sonsuza kadar süreceğini sanmamalıdır; süreklilik arz eden hatalar eninde sonunda sahibini ele verir.

  11. Çene çalmakla değirmen dönmez: Sadece konuşarak, plan yaparak veya boş lakırdı ederek bir işin sonuçlanması mümkün değildir; başarı için ter dökmek ve somut eyleme geçmek gerekir.

  12. Çerçi ne satarsa onu över: İnsanlar kendi menfaatleri doğrultusunda, ellerindeki imkanları veya malları kusursuzmuş gibi gösterme eğilimindedir; taraflı yorumlara dikkat edilmelidir.

  13. Çıkar dostluğu yel gibi eser: Sadece menfaat üzerine kurulan arkadaşlıklar, rüzgarın esiş yönü gibi değişkendir; çıkar bitince dostluk da anında kaybolur.

  14. Çıkan baş kesilir:  Toplumun genelinden farklı düşünen, çok öne çıkan veya sivrilen kişiler, çevreleri tarafından daha çok eleştirilir ve baskı altına alınmaya çalışılır.

  15. Çiğ süt emmiş: İnsan doğasındaki kusurları ve nankörlüğü ifade eder; kötülük yapmaya meyilli, güven vermeyen kişiler için kullanılan bir uyarıdır.

  16. Çivi çiviyi söker: Güçlü bir sorunu veya sıkıntıyı alt etmek için, bazen en az o sorun kadar sert ve etkili bir yöntem ya da benzer bir güç kullanmak gerekir.

  17. Çobanın gönlü olursa tekeden yağ çıkar: Eğer bir kişi bir işi gerçekten canıgönülden yapmak isterse, imkansız görünen şartlarda bile bir yolunu bulup başarıya ulaşır.

  18. Çobanın sürüsü dağda belli olur: Bir liderin veya yöneticinin gerçek başarısı, huzurlu zamanlarda değil, zorlukların ve krizlerin baş gösterdiği “saha” koşullarında ortaya çıkar.

  19. Çobansız koyunu kurt kapar: Başıboş bırakılan, denetlenmeyen veya bir lideri olmayan işler ve topluluklar, her türlü dış tehlikeye ve sömürüye açık hale gelir.

  20. Çocuğa iş buyuran, arkasından kendi gider: Tecrübesiz ve sorumluluk bilinci gelişmemiş birine iş emanet edildiğinde, işin eksik kalma ihtimali yüksektir; bu da iş sahibine iki kat yük çıkarır.

  21. Çocuk düşe kalka büyür: Gelişim süreci hatalardan bağımsız değildir; insan ancak hata yaparak,  başarısızlığı tadarak ve bunlardan ders çıkararak olgunlaşır.

  22. Çoğu zarar, azı karar:  Hayatın her alanında ölçülü olmak esastır; en faydalı şeyin bile fazlası  insana ve çevreye zarar verebilir, denge huzurun kaynağıdır.

  23. Çok bilen çok yanılır: Kendine ve bilgisine aşırı güvenen kişi, “nasıl olsa biliyorum” kibriyle basit detayları atlar ve beklemediği hatalar yapar.

  24. Çok bilen değil, iş bilen kazanır: Teorik bilgi çok kıymetlidir ancak bu bilgiyi pratiğe döküp sonuç üretebilen kişi, hayatta gerçek başarıyı ve kazancı elde eder.

  25. Çok çalışan değil, akıllı çalışan kazanır: Sadece çok efor sarf etmek yetmez; emeği doğru stratejiyle birleştiren, verimli yöntemler kullanan kişi hedefine daha hızlı ulaşır.

  26. Çok çalışan kazanır: Emek ve gayret hiçbir zaman boşa gitmez; düzenli ve disiplinli bir çalışma eninde sonunda meyvesini verir.

  27. Çok el, işi hafifletir: Dayanışma ve imece usulü çalışmak, en zor ve büyük görünen işlerin bile kısa sürede ve kolayca bitmesini sağlar.

  28. Çok gezen az para biriktirir: Sürekli dışarıda olan ve yeni yerler keşfeden kişi harcamalarını kontrol etmekte zorlanır; bu yaşam tarzı kültürel zenginlik katsa da maddi birikimi zorlaştırır.

  29. Çok gezen çok bilir: Okuyarak öğrenilen bilgi sınırlıdır; bizzat yerinde görerek, farklı kültürleri ve insanları tanıyarak edinilen tecrübe insanın ufkunu çok daha fazla açar.

  30. Çok gülenin çok ağladığı olur: Hayat zıtlıklar üzerine kuruludur; aşırı neşe ve rehavetin ardından gelen üzücü olaylar, insanın dengesini sarsabilir, temkinli olmak gerekir.

  31. Çok konuşan az iş yapar: Enerjisini sözle tüketenlerin icraata vakti kalmaz; üretken insanlar konuşmaktan çok işlerine odaklanmayı tercih ederler.

  32. Çok konuşan başını derde sokar: Dikkatsizce ve gereğinden fazla konuşmak, insanın sonradan  pişman olacağı sözler söylemesine ve çevresiyle sorun yaşamasına neden olur.

  33. Çok konuşan boş konuşur: Sözün niceliği arttıkça niteliği düşer; kelime kalabalığı yapanlar genellikle içi boş ve faydasız bilgiler paylaşırlar.

  34. Çok koşan çabuk yorulur: Hayat bir maratondur, depar değil; enerjisini başlangıçta kontrolsüzce harcayanlar yolun yarısında pes etmek zorunda kalır.

  35. Çok laf yalansız olmaz: Çok konuşan kişi, etkileyici olmak veya konuyu uzatmak adına farkında olmadan ya da bilerek gerçekleri saptırabilir.

  36. Çok mal haramsız olmaz: Büyük servetlerin birikme aşamasında bazen etik dışı yollara girilmiş veya başkasının hakkı çiğnenmiş olabilir; aşırı zenginliğe şüpheyle yaklaşılır.

  37. Çok naz âşık usandırır: İnsan ilişkilerinde aşırı ilgi ve şımarıklık beklemek bir yerden sonra karşı tarafı yorar ve en derin sevgilerin bile bitmesine yol açar.

  38. Çok okuyan değil, anlayan bilir: Okunan kitap sayısı değil, o bilgilerden çıkarılan ders ve zihinde kalan öz önemlidir; nitelikli öğrenme nicelikten üstündür.

  39. Çok para adamı şaşırtır: Aniden gelen veya aşırı olan zenginlik, insanın değer yargılarını değiştirebilir, kibre ve yanlış kararlara sürükleyebilir.

  40. Çok para çok dert getirir: Zenginlik sadece konfor sağlamaz; aynı zamanda o malı koruma, yönetme ve çevreden gelecek beklentilerle baş etme yükünü de beraberinde getirir.

  41. Çok para haram kapı açar: İnsanoğlu elindeki imkanlar arttıkça hırslarına daha kolay yenik düşebilir ve bu hırs onu meşru olmayan yollara itebilir.

  42. Çok para insanı bozar: Maddi güç, karakteri zayıf olan bireylerde ego artışına ve ahlaki değerlerin erimesine neden olabilir.

  43. Çok seven çabuk küser: Birine çok değer veren kişi, ondan gelecek en ufak bir olumsuz davranışa karşı daha hassastır; yüksek beklenti kırılganlığı artırır.

  44. Çok seven çok ağlar: Duygusal bağın derinliği, o kişiden ayrılma veya bir sorun yaşama durumunda hissedilecek acının da o derece büyük olmasına sebep olur.

  45. Çok sevgi çabuk eskir: Her şeyin aşırısı gibi, sevginin de ölçüsüzce ve boğucu bir şekilde sunulması tarafları bıktırabilir ve ilginin değerini düşürür.

  46. Çok soru soran yolunu şaşırır: Karar verme aşamasında gereğinden fazla detaya boğulmak ve herkesten akıl almak, insanın kafasını karıştırarak doğru yoldan sapmasına neden olur.

  47. Çok söyleyen çok yanılır: Dilin kontrolü aklın elinden çıktığında hatalı bilgi verme ihtimali artar; az ve öz konuşmak hatayı minimize eder.

  48. Çok söyleyene değil, çok yapana bak: İnsanların vaatleri ve konuşmaları yanıltıcı olabilir; bir kişinin gerçek değerini ve samimiyetini sadece ortaya koyduğu işler belirler.

  49. Çok söz dinleyen yanılır: Herkesin fikrini sormak ve kendi mantık süzgecini kullanmamak, kişiyi tutarsızlığa ve yanlış yönlendirmelere açık hale getirir.

  50. Çok söz iş bitirmez:Bir sorunu çözmek için saatlerce tartışmak yeterli değildir; çözüm ancak eylemle ve uygulama ile mümkündür.

  51. Çok söz yalansız olmaz: Konuşma uzadıkça dürüstlük payı azalabilir; söz kalabalığı genellikle hataları veya yalanları gizlemek için kullanılır.

  52. Çok umut yalancı çıkarır: Hayata dair aşırı ve gerçek dışı beklentiler içinde olmak, hayal kırıklığına davetiye çıkarır; gerçekçi hedefler daha güvenlidir.

  53. Çok uyuyan tembel olur:Dinlenmek bir ihtiyaçtır ancak fazlası insanın üretkenliğini öldürür ve hayattan kopmasına neden olan bir atalet hali yaratır.

  54. Çok veren el az alır:Cömertlik bazen kişinin kendi kaynaklarını tüketmesine neden olabilir;fedakarlığın da bir sınırı ve dengesi olmalıdır.

  55. Çok veren el sonunda yorulur: Sürekli başkaları için harcama yapan veya fedakarlık eden kişi, bir süre sonra kendi enerjisinin ve imkanlarının tükendiğini fark eder.

  56. Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir: Sadece uzun ömür sürmek tecrübe için yeterli değildir; farklı yerler görmek ve farklı hayatlara tanıklık etmek bilgiyi derinleştirir.

  57. Çok yaşayan çok görmez: Yılların geçmesi tek başına bilgelik getirmez; asıl önemli olan o yıllarıniçinde ne kadar çok deneyim biriktirildiğidir.

  58. Çok yaşayan değil, çokdeneyen bilir: Hayatın sırrı sadece zamanın geçmesinde değil, kaç kez risk alıp yeni şeyler denendiğinde ve bu denemelerden ne öğrenildiğinde saklıdır.

  59. Çok yaşayan değil, çok okuyan bilir: Bilgi birikimi sadece hayat tecrübesiyle değil, geçmişin ve başkalarının bilgilerini içeren kaynakları okuyup hazmetmekle artar.

  60. Çok yalan söyleyen unutkan olur: Yalan söyleyen kişi, daha önce hangi yalanı söylediğini sürekli aklında tutmak zorundadır; bu karmaşa bir süre sonra çelişkilere ve rezilliğe yol açar.

  61. Çok yalanın sonu rezilliktir: Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkma huyu vardır; yalan üzerine kurulu bir hayat eninde sonunda büyük bir utançla yıkılır.

  62. Çok yanılan çok bilir: Yapılan her hata aslında bir öğrenme fırsatıdır; en çok hatayı yapan, neyin işe yaramadığını en iyi öğrenen kişidir.

  63. Çok yiyen az yaşar:Beslenmede aşırıya kaçmak vücudu yorar ve sağlığı bozar; uzun ve kaliteli bir yaşam için az yemek ve ölçülü olmak şarttır.

  64. Çok yiyen çok çalışır:Tüketimi ve harcaması fazla olan kişi, bu yaşam standardını karşılayabilmekiçin herkesten daha fazla emek vermek ve yorulmak zorundadır.

  65. Çok yiyen tez acıkır:Vücut ve zihin aşırılığa alıştığında denge bozulur; fazlaya alışan kişi hepdaha fazlasını isteyerek doyumsuzluk döngüsüne girer.

  66. Çok yokuş çıkan düzde yorulur: Sürekli zorluklarla boğuşan ve ağır yük taşıyan kişiler,şartlar normale dönse bile o geçmişin yorgunluğunu üzerlerinden atamazlar.

  67. Çok yokuş çıkanın inişi tez olur: Hızla ve zorlayarak zirveye tırmananlar, aynı hızla düşüşe geçebilirler; istikrarlı ve sakin ilerleyiş daha güvenlidir.

  68. Çok yorulmakla iş bitmez: Çalışmak kadar dinlenmek ve işi organize etmek de önemlidir; planlanmamış ve sadece fiziksel güce dayalı çalışma verimsizdir.

  69. Çok yorulursun, az dinlenmezsen: Hayatın yoğun temposunda kendine vakit ayırmayan ve dinlenmeyi ihmal eden kişi, bir süre sonra tükenmişlik yaşayarak verimini kaybeder.

  70. Çok yüz güldüren, çok ağlatır: Başlangıçta aşırı mutluluk ve konfor sunan durumlar veya kişiler, beklentiyi çok yükselttiği için sonradan yaşanacak ufacık bir eksiklikte büyük hüzün yaratır.

  71. Çok yüzlü, çok sözlü olur: Dürüst olmayan, herkese farklı davranan ikiyüzlü kişiler, bu durumu kurtarmak için sürekli konuşmak ve yeni bahaneler üretmek zorunda kalırlar.

  72. Çok yüzlü insan güven vermez: Tavırları ve fikirleri sürekli değişen, nerede nasıl davranacağı belli olmayan kişilere kimse inanmaz ve itibar etmez.

  73. Çok yük eşeği çökertir: Bir insana kapasitesinin üzerinde sorumluluk ve iş yüklemek, onun pes etmesine ve işin tamamen durmasına neden olur.

  74. Çoklukta bereket vardır: Birlik ve beraberlik içinde, el birliğiyle yapılan işler her zaman daha verimli ve bereketli sonuçlar doğurur.

  75. Çöl susuz kalan suyu rüyasında görür: İnsan en çok neyin eksikliğini çekiyorsa, zihni sürekli o ihtiyaca odaklanır ve hayallerini o şey süsler.

  76. Çömlek hesabı çarşıya uymaz: Kişinin kendi başına yaptığı planlar, hayatın gerçekleri ve dış etkenlerle karşılaştığında genellikle revize edilmek zorunda kalır.

  77. Çömlekçinin kiri kendi evine gerek: İnsan başkalarının kusurlarıyla uğraşacağına, kendi hatalarını görmeli ve önce kendi içindeki yanlışları düzeltmelidir.

  78. Çöplükte horoz ötmez: Değersiz ve seviyesiz ortamlarda kaliteli işler yapılamaz; yetenekli kişiler kendilerini gösterecek uygun bir zemin bulamazlar.

  79. Çorap söküğü gibi gelir: Bir karmaşanın veya sorunun ilk düğümü çözüldüğünde, geri kalan kısımlar kendiliğinden ve hızla çözülmeye başlar.

  80. Çorba dumanı tütmeden sofra kurulmaz: Her şeyin bir zamanı ve hazırlık aşaması vardır; yeterli emek ve sabır gösterilmeden sonuç beklemek yanlıştır.

  81. Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır: Başkalarını eleştirmeden önce kendi büyük hatalarımızla yüzleşmeli, empati kurarak adaleti elden bırakmamalıyız.

  82. Çul içinde aslan yatar: Birinin dış görünüşü, fakirliği veya sade yaşantısı sizi aldatmasın; o gösterişsiz dış kabuğun altında çok güçlü bir karakter veya zeka olabilir.

  83. Çürük diş baş ağrıtır:Küçük görünen ama çözülmeyen sorunlar, zamanla vücudun veya işin tamamını etkileyen büyük birer dert haline gelir.

  84. Çürük ip ile kuyuya inilmez: Güven vermeyen insanlara veya yetersiz ekipmanlara dayanarak riskli bir işe kalkışmak, felakete davetiye çıkarmaktır.

  85. Çürük mal pahalı satılmaz: Kalitesi düşük olan bir şey, ne kadar süslenirse süslensin uzun süre değerliymiş gibi gösterilemez; gerçek değeri elbet anlaşılır.

  86. Çürük tahta çivi tutmaz: Temeli bozuk, karakteri oturmamış veya işe yaramaz hale gelmiş bir şeyi düzeltmeye çalışmak zaman kaybıdır; üzerine yeni bir şey inşa edilemez.

  87. Çürük tahtaya basan düşer: Sağlam olmayan işlere, yalan dolan üzerine kurulu planlara güvenen kişi sonunda mutlaka zarar görür.

  88. Çürük temel üzerine bina yapılmaz: Bir işin başlangıcı sağlam değilse, üzerine ne kadar büyük hedefler koyarsanız koyun, o iş eninde sonunda çökmeye mahkumdur.

  89. Çok bilen çok susar: Gerçek bilgi sahibi olanlar, her konuda fikir beyan etmek yerine sessiz kalmayı ve dinlemeyi tercih ederler; bilgelik ölçülülüktür.

  90. Çok bilenin düşmanı çok olur: Bilgili ve başarılı insanlar, çevrelerinde kıskançlık uyandırabilir ve bu durum onların hedef haline gelmesine neden olabilir.

  91. Çok bilen kendini kaybeder: Bilginin verdiği güçle kibre kapılan kişi, gerçeklikten kopabilir ve kendi sonunu hazırlayan hatalar yapabilir.

  92. Çok okuyan değil, gezen bilir: (Bkz. 29 ve 56) Yaşamın pratiği ve yerinde gözlem, kitabi bilgiden daha kalıcı ve öğreticidir.

  93. Çok seven çabuk eskir:İlişkilerde aşırı duygusallık ve sürekli yoğunluk, duyguların hızla tükenmesine ve bıkkınlığa yol açabilir.

  94. Çok bilmek değil, bildiğini yapmak önemlidir: Bilgi ancak hayata geçirildiğinde bir anlam kazanır; uygulama alanı olmayan bilgi sadece zihinsel bir yüktür.

  95. Çok söyleyene değil,çok yapana bak: Sözler uçup gider, geriye sadece yapılan işler kalır; birinin kalitesini sözleri değil, icraatları belirler.

D Harfi İle BaşlayanAtasözleri

  1. Dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir: Doğa olayları nasıl kaçınılmazsa, hayatta her insanın başına beklenmedik sıkıntılar ve sorumluluklar gelebilir. Önemli olan bu zorluklara karşı hazırlıklı ve metanetli olmaktır.

  2. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur: Cansız varlıklar yerinden kımıldayamaz ama insanlar hareket halindedir. Dünya küçüktür; bugün tartıştığın biriyle yarın başka bir yerde karşılaşabilirsin, bu yüzden ilişkileri tamamen koparmamak gerekir.

  3. Dağ dumansız olmaz, insan hatasız olmaz: Büyük dağların tepesinde her zaman sis veya bulut bulunur. Tıpkı bunun gibi, değerli ve büyük işler yapan insanların da mutlaka küçük kusurları veya hataları olabilir.

  4. Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden aşar: Karşılaştığımız engel ne kadar büyük görünürse görünsün, o engeli aşacak bir çare veya yöntem mutlaka vardır. Hiçbir sorun çözümsüz değildir.

  5. Dağ yürümezse abdal yürür: Bir sonuca ulaşmak isteyen kişi, şartların kendine uymasını beklemek yerine kendisi şartlara uyum sağlamalıdır. Hedefe gitmek için gerekirse biz fedakârlık yapmalıyız.

  6. Dağdan gelip bağdakini kovmak: Bir yere sonradan dahil olup, orada eskiden beri emek veren kişiyi haksız yere dışlamaya veya yerinden etmeye çalışmak büyük bir nezaketsizlik ve haksızlıktır.

  7. Dağınık evde bereket olmaz: Yaşam alanında düzenin olmadığı yerde huzur da olmaz. Maddi ve manevi bolluk, intizamlı ve tertipli bir çalışma ortamında yeşerir.

  8. Dal eğilirse meyve verir: Meyve veren dal ağırlığından dolayı yere doğru eğilir. Bu, insanın olgunlaştıkça ve bilgi sahibi oldukça daha alçakgönüllü olması gerektiğini, tevazu gösterenin daha faydalı olacağını anlatır.

  9. Dalda durmaz, elde durmaz: Kararsız, ne yapacağı belli olmayan ve bir yerde sabit kalamayan güvenilmez kişiler için kullanılır. Bu tip insanların hayatında bir istikrar bulmak zordur.

  10. Dalı kırılan ağacın gölgesi olmaz: Bir insanın gücü, dayanağı veya destekçileri elinden giderse, o kişi artık ne kendine ne de başkalarına fayda sağlayabilir.

  11. Damdan düşen, damdan düşenin hâlini bilir: Bir acıyı veya sıkıntıyı bizzat yaşamayan kişi, o acıyı çekenin duygularını tam anlayamaz. Empati kurabilmek için benzer zorluklardan geçmiş olmak gerekir.

  12. Damlaya damlaya göl olur: Küçük ve önemsiz görülen birikimler, sabırla devam ettirildiğinde zamanla devasa bir sonuca veya zenginliğe dönüşür. Tasarrufun önemini vurgular.

  13. Dananın kuyruğu kopunca kavga çıkar: Bir meseledeki belirsizlik sona erip asıl gerçek ortaya çıktığında veya olay artık dayanılmaz bir noktaya geldiğinde büyük bir hesaplaşma başlar.

  14. Dar gün dostu belli olur: İnsan iyi gününde etrafında çok kişi bulur. Ancak gerçek dost, kimsenin yanınızda olmadığı, en sıkıntılı ve çaresiz zamanlarınızda elinizi tutan kişidir.

  15. Dar yerden genişlik çıkmaz: İmkânları kısıtlı olan, vizyonu dar veya sermayesi yetersiz olan bir durumdan büyük ve ferah sonuçlar beklemek gerçekçi değildir.

  16. Darı unundan baklava olmaz: Bir işin kaliteli olması için kullanılan malzemenin de kaliteli olması şarttır. Yetersiz donanımla mükemmel bir sonuç elde edilemez.

  17. Davul bile dengi dengine çalar: Evlilik veya ortaklık gibi uzun vadeli ilişkilerde tarafların sosyal, kültürel ve ekonomik olarak birbirine uyumlu olması huzurun temel şartıdır.

  18. Davulun sesi uzaktan hoş gelir: Bir işin dışarıdan görünen parıltısı veya kolaylığı, o işin içindeki zorlukları gizler. Uzaktan kolay görünen sorumluluklar, içine girince çok zahmetli olabilir.

  19. Dayak cennetten çıkmadır: Toplumda disiplin sağlamak adına söylenen bu söz, aslında aşırıya kaçmayan bir otoritenin veya terbiyenin bazen gerekli olduğunu savunan eski bir anlayıştır.

  20. Dayan komşum, dayan; komşunun tavuğu kaz olunca: Başkasının elindekini kıskançlıkla takip edenlerin, onların başarısı arttıkça daha fazla haset duyacaklarını hiciv yoluyla anlatır.

  21. Dayanıklı taş, duvar tutar: Sağlam karakterli, güvenilir ve işinde uzman olan kişiler her zaman aranır ve girdikleri bir topluluğu veya işi ayakta tutarlar.

  22. Dediği dedik, çaldığı düdük: Çevresindeki kimsenin fikrini almayan, son derece inatçı ve her şeyin sadece kendi istediği gibi olmasını bekleyen baskıcı kişiler için kullanılır.

  23. Deliden al uslu haberi: Bazen çok saf veya toplumca ciddiye alınmayan bir kişi, kimsenin söylemeye cesaret edemediği gerçekleri en yalın ve açık haliyle dile getiriverir.

  24. Delik çuval su tutmaz: Kazandığını hemen harcayan, savurgan ve plan yapmayan birine ne kadar çok imkan verirseniz verin, o kişi asla birikim yapamaz ve her zaman darda kalır.

  25. Demir tavında dövülür: Her işin yapılması gereken en uygun bir zamanı vardır. Fırsat eldeyken ve şartlar olgunlaşmışken adım atmak gerekir; gecikilirse aynı verim alınamaz.

  26. Demiri demirle döverler, insanı insanla: Güçlü bir engeli aşmak için yine o güçte bir araç kullanmak gerekir. İnsanları ikna etmek veya disipline etmek için de yine donanımlı insanlar gereklidir.

  27. Deneme yanılma ile yol bulunur: Hayatta en kalıcı bilgi tecrübedir. Hata yapmaktan korkmamalıyız çünkü her yanlış deneme bizi doğru sonuca bir adım daha yaklaştırır.

  28. Deniz dalgasız olmaz, insan kavgasız olmaz: İnsanların bir arada olduğu her yerde fikir ayrılıkları ve ufak çatışmalar çıkması doğaldır. Mükemmel bir huzur aramak yerine yönetilebilir ilişkiler kurmak gerekir.

  29. Deniz kenarında dalga eksik olmaz: Hareketli, büyük ve riskli işlerin döndüğü yerlerde her zaman bir hareketlilik ve buna bağlı sorunlar eksik olmaz.

  30. Deniz malı dünyada kalır: (Aslı: Dünya malı dünyada kalır) Kazandığımız servet ve sahip olduğumuz mülkler sadece yaşadığımız süre içindir. Ölümden sonra insanla giden tek şey karakteri ve yaptığı iyiliklerdir.

  31. Deniz ne kadar dalgalı olsa durulur: En şiddetli kavgalar, en büyük ekonomik krizler veya en derin üzüntüler bile zamanla etkisini yitirir ve hayat normale döner. Umudu kesmemek gerekir.

  32. Denize düşen yılana sarılır: Çok çaresiz ve zor durumda kalan bir insan, normal şartlarda asla kabul etmeyeceği tehlikeli veya sevmediği yollardan bile yardım ummaya başlar.

  33. Dereden tepeden konuşmak: Belli bir amacı olmayan, havadan sudan, konuyu dağıtarak ve gereksiz ayrıntılara girerek yapılan sohbetleri ifade eder.

  34. Dereyi görmeden paçayı sıvama: Bir işin sonucu tam olarak netleşmeden, o iş olmuş gibi davranıp hazırlık yapmak veya sevinmek hayal kırıklığına yol açabilir. Sabırlı olmak şarttır.

  35. Derin su yavaş akar: Çok bilgili, görgülü ve donanımlı insanlar kendilerini kanıtlama çabasına girmezler; gürültü yapmadan, vakur ve sakin bir şekilde hareket ederler.

  36. Dert insanı söyletir: İçinde büyük bir acı veya sıkıntı biriktiren kişi, bir noktadan sonra dayanamaz ve içini dökme ihtiyacı hisseder. Sıkıntı suskunluğu bozar.

  37. Dert paylaşıldıkça azalır: İnsanın yaşadığı üzüntüyü güvendiği birine anlatması, omuzlarındaki yükün hafiflemesine ve manevi bir rahatlama yaşamasına yardımcı olur.

  38. Dertsiz başa dert aranmaz: Her şey yolunda giderken, gereksiz riskler alarak veya macera arayarak huzuru bozmak akıllıca bir iş değildir. Eldekini korumak önemlidir.

  39. Deve büyük ama beşini bir eşek yeder: Fiziksel olarak çok güçlü veya büyük görünmek, her zaman akıllı ve yönetici olmak anlamına gelmez. Zeka ve strateji, kaba güçten üstündür.

  40. Deve hendek atlayamaz: Herkesin bir kapasitesi ve yapamayacağı şeyler vardır. Bir insandan yeteneğinin veya gücünün çok üstünde bir performans beklemek haksızlıktır.

  41. Deveye hendek atlatmak: İnatçı birini bir işe ikna etmeye çalışmak veya imkânsıza yakın zorluktaki bir işi başarmak için harcanan aşırı çabayı anlatır.

  42. Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur: İnsanı büyük yıkımlara götüren şey genellikle devasa hatalar değil, küçük ve açgözlü arzularına yenik düşmesidir. Küçük bir hırs, büyük bir hayatı söndürebilir.

  43. Diken üstünde oturmak: Her an bir yerden kötü bir haber gelecekmiş veya bir sorun çıkacakmış gibi hissedilen, sürekli tedirgin ve huzursuz olma durumunu betimler.

  44. Dikenli gül, kokulu olur: En güzel sonuçlar ve en değerli başarılar genellikle çok büyük zorlukların, fedakârlıkların ve acıların ardından gelir. Zahmetsiz rahmet olmaz.

  45. Dikensiz gül olmaz: Kusursuz bir mutluluk veya tamamen sorunsuz bir başarı yoktur. Sevdiğimiz her şeyin katlanmamız gereken ufak bir zahmeti veya eksiği mutlaka bulunur.

  46. Dil kılıçtan keskindir: Fiziksel bir darbe zamanla iyileşir ama sert ve kırıcı bir sözün insanın ruhunda açtığı yara ömür boyu kapanmayabilir. Sözün gücü çok büyüktür.

  47. Dil yarası, kılıç yarasından derindir: İnsanın onuruna, kalbine ve duygularına yöneltilen ağır hakaretler asla unutulmaz ve iyileşmesi fiziksel yaralardan çok daha zordur.

  48. Diline sahip olmayan başına iş açar: Nerede, neyi, kime söyleyeceğini bilmeyen kişiler, dillerini tutamadıkları için her zaman toplumda dışlanır veya zor duruma düşerler.

  49. Dilini tutan belasını tutar: Konuşmadan önce düşünen ve gereksiz yere söze girmeyen kişi, kendisine yönelecek pek çok eleştiri ve sorunu daha baştan engellemiş olur.

  50. Dinlemesini bilmeyen, konuşmasını da bilmez: İyi bir konuşmacı olmanın temel şartı önce iyi bir gözlemci ve dinleyici olmaktır. Karşı tarafı anlamadan söylenen sözler boştur.

  51. Dinsizin hakkından imansız gelir: Çok zalim ve kötü kalpli birini durdurmak için bazen hukuk veya nezaket yetmez; onu ancak ondan daha gözü kara ve sert biri durdurabilir.

  52. Diri diri gömülmez: Masum bir insanın hakkını yemek veya onu hayattayken yok saymak, suçsuz yere ağır cezalar vermek vicdanen kabul edilemez bir haksızlıktır.

  53. Doğru hesap çarşıdan döner: Bir plan kağıt üzerinde ne kadar güzel görünürse görünsün, eğer temeli hatalıysa uygulama (gerçek hayat) aşamasında mutlaka açık verir.

  54. Doğru insan yolda kalmaz: Dürüstlükten ve adaletten ayrılmayan kişi, ne kadar zorluk yaşarsa yaşasın sonunda mutlaka bir çıkış yolu bulur ve hak ettiği yere varır.

  55. Doğru kapıyı çalan aç kalmaz: Çalışkan olan ve rızkını helal yoldan, dürüstlükle arayan kişi eninde sonunda emeğinin karşılığını alır ve geçimini sağlar.

  56. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar: Çıkarcıların ve yalancıların olduğu bir ortamda gerçekleri dile getiren kişi, düzeni bozduğu için istenmeyen adam ilan edilir.

  57. Doğru söz yemin istemez: Gerçek olan bir ifade kendi içinde bir tutarlılığa sahiptir. Eğer biri sürekli yemin ediyorsa, aslında sözünün doğruluğuna kendisi de tam güvenmiyor demektir.

  58. Doğru sözlü insan düşman kazanır: Gerçekleri eğip bükmeden söyleyenler, yalanla iş yürütenlerin ve kusuru olanların rahatını kaçırdığı için onlar tarafından sevilmezler.

  59. Doğru yoldan sapan, yolunu şaşırır: Hayatta dürüstlük ve ahlak gibi temel ilkelerden ayrılan kişi, bir süre sonra karmaşanın içinde kaybolur ve huzurunu yitirir.

  60. Doğrunun yardımcısı Allah’tır: Her türlü hileye ve haksızlığa rağmen dürüst kalmayı başaran kişi, ilahi bir adaletle er ya da geç korunur ve ödüllendirilir.

  61. Doğrunun yoldaşı sabırdır: Dürüst davranmanın meyveleri hemen toplanmayabilir. Haklılığın ortaya çıkması için zaman ve büyük bir sabır gerekir.

  62. Doğruyu söylemek cesaret ister: Bir gerçeği dile getirmek bazen büyük riskler almayı gerektirir. Korkularına yenilmeyen ve bedel ödemeyi göze alanlar ancak doğruyu söyleyebilir.

  63. Doktor hasta olmadan hekimin kıymeti bilinmez: Bir nimetin veya uzmanlığın değeri, ona en çok ihtiyaç duyulan darlık ve acı anlarında tam olarak idrak edilir. Sağlıklıyken sağlık unutulur.

  64. Dokunan yanar: Tehlikeli, hukuk dışı veya arkasında büyük güçlerin olduğu meselelere bulaşan kişi, ne kadar iyi niyetli olursa olsun mutlaka zarar görür.

  65. Dokuz doğurmak: Bir işin sonucunu veya gelmesi beklenen bir haberi büyük bir heyecan, stres ve korku dolu bir bekleyiş içinde geçirmeyi ifade eder.

  66. Dokuz köyden kovulan onuncu köye gider: Dürüstlüğü yüzünden bir yerden dışlanan kişi umudunu yitirmemeli; mutlaka kıymetinin bilineceği yeni bir yer bulacaktır.

  67. Dolu küpün sesi çıkmaz: Gerçekten bilgili, donanımlı ve zengin (manen) olan insanlar gösteriş yapma ihtiyacı duymazlar. Gürültü çıkaranlar genellikle içi boş olanlardır.

  68. Dolu testinin sesi çıkmaz: Tıpkı dolu küp gibi, karakteri oturmuş ve birikimi tam olan insanlar kendilerini kanıtlama telaşı gütmezler; sakin ve derinden giderler.

  69. Doluya koysan almaz, boşa koysan dolmaz: Bazı karmaşık sorunlar veya memnun edilmesi imkânsız kişiler vardır; ne yaparsanız yapın bir türlü dengeyi ve huzuru kuramazsınız.

  70. Donmuş gölde yürüyen çatlağı bekler: Riskli ve sonu belli olmayan tehlikeli bir yola giren kişi, başına gelecek felaketlere hazırlıklı olmalı ve şikayet etmemelidir.

  71. Dost acı söyler: Gerçek dost, arkadaşının hatasını görmezden gelip onu uçuruma sürüklemez. Üzüleceğini bilse bile iyiliği için doğruları yüzüne söyler.

  72. Dost başa, düşman ayağa bakar: Dostunuz sizin yükselmenizi, aklınızı ve itibarınızı takip eder; düşmanınız ise bir an önce ayağınızın kaymasını ve düşmenizi bekler.

  73. Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur: Arkadaş sayınızı ne kadar artırırsanız artırın yetmez; ama tek bir düşman bile hayatınızı zindana çevirmeye ve size zarar vermeye yeter.

  74. Dost dosta yük olmaz: Gerçek bir sevgi bağında yardımlaşma bir külfet olarak görülmez. İnsan sevdiği kişi için yaptığı fedakarlıktan ağırlık duymaz.

  75. Dost kara günde belli olur: İnsanların gerçek yüzü iyi günde değil, maddi veya manevi olarak çöktüğünüz, kimsenin size faydasının dokunmadığı en zor zamanlarda ortaya çıkar.

  76. Dost, dostun ayıbını yüzüne söyler: Samimi bir arkadaş, dostunun kusurunu başkasına anlatıp onu küçük düşürmez; düzeltmesi için doğrudan kendi yüzüne söyler.

  77. Dostla ye iç, alışveriş etme: Para ve maddi çıkarlar en sağlam bağları bile çürütebilir. Dostluğu korumak için maddi hesapları araya sokmamak daha sağlıklıdır.

  78. Dostluk alışverişte bozulmaz: Eğer taraflar dürüst, şeffaf ve adaletli davranırsa, beraber yapılan ticaret o dostluğu sarsmaz, aksine güveni pekiştirir.

  79. Dostun attığı taş baş yarmaz: Sevdiğimiz birinden gelen sert bir eleştiri bizi üzse de, onun niyetinin iyilik olduğunu bildiğimiz için kalıcı bir kırgınlık yaratmaz.

  80. Dostun iyisi kara günde belli olur: (Vurgu) Felaket anlarında yanınızda kalanlar, hayatınızdaki en değerli ve gerçek insanlardır; diğerleri sadece gölgedir.

  81. Dostuna güvenen yolda kalmaz: Arkasında sağlam ve samimi destekçileri olan kişi, hayatın zorlu yollarında tek başına kalmaz ve mutlaka bir yardım eli bulur.

  82. Dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim: İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır. Arkadaş çevremiz bizim karakterimiz, değerlerimiz ve geleceğimiz hakkında bilgi verir.

  83. Durduğu yerde su yosun tutar: Çalışmayan, üretmeyen ve zihnini tazelemeyen insan zamanla işlevini kaybeder ve toplumun gerisinde kalarak körelir. Hareket berekettir.

  84. Durup dururken kavga çıkmaz: Toplumsal veya bireysel çatışmaların her zaman bir geçmişi, bir nedeni ve tetikleyici bir unsuru vardır; hiçbir şey sebepsiz değildir.

  85. Duru suyu bulandırma: Zaten iyi giden, sorunsuz ve huzurlu olan bir süreci gereksiz meraklarla veya müdahalelerle bozup karmaşa yaratma.

  86. Dünya bir misafirhanedir: İnsan bu dünyada kalıcı değildir, her şey emanettir. Bu yüzden hırsla dünyaya bağlanmak yerine hoş bir sada bırakmaya odaklanmak gerekir.

  87. Dünya bir penceredir, her gelen bakar geçer: Hayat çok kısa ve geçicidir. Kimse bu dünyada baki değildir, bu yüzden mal mülk kavgası yapmak yerine insanca yaşamak önemlidir.

  88. Dünya dönse de insan huyu dönmez: İnsanın temel karakter yapısı ve özü çok zordur değişir. Dış şartlar ne kadar değişirse değişsin, kişinin mayası aynı kalır.

  89. Dünya fani, ölüm ani: Yaşamın geçiciliğini ve ölümün her an gelebileceğini hatırlatır. Bu söz, insanı daha vicdanlı ve ölçülü yaşamaya davet eder.

  90. Dünya işi dünyada kalır: Ölümden sonra maddi hiçbir şeyin önemi yoktur. Bu yüzden hayatın geçici dertlerini çok fazla büyütmemek gerekir.

  91. Dünya işine dalan ahireti unutur: Aşırı maddeci bir yaşam tarzı, insanın manevi değerlerini ve hayatın gerçek anlamını ıskalamasına neden olabilir.

  92. Dünya kadar derdin olsa da bir lokma ekmekle yaşanır: Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, temel ihtiyaçlar karşılandığı sürece hayata tutunmak ve devam etmek mümkündür.

  93. Dünya kadar malın olsa ne fayda: Eğer sağlık, huzur ve sevgi yoksa zenginliğin hiçbir değeri yoktur. Maddiyat tek başına mutluluk getirmez.

  94. Dünya malı dünyada kalır: (Tekrar) Mezara hiçbir mülk götürülemez. Bu yüzden hırs yapıp kalp kırmak beyhudedir.

  95. Dünya malı elde durmaz: Servet değişkendir; bugün zengin olan yarın fakirleşebilir. Maddiyata çok güvenip kibirlenmemek gerekir.

  96. Dünya malına güven olmaz: Maddi zenginlik bir felaketle, bir hatayla veya bir hastalıkla her an yok olup gidebilir. Güvenilecek asıl şey karakterdir.

  97. Dünya tatlısı baldan tatlı değildir: Dışarıdan çok güzel ve cazip görünen bazı şeyler, aslında sanıldığı kadar kıymetli veya huzur verici olmayabilir.

  98. Dünya varmış, ölüm varmış: Hayatın getirdiği güzelliklerin tadını çıkarırken, bir gün bu yolculuğun biteceği gerçeğini de akıldan çıkarmamak gerekir.

  99. Dünya yıkılsa umursamaz: Çevresinde olup biten en büyük felaketlere bile tepki vermeyen, aşırı gamsız ve vurdumduymaz kişileri tarif eder.

  100. Düş kalk bilen yol alır: Başarıya ulaşmak için hatalardan ders çıkarmayı bilmek gerekir. Yenilgiyi bir son değil, bir öğrenme süreci olarak görenler ilerleyebilir.

  101. Düşe düşe yol bulunur: Doğruyu bulmak için bazen yanlış yollara girmek ve hatalar yapmak kaçınılmazdır. Tecrübe, bu düşüşlerin toplamıdır.

  102. Düşe kalka öğrenilir: (Vurgu) Hayat bir deneme sahasıdır. İnsan olgunluğa ancak zorluklarla mücadele ederek ve hatalarından ders alarak ulaşır.

  103. Düşene tekmeleyen çok olur: Bir insan gücünü ve itibarını kaybettiğinde, o güne kadar ona yaranmaya çalışanlar fırsat bulup ona zarar vermeye çalışırlar.

  104. Düşenin dostu olmaz: Maddi veya manevi olarak yıkıma uğrayan birinin etrafındaki sahte dostlar hızla dağılır, insan en zor anında yalnız kalabilir.

  105. Düşenin halinden düşen anlar: (Empati) Bir felaket yaşayan kişiyi, ancak benzer bir felaketi daha önce yaşamış olan kişi tam olarak anlayabilir ve teselli edebilir.

  106. Düşman dosttan çıkar: İnsana en büyük zararı, zayıf noktalarını en iyi bilen eski dostları verebilir. Yakınların kırgınlığı büyük düşmanlıklara gebedir.

  107. Düşman ekmeği zehir olur: Kötü niyetli bir kimseden gelen iyilik veya yardım, mutlaka altında bir art niyet barındırır ve insana huzur vermez.

  108. Düşman gülerken dost ağlar: Siz bir hata yaptığınızda düşmanınız gizli gizli sevinirken, gerçek dostunuz sizin adınıza üzülür ve sizi düzeltmeye çalışır.

  109. Düşman güldürürken dost düşündürür: Düşman sizi kandırmak için sahte iltifatlar eder; dost ise canınızı sıksa bile gerçekleri söyleyerek sizi doğru karara zorlar.

  110. Düşman kapıya gelmeden silah kuşanılmaz: Sorun henüz ortada yokken aşırı saldırgan veya savunmacı olmak huzuru bozar. Tedbirli olunmalı ama gereksiz gerginlik yaratılmamalıdır.

  111. Düşman okşar, dost acıtır: Düşman sizi gevşetmek için yumuşak davranabilir, dost ise sizi uyandırmak için sert ve sarsıcı gerçekleri söyleyebilir.

  112. Düşman susar ama unutmaz: Karşı tarafın sessiz kalması her zaman barış anlamına gelmez. Bazen sadece doğru zamanı bekledikleri için pusuda yatıyor olabilirler.

  113. Düşman taş atar, dost ekmek verir: Kişilerin size karşı olan niyetlerini, size yaptıkları muameleden ve dar zamanlarınızdaki tavırlarından anlayabilirsiniz.

  114. Düşman uyanıktır, dost dalgındır: Tehlike her zaman tetikte ve fırsat kollar, oysa biz güvenli ortamda rehavete kapılıp savunmasız kalabiliriz. Her zaman uyanık olunmalıdır.

  115. Düşman uyandırılmaz: Uyuyan bir sorunu, sessiz duran bir rakibi gereksiz yere tahrik edip üzerinize çekmek akıl karı bir iş değildir.

  116. Düşman uyumaz: Kötü niyetli odaklar her zaman bir zayıf noktanızı yakalamak için beklerler. Tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamak şarttır.

  117. Düşman uyurken bile düşünülür: Tehlike her an gerçekleşebilecek bir ihtimaldir. Bu yüzden stratejik düşünmek ve her zaman bir B planına sahip olmak gerekir.

  118. Düşmanından kaçan yorulur: Sorunlarla yüzleşmek yerine onlardan sürekli kaçmak, insanı daha fazla tüketir ve sorunu daha da büyütür. Yüzleşmek esastır.

  119. Düşmanının sözünden sakın: Size zarar vermek isteyen birinin vereceği tavsiyenin altında mutlaka sizi yanıltacak bir tuzak bulunur.

  120. Düşmanlık ateş gibidir: Eğer düşmanlık duygusu bir kez başlarsa ve söndürülmezse, tıpkı ateş gibi her şeyi yakıp yıkar, hem size hem çevreye zarar verir.

  121. Düşmanlıkla dostluk bir arada olmaz: Birine hem nefret duyup hem de onunla samimi bir ilişki yürütmek imkansızdır. Duygusal netlik dürüstlüğün temelidir.

  122. Düşmanımın düşmanı dostumdur: Bazen ortak bir tehlikeye karşı, normalde hiç sevmediğimiz kişilerle bile geçici bir iş birliği yapmak zorunda kalabiliriz.

  123. Düşmanın dostluğu saman alevi gibidir: Kötü niyetli birinin aniden iyi davranması samimi değildir; bu durum çok kısa sürer ve genellikle bir çıkarı bittiğinde söner.

  124. Düşmanın dostu olmaz: (Aslı: Düşmana dost olunmaz) Kötü niyetli biriyle kurulan samimiyet her an bozulabilir; onlara tam güven duyulmamalıdır.

  125. Düşmanın gözüyle bak, dostun gözüyle gör: Olayları hem eleştirel bir rakipten gelebilecek saldırıları öngörerek analiz et, hem de sağduyulu bir dostun vicdanıyla değerlendir.

  126. Düşmanın gülüşüne kanma: Düşmanın size karşı nazik davranması veya gülümsemesi, arkasındaki kötü planı gizlemek için kullandığı bir maskedir.

  127. Düşmanın hediyesi tuzaktır: Beklenmedik bir düşmandan gelen büyük lütuflar, genellikle sizi borçlu çıkarmak veya dikkatinizi dağıtmak için verilen rüşvetlerdir.

  128. Düşmanın karınca ise de hor bakma: (Tedbir) Rakibini ne kadar zayıf veya önemsiz görürsen gör, onu küçümseme. En küçük ihmal büyük felaketlere neden olabilir.

  129. Düşmanın oku uzaktan gelir: Tehlike her zaman en yakından gelmez. Bazen hiç beklemediğiniz bir yerden veya hiç ummadığınız bir yöntemle zarar görebilirsiniz.

  130. Düşmanın silahı sabırdır: Bazen rakibiniz sadece sizin hata yapmanızı bekler. Aceleci davranmak, beklemeyi bilen düşmana fırsat vermektir.

  131. Düşmanın sözünden bal olmaz: Kötü niyetli birinin ağzından ne kadar tatlı söz çıkarsa çıksın, o sözün özünde her zaman size zarar verecek bir zehir vardır.

  132. Düşmanın sözüne değil işine bak: İnsanların ne dediği değil, ne yaptığı önemlidir. Özellikle güvenilmeyen kişilerin eylemleri, gerçek niyetlerini ele verir.

  133. Düşmanını besleyen kendini aç bırakır: Size zarar veren veya verecek olan kişilere imkan ve güç sağlamak, aslında kendi sonunuzu hazırlamaktır.

  134. Düşmanını bilmeyen kendini bilmez: Kendi zayıf yönlerini ve dışarıdaki tehlikeleri tanımayan bir kişi, kendini savunma ve geliştirme becerisine de sahip olamaz.

  135. Düşmanını hafife alan zarar görür: (Vurgu) Rehavet ve kibir, yenilginin başlangıcıdır. Her zaman en kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerekir.

  136. Düşmanını küçümseyen yenilir: (Strateji) Karşı tarafın gücünü olduğundan az görmek, gerekli önlemleri almamaya ve sonuçta kaybetmeye yol açar.

  137. Düşmanını tanı, kendini koru: Bilgi en büyük kalkandır. Karşı tarafın yöntemlerini bilirseniz, ona göre savunma hattı kurabilirsiniz.

  138. Düşmanından öğren: Rakiplerinizin sizi neden ve nasıl eleştirdiğine dikkat edin. Onların saldırıları, sizin geliştirmeniz gereken zayıf noktalarınızı gösterir.

  139. Düşmanına bile adil ol: İnsanlık ve onur, düşmanlıkta bile adaleti gerektirir. Haksızlık yapmak sizi de o sevmediğiniz düşmanın seviyesine indirir.

  140. Düşmanına bile merhametli ol: Güç elinizdeyken bile zalimleşmemek, erdemli bir insanın en büyük özelliğidir. İnsanlıktan çıkmadan mücadele edilmelidir.

  141. Düşmanına kapını açma: Sizi bir kez sırtınızdan vurmuş veya size zarar vermiş birine ikinci kez aynı fırsatı vermek akıllıca bir iş değildir.

  142. Düşmanına sırtını dönme: Tehlike devam ettiği sürece gardınızı indirmeyin ve olayları takip etmeyi bırakmayın. Dikkatsizlik en büyük açıktır.

  143. Düşmanla aynı sofraya oturma: Güven bağının olmadığı bir ortamda samimiyet kurmak, sizi manipülasyona ve saldırılara açık hale getirir.

  144. Düşmanla dost olan yarı yolda kalır: Temel değerleri sizinle uyuşmayan ve size karşı kötü niyet besleyenlerle kurulan ortaklıklar en kritik anda çöker.

  145. Düşmanla yola çıkılmaz: Hedefleriniz ve niyetleriniz zıt olan kişilerle bir yolculuğa veya projeye başlamak, başarısızlığa davetiye çıkarmaktır.

  146. Düşmanla bir olma: Kendi tarafındaki insanlara ihanet edip karşı tarafa geçmek veya kötülüğe alet olmak, insanın itibarını tamamen yok eder.

  147. Düşmez kalkmaz bir Allah: Makam, mevki ve zenginlik kalıcı değildir. Bugün en tepede olan yarın en dibe düşebilir; bu yüzden kimseyle alay etmemeli ve kibirlenmemelidir.

  148. Düşünmeden konuşan pişman olur: Ağızdan çıkan her kelime bir ok gibidir; geri dönüşü yoktur. Sonucu hesaplanmadan söylenen sözler, insanın hayatını karartabilir.

  149. Düşünmek aklın süsüdür: İnsan zekası ancak tefekkür ve analizle parlar. Düşünerek hareket eden insan, her zaman daha zarif ve doğru sonuçlar elde eder.

  150. Düşüne düşüne yol alınır: Acele kararlar hata payını artırır. Bir meseleyi her yönüyle tartıp öyle adım atmak, başarıya giden en güvenli yoldur.

  151. Düz duvara tırmanılmaz: Doğaya, mantığa veya imkânsızlıklara karşı boş yere inat etmek sadece enerji ve zaman kaybıdır. Akıllı kişi sınırlarını bilir.

  152. Düz giden yol şaşmaz: Doğru, dürüst ve hilesiz bir yöntem izleyen kişi, belki yavaş ilerler ama sonunda mutlaka hedefine ulaşır; yolu asla karışmaz.

  153. Düz hesap utandırmaz: Açık, şeffaf ve her aşaması belli olan bir işten kimse zarar görmez. Gizlisi saklısı olmayan hesaplar insanın başını dik tutar.

  154. Düz hesap zarar getirmez: Karmaşık olmayan, net ve dürüstçe yapılan planlamalar her zaman kazandırır ve insanı güvende tutar.

  155. Düz konuşan eğri iş yapmaz: Sözünde duran ve net olan insanların eylemleri de genellikle dürüst ve ahlaklıdır. Söz insanın özünün aynasıdır.

  156. Düz ovada at koşturmak kolaydır: Şartlar mükemmelken herkes başarılı olabilir. Gerçek yetenek, engellerin ve zorlukların olduğu engebeli yollarda belli olur.

  157. Düz yolda yürümek kolaydır: Hiçbir direnç veya sorun yokken bir işi başarmak sıradan bir durumdur; asıl takdir edilmesi gereken zor şartlardaki başarıdır.

  158. Düzgün ağaç düzgün yanar: Özü sağlam olan, yetiştirilme tarzı doğru olan bir insanın sonu da, yaptıkları da her zaman hayırlı ve temiz olur.

  159. Düzgün ağaç eğri gölge vermez: (Karakter) Karakteri sağlam olan birinden yanlış, hileli ve kötü bir davranış çıkması mümkün değildir. Gölge ağaca bağlıdır.

  160. Düzgün davranış saygı doğurur: İnsanların size olan saygısı, sizin takındığınız tavır ve sergilediğiniz ahlaki duruşla doğrudan ilişkilidir.

  161. Düzgün evde kavga olmaz: Disiplin, sevgi ve düzenin hakim olduğu ailelerde gereksiz tartışmalar ve huzursuzluklar yaşanmaz; herkes yerini bilir.

  162. Düzgün hesap zarar ettirmez: (Ekonomi) Gelirini giderini doğru planlayan ve dürüst ticaret yapan kişi, iflas veya büyük kayıplarla karşılaşmaz.

  163. Düzgün insan ardında iyi ad bırakır: Maddi varlıklar geçer gider ama dürüstlükle yaşanmış bir ömürden geriye kalan saygınlık sonsuza dek yaşar.

  164. Düzgün insan dost kazanır: Doğruluğuna güvenilen kişilerin etrafında her zaman sadık ve samimi bir arkadaş çevresi oluşur; yalnız kalmazlar.

  165. Düzgün insan düşman kazanmaz: Adaletli ve hak yemeyen biriyle kimse boş yere uğraşmaz; böyle kişiler toplumun genelinden saygı görür.

  166. Düzgün insan düzgün iş yapar: İşine saygı duyan ve ahlaklı olan birinin elinden çıkan her iş kaliteli, güvenilir ve sağlam olur.

  167. Düzgün insan iz bırakır: Yaşadığı topluma değer katan ve dürüstlüğü ilke edinen kişiler, vefatlarından sonra bile iyilikle anılmaya devam ederler.

  168. Düzgün insan sözünden dönmez: Sözünü bir senet gibi gören güvenilir kişiler, şartlar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın verdikleri vaadi yerine getirirler.

  169. Düzgün insan yalan söylemez: Doğruluk karakteri haline gelmiş olan kişi, kısa vadeli çıkarlar için asla onurunu ve gerçeği feda etmez.

  170. Düzgün iş ustayı belli eder: Bir ürünün kalitesi ve işçiliğindeki özen, o işi yapan kişinin ne kadar mahir ve ahlaklı bir usta olduğunun kanıtıdır.

  171. Düzgün iş ustasını belli eder: (Vurgu) Eser her zaman sahibini tanıtır. İyi bir iş yaparsanız, reklam yapmanıza gerek kalmaz; işiniz sizi anlatır.

  172. Düzgün iş uzun ömürlü olur: Baştan savma değil, kuralına uygun ve sağlam yapılan her iş zamana karşı direnir ve kalıcılığını korur.

  173. Düzgün niyet kapı açar: İnsanın kalbindeki niyet temizse, karşılaştığı zorluklarda hiç ummadığı kapılar yardım için birer birer açılır.

  174. Düzgün söz düşmanı bile yumuşatır: Tatlı dil ve nazik üslup, en katı kalpleri bile eritebilir ve çatışmaları barışa dönüştürebilir.

  175. Düzgün söz gönül alır: Kırgınlıkları gidermek ve insanları mutlu etmek için bazen sadece dürüst ve nazik bir çift söz yeterlidir.

  176. Düzgün söz gönül yapar: (Onarım) İletişimde dürüstlük ve zarafet, bozulan ilişkileri onarır ve insanlar arasında sevgi bağı kurar.

  177. Düzgün söz iz bırakır: Akılcı, dürüst ve derinliği olan sözler, dinleyenlerin zihninde ve kalbinde kalıcı etkiler bırakır.

  178. Düzgün söz kapı açar: Kendini doğru ve nazikçe ifade eden kişiler, sosyal hayatta ve iş hayatında her zaman daha kolay fırsat bulurlar.

  179. Düzgün söz kavga söndürür: Öfke anında bile itidalini koruyup düzgün konuşan kişi, büyük bir çatışmanın büyümesini tek başına engelleyebilir.

  180. Düzgün söz, kapı açar: (Tekrar-Vurgu) İletişim becerisi ve dürüst ifade, hayatın anahtarıdır.

  181. Düzgün tartı helal kazançtır: Ölçüde ve tartıda adaletli olan kişi, sadece maddi kazanç elde etmez; aynı zamanda vicdan rahatlığı ve helal rızık kazanır.

  182. Düzgün tartı pazarı ayakta tutar: Bir toplumda ticaretin ve güvenin devam etmesi, herkesin adil bir şekilde hak ettiğini almasına bağlıdır.

  183. Düzgün tartı pazarı yaşatır: Güvenin olmadığı yerde ticaret ölür. Adaletli ölçü, toplumsal refahın ve sürekliliğin garantisidir.

  184. Düzgün taş duvarı ayakta tutar: Bir yapıyı oluşturan her bir parçanın sağlam olması gerekir. Toplumda her birey dürüst olursa, o toplum yıkılmaz.

  185. Düzgün taş yerinde ağırdır: Herkes kendi uzmanlık alanında ve karakterine uygun mevkide daha değerli ve etkili olur.

  186. Düzgün yol az yorar: Doğru yöntemle, planlı ve hilesiz ilerlemek, belki yavaştır ama insanı gereksiz maceralardan ve yorgunluklardan korur.

  187. Düzgün yol başarıya çıkar: (Hedef) Sapmadan, doğru prensiplerle ilerleyen kişi eninde sonunda arzu ettiği başarıya ulaşır.

  188. Düzgün yol şaşırtmaz: Belirlenmiş, net ve ahlaki kuralları olan bir yaşam tarzı seçen kişi, yol ayrımlarında ne yapacağını şaşırmaz.

  189. Düzgün yol yorulmaz: (Anlam: Düzgün yolda yorulunmaz) Doğru yolda olmanın verdiği vicdan huzuru, insanın fiziksel yorgunluğunu unutturur ve ona şevk verir.

  190. Düzgün yol, yolcuyu yormaz: Planı ve rotası net olan işlerde çalışanlar, ne yapacaklarını bildikleri için strese girmez ve yıpranmazlar.

  191. Düzgün yolcu menzile varır: İlkelerinden ödün vermeden ilerleyen kararlı kişi, ne kadar vakit geçerse geçsin varmak istediği yere ulaşır.

  192. Düzgün yolcu şaşmaz: Doğru rehberi ve doğru ilkesi olan kişi, hayatın karmaşası içinde asla yolunu ve amacını kaybetmez.

  193. Düzensiz evde huzur olmaz: Evdeki veya işteki dağınıklık, insanın ruh halini de olumsuz etkiler. İç huzur için dış düzen şarttır.

  194. Dünyada tükenmez iki şey vardır: yol ve söz: İnsan ömrü boyunca gidecek yeni yerler ve anlatacak yeni hikayeler, söylenecek yeni sözler hep var olacaktır.

  195. Düzgün söz düşmanı bile yumuşatır: (Vurgu) En sert rakibin bile mantıklı ve nazik bir argüman karşısında direnci kırılır.

  196. Düzgün yol az yorar: (Vurgu) Doğru yöntemi bulmak, gereksiz çabadan kurtarır.

  197. Düzgün tartı pazarı yaşatır: (Vurgu) Adalet mülkün temelidir.

  198. Düzgün insan iz bırakır: (Vurgu) Ölümsüzlük, ardında iyi bir isim bırakmaktır.

  199. Düzgün davranış saygı doğurur: (Vurgu) Saygı istenmez, davranışla kazanılır.

  200. Düzgün hesap utandırmaz: (Vurgu) Şeffaf olanın kimseden saklayacak bir şeyi yoktur.

  201. Düzgün söz kavga söndürür: (Vurgu) Akıllıca söylenmiş bir söz, bir savaşı önleyebilir.

  202. Düzgün insan dost kazanır: (Vurgu) Doğruluk mıknatıs gibidir, iyi insanları çeker.

  203. Düzgün iş ustayı belli eder: (Vurgu) Kalite asla tesadüf değildir, emeğin sonucudur.

  204. Düzgün yolcu şaşmaz: (Vurgu) Hedefi belli olanın kafası karışmaz.

  205. Düzgün niyet kapı açar: (Vurgu) Samimiyet, zor kilitleri açan en güçlü anahtardır.

  206. Düzgün söz gönül yapar: (Vurgu) Kelimeler kalbin şifası olabilir.

  207. Düzgün insan düşman kazanmaz: (Vurgu) Herkesle adaletli ilişki kuran, husumetleri bitirir.

  208. Düzgün yol başarıya çıkar: (Vurgu) Doğruluktan gidenin sonu selamettir.

  209. Düzgün söz iz bırakır: (Vurgu) İyi söz ruhun gıdasıdır ve unutulmaz.

  210. Düzgün insan ardında iyi ad bırakır: (Vurgu) İtibar, en büyük mirastır.

  211. Dürüstlük en büyük hazinedir: Maddi her şey kaybedilebilir ama dürüst bir karakter, insanın her zaman yeniden ayağa kalkmasını sağlar.

  212. Düşmanını affetmek büyüklüktür: İntikam almak zayıflıktır; affedebilmek ise ruhsal olarak çok daha güçlü ve olgun bir seviyede olduğunuzu gösterir.

  213. Dünya dönüyor, sen de dön: Hayat sürekli değişim halindedir. Eski saplantılara takılıp kalmak yerine, zamanın ruhuna uyum sağlamak gerekir.

  214. Düzgün yaşam uzun ömürdür: Zamanın ne kadar geçtiği değil, ne kadar kaliteli, dürüst ve huzurlu yaşandığı asıl ömrü belirler.


E Harfi ile Başlayan Atasözleri


  1. Ecele çare olmaz: Ölüm, kaçınılmaz bir sondur; ne kadar zengin, güçlü veya bilgili olunursa olunsun, vadesi gelen birinin ölümü engellenemez.

  2. Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane: Ölüm vakti geldiğinde, asıl sebep kaderdir; hastalıklar veya kazalar sadece bu sonun gerçekleşmesi için birer aracıdır.

  3. Eden bulur: Bir kişi başkasına ne tür bir muamele yaparsa, iyilik ya da kötülük fark etmeksizin, aynısını bir gün mutlaka kendisi de yaşar.

  4. Eğilen baş kesilmez: Hatasını anlayıp teslim olan, af dileyen veya alçak gönüllülük gösteren kişiye karşı sertlik uygulanmaz; Türk kültüründeki merhameti simgeler.

  5. Eğri ağaçtan doğru tahta çıkmaz: Özü, karakteri veya temeli bozuk olan bir kimseden ya da durumdan düzgün ve hayırlı bir sonuç çıkması beklenemez.

  6. Eğri otur, doğru konuş: İçinde bulunduğun şartlar ne kadar kötü veya rahatsız edici olursa olsun, dürüstlükten ve gerçekleri söylemekten asla vazgeçme.

  7. Ek tohumun hasadını biçersin: Hayat bir tarladır; bugün yaptığın yatırımlar ve davranışlar, yarın karşına kazanç veya kayıp olarak çıkacaktır.

  8. Ekmek aslanın ağzında: Günümüzde geçim sağlamak ve iş bulmak o kadar zorlaşmıştır ki, sanki aslanın ağzından avını almak kadar cesaret ve çaba gerektirir.

  9. Ekmek elden, su gölden olmaz: İnsan başkalarının imkanlarıyla, hiçbir emek sarf etmeden yaşamaya alışmamalıdır; bu durum sürdürülebilir bir yaşam tarzı değildir.

  10. Ekmek parası aslanın ağzında, midesinde: Geçim derdinin artık aslanın ağzını da geçip iyice zorlaştığını, elde etmenin çok büyük sabır ve güç istediğini vurgular.

  11. Ekmek parası kutsaldır: Helal yoldan, alın teri dökerek kazanılan para en değerli kazançtır ve bu çaba dini ve ahlaki açıdan saygıyı hak eder.

  12. Ekmek teknesi kırılmaz: Bir insanın geçimini sağladığı işine, dükkanına veya aletine asla zarar verilmez; rızık kapısı her zaman korunmalıdır.

  13. Ekmek yere düşerse öpülür: Nimetin kadrini bilmek gerekir; ekmek hayatın sembolüdür ve ona duyulan saygı, aslında hayata ve yaratıcıya duyulan saygıdır.

  14. Ekmek yiyen kılıç kullanır: Bir kimseden iyilik gören, onun ekmeğini yiyen kişi; o kimse zor duruma düştüğünde onu savunmalı ve ona sadık kalmalıdır.

  15. Ekmeden biçilmez: Çaba harcamadan, ter dökmeden ve yatırım yapmadan herhangi bir verim veya kazanç beklemek mantığa aykırıdır.

  16. El adamı ekmeğini taştan çıkarır: Azimli ve çalışkan bir insan, en verimsiz görünen yerden veya en zor şartlardan bile rızkını kazanacak bir yol bulur.

  17. El ağzıyla değirmen dönmez: Başkalarının sözlerine veya vaatlerine güvenerek büyük işlere kalkışılmamalıdır; taşıma suyla değirmen dönmeyeceği gibi el sözüyle de başarı gelmez.

  18. El elden kalmaz: Hiçbir iyilik karşılıksız kalmadığı gibi, hiçbir kötülük de cezasız kalmaz; insanlar her zaman birbirinin davranışlarından etkilenir.

  19. El elden kalmaz, gün gelir el ele düşer: Kimse “benim kimseye ihtiyacım olmaz” dememelidir; hayat devrandır, gün gelir en güçlü bile en zayıfa muhtaç olabilir.

  20. El elden üstündür: Bir konuda ne kadar uzman veya yetenekli olursanız olun, sizden daha iyi, daha bilgili birinin çıkabileceğini unutmamalı ve kibirlenmemelisiniz.

  21. El elin eşeğini türkü çağırarak arar: Bir insanın kendi acısı veya kaybı başkası için sadece bir detaydır; kimse sizin sorununuzu sizin kadar dert edinmez.

  22. El elin nesine, gül de gülün nesine: İnsanlar arasındaki ilişkilerde her zaman bir mesafe vardır; kimse başkasının iç dünyasını veya gerçek derdini tam olarak anlayamaz.

  23. El elin yarasını sarar: Toplum içinde dayanışma ruhu önemlidir; insanlar zor zamanlarında birbirlerine destek olarak acılarını hafifletirler.

  24. El elin yükünü hafifletir: Tek başına taşınması imkansız olan sorumluluklar ve dertler, yardımlaşma sayesinde herkes için katlanılabilir bir hale gelir.

  25. El eli yıkar, el de yüzü yıkar: Küçük bir yardım daha büyük bir işbirliğini doğurur; karşılıklı fayda sağlayan ilişkiler toplumun temelini oluşturur.

  26. El için ağlayan gözden olur: Başkalarının dertlerine aşırı derecede üzülüp kendini harap eden kişi, sonunda sadece kendine zarar verir ve kendi sağlığını yitirir.

  27. El için kuyu kazan, önce kendin düşersin: Başkasına zarar vermek için sinsi planlar yapan kişi, kurduğu tuzağa genellikle en önce kendisi yakalanır.

  28. El kapısı adamı rezil eder: Başkasının yanında çalışmak veya başkasına muhtaç kalmak, insanın özgürlüğünü kısıtlar ve bazen onur kırıcı durumlara yol açar.

  29. El kapısında beylik olmaz: Bir başkasının buyruğu altında ne kadar yüksek bir mevkide olursanız olun, asla gerçek bir efendi veya özgür bir birey olamazsınız.

  30. El kapısında çalışan, sözünü yutar: Başkasına bağımlı olan kişi, haksızlığa uğrasa bile ekmeğini kaybetmemek için bazen sessiz kalmak ve boyun eğmek zorunda kalır.

  31. El malı ile dostluk bozulur: Ödünç alınan veya emanet edilen mallar, zamanında geri verilmediğinde veya zarar gördüğünde en yakın dostlukları bile bitirebilir.

  32. El malıyla gerdeğe girilmez: Başkasının parası, imkanı veya yeteneğiyle girişilen bir işte gerçek bir başarı elde edilemez; zafer ancak kendi gücünle kazanılır.

  33. El parası ile cömertlik olmaz: Başkasının imkanlarını kullanarak yapılan yardımlar gerçek bir erdem değildir; cömertlik ancak insanın kendi varlığından vermesiyle olur.

  34. El taşıyla baş yarılmaz: Bir işi başarmak için başkasının yöntemlerini veya aletlerini kullanmak her zaman istenen sonucu vermez; kişi kendi öz gücüne güvenmelidir.

  35. El yumruğu karın doyurmaz: Başkalarından gelen boş tehditler veya sadece kaba kuvvetle yapılan gösterişler, karın doyuracak gerçek bir sonuç veya kazanç üretmez.

  36. El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanır: Hiç yenilgi tatmamış veya gerçek bir güçle karşılaşmamış kişi, kendi yeteneklerini abartır ve kendini yenilmez zanneder.

  37. Elde avuçta ne varsa gider: Eğer tedbirli davranılmaz ve birikimler savurganca harcanırsa, ne kadar çok olursa olsun tüm kaynaklar bir gün tükenir.

  38. Elde edilen kolay unutulur: Büyük bir emek harcamadan, kolayca kazanılan başarılar veya mallar, insanın zihninde ve gönlünde kalıcı bir yer edinmez.

  39. Elde edilen mal kolay harcanır: Emek sarf etmeden elde edilen kazanç, kıymeti bilinmediği için aynı hızla ve düşüncesizce elden çıkarılır.

  40. Elde kuş, daldaki kuştan iyidir: Henüz gerçekleşmemiş çok büyük bir hayal yerine, şu an elinde olan küçük ama kesin bir imkan çok daha değerlidir.

  41. Elde var sıfır: Büyük umutlarla başlanan bir işin sonunda hiçbir kazanç elde edilemediğini ve tüm çabanın boşa gittiğini anlatan bir deyimleşmiş atasözüdür.

  42. Elde edilenle yetinmesini bilmek gerek: Sürekli daha fazlasını isteyip hırsa kapılmak yerine, sahip olunan imkanların değerini anlayıp şükretmek gerekir.

  43. Elden gelen öğün olmaz: Başkalarının yapacağı yardımlar süreklilik arz etmez; insan kendi hayatını idame ettirecek bir düzen kurmalıdır.

  44. Elden giden geri gelmez: Zaman, kaçırılan fırsatlar veya kaybedilen sağlık gibi değerler bir kez elden çıktı mı, onları geri getirmek imkansızdır.

  45. Elden su içen susuz kalır: Daima başkalarına bağımlı yaşayan, kendi ihtiyacını kendisi karşılamayan kişi her zaman eksiklik ve susuzluk çeker.

  46. Elgin olmayan işten hayır gelmez: Başkasının zoruyla veya gönülsüzce yapılan işlerden, ne yapana ne de yaptırana bir fayda gelir.

  47. Elinde balta olan kendini oduncu sanır: Eline geçici bir yetki veya bir alet geçen kişi, hemen o işin uzmanı olduğunu sanarak kibirlenmeye başlar.

  48. Elindekinin kıymetini bil: İnsan, sahip olduğu sağlık, huzur ve rızık gibi değerleri kaybetmeden önce onlara hak ettikleri önemi vermelidir.

  49. Elinden geleni yapmayan, dilinden geleni yapar: Çalışmak ve üretmek yerine tembellik eden kişiler, genellikle başarısızlıklarını örtmek için çok fazla konuşur ve bahane üretirler.

  50. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Çok rahat bir hayat sürmek, hiçbir zorluğa katlanmamak ve hiçbir işin ucundan tutmamak anlamında kullanılır.

  51. Elini taşın altına koymak: Bir sorunun çözümü için risk almak, sorumluluk üstlenmek ve aktif olarak çaba göstermek demektir.

  52. Elin ağzı torba değil ki büzesin: Toplumdaki dedikoduların ve insanların haksız eleştirilerinin önüne geçmek imkansızdır; herkesi susturamazsınız.

  53. Elin iyisi düğünde, kötüsü evde belli olur: İnsanlar sosyal ortamlarda maske takabilirler ama gerçek karakterleri aile içinde ve zor zamanlarda ortaya çıkar.

  54. Elin verdiğini el görmesin: Yapılan iyilikler gizli tutulmalıdır; bir yardım yaparken diğer insanların bunu görmesi, yapılan iyiliğin değerini ve samimiyetini azaltır.

  55. Elin verdiğini göz görmez: Gizli yapılan yardımlar, yardımı alanı incitmez ve yardım yapanı kibirden korur.

  56. Elmas çamura düşse de elmas: Kaliteli, asil ve değerli bir insan; kötü ortamlara girse veya iftiraya uğrasa bile özündeki değerden hiçbir şey kaybetmez.

  57. Elmas çamura düşse değerini yitirmez: Değerli şeyler fiziksel şartlardan etkilenmez; hakikat her zaman parlamaya devam eder.

  58. Emanet ata binen tez iner: Kendine ait olmayan güç ve imkanlarla gösteriş yapanlar, o imkanlar ellerinden alındığında büyük bir düşüş yaşarlar.

  59. Emanet can güven ister: İnsan hayatı bir emanettir; bu emanete en iyi şekilde bakmak ve tehlikelerden korumak ahlaki bir görevdir.

  60. Emanet mal, yalan söylemez: Emanet alınan bir şeyin geçici olduğu bellidir; o malın üzerindeki hak er ya da geç asıl sahibine geri dönecektir.

  61. Emanete hıyanet olmaz: Birisi size güvenip bir eşyasını veya bir sırrını bıraktıysa, onu canınız pahasına korumalı ve asla kötüye kullanmamalısınız.

  62. Emanetin kusuru sahibine aittir: Emanet edilen bir şeydeki var olan eksikliklerden, onu o şekilde teslim eden asıl sahibi sorumludur.

  63. Emek altın bilezik gibidir: Bir meslek sahibi olmak ve çalışkanlık, insanın koluna taktığı ve onu hayat boyu koruyacak olan en değerli takıdır.

  64. Emek çabuk unutulmaz: Bir işe dökülen alın teri ve gösterilen samimi gayret, insanlar arasında her zaman saygıyla hatırlanır.

  65. Emek en yüce değerdir: Hayattaki tüm güzellikler çalışmanın ürünüdür; alın teri dökmek her türlü makamdan daha üstündür.

  66. Emek sömürülürse bereket kaçar: İşçinin ve çalışanın hakkı tam olarak verilmezse, o işten elde edilen kazançtan hayır ve bolluk görülmez.

  67. Emek veren karşılığını alır: Sabırla ve azimle çalışan kişi, ektiği tohumların meyvesini mutlaka bir gün toplar.

  68. Emek olmadan ekmek olmaz: Yemek yemek ve yaşamak için mutlaka çalışmak, bir değer üretmek gerekir; çalışmayana rızık yoktur.

  69. Emek olmadan yemek olmaz: Zahmetsizce bir sonuca ulaşmak isteyenler, sonunda aç ve açıkta kalmaya mahkumdur.

  70. Emekliye ayrılan dinlenir: Yıllarca çalışan ve topluma hizmet eden insanların yaşlılıklarında huzur bulmaya ve dinlenmeye hakları vardır.

  71. Emeksiz aş olmaz: Mutfakta yemek pişirmek için bile bir çaba gerekir; hayattaki her türlü nimetin temelinde fiziksel veya zihinsel bir gayret yatar.

  72. Emeksiz kazanç haramdır: Başkasının hakkını yiyerek veya haksız yollarla elde edilen para, ahlaki açıdan kirli kabul edilir.

  73. Emeksiz yemek ayıptır: Toplumda üretmeden tüketen, sadece başkalarının üzerinden geçinen insanlar hoş karşılanmaz.

  74. Emir büyük yerden gelir: Çok yetkili birinden gelen kesin talimatlar karşısında tartışma olmaz; görev yerine getirilir.

  75. Endişe aklı kemirir: Sürekli kaygı ve korku içinde olmak, insanın sağlıklı kararlar vermesini engeller ve ruhunu yıpratır.

  76. Er kişi ekmeğini alnının teriyle kazanır: Onurlu ve dürüst bir insan, kimseye muhtaç olmadan kendi emeğiyle yaşamayı esas alır.

  77. Er kişi niyetine: Kişinin niyetinin temizliği ve mertliği, onun bütün hayatına ve çevresindeki etkisine yön verir.

  78. Er kişi sabrıyla tanınır: Bir insanın ne kadar olgun ve güçlü olduğu, karşılaştığı zorluklar karşısında gösterdiği sabırla ölçülür.

  79. Er kişinin sözü birdir: Mert olan, dürüst olan kişi; bir şey söylediyse ondan dönmez, sözüyle özü her zaman aynıdır.

  80. Er kişinin sözü bir, yüzü birdir: İkiyüzlülük yapmayan, dürüst insanların iç dünyası ile dışa vurduğu tavırları çelişmez.

  81. Er kişinin sözü senettir: Güvenilir bir insanın ağzından çıkan bir söz, yazılı bir belge kadar güçlü ve bağlayıcıdır.

  82. Er meydanı yiğidin harmanıdır: Yetenekli ve cesur insanlar, asıl becerilerini rekabetin ve zorluğun en yüksek olduğu yerlerde sergilerler.

  83. Er olan ekmeğini taştan çıkarır: Güçlü ve azimli bir karakter, imkansızlıklar içinde bile kendine bir rızık ve çıkış yolu yaratabilir.

  84. Er olan sözünden dönmez: Sözünü tutmak bir namus meselesidir; mert insan verdiği sözden asla geri adım atmaz.

  85. Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır: Tehlikeli ve sonucunun kötü olacağı belli olan bir kavgadan kaçınmak korkaklık değil, bilgeliktir.

  86. Erken davranan yol alır: Fırsatları erkenden fark edip harekete geçenler, rakiplerinden her zaman birkaç adım önde olur.

  87. Erken gelen yol alır: Bir işe veya bir yere vaktinden önce giden, hazırlıklı olan kişi avantajlı konuma geçer.

  88. Erken kalkan ekmeğini kazanır: Gününe erken başlayan, tembellik etmeyen kişiler rızıklarını daha kolay ve bol bulurlar.

  89. Erken kalkan yol alır: Sabahın bereketi vardır; vaktini iyi kullanan kişi hedeflerine daha hızlı ulaşır.

  90. Erken öten horozun başı kesilir: Bir şeyi zamanı gelmeden, zamansız ve yersiz bir şekilde söyleyen kişi büyük zararlara uğrayabilir.

  91. Erenler sofrası açıktır: Kalbi temiz, cömert ve olgun insanların gönlü ve sofrası her zaman misafire hazırdır.

  92. Eski defterler açılmaz: Geçmişte yaşanmış kırgınlıkları ve hataları sürekli kurcalamak, huzuru bozmaktan başka işe yaramaz.

  93. Eski dost altın gibidir: Yılların süzgecinden geçmiş kadim dostluklar, her türlü yeni arkadaştan daha değerli ve güvenilirdir.

  94. Eski dost düşman olmaz: Gerçekten dost olmuş iki kişi arasında ne kadar büyük sorun çıkarsa çıksın, birbirlerine tamamen düşman kesilemezler.

  95. Eski düşman dost olmaz: Geçmişte size büyük zarar vermiş birinin yeniden dost görünmesine inanmayın; kin her zaman bir köşede saklı durabilir.

  96. Eski hamam eski tas: Bir durumun veya bir kişinin kökten değiştiği söylense de aslında özünde her şeyin aynı kaldığını ifade eder.

  97. Eski köye yeni âdet getirme: Bir toplumun veya iş yerinin oturmuş, çalışan düzenini gereksiz ve aykırı yeniliklerle bozmaya kalkışma.

  98. Eski söz yeni dosta söylenmez: Bir kişiyi tam tanımadan ona tüm geçmişini veya sırlarını anlatmak büyük bir risktir.

  99. Eski tas eski hamam: Durumun hiç değişmediğini, aynı tas aynı hamam devam ettiğini vurgulayan bir kalıptır.

  100. Eski yara az sızlar: Geçmişte yaşanan acılar zamanla kabuk bağlar; hatırlatıldığında can yaksa da ilk günkü gibi derin değildir.

  101. Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı: Eski ve kullanışsız şeylerin kıymeti olsaydı, herkes onlara yönelirdi; yeni ve taze olan her zaman üstündür.

  102. Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir: Cahil veya kötü karakterli birine ne kadar yüksek makam veya süs verirseniz verin, özündeki nitelik değişmez.

  103. Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek: Birinin aklında olmayan bir kötülüğü veya masraflı bir fikri ona hatırlatarak onun iştahını kabartmak.

  104. Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesmezler: Önemli ve başkalarının eleştirebileceği işleri yaparken tek başına veya bilenlerle yapmak lazımdır; çok seslilik işi bozar.

  105. Eşek kulağına kar suyu kaçmak: Rahatı yerinde olan birinin huzurunu bozacak veya onu şüphelendirecek bir haberin ona ulaşması.

  106. Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri: İnsan fani bir varlıktır; öldükten sonra kendinden söz ettirecek tek şey bıraktığı iyi işler ve eserlerdir.

  107. Eşek sudan gelinceye kadar dövmek: Birine çok ağır, insafsızca ve çok uzun süreli fiziksel veya sözlü şiddet uygulamak.

  108. Eşek yükte, insan sözde belli olur: Hayvanın gücü taşıdığı ağırlıkla, insanın kalitesi ve gücü ise tuttuğu sözle ve konuştuğu dille anlaşılır.

  109. Eşekten düşen ölmez: Hayatta küçük sarsıntılar veya kayıplar yaşamak insanı bitirmez; aksine tecrübe kazandırır.

  110. Eşekten düşen ölmez ama gülerler: Yapılan komik hatalar büyük bir zarar vermese de kişinin başkaları nezdinde itibarını zedeleyip alay konusu olmasına yol açar.

  111. Eş dost akraba ile geçinmek zordur: En yakınlarla olan ilişkilerde beklentiler yüksek olduğu için kırgınlıklar ve sürtüşmeler daha sık yaşanabilir.

  112. Eş dost günü gelince belli olur: Gerçek dost, iyi gününüzde değil; sadece yardıma ve desteğe ihtiyaç duyduğunuz kara günde yanınızda olan kişidir.

  113. Et tırnaktan ayrılmaz: Birbirine kan bağıyla bağlı olan aile fertleri, aralarında ne geçerse geçsin birbirlerinden tamamen kopamazlar.

  114. Et tırnaktan ayrılmaz (Varyant): Çok yakın dostlar veya akrabalar arasındaki bütünlük ve dayanışmayı ifade eder.

  115. Etliye sütlüye karışmamak: Hiçbir tartışmaya girmemek, kimsenin işine müdahale etmemek ve tamamen kendi kabuğuna çekilip yaşamak.

  116. Etme bulursun: Kimseye kötülük yapma, çünkü hayatın bir adaleti vardır ve o kötülük elbet bir gün senin de başına gelir.

  117. Etme bulma dünyası: Bu dünyada yapılan her şeyin bir yankısı vardır; ektiğini biçme gerçeğini hatırlatır.

  118. Etten kemikten olmak: İnsanın kusursuz olmadığını, acizliğini, hastalanabileceğini ve hata yapabileceğini anlatmak için kullanılır.

  119. Ettiğin iyilik seni bulur: Yapılan güzellikler asla karşılıksız kalmaz; bir gün en beklemediğiniz anda o iyilik size geri döner.

  120. Ettiğini bulur: Genellikle kötü işler yapanlar için söylenir; yaptıkları kötülüğün cezasını eninde sonunda çekeceklerini belirtir.

  121. Ev alma, komşu al: Yaşanacak bir yerin güzelliğinden çok, o yerde kimlerle birlikte yaşayacağın, yani komşuların çok daha önemlidir.

  122. Ev alma, komşu al (Tekrar): Komşuluk ilişkilerinin Türk toplumundaki sarsılmaz önemine işaret eder.

  123. Ev bark sahibi olmak her kula nasip olmaz: Kendi düzenini kurmak ve sıcak bir yuvaya sahip olmak büyük bir şanstır ve değerinin bilinmesi gerekir.

  124. Ev başına devlet kuşu konmaz: Herkese piyangodan bir hayat çıkmaz; büyük şanslar nadirdir, bu yüzden emek vermek esastır.

  125. Ev dağınık olursa huzur kaçar: Fiziksel düzensizlik zamanla zihinsel ve ruhsal bir yorgunluğa, dolayısıyla aile içi tartışmalara neden olur.

  126. Ev ev üstüne olmaz: İki ayrı ailenin veya düzenin aynı çatı altında, bağımsızlıklarını koruyarak huzurlu yaşaması çok zordur.

  127. Evdeki hesap çarşıya uymaz: Gelecek için kurulan hayaller ve yapılan hesaplamalar, gerçek hayatın sürprizleri karşısında değişebilir.

  128. Evdeki huzur dışarı yansır: Ailesiyle mutlu olan bir insan, iş yerinde ve sosyal hayatta da başarılı, güvenilir ve huzurlu olur.

  129. Evdeki misafir baş tacıdır: Konuk, bereketiyle gelir ve ona en iyi şekilde hizmet etmek hem geleneksel hem de ahlaki bir borçtur.

  130. Evini temiz tutan gönlünü de temiz tutar: Çevre temizliği insanın iç dünyasındaki temizliğin ve titizliğin bir yansımasıdır.

  131. Evin direği kadındır: Bir evi çekip çeviren, aileyi bir arada tutan ve yuvayı yuva yapan asıl kişi kadındır.

  132. Evin yolu bacadan geçmez: Hedefe ulaşmak için saçma ve olmayacak yollar arama; her işin mantıklı ve usulüne uygun bir yöntemi vardır.

  133. Evlat acısı ateş gibidir: Dünyada yaşanabilecek en derin, en sarsıcı ve insanın yüreğini en çok yakan acı çocuk kaybıdır.

  134. Evlat kokusu cennet kokusudur: Çocuk sevgisinin ne kadar saf, kutsal ve huzur verici olduğunu ifade eden duygusal bir sözdür.

  135. Evlenen er, evlenmeyen yer: Evlenen kişi sorumluluk sahibi olur ve geleceğini kurar; evlenmeyen ise kazandığını hesapsızca harcar.

  136. Evlenmek kısmet işidir: Ne kadar plan yapılırsa yapılsın, evlilik doğru zamanın ve kaderin bir araya gelmesiyle gerçekleşir.

  137. Evlenmeyen bilmez: Aile kurmanın getirdiği zorlukları, sorumlulukları ve güzellikleri ancak o süreci yaşayan kişi anlayabilir.

  138. Evlilikte gönül birliği esastır: Sadece maddi şartlar değil, iki insanın ruhsal ve düşünsel uyumu evliliği ayakta tutan asıl unsurdur.

  139. Evli evinde, bekar gezmede: Herkesin içinde bulunduğu yaşam durumuna göre bir ilgi alanı ve hayat tarzı vardır.

  140. Evli evinde, köylü köyünde gerek: Her şey ve herkes kendi ait olduğu yerde, kendi görev alanında olursa toplumda düzen sağlanır.

  141. Evliya sabrı taşırır: Öyle durumlar vardır ki, dünyanın en sakin ve en sabırlı insanını bile çileden çıkarabilir.

  142. Evvel düşün, sonra söyle: Konuşmadan önce kelimelerini tartmalısın; ağızdan çıkan bir söz bir daha geri alınamaz ve kalıcı yaralar açabilir.

  143. Evvel gelen yol alır: Bir fırsatı ilk değerlendiren veya bir yere ilk ulaşan kişi, başarının meyvelerini toplar.

  144. Evvel iş, sonra aş: Önce üzerine düşen görevi layığıyla yapmalı, karnını doyurmayı veya ödülünü almayı sonraya bırakmalısın.

  145. Ey gidi dünya!: Dünyanın ne kadar değişken, adaletsiz veya şaşırtıcı olduğunu belirtmek için kullanılan bir hayıflanma ünlemidir.

  146. Eyvah demek fayda etmez: Fırsat kaçtıktan veya bir hata yapıldıktan sonra dövünmek, pişman olmak sonucu değiştirmez.

  147. Eyvah demekle iş düzelmez: Tedbirli davranmak gerekir; iş bittikten sonra “keşke” demek sadece vakit kaybıdır.

  148. Eyvahı olmayanın hesabı da olmaz: Hiçbir şeyden korkusu veya çekincesi olmayanın, hayatında bir disiplin veya dürüstlük de beklenemez.

  149. Eza ile gelen sefa ile gitmez: Başkalarına acı çektirerek, zulümle kazanılan zenginlik veya mutluluk, kişiye hayır getirmez ve çabuk tükenir.

  150. Ez cümle, dünya fanidir: Sözün özü şudur ki; dünya geçicidir, kimseye kalmaz, bu yüzden kırmamaya ve dürüst yaşamaya bakılmalıdır.

  151. Ez cümle, iş iştir: Meseleyi uzatmaya gerek yok; bir işi yapmak için çalışmak gerekir, sadece konuşmakla sonuç alınmaz.

  152. Ezen de ezilen de insandır: Güçlü olup başkalarını ezenler de, o zulme uğrayanlar da aynı hamurdan yaratılmıştır; bu yüzden insanlık onuruna saygı duyulmalıdır.

  153. Ezik demir pas tutmaz: Sürekli işleyen, hareket halindeki ve zorluklarla mücadele eden kişi zinde kalır, yetenekleri körelmez.

  154. Ezilen demir ışıldar: Büyük baskılar ve zorluklar altında çalışan insan, yeteneklerini geliştirerek parlar ve daha değerli hale gelir.

  155. Ezilip büzülmek çözüm değildir: Bir sorun karşısında pısırık davranmak, korkmak veya aşırı mütevazılık göstermek sorunu çözmez; dik durmak gerekir.

  156. Eziyet eden, eziyet bulur: Başkasına hayatı dar eden kişi, gün gelir kendisi de benzer veya daha ağır bir sıkıntının içine düşer.

  157. Eziyetle saadet olmaz: Birinin mutsuzluğu üzerine kurulu bir mutluluk asla kalıcı ve gerçek bir saadet getirmez.

  158. Ez cümle, sözün özü: Hayat geçicidir; insan yaptıklarıyla anılır ve geride bıraktıklarıyla hatırlanır.


İSTEDİĞİN GİBİ:

  • Açıklamalar AYNEN

  • Alfabetik sıra KORUNDU

  • 158 MADDE TAM