Ç Harfi ile başlayan Atasözleri
-
Çabuk parlayan çabuk söner: Birden bire parlayan, emek vermeden hızlıca ünlenen veya öfkesine yenik düşenler, bu geçici enerjiyi koruyamaz ve kısa sürede etkisini yitirerek unutulur; kalıcılık sabır ve sağlam temel gerektirir.
-
Çakalsız köy olmaz: Her topluluğun içinde mutlaka düzeni bozan, kurnazlık peşinde koşan veya kötü niyetli birileri bulunur; bu hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir.
-
Çalarlar kapını, çalarsan kapısını: Başkasına yapılan her türlü kötülük veya haksızlık, bir gün mutlaka döner dolaşır yapanın kendi başına gelir; bu bir ilahi adalet uyarısıdır.
-
Çam sakızı çoban armağanı: Verilen hediyenin maddi değerinden ziyade, onu veren kişinin samimiyetine ve niyetine odaklanılması gerektiğini ifade eden bir nezaket sözüdür.
-
Çarşıdan/pazardan alan pişman olmaz: Karar vermeden önce araştıran, fiyat ve kalite karşılaştırması yapan kişi, sonradan “keşke” demez; bilinçli seçim huzur getirir.
-
Çatal kazık yere batmaz:İki ayrı fikrin veya iki ayrı otoritenin olduğu işlerde kararsızlık yaşanır ve o işten verim alınamaz; başarı tek elden ve net bir stratejiyle gelir.
-
Çatı kiremitten olur, insan akıldan: Bir binayı ayakta tutan dış malzemesi ise, insanı değerli kılan ve onu diğerlerinden ayıran asıl unsur fiziksel görüntüsü değil, sahip olduğu muhakeme yeteneği ve aklıdır.
-
Çay kuşu çaylak olur: İşin mutfağından yetişmeyen, tecrübe basamaklarını tırmanmayan kişiler, o işin ağırlığını taşıyamaz ve büyük hatalar yapmaya mahkumdur.
-
Çayır kuşu yuvada ötmez: İnsanlar kendilerini güvende hissetmedikleri veya yabancısı oldukları ortamlarda gerçek yeteneklerini sergileyemezler; herkes kendi evinde veya uzmanlık alanında rahattır.
-
Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, bir gün yakalanır: Yanlış yollarla veya şans eseri cezadan kaçanlar, bu durumun sonsuza kadar süreceğini sanmamalıdır; süreklilik arz eden hatalar eninde sonunda sahibini ele verir.
-
Çene çalmakla değirmen dönmez: Sadece konuşarak, plan yaparak veya boş lakırdı ederek bir işin sonuçlanması mümkün değildir; başarı için ter dökmek ve somut eyleme geçmek gerekir.
-
Çerçi ne satarsa onu över: İnsanlar kendi menfaatleri doğrultusunda, ellerindeki imkanları veya malları kusursuzmuş gibi gösterme eğilimindedir; taraflı yorumlara dikkat edilmelidir.
-
Çıkar dostluğu yel gibi eser: Sadece menfaat üzerine kurulan arkadaşlıklar, rüzgarın esiş yönü gibi değişkendir; çıkar bitince dostluk da anında kaybolur.
-
Çıkan baş kesilir: Toplumun genelinden farklı düşünen, çok öne çıkan veya sivrilen kişiler, çevreleri tarafından daha çok eleştirilir ve baskı altına alınmaya çalışılır.
-
Çiğ süt emmiş: İnsan doğasındaki kusurları ve nankörlüğü ifade eder; kötülük yapmaya meyilli, güven vermeyen kişiler için kullanılan bir uyarıdır.
-
Çivi çiviyi söker: Güçlü bir sorunu veya sıkıntıyı alt etmek için, bazen en az o sorun kadar sert ve etkili bir yöntem ya da benzer bir güç kullanmak gerekir.
-
Çobanın gönlü olursa tekeden yağ çıkar: Eğer bir kişi bir işi gerçekten canıgönülden yapmak isterse, imkansız görünen şartlarda bile bir yolunu bulup başarıya ulaşır.
-
Çobanın sürüsü dağda belli olur: Bir liderin veya yöneticinin gerçek başarısı, huzurlu zamanlarda değil, zorlukların ve krizlerin baş gösterdiği “saha” koşullarında ortaya çıkar.
-
Çobansız koyunu kurt kapar: Başıboş bırakılan, denetlenmeyen veya bir lideri olmayan işler ve topluluklar, her türlü dış tehlikeye ve sömürüye açık hale gelir.
-
Çocuğa iş buyuran, arkasından kendi gider: Tecrübesiz ve sorumluluk bilinci gelişmemiş birine iş emanet edildiğinde, işin eksik kalma ihtimali yüksektir; bu da iş sahibine iki kat yük çıkarır.
-
Çocuk düşe kalka büyür: Gelişim süreci hatalardan bağımsız değildir; insan ancak hata yaparak, başarısızlığı tadarak ve bunlardan ders çıkararak olgunlaşır.
-
Çoğu zarar, azı karar: Hayatın her alanında ölçülü olmak esastır; en faydalı şeyin bile fazlası insana ve çevreye zarar verebilir, denge huzurun kaynağıdır.
-
Çok bilen çok yanılır: Kendine ve bilgisine aşırı güvenen kişi, “nasıl olsa biliyorum” kibriyle basit detayları atlar ve beklemediği hatalar yapar.
-
Çok bilen değil, iş bilen kazanır: Teorik bilgi çok kıymetlidir ancak bu bilgiyi pratiğe döküp sonuç üretebilen kişi, hayatta gerçek başarıyı ve kazancı elde eder.
-
Çok çalışan değil, akıllı çalışan kazanır: Sadece çok efor sarf etmek yetmez; emeği doğru stratejiyle birleştiren, verimli yöntemler kullanan kişi hedefine daha hızlı ulaşır.
-
Çok çalışan kazanır: Emek ve gayret hiçbir zaman boşa gitmez; düzenli ve disiplinli bir çalışma eninde sonunda meyvesini verir.
-
Çok el, işi hafifletir: Dayanışma ve imece usulü çalışmak, en zor ve büyük görünen işlerin bile kısa sürede ve kolayca bitmesini sağlar.
-
Çok gezen az para biriktirir: Sürekli dışarıda olan ve yeni yerler keşfeden kişi harcamalarını kontrol etmekte zorlanır; bu yaşam tarzı kültürel zenginlik katsa da maddi birikimi zorlaştırır.
-
Çok gezen çok bilir: Okuyarak öğrenilen bilgi sınırlıdır; bizzat yerinde görerek, farklı kültürleri ve insanları tanıyarak edinilen tecrübe insanın ufkunu çok daha fazla açar.
-
Çok gülenin çok ağladığı olur: Hayat zıtlıklar üzerine kuruludur; aşırı neşe ve rehavetin ardından gelen üzücü olaylar, insanın dengesini sarsabilir, temkinli olmak gerekir.
-
Çok konuşan az iş yapar: Enerjisini sözle tüketenlerin icraata vakti kalmaz; üretken insanlar konuşmaktan çok işlerine odaklanmayı tercih ederler.
-
Çok konuşan başını derde sokar: Dikkatsizce ve gereğinden fazla konuşmak, insanın sonradan pişman olacağı sözler söylemesine ve çevresiyle sorun yaşamasına neden olur.
-
Çok konuşan boş konuşur: Sözün niceliği arttıkça niteliği düşer; kelime kalabalığı yapanlar genellikle içi boş ve faydasız bilgiler paylaşırlar.
-
Çok koşan çabuk yorulur: Hayat bir maratondur, depar değil; enerjisini başlangıçta kontrolsüzce harcayanlar yolun yarısında pes etmek zorunda kalır.
-
Çok laf yalansız olmaz: Çok konuşan kişi, etkileyici olmak veya konuyu uzatmak adına farkında olmadan ya da bilerek gerçekleri saptırabilir.
-
Çok mal haramsız olmaz: Büyük servetlerin birikme aşamasında bazen etik dışı yollara girilmiş veya başkasının hakkı çiğnenmiş olabilir; aşırı zenginliğe şüpheyle yaklaşılır.
-
Çok naz âşık usandırır: İnsan ilişkilerinde aşırı ilgi ve şımarıklık beklemek bir yerden sonra karşı tarafı yorar ve en derin sevgilerin bile bitmesine yol açar.
-
Çok okuyan değil, anlayan bilir: Okunan kitap sayısı değil, o bilgilerden çıkarılan ders ve zihinde kalan öz önemlidir; nitelikli öğrenme nicelikten üstündür.
-
Çok para adamı şaşırtır: Aniden gelen veya aşırı olan zenginlik, insanın değer yargılarını değiştirebilir, kibre ve yanlış kararlara sürükleyebilir.
-
Çok para çok dert getirir: Zenginlik sadece konfor sağlamaz; aynı zamanda o malı koruma, yönetme ve çevreden gelecek beklentilerle baş etme yükünü de beraberinde getirir.
-
Çok para haram kapı açar: İnsanoğlu elindeki imkanlar arttıkça hırslarına daha kolay yenik düşebilir ve bu hırs onu meşru olmayan yollara itebilir.
-
Çok para insanı bozar: Maddi güç, karakteri zayıf olan bireylerde ego artışına ve ahlaki değerlerin erimesine neden olabilir.
-
Çok seven çabuk küser: Birine çok değer veren kişi, ondan gelecek en ufak bir olumsuz davranışa karşı daha hassastır; yüksek beklenti kırılganlığı artırır.
-
Çok seven çok ağlar: Duygusal bağın derinliği, o kişiden ayrılma veya bir sorun yaşama durumunda hissedilecek acının da o derece büyük olmasına sebep olur.
-
Çok sevgi çabuk eskir: Her şeyin aşırısı gibi, sevginin de ölçüsüzce ve boğucu bir şekilde sunulması tarafları bıktırabilir ve ilginin değerini düşürür.
-
Çok soru soran yolunu şaşırır: Karar verme aşamasında gereğinden fazla detaya boğulmak ve herkesten akıl almak, insanın kafasını karıştırarak doğru yoldan sapmasına neden olur.
-
Çok söyleyen çok yanılır: Dilin kontrolü aklın elinden çıktığında hatalı bilgi verme ihtimali artar; az ve öz konuşmak hatayı minimize eder.
-
Çok söyleyene değil, çok yapana bak: İnsanların vaatleri ve konuşmaları yanıltıcı olabilir; bir kişinin gerçek değerini ve samimiyetini sadece ortaya koyduğu işler belirler.
-
Çok söz dinleyen yanılır: Herkesin fikrini sormak ve kendi mantık süzgecini kullanmamak, kişiyi tutarsızlığa ve yanlış yönlendirmelere açık hale getirir.
-
Çok söz iş bitirmez:Bir sorunu çözmek için saatlerce tartışmak yeterli değildir; çözüm ancak eylemle ve uygulama ile mümkündür.
-
Çok söz yalansız olmaz: Konuşma uzadıkça dürüstlük payı azalabilir; söz kalabalığı genellikle hataları veya yalanları gizlemek için kullanılır.
-
Çok umut yalancı çıkarır: Hayata dair aşırı ve gerçek dışı beklentiler içinde olmak, hayal kırıklığına davetiye çıkarır; gerçekçi hedefler daha güvenlidir.
-
Çok uyuyan tembel olur:Dinlenmek bir ihtiyaçtır ancak fazlası insanın üretkenliğini öldürür ve hayattan kopmasına neden olan bir atalet hali yaratır.
-
Çok veren el az alır:Cömertlik bazen kişinin kendi kaynaklarını tüketmesine neden olabilir;fedakarlığın da bir sınırı ve dengesi olmalıdır.
-
Çok veren el sonunda yorulur: Sürekli başkaları için harcama yapan veya fedakarlık eden kişi, bir süre sonra kendi enerjisinin ve imkanlarının tükendiğini fark eder.
-
Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir: Sadece uzun ömür sürmek tecrübe için yeterli değildir; farklı yerler görmek ve farklı hayatlara tanıklık etmek bilgiyi derinleştirir.
-
Çok yaşayan çok görmez: Yılların geçmesi tek başına bilgelik getirmez; asıl önemli olan o yıllarıniçinde ne kadar çok deneyim biriktirildiğidir.
-
Çok yaşayan değil, çokdeneyen bilir: Hayatın sırrı sadece zamanın geçmesinde değil, kaç kez risk alıp yeni şeyler denendiğinde ve bu denemelerden ne öğrenildiğinde saklıdır.
-
Çok yaşayan değil, çok okuyan bilir: Bilgi birikimi sadece hayat tecrübesiyle değil, geçmişin ve başkalarının bilgilerini içeren kaynakları okuyup hazmetmekle artar.
-
Çok yalan söyleyen unutkan olur: Yalan söyleyen kişi, daha önce hangi yalanı söylediğini sürekli aklında tutmak zorundadır; bu karmaşa bir süre sonra çelişkilere ve rezilliğe yol açar.
-
Çok yalanın sonu rezilliktir: Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkma huyu vardır; yalan üzerine kurulu bir hayat eninde sonunda büyük bir utançla yıkılır.
-
Çok yanılan çok bilir: Yapılan her hata aslında bir öğrenme fırsatıdır; en çok hatayı yapan, neyin işe yaramadığını en iyi öğrenen kişidir.
-
Çok yiyen az yaşar:Beslenmede aşırıya kaçmak vücudu yorar ve sağlığı bozar; uzun ve kaliteli bir yaşam için az yemek ve ölçülü olmak şarttır.
-
Çok yiyen çok çalışır:Tüketimi ve harcaması fazla olan kişi, bu yaşam standardını karşılayabilmekiçin herkesten daha fazla emek vermek ve yorulmak zorundadır.
-
Çok yiyen tez acıkır:Vücut ve zihin aşırılığa alıştığında denge bozulur; fazlaya alışan kişi hepdaha fazlasını isteyerek doyumsuzluk döngüsüne girer.
-
Çok yokuş çıkan düzde yorulur: Sürekli zorluklarla boğuşan ve ağır yük taşıyan kişiler,şartlar normale dönse bile o geçmişin yorgunluğunu üzerlerinden atamazlar.
-
Çok yokuş çıkanın inişi tez olur: Hızla ve zorlayarak zirveye tırmananlar, aynı hızla düşüşe geçebilirler; istikrarlı ve sakin ilerleyiş daha güvenlidir.
-
Çok yorulmakla iş bitmez: Çalışmak kadar dinlenmek ve işi organize etmek de önemlidir; planlanmamış ve sadece fiziksel güce dayalı çalışma verimsizdir.
-
Çok yorulursun, az dinlenmezsen: Hayatın yoğun temposunda kendine vakit ayırmayan ve dinlenmeyi ihmal eden kişi, bir süre sonra tükenmişlik yaşayarak verimini kaybeder.
-
Çok yüz güldüren, çok ağlatır: Başlangıçta aşırı mutluluk ve konfor sunan durumlar veya kişiler, beklentiyi çok yükselttiği için sonradan yaşanacak ufacık bir eksiklikte büyük hüzün yaratır.
-
Çok yüzlü, çok sözlü olur: Dürüst olmayan, herkese farklı davranan ikiyüzlü kişiler, bu durumu kurtarmak için sürekli konuşmak ve yeni bahaneler üretmek zorunda kalırlar.
-
Çok yüzlü insan güven vermez: Tavırları ve fikirleri sürekli değişen, nerede nasıl davranacağı belli olmayan kişilere kimse inanmaz ve itibar etmez.
-
Çok yük eşeği çökertir: Bir insana kapasitesinin üzerinde sorumluluk ve iş yüklemek, onun pes etmesine ve işin tamamen durmasına neden olur.
-
Çoklukta bereket vardır: Birlik ve beraberlik içinde, el birliğiyle yapılan işler her zaman daha verimli ve bereketli sonuçlar doğurur.
-
Çöl susuz kalan suyu rüyasında görür: İnsan en çok neyin eksikliğini çekiyorsa, zihni sürekli o ihtiyaca odaklanır ve hayallerini o şey süsler.
-
Çömlek hesabı çarşıya uymaz: Kişinin kendi başına yaptığı planlar, hayatın gerçekleri ve dış etkenlerle karşılaştığında genellikle revize edilmek zorunda kalır.
-
Çömlekçinin kiri kendi evine gerek: İnsan başkalarının kusurlarıyla uğraşacağına, kendi hatalarını görmeli ve önce kendi içindeki yanlışları düzeltmelidir.
-
Çöplükte horoz ötmez: Değersiz ve seviyesiz ortamlarda kaliteli işler yapılamaz; yetenekli kişiler kendilerini gösterecek uygun bir zemin bulamazlar.
-
Çorap söküğü gibi gelir: Bir karmaşanın veya sorunun ilk düğümü çözüldüğünde, geri kalan kısımlar kendiliğinden ve hızla çözülmeye başlar.
-
Çorba dumanı tütmeden sofra kurulmaz: Her şeyin bir zamanı ve hazırlık aşaması vardır; yeterli emek ve sabır gösterilmeden sonuç beklemek yanlıştır.
-
Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır: Başkalarını eleştirmeden önce kendi büyük hatalarımızla yüzleşmeli, empati kurarak adaleti elden bırakmamalıyız.
-
Çul içinde aslan yatar: Birinin dış görünüşü, fakirliği veya sade yaşantısı sizi aldatmasın; o gösterişsiz dış kabuğun altında çok güçlü bir karakter veya zeka olabilir.
-
Çürük diş baş ağrıtır:Küçük görünen ama çözülmeyen sorunlar, zamanla vücudun veya işin tamamını etkileyen büyük birer dert haline gelir.
-
Çürük ip ile kuyuya inilmez: Güven vermeyen insanlara veya yetersiz ekipmanlara dayanarak riskli bir işe kalkışmak, felakete davetiye çıkarmaktır.
-
Çürük mal pahalı satılmaz: Kalitesi düşük olan bir şey, ne kadar süslenirse süslensin uzun süre değerliymiş gibi gösterilemez; gerçek değeri elbet anlaşılır.
-
Çürük tahta çivi tutmaz: Temeli bozuk, karakteri oturmamış veya işe yaramaz hale gelmiş bir şeyi düzeltmeye çalışmak zaman kaybıdır; üzerine yeni bir şey inşa edilemez.
-
Çürük tahtaya basan düşer: Sağlam olmayan işlere, yalan dolan üzerine kurulu planlara güvenen kişi sonunda mutlaka zarar görür.
-
Çürük temel üzerine bina yapılmaz: Bir işin başlangıcı sağlam değilse, üzerine ne kadar büyük hedefler koyarsanız koyun, o iş eninde sonunda çökmeye mahkumdur.
-
Çok bilen çok susar: Gerçek bilgi sahibi olanlar, her konuda fikir beyan etmek yerine sessiz kalmayı ve dinlemeyi tercih ederler; bilgelik ölçülülüktür.
-
Çok bilenin düşmanı çok olur: Bilgili ve başarılı insanlar, çevrelerinde kıskançlık uyandırabilir ve bu durum onların hedef haline gelmesine neden olabilir.
-
Çok bilen kendini kaybeder: Bilginin verdiği güçle kibre kapılan kişi, gerçeklikten kopabilir ve kendi sonunu hazırlayan hatalar yapabilir.
-
Çok okuyan değil, gezen bilir: (Bkz. 29 ve 56) Yaşamın pratiği ve yerinde gözlem, kitabi bilgiden daha kalıcı ve öğreticidir.
-
Çok seven çabuk eskir:İlişkilerde aşırı duygusallık ve sürekli yoğunluk, duyguların hızla tükenmesine ve bıkkınlığa yol açabilir.
-
Çok bilmek değil, bildiğini yapmak önemlidir: Bilgi ancak hayata geçirildiğinde bir anlam kazanır; uygulama alanı olmayan bilgi sadece zihinsel bir yüktür.
-
Çok söyleyene değil,çok yapana bak: Sözler uçup gider, geriye sadece yapılan işler kalır; birinin kalitesini sözleri değil, icraatları belirler.
D Harfi İle BaşlayanAtasözleri
-
Dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir: Doğa olayları nasıl kaçınılmazsa, hayatta her insanın başına beklenmedik sıkıntılar ve sorumluluklar gelebilir. Önemli olan bu zorluklara karşı hazırlıklı ve metanetli olmaktır.
-
Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur: Cansız varlıklar yerinden kımıldayamaz ama insanlar hareket halindedir. Dünya küçüktür; bugün tartıştığın biriyle yarın başka bir yerde karşılaşabilirsin, bu yüzden ilişkileri tamamen koparmamak gerekir.
-
Dağ dumansız olmaz, insan hatasız olmaz: Büyük dağların tepesinde her zaman sis veya bulut bulunur. Tıpkı bunun gibi, değerli ve büyük işler yapan insanların da mutlaka küçük kusurları veya hataları olabilir.
-
Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden aşar: Karşılaştığımız engel ne kadar büyük görünürse görünsün, o engeli aşacak bir çare veya yöntem mutlaka vardır. Hiçbir sorun çözümsüz değildir.
-
Dağ yürümezse abdal yürür: Bir sonuca ulaşmak isteyen kişi, şartların kendine uymasını beklemek yerine kendisi şartlara uyum sağlamalıdır. Hedefe gitmek için gerekirse biz fedakârlık yapmalıyız.
-
Dağdan gelip bağdakini kovmak: Bir yere sonradan dahil olup, orada eskiden beri emek veren kişiyi haksız yere dışlamaya veya yerinden etmeye çalışmak büyük bir nezaketsizlik ve haksızlıktır.
-
Dağınık evde bereket olmaz: Yaşam alanında düzenin olmadığı yerde huzur da olmaz. Maddi ve manevi bolluk, intizamlı ve tertipli bir çalışma ortamında yeşerir.
-
Dal eğilirse meyve verir: Meyve veren dal ağırlığından dolayı yere doğru eğilir. Bu, insanın olgunlaştıkça ve bilgi sahibi oldukça daha alçakgönüllü olması gerektiğini, tevazu gösterenin daha faydalı olacağını anlatır.
-
Dalda durmaz, elde durmaz: Kararsız, ne yapacağı belli olmayan ve bir yerde sabit kalamayan güvenilmez kişiler için kullanılır. Bu tip insanların hayatında bir istikrar bulmak zordur.
-
Dalı kırılan ağacın gölgesi olmaz: Bir insanın gücü, dayanağı veya destekçileri elinden giderse, o kişi artık ne kendine ne de başkalarına fayda sağlayabilir.
-
Damdan düşen, damdan düşenin hâlini bilir: Bir acıyı veya sıkıntıyı bizzat yaşamayan kişi, o acıyı çekenin duygularını tam anlayamaz. Empati kurabilmek için benzer zorluklardan geçmiş olmak gerekir.
-
Damlaya damlaya göl olur: Küçük ve önemsiz görülen birikimler, sabırla devam ettirildiğinde zamanla devasa bir sonuca veya zenginliğe dönüşür. Tasarrufun önemini vurgular.
-
Dananın kuyruğu kopunca kavga çıkar: Bir meseledeki belirsizlik sona erip asıl gerçek ortaya çıktığında veya olay artık dayanılmaz bir noktaya geldiğinde büyük bir hesaplaşma başlar.
-
Dar gün dostu belli olur: İnsan iyi gününde etrafında çok kişi bulur. Ancak gerçek dost, kimsenin yanınızda olmadığı, en sıkıntılı ve çaresiz zamanlarınızda elinizi tutan kişidir.
-
Dar yerden genişlik çıkmaz: İmkânları kısıtlı olan, vizyonu dar veya sermayesi yetersiz olan bir durumdan büyük ve ferah sonuçlar beklemek gerçekçi değildir.
-
Darı unundan baklava olmaz: Bir işin kaliteli olması için kullanılan malzemenin de kaliteli olması şarttır. Yetersiz donanımla mükemmel bir sonuç elde edilemez.
-
Davul bile dengi dengine çalar: Evlilik veya ortaklık gibi uzun vadeli ilişkilerde tarafların sosyal, kültürel ve ekonomik olarak birbirine uyumlu olması huzurun temel şartıdır.
-
Davulun sesi uzaktan hoş gelir: Bir işin dışarıdan görünen parıltısı veya kolaylığı, o işin içindeki zorlukları gizler. Uzaktan kolay görünen sorumluluklar, içine girince çok zahmetli olabilir.
-
Dayak cennetten çıkmadır: Toplumda disiplin sağlamak adına söylenen bu söz, aslında aşırıya kaçmayan bir otoritenin veya terbiyenin bazen gerekli olduğunu savunan eski bir anlayıştır.
-
Dayan komşum, dayan; komşunun tavuğu kaz olunca: Başkasının elindekini kıskançlıkla takip edenlerin, onların başarısı arttıkça daha fazla haset duyacaklarını hiciv yoluyla anlatır.
-
Dayanıklı taş, duvar tutar: Sağlam karakterli, güvenilir ve işinde uzman olan kişiler her zaman aranır ve girdikleri bir topluluğu veya işi ayakta tutarlar.
-
Dediği dedik, çaldığı düdük: Çevresindeki kimsenin fikrini almayan, son derece inatçı ve her şeyin sadece kendi istediği gibi olmasını bekleyen baskıcı kişiler için kullanılır.
-
Deliden al uslu haberi: Bazen çok saf veya toplumca ciddiye alınmayan bir kişi, kimsenin söylemeye cesaret edemediği gerçekleri en yalın ve açık haliyle dile getiriverir.
-
Delik çuval su tutmaz: Kazandığını hemen harcayan, savurgan ve plan yapmayan birine ne kadar çok imkan verirseniz verin, o kişi asla birikim yapamaz ve her zaman darda kalır.
-
Demir tavında dövülür: Her işin yapılması gereken en uygun bir zamanı vardır. Fırsat eldeyken ve şartlar olgunlaşmışken adım atmak gerekir; gecikilirse aynı verim alınamaz.
-
Demiri demirle döverler, insanı insanla: Güçlü bir engeli aşmak için yine o güçte bir araç kullanmak gerekir. İnsanları ikna etmek veya disipline etmek için de yine donanımlı insanlar gereklidir.
-
Deneme yanılma ile yol bulunur: Hayatta en kalıcı bilgi tecrübedir. Hata yapmaktan korkmamalıyız çünkü her yanlış deneme bizi doğru sonuca bir adım daha yaklaştırır.
-
Deniz dalgasız olmaz, insan kavgasız olmaz: İnsanların bir arada olduğu her yerde fikir ayrılıkları ve ufak çatışmalar çıkması doğaldır. Mükemmel bir huzur aramak yerine yönetilebilir ilişkiler kurmak gerekir.
-
Deniz kenarında dalga eksik olmaz: Hareketli, büyük ve riskli işlerin döndüğü yerlerde her zaman bir hareketlilik ve buna bağlı sorunlar eksik olmaz.
-
Deniz malı dünyada kalır: (Aslı: Dünya malı dünyada kalır) Kazandığımız servet ve sahip olduğumuz mülkler sadece yaşadığımız süre içindir. Ölümden sonra insanla giden tek şey karakteri ve yaptığı iyiliklerdir.
-
Deniz ne kadar dalgalı olsa durulur: En şiddetli kavgalar, en büyük ekonomik krizler veya en derin üzüntüler bile zamanla etkisini yitirir ve hayat normale döner. Umudu kesmemek gerekir.
-
Denize düşen yılana sarılır: Çok çaresiz ve zor durumda kalan bir insan, normal şartlarda asla kabul etmeyeceği tehlikeli veya sevmediği yollardan bile yardım ummaya başlar.
-
Dereden tepeden konuşmak: Belli bir amacı olmayan, havadan sudan, konuyu dağıtarak ve gereksiz ayrıntılara girerek yapılan sohbetleri ifade eder.
-
Dereyi görmeden paçayı sıvama: Bir işin sonucu tam olarak netleşmeden, o iş olmuş gibi davranıp hazırlık yapmak veya sevinmek hayal kırıklığına yol açabilir. Sabırlı olmak şarttır.
-
Derin su yavaş akar: Çok bilgili, görgülü ve donanımlı insanlar kendilerini kanıtlama çabasına girmezler; gürültü yapmadan, vakur ve sakin bir şekilde hareket ederler.
-
Dert insanı söyletir: İçinde büyük bir acı veya sıkıntı biriktiren kişi, bir noktadan sonra dayanamaz ve içini dökme ihtiyacı hisseder. Sıkıntı suskunluğu bozar.
-
Dert paylaşıldıkça azalır: İnsanın yaşadığı üzüntüyü güvendiği birine anlatması, omuzlarındaki yükün hafiflemesine ve manevi bir rahatlama yaşamasına yardımcı olur.
-
Dertsiz başa dert aranmaz: Her şey yolunda giderken, gereksiz riskler alarak veya macera arayarak huzuru bozmak akıllıca bir iş değildir. Eldekini korumak önemlidir.
-
Deve büyük ama beşini bir eşek yeder: Fiziksel olarak çok güçlü veya büyük görünmek, her zaman akıllı ve yönetici olmak anlamına gelmez. Zeka ve strateji, kaba güçten üstündür.
-
Deve hendek atlayamaz: Herkesin bir kapasitesi ve yapamayacağı şeyler vardır. Bir insandan yeteneğinin veya gücünün çok üstünde bir performans beklemek haksızlıktır.
-
Deveye hendek atlatmak: İnatçı birini bir işe ikna etmeye çalışmak veya imkânsıza yakın zorluktaki bir işi başarmak için harcanan aşırı çabayı anlatır.
-
Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur: İnsanı büyük yıkımlara götüren şey genellikle devasa hatalar değil, küçük ve açgözlü arzularına yenik düşmesidir. Küçük bir hırs, büyük bir hayatı söndürebilir.
-
Diken üstünde oturmak: Her an bir yerden kötü bir haber gelecekmiş veya bir sorun çıkacakmış gibi hissedilen, sürekli tedirgin ve huzursuz olma durumunu betimler.
-
Dikenli gül, kokulu olur: En güzel sonuçlar ve en değerli başarılar genellikle çok büyük zorlukların, fedakârlıkların ve acıların ardından gelir. Zahmetsiz rahmet olmaz.
-
Dikensiz gül olmaz: Kusursuz bir mutluluk veya tamamen sorunsuz bir başarı yoktur. Sevdiğimiz her şeyin katlanmamız gereken ufak bir zahmeti veya eksiği mutlaka bulunur.
-
Dil kılıçtan keskindir: Fiziksel bir darbe zamanla iyileşir ama sert ve kırıcı bir sözün insanın ruhunda açtığı yara ömür boyu kapanmayabilir. Sözün gücü çok büyüktür.
-
Dil yarası, kılıç yarasından derindir: İnsanın onuruna, kalbine ve duygularına yöneltilen ağır hakaretler asla unutulmaz ve iyileşmesi fiziksel yaralardan çok daha zordur.
-
Diline sahip olmayan başına iş açar: Nerede, neyi, kime söyleyeceğini bilmeyen kişiler, dillerini tutamadıkları için her zaman toplumda dışlanır veya zor duruma düşerler.
-
Dilini tutan belasını tutar: Konuşmadan önce düşünen ve gereksiz yere söze girmeyen kişi, kendisine yönelecek pek çok eleştiri ve sorunu daha baştan engellemiş olur.
-
Dinlemesini bilmeyen, konuşmasını da bilmez: İyi bir konuşmacı olmanın temel şartı önce iyi bir gözlemci ve dinleyici olmaktır. Karşı tarafı anlamadan söylenen sözler boştur.
-
Dinsizin hakkından imansız gelir: Çok zalim ve kötü kalpli birini durdurmak için bazen hukuk veya nezaket yetmez; onu ancak ondan daha gözü kara ve sert biri durdurabilir.
-
Diri diri gömülmez: Masum bir insanın hakkını yemek veya onu hayattayken yok saymak, suçsuz yere ağır cezalar vermek vicdanen kabul edilemez bir haksızlıktır.
-
Doğru hesap çarşıdan döner: Bir plan kağıt üzerinde ne kadar güzel görünürse görünsün, eğer temeli hatalıysa uygulama (gerçek hayat) aşamasında mutlaka açık verir.
-
Doğru insan yolda kalmaz: Dürüstlükten ve adaletten ayrılmayan kişi, ne kadar zorluk yaşarsa yaşasın sonunda mutlaka bir çıkış yolu bulur ve hak ettiği yere varır.
-
Doğru kapıyı çalan aç kalmaz: Çalışkan olan ve rızkını helal yoldan, dürüstlükle arayan kişi eninde sonunda emeğinin karşılığını alır ve geçimini sağlar.
-
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar: Çıkarcıların ve yalancıların olduğu bir ortamda gerçekleri dile getiren kişi, düzeni bozduğu için istenmeyen adam ilan edilir.
-
Doğru söz yemin istemez: Gerçek olan bir ifade kendi içinde bir tutarlılığa sahiptir. Eğer biri sürekli yemin ediyorsa, aslında sözünün doğruluğuna kendisi de tam güvenmiyor demektir.
-
Doğru sözlü insan düşman kazanır: Gerçekleri eğip bükmeden söyleyenler, yalanla iş yürütenlerin ve kusuru olanların rahatını kaçırdığı için onlar tarafından sevilmezler.
-
Doğru yoldan sapan, yolunu şaşırır: Hayatta dürüstlük ve ahlak gibi temel ilkelerden ayrılan kişi, bir süre sonra karmaşanın içinde kaybolur ve huzurunu yitirir.
-
Doğrunun yardımcısı Allah’tır: Her türlü hileye ve haksızlığa rağmen dürüst kalmayı başaran kişi, ilahi bir adaletle er ya da geç korunur ve ödüllendirilir.
-
Doğrunun yoldaşı sabırdır: Dürüst davranmanın meyveleri hemen toplanmayabilir. Haklılığın ortaya çıkması için zaman ve büyük bir sabır gerekir.
-
Doğruyu söylemek cesaret ister: Bir gerçeği dile getirmek bazen büyük riskler almayı gerektirir. Korkularına yenilmeyen ve bedel ödemeyi göze alanlar ancak doğruyu söyleyebilir.
-
Doktor hasta olmadan hekimin kıymeti bilinmez: Bir nimetin veya uzmanlığın değeri, ona en çok ihtiyaç duyulan darlık ve acı anlarında tam olarak idrak edilir. Sağlıklıyken sağlık unutulur.
-
Dokunan yanar: Tehlikeli, hukuk dışı veya arkasında büyük güçlerin olduğu meselelere bulaşan kişi, ne kadar iyi niyetli olursa olsun mutlaka zarar görür.
-
Dokuz doğurmak: Bir işin sonucunu veya gelmesi beklenen bir haberi büyük bir heyecan, stres ve korku dolu bir bekleyiş içinde geçirmeyi ifade eder.
-
Dokuz köyden kovulan onuncu köye gider: Dürüstlüğü yüzünden bir yerden dışlanan kişi umudunu yitirmemeli; mutlaka kıymetinin bilineceği yeni bir yer bulacaktır.
-
Dolu küpün sesi çıkmaz: Gerçekten bilgili, donanımlı ve zengin (manen) olan insanlar gösteriş yapma ihtiyacı duymazlar. Gürültü çıkaranlar genellikle içi boş olanlardır.
-
Dolu testinin sesi çıkmaz: Tıpkı dolu küp gibi, karakteri oturmuş ve birikimi tam olan insanlar kendilerini kanıtlama telaşı gütmezler; sakin ve derinden giderler.
-
Doluya koysan almaz, boşa koysan dolmaz: Bazı karmaşık sorunlar veya memnun edilmesi imkânsız kişiler vardır; ne yaparsanız yapın bir türlü dengeyi ve huzuru kuramazsınız.
-
Donmuş gölde yürüyen çatlağı bekler: Riskli ve sonu belli olmayan tehlikeli bir yola giren kişi, başına gelecek felaketlere hazırlıklı olmalı ve şikayet etmemelidir.
-
Dost acı söyler: Gerçek dost, arkadaşının hatasını görmezden gelip onu uçuruma sürüklemez. Üzüleceğini bilse bile iyiliği için doğruları yüzüne söyler.
-
Dost başa, düşman ayağa bakar: Dostunuz sizin yükselmenizi, aklınızı ve itibarınızı takip eder; düşmanınız ise bir an önce ayağınızın kaymasını ve düşmenizi bekler.
-
Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur: Arkadaş sayınızı ne kadar artırırsanız artırın yetmez; ama tek bir düşman bile hayatınızı zindana çevirmeye ve size zarar vermeye yeter.
-
Dost dosta yük olmaz: Gerçek bir sevgi bağında yardımlaşma bir külfet olarak görülmez. İnsan sevdiği kişi için yaptığı fedakarlıktan ağırlık duymaz.
-
Dost kara günde belli olur: İnsanların gerçek yüzü iyi günde değil, maddi veya manevi olarak çöktüğünüz, kimsenin size faydasının dokunmadığı en zor zamanlarda ortaya çıkar.
-
Dost, dostun ayıbını yüzüne söyler: Samimi bir arkadaş, dostunun kusurunu başkasına anlatıp onu küçük düşürmez; düzeltmesi için doğrudan kendi yüzüne söyler.
-
Dostla ye iç, alışveriş etme: Para ve maddi çıkarlar en sağlam bağları bile çürütebilir. Dostluğu korumak için maddi hesapları araya sokmamak daha sağlıklıdır.
-
Dostluk alışverişte bozulmaz: Eğer taraflar dürüst, şeffaf ve adaletli davranırsa, beraber yapılan ticaret o dostluğu sarsmaz, aksine güveni pekiştirir.
-
Dostun attığı taş baş yarmaz: Sevdiğimiz birinden gelen sert bir eleştiri bizi üzse de, onun niyetinin iyilik olduğunu bildiğimiz için kalıcı bir kırgınlık yaratmaz.
-
Dostun iyisi kara günde belli olur: (Vurgu) Felaket anlarında yanınızda kalanlar, hayatınızdaki en değerli ve gerçek insanlardır; diğerleri sadece gölgedir.
-
Dostuna güvenen yolda kalmaz: Arkasında sağlam ve samimi destekçileri olan kişi, hayatın zorlu yollarında tek başına kalmaz ve mutlaka bir yardım eli bulur.
-
Dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim: İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır. Arkadaş çevremiz bizim karakterimiz, değerlerimiz ve geleceğimiz hakkında bilgi verir.
-
Durduğu yerde su yosun tutar: Çalışmayan, üretmeyen ve zihnini tazelemeyen insan zamanla işlevini kaybeder ve toplumun gerisinde kalarak körelir. Hareket berekettir.
-
Durup dururken kavga çıkmaz: Toplumsal veya bireysel çatışmaların her zaman bir geçmişi, bir nedeni ve tetikleyici bir unsuru vardır; hiçbir şey sebepsiz değildir.
-
Duru suyu bulandırma: Zaten iyi giden, sorunsuz ve huzurlu olan bir süreci gereksiz meraklarla veya müdahalelerle bozup karmaşa yaratma.
-
Dünya bir misafirhanedir: İnsan bu dünyada kalıcı değildir, her şey emanettir. Bu yüzden hırsla dünyaya bağlanmak yerine hoş bir sada bırakmaya odaklanmak gerekir.
-
Dünya bir penceredir, her gelen bakar geçer: Hayat çok kısa ve geçicidir. Kimse bu dünyada baki değildir, bu yüzden mal mülk kavgası yapmak yerine insanca yaşamak önemlidir.
-
Dünya dönse de insan huyu dönmez: İnsanın temel karakter yapısı ve özü çok zordur değişir. Dış şartlar ne kadar değişirse değişsin, kişinin mayası aynı kalır.
-
Dünya fani, ölüm ani: Yaşamın geçiciliğini ve ölümün her an gelebileceğini hatırlatır. Bu söz, insanı daha vicdanlı ve ölçülü yaşamaya davet eder.
-
Dünya işi dünyada kalır: Ölümden sonra maddi hiçbir şeyin önemi yoktur. Bu yüzden hayatın geçici dertlerini çok fazla büyütmemek gerekir.
-
Dünya işine dalan ahireti unutur: Aşırı maddeci bir yaşam tarzı, insanın manevi değerlerini ve hayatın gerçek anlamını ıskalamasına neden olabilir.
-
Dünya kadar derdin olsa da bir lokma ekmekle yaşanır: Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, temel ihtiyaçlar karşılandığı sürece hayata tutunmak ve devam etmek mümkündür.
-
Dünya kadar malın olsa ne fayda: Eğer sağlık, huzur ve sevgi yoksa zenginliğin hiçbir değeri yoktur. Maddiyat tek başına mutluluk getirmez.
-
Dünya malı dünyada kalır: (Tekrar) Mezara hiçbir mülk götürülemez. Bu yüzden hırs yapıp kalp kırmak beyhudedir.
-
Dünya malı elde durmaz: Servet değişkendir; bugün zengin olan yarın fakirleşebilir. Maddiyata çok güvenip kibirlenmemek gerekir.
-
Dünya malına güven olmaz: Maddi zenginlik bir felaketle, bir hatayla veya bir hastalıkla her an yok olup gidebilir. Güvenilecek asıl şey karakterdir.
-
Dünya tatlısı baldan tatlı değildir: Dışarıdan çok güzel ve cazip görünen bazı şeyler, aslında sanıldığı kadar kıymetli veya huzur verici olmayabilir.
-
Dünya varmış, ölüm varmış: Hayatın getirdiği güzelliklerin tadını çıkarırken, bir gün bu yolculuğun biteceği gerçeğini de akıldan çıkarmamak gerekir.
-
Dünya yıkılsa umursamaz: Çevresinde olup biten en büyük felaketlere bile tepki vermeyen, aşırı gamsız ve vurdumduymaz kişileri tarif eder.
-
Düş kalk bilen yol alır: Başarıya ulaşmak için hatalardan ders çıkarmayı bilmek gerekir. Yenilgiyi bir son değil, bir öğrenme süreci olarak görenler ilerleyebilir.
-
Düşe düşe yol bulunur: Doğruyu bulmak için bazen yanlış yollara girmek ve hatalar yapmak kaçınılmazdır. Tecrübe, bu düşüşlerin toplamıdır.
-
Düşe kalka öğrenilir: (Vurgu) Hayat bir deneme sahasıdır. İnsan olgunluğa ancak zorluklarla mücadele ederek ve hatalarından ders alarak ulaşır.
-
Düşene tekmeleyen çok olur: Bir insan gücünü ve itibarını kaybettiğinde, o güne kadar ona yaranmaya çalışanlar fırsat bulup ona zarar vermeye çalışırlar.
-
Düşenin dostu olmaz: Maddi veya manevi olarak yıkıma uğrayan birinin etrafındaki sahte dostlar hızla dağılır, insan en zor anında yalnız kalabilir.
-
Düşenin halinden düşen anlar: (Empati) Bir felaket yaşayan kişiyi, ancak benzer bir felaketi daha önce yaşamış olan kişi tam olarak anlayabilir ve teselli edebilir.
-
Düşman dosttan çıkar: İnsana en büyük zararı, zayıf noktalarını en iyi bilen eski dostları verebilir. Yakınların kırgınlığı büyük düşmanlıklara gebedir.
-
Düşman ekmeği zehir olur: Kötü niyetli bir kimseden gelen iyilik veya yardım, mutlaka altında bir art niyet barındırır ve insana huzur vermez.
-
Düşman gülerken dost ağlar: Siz bir hata yaptığınızda düşmanınız gizli gizli sevinirken, gerçek dostunuz sizin adınıza üzülür ve sizi düzeltmeye çalışır.
-
Düşman güldürürken dost düşündürür: Düşman sizi kandırmak için sahte iltifatlar eder; dost ise canınızı sıksa bile gerçekleri söyleyerek sizi doğru karara zorlar.
-
Düşman kapıya gelmeden silah kuşanılmaz: Sorun henüz ortada yokken aşırı saldırgan veya savunmacı olmak huzuru bozar. Tedbirli olunmalı ama gereksiz gerginlik yaratılmamalıdır.
-
Düşman okşar, dost acıtır: Düşman sizi gevşetmek için yumuşak davranabilir, dost ise sizi uyandırmak için sert ve sarsıcı gerçekleri söyleyebilir.
-
Düşman susar ama unutmaz: Karşı tarafın sessiz kalması her zaman barış anlamına gelmez. Bazen sadece doğru zamanı bekledikleri için pusuda yatıyor olabilirler.
-
Düşman taş atar, dost ekmek verir: Kişilerin size karşı olan niyetlerini, size yaptıkları muameleden ve dar zamanlarınızdaki tavırlarından anlayabilirsiniz.
-
Düşman uyanıktır, dost dalgındır: Tehlike her zaman tetikte ve fırsat kollar, oysa biz güvenli ortamda rehavete kapılıp savunmasız kalabiliriz. Her zaman uyanık olunmalıdır.
-
Düşman uyandırılmaz: Uyuyan bir sorunu, sessiz duran bir rakibi gereksiz yere tahrik edip üzerinize çekmek akıl karı bir iş değildir.
-
Düşman uyumaz: Kötü niyetli odaklar her zaman bir zayıf noktanızı yakalamak için beklerler. Tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamak şarttır.
-
Düşman uyurken bile düşünülür: Tehlike her an gerçekleşebilecek bir ihtimaldir. Bu yüzden stratejik düşünmek ve her zaman bir B planına sahip olmak gerekir.
-
Düşmanından kaçan yorulur: Sorunlarla yüzleşmek yerine onlardan sürekli kaçmak, insanı daha fazla tüketir ve sorunu daha da büyütür. Yüzleşmek esastır.
-
Düşmanının sözünden sakın: Size zarar vermek isteyen birinin vereceği tavsiyenin altında mutlaka sizi yanıltacak bir tuzak bulunur.
-
Düşmanlık ateş gibidir: Eğer düşmanlık duygusu bir kez başlarsa ve söndürülmezse, tıpkı ateş gibi her şeyi yakıp yıkar, hem size hem çevreye zarar verir.
-
Düşmanlıkla dostluk bir arada olmaz: Birine hem nefret duyup hem de onunla samimi bir ilişki yürütmek imkansızdır. Duygusal netlik dürüstlüğün temelidir.
-
Düşmanımın düşmanı dostumdur: Bazen ortak bir tehlikeye karşı, normalde hiç sevmediğimiz kişilerle bile geçici bir iş birliği yapmak zorunda kalabiliriz.
-
Düşmanın dostluğu saman alevi gibidir: Kötü niyetli birinin aniden iyi davranması samimi değildir; bu durum çok kısa sürer ve genellikle bir çıkarı bittiğinde söner.
-
Düşmanın dostu olmaz: (Aslı: Düşmana dost olunmaz) Kötü niyetli biriyle kurulan samimiyet her an bozulabilir; onlara tam güven duyulmamalıdır.
-
Düşmanın gözüyle bak, dostun gözüyle gör: Olayları hem eleştirel bir rakipten gelebilecek saldırıları öngörerek analiz et, hem de sağduyulu bir dostun vicdanıyla değerlendir.
-
Düşmanın gülüşüne kanma: Düşmanın size karşı nazik davranması veya gülümsemesi, arkasındaki kötü planı gizlemek için kullandığı bir maskedir.
-
Düşmanın hediyesi tuzaktır: Beklenmedik bir düşmandan gelen büyük lütuflar, genellikle sizi borçlu çıkarmak veya dikkatinizi dağıtmak için verilen rüşvetlerdir.
-
Düşmanın karınca ise de hor bakma: (Tedbir) Rakibini ne kadar zayıf veya önemsiz görürsen gör, onu küçümseme. En küçük ihmal büyük felaketlere neden olabilir.
-
Düşmanın oku uzaktan gelir: Tehlike her zaman en yakından gelmez. Bazen hiç beklemediğiniz bir yerden veya hiç ummadığınız bir yöntemle zarar görebilirsiniz.
-
Düşmanın silahı sabırdır: Bazen rakibiniz sadece sizin hata yapmanızı bekler. Aceleci davranmak, beklemeyi bilen düşmana fırsat vermektir.
-
Düşmanın sözünden bal olmaz: Kötü niyetli birinin ağzından ne kadar tatlı söz çıkarsa çıksın, o sözün özünde her zaman size zarar verecek bir zehir vardır.
-
Düşmanın sözüne değil işine bak: İnsanların ne dediği değil, ne yaptığı önemlidir. Özellikle güvenilmeyen kişilerin eylemleri, gerçek niyetlerini ele verir.
-
Düşmanını besleyen kendini aç bırakır: Size zarar veren veya verecek olan kişilere imkan ve güç sağlamak, aslında kendi sonunuzu hazırlamaktır.
-
Düşmanını bilmeyen kendini bilmez: Kendi zayıf yönlerini ve dışarıdaki tehlikeleri tanımayan bir kişi, kendini savunma ve geliştirme becerisine de sahip olamaz.
-
Düşmanını hafife alan zarar görür: (Vurgu) Rehavet ve kibir, yenilginin başlangıcıdır. Her zaman en kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerekir.
-
Düşmanını küçümseyen yenilir: (Strateji) Karşı tarafın gücünü olduğundan az görmek, gerekli önlemleri almamaya ve sonuçta kaybetmeye yol açar.
-
Düşmanını tanı, kendini koru: Bilgi en büyük kalkandır. Karşı tarafın yöntemlerini bilirseniz, ona göre savunma hattı kurabilirsiniz.
-
Düşmanından öğren: Rakiplerinizin sizi neden ve nasıl eleştirdiğine dikkat edin. Onların saldırıları, sizin geliştirmeniz gereken zayıf noktalarınızı gösterir.
-
Düşmanına bile adil ol: İnsanlık ve onur, düşmanlıkta bile adaleti gerektirir. Haksızlık yapmak sizi de o sevmediğiniz düşmanın seviyesine indirir.
-
Düşmanına bile merhametli ol: Güç elinizdeyken bile zalimleşmemek, erdemli bir insanın en büyük özelliğidir. İnsanlıktan çıkmadan mücadele edilmelidir.
-
Düşmanına kapını açma: Sizi bir kez sırtınızdan vurmuş veya size zarar vermiş birine ikinci kez aynı fırsatı vermek akıllıca bir iş değildir.
-
Düşmanına sırtını dönme: Tehlike devam ettiği sürece gardınızı indirmeyin ve olayları takip etmeyi bırakmayın. Dikkatsizlik en büyük açıktır.
-
Düşmanla aynı sofraya oturma: Güven bağının olmadığı bir ortamda samimiyet kurmak, sizi manipülasyona ve saldırılara açık hale getirir.
-
Düşmanla dost olan yarı yolda kalır: Temel değerleri sizinle uyuşmayan ve size karşı kötü niyet besleyenlerle kurulan ortaklıklar en kritik anda çöker.
-
Düşmanla yola çıkılmaz: Hedefleriniz ve niyetleriniz zıt olan kişilerle bir yolculuğa veya projeye başlamak, başarısızlığa davetiye çıkarmaktır.
-
Düşmanla bir olma: Kendi tarafındaki insanlara ihanet edip karşı tarafa geçmek veya kötülüğe alet olmak, insanın itibarını tamamen yok eder.
-
Düşmez kalkmaz bir Allah: Makam, mevki ve zenginlik kalıcı değildir. Bugün en tepede olan yarın en dibe düşebilir; bu yüzden kimseyle alay etmemeli ve kibirlenmemelidir.
-
Düşünmeden konuşan pişman olur: Ağızdan çıkan her kelime bir ok gibidir; geri dönüşü yoktur. Sonucu hesaplanmadan söylenen sözler, insanın hayatını karartabilir.
-
Düşünmek aklın süsüdür: İnsan zekası ancak tefekkür ve analizle parlar. Düşünerek hareket eden insan, her zaman daha zarif ve doğru sonuçlar elde eder.
-
Düşüne düşüne yol alınır: Acele kararlar hata payını artırır. Bir meseleyi her yönüyle tartıp öyle adım atmak, başarıya giden en güvenli yoldur.
-
Düz duvara tırmanılmaz: Doğaya, mantığa veya imkânsızlıklara karşı boş yere inat etmek sadece enerji ve zaman kaybıdır. Akıllı kişi sınırlarını bilir.
-
Düz giden yol şaşmaz: Doğru, dürüst ve hilesiz bir yöntem izleyen kişi, belki yavaş ilerler ama sonunda mutlaka hedefine ulaşır; yolu asla karışmaz.
-
Düz hesap utandırmaz: Açık, şeffaf ve her aşaması belli olan bir işten kimse zarar görmez. Gizlisi saklısı olmayan hesaplar insanın başını dik tutar.
-
Düz hesap zarar getirmez: Karmaşık olmayan, net ve dürüstçe yapılan planlamalar her zaman kazandırır ve insanı güvende tutar.
-
Düz konuşan eğri iş yapmaz: Sözünde duran ve net olan insanların eylemleri de genellikle dürüst ve ahlaklıdır. Söz insanın özünün aynasıdır.
-
Düz ovada at koşturmak kolaydır: Şartlar mükemmelken herkes başarılı olabilir. Gerçek yetenek, engellerin ve zorlukların olduğu engebeli yollarda belli olur.
-
Düz yolda yürümek kolaydır: Hiçbir direnç veya sorun yokken bir işi başarmak sıradan bir durumdur; asıl takdir edilmesi gereken zor şartlardaki başarıdır.
-
Düzgün ağaç düzgün yanar: Özü sağlam olan, yetiştirilme tarzı doğru olan bir insanın sonu da, yaptıkları da her zaman hayırlı ve temiz olur.
-
Düzgün ağaç eğri gölge vermez: (Karakter) Karakteri sağlam olan birinden yanlış, hileli ve kötü bir davranış çıkması mümkün değildir. Gölge ağaca bağlıdır.
-
Düzgün davranış saygı doğurur: İnsanların size olan saygısı, sizin takındığınız tavır ve sergilediğiniz ahlaki duruşla doğrudan ilişkilidir.
-
Düzgün evde kavga olmaz: Disiplin, sevgi ve düzenin hakim olduğu ailelerde gereksiz tartışmalar ve huzursuzluklar yaşanmaz; herkes yerini bilir.
-
Düzgün hesap zarar ettirmez: (Ekonomi) Gelirini giderini doğru planlayan ve dürüst ticaret yapan kişi, iflas veya büyük kayıplarla karşılaşmaz.
-
Düzgün insan ardında iyi ad bırakır: Maddi varlıklar geçer gider ama dürüstlükle yaşanmış bir ömürden geriye kalan saygınlık sonsuza dek yaşar.
-
Düzgün insan dost kazanır: Doğruluğuna güvenilen kişilerin etrafında her zaman sadık ve samimi bir arkadaş çevresi oluşur; yalnız kalmazlar.
-
Düzgün insan düşman kazanmaz: Adaletli ve hak yemeyen biriyle kimse boş yere uğraşmaz; böyle kişiler toplumun genelinden saygı görür.
-
Düzgün insan düzgün iş yapar: İşine saygı duyan ve ahlaklı olan birinin elinden çıkan her iş kaliteli, güvenilir ve sağlam olur.
-
Düzgün insan iz bırakır: Yaşadığı topluma değer katan ve dürüstlüğü ilke edinen kişiler, vefatlarından sonra bile iyilikle anılmaya devam ederler.
-
Düzgün insan sözünden dönmez: Sözünü bir senet gibi gören güvenilir kişiler, şartlar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın verdikleri vaadi yerine getirirler.
-
Düzgün insan yalan söylemez: Doğruluk karakteri haline gelmiş olan kişi, kısa vadeli çıkarlar için asla onurunu ve gerçeği feda etmez.
-
Düzgün iş ustayı belli eder: Bir ürünün kalitesi ve işçiliğindeki özen, o işi yapan kişinin ne kadar mahir ve ahlaklı bir usta olduğunun kanıtıdır.
-
Düzgün iş ustasını belli eder: (Vurgu) Eser her zaman sahibini tanıtır. İyi bir iş yaparsanız, reklam yapmanıza gerek kalmaz; işiniz sizi anlatır.
-
Düzgün iş uzun ömürlü olur: Baştan savma değil, kuralına uygun ve sağlam yapılan her iş zamana karşı direnir ve kalıcılığını korur.
-
Düzgün niyet kapı açar: İnsanın kalbindeki niyet temizse, karşılaştığı zorluklarda hiç ummadığı kapılar yardım için birer birer açılır.
-
Düzgün söz düşmanı bile yumuşatır: Tatlı dil ve nazik üslup, en katı kalpleri bile eritebilir ve çatışmaları barışa dönüştürebilir.
-
Düzgün söz gönül alır: Kırgınlıkları gidermek ve insanları mutlu etmek için bazen sadece dürüst ve nazik bir çift söz yeterlidir.
-
Düzgün söz gönül yapar: (Onarım) İletişimde dürüstlük ve zarafet, bozulan ilişkileri onarır ve insanlar arasında sevgi bağı kurar.
-
Düzgün söz iz bırakır: Akılcı, dürüst ve derinliği olan sözler, dinleyenlerin zihninde ve kalbinde kalıcı etkiler bırakır.
-
Düzgün söz kapı açar: Kendini doğru ve nazikçe ifade eden kişiler, sosyal hayatta ve iş hayatında her zaman daha kolay fırsat bulurlar.
-
Düzgün söz kavga söndürür: Öfke anında bile itidalini koruyup düzgün konuşan kişi, büyük bir çatışmanın büyümesini tek başına engelleyebilir.
-
Düzgün söz, kapı açar: (Tekrar-Vurgu) İletişim becerisi ve dürüst ifade, hayatın anahtarıdır.
-
Düzgün tartı helal kazançtır: Ölçüde ve tartıda adaletli olan kişi, sadece maddi kazanç elde etmez; aynı zamanda vicdan rahatlığı ve helal rızık kazanır.
-
Düzgün tartı pazarı ayakta tutar: Bir toplumda ticaretin ve güvenin devam etmesi, herkesin adil bir şekilde hak ettiğini almasına bağlıdır.
-
Düzgün tartı pazarı yaşatır: Güvenin olmadığı yerde ticaret ölür. Adaletli ölçü, toplumsal refahın ve sürekliliğin garantisidir.
-
Düzgün taş duvarı ayakta tutar: Bir yapıyı oluşturan her bir parçanın sağlam olması gerekir. Toplumda her birey dürüst olursa, o toplum yıkılmaz.
-
Düzgün taş yerinde ağırdır: Herkes kendi uzmanlık alanında ve karakterine uygun mevkide daha değerli ve etkili olur.
-
Düzgün yol az yorar: Doğru yöntemle, planlı ve hilesiz ilerlemek, belki yavaştır ama insanı gereksiz maceralardan ve yorgunluklardan korur.
-
Düzgün yol başarıya çıkar: (Hedef) Sapmadan, doğru prensiplerle ilerleyen kişi eninde sonunda arzu ettiği başarıya ulaşır.
-
Düzgün yol şaşırtmaz: Belirlenmiş, net ve ahlaki kuralları olan bir yaşam tarzı seçen kişi, yol ayrımlarında ne yapacağını şaşırmaz.
-
Düzgün yol yorulmaz: (Anlam: Düzgün yolda yorulunmaz) Doğru yolda olmanın verdiği vicdan huzuru, insanın fiziksel yorgunluğunu unutturur ve ona şevk verir.
-
Düzgün yol, yolcuyu yormaz: Planı ve rotası net olan işlerde çalışanlar, ne yapacaklarını bildikleri için strese girmez ve yıpranmazlar.
-
Düzgün yolcu menzile varır: İlkelerinden ödün vermeden ilerleyen kararlı kişi, ne kadar vakit geçerse geçsin varmak istediği yere ulaşır.
-
Düzgün yolcu şaşmaz: Doğru rehberi ve doğru ilkesi olan kişi, hayatın karmaşası içinde asla yolunu ve amacını kaybetmez.
-
Düzensiz evde huzur olmaz: Evdeki veya işteki dağınıklık, insanın ruh halini de olumsuz etkiler. İç huzur için dış düzen şarttır.
-
Dünyada tükenmez iki şey vardır: yol ve söz: İnsan ömrü boyunca gidecek yeni yerler ve anlatacak yeni hikayeler, söylenecek yeni sözler hep var olacaktır.
-
Düzgün söz düşmanı bile yumuşatır: (Vurgu) En sert rakibin bile mantıklı ve nazik bir argüman karşısında direnci kırılır.
-
Düzgün yol az yorar: (Vurgu) Doğru yöntemi bulmak, gereksiz çabadan kurtarır.
-
Düzgün tartı pazarı yaşatır: (Vurgu) Adalet mülkün temelidir.
-
Düzgün insan iz bırakır: (Vurgu) Ölümsüzlük, ardında iyi bir isim bırakmaktır.
-
Düzgün davranış saygı doğurur: (Vurgu) Saygı istenmez, davranışla kazanılır.
-
Düzgün hesap utandırmaz: (Vurgu) Şeffaf olanın kimseden saklayacak bir şeyi yoktur.
-
Düzgün söz kavga söndürür: (Vurgu) Akıllıca söylenmiş bir söz, bir savaşı önleyebilir.
-
Düzgün insan dost kazanır: (Vurgu) Doğruluk mıknatıs gibidir, iyi insanları çeker.
-
Düzgün iş ustayı belli eder: (Vurgu) Kalite asla tesadüf değildir, emeğin sonucudur.
-
Düzgün yolcu şaşmaz: (Vurgu) Hedefi belli olanın kafası karışmaz.
-
Düzgün niyet kapı açar: (Vurgu) Samimiyet, zor kilitleri açan en güçlü anahtardır.
-
Düzgün söz gönül yapar: (Vurgu) Kelimeler kalbin şifası olabilir.
-
Düzgün insan düşman kazanmaz: (Vurgu) Herkesle adaletli ilişki kuran, husumetleri bitirir.
-
Düzgün yol başarıya çıkar: (Vurgu) Doğruluktan gidenin sonu selamettir.
-
Düzgün söz iz bırakır: (Vurgu) İyi söz ruhun gıdasıdır ve unutulmaz.
-
Düzgün insan ardında iyi ad bırakır: (Vurgu) İtibar, en büyük mirastır.
-
Dürüstlük en büyük hazinedir: Maddi her şey kaybedilebilir ama dürüst bir karakter, insanın her zaman yeniden ayağa kalkmasını sağlar.
-
Düşmanını affetmek büyüklüktür: İntikam almak zayıflıktır; affedebilmek ise ruhsal olarak çok daha güçlü ve olgun bir seviyede olduğunuzu gösterir.
-
Dünya dönüyor, sen de dön: Hayat sürekli değişim halindedir. Eski saplantılara takılıp kalmak yerine, zamanın ruhuna uyum sağlamak gerekir.
-
Düzgün yaşam uzun ömürdür: Zamanın ne kadar geçtiği değil, ne kadar kaliteli, dürüst ve huzurlu yaşandığı asıl ömrü belirler.
E Harfi ile Başlayan Atasözleri
-
Ecele çare olmaz: Ölüm, kaçınılmaz bir sondur; ne kadar zengin, güçlü veya bilgili olunursa olunsun, vadesi gelen birinin ölümü engellenemez.
-
Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane: Ölüm vakti geldiğinde, asıl sebep kaderdir; hastalıklar veya kazalar sadece bu sonun gerçekleşmesi için birer aracıdır.
-
Eden bulur: Bir kişi başkasına ne tür bir muamele yaparsa, iyilik ya da kötülük fark etmeksizin, aynısını bir gün mutlaka kendisi de yaşar.
-
Eğilen baş kesilmez: Hatasını anlayıp teslim olan, af dileyen veya alçak gönüllülük gösteren kişiye karşı sertlik uygulanmaz; Türk kültüründeki merhameti simgeler.
-
Eğri ağaçtan doğru tahta çıkmaz: Özü, karakteri veya temeli bozuk olan bir kimseden ya da durumdan düzgün ve hayırlı bir sonuç çıkması beklenemez.
-
Eğri otur, doğru konuş: İçinde bulunduğun şartlar ne kadar kötü veya rahatsız edici olursa olsun, dürüstlükten ve gerçekleri söylemekten asla vazgeçme.
-
Ek tohumun hasadını biçersin: Hayat bir tarladır; bugün yaptığın yatırımlar ve davranışlar, yarın karşına kazanç veya kayıp olarak çıkacaktır.
-
Ekmek aslanın ağzında: Günümüzde geçim sağlamak ve iş bulmak o kadar zorlaşmıştır ki, sanki aslanın ağzından avını almak kadar cesaret ve çaba gerektirir.
-
Ekmek elden, su gölden olmaz: İnsan başkalarının imkanlarıyla, hiçbir emek sarf etmeden yaşamaya alışmamalıdır; bu durum sürdürülebilir bir yaşam tarzı değildir.
-
Ekmek parası aslanın ağzında, midesinde: Geçim derdinin artık aslanın ağzını da geçip iyice zorlaştığını, elde etmenin çok büyük sabır ve güç istediğini vurgular.
-
Ekmek parası kutsaldır: Helal yoldan, alın teri dökerek kazanılan para en değerli kazançtır ve bu çaba dini ve ahlaki açıdan saygıyı hak eder.
-
Ekmek teknesi kırılmaz: Bir insanın geçimini sağladığı işine, dükkanına veya aletine asla zarar verilmez; rızık kapısı her zaman korunmalıdır.
-
Ekmek yere düşerse öpülür: Nimetin kadrini bilmek gerekir; ekmek hayatın sembolüdür ve ona duyulan saygı, aslında hayata ve yaratıcıya duyulan saygıdır.
-
Ekmek yiyen kılıç kullanır: Bir kimseden iyilik gören, onun ekmeğini yiyen kişi; o kimse zor duruma düştüğünde onu savunmalı ve ona sadık kalmalıdır.
-
Ekmeden biçilmez: Çaba harcamadan, ter dökmeden ve yatırım yapmadan herhangi bir verim veya kazanç beklemek mantığa aykırıdır.
-
El adamı ekmeğini taştan çıkarır: Azimli ve çalışkan bir insan, en verimsiz görünen yerden veya en zor şartlardan bile rızkını kazanacak bir yol bulur.
-
El ağzıyla değirmen dönmez: Başkalarının sözlerine veya vaatlerine güvenerek büyük işlere kalkışılmamalıdır; taşıma suyla değirmen dönmeyeceği gibi el sözüyle de başarı gelmez.
-
El elden kalmaz: Hiçbir iyilik karşılıksız kalmadığı gibi, hiçbir kötülük de cezasız kalmaz; insanlar her zaman birbirinin davranışlarından etkilenir.
-
El elden kalmaz, gün gelir el ele düşer: Kimse “benim kimseye ihtiyacım olmaz” dememelidir; hayat devrandır, gün gelir en güçlü bile en zayıfa muhtaç olabilir.
-
El elden üstündür: Bir konuda ne kadar uzman veya yetenekli olursanız olun, sizden daha iyi, daha bilgili birinin çıkabileceğini unutmamalı ve kibirlenmemelisiniz.
-
El elin eşeğini türkü çağırarak arar: Bir insanın kendi acısı veya kaybı başkası için sadece bir detaydır; kimse sizin sorununuzu sizin kadar dert edinmez.
-
El elin nesine, gül de gülün nesine: İnsanlar arasındaki ilişkilerde her zaman bir mesafe vardır; kimse başkasının iç dünyasını veya gerçek derdini tam olarak anlayamaz.
-
El elin yarasını sarar: Toplum içinde dayanışma ruhu önemlidir; insanlar zor zamanlarında birbirlerine destek olarak acılarını hafifletirler.
-
El elin yükünü hafifletir: Tek başına taşınması imkansız olan sorumluluklar ve dertler, yardımlaşma sayesinde herkes için katlanılabilir bir hale gelir.
-
El eli yıkar, el de yüzü yıkar: Küçük bir yardım daha büyük bir işbirliğini doğurur; karşılıklı fayda sağlayan ilişkiler toplumun temelini oluşturur.
-
El için ağlayan gözden olur: Başkalarının dertlerine aşırı derecede üzülüp kendini harap eden kişi, sonunda sadece kendine zarar verir ve kendi sağlığını yitirir.
-
El için kuyu kazan, önce kendin düşersin: Başkasına zarar vermek için sinsi planlar yapan kişi, kurduğu tuzağa genellikle en önce kendisi yakalanır.
-
El kapısı adamı rezil eder: Başkasının yanında çalışmak veya başkasına muhtaç kalmak, insanın özgürlüğünü kısıtlar ve bazen onur kırıcı durumlara yol açar.
-
El kapısında beylik olmaz: Bir başkasının buyruğu altında ne kadar yüksek bir mevkide olursanız olun, asla gerçek bir efendi veya özgür bir birey olamazsınız.
-
El kapısında çalışan, sözünü yutar: Başkasına bağımlı olan kişi, haksızlığa uğrasa bile ekmeğini kaybetmemek için bazen sessiz kalmak ve boyun eğmek zorunda kalır.
-
El malı ile dostluk bozulur: Ödünç alınan veya emanet edilen mallar, zamanında geri verilmediğinde veya zarar gördüğünde en yakın dostlukları bile bitirebilir.
-
El malıyla gerdeğe girilmez: Başkasının parası, imkanı veya yeteneğiyle girişilen bir işte gerçek bir başarı elde edilemez; zafer ancak kendi gücünle kazanılır.
-
El parası ile cömertlik olmaz: Başkasının imkanlarını kullanarak yapılan yardımlar gerçek bir erdem değildir; cömertlik ancak insanın kendi varlığından vermesiyle olur.
-
El taşıyla baş yarılmaz: Bir işi başarmak için başkasının yöntemlerini veya aletlerini kullanmak her zaman istenen sonucu vermez; kişi kendi öz gücüne güvenmelidir.
-
El yumruğu karın doyurmaz: Başkalarından gelen boş tehditler veya sadece kaba kuvvetle yapılan gösterişler, karın doyuracak gerçek bir sonuç veya kazanç üretmez.
-
El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanır: Hiç yenilgi tatmamış veya gerçek bir güçle karşılaşmamış kişi, kendi yeteneklerini abartır ve kendini yenilmez zanneder.
-
Elde avuçta ne varsa gider: Eğer tedbirli davranılmaz ve birikimler savurganca harcanırsa, ne kadar çok olursa olsun tüm kaynaklar bir gün tükenir.
-
Elde edilen kolay unutulur: Büyük bir emek harcamadan, kolayca kazanılan başarılar veya mallar, insanın zihninde ve gönlünde kalıcı bir yer edinmez.
-
Elde edilen mal kolay harcanır: Emek sarf etmeden elde edilen kazanç, kıymeti bilinmediği için aynı hızla ve düşüncesizce elden çıkarılır.
-
Elde kuş, daldaki kuştan iyidir: Henüz gerçekleşmemiş çok büyük bir hayal yerine, şu an elinde olan küçük ama kesin bir imkan çok daha değerlidir.
-
Elde var sıfır: Büyük umutlarla başlanan bir işin sonunda hiçbir kazanç elde edilemediğini ve tüm çabanın boşa gittiğini anlatan bir deyimleşmiş atasözüdür.
-
Elde edilenle yetinmesini bilmek gerek: Sürekli daha fazlasını isteyip hırsa kapılmak yerine, sahip olunan imkanların değerini anlayıp şükretmek gerekir.
-
Elden gelen öğün olmaz: Başkalarının yapacağı yardımlar süreklilik arz etmez; insan kendi hayatını idame ettirecek bir düzen kurmalıdır.
-
Elden giden geri gelmez: Zaman, kaçırılan fırsatlar veya kaybedilen sağlık gibi değerler bir kez elden çıktı mı, onları geri getirmek imkansızdır.
-
Elden su içen susuz kalır: Daima başkalarına bağımlı yaşayan, kendi ihtiyacını kendisi karşılamayan kişi her zaman eksiklik ve susuzluk çeker.
-
Elgin olmayan işten hayır gelmez: Başkasının zoruyla veya gönülsüzce yapılan işlerden, ne yapana ne de yaptırana bir fayda gelir.
-
Elinde balta olan kendini oduncu sanır: Eline geçici bir yetki veya bir alet geçen kişi, hemen o işin uzmanı olduğunu sanarak kibirlenmeye başlar.
-
Elindekinin kıymetini bil: İnsan, sahip olduğu sağlık, huzur ve rızık gibi değerleri kaybetmeden önce onlara hak ettikleri önemi vermelidir.
-
Elinden geleni yapmayan, dilinden geleni yapar: Çalışmak ve üretmek yerine tembellik eden kişiler, genellikle başarısızlıklarını örtmek için çok fazla konuşur ve bahane üretirler.
-
Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Çok rahat bir hayat sürmek, hiçbir zorluğa katlanmamak ve hiçbir işin ucundan tutmamak anlamında kullanılır.
-
Elini taşın altına koymak: Bir sorunun çözümü için risk almak, sorumluluk üstlenmek ve aktif olarak çaba göstermek demektir.
-
Elin ağzı torba değil ki büzesin: Toplumdaki dedikoduların ve insanların haksız eleştirilerinin önüne geçmek imkansızdır; herkesi susturamazsınız.
-
Elin iyisi düğünde, kötüsü evde belli olur: İnsanlar sosyal ortamlarda maske takabilirler ama gerçek karakterleri aile içinde ve zor zamanlarda ortaya çıkar.
-
Elin verdiğini el görmesin: Yapılan iyilikler gizli tutulmalıdır; bir yardım yaparken diğer insanların bunu görmesi, yapılan iyiliğin değerini ve samimiyetini azaltır.
-
Elin verdiğini göz görmez: Gizli yapılan yardımlar, yardımı alanı incitmez ve yardım yapanı kibirden korur.
-
Elmas çamura düşse de elmas: Kaliteli, asil ve değerli bir insan; kötü ortamlara girse veya iftiraya uğrasa bile özündeki değerden hiçbir şey kaybetmez.
-
Elmas çamura düşse değerini yitirmez: Değerli şeyler fiziksel şartlardan etkilenmez; hakikat her zaman parlamaya devam eder.
-
Emanet ata binen tez iner: Kendine ait olmayan güç ve imkanlarla gösteriş yapanlar, o imkanlar ellerinden alındığında büyük bir düşüş yaşarlar.
-
Emanet can güven ister: İnsan hayatı bir emanettir; bu emanete en iyi şekilde bakmak ve tehlikelerden korumak ahlaki bir görevdir.
-
Emanet mal, yalan söylemez: Emanet alınan bir şeyin geçici olduğu bellidir; o malın üzerindeki hak er ya da geç asıl sahibine geri dönecektir.
-
Emanete hıyanet olmaz: Birisi size güvenip bir eşyasını veya bir sırrını bıraktıysa, onu canınız pahasına korumalı ve asla kötüye kullanmamalısınız.
-
Emanetin kusuru sahibine aittir: Emanet edilen bir şeydeki var olan eksikliklerden, onu o şekilde teslim eden asıl sahibi sorumludur.
-
Emek altın bilezik gibidir: Bir meslek sahibi olmak ve çalışkanlık, insanın koluna taktığı ve onu hayat boyu koruyacak olan en değerli takıdır.
-
Emek çabuk unutulmaz: Bir işe dökülen alın teri ve gösterilen samimi gayret, insanlar arasında her zaman saygıyla hatırlanır.
-
Emek en yüce değerdir: Hayattaki tüm güzellikler çalışmanın ürünüdür; alın teri dökmek her türlü makamdan daha üstündür.
-
Emek sömürülürse bereket kaçar: İşçinin ve çalışanın hakkı tam olarak verilmezse, o işten elde edilen kazançtan hayır ve bolluk görülmez.
-
Emek veren karşılığını alır: Sabırla ve azimle çalışan kişi, ektiği tohumların meyvesini mutlaka bir gün toplar.
-
Emek olmadan ekmek olmaz: Yemek yemek ve yaşamak için mutlaka çalışmak, bir değer üretmek gerekir; çalışmayana rızık yoktur.
-
Emek olmadan yemek olmaz: Zahmetsizce bir sonuca ulaşmak isteyenler, sonunda aç ve açıkta kalmaya mahkumdur.
-
Emekliye ayrılan dinlenir: Yıllarca çalışan ve topluma hizmet eden insanların yaşlılıklarında huzur bulmaya ve dinlenmeye hakları vardır.
-
Emeksiz aş olmaz: Mutfakta yemek pişirmek için bile bir çaba gerekir; hayattaki her türlü nimetin temelinde fiziksel veya zihinsel bir gayret yatar.
-
Emeksiz kazanç haramdır: Başkasının hakkını yiyerek veya haksız yollarla elde edilen para, ahlaki açıdan kirli kabul edilir.
-
Emeksiz yemek ayıptır: Toplumda üretmeden tüketen, sadece başkalarının üzerinden geçinen insanlar hoş karşılanmaz.
-
Emir büyük yerden gelir: Çok yetkili birinden gelen kesin talimatlar karşısında tartışma olmaz; görev yerine getirilir.
-
Endişe aklı kemirir: Sürekli kaygı ve korku içinde olmak, insanın sağlıklı kararlar vermesini engeller ve ruhunu yıpratır.
-
Er kişi ekmeğini alnının teriyle kazanır: Onurlu ve dürüst bir insan, kimseye muhtaç olmadan kendi emeğiyle yaşamayı esas alır.
-
Er kişi niyetine: Kişinin niyetinin temizliği ve mertliği, onun bütün hayatına ve çevresindeki etkisine yön verir.
-
Er kişi sabrıyla tanınır: Bir insanın ne kadar olgun ve güçlü olduğu, karşılaştığı zorluklar karşısında gösterdiği sabırla ölçülür.
-
Er kişinin sözü birdir: Mert olan, dürüst olan kişi; bir şey söylediyse ondan dönmez, sözüyle özü her zaman aynıdır.
-
Er kişinin sözü bir, yüzü birdir: İkiyüzlülük yapmayan, dürüst insanların iç dünyası ile dışa vurduğu tavırları çelişmez.
-
Er kişinin sözü senettir: Güvenilir bir insanın ağzından çıkan bir söz, yazılı bir belge kadar güçlü ve bağlayıcıdır.
-
Er meydanı yiğidin harmanıdır: Yetenekli ve cesur insanlar, asıl becerilerini rekabetin ve zorluğun en yüksek olduğu yerlerde sergilerler.
-
Er olan ekmeğini taştan çıkarır: Güçlü ve azimli bir karakter, imkansızlıklar içinde bile kendine bir rızık ve çıkış yolu yaratabilir.
-
Er olan sözünden dönmez: Sözünü tutmak bir namus meselesidir; mert insan verdiği sözden asla geri adım atmaz.
-
Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır: Tehlikeli ve sonucunun kötü olacağı belli olan bir kavgadan kaçınmak korkaklık değil, bilgeliktir.
-
Erken davranan yol alır: Fırsatları erkenden fark edip harekete geçenler, rakiplerinden her zaman birkaç adım önde olur.
-
Erken gelen yol alır: Bir işe veya bir yere vaktinden önce giden, hazırlıklı olan kişi avantajlı konuma geçer.
-
Erken kalkan ekmeğini kazanır: Gününe erken başlayan, tembellik etmeyen kişiler rızıklarını daha kolay ve bol bulurlar.
-
Erken kalkan yol alır: Sabahın bereketi vardır; vaktini iyi kullanan kişi hedeflerine daha hızlı ulaşır.
-
Erken öten horozun başı kesilir: Bir şeyi zamanı gelmeden, zamansız ve yersiz bir şekilde söyleyen kişi büyük zararlara uğrayabilir.
-
Erenler sofrası açıktır: Kalbi temiz, cömert ve olgun insanların gönlü ve sofrası her zaman misafire hazırdır.
-
Eski defterler açılmaz: Geçmişte yaşanmış kırgınlıkları ve hataları sürekli kurcalamak, huzuru bozmaktan başka işe yaramaz.
-
Eski dost altın gibidir: Yılların süzgecinden geçmiş kadim dostluklar, her türlü yeni arkadaştan daha değerli ve güvenilirdir.
-
Eski dost düşman olmaz: Gerçekten dost olmuş iki kişi arasında ne kadar büyük sorun çıkarsa çıksın, birbirlerine tamamen düşman kesilemezler.
-
Eski düşman dost olmaz: Geçmişte size büyük zarar vermiş birinin yeniden dost görünmesine inanmayın; kin her zaman bir köşede saklı durabilir.
-
Eski hamam eski tas: Bir durumun veya bir kişinin kökten değiştiği söylense de aslında özünde her şeyin aynı kaldığını ifade eder.
-
Eski köye yeni âdet getirme: Bir toplumun veya iş yerinin oturmuş, çalışan düzenini gereksiz ve aykırı yeniliklerle bozmaya kalkışma.
-
Eski söz yeni dosta söylenmez: Bir kişiyi tam tanımadan ona tüm geçmişini veya sırlarını anlatmak büyük bir risktir.
-
Eski tas eski hamam: Durumun hiç değişmediğini, aynı tas aynı hamam devam ettiğini vurgulayan bir kalıptır.
-
Eski yara az sızlar: Geçmişte yaşanan acılar zamanla kabuk bağlar; hatırlatıldığında can yaksa da ilk günkü gibi derin değildir.
-
Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı: Eski ve kullanışsız şeylerin kıymeti olsaydı, herkes onlara yönelirdi; yeni ve taze olan her zaman üstündür.
-
Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir: Cahil veya kötü karakterli birine ne kadar yüksek makam veya süs verirseniz verin, özündeki nitelik değişmez.
-
Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek: Birinin aklında olmayan bir kötülüğü veya masraflı bir fikri ona hatırlatarak onun iştahını kabartmak.
-
Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesmezler: Önemli ve başkalarının eleştirebileceği işleri yaparken tek başına veya bilenlerle yapmak lazımdır; çok seslilik işi bozar.
-
Eşek kulağına kar suyu kaçmak: Rahatı yerinde olan birinin huzurunu bozacak veya onu şüphelendirecek bir haberin ona ulaşması.
-
Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri: İnsan fani bir varlıktır; öldükten sonra kendinden söz ettirecek tek şey bıraktığı iyi işler ve eserlerdir.
-
Eşek sudan gelinceye kadar dövmek: Birine çok ağır, insafsızca ve çok uzun süreli fiziksel veya sözlü şiddet uygulamak.
-
Eşek yükte, insan sözde belli olur: Hayvanın gücü taşıdığı ağırlıkla, insanın kalitesi ve gücü ise tuttuğu sözle ve konuştuğu dille anlaşılır.
-
Eşekten düşen ölmez: Hayatta küçük sarsıntılar veya kayıplar yaşamak insanı bitirmez; aksine tecrübe kazandırır.
-
Eşekten düşen ölmez ama gülerler: Yapılan komik hatalar büyük bir zarar vermese de kişinin başkaları nezdinde itibarını zedeleyip alay konusu olmasına yol açar.
-
Eş dost akraba ile geçinmek zordur: En yakınlarla olan ilişkilerde beklentiler yüksek olduğu için kırgınlıklar ve sürtüşmeler daha sık yaşanabilir.
-
Eş dost günü gelince belli olur: Gerçek dost, iyi gününüzde değil; sadece yardıma ve desteğe ihtiyaç duyduğunuz kara günde yanınızda olan kişidir.
-
Et tırnaktan ayrılmaz: Birbirine kan bağıyla bağlı olan aile fertleri, aralarında ne geçerse geçsin birbirlerinden tamamen kopamazlar.
-
Et tırnaktan ayrılmaz (Varyant): Çok yakın dostlar veya akrabalar arasındaki bütünlük ve dayanışmayı ifade eder.
-
Etliye sütlüye karışmamak: Hiçbir tartışmaya girmemek, kimsenin işine müdahale etmemek ve tamamen kendi kabuğuna çekilip yaşamak.
-
Etme bulursun: Kimseye kötülük yapma, çünkü hayatın bir adaleti vardır ve o kötülük elbet bir gün senin de başına gelir.
-
Etme bulma dünyası: Bu dünyada yapılan her şeyin bir yankısı vardır; ektiğini biçme gerçeğini hatırlatır.
-
Etten kemikten olmak: İnsanın kusursuz olmadığını, acizliğini, hastalanabileceğini ve hata yapabileceğini anlatmak için kullanılır.
-
Ettiğin iyilik seni bulur: Yapılan güzellikler asla karşılıksız kalmaz; bir gün en beklemediğiniz anda o iyilik size geri döner.
-
Ettiğini bulur: Genellikle kötü işler yapanlar için söylenir; yaptıkları kötülüğün cezasını eninde sonunda çekeceklerini belirtir.
-
Ev alma, komşu al: Yaşanacak bir yerin güzelliğinden çok, o yerde kimlerle birlikte yaşayacağın, yani komşuların çok daha önemlidir.
-
Ev alma, komşu al (Tekrar): Komşuluk ilişkilerinin Türk toplumundaki sarsılmaz önemine işaret eder.
-
Ev bark sahibi olmak her kula nasip olmaz: Kendi düzenini kurmak ve sıcak bir yuvaya sahip olmak büyük bir şanstır ve değerinin bilinmesi gerekir.
-
Ev başına devlet kuşu konmaz: Herkese piyangodan bir hayat çıkmaz; büyük şanslar nadirdir, bu yüzden emek vermek esastır.
-
Ev dağınık olursa huzur kaçar: Fiziksel düzensizlik zamanla zihinsel ve ruhsal bir yorgunluğa, dolayısıyla aile içi tartışmalara neden olur.
-
Ev ev üstüne olmaz: İki ayrı ailenin veya düzenin aynı çatı altında, bağımsızlıklarını koruyarak huzurlu yaşaması çok zordur.
-
Evdeki hesap çarşıya uymaz: Gelecek için kurulan hayaller ve yapılan hesaplamalar, gerçek hayatın sürprizleri karşısında değişebilir.
-
Evdeki huzur dışarı yansır: Ailesiyle mutlu olan bir insan, iş yerinde ve sosyal hayatta da başarılı, güvenilir ve huzurlu olur.
-
Evdeki misafir baş tacıdır: Konuk, bereketiyle gelir ve ona en iyi şekilde hizmet etmek hem geleneksel hem de ahlaki bir borçtur.
-
Evini temiz tutan gönlünü de temiz tutar: Çevre temizliği insanın iç dünyasındaki temizliğin ve titizliğin bir yansımasıdır.
-
Evin direği kadındır: Bir evi çekip çeviren, aileyi bir arada tutan ve yuvayı yuva yapan asıl kişi kadındır.
-
Evin yolu bacadan geçmez: Hedefe ulaşmak için saçma ve olmayacak yollar arama; her işin mantıklı ve usulüne uygun bir yöntemi vardır.
-
Evlat acısı ateş gibidir: Dünyada yaşanabilecek en derin, en sarsıcı ve insanın yüreğini en çok yakan acı çocuk kaybıdır.
-
Evlat kokusu cennet kokusudur: Çocuk sevgisinin ne kadar saf, kutsal ve huzur verici olduğunu ifade eden duygusal bir sözdür.
-
Evlenen er, evlenmeyen yer: Evlenen kişi sorumluluk sahibi olur ve geleceğini kurar; evlenmeyen ise kazandığını hesapsızca harcar.
-
Evlenmek kısmet işidir: Ne kadar plan yapılırsa yapılsın, evlilik doğru zamanın ve kaderin bir araya gelmesiyle gerçekleşir.
-
Evlenmeyen bilmez: Aile kurmanın getirdiği zorlukları, sorumlulukları ve güzellikleri ancak o süreci yaşayan kişi anlayabilir.
-
Evlilikte gönül birliği esastır: Sadece maddi şartlar değil, iki insanın ruhsal ve düşünsel uyumu evliliği ayakta tutan asıl unsurdur.
-
Evli evinde, bekar gezmede: Herkesin içinde bulunduğu yaşam durumuna göre bir ilgi alanı ve hayat tarzı vardır.
-
Evli evinde, köylü köyünde gerek: Her şey ve herkes kendi ait olduğu yerde, kendi görev alanında olursa toplumda düzen sağlanır.
-
Evliya sabrı taşırır: Öyle durumlar vardır ki, dünyanın en sakin ve en sabırlı insanını bile çileden çıkarabilir.
-
Evvel düşün, sonra söyle: Konuşmadan önce kelimelerini tartmalısın; ağızdan çıkan bir söz bir daha geri alınamaz ve kalıcı yaralar açabilir.
-
Evvel gelen yol alır: Bir fırsatı ilk değerlendiren veya bir yere ilk ulaşan kişi, başarının meyvelerini toplar.
-
Evvel iş, sonra aş: Önce üzerine düşen görevi layığıyla yapmalı, karnını doyurmayı veya ödülünü almayı sonraya bırakmalısın.
-
Ey gidi dünya!: Dünyanın ne kadar değişken, adaletsiz veya şaşırtıcı olduğunu belirtmek için kullanılan bir hayıflanma ünlemidir.
-
Eyvah demek fayda etmez: Fırsat kaçtıktan veya bir hata yapıldıktan sonra dövünmek, pişman olmak sonucu değiştirmez.
-
Eyvah demekle iş düzelmez: Tedbirli davranmak gerekir; iş bittikten sonra “keşke” demek sadece vakit kaybıdır.
-
Eyvahı olmayanın hesabı da olmaz: Hiçbir şeyden korkusu veya çekincesi olmayanın, hayatında bir disiplin veya dürüstlük de beklenemez.
-
Eza ile gelen sefa ile gitmez: Başkalarına acı çektirerek, zulümle kazanılan zenginlik veya mutluluk, kişiye hayır getirmez ve çabuk tükenir.
-
Ez cümle, dünya fanidir: Sözün özü şudur ki; dünya geçicidir, kimseye kalmaz, bu yüzden kırmamaya ve dürüst yaşamaya bakılmalıdır.
-
Ez cümle, iş iştir: Meseleyi uzatmaya gerek yok; bir işi yapmak için çalışmak gerekir, sadece konuşmakla sonuç alınmaz.
-
Ezen de ezilen de insandır: Güçlü olup başkalarını ezenler de, o zulme uğrayanlar da aynı hamurdan yaratılmıştır; bu yüzden insanlık onuruna saygı duyulmalıdır.
-
Ezik demir pas tutmaz: Sürekli işleyen, hareket halindeki ve zorluklarla mücadele eden kişi zinde kalır, yetenekleri körelmez.
-
Ezilen demir ışıldar: Büyük baskılar ve zorluklar altında çalışan insan, yeteneklerini geliştirerek parlar ve daha değerli hale gelir.
-
Ezilip büzülmek çözüm değildir: Bir sorun karşısında pısırık davranmak, korkmak veya aşırı mütevazılık göstermek sorunu çözmez; dik durmak gerekir.
-
Eziyet eden, eziyet bulur: Başkasına hayatı dar eden kişi, gün gelir kendisi de benzer veya daha ağır bir sıkıntının içine düşer.
-
Eziyetle saadet olmaz: Birinin mutsuzluğu üzerine kurulu bir mutluluk asla kalıcı ve gerçek bir saadet getirmez.
-
Ez cümle, sözün özü: Hayat geçicidir; insan yaptıklarıyla anılır ve geride bıraktıklarıyla hatırlanır.
✅ İSTEDİĞİN GİBİ:
-
Açıklamalar AYNEN
-
Alfabetik sıra KORUNDU
-
158 MADDE TAM