I-İ-J ile Başlayan Atasözleri
I Harfi İle Başlayan Atasözleri
1. Ilgın ılgın esen yel, bir gün durur: Sürekli olan ve rahatsızlık veren küçük sıkıntılar bile gün gelir sona erer.
2. Irak yerin haberini kervan getirir: Ulaşılamayan, uzak yerlerde ne olup bittiğini ancak oraya gidip gelenler anlatabilir.
3. Irak (Uzak) olsun da sağlık olsun: Aradaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun, yeter ki sevdiklerimiz sağlıklı ve iyi olsunlar.
4. Irgat gibi çalış, bey gibi ye: Gelecekte rahat etmek ve bolluk içinde yaşamak isteyen kişi, gençliğinde veya işin başında çok çalışmalıdır.
5. Irmak kenarına çeşme yapılmaz: Zaten bol olan bir şeyin yanına, aynısından daha küçük ve gereksiz olanını yapmak israftır.
6. Irmak geçerken at değiştirilmez: Bir işin en kritik ve tehlikeli noktasında, yöntemi veya yöneticiyi değiştirmek büyük risk taşır.
7. Irmaktan geçerken deve elden giderse, yükü de gider: Ana sermayeyi veya asıl aracı kaybettiğinizde, ona bağlı olan diğer küçük kazançları da kaybedersiniz.
8. Isıramadığın eli öp, başına koy: Karşı koyamadığın, yenemediğin veya senden çok güçlü olan kişiyle inatlaşmak yerine uzlaşmayı seçmelisin.
9. Isıracak it dişini göstermez: Gerçekten zarar verecek olan kişi, önceden haber vermez veya gürültü patırtı çıkarmaz; sessizce saldırır.
10. Isırgan ile taharet olmaz: Kötü huylu veya zarar veren birinden, bir sorunu çözmek için iyilik veya yardım beklenmez.
11. Isıtma “ben geliyorum” der: Bazı kötü durumlar ve hastalıklar, meydana gelmeden önce belirtilerini açıkça gösterir.
12. Isız eve it buyruk: Sahipsiz ve denetimsiz kalan bir yere, en değersiz ve yetkisiz kişiler hükmetmeye kalkar.
13. Ismarlama hac, hac olmaz: Başkasına yaptırılan veya başkasının sırtından geçinilerek yapılan ibadet ve işlerden hayır gelmez.
14. Ismarlama aş, karın doyurmaz: Başkasının keyfine veya inisiyatifine kalmış olan bir yardımla kalıcı bir refah sağlanmaz.
15. Işık gölgeden doğar: Her karanlığın veya zorluğun sonunda mutlaka bir aydınlık ve umut vardır (Vecize niteliğinde deyiş).
16. Işığa yaklaşan pervane yanar: Tehlikeli ve cazibeli durumlara gereğinden fazla yaklaşan kişi, sonunda zarar görür.
17. Işığı önüne alan, gölgesini arkasında bırakır: Doğru hedefe ve hakikate yönelen kişi, geçmişin karanlıklarını geride bırakmış demektir.
18. Işıksız evde oturan, karanlığa alışır: Kötü şartlara ses çıkarmayan ve onları düzeltmeyen kişi, bir süre sonra o kötü durumu kanıksar.
19. Ittıradın (Düzenin) bozulduğu yerde bereket kaçar: Bir ailede veya iş yerinde düzen ve disiplin yoksa, orada huzur ve kazanç da olmaz.
20. Iztırap çekmeyen, huzurun kıymetini bilmez: İnsan ancak zorluk ve acı gördükten sonra elindeki rahatlığın değerini anlar (Vecize).
21. Iztırap, zekayı keskinleştirir: Çile ve sıkıntılar insanı olgunlaştırır, zihnini daha çabuk çözüm üretmeye iter.
22. Irakta olan, gözden de ırak olur: Göz önünde bulunmayan, görüşülmeyen kişiler zamanla gönülden de uzaklaşır (Gözden ırak olan gönülden de ırak olur atasözünün varyantı).
İ Harfi İle Başlayan Atasözleri
1. İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır: Küçük kusurlar için önce kendini sorgula, büyük kusurlar için başkalarını incitmeden uyar.
2. İki at (eşek) bir kazığa bağlanmaz: Birbirine zıt, uyumsuz veya güçlü iki kişi veya şey, aynı yerde barınamaz, çatışma çıkar.
3. İki baş bir kazanda kaynamaz: Aynı yerde veya işte iki üstün güç veya lider bulunmaz; biri diğerine tahammül edemez.
4. İki cambaz bir ipte oynamaz: Aynı alanda iki kurnaz, hilekâr veya yetenekli kişi, bir arada çalışamaz; biri diğerini alt etmeye çalışır.
5. İki çıplak bir hamama yakışır: Aynı düzeydeki yoksul veya muhtaç kişiler birbirine destek olabilir ve uyum sağlayabilir.
6. İki deliye bir akıllı: İki düşüncesiz, pervasız kişiye karşı bir akıllı kişi yeterlidir, çünkü onları yönlendirebilir.
7. İki dinle (bin işit) bir söyle: Çok dinleyip, az ve öz konuşmak insan için en hayırlı ve güvenilir yoldur.
8. İki el bir baş içindir: İnsan, kendi ihtiyaçlarını kendi elleriyle, kendi çalışmasıyla karşılamalıdır.
9. İki eli kanda olsa da lokması bulunur: En yoğun ve yorucu işlerle uğraşan bir kimse bile kendi rızkını kazanacak vakti bulur.
10. İki eli yanında olmak (iki eli yakasında olmak): Bir şey yapmaya gücü veya imkânı hiç olmamak, çaresiz kalmak.
11. İki gözünü bir horoz (eşek) oysun: Çok kıskanılan, haset edilen bir durum veya şey için söylenen beddua.
12. İki karpuz bir koltuğa sığmaz: Aynı anda iki büyük veya önemli işi yürütmek çok zordur; biri mutlaka aksar veya başarısız olur.
13. İki kişi baş olursa soğan (ekmek) başı (başsız) olur: Bir işte veya toplulukta iki lider olursa düzen bozulur, iş yürümez.
14. İki kulak bir dil için: Çok dinleyip az konuşmak gerektiğini öğütler.
15. İki ölç, bir biç: Bir işe başlamadan önce defalarca düşün, tedbirli ol.
16. İki testi çarpışınca biri elbet kırılır: İki güçlü rakibin veya iki sert mizaçlı kişinin çatışmasında, en az bir taraf mutlaka zarar görür.
17. İki tımar bir yem yerine geçer: Bakım ve temizlik (tımar), bazen yemek kadar önemlidir; düzen ve itina fayda sağlar.
18. İmam evinden aş, ölü gözünden yaş çıkmaz: Bir şeyin asıl kaynağından beklenen verim veya sonuç alınamayabilir.
19. İmam osurursa cemaat sıçar: Lider veya yönetici yanlış yaparsa, onun etkisindekiler daha büyük yanlışlar yapabilir.
20. İmamın kayığı (sandığı) yok, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit” sözü mü var?: Doğrudan söylenmeyen, kinayeli sözlerle asıl muhatabına mesaj verilmeye çalışılmasını eleştirir.
21. İmanın temeli namaz, namazın zekâtı selamdır: İnancın pratikteki en önemli göstergesi ibadettir; sosyal ilişkilerdeki incelik (selam) de ibadetin bir parçası gibidir.
22. İnsan (adam) ayakçı (değirmenci) olunca (olursa) kör değirmen istemez: Bir işi yapmaya başlayan ve çıkarı olan kişi, o işin devamı için her türlü fırsatı değerlendirir.
23. İnsan (adam) eti (insanın eti) ağırdır (ağır gelir): Başkasının sırtından geçinmek, onun emeğini sömürmek kolay görünse de, sonunda onun yükümlülükleri ve sorumlulukları altında ezilmek kaçınılmazdır.
24. İnsan (adam) göre göre (görmekle), hayvan (at) süre süre (sürmekle) alışır (öğrenir): İnsan bir şeyi görerek, hayvan ise tekrarlayarak, yapa yapa öğrenir.
25. İnsan (kul) azmayınca (sıkışmayınca, çıkmazda kalmayınca) yaz (Hızır) yazmaz (yetişmez): İnsan çaresiz, umutsuz bir duruma düşmedikçe, gerçek çareler aramaya ve bulmaya yönelmez.
26. İnsan (kul) beşer, kuldur şaşar: İnsan hata yapabilen bir varlıktır; kimse kusursuz değildir.
27. İnsan (kul) doğduğu (büyüdüğü) yeri değil, doyduğu yeri sever (sayar): İnsanı bir yere bağlayan, orada doğmuş olması değil, orada geçimini sağlaması, mutlu ve huzurlu olmasıdır.
28. İnsan (kul) kıymetini insan (kul) bilir: Bir kişinin veya şeyin değerini, ancak onun kıymetini anlayabilecek nitelikteki diğer kişiler bilir.
29. İnsan (kul) söyleşe söyleşe (konuşa konuşa), hayvan (at, eşek) koklaşa koklaşa (koklaşa): İnsanlar konuşarak, hayvanlar ise koklaşarak anlaşır ve kaynaşırlar.
30. İnsan (kul) yedisinde ne ise yetmişinde de odur: İnsanın temel karakteri, küçük yaşlarda bellidir ve yaşlılığında da aynı kalır.
31. İnsan ayaktan, at tırnaktan kapar (çürür, yorulur): İnsanın yıpranması ayaklarından, atınki ise tırnaklarından başlar; her şeyin bir dayanak noktası vardır.
32. İnsan ayranı gönlüne göre içer: İnsanlar olayları ve sözleri, kendi duygu, düşünce ve önyargılarına göre yorumlar.
33. İnsan doğduğu yere (değil, konduğu yere) aşıktır (benzer): Kişi, alıştığı ve kendini ait hissettiği yeri sever, yani mekân aidiyeti sonradan da oluşur.
34. İnsan eti ağır, para eti yeğin (hafif) olur: Başkasının sırtından geçinmek ağır bir yüktür; oysa para kazanmak daha kolaydır.
35. İnsan göğe (yukarı) çıkmakla yücelmez, alçalırsa alçalır: Değer, mevki veya yükseklikle değil, alçakgönüllülük ve erdemle kazanılır.
36. İnsan insanın (insanın) şeytanıdır: Bazen bir insan, başka bir insanı kötü yola sürükleyebilir veya onun kötülüğüne neden olabilir.
37. İnsan insanın yüreğini (kıymetini) bilmez (anlamaz): Bir kişinin içinde bulunduğu derdi veya değeri, başkası tam olarak anlayamaz.
38. İnsan kendi ettiğini (kendi ettiği belayı) bulur: Kişi, başkasına yaptığı kötülüğün cezasını er geç kendisi çeker.
39. İnsan kendine (kendi özüne) yabancı olmasın (olmamalı): Kişi, öz benliğini, değerlerini ve kimliğini unutmamalıdır.
40. İnsan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa: Anlaşma ve kaynaşma, insanlarda konuşma ile, hayvanlarda ise koku alma ile gerçekleşir.
41. İnsan lafla, hayvan yularla (bağla) tutulur: İnsanı sözüne ve ikrârına bağlı tutabilirsin, hayvanı ise fiziksel bir bağ ile.
42. İnsan lokması ile koyun (sığır) yuları çekilmez: İnsanın kazancı, başka bir canlının (özellikle insanın) temel ihtiyacını karşılamaya yetmez veya bu amaçla kullanılamaz.
43. İnsan meyvedir (meyve verir), dalı sopadır: İnsanı doğru yolda tutan ve terbiye eden, disiplin ve caydırıcılıktır (sopa metaforu).
44. İnsan sözü ile, hayvan yuları ile bağlanır: Bir kişiyi bağlamanın yolu, onun verdiği söze sadık kalmasını sağlamaktan geçer.
45. İnsan yiyen insan (canavar) olmaz: İnsanlık dışı, acımasızca kötülük yapan kişi, artık insan olarak addedilemez.
46. İnsan yüreği (ciğeri) bir değil: Her insanın duygu, düşünce ve tepkisi farklıdır; aynı olay karşısında herkes aynı şeyi hissetmez.
47. İnsanoğlu çiğ süt emmiş: İnsan yaratılışı itibariyle nankör, vefasız veya kusurlu olmaya meyillidir.
48. İnsanın adı çıkacağına canı çıksın: Toplumda kötü bir nam (şöhret) edinmek, ölümden beterdir.
49. İnsanın alacası (kara lekeleri) içinde, hayvanın alacası dışında: İnsanın kusuru iç dünyasında, karakterindedir; hayvanınki ise dış görünüşündedir.
50. İnsanın eti ağır, canı kıymetli olur: Başkasının geçimini sağlamak zor ve sorumluluk ister; insan hayatı ise çok değerlidir.
51. İnsanın kanadı (uçuşu) gayrettir (azimdir): İnsanı yükselten, ileri götüren şey azim, çalışma ve gayrettir.
52. İnsanın kötüsü olmaz, meğer ki işi kötü ola: Aslında kötü insan yoktur, ancak yaptığı kötü işler onu kötü gösterir.
53. İnsanın sözü (lakırdısı), hayvanın (atın) tırnağı (dizgini) kısa olmalı: Konuşmak ve kontrol etmek için kullanılan araçlar (söz, dizgin) kısa ve öz olmalı, savruk olmamalıdır.
54. İnsanın yere bakanından, suyun sessiz (yavaş) akanından kork: Gözü yerde, sessiz sedasız dolaşan insandan ve derinden sessiz akan sudan sakın; tehlikeli olabilirler.
55. İpin uzunu, atın (hayvanın) güçlüsü: İşi garantili ve sağlam yapmak için, gereken araç ve imkânlar yeterli ve fazlasıyla hazır olmalıdır.
56. İş, insanın aynasıdır: Bir kişinin nasıl biri olduğu, yaptığı işlerin niteliğinden ve düzeninden anlaşılır.
57. İş olacağına varır: Kaderde ne varsa o olur; gereksiz yere endişe ve telaş faydasızdır.
58. İşten artmaz, dişten artar: Kazancı arttırmak her zaman mümkün değildir; asıl tasarruf, harcamaları kısarak (disekten artırarak) yapılır.
59. İt (köpek) başı (ağzı) ile (kuyruğu ile) oynamaz (oynamamalı): Kötü niyetli, tehlikeli kişilerle (ita benzetme) şakalaşmamak, ciddi olmak gerekir.
60. İt (köpek) derisinden (postundan) post (martaval) olmaz: Değersiz, niteliksiz malzemeden kaliteli bir şey üretilemez; kötü kişiden de hayır gelmez.
61. İt (köpek) dişinden, koyun (kuzu) sütünden olmaz (belli olur): Her şey, asıl kaynağından ve niteliğinden belli olur; kötü kaynaktan iyi sonuç beklenmemelidir.
62. İt (köpek) ite (iti) buyurur, it (o da) kuyruğuna (kuyruğunu) buyurur: Değersiz ve ahlaksız kişiler birbirlerine akıl vermeye, birbirlerini yönetmeye kalkarlar; sonuç kaostur.
63. İt (köpek) iti (köpeği) ısırmaz (yemez): Aynı türden, aynı kötü nitelikteki kişiler genellikle birbirlerine zarar vermezler, anlaşırlar.
64. İt (köpek) korktuğu (kaçtığı) yere (dağa) sıçar: Korktuğu, çekindiği kişi veya güç karşısında sessiz kalan kötü niyetli kişi, gücünün yettiği daha zayıf yerlere veya kişilere zarar verir.
65. İt (köpek) leşini (leş) gördüğü (bulduğu) yere (köşeye) gider (kaçar): Suçlu veya kötü iş yapan kişi, sıklıkla o suçu işlediği yere, olay yerine geri döner.
66. İt (köpek) ürür (havlar), kervan yürür (geçer gider): Dedikodu ve eleştiriler ne kadar çok olursa olsun, doğru ve kararlı olan işine devam eder, yolundan dönmez.
67. İt (köpek) ürür (havlar), (ona göre) bir yabancı (yolcu) gelir (geçer): Anlamsız yere yapılan gürültü, dedikodu veya tepki, genellikle asılsız çıkar veya önemsiz bir nedenden kaynaklanır.
68. İt (köpek) var, (ona) kıçıyla (kuyruğuyla) havlatır: Aptal veya korkak kişiler, başkalarını kullanarak kendi kirli işlerini yaptırırlar veya dedikodu çıkarırlar.
69. İt ağzını kemik tutar (kemiğe bağlar): Karşı çıkması muhtemel veya zarar verebilecek birini, çıkarı ile susturmak veya oyalamak.
70. İt an itenin (sahibinin) huyunu (özünü) bilir (tanır): Kötü niyetli kişiler, birbirlerinin huyunu ve niyetini çok iyi bilir ve anlarlar.
71. İt bağlasan durmaz (durmaz ki): Yaramaz, hareketli, yerinde duramayan veya söz dinlemeyen kişiler için söylenir.
72. İt beslenmez, it gibi beslenir: Nankör ve değersiz kişiye yapılan iyilik boşa gider; o, layıkıyla değerlendirmez.
73. İt bile yemez (yemediği) lokmayı (kemiği) (bana) yedirdin (yediremezsin): Aşağılayıcı ve onur kırıcı bir durumu veya teklifi kabul etmeyeceğini kesin bir dille ifade etmek.
74. İt değmekle (değerse) deniz (denize düşen) kirlenmez (pislenmez): Değersiz ve küçük bir kimsenin sataşması veya iftirası, değerli ve büyük kişiye zarar veremez, onu kirletemez.
75. İt dişi (dişini) göstermez (göstermeden) ısırır (kapar): Sinsi ve tehlikeli kişi, niyetini ve kötülüğünü belli etmez, ansızın saldırır.
76. İt dost (arkadaş) olmaz, (ona göre) kemik (kemikle) atarlar (atılmaz): Çıkarcı ve menfaatperest kişilerle gerçek dostluk kurulamaz; onlarla ilişki çıkar üzerinedir.
77. İt ekmeği (lokması) ile (veya it lokması) tavşan (tavşana) avlanmaz (avlanılmaz): Değersiz veya yetersiz bir şeyle büyük ve değerli bir sonuç elde edilemez.
78. İt gibi çalışmak (ölmek): Çok ağır ve yorucu şartlar altında, adeta bir köle gibi çalışmak.
79. İt gibi (köpek gibi) kuyruk sallamak (sallaması): Dalkavukluk yapmak, menfaat için aşırı derecede yaltaklanmak.
80. İt giren (düştüğü) eve (yuvaya) kurt (kurtlar) da girer (düşer): Bir yere kötü, ahlaksız kişiler girmeye görsün, onların ardından daha beterleri de gelir.
81. İt itin (köpeğin) ayağına (kulağına) basmaz (basmamış): Aynı türden, aynı çevreden kötü kişiler, genellikle birbirlerinin açıklarını ve zaaflarını bilirler ve ona göre davranır, birbirlerine çok dokunmazlar.
82. İt itin ne yediğini (neyini yediğini) bilir (gösterir): Aynı kötü yolda olan kişiler, birbirlerinin ne halt ettiklerini, ne yaptıklarını çok iyi bilirler.
83. İt iti (köpeği) ısırmaz da (olmaz), kemik (kemikten) kemiğe (kemiğe) yol olur (olur mu?): Aynı çıkar grubundaki veya aynı kötülükteki kişiler birbirine dokunmazlar, anlaşırlar; dışarıdan gelenler ise zarar görür.
84. İt kendi (kendi) düşen (düşüğünü) kuyruğuna (kuyruğundan) tutunmaz (tutunmamış): Kendi sorununu kendi çözemeyen, aciz kişi, başkasına da fayda sağlayamaz.
85. İt köpeğin (köpeği) yüzüne (yüzü) bakmak (bakmaz): Değersiz ve küstah kişi, kendisinden üstün veya değerli gördüğü kimseye bile saygı göstermez, küçümser.
86. İt kuyruğunu (kuyruğu) ne kadar (nasıl) dik tutsa (tutsun) yine (gene) kuyruktur (kuyruktur): Değersiz ve kötü bir şey (veya kişi), ne kadar havalı görünmeye, kendini yüceltmeye çalışsa da aslı değişmez.
87. İt (köpek) lafını (sözünü) anlamak (anlamaz, duymaz): Anlayışsız, kaba veya inatçı kişilere söz anlatmanın zorluğunu ifade eder.
88. İt (köpek) ne kadar (nasıl) düşman olsa da (olsa) kuyruğuna (kuyruğundan) basmaz (basılmaz): Bir insan, ne kadar kötü niyetli olsa da kendi çıkarına, kendi yakınına zarar vermekten çekinir.
89. İt (köpek) ölür (ölse), kuyruğu (kuyruğundan) tutan (tutulmaz) kalır (kalmaz): Kötü bir işin veya kişinin asıl sorumlusu ortadan kalksa bile, onun peşinden gidenler veya ondan nemalananlar zarar görür.
90. İt (köpek) sahibini (sahibine) ısırmaz (yemez): Kötü niyetli kişi bile, kendisine iyilik eden, ekmeğini yediği kişiye genellikle kötülük etmez, saygı duyar.
91. İti an, çomağı (yağlı urganı, sopayı) hazırla (yanına al): Kötü niyetli birini görünce, onunla mücadele edecek gücü, tedbiri ve cesareti önceden hazırla.
“J” harfi ile başlayan Türk atasözü .
1. Jandarma her zaman lazım: Toplumda düzeni ve asayişi sağlayan bir gücün varlığının kaçınılmaz olduğunu ifade eden halk deyişidir.
2. Japonun işi, Türkün dişi: Japonların çalışkanlığına ve Türklerin dayanıklılığına/lezzet kültürüne vurgu yapan modern bir halk deyişidir.
3. Japonun sanatı, Almanı inadı: Farklı milletlerin öne çıkan karakteristik özelliklerini (teknoloji ve azim) kıyaslayan bir deyiştir.
4. Jargon bilmeyen, meclise giremez: Belirli bir çevrenin veya meslek grubunun konuşma dilini bilmeyen kişinin o grupta kabul göremeyeceğini ifade eden vecize.
5. Jesti yapan, karşılığını bekler: Birine karşılıksız gibi görünen bir iyilik yapan kişinin, içten içe bir takdir veya karşılık umduğunu belirten sosyal bir tespittir.
6. Jimnastik yapmayan vücut paslanır: Hareket etmeyen, çalışmayan bedenin ve zihnin zamanla yeteneklerini kaybedeceğini anlatan deyiş.
7. Jokey ata göre, at piste göre: Bir işin başarısı için hem yönetenin yeteneğinin hem de imkanların birbirine uygun olması gerektiğini anlatan deyiş.
8. Joker her deliğe girer: Her işe uyum sağlayan, her sorunu çözen veya her yere sızabilen çok yönlü kişileri tanımlayan halk deyişidir.
9. Jurnalcinin mumu yatsıya kadar yanar: Başkasını haksız yere şikayet eden veya gammazlayan kişinin yalanının çok geçmeden ortaya çıkacağını ifade eder.
10. Jüri kararı tartışılamaz: Bir konuda son sözü söyleme yetkisine sahip olan merciiye saygı duyulması gerektiğini belirten bir kural deyişidir.